Ankara Şirket Avukatı

Son güncelleme: Okuma süresi: 39 dakika

Türkiye'deki bütün anonim ve limited şirketlerin önünde 31 Aralık 2026 tarihli bir yükümlülük duruyor. Sermayesi yasal eşiğin altında kalan şirketler bu tarihe kadar sermayelerini yükseltmezse kendiliğinden dağılmış — kanunun ifadesiyle infisah etmiş — sayılacak (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Geçici m.15). Eşik, anonim şirketlerde 250.000 TL, limited şirketlerde 50.000 TL. Kanun metnine bakan bir okuyucunun bu tutarları göremeyeceğini de baştan söylemek gerekir: TTK m.332 hâlâ "ellibin", m.580 hâlâ "onbin Türk Lirası" yazar; artış Cumhurbaşkanı Kararı ile yapıldığı için kanun maddesine işlenmemiştir.

Bu sayfa, bir Ankara şirket avukatının günlük olarak karşılaştığı meseleleri kanun maddesi düzeyinde ele alıyor: şirket kuruluşunda verilen kararların geri dönüşü, ortağın şirket borcundan — ve şirketin vergi borcundan — ne ölçüde sorumlu olduğu, pay devrinin hangi şekil şartlarına bağlı bulunduğu, ortaklar anlaşamadığında hangi davanın hangi nisapla açılabildiği, ticari sözleşmelerde tacir olmanın ne gibi bir bedeli olduğu, alacağın icra takibiyle mi dava yoluyla mı istenmesi gerektiği ve ticari uyuşmazlıkların büyük bölümünde dava açılmadan önce tamamlanması zorunlu olan arabuluculuk sürecinin kuralları.

İkinci mesele güncelliktir. Ticaret hukuku son üç yılda üst üste değişti: 7511 sayılı Kanun (23 Mayıs 2024) Türk Ticaret Kanunu'nda, 7445 sayılı Kanun (28 Mart 2023) ve 7531 sayılı Kanun (7 Kasım 2024) arabuluculuk rejiminde, 7550 sayılı Kanun (4 Haziran 2025) usul hükümlerinde değişiklik yaptı. Bu değişikliklerden biri, arabuluculuk toplantısına katılmayan tarafa uygulanan yaptırımı hafifletti; internette dolaşan metinlerin neredeyse tamamı hâlâ eski ve daha ağır hâli anlatmaktadır. Aşağıda bu noktanın üzerinde ayrıca duruluyor.

Ankara şirket avukatı desteği, uyuşmazlık çıktıktan sonra dava takibiyle sınırlı bir iş değildir. Sermaye tablosunun yasal eşiği karşılayıp karşılamadığı, sözleşmedeki cezai şartın kimin aleyhine sonuç doğuracağı, faturaya süresinde itiraz edilip edilmediği veya ihtarın kanunun saydığı yollardan biriyle gönderilip gönderilmediği gibi noktalar, sorun büyümeden bakıldığında birkaç saatlik işken; sonradan bakıldığında davanın konusu hâline gelir.

Kısaca Özet
  • Sermayesi 250.000 TL (anonim) veya 50.000 TL (limited) altında olan şirketler, sermayelerini 31 Aralık 2026'ya kadar yükseltmezse infisah etmiş sayılır (TTK Geçici m.15/1). Ticaret Bakanlığı bu süreyi birer yıl olarak en çok iki kez uzatabilir (f.3); bu sayfanın güncellendiği tarih itibarıyla uzatma yapılmamıştır.
  • Bu artırım için yapılacak genel kurulda toplantı nisabı aranmaz, karar toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır ve bu karar aleyhine imtiyaz kullanılamaz (Geçici m.15/2). Ortağı ulaşılamayan veya direnen şirketler için asıl kolaylık burasıdır.
  • Limited şirket ortağı şirketin borcundan sorumlu değildir (TTK m.573/2, m.602) — ancak kamu alacaklarında sermaye hissesi oranında doğrudan doğruya sorumludur (6183 sayılı Kanun m.35/1). Payını devretmiş olması da kurtarmaz: devir öncesine ait kamu borçlarından devreden ve devralan müteselsilen sorumludur.
  • Ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabulucuya başvurmuş olmak dava şartıdır (TTK m.5/A). Konusu para olmayan davalar — fesih, genel kurul kararının iptali, ortaklıktan çıkarma — bu kapsamda değildir.
  • Arabuluculuk toplantısına mazeretsiz katılmayan tarafa uygulanan yaptırım 7 Kasım 2024'te hafifletildi: bu taraf artık yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur ve lehine vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir (6325 sayılı Kanun m.18/A/11). Eski kural giderin tamamıydı ve lehine ücrete hiç hükmedilmiyordu.
  • Sözleşmede tahkim şartı varsa dava şartı olarak arabuluculuk hükümleri uygulanmaz (m.18/A/18). Sözleşmeye konulan tek bir madde, uyuşmazlığın izleyeceği yolu baştan değiştirir.
  • Tacir, cezai şartın aşırı olduğunu ileri sürerek indirim isteyemez (TTK m.22). Tacir olmayan borçlunun kullanabildiği bu hak, ticari sözleşmelerde kapalıdır.
  • Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmezse içeriği kabul edilmiş sayılır (TTK m.21/2). Bu, borcun varlığının kabulü değildir; sözleşme ilişkisinin ayrıca ispatı gerekir.
  • Limited şirkette pay devri yazılı yapılır, imzalar noterce onanır ve şirket sözleşmesinde aksi yoksa genel kurul onayıyla geçerli olur; genel kurul sebep göstermeksizin reddedebilir, ancak başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmezse onay vermiş sayılır (TTK m.595).
  • Haklı sebeple fesih davasını anonim şirkette sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahipleri açabilir; limited şirkette her ortak açabilir. Mahkeme her iki hâlde de fesih yerine payın gerçek değerinin ödenip davacının çıkarılmasına karar verebilir (TTK m.531, m.636/3).

31 Aralık 2026: Asgari Sermaye Eşiği ve İnfisah Riski

25 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, anonim ve limited şirketler için kanunda öngörülen en az sermaye tutarlarını 1 Ocak 2024'ten geçerli olmak üzere yükseltti. Bu yetkinin kaynağı kanunun kendisidir: TTK m.332/1'in son cümlesi en az sermaye tutarının Cumhurbaşkanınca artırılabileceğini, m.580/2 ise limited şirketlerdeki tutarın on katına kadar artırılabileceğini söyler. Dolayısıyla kanun metnindeki sayılarla yürürlükteki sayılar birbirinden farklıdır ve bu fark, yalnızca kanun metnine bakılarak yapılan değerlendirmelerin hatalı çıkmasının en sık nedenidir.

Şirket türüKanun metnindeki tutarYürürlükteki tutarDayanak
Anonim şirket (esas sermaye) 50.000 TL 250.000 TL TTK m.332/1 + 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı
Limited şirket (esas sermaye) 10.000 TL 50.000 TL TTK m.580/1-2 + 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı
Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirket (başlangıç sermayesi) 100.000 TL 500.000 TL TTK m.332/1 + 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı

Yükümlülüğün kendisi ise 7511 sayılı Kanun'la (23 Mayıs 2024) TTK'ya eklenen Geçici m.15'te düzenlendi. Hükmün birinci fıkrası açıktır: sermayeleri en az sermaye tutarının altında olan anonim ve limited şirketler sermayelerini 31 Aralık 2026 tarihine kadar bu tutarlara yükseltirler, aksi hâlde infisah etmiş sayılırlar. Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirketler bakımından sonuç farklıdır: bu şirketler başlangıç ve çıkarılmış sermayelerini 500.000 TL'ye yükseltmezlerse infisah etmez, kayıtlı sermaye sisteminden çıkmış sayılırlar.

"İnfisah etmiş sayılma" ne anlama gelir?

İnfisah, bir mahkeme kararına veya ortakların ayrı bir iradesine ihtiyaç duyulmaksızın şirketin kanun gereği sona ermesidir. Sona erme şirketin tüzel kişiliğini o anda ortadan kaldırmaz; şirket tasfiye hâline girer, ticaret unvanına "tasfiye hâlinde" ibaresi eklenir ve tasfiye memurları eliyle yürütülen bir süreç başlar. Bu sürecin sonunda kayıt ticaret sicilinden silinir. Şirketin ticari faaliyetine devam etme imkânı ise tasfiye amacıyla sınırlıdır; yeni işlere girişilmesi bu amaçla bağdaşmaz.

Tasfiye kapandıktan sonra ek tasfiye işlemi yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescilini isteyebilir (TTK m.547). Bu yola uygulamada "ihya" denir. 7511 sayılı Kanun, kooperatifleri de kapsayacak biçimde bu imkânı genişleten bir ek cümle getirdi. Ancak ihya kendiliğinden ve kolay bir yol değildir: mahkeme, ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının gerçekten zorunlu olduğuna kanaat getirmek durumundadır ve yeniden tescil bu işlemler sonuçlanıncaya kadar geçerlidir. Yani sermaye artırımını süresinde yapmamanın karşılığı, sonradan başvurulabilecek bir düzeltme mekanizması değildir.

Asıl kolaylık: artırım genel kurulunda nisap aranmıyor

Sermaye artırımı kararı, olağan şartlarda esas sözleşme değişikliği anlamına gelir ve kanunun ya da esas sözleşmenin öngördüğü toplantı ve karar nisaplarına tabidir. Uygulamada şirketleri kilitleyen sorun da genellikle tutarın kendisi değil, bu nisaba ulaşılamamasıdır: ortaklardan biri yurt dışındadır, adresi bilinmemektedir, mirasçılar arasında anlaşma yoktur veya azınlık pay sahibi kararı bilinçli olarak engellemektedir.

Geçici m.15/2 bu tıkanıklığı doğrudan çözer. Sermayenin m.332 ve m.580'de öngörülen tutarlara yükseltilmesi için yapılacak genel kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğu ile alınır ve bu kararlar aleyhine imtiyaz kullanılmaz. Yani tek bir ortağın katılımıyla toplanan genel kurul bile bu kararı alabilir ve oyda imtiyazlı paya sahip bir ortak, imtiyazını bu kararı engellemek için kullanamaz. Hükmün kapsamı yalnızca asgari tutara yükseltmeye özgüdür; aynı toplantıda görüşülecek diğer gündem maddeleri kendi nisaplarına tabi kalır.

Sık karıştırılan nokta. Sermayenin yükseltilmesi, ortakların cebinden yeni para çıkarması anlamına gelmek zorunda değildir. Şirketin bilançosunda dağıtılmamış kâr, olağanüstü yedek akçe veya sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği bir fon bulunuyorsa artırım iç kaynaklardan yapılabilir. Hangi kalemin ne ölçüde kullanılabileceği, artırımın türüne ve şirketin son bilançosuna göre ayrıca değerlendirilir.

Süre uzatılabilir — ama uzatılmış değil

Geçici m.15/3, Ticaret Bakanlığı'na birinci fıkradaki süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatma yetkisi verir. Bu, teorik olarak son tarihin 31 Aralık 2028'e kadar çekilebileceği anlamına gelir. Ancak yetkinin varlığı ile kullanılmış olması aynı şey değildir: bu sayfanın güncellendiği tarih itibarıyla süre uzatılmamıştır ve yürürlükteki son tarih 31 Aralık 2026'dır. Sermaye artırımı; genel kurul kararı, esas sözleşme tadil metni, ticaret sicili tescili ve gerektiğinde mali müşavir raporu gibi adımları içerdiğinden, yılın son haftalarına bırakılması hâlinde işlemin tescille tamamlanamaması riski doğar. Karar tarihi ile tescil tarihinin aynı yıla sığması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Sermaye tutarının yasal eşiği karşılayıp karşılamadığının kontrolü, bir Ankara şirket avukatının şirket dosyasını açtığında baktığı ilk kalemler arasındadır; kontrol, ticaret sicili kaydındaki sermaye satırının okunmasıyla tamamlanır.

Anonim mi Limited mi? Türler Arasındaki Yapısal Farklar

Şirket türleri arasındaki ayrım, ticaret ve şirketler hukukunun en temel sınıflandırmasıdır ve seçilen tür şirketin bütün yaşam döngüsünü etkiler. TTK m.124'e göre ticaret şirketleri kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden oluşur. Bunlardan kollektif ve komandit şirket şahıs şirketi; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket ise sermaye şirketi sayılır. Uygulamada kurulan şirketlerin büyük bölümü anonim veya limited şirkettir ve tür seçimi, sonradan değiştirilmesi mümkün olsa da maliyetli olan bir karardır.

ÖlçütAnonim şirketLimited şirket
En az sermaye (yürürlükteki) 250.000 TL 50.000 TL
Ortak sayısı Alt ve üst sınır yok (tek kişiyle kurulabilir) Tek kişiyle kurulabilir, elliyi aşamaz (m.574/1)
Yönetim organı Yönetim kurulu (m.359 vd.) Müdür veya müdürler kurulu; ortaklardan en az birinin müdür olması zorunludur
Ortağın şirket borcundan sorumluluğu Yok; taahhüt ettiği sermaye ile sınırlı Yok; taahhüt ettiği esas sermaye payı ile sınırlı (m.573/2, m.602)
Kamu (vergi/SGK) borcunda ortağın sorumluluğu Ortak olarak sorumluluk yok (sorumluluk kanuni temsilcide) Sermaye hissesi oranında doğrudan sorumluluk (6183 m.35)
Pay devrinin şekli Pay senedi çıkarılmışsa ciro ve zilyetliğin devri; senetsiz payda yazılı devir Yazılı sözleşme + imzaların noter onayı + genel kurul onayı (m.595)
Pay devrinin vergisel sonucu Şartları varsa pay senedi devri gelir vergisinden istisna olabilir Devir kazancı esas olarak vergiye tabidir
Haklı sebeple fesih davası Sermayenin en az 1/10'unu (halka açıkta 1/20) temsil eden pay sahipleri (m.531) Her ortak (m.636/3)
Ortaklıktan çıkma / çıkarma Kanunda çıkma hakkı düzenlenmemiştir Sözleşmeyle çıkma hakkı tanınabilir; haklı sebeple çıkma ve çıkarma davası mümkündür (m.638-640)
Halka arz / tahvil ihracı Mümkün Mümkün değil

Tablodaki satırlardan ikisi tür seçimini fiilen belirler. Birincisi kamu borcu sorumluluğu satırıdır: limited şirket ortağı, şirketten tahsil edilemeyen vergi ve prim borçlarından sermaye payı oranında doğrudan sorumludur; anonim şirkette ortak sıfatına bağlı böyle bir sorumluluk yoktur. İkincisi pay devri satırıdır: limited şirkette devir noter onayına ve kural olarak genel kurul onayına bağlıdır, yani ortak kendi payını istediği kişiye istediği anda devredemeyebilir; anonim şirkette pay devri ilke olarak serbesttir.

Buna karşılık limited şirketin yönetim yapısı daha yalındır ve kuruluş sermayesi beş kat daha düşüktür. Ortak sayısının elliyi aşması ihtimali bulunan, ortak yapısının sık değişmesi beklenen ya da yatırımcı girişine açık olacak yapılarda anonim şirket; sınırlı ortakla yürütülecek, ortaklık yapısının sabit kalması istenen işlerde limited şirket tercih edilmektedir. Kararın somut olarak verilebilmesi için ortak sayısı, sermaye büyüklüğü, faaliyet konusundaki izin rejimi ve payların gelecekte devredilme ihtimali birlikte değerlendirilir.

Ortak sayısı bire düşerse

Limited şirkette ortak sayısının bire düşmesi şirketi sona erdirmez; ancak bu sonucu doğuran işlem tarihinden itibaren yedi gün içinde durumun müdürlere yazıyla bildirilmesi gerekir (TTK m.574/2). Müdürler de bu bildirimi aldıktan sonra tek ortaklı hâli ticaret siciline tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. Bu bildirimin yapılmaması, tek ortaklı duruma düşen şirketlerde en sık rastlanan tescil eksikliğidir.

Şirket Kuruluşunda Verilen Kararların Geri Dönüşü

Şirket kuruluşu, birkaç belgenin imzalanıp ticaret siciline verilmesinden ibaret bir işlem gibi görünür. Oysa kuruluş sırasında alınan kararların bir bölümü, sonradan değiştirilmesi ya ağırlaştırılmış nisaba ya da diğer ortakların onayına bağlı olduğu için fiilen kalıcıdır. Esas sözleşmede yer alması gereken zorunlu kayıtların yanında, yer alabilecek ihtiyari kayıtlar da vardır ve şirketin ileride yaşayacağı uyuşmazlıkların büyük bölümü, bu ihtiyari kayıtların hiç konulmamış olmasından doğar.

Kuruluşta belirlenen ve sonradan zor değişen konular

  • Sermaye ve payların dağılımı. Ortaklık oranı, yalnızca kâr payını değil; genel kurulda karar alma gücünü, azınlık haklarının kullanılabilirliğini ve limited şirkette kamu borcu sorumluluğunun ölçüsünü de belirler.
  • Temsil yetkisinin kapsamı ve şekli. Tek imzayla mı, çift imzayla mı temsil edileceği; hangi işlemlerin sınırlı yetkiye tabi olacağı. Bu kayıt eksik bırakıldığında, yetkisiz temsil iddiası her uyuşmazlıkta gündeme gelir.
  • Pay devrinin sınırlanması. Limited şirkette şirket sözleşmesiyle devir yasaklanabilir veya kolaylaştırılabilir (TTK m.595/4, m.621/1-c). Anonim şirkette payların devrini sınırlayan bağlam hükümleri esas sözleşmeye yazılabilir. Kuruluşta konulmayan bu kayıt, sonradan ağırlaştırılmış nisap gerektirir.
  • Ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri. Limited şirkette ortaklar, sermaye payı bedeli dışında ek ödemeyle yükümlü tutulabilir; ancak bunun için şirket sözleşmesinde hüküm bulunması şarttır (TTK m.603). Sonradan getirilmesi ortakların durumunu ağırlaştırdığı için özel nisaba tabidir.
  • Ortağın çıkarılma sebepleri. Limited şirkette bir ortağın genel kurul kararıyla çıkarılabileceği sebepler yalnızca şirket sözleşmesinde öngörülmüşse uygulanabilir (TTK m.640/1). Sözleşmede sebep yoksa tek yol mahkemeden haklı sebeple çıkarma istemektir.
  • Elektronik toplantı imkânı. Yönetim kurulu, müdürler kurulu ve genel kurulun elektronik ortamda yapılabilmesi, esas sözleşmede veya şirket sözleşmesinde düzenlenmiş olması şartına bağlıdır (TTK m.1527/1-2). Bu kayıt bulunmayan şirketlerde ortakların yurt dışında olması her toplantıyı zora sokar.

Kuruluş aşamasında yapılan bir başka yaygın hata, ana sözleşmenin ticaret sicili müdürlüklerinde kullanılan örnek metinden hiç değiştirilmeden alınmasıdır. Örnek metin tescil için yeterlidir; ancak ortaklar arasındaki ilişkinin nasıl yürüyeceğine dair hiçbir düzenleme içermez. Örnek metinle kurulan iki ortaklı bir şirkette ortaklar anlaşamadığında, elde kalan tek hukuki araç genellikle mahkemeden fesih istemek olur. Kuruluş aşamasında bir Ankara şirket avukatı ile çalışmanın karşılığı da tam olarak buradadır: sonradan ağırlaştırılmış nisap gerektiren veya hiç kurulamayan kayıtların baştan esas sözleşmeye yazılması.

Şirket Ortağı Şirketin Borcundan Sorumlu Olur mu?

Bu sorunun ticaret hukukundaki cevabı ile vergi hukukundaki cevabı farklıdır ve karışıklık buradan doğar. TTK m.573/2 limited şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumlu olmadığını, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ile yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlü olduklarını söyler. m.602 ise şirketin borç ve yükümlülüklerinden sadece malvarlığıyla sorumlu olduğunu tekrarlar. Anonim şirkette pay sahibinin durumu da aynı esasa tabidir.

Buna karşılık 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m.35/1, limited şirket ortakları bakımından farklı bir rejim kurar: şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından ortaklar sermaye hissesi oranında doğrudan doğruya sorumludur ve bu Kanun hükümlerine göre takibe tabi tutulur. Buradaki "doğrudan doğruya" ifadesi önemlidir: alacaklı idarenin ayrıca dava açmasına gerek yoktur, ortak hakkında doğrudan takip yapılabilir.

Borcun niteliğiLimited şirketteAnonim şirketteDayanak
Özel hukuk borcu (tedarikçi, banka, kira, tazminat) Ortak sorumlu değil; sorumluluk taahhüt edilen sermaye payıyla sınırlı Pay sahibi sorumlu değil TTK m.573/2, m.602
Kamu alacağı (vergi, SGK primi, idari para cezası) Ortak, sermaye hissesi oranında doğrudan sorumlu Pay sahibi sıfatına bağlı sorumluluk yok 6183 m.35/1
Kamu alacağı — pay devredilmişse Devir öncesine ait borçlardan devreden ve devralan müteselsilen sorumlu 6183 m.35 (5766 sayılı Kanun'la eklenen fıkra)
Kamu alacağı — kanuni temsilci (müdür / yönetim kurulu üyesi) Şahsi malvarlığından sorumlu; ödediği tutar için şirkete rücu edebilir Şahsi malvarlığından sorumlu 6183 mükerrer m.35
Kamu alacağı — şirket tasfiyeye girmişse Tasfiyeye girmiş veya tasfiye edilmiş olmak, kanuni temsilcilerin tasfiyeden önceki döneme ait sorumluluğunu kaldırmaz 6183 mükerrer m.35

Tablodaki üçüncü satır, hisse devri yapılırken durum tespitinin neden zorunlu olduğunu gösterir. Payını devreden ortak, devirle birlikte geçmişten kurtulmuş olmaz: devir öncesine ait kamu borçlarından devralanla birlikte müteselsilen sorumlu kalır. Aynı biçimde payı devralan kişi, devirden önce doğmuş ancak henüz tahakkuk etmemiş vergi borçlarını da devralmış olur. Devir sözleşmesine yazılan "devir tarihinden önceki borçlar devredene aittir" kaydı taraflar arasında geçerlidir ve rücu ilişkisini düzenler; ancak idareye karşı ileri sürülemez, yani takibi engellemez.

Dördüncü satır ise müdür veya yönetim kurulu üyesi olan ortaklar bakımından belirleyicidir. Kanuni temsilcinin sorumluluğu sermaye payıyla sınırlı değildir; şahsi malvarlığına yönelir. Bu nedenle küçük paya sahip bir ortağın aynı zamanda müdür olarak atanması, o ortağın maruz kaldığı riski payıyla ölçülemeyecek ölçüde büyütür. Müdürlük ile ortaklığın kimlerde birleştiği, kuruluşta yapılan en kritik tercihlerden biridir.

Karıştırılmaması gereken ayrım. Kamu borcu için ortağa gidilebilmesi, borcun şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması şartına bağlıdır. İdarenin bu şart gerçekleşmeden doğrudan ortağa yönelmesi hâlinde takibe karşı hukuki yollar açıktır. Vergi borcunun şirket nezdinde hangi aşamada olduğu, ödeme emrinin kime ve hangi sırayla tebliğ edildiği bu nedenle ayrıca incelenir. Vergi ve prim borcunda dava süreleri kısa olduğundan, tebliğ tarihinin kaydedilmesi kritik önem taşır — ayrıntı için vergi hukuku avukatı sayfasına bakılabilir.

Pay ve Hisse Devri: Noter Onayı, Genel Kurul ve Üç Aylık Kural

Uygulamada "hisse devri" olarak adlandırılan işlem, iki şirket türünde birbirine hiç benzemeyen usullere tabidir. Anonim şirkette payların devri ilke olarak serbesttir; pay senedi çıkarılmışsa devir, senedin ciro edilerek zilyetliğinin geçirilmesiyle tamamlanır, senetsiz paylarda ise yazılı devir sözleşmesi ve pay defterine kayıt gündeme gelir. Esas sözleşmeye konulmuş bağlam hükümleri bu serbestiyi sınırlayabilir; bu hükümler yoksa şirketin onayı aranmaz.

Limited şirkette ise TTK m.595 üç ayrı şart sıralar. Devir ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır (f.1). Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır ve devir bu onayla geçerli olur (f.2). Üçüncü fıkra bunu daha da ağırlaştırır: şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse genel kurul, onayı sebep göstermeksizin reddedebilir.

Bu son cümle, limited şirket ortağı olmanın en az bilinen sonucudur. Ortak payını satmak üzere alıcı bulmuş, bedeli kararlaştırmış ve noterde imzaları onaylatmış olsa bile, genel kurul onay vermezse devir geçerli hâle gelmez ve gerekçe de açıklamak zorunda değildir. Devir sözleşmesine konulan bedelin ödenmiş olması bu sonucu değiştirmez; ortada geçerli bir devir yoktur ve pay hâlâ devredende kalır.

Kilidi açan iki hüküm: üç aylık süre ve haklı sebeple çıkma

Kanun ortağı bu durumda tamamen çaresiz bırakmaz. TTK m.595/7 uyarınca başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır. Yani genel kurulun sessiz kalması, süre geçtiğinde onay sonucu doğurur. Bu nedenle devir talebinin şirkete ne zaman ve nasıl ulaştığı — ispatlanabilir biçimde — kaydedilmelidir; üç aylık sürenin başlangıcı bu tarihtir.

İkinci imkân m.595/5'te yer alır: şirket sözleşmesi devri yasaklamışsa veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklıdır. Payını satamayan ortağın önünde, mahkemeden çıkma talep etme yolu açıktır ve çıkma hâlinde ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir (TTK m.641/1). "Gerçek değer" ifadesi, payın itibari değerinden ya da defter değerinden farklıdır; şirketin bilanço dışı değerlerini de kapsayacak biçimde bilirkişi incelemesiyle belirlenir.

AşamaLimited şirketAnonim şirket
Şekil şartı Yazılı sözleşme + imzaların noter onayı (m.595/1) Pay senedi varsa ciro + zilyetliğin devri; yoksa yazılı devir
Şirketin onayı Şirket sözleşmesinde aksi yoksa genel kurul onayı zorunlu; devir onayla geçerli olur (m.595/2) Kural olarak gerekmez; esas sözleşmedeki bağlam hükümleri saklı
Onayın reddi Sebep göstermeksizin reddedilebilir (m.595/3) Bağlam hükmü yoksa ret imkânı yok
Sessiz kalma Başvurudan itibaren 3 ay içinde reddedilmezse onay verilmiş sayılır (m.595/7)
Devir yasaklanabilir mi? Evet, şirket sözleşmesiyle (m.595/4). Bu kaydın konulması/kaldırılması 2/3 oy + sermayenin salt çoğunluğu nisabına tabidir (m.621/1-c) Esas sözleşmeyle sınırlandırılabilir
Ret hâlinde ortağın yolu Haklı sebeple çıkma hakkı saklıdır (m.595/5); ayrılma akçesi payın gerçek değeri üzerinden hesaplanır (m.641) Payı borsada veya üçüncü kişiye devir; kanunda çıkma hakkı düzenlenmemiştir
Kamu borcu boyutu Devir öncesine ait kamu borçlarından devreden ve devralan müteselsilen sorumlu (6183 m.35) Pay sahibi sıfatına bağlı sorumluluk yok

Devir işleminden önce yapılması gereken inceleme yalnızca sicil kaydıyla sınırlı değildir. Şirketin vergi ve prim borcu durumu, devam eden icra takipleri, açılmış davalar, kefalet ve teminat taahhütleri, çek ve senet yükümlülükleri, kira ve tedarik sözleşmelerindeki ortaklık yapısı değişikliğine bağlı fesih kayıtları ile şirket sözleşmesindeki devir sınırlamaları birlikte gözden geçirilir. Bu incelemenin yapılmadığı devirlerde, devralan kişi ödediği bedelin çok üzerinde bir yükümlülükle karşılaşabilir ve elindeki tek imkân devredene rücu etmek olur.

Ortaklar Anlaşamazsa: Fesih Davasının Alternatifi Var

Ortaklar arasındaki anlaşmazlık, şirketin faaliyetini fiilen durdurabilir: genel kurul toplanamaz, kâr dağıtılamaz, müdür atanamaz, bankada işlem yapılamaz. Bu noktada gündeme gelen dava haklı sebeple fesih davasıdır; ancak bu davanın adı sonucu hakkında yanıltıcıdır. Kanun mahkemeye, fesih dışında karar verme yetkisi tanımıştır.

Anonim şirkette TTK m.531 uyarınca haklı sebeplerin varlığında sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilir. Aynı maddenin ikinci cümlesi şu imkânı verir: mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacıların şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.

Limited şirkette rejim iki noktada farklıdır. Birincisi, m.636/3 uyarınca haklı sebeplerin varlığında her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir; anonim şirketteki onda bir barajı yoktur, tek paylı bir ortak da bu davayı açabilir. İkincisi, mahkemeye tanınan alternatif karar yetkisi burada da vardır: istem yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına ya da duruma uygun düşen başka bir çözüme hükmedebilir.

Limited şirkette ayrıca organ yokluğu sebebiyle fesih yolu düzenlenmiştir. m.636/2'ye göre uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin istemi üzerine mahkeme müdürleri dinleyerek şirkete durumu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre verir; buna rağmen durum düzeltilmezse feshe karar verir. Bu hüküm, alacaklılara da dava hakkı tanıdığı için ortaklar arası tıkanıklığın dışarıya yansıyan yüzüdür.

YolKimin açabileceğiMahkemenin verebileceği kararDayanak
Haklı sebeple fesih (AŞ) Sermayenin en az 1/10'unu (halka açıkta 1/20) temsil eden pay sahipleri Fesih veya payların gerçek değerinin ödenip davacının çıkarılması veya duruma uygun başka çözüm TTK m.531
Haklı sebeple fesih (Ltd) Her ortak (pay oranı şartı yok) Fesih veya payın gerçek değerinin ödenip davacının çıkarılması veya başka çözüm TTK m.636/3
Organ yokluğu / genel kurulun toplanamaması (Ltd) Ortaklar veya şirket alacaklıları Önce uygun hâle getirme için süre; düzeltilmezse fesih TTK m.636/2
Haklı sebeple çıkma (Ltd) Çıkmak isteyen ortak Çıkmaya izin; dava süresince hak ve borçların dondurulması gibi tedbirler TTK m.638/2
Haklı sebeple çıkarma (Ltd) Şirket (genel kurul kararıyla mahkemeye başvurur) Ortağın şirketten çıkarılması TTK m.640/3, m.616/1-h, m.621/1-h
Sözleşmeye dayalı çıkarma (Ltd) Genel kurul (sebep şirket sözleşmesinde yazılıysa) Karara karşı ortak, noter bildiriminden itibaren 3 ay içinde iptal davası açabilir TTK m.640/1-2

Tablodan çıkan pratik sonuç şudur: fesih davası, şirketin kapanmasını isteyen ortağın elindeki bir tehdit aracı olmaktan çok, ortaklıktan değerini alarak çıkmanın yolu olarak işlev görür. Mahkemenin alternatif çözüme karar verebilmesi de bu yönde bir eğilim doğurur; şirketin ekonomik varlığını sürdürebildiği hâllerde fesih yerine çıkarma tercih edilir. Dava dilekçesinde talebin bu ihtimali kapsayacak şekilde kurulması, dava sonunda elde edilecek sonucu belirler.

Limited Şirkette Ortaklıktan Çıkma ve Çıkarma

Limited şirket, ortakların birbirine bağlı olduğu bir yapı olduğundan kanun burada anonim şirkette bulunmayan iki mekanizma öngörmüştür. İlki çıkma: şirket sözleşmesi ortaklara çıkma hakkı tanıyabilir ve bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir (TTK m.638/1). Sözleşmede böyle bir hüküm yoksa her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir (m.638/2). Mahkeme, dava süresince davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına ya da davacının durumunu teminat altına alan başka önlemlere karar verebilir.

Bir ortağın çıkma istemesi diğer ortakları da harekete geçirebilir. m.639'a göre ortaklardan biri şirket sözleşmesindeki hükme dayanarak çıkma istediğinde veya haklı sebeple çıkma davası açtığında, müdürler gecikmeksizin diğer ortakları bundan haberdar eder; diğer ortaklardan her biri, haberin kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde kendisinin de çıkmaya katılmasını isteyebilir. Uygulamada gözden kaçan bu hüküm, tek ortağın çıkma talebinin ortaklık yapısının tamamını değiştirebileceğini gösterir.

İkinci mekanizma çıkarmadır. Şirket sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararıyla şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir (m.640/1). Çıkarma kararına karşı ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir (m.640/2). Sözleşmede sebep öngörülmemişse şirket, haklı sebebe dayanarak mahkemeden ortağın çıkarılmasını isteyebilir (m.640/3). Bu istemde bulunmak genel kurulun devredilemez yetkilerindendir (m.616/1-h) ve karar, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasıyla alınır (m.621/1-h).

Her iki hâlde de ortağın malî hakkı ayrılma akçesidir: ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan tutarı isteme hakkına sahiptir (m.641/1). Ancak akçenin ödenmesi kanunda şarta bağlanmıştır (m.642); şirketin kullanılabilir özkaynağı bulunması gibi koşullar gerçekleşmeden ödeme yapılamaz. Bu nedenle ayrılma akçesinin tutarının belirlenmesi ile fiilen tahsil edilmesi iki ayrı meseledir ve dava açılırken bu ayrım gözetilmelidir.

Ticari Sözleşmeler: Tacir Olmanın Sözleşmedeki Bedeli

Ticari sözleşme, kural olarak Türk Borçlar Kanunu'na tabidir; ancak taraflardan biri veya ikisi tacir olduğunda TTK'nın özel hükümleri devreye girer ve bu hükümler tacirin aleyhine sonuç doğuracak biçimde kurulmuştur. Bunun temelinde m.18/2 yer alır: her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu ölçüt, tacirin sözleşmeyi okumadığı, şartları anlamadığı veya piyasa koşullarını öngöremediği yönündeki savunmaları büyük ölçüde etkisiz kılar.

Sözleşmenin ticari nitelik kazanması için her iki tarafın tacir olması da şart değildir. m.19/2 uyarınca taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır. m.19/1 ise bir tacirin borçlarının ticari olmasını asıl kabul eder; gerçek kişi tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını karşı tarafa açıkça bildirmemişse borç ticari sayılır.

KuralTacir bakımından sonucuDayanak
Basiretli iş adamı ölçütü Özen borcu ağırlaşır; "bilmiyordum, öngöremedim" savunmaları büyük ölçüde dinlenmez TTK m.18/2
Cezai şartın indirilmesi Tacir, aşırı olduğu iddiasıyla indirim isteyemez TTK m.22
Faiz oranı Ticari işlerde serbestçe belirlenir; kanuni oranla bağlı değildir TTK m.8/1
Bileşik faiz Yalnızca cari hesaplarda ve iki taraf için de ticari olan ödünç sözleşmelerinde, üç aydan aşağı olmamak üzere kararlaştırılabilir TTK m.8/2
Zamanaşımı süresi Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen süreler, aksine düzenleme yoksa sözleşmeyle değiştirilemez TTK m.6
Birlikte borç altına girme Kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsil sorumluluk asıldır (adi borçta aksi geçerlidir) TTK m.7/1
Ticari kefalet Asıl borçlu ile kefil ve kefiller arasındaki ilişkide de teselsül karinesi uygulanır; ancak ödemenin yapılmadığı ihbar edilmeden kefile temerrüt faizi yürütülemez TTK m.7/1-2
Ücret isteme Tacir, ticari işletmesiyle ilgili gördüğü iş veya hizmet için sözleşme olmasa da uygun ücret isteyebilir; verdiği avans ve giderler için ödeme tarihinden faize hak kazanır TTK m.20

Ticari sözleşme hazırlanırken üzerinde durulması gereken kayıtlar bu tablodan doğar. Ödeme takvimi ve temerrüdün hangi anda doğacağı, faiz oranının serbestçe belirlenebilmesi nedeniyle ayrıca yazılmalıdır; oran yazılmadığında uygulanacak kanuni oran, ticari hayatın gerçekleriyle örtüşmeyebilir. Teminat mekanizması — teminat senedi, banka teminat mektubu, rehin, kefalet — alacağın tahsil kabiliyetini belirleyen tek kalemdir ve sözleşme kurulurken düzenlenmediğinde sonradan tek taraflı olarak kurulamaz. Yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk kaydı, uyuşmazlığın nerede görüleceğini; tahkim kaydı ise uyuşmazlığın hangi yolu izleyeceğini baştan belirler.

Bayilik, distribütörlük ve franchise sözleşmelerinde ayrıca sözleşme sonrası ilişkiyi düzenleyen kayıtlar önem taşır: rekabet yasağının süresi ve coğrafi kapsamı, stokun geri alınması, müşteri listesinin akıbeti ve denkleştirme talebi. Tedarik ve hizmet sözleşmelerinde ise ayıp ihbarının süresi ile gecikme hâlinde uygulanacak yaptırımın niteliği belirleyicidir. İşyeri kiralanarak yürütülen faaliyetlerde kira ilişkisinin şirket adına mı ortak adına mı kurulduğu, şirketin taşınması veya devri hâlinde doğrudan sonuç doğurur — bu ilişkinin kuralları için kira hukuku avukatı sayfasına bakılabilir.

Cezai Şart: Tacir İndirim İsteyemez

Türk Borçlar Kanunu, aşırı cezai şart karşısında borçluyu korur: m.182/3 uyarınca hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu indirir. Bu, borçlunun elindeki en güçlü savunmadır. Ancak TTK m.22 bu savunmayı tacirler bakımından kapatır: tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanunu'nun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez.

Hükmün pratik sonucu şudur: iki tacir arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cezai şart, tutarı ne kadar yüksek olursa olsun kural olarak olduğu gibi uygulanır. Sözleşmeyi imzalarken cezai şartın hesaplanma biçimine bakılmamış olması, sonradan mahkemeden düzeltilebilecek bir hata değildir. Bu nedenle ticari sözleşmelerde cezai şart kaydı üç açıdan incelenir: cezanın hangi ihlale bağlandığı, nasıl hesaplandığı (sabit tutar, günlük oran, sözleşme bedelinin yüzdesi) ve tavanının bulunup bulunmadığı. Günlük ceza öngören ve üst sınır konulmamış kayıtlar, kısa bir gecikmede sözleşme bedelini aşan sonuçlar doğurabilir.

Sınırın sınırı. TTK m.22 indirim talebini kapatır; cezai şartın geçerliliğine ilişkin itirazları ortadan kaldırmaz. Cezanın bağlandığı borcun hiç doğmamış olması, asıl borcun geçersizliği, ihlalin gerçekleşmemiş olması ya da kaydın genel işlem koşulu denetimine takılması gibi itirazlar ayrıca değerlendirilir. Ayrıca hükmün uygulanabilmesi için borçlunun tacir sıfatını taşıması gerekir; şirket ortağının veya müdürünün kişisel olarak taraf olduğu sözleşmelerde bu sıfatın bulunup bulunmadığı ayrı bir incelemeyi gerektirir.

Şirketinizin sermaye maddesi eşiğin altında mı?

Ticaret sicili kaydınızdaki sermaye tutarı anonim şirkette 250.000 TL'nin, limited şirkette 50.000 TL'nin altındaysa 31 Aralık 2026'ya kadar tamamlanması gereken bir işlem var. Artırımın iç kaynaklardan mı yoksa ortakların yeni ödemesiyle mi yapılacağı, hangi genel kurul kararının alınacağı ve tescil için hangi belgelerin gerektiği son bilançonuza göre belirlenir. Sicil kaydınız ve son bilançonuz incelendiğinde takvimin size bıraktığı süre ve izlenecek yol somut olarak ortaya çıkar.

Ticari İhtar ve İhbar: E-posta ya da WhatsApp Yeterli mi?

Ticari ilişkide karşı tarafı temerrüde düşürmek, sözleşmeyi feshetmek veya sözleşmeden dönmek için yapılan bildirimin şekli kanunda gösterilmiştir. TTK m.18/3'e göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.

Maddede sayılan yollar dörttür: noter, taahhütlü mektup, telgraf ve güvenli elektronik imzayla KEP. Sıradan e-posta, WhatsApp mesajı, kısa mesaj, faks veya telefon görüşmesi bu listede yer almaz. Uygulamada en sık karşılaşılan durum, aylarca süren yazışmanın e-posta üzerinden yürütülmüş olması ve fesih bildiriminin de aynı kanaldan gönderilmesidir.

Bu şekle uyulmamasının sonucu tartışmalıdır ve bu tartışmanın kendisi bir risk kaynağıdır. Bir görüşe göre hüküm bir ispat kuralıdır; bildirim başka bir yolla yapılsa da fiilen ulaştığı ispatlandığında sonuç doğurur. Diğer görüşe göre şekil, bildirimin geçerliliği bakımından aranır. Yargı kararlarında ağırlıklı eğilim ilk yönde olsa da, karşı taraf bildirimin kendisine ulaşmadığını ileri sürdüğünde ispat yükü bildirimi yapan tarafta kalır ve sıradan e-postanın ulaştığını ispat etmek, taahhütlü mektup ya da KEP kaydına kıyasla çok daha zordur. Süreye bağlı bir hakkın kullanılmasında — örneğin fesih için tanınmış sürenin son gününde — bu ispat sorunu hakkın tamamen kaybına yol açabilir.

Pratik ölçüt. Bildirimin içeriği ile bildirimin yolu ayrı ayrı değerlendirilir. İçerik bakımından ihtarnamede muhatabın açıkça belirtilmesi, borcun dayanağının (sözleşme, fatura, cari hesap) gösterilmesi, talep edilen tutarın hesabının anlaşılır olması ve verilen sürenin belirtilmesi gerekir. Yol bakımından ise kanunun saydığı dört seçenekten biri kullanıldığında sonradan doğacak ispat tartışması baştan kapanır. KEP adresi bulunan bir şirkete gönderilecek bildirimde KEP, hem en hızlı hem de kaydı en güçlü seçenektir.

Fatura, Sekiz Günlük İtiraz Süresi ve Teyit Mektubu

TTK m.21/2 kısa ama sonuçları ağır bir kural koyar: bir fatura alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası teyit mektubu için benzer bir düzen kurar: telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa teyit mektubunun sözleşmeye uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

Bu hükmün ne söylediği kadar ne söylemediği de önemlidir. Süresinde itiraz edilmemesi, faturanın içeriğinin — yani miktar, birim fiyat, iskonto, vade gibi kalemlerin — kabul edildiği anlamına gelir. Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunduğunun, malın teslim edildiğinin veya hizmetin görüldüğünün ispatı ayrıca gerekir; fatura tek başına bu ilişkiyi kuran bir belge değildir. Buna karşılık itiraz edilmemiş fatura, alacaklının elinde ispat yükünü önemli ölçüde hafifleten bir belgeye dönüşür.

Sekiz günlük süre alındığı tarihten işlemeye başlar; bu nedenle faturaların şirkete ulaştığı tarihin kaydedilmesi, e-fatura sistemine düşen belgelerin düzenli takip edilmesi ve itiraza konu olacak faturalarda itirazın da ispatlanabilir bir yolla — tercihen m.18/3'te sayılan yollardan biriyle — gönderilmesi gerekir. Yalnızca muhasebe kaydına almamak veya sözlü olarak itiraz etmek, süre geçtikten sonra ileri sürülebilecek bir savunma bırakmaz.

Ticari Alacağın Tahsili: İcra Takibi mi, Dava mı?

Vadesi geldiği hâlde ödenmeyen ticari alacakta iki yol vardır ve bu yollar birbirinin alternatifidir. Birincisi ilamsız icra takibidir: elde bir mahkeme kararı olmasa da, alacaklı doğrudan icra dairesine başvurup ödeme emri gönderilmesini isteyebilir. İkincisi davadır: alacağın varlığı ve miktarı mahkeme kararıyla tespit edilir, karar kesinleştikten sonra icraya konulur.

Seçimi belirleyen ölçüt, borçlunun itiraz edeceği beklentisi ile elde bulunan belgenin niteliğidir. Ödeme emrine itiraz edilmezse takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir; bu, dava yoluna kıyasla çok daha hızlıdır. Borçlu itiraz ederse takip durur ve alacaklının önünde itirazın iptali davası açma yolu açılır. Elde kambiyo senedi (çek, bono, poliçe) varsa kambiyo senetlerine mahsus takip yapılabilir; bu takipte borçlunun itirazı takibi kendiliğinden durdurmaz, itirazın icra mahkemesinde incelenmesi gerekir. Takip yollarının ayrıntısı ve ödeme emrine itirazın sonuçları için icra hukuku avukatı sayfasına bakılabilir.

Alacağın tahsil kabiliyetini korumak bakımından ihtiyati haciz ayrı bir öneme sahiptir. Borçlunun malvarlığını eritme ihtimalinin bulunduğu hâllerde, takip veya dava açılmadan önce mahkemeden ihtiyati haciz kararı alınabilir. Bu karar alındıktan sonra izlenmesi gereken süreler kısa ve kesindir; sürelerin kaçırılması kararın hükümsüz kalmasına yol açar. Arabuluculuk zorunluluğunun bu sürelere etkisi aşağıda ayrıca ele alınıyor.

Kamu kurumuyla yapılan sözleşmelerde farklı rejim. Alacağın karşı tarafı bir kamu idaresiyse, hakedişin ödenmemesi veya sözleşmenin feshi hâlinde izlenecek yol ticari alacak takibinden farklıdır; itiraz süreleri, başvuru mercileri ve teminatın iadesi ayrı kurallara tabidir. Bu konudaki ayrım için kamu ihale hukuku sayfasına bakılabilir.

Ticari Davalarda Dava Şartı Arabuluculuk: Kapsam ve Süreler

Ticari uyuşmazlıkların büyük bölümünde dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. TTK m.5/A bu zorunluluğu şöyle sınırlar: bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

Maddede iki sınırlama iç içedir. Birincisi davanın ticari dava olması gerekir; ticari davanın ne olduğu TTK m.4'te sayılmıştır (her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar ile tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanunda sayılan alanlardan doğan davalar). İkincisi davanın konusunun bir miktar para olması gerekir. Bu iki şart birlikte bulunmadıkça dava şartı doğmaz.

Kapsamda sayılan dava türleri arasında menfi tespitin de bulunması, sıkça gözden kaçan bir noktadır. İş hukuku uyuşmazlıklarındaki düzenlemeden farklı olarak, ticari davalarda menfi tespit davası açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Aynı şekilde itirazın iptali davası da kapsamdadır; icra takibine itiraz edilmesi üzerine açılacak bu dava için de önce arabulucuya gitmek gerekir.

Talep / davaDava şartı arabuluculukAçıklama
Ticari alacak ve tazminat davası Kapsamda Konusu bir miktar para olmak şartıyla (TTK m.5/A)
İtirazın iptali davası Kapsamda Maddede açıkça sayılmıştır
Menfi tespit davası Kapsamda Maddede açıkça sayılmıştır; iş hukukundaki düzenlemeden farklıdır
İstirdat davası Kapsamda Ödenmiş bir bedelin geri istenmesi
Şirketin feshi, genel kurul kararının iptali, ortaklıktan çıkarma Kapsamda değil Konusu bir miktar para değildir
İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebi Kapsamda değil Geçici hukuki korumadır; arabuluculuk süreci bu talebi engellemez
İlamsız icra takibi (ödeme emri gönderilmesi) Kapsamda değil Takip başlatmak dava açmak değildir; itiraz üzerine açılacak dava kapsama girer
Sözleşmede tahkim şartı bulunan uyuşmazlık Kapsamda değil Dava şartı arabuluculuk hükümleri uygulanmaz (6325 m.18/A/18)

Süreler ve sürecin sonuçları

Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir (TTK m.5/A/2). Yani sürecin azami süresi sekiz haftadır ve bu süre, dava açmayı düşünen taraf için planlanması gereken bir gecikmedir.

Sürecin usulü 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A'da düzenlenmiştir. Sonuçları bakımından belirleyici olan fıkralar şunlardır:

  • Son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi zorunludur (f.2). Eklenmemişse mahkeme davacıya bir haftalık kesin süre verir; ihtarın gereği yerine getirilmezse dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın usulden reddedilir. Hiç arabulucuya başvurulmadığı anlaşılırsa herhangi bir işlem yapılmaksızın dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.
  • Zamanaşımı durur, hak düşürücü süre işlemez (f.15). Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen süre bu bakımdan hesaba katılmaz. Zamanaşımının dolmasına az süre kalan alacaklarda büroya başvuru tarihi bu nedenle kritik önem taşır.
  • Geçici hukuki korumalar korunur (f.16). Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmişse HMK m.397/1'deki, ihtiyati haciz kararı verilmişse İİK m.264/1'deki dava açma süresi, büroya başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. Ayrıca büroya başvurduktan sonra başvuran taraf aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili icra takibi yapılırsa, başvuran taraf son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde İİK m.72 uyarınca menfi tespit davası açabilir.
  • Anlaşma hâlinde ücret paylaşımı (f.12). Taraflar anlaşırsa arabuluculuk ücreti, aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit karşılanır ve tarifedeki iki saatlik ücretten az olamaz. Anlaşma sağlanamazsa iki saatlik ücret Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir; iki saati aşan kısım aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit karşılanır (f.13).

Toplantıya Katılmamanın Bedeli 2024'te Değişti

Arabuluculuk toplantısına katılmamanın sonucu, ticari uyuşmazlıklarda en çok yanlış aktarılan kuraldır. Uzun süre yürürlükte kalan düzenlemeye göre, ilk toplantıya geçerli mazeret göstermeksizin katılmayan taraf davada haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutuluyor ve bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmiyordu. İnternette bulunan metinlerin ve pek çok hukuk sitesinin bugün hâlâ aktardığı kural budur.

Oysa bu hüküm 7531 sayılı Kanun'la 7 Kasım 2024 tarihinde değiştirildi ve yaptırım hafifletildi. 6325 sayılı Kanun m.18/A/11'in yürürlükteki hâli şöyledir: taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda, toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir.

Durum7 Kasım 2024 öncesiYürürlükteki kural
Bir taraf mazeretsiz katılmadı, sonra davada haklı çıktı — yargılama gideri Giderin tamamından sorumlu Karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu giderlerin yarısından sorumlu
Aynı taraf lehine vekâlet ücreti Hükmedilmiyordu AAÜT'ye göre belirlenen ücretin yarısına hükmedilir
Her iki taraf da katılmadı Tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır

Değişiklik, katılmamanın bedelsiz hâle geldiği anlamına gelmez. Yaptırım hâlâ yürürlüktedir ve davada tamamen haklı çıkan tarafı bile etkileyecek niteliktedir. Ancak eski hâlin bugün de geçerli olduğu varsayımıyla verilen kararlar — örneğin "nasıl olsa giderin tamamını ödemem gerekir, katılmasam da olur" ya da tersine "katılmazsa bütün masrafı o karşılar" beklentisi — yürürlükteki metne uymaz. Toplantıya katılıp katılmama kararının, mazeretin geçerliliği ve dosyanın esası birlikte değerlendirilerek verilmesi gerekir; katılmama hâlinde bunun son tutanağa geçirileceği de unutulmamalıdır.

Sözleşmede Tahkim Şartı Varsa Arabuluculuk Uygulanmaz

6325 sayılı Kanun m.18/A/18 kısa bir cümleyle sürecin tamamını değiştirir: özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.

Bunun pratik anlamı şudur: ticari sözleşmeye konulan geçerli bir tahkim kaydı, uyuşmazlığın devlet mahkemeleri önüne gitmesini engellediği gibi, dava öncesi zorunlu arabuluculuk aşamasını da devre dışı bırakır. Uyuşmazlık doğrudan tahkim yargılamasına taşınır. Tersine, tahkim kaydı bulunmayan sözleşmelerde konusu para olan ticari uyuşmazlıklar için arabuluculuk aşaması zorunludur.

Tahkim kaydının avantajı hız ve gizliliktir; uyuşmazlığın seçilmiş hakemler tarafından ve genellikle tek derecede çözülmesi sonucu doğurur. Maliyeti ise devlet yargısına kıyasla yüksektir ve tahkim kararına karşı başvuru yolları sınırlıdır. Bu nedenle tahkim kaydı her sözleşmeye uygun değildir: uyuşmazlık bedelinin görece küçük olduğu, tarafların ekonomik gücünün eşit olmadığı ya da seri ve çok sayıda alacak takibinin beklendiği ilişkilerde tahkim kaydı alacaklının aleyhine sonuç verebilir. Kaydın geçerli olması için yazılı olması ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bulunması da gerekir.

Sözleşme yazımında tek satırın etkisi. Yetkili mahkeme kaydı, uyuşmazlığın nerede görüleceğini; tahkim kaydı ise hangi yargı yolunda görüleceğini ve arabuluculuk aşamasının uygulanıp uygulanmayacağını belirler. İki kaydın aynı sözleşmede çelişkili biçimde bulunması — hem tahkim hem yetkili mahkeme öngörülmesi — uygulamada sık rastlanan ve uyuşmazlığın esasından önce ayrı bir tartışma doğuran bir düzenleme hatasıdır.

Hangi Mahkeme, Hangi Yargılama Usulü?

Ticari davalarda görevli mahkeme kural olarak asliye ticaret mahkemesidir. TTK m.5/1'e göre aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görev alanında bulunan ve m.4 uyarınca ticari sayılan davalara da asliye ticaret mahkemesinde bakılır (m.5/2).

Buradaki en önemli nokta, ilişkinin niteliğine dair 2012'de yapılan değişikliktir. TTK m.5/3 uyarınca asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Kanunun ilk hâlinde bu ilişki "iş bölümü" olarak nitelendirilmişti ve iş bölümü itirazının belirli süre içinde ileri sürülmesi gerekiyordu. Bugün ilişki görev ilişkisi olduğundan, görev kamu düzenine ilişkindir; taraflar ileri sürmese de mahkeme yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alır. Hâlâ "iş bölümü itirazı" terimiyle yazılmış metinler bu değişikliği yansıtmamaktadır.

Kuralın bir istisnası vardır: m.5/4 uyarınca asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi davaya devam eder. Yani asliye ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerlerde dosyanın asliye hukukta görülmesi tek başına bozma sebebi değildir.

Basit yargılama usulü ve parasal sınır

Yargılama usulünü belirleyen kural TTK m.4/2'de yer alır: ticari davalarda deliller ve bunların sunulması HMK hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. 7445 sayılı Kanun'la eklenen son cümle ise bu sınırın sabit olmadığını söyler: bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.

HMK Ek m.1/1, parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan sınırların Vergi Usul Kanunu uyarınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağını, bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağını düzenler. Dolayısıyla kanun metnindeki bir milyon liralık sınır, yürürlükteki sınır değildir; dava açılacak yıl için geçerli tutarın ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Sınırların uygulanmasında hangi tarihin esas alınacağı da 4 Haziran 2025 tarihli 7550 sayılı Kanun'la yeniden düzenlendi. HMK Ek m.1/2'nin yürürlükteki hâline göre, istinaf ve temyiz sınırlarını düzenleyen maddelerin uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır. Bu nedenle bir dosyanın istinafa veya temyize götürülüp götürülemeyeceği, karar tarihindeki değil dava tarihindeki sınıra göre belirlenir; eski dosyalarda bu ayrım gözden kaçtığında kanun yolu başvurusu usulden reddedilir.

Basit yargılama usulünün pratik sonucu. Basit yargılamada dilekçe teatisi kısalır: cevap süresi iki haftadır, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilmez, deliller dilekçelerle birlikte sunulur ve kural olarak tek duruşmada karar verilmesi hedeflenir. Bu, davanın hızlanması demek olduğu kadar, delillerin baştan eksiksiz sunulmuş olması gereği anlamına da gelir; sonradan delil bildirme imkânı sınırlıdır.

Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık: Yönetimin Yükümlülükleri

Şirketin zarar etmesi tek başına hukuki bir yükümlülük doğurmaz; ancak zarar belirli eşikleri geçtiğinde yönetim organının kanunla belirlenmiş görevleri devreye girer ve bu görevlerin yerine getirilmemesi kişisel sorumluluk doğurur. TTK m.376 üç kademeli bir yapı kurar.

EşikTespit yoluYönetimin yükümlülüğüYerine getirilmezse
Sermaye + kanuni yedek akçe toplamının 1/2'si zarar sebebiyle karşılıksız Son yıllık bilanço Yönetim kurulu genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar Sorumluluk davasına konu olabilecek ihmal
Aynı toplamın 2/3'ü karşılıksız Son yıllık bilanço Derhâl toplanan genel kurul, sermayenin üçte biriyle yetinme veya sermayenin tamamlanması kararı verir Şirket kendiliğinden sona erer
Borca batıklık şüphesi İşletmenin devamlılığı esasına ve muhtemel satış fiyatları üzerinden çıkarılan ara bilanço Aktifler alacakları karşılamıyorsa yönetim kurulu durumu asliye ticaret mahkemesine bildirir ve iflas ister Bildirimde bulunmamak, kanuni temsilcinin kişisel sorumluluğunu doğurur

İkinci satır özellikle dikkat gerektirir. Sermaye ve kanuni yedek akçe toplamının üçte ikisi karşılıksız kaldığında, genel kurulun iki seçenekten birini karara bağlamaması hâlinde şirket kendiliğinden sona erer; ayrıca bir mahkeme kararına gerek yoktur. Bu, yazının başında ele alınan Geçici m.15'teki infisahtan bağımsız, ikinci bir kendiliğinden sona erme mekanizmasıdır. Sermayesi yasal eşiğin üzerinde olan bir şirket, bu hüküm nedeniyle yine sona erebilir.

Borca batıklık hâlinde iflas istemek yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görevleri arasında sayılmıştır (TTK m.375/1-g). Yani bu yükümlülük genel müdüre, mali işler direktörüne veya bir komiteye bırakılamaz. Hükmün istisnası m.376/3'ün son cümlesinde yer alır: iflas kararı verilmeden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batıklığı ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olursa iflas istenmesi gerekmez. Uygulamada bu, ortağın şirketten olan alacağını diğer alacaklılardan sonraya bırakması biçiminde gerçekleşir.

Yönetim kurulunun m.375/1'de sayılan diğer devredilemez görevleri arasında muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde finansal planlama için gerekli düzenin kurulması da yer alır. 7511 sayılı Kanun (23 Mayıs 2024) bu maddede değişiklik yaparak müdürlerin atanması ve görevden alınmasına ilişkin bendi yeniden düzenledi: şube müdürleri hariç olmak üzere müdürlerin ve aynı işleve sahip kişilerin atanmaları ve görevden alınmaları yönetim kurulunun devredilemez yetkisidir. Aynı Kanun m.392'ye eklediği cümlelerle, yönetim kurulu üyesinin başkandan toplantı çağrısı isteme hakkını da güçlendirdi.

Sürekli Hukuki Danışmanlık Neyi Kapsar?

Bir Ankara şirket avukatının sürekli danışmanlık kapsamında yürüttüğü iş, uyuşmazlık çıktığında dava takibi yapmaktan farklıdır; işlemlerin doğmadan önce hukuki denetimden geçirilmesini kapsar. Kapsamı taraflar arasındaki sözleşmeyle belirlenir, ancak şirketlerin fiilen ihtiyaç duyduğu kalemler genellikle şu başlıklarda toplanır:

  • Sözleşme incelemesi ve hazırlanması. Tedarik, bayilik, distribütörlük, franchise, hizmet, yazılım, gizlilik ve kira sözleşmelerinin şirketin lehine kurulup kurulmadığının denetimi; cezai şart, teminat, fesih ve yetkili mercii kayıtlarının kontrolü.
  • Şirketler hukuku işlemleri. Genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının hazırlanması, gündemin ve çağrı usulünün denetimi, sermaye artırımı ve azaltımı, esas sözleşme değişiklikleri, pay devirleri, müdür ve yönetim kurulu üyesi değişiklikleri, tescil ve ilan takibi.
  • Alacak yönetimi. Vadesi geçen alacaklarda ihtarnamenin kanunun öngördüğü yolla gönderilmesi, takip ya da dava yolunun seçilmesi, teminat mekanizmalarının kurulması, faturaya itiraz sürelerinin izlenmesi.
  • İş hukuku uyumu. İş sözleşmelerinin ve İK süreçlerinin mevzuata uygunluğu, fesih işlemlerinin usulü, kıdem ve ihbar yükümlülüklerinin hesabı. Bu kalemin ayrıntısı için Ankara iş hukuku avukatı sayfasına bakılabilir.
  • Uyum takvimi. Yasal süreye bağlı yükümlülüklerin izlenmesi: asgari sermaye uyumu, olağan genel kurulun süresinde yapılması, ticaret sicili bildirimleri, ortak sayısının bire düşmesi hâlindeki yedi günlük bildirim.
  • Risk tespiti. Devam eden dava ve takiplerin envanteri, kefalet ve teminat taahhütlerinin dökümü, kamu borcu durumunun kanuni temsilci sorumluluğu açısından değerlendirilmesi.

Danışmanlık ilişkisinin sözleşmeyle kurulması sırasında kapsamın açıkça yazılması iki tarafın da yararınadır: hangi işlerin aylık ücrete dâhil olduğu, dava ve takip işlerinin ayrıca ücretlendirilip ücretlendirilmeyeceği, üçüncü kişi masraflarının kime ait olacağı ve gizlilik yükümlülüğünün kapsamı baştan belirlenir.

Şirketlerin En Sık Yaptığı Sekiz Hukuki Hata

Aşağıdaki sekiz başlık, bir Ankara şirket avukatının şirket dosyalarında en sık karşılaştığı ve tamamı önceden kapatılabilir nitelikte olan eksikliklerdir. Hiçbiri karmaşık bir hukuki değerlendirme gerektirmez; hepsi tek bir belgenin okunmasıyla tespit edilebilir.

  1. Sermaye tutarının yasal eşiğe uyup uymadığının hiç kontrol edilmemesi. Kuruluş yılından beri sermayesi değişmemiş şirketlerin önemli bir bölümü 31 Aralık 2026 eşiğinin altındadır ve bu durumun farkında değildir. Kontrol tek adımlıdır: ticaret sicili kaydındaki sermaye tutarına bakmak.
  2. Esas sözleşmenin örnek metinden hiç değiştirilmemesi. Tescil için yeterli olan metin, ortaklar arasındaki ilişkiyi düzenlemez. Pay devrinin sınırlanması, çıkarma sebepleri, elektronik toplantı imkânı ve ek ödeme yükümlülüğü gibi kayıtlar sonradan ağırlaştırılmış nisap gerektirir.
  3. İhtarın sıradan e-posta veya mesajla gönderilmesi. TTK m.18/3'ün saydığı dört yol dışında yapılan bildirimlerde ispat yükü bildirimi yapanda kalır; süreye bağlı haklarda bu, hakkın kaybı anlamına gelebilir.
  4. Faturaya itiraz süresinin kaçırılması. Sekiz gün içinde itiraz edilmeyen faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır. İtirazın da ispatlanabilir bir yolla yapılması gerekir.
  5. Cezai şartın tavansız yazılması. Tacir, cezai şartın aşırı olduğunu ileri sürerek indirim isteyemez (TTK m.22). Üst sınır içermeyen günlük ceza kayıtları, kısa gecikmelerde sözleşme bedelini aşabilir.
  6. Hisse devrinde kamu borcunun incelenmemesi. Devir öncesine ait kamu borçlarından devreden ve devralan müteselsilen sorumludur; devir sözleşmesindeki "önceki borçlar devredene aittir" kaydı idareye karşı ileri sürülemez.
  7. Arabuluculuk toplantısına katılmama kararının yanlış bilgiyle verilmesi. Yaptırım 7 Kasım 2024'te değişti; hem eski hâli esas alan hem de yaptırımın tamamen kalktığını sanan değerlendirmeler hatalıdır.
  8. Küçük paylı ortağın aynı zamanda müdür olarak atanması. Kanuni temsilcinin kamu borcundan sorumluluğu sermaye payıyla sınırlı değildir; şahsi malvarlığına yönelir. Müdürlük ile ortaklığın kimlerde birleştiği kuruluşta bilinçli olarak kararlaştırılmalıdır.

Ankara'da Şirket Avukatı Desteği ve Ücret

Bir Ankara şirket avukatının ticaret ve şirketler hukuku alanında yürüttüğü işler iki eksende toplanır. Birincisi işlem hukukudur: şirket kuruluşu, esas sözleşme ve tadil metinleri, genel kurul ve yönetim kurulu kararları, sermaye artırımı, pay devri, birleşme ve devralma işlemleri, ticari sözleşmelerin hazırlanması ve incelenmesi. İkincisi uyuşmazlık hukukudur: ticari alacak ve tazminat davaları, itirazın iptali ve menfi tespit davaları, icra takipleri, ortaklık uyuşmazlıkları, genel kurul kararlarının iptali, haklı sebeple fesih ve çıkarma davaları, dava şartı arabuluculuk süreçlerinin yürütülmesi.

Av. Arb. Handan SAYAN ÖZGÜL, ticaret hukuku, tüketici hukuku ve iş hukuku alanlarında bilirkişilik eğitimleri ve sertifikalarına sahiptir; aynı zamanda Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı arabulucu olarak görev yapmakta ve Ankara'da faaliyet gösteren şirketlere sürekli hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Dava şartı arabuluculuk süreçlerinin ticari uyuşmazlıkların büyük bölümünde zorunlu olduğu bir düzende, arabuluculuk mevzuatına hâkimiyet ile dava takibinin aynı dosyada birleşmesi sürecin bütün olarak planlanmasını sağlar.

Avukatlık ücreti nasıl belirlenir?

Avukatlık ücreti, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.164 çerçevesinde serbestçe kararlaştırılır; ancak bu serbestinin bir tabanı ve bir tavanı vardır. Taban, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'dir: tarifede belirlenen tutarın altında ücret kararlaştırılamaz. Tavan ise aynı maddede yer alır: dava değerinin yüzdesi üzerinden belirlenen ücret, dava değerinin yüzde yirmi beşini aşamaz. Yüzde yirmi beş bir oran vaadi değil, kanunun koyduğu üst sınırdır; somut oran işin niteliğine, kapsamına ve öngörülen süreye göre bu sınırın altında serbestçe kararlaştırılır.

Şirket danışmanlığı ilişkilerinde ücret genellikle aylık sabit tutar üzerinden belirlenir ve kapsam sözleşmede sayılır. Dava ve takip işleri, danışmanlık kapsamına dâhil edilmediği hâllerde ayrıca ücretlendirilir. Ücret sözleşmesinin yazılı yapılması, kapsamın ve ödeme takviminin açıkça yazılması hem şirketin bütçe planlaması hem de ilişkinin sonradan tartışma konusu olmaması bakımından önemlidir.

Şirketimin sermayesi 50.000 TL'nin altında, ne yapmam gerekiyor?

Limited şirketseniz sermayenizi 31 Aralık 2026 tarihine kadar en az 50.000 TL'ye, anonim şirketseniz 250.000 TL'ye yükseltmeniz gerekir; aksi hâlde şirket infisah etmiş sayılır (TTK Geçici m.15/1). İşlem, genel kurul kararı alınmasını, esas sözleşme değişikliğinin hazırlanmasını ve ticaret siciline tescil edilmesini kapsar. Artırım şirketin iç kaynaklarından (dağıtılmamış kâr, yedek akçe gibi) yapılabiliyorsa ortakların yeni ödeme yapması gerekmeyebilir; bu, son bilançoya göre belirlenir.

Sermaye artırımı için ortakların tamamının katılması şart mı?

Hayır. Asgari tutara yükseltme amacıyla yapılacak genel kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz ve kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır; bu kararlar aleyhine imtiyaz da kullanılamaz (TTK Geçici m.15/2). Bu kolaylık yalnızca asgari sermayeye yükseltme kararı için geçerlidir; aynı toplantıdaki diğer gündem maddeleri kendi nisaplarına tabidir.

31 Aralık 2026 süresi uzatılabilir mi?

Ticaret Bakanlığı'nın bu süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatma yetkisi vardır (TTK Geçici m.15/3). Ancak yetkinin bulunması, kullanıldığı anlamına gelmez; bu sayfanın güncellendiği tarih itibarıyla uzatma yapılmamış olup yürürlükteki son tarih 31 Aralık 2026'dır. Sermaye artırımının tescille tamamlanması gerektiğinden işlemin yılın son günlerine bırakılmaması önerilir.

Sermayeyi yükseltmezsem şirket otomatik olarak kapanır mı?

Şirket "infisah etmiş" sayılır; yani kanun gereği sona erer ve tasfiye hâline girer. Tüzel kişilik tasfiye süreci tamamlanıp kayıt silininceye kadar devam eder, ancak faaliyet tasfiye amacıyla sınırlı hâle gelir. Tasfiye kapandıktan sonra ek tasfiye işlemleri zorunlu ise asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescili istenebilir (TTK m.547); bu istisnai bir yoldur, süresinde yapılmayan artırımın yerine geçen bir düzeltme imkânı değildir.

Limited şirket ortağı şirketin borcundan sorumlu olur mu?

Özel hukuk borçlarında sorumlu değildir; sorumluluğu taahhüt ettiği esas sermaye payı ile şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülükleriyle sınırlıdır (TTK m.573/2, m.602). Ancak kamu alacaklarında durum farklıdır: şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından ortaklar sermaye hissesi oranında doğrudan doğruya sorumludur (6183 sayılı Kanun m.35/1).

Hisselerimi devrettim, şirketin eski vergi borcundan sorumlu olur muyum?

Limited şirkette payı devredenle devralan, devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumludur (6183 m.35). Devir sözleşmesine yazılan "devir tarihinden önceki borçlar devredene aittir" kaydı taraflar arasında geçerli olup rücu ilişkisini düzenler, ancak idareye karşı ileri sürülemez ve takibi engellemez.

Şirket müdürü olmakla ortak olmak arasında sorumluluk farkı var mı?

Vardır ve fark büyüktür. Ortağın kamu borcundan sorumluluğu sermaye payı oranıyla sınırlıdır; kanuni temsilcinin (müdür veya yönetim kurulu üyesi) sorumluluğu ise şahsi malvarlığına yönelir ve pay oranıyla sınırlı değildir (6183 mükerrer m.35). Şirketin tasfiyeye girmiş olması da temsilcinin tasfiyeden önceki döneme ait sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Limited şirkette hisse devri için diğer ortakların onayı gerekir mi?

Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse evet: esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır ve devir bu onayla geçerli olur (TTK m.595/2). Genel kurul, sözleşmede başka türlü düzenlenmemişse onayı sebep göstermeksizin reddedebilir (f.3). Buna karşılık başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmezse onay verilmiş sayılır (f.7). Devir yazılı yapılır ve imzalar noterce onanır (f.1).

Genel kurul hisse devrime onay vermiyor, ne yapabilirim?

İki yol vardır. Birincisi süredir: genel kurul başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmezse onay verilmiş sayılır. İkincisi, şirket sözleşmesi devri yasaklamışsa ya da genel kurul onayı reddetmişse ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkının saklı olmasıdır (TTK m.595/5). Çıkma hâlinde ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteyebilir (m.641/1).

Ortaklar anlaşamıyor, şirketi kapatmadan çözüm var mı?

Var. Haklı sebeple fesih davasında mahkeme, fesih yerine davacının paylarının gerçek değerinin ödenip şirketten çıkarılmasına ya da duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir (TTK m.531 anonim şirket, m.636/3 limited şirket). Şirketin ekonomik varlığını sürdürebildiği hâllerde bu alternatif çözüm tercih edilmektedir. Talebin dilekçede bu ihtimali kapsayacak biçimde kurulması sonucu etkiler.

Fesih davasını her ortak açabilir mi?

Şirket türüne göre değişir. Anonim şirkette haklı sebeple fesih davasını sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri açabilir (TTK m.531). Limited şirkette böyle bir pay barajı yoktur; her ortak mahkemeden feshi isteyebilir (m.636/3). Limited şirkette ayrıca organ yokluğu veya genel kurulun toplanamaması hâlinde ortaklar ve şirket alacaklıları da fesih isteyebilir (m.636/2).

Ticari alacak davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?

Konusu bir miktar para olan ticari alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında zorunludur (TTK m.5/A). Konusu para olmayan ticari davalar — şirketin feshi, genel kurul kararının iptali, ortaklıktan çıkarma gibi — bu kapsamda değildir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğundan usulden reddedilir (6325 sayılı Kanun m.18/A/2).

Arabuluculuk süreci ne kadar sürer?

Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde başvuruyu sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir (TTK m.5/A/2). Azami süre sekiz haftadır. Büroya başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (6325 m.18/A/15).

Arabuluculuk toplantısına katılmazsam ne olur?

Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmazsanız bu durum son tutanakta belirtilir ve davada kısmen veya tamamen haklı çıksanız bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulursunuz; ayrıca lehinize Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir (6325 sayılı Kanun m.18/A/11). Bu kural 7 Kasım 2024'te değiştirilmiştir; önceki düzenlemede giderin tamamından sorumluluk doğuyor ve lehe vekâlet ücretine hiç hükmedilmiyordu. Her iki taraf da katılmazsa yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.

Sözleşmemizde tahkim şartı var, arabuluculuğa gitmemiz gerekir mi?

Gerekmez. Tahkim sözleşmesinin bulunduğu veya özel kanunlarda tahkime başvurma zorunluluğunun öngörüldüğü hâllerde dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz (6325 sayılı Kanun m.18/A/18). Uyuşmazlık doğrudan tahkim yargılamasına taşınır. Kaydın geçerli olması için yazılı olması ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bulunması gerekir.

Ticari sözleşmedeki cezai şart çok yüksek, indirim isteyebilir miyim?

Tacir sıfatını taşıyorsanız hayır. TTK m.22, tacirin aşırı ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden istemesini engeller. Bu, cezai şarta karşı hiçbir itiraz ileri sürülemeyeceği anlamına gelmez: cezanın bağlandığı borcun doğmamış olması, ihlalin gerçekleşmemesi veya kaydın geçersizliği gibi itirazlar ayrıca değerlendirilir. Ayrıca hükmün uygulanması için borçlunun tacir olması gerekir.

İhtarnameyi e-posta veya WhatsApp ile göndersem geçerli olur mu?

TTK m.18/3, tacirler arasında temerrüde düşürme, fesih ve sözleşmeden dönme ihbarlarının noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağını düzenler. Sıradan e-posta ve mesaj bu listede yoktur. Bu şeklin geçerlilik şartı mı ispat kuralı mı olduğu tartışmalıdır; ancak karşı taraf ulaşmadığını ileri sürdüğünde ispat yükü bildirimi yapanda kalır. Süreye bağlı bir hak kullanılıyorsa kanunun saydığı yollardan biri tercih edilmelidir.

Faturaya kaç gün içinde itiraz etmem gerekir?

Sekiz gün. Faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında itirazda bulunmazsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK m.21/2). Aynı süre teyit mektupları için de geçerlidir (f.3). Süresinde itiraz edilmemesi faturanın içeriğinin kabulü anlamına gelir; taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunduğunun ispatı ayrıca gerekir. İtirazın da ispatlanabilir bir yolla yapılması önerilir.

Ticari davalar hangi mahkemede görülür ve ne kadar sürer?

Görevli mahkeme kural olarak asliye ticaret mahkemesidir ve dava değerine bakılmaz (TTK m.5/1). Asliye ticaret ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir; kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme kendiliğinden dikkate alır (m.5/3). Süre, uyuşmazlığın niteliğine, delil durumuna ve mahkemenin iş yüküne göre değişir; kanunda yazılı parasal sınırın altındaki davalarda uygulanan basit yargılama usulü daha kısa sürelidir (m.4/2). Bu sınır her takvim yılı yeniden değerleme oranıyla güncellenir, bu nedenle dava açılacak yıl için ayrıca kontrol edilmelidir.

Şirket avukatıyla çalışmanın ücreti nasıl belirlenir?

Avukatlık ücreti 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.164 kapsamında serbestçe kararlaştırılır. Taban, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'dir; tarifenin altında ücret kararlaştırılamaz. Yüzde üzerinden belirlenen ücret ise dava değerinin yüzde yirmi beşini aşamaz — bu bir oran vaadi değil, kanunun koyduğu üst sınırdır. Danışmanlık ilişkilerinde ücret genellikle aylık sabit tutar üzerinden belirlenir ve kapsam sözleşmede sayılır.

Bu sayfada atıf yapılan mevzuat
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.4, m.5, m.5/A, m.6, m.7, m.8 ve m.18-22 — Ticari davanın tanımı; asliye ticaret mahkemesinin görevi ve görev ilişkisi; ticari davalarda dava şartı arabuluculuk; zamanaşımının sözleşmeyle değiştirilemezliği; teselsül karinesi; ticari işlerde faiz serbestisi; basiretli iş adamı ölçütü; ihtar ve ihbarın şekli; faturaya itiraz süresi; tacirin cezai şart indirimi isteyememesi.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.124, m.332, m.375, m.376, m.408, m.531, m.547 ve m.1527 — Ticaret şirketlerinin türleri; anonim şirkette en az sermaye ve Cumhurbaşkanına tanınan artırma yetkisi; yönetim kurulunun devredilemez görevleri; sermaye kaybı ve borca batıklık; genel kurulun devredilemez yetkileri; haklı sebeple fesih ve mahkemenin alternatif çözüm yetkisi; tasfiyeden sonra yeniden tescil; elektronik ortamda toplantı.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.573-580, m.595, m.602, m.603, m.616, m.621 ve m.636-642 — Limited şirkette ortakların sorumluluğu ve ortak sayısı; esas sermaye payının devri, noter onayı, genel kurul onayı ve üç aylık süre; ek ödeme yükümlülüğü; genel kurulun devredilemez yetkileri ve ağırlaştırılmış nisap; sona erme, çıkma, çıkarma ve ayrılma akçesi.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Geçici m.15 — 7511 sayılı Kanun'la eklenen hüküm: sermayenin 31 Aralık 2026'ya kadar asgari tutara yükseltilmemesi hâlinde infisah; artırım genel kurulunda toplantı nisabının aranmaması; Ticaret Bakanlığı'nın süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatma yetkisi.
  • 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A — Dava şartı olarak arabuluculuğun usulü: son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi ve eklenmemesinin sonucu; ilk toplantıya katılmamanın yargılama gideri ve vekâlet ücretine etkisi (7531 sayılı Kanun'la değişik); zamanaşımının durması; ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacizde dava açma sürelerinin işlemeyeceği; tahkim hâlinde hükümlerin uygulanmaması.
  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m.35 ve mükerrer m.35 — Limited şirket ortaklarının amme alacağından sermaye hissesi oranında doğrudan sorumluluğu; payın devri hâlinde devreden ve devralanın müteselsil sorumluluğu; kanuni temsilcilerin şahsi malvarlığıyla sorumluluğu ve tasfiyenin bu sorumluluğa etkisi.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Ek m.1 — Parasal sınırların her takvim yılı yeniden değerleme oranında artırılması; sınırların uygulanmasında hangi tarihteki miktarın esas alınacağı (7550 sayılı Kanun'la değişik ikinci fıkra).
  • 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.163 ve m.164 — Avukatlık sözleşmesinin serbestçe düzenlenmesi; tarifenin altında ücret kararlaştırılamaması; yüzde üzerinden belirlenen ücretin dava değerinin %25'ini aşamaması.
  • 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (Resmî Gazete: 25 Kasım 2023, sayı 32380) — Anonim şirketlerde en az sermayenin 250.000 TL'ye, limited şirketlerde 50.000 TL'ye, kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesinin 500.000 TL'ye yükseltilmesi; 1 Ocak 2024'ten itibaren geçerli.

Şirket dosyanızda ilk bakılacak üç satır

Bir şirket dosyası açıldığında ilk üç kalem hemen görülebilir. Sermaye satırı: ticaret sicili kaydındaki tutar yasal eşiğin altındaysa 31 Aralık 2026'ya bağlı bir işlem doğar. Esas sözleşme: pay devrinin sınırlanıp sınırlanmadığı, çıkarma sebeplerinin yazılıp yazılmadığı ve elektronik toplantı kaydının bulunup bulunmadığı, ortaklar arasında çıkacak bir uyuşmazlıkta elde hangi araçların olacağını belirler. Kanuni temsilci: müdür veya yönetim kurulu üyesi olan kişilerin kamu borcundan sorumluluğu pay oranıyla sınırlı değildir. Sicil kaydınız, esas sözleşmeniz ve son bilançonuz incelendiğinde hangi işlemin süreye bağlı olduğu ve hangisinin beklemeye alınabileceği ortaya çıkar.

Av. Arb. Handan SAYAN ÖZGÜL
Av. Arb. Handan SAYAN ÖZGÜL Avukat & Arabulucu · Ankara Barosu Sicil No: 26867 Kızılırmak Mah. 1450. Sk. No:16/5 Hayat Plaza Kat: 2, Çankaya / Ankara

Yasal uyarı: Bu sayfada yer alan içerik genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Her şirket yapısı ve her ticari uyuşmazlık, esas sözleşmenin içeriğine, şirketin malî durumuna, sözleşme metinlerine ve somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Mevzuattaki parasal sınırlar ve süreler değişebildiğinden, işlem yapılmadan önce yürürlükteki metin kontrol edilmeli ve bir avukata başvurulmalıdır.