Karşılıklı Kavga Cezası: Kim Ceza Alır, Kim Almaz?
Karşılıklı kavga cezası, Türk Ceza Kanunu’nda kendine ait bir maddesi olan tek bir ceza değildir; kanun kavgayı bir bütün olarak değil, kavga sırasında her kişinin yaptığı fiili ayrı ayrı ele alır. Bu yüzden iki kişi birbirini dövdüğünde ortada tek bir dosya ve tek bir sanık bulunmaz — herkes hem şikâyetçi hem şüpheli sıfatıyla, kendi eylemi üzerinden yargılanır. Cezanın miktarını belirleyen şey de kavganın kendisi değil, karşı tarafta bıraktığı yaralanmanın ağırlığı ve olayın nasıl başladığıdır.
Kavganın hukuktaki karşılığı kasten yaralamadır ve 4 Haziran 2025’te yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun bu suçun bütün ceza aralıklarını yükseltti. İnternette dolaşan “dört aydan bir yıla kadar” ifadesi artık yürürlükte olmayan bir metne aittir. Bu yazı, güncel ceza aralıklarını, meşru savunma ile haksız tahrik arasındaki farkı, ilk vuranın belirlenememesi hâlinde mahkemenin ne yaptığını ve kavga dosyalarının uzlaştırmayla nasıl kapandığını kanun lafzı ve künyesi verilmiş Yargıtay kararlarıyla ele alıyor.
Ana hatlarıyla
Karşılıklı kavga cezası tek bir maddeden değil, her tarafın kendi fiilinden hesaplanır; “ikimiz de vurduk, dosya düşer” diye bir kural yoktur.
- Ceza aralığı: yaralanma basit tıbbi müdahaleyle giderilebiliyorsa 6 ay – 1 yıl 6 ay hapis veya adli para cezası; giderilemiyorsa 1 yıl 6 ay – 3 yıl hapis.
- Meşru savunma: yalnız kendisine yönelen haksız saldırıyı defeden tarafa uygulanır ve sonucu ceza verilmemesidir; kavganın iki tarafına birden uygulanmaz.
- İlk vuran belli değilse: Yargıtay meşru savunmayı kabul etmez, şüpheyi sanıklar lehine değerlendirip her ikisine asgari oranda haksız tahrik indirimi uygular.
- Uzlaştırma: kasten yaralamanın üçüncü fıkra dışındaki hâlleri uzlaştırma kapsamındadır; uzlaşma sağlanırsa dosya kapanır ama tazminat yolu da kapanır.
- Değişen kural: hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı 31 Temmuz 2026’dan beri itiraz değil istinaf yoluna başvurulur.
Kanunda “kavga” diye bir suç var mı?
Yoktur. Türk Ceza Kanunu’nun tam metninde “kavga” kelimesi hiç geçmez. Kanun, kavga sırasında ortaya çıkabilecek fiilleri ayrı ayrı suç olarak tanımlar: birinin vücuduna acı vermek kasten yaralama (madde 86), sövmek hakaret (madde 125), zarar vermekle korkutmak tehdit (madde 106), eşyayı kırmak mala zarar verme (madde 151) sayılır. “Kavga ettik” cümlesi bir olayı anlatır, bir suç ismi vermez.
Bu ayrımın pratik sonucu büyüktür. Kavga tek bir olay gibi görünse de savcılık her fiili ayrı değerlendirir: bir tarafın yumruğu kasten yaralama, diğerinin küfrü hakaret olarak dosyalanır ve her biri kendi şikâyet süresine, kendi uzlaştırma rejimine, kendi ceza aralığına tabi olur. Aynı olaydan iki farklı sonuç çıkması bu yüzden şaşırtıcı değildir; biri uzlaşmayla kapanırken diğeri mahkûmiyetle bitebilir.
Eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda toplu kavgalarda yaralanmanın failinin belirlenememesi hâline özgü hükümler bulunuyordu. Yürürlükteki 5237 sayılı Kanun bu tür objektif sorumluluk düzenlemelerini benimsemedi; bugün herkes yalnızca kendi kastıyla gerçekleştirdiği fiilden sorumludur. Kalabalık bir kavgada kimin hangi darbeyi vurduğu ispat edilemiyorsa, sonuç toplu sorumluluk değil, o darbe yönünden şüpheden sanığın yararlanmasıdır.
Karşılıklı kavga cezası ne kadar?
Karşılıklı kavga cezası, tarafların birbirinde bıraktığı yaralanmanın ağırlığına göre belirlenir. Yaralanma basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafifse ceza 6 aydan 1 yıl 6 aya kadar hapis veya adli para cezasıdır (TCK m.86/2). Yaralanma bu sınırın üzerindeyse ceza 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapistir (TCK m.86/1). İki taraf da yaralanmışsa her biri kendi verdiği zarara göre ayrı ayrı cezalandırılır; birinin daha ağır yaralanmış olması diğerinin cezasını ortadan kaldırmaz.
Bu rakamlar 4 Haziran 2025’ten beri yürürlüktedir. 7550 sayılı Kanun, kasten yaralamanın hem temel hem hafif hâlinin ceza aralığını yükseltti: basit yaralamanın alt sınırı dört aydan altı aya, üst sınırı bir yıldan bir yıl altı aya çıktı; temel hâlin alt sınırı bir yıldan bir yıl altı aya yükseldi. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde basit yaralamanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Yayın tarihi 2026 olan birçok kaynak hâlâ eski aralıkları verdiği için, okuduğunuz rakamı kanun metniyle karşılaştırmakta yarar vardır.
Ceza hesabı temel cezayla bitmez. Kavgada kemik kırılması meydana gelmişse ceza, kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre yarısına kadar artırılır (m.87/3). Yaralama kalıcı bir işlev kaybına yol açmışsa artırım bir kat, organ yitimi gibi ağır sonuçlarda iki kattır ve alt sınırlar dört ile dokuz yıl arasında değişir (m.87/1-2). Kavga sonucu ölüm meydana gelmişse ceza 10 yıldan 14 yıla kadar hapistir; nitelikli hâllerde 14 yıldan 18 yıla çıkar (m.87/4). Bu son ihtimalde artık basit bir kavga dosyasından değil, ağır ceza mahkemesinin görev alanından söz edilir.
| Durum | Kanun | Ceza (2026) |
|---|---|---|
| Yaralanma basit tıbbi müdahaleyle giderilebiliyor | TCK m.86/2 | 6 ay – 1 yıl 6 ay hapis veya adli para cezası |
| Aynı fiil kadına karşı işlenmiş | TCK m.86/2 son cümle | alt sınır 9 aydan az olamaz |
| Yaralanma basit müdahaleyle giderilemiyor | TCK m.86/1 | 1 yıl 6 ay – 3 yıl hapis |
| Eşe, kardeşe, üstsoy veya altsoya karşı; silahla; savunamayacak durumdaki kişiye karşı | TCK m.86/3 | şikâyet aranmaz, ceza yarı oranında artırılır |
| Canavarca hisle işlenmiş | TCK m.86/3-f | ceza bir kat artırılır |
| Kemik kırığı veya çıkık | TCK m.87/3 | yarısına kadar artırım |
| Kavga sonucu ölüm | TCK m.87/4 | 10 – 14 yıl; nitelikli hâlde 14 – 18 yıl |
Kavga cezası kaç yıl?
Sıradan bir yumruklaşmada, yani tarafların darp raporunda “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” ibaresi yer aldığında ceza altı ay ile bir yıl altı ay arasındadır. Kavga sırasında bıçak, sopa, şişe gibi bir alet kullanılmışsa bu silahla yaralama sayılır ve ceza yarı oranında artar; ayrıca suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar, savcılık şikâyet olmasa da soruşturmayı yürütür.
Mahkemenin hesabı sabit bir çarpım tablosu değildir. Hâkim önce alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirler, sonra varsa nitelikli hâl artırımını uygular, ardından haksız tahrik ve takdiri indirim gibi azaltıcı hükümleri sırayla işletir. Yargıtay bu sıralamanın bozulmasını başlı başına bozma sebebi sayar; nitekim 3. Ceza Dairesi E.2013/15764 K.2014/5810 sayılı kararında, artırım maddelerinin yanlış sırayla uygulanmasını kanuna aykırılık olarak nitelendirmiştir.
Uygulamada karşılıklı kavga dosyalarında sonuç ceza çoğu zaman alt sınıra yakın çıkar. Bunun sebebi, iki tarafın da eylemine katkısı bulunan olaylarda haksız tahrik indiriminin devreye girmesi ve sonuç cezanın adli para cezasına çevrilebilecek ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılabileceği bir seviyeye inmesidir. Yine de bu, otomatik bir sonuç değildir; ceza tayininde kasten yaralamanın nitelikli hâllerine ilişkin ayrıntılar belirleyici olur.
Karşılıklı kavga para cezası olur mu?
Olur, ama iki farklı yoldan. Birincisi, basit yaralamada kanun hapis ile adli para cezasını seçimlik olarak öngörür; hâkim doğrudan adli para cezasına hükmedebilir. İkincisi, hapis cezası verilmişse ve süre kısa ise TCK m.50 uyarınca seçenek yaptırımlara, bu arada adli para cezasına çevrilebilir.
Bu iki yol birbirinin yerine geçmez ve karıştırılması bozma sebebidir. Kanun seçimlik ceza öngörmüşken hâkim hapis cezasını tercih etmişse, sonradan aynı cezayı adli para cezasına çeviremez. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, karşılıklı kavgadan yargılanan bir doktor ile hastanın dosyasında (E.2022/12763 K.2023/1171) tam bu noktayı bozma sebebi saymıştır: seçimlik cezalardan hapis tercih edilmişken cezanın adli para cezasına çevrilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Adli para cezasının miktarı da sabit bir rakam değildir. Mahkeme önce gün sayısını belirler, sonra kişinin ekonomik ve şahsi hâline göre bir gün karşılığını tespit eder ve ikisini çarpar. Bu yüzden aynı fiilden yargılanan iki kişiye farklı tutarlar çıkabilir. İnternette dolaşan “kavganın cezası şu kadar liradır” tarzı sabit rakamların kanunda karşılığı yoktur.
Kavga cezası paraya çevrilir mi?
Kısa süreli hapis cezaları, yani bir yıl veya daha az süreli olanlar, kanundaki şartlar varsa adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Karşılıklı kavga dosyalarında sonuç ceza indirimlerden sonra çoğu kez bu bandın içine düştüğü için çevirme ihtimali gerçekçidir.
Çevirme kararı hâkimin takdirindedir ve gerekçe gerektirir. Failin geçmişi, olaydan sonraki tutumu, pişmanlık gösterip göstermediği bu takdirde rol oynar. Buna karşılık mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî davranışların takdiri indirim sebebi sayılamayacağı kanunda açıkça yazılıdır (TCK m.62/2).
Bir noktayı ayırmak gerekir: adli para cezasına çevirme ile cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ayrı kurumlardır ve şartları farklıdır. Erteleme yalnızca hapis cezaları için düzenlenmiştir; sonuç ceza adli para cezasıysa erteleme gündeme gelmez. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin yukarıda anılan kararında bu ayrım da ayrıca vurgulanmıştır.
Karşılıklı darpta ceza kime verilir?
Karşılıklı darpta ceza, kural olarak birbirini yaralayan her iki tarafa da verilir. Ceza hukukunda mahsuplaşma yoktur: “o da bana vurdu” savunması karşı tarafın fiilini suç olmaktan çıkarmaz, olsa olsa cezada indirim sebebi olur. Dosyada taraflar hem katılan hem sanık sıfatını birlikte taşır; Yargıtay kararlarında bu kişiler katılan sanık olarak anılır.
Cezanın tamamen ortadan kalktığı tek durum, bir tarafın eyleminin meşru savunma kapsamında kalmasıdır. O zaman o kişiye ceza verilmez — indirim değil, ceza verilmemesi söz konusudur. Ancak meşru savunmanın kabulü, saldırının kimden geldiğinin ispatına bağlıdır ve karşılıklı kavgalarda bu ispat çoğu zaman kurulamaz.
Zararın büyüklüğü de sorumluluğu tek başına belirlemez. Kavgada ağır yaralanan taraf, aynı zamanda karşı tarafı hafif yaralamışsa kendi fiilinden ayrıca yargılanır. Mahkeme her sanık için ayrı ayrı hüküm kurar; bir hüküm onanırken diğeri bozulabilir. Yaralanmanın ağırlığı, kimin sanık kimin mağdur olduğunu değil, hangi cezanın hangi fıkradan hesaplanacağını belirler.
Karşılıklı basit yaralama suçunda süreç nasıl işler?
Karşılıklı basit yaralama, yani her iki tarafın da basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek düzeyde yaralandığı hâl, uygulamada en sık görülen kavga dosyası tipidir. Bu hâlde suç şikâyete bağlıdır; taraflardan biri şikâyetçi olmazsa onun yönünden soruşturma yürütülmez, diğeri yönünden devam eder.
Süreç genellikle kolluğun olay yerinde tutanak tutmasıyla başlar, tarafların hastaneye sevkiyle sürer ve adli muayene raporunun dosyaya girmesiyle şekillenir. Rapordaki tek bir ibare, dosyanın hangi fıkradan yürüyeceğini belirlediği için belirleyicidir. Savcılık, şikâyet ve yeterli şüphe varsa dosyayı önce uzlaştırma bürosuna gönderir.
Uzlaşma sağlanmazsa iddianame düzenlenir ve dava asliye ceza mahkemesinde görülür. Duruşmada tanık beyanları, güvenlik kamerası görüntüleri ve adli raporlar birlikte değerlendirilir. Kavganın nasıl başladığına ilişkin çelişkili beyanlar bu aşamada dosyanın kaderini belirler; mahkemenin bu çelişkiyi gidermeye çalışmadan hüküm kurması bozma sebebidir.
Kasten yaralamanın karşılıklı olması cezayı düşürür mü?
Kasten yaralamanın karşılıklı olması, kanunda ceza indirimi sebebi olarak sayılmamıştır. İndirim, karşılıklılığın kendisinden değil, karşı taraftan gelen haksız fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemden, yani haksız tahrikten doğar. Sonuç çoğu kez aynı yere çıksa da hukuki dayanak farklıdır ve bu fark dilekçede önemlidir.
Bu noktada hakaret suçuyla arasındaki keskin ayrımı görmek gerekir. Kanun, hakaretin karşılıklı işlenmesi hâlinde taraflardan her ikisi veya biri hakkında cezanın üçte birine kadar indirilebileceğini, hatta ceza vermekten vazgeçilebileceğini açıkça düzenler (TCK m.129/3). Karşılıklı yaralama için böyle bir hüküm yoktur. Yani karşılıklı küfürleşmede iki tarafa da ceza verilmemesi mümkünken, karşılıklı yumruklaşmada kanun aynı imkânı tanımaz.
Bu ayrım, kavga dosyalarında en sık kurulan yanlış beklentinin kaynağıdır. “İkimiz de birbirimize vurduk, o hâlde ikimiz de ceza almayız” cümlesi hukuken karşılıksızdır. Kanun karşılıklılığa cezasızlık sonucu bağladığı yerde bunu açıkça yazmıştır; yazmadığı yerde tarafların birbirini dengelemesi diye bir kural işlemez.
Meşru müdafaa nedir ve ne zaman uygulanır?
Meşru müdafaa, TCK m.25/1’de “meşru savunma” adıyla düzenlenen ve şartları gerçekleştiğinde faile ceza verilmemesi sonucunu doğuran kurumdur. Kanun altı şart arar: haksız bir saldırı bulunacak, saldırı korunabilir bir hakka yönelecek, saldırı ile savunma eş zamanlı olacak, savunma saldırgana yönelecek, zorunlu olacak ve saldırıyla orantılı kalacaktır. Şartların tamamı varsa fiil hukuka uygun sayılır ve CMK m.223/2-d uyarınca beraat kararı verilir.
Kavga dosyaları bakımından önemli olan nokta, bu kurumun karşılıklılık üzerine değil saldırının tek yönlü olması üzerine kurulmuş olmasıdır. Savunma yapan kişi saldırıyı defetmekle yetinmelidir; saldırının sona ermesinden sonra süren her hareket savunma olmaktan çıkar. Sınırın mazur görülebilir heyecan, korku veya telaşla aşıldığı hâllerde ise TCK m.27/2 uyarınca yine ceza verilmez, ancak karar beraat değil ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde kurulur.
Kurumun bütün şartları, sınırın aşılmasının iki farklı sonucu, zorunluluk hâliyle farkı, mala yönelen saldırıya karşı savunma, tutukluluk tazminatı ve künyesi verilmiş güncel Yargıtay kararları ayrı bir yazının konusudur: meşru müdafaa (nefsi müdafaa) nedir ve şartları nelerdir. Bu yazının geri kalanı, kurumun karşılıklı kavga dosyalarındaki uygulamasına ayrılmıştır.
Karşılıklı kavgada meşru müdafaa uygulanır mı?
Karşılıklı kavgada meşru müdafaa, ancak bir tarafın saldırgan diğerinin savunan olduğu açıkça ortaya konabiliyorsa uygulanır. Kavganın karşılıklı sürdüğü, iki tarafın da vuruşa devam ettiği olaylarda Yargıtay meşru savunmayı kabul etmez; çünkü meşru savunma saldırıyı defetmeyi gerektirir, karşılıklı çatışmayı sürdürmeyi değil.
Ölçüt, ilk haksız hareketin kimden geldiğidir. Saldırı tek yönlü başlamış ve karşı taraf yalnızca kendini korumuşsa savunan yönünden meşru savunma tartışılır. Buna karşılık taraflar birbirine girmişse ve hangi darbenin savunma hangisinin saldırı olduğu ayrıştırılamıyorsa, ortada defedilen bir saldırı değil sürdürülen bir kavga vardır.
Bu değerlendirme mahkemenin resen yapması gereken bir incelemedir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2013/15764 K.2014/5810 sayılı kararında, tarafların ve tanıkların ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı konusunda çelişkili beyanda bulunduğu bir dosyada, mahkemenin bu çelişkiyi gidermeye çalışmadan ve TCK m.29’un uygulanıp uygulanmayacağını tartışmadan hüküm kurmasını bozma sebebi saymıştır.
Kasten yaralamada meşru müdafaa Yargıtay kararı ne diyor?
Konunun en açık örneği, bir devlet hastanesinde dahiliye doktoru ile muayeneye gelen hasta arasında ilaç yazdırma meselesinden çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğü dosyadır. İlk derece mahkemesi bir tarafı meşru savunmadan beraat ettirmiş, diğerini haksız tahrik indirimiyle cezalandırmıştı.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu hükmü bozdu (E.2021/524 K.2021/5036) ve gerekçesinde şu ifadeyi kullandı: karşılıklı kavganın tarafı olan sanıklar hakkında “birlikte uygulama olanağı bulunmayan meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin ayrı ayrı tatbik edilmesi suretiyle çelişkiye neden olunması” hukuka aykırıdır.
Bozmadan sonra yeniden yargılama yapıldı ve dosya bir kez daha Yargıtay’a geldi. 1. Ceza Dairesi bu kez (E.2022/12763 K.2023/1171, 21.03.2023) ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının tespit edilemediğini, dolayısıyla meşru savunma koşullarının oluşmadığını, ancak şüphenin sanıklar lehine değerlendirilerek her ikisine asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığını belirtti.
Haksız tahrik indirimi ne kadar?
Haksız tahrik indirimi TCK m.29’da düzenlenmiştir ve sabit bir oranı yoktur. Ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla, müebbet hapis yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir; bunların dışındaki bütün suçlarda verilecek cezanın dörtte biri ile dörtte üçü arasında indirim yapılır. Kavga dosyalarında karşımıza çıkan hâl bu son gruptur.
Oranı belirleyen şey mağdurdan kaynaklanan haksız fiilin niteliği ve ulaştığı boyuttur. Kanunda “hafif tahrik şu kadar, ağır tahrik bu kadar” biçiminde bir tarife bulunmaz; mahkeme seçtiği oranı kararında gerekçelendirmek zorundadır. Kavgada indirimin iki tarafa da uygulanması mümkündür ve bu, dosyanın düşmesi sonucunu doğurmaz: her fail kendi fiilinden ayrı yargılanır ve kendi cezasını indirilmiş hâliyle çeker.
İndirimin oranının hangi ölçütlerle seçildiği, cezanın hesabında hangi sırada uygulandığı, hangi fiillerin tahrik sayılıp hangilerinin sayılmadığı ve indirimin infaz ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması üzerindeki etkisi ayrı bir yazının konusudur: haksız tahrik indirimi ne kadar ve nasıl hesaplanır. Aşağıdaki başlıklar kurumun karşılıklı kavga dosyalarındaki uygulamasına ayrılmıştır.
İlk haksız hareketin kimden geldiği belli değilse ne olur?
İlk haksız hareketin kimden kaynaklandığı ispat edilemiyorsa Yargıtay, şüpheyi sanıklar lehine değerlendirip her iki tarafa da haksız tahrik hükmünü uygular; uygulanan oran kural olarak asgari orandır. Meşru savunma ise bu durumda kabul edilmez, çünkü kimin saldırdığı belirlenemediği için kimin savunduğu da belirlenemez.
Bu yaklaşım “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin doğrudan uygulamasıdır. Mahkeme, iki taraftan hangisinin başlattığını tespit edemediğinde bu belirsizliği sanıkların aleyhine yorumlayamaz; ancak belirsizlik iki yönlü olduğu için sonuç, bir tarafın tamamen aklanması değil, iki tarafın da indirimden yararlanmasıdır.
Kararın somut gerekçesi şöyleydi: taraflar ilk haksız hareketin kimden geldiği hususunda birbirinden farklı beyanlarda bulunmuş, tek tanık ise olayı görmediğini, yalnızca ikisini yerde birbirine sarılmış hâlde gördüğünü söylemişti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu tablo karşısında meşru savunma koşullarının oluşmadığını, şüphenin sanıklar lehine değerlendirilerek asgari oranda tahrik indirimi uygulanmasının yerinde olduğunu belirtti (E.2022/12763 K.2023/1171).
Haksız tahrik otomatik olarak uygulanır mı?
Uygulanmaz. Kavga bulunması tek başına tahrik indirimi için yeterli değildir; karşı taraftan gelen somut bir haksız söz veya davranışın dosyada tespit edilmiş olması gerekir. Bu tespit yapılmadan verilen indirim, kanuna aykırıdır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2024/6930 K.2025/7163 sayılı kararında (16.10.2025) tam bu duruma değindi: iki aile arasında husumet bulunmakla birlikte, dosyadaki iki sanığa yönelik haksız tahrik oluşturacak söz ve davranış tespit edilemediğinden, onlar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması hukuka aykırı bulundu. Karar, yalnızca aleyhe temyiz istemi bulunmadığı için bu yönden bozulmadı.
Bunun pratik anlamı şudur: tahrik indirimi savunmanın kendiliğinden kazandığı bir hak değil, ispat edilmesi gereken bir olgudur. Karşı tarafın hangi sözü söylediği, hangi hareketi yaptığı, bunun hangi tanık veya kayıtla ortaya konduğu savunmada somut olarak gösterilmelidir.
Haksız tahrik ve meşru müdafaa bir arada olur mu?
Aynı sanık ve aynı fiil bakımından uygulanamaz. İkisi birbirini dışlayan kurumlardır: meşru savunma fiili hukuka uygun sayar, haksız tahrik ise fiilin hukuka aykırılığını kabul edip kusuru azaltır. Bir fiilin hem hukuka uygun hem hukuka aykırı sayılması mümkün olmadığı için ikisi bir arada bulunamaz.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu konuda açık bir ifade kullanmıştır: karşılıklı kavganın taraflarına “birlikte uygulama olanağı bulunmayan meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin ayrı ayrı tatbik edilmesi” çelişki yaratır ve bozmayı gerektirir (E.2021/524 K.2021/5036). Yani mahkeme aynı kavgada bir sanığı meşru savunmadan beraat ettirip diğerine tahrik indirimi veremez; ikisinden birini seçmek zorundadır.
Bu, savunma stratejisi bakımından belirleyicidir. Meşru savunma iddiası kavganın tek taraflı bir saldırıyla başladığını, haksız tahrik iddiası ise karşılıklı bir çatışma bulunduğunu kabul eder. İkisini aynı dilekçede eşdeğer taleplerle ileri sürmek, dosyadaki anlatımı zayıflatır; sıralama kurmak, yani asıl talebi meşru savunma, kabul edilmemesi hâlindeki talebi tahrik indirimi olarak belirtmek daha tutarlı bir yol olur.
Küfür eden birini dövmenin cezası nedir?
Küfre yumrukla karşılık vermek meşru savunma değildir. Meşru savunma, vücut bütünlüğüne veya bir başka hakka yönelen fiilî bir saldırıyı defetmeyi gerektirir; sözle yapılan hakaret böyle bir saldırı oluşturmaz. Bu nedenle küfür eden kişiyi döven kişi kasten yaralamadan cezalandırılır, ancak küfür haksız fiil sayıldığı için cezasından haksız tahrik indirimi yapılır.
Tersi durumda kanun çok daha nettir. Kendisine vurulan kişinin buna küfürle karşılık vermesi hâlinde TCK m.129/2 uyarınca ceza verilmez. Hükmün lafzı “verilmez” olduğu için burada hâkimin takdir yetkisi yoktur; hakaret suçunun kasten yaralamaya tepki olarak işlendiği tespit edilirse sonuç cezasızlıktır.
Bu asimetri kavga dosyalarında sık sonuç doğurur. Önce küfredip sonra dayak yiyen kişi, hakaretten ceza alabilirken karşı taraf yaralamadan indirimli ceza alır. Önce dayak yiyip sonra küfreden kişi ise hakaretten ceza almaz. Yani sıralama, yalnızca kimin haklı göründüğünü değil, kimin hangi hükümle karşılaşacağını belirler.
Karşılıklı küfürleşmede iki taraf da ceza alır mı?
Almayabilir. Kanun hakaretin karşılıklı işlenmesi hâlinde, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında cezanın üçte birine kadar indirilebileceğini, hatta ceza vermekten vazgeçilebileceğini düzenler (TCK m.129/3). Yani karşılıklı atışmada iki tarafın da cezasız kalması hukuken mümkündür.
Bu hüküm karşılıklı yaralama için mevcut değildir ve iki suç arasındaki en önemli fark budur. Aynı kavgada küfür kısmı cezasızlıkla kapanırken darp kısmı mahkûmiyetle sonuçlanabilir. Hakaret suçunun ayrıntıları ve nitelikli hâlleri TCK 125. maddeye ilişkin ayrı bir yazının konusudur.
Ceza verilmemesi, yargılamanın taraflara hiçbir maliyet doğurmayacağı anlamına gelmez. Ceza Muhakemesi Kanunu bu ihtimali ayrıca düzenler: karşılıklı hakaret hâllerinde taraflardan biri veya her ikisi hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi, bunların giderleri karşılamaya mahkûm edilmelerine engel değildir (CMK m.328). Yani dosya cezasız kapansa da yargılama giderleri taraflara yüklenebilir.
Hakaretin takibinde 2024 ve 2025’te iki değişiklik yapıldı. Şikâyet süresi bakımından fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yıllık bir üst sınır getirildi; ayrıca hakaret suçu, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen hâli dışında önödeme kapsamına alındı. Önödemede fail savcılığın tebliği üzerine belirlenen miktarı ödediğinde kamu davası açılmaz ve mağdurun rızası aranmaz.
Karşılıklı kavgada uzlaştırma nasıl işler?
Kasten yaralama suçu, üçüncü fıkradaki nitelikli hâller dışında uzlaştırma kapsamındadır ve bu, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın böyledir (CMK m.253/1-b-1). Yani hem basit yaralama hem de temel hâl için uzlaştırma zorunlu bir aşamadır; savcılık yeterli şüphe varsa dosyayı iddianame düzenlemeden önce uzlaştırma bürosuna gönderir.
Kapsam dışında kalan tek grup, m.86/3’teki nitelikli hâllerdir: eşe, kardeşe, üstsoy veya altsoya karşı; kendini savunamayacak durumdaki kişiye karşı; kamu görevi nedeniyle; silahla veya canavarca hisle işlenen yaralamalar. Kavgada bıçak, sopa ya da şişe kullanılmışsa dosya uzlaştırmaya gitmez.
Uzlaşma sağlanan dosyada karşılıklı kavga cezası hiç gündeme gelmez, çünkü kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla dosya kapanır. Karşılıklı kavgada uzlaştırma iki ayrı dosya üzerinden yürür; her iki tarafın da hem şüpheli hem mağdur sıfatı bulunduğu için karşılıklı bir anlaşma gerekir. Uygulamada taraflar çoğu kez karşılıklı olarak birbirinden bir şey talep etmeyerek uzlaşırlar. Uzlaşma sağlanırsa şüpheli edimini derhal yerine getirdiğinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.
Kavgada küfür de varsa uzlaştırma yapılabilir mi?
Yapılabilir — ancak bu, 25 Aralık 2025’ten beri geçerli olan yeni bir durumdur. Kanun, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun kapsam dışındaki başka bir suçla aynı mağdura karşı birlikte işlenmesi hâlinde uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağını söyler. Hakaret uzlaştırma kapsamı dışında olduğu için, küfür ve darbın birlikte işlendiği dosyalarda yaralama yönünden de uzlaştırma yapılamıyordu.
7571 sayılı Kanun bu tıkanıklığı iki adımda çözdü. Önce hakaret suçunu önödeme kapsamına aldı; ardından CMK m.253/3’e şu cümleyi ekledi: “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”
Sonuç olarak, kavgada hem küfür hem darp bulunan dosyalarda yaralama yönünden uzlaştırma yolu yeniden açıldı. Bu değişikliğin yürürlük tarihi 25 Aralık 2025 olduğu için, daha eski tarihli kaynakların “küfür varsa uzlaştırma yapılamaz” yönündeki bilgisi artık geçerli değildir.
Uzlaşma süreleri ve sonuçları nelerdir?
Uzlaşma teklifi kendisine yapılan kişi, teklif tarihinden itibaren yedi gün içinde kararını bildirmezse teklifi reddetmiş sayılır. Uzlaştırmacı, dosya örneklerinin kendisine verilmesinden itibaren en geç otuz gün içinde işlemleri sonuçlandırır; büro bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez uzatabilir.
Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde aynı dosyada tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez. Müzakereler sırasında yapılan açıklamalar hiçbir soruşturma, kovuşturma veya davada delil olarak kullanılamaz. Uzlaşma gerçekleşirse uzlaştırmacı ücreti ve diğer giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.
Uzlaşmanın en çok gözden kaçan sonucu tazminat tarafındadır: uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya sonradan ortaya çıkan zararlar hariç, o suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış dava varsa feragat edilmiş sayılır (CMK m.253/19). Yani uzlaşma yalnızca ceza dosyasını değil, hukuk davası imkânını da kapatır.
Karşılıklı kavgada şikâyet süresi ne kadar?
Şikâyete bağlı yaralama hâllerinde süre altı aydır ve bu süre fiilin ve failin kim olduğunun bilindiği veya öğrenildiği günden başlar (TCK m.73/1-2). Yaygın olarak söylenenin aksine süre darp raporunun alındığı tarihten değil, olayın ve failin öğrenildiği tarihten işlemeye başlar; tanınan bir kişiyle yapılan kavgada bu tarih olay günüdür.
Bütün yaralama hâlleri şikâyete bağlı değildir. Yaralamanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu hâl (m.86/2) şikâyete bağlıdır; m.86/3’teki nitelikli hâllerde ise kanun açıkça “şikâyet aranmaksızın” der. Yaralanma basit müdahale sınırının üzerindeyse suç zaten resen soruşturulur.
Kadına karşı işlenen basit yaralamada sık yapılan bir hata vardır: m.86/2’nin son cümlesi cezanın alt sınırını dokuz aya çeker, ancak suçu şikâyete bağlı olmaktan çıkarmaz. Şikâyet şartını kaldıran liste m.86/3’tür ve orada “kadına karşı” diye bir bent yoktur. Buna karşılık eşe veya boşandığı eşe karşı işlenme hâli m.86/3-a kapsamındadır ve şikâyet aranmaz.
Şikâyetten vazgeçmek dosyayı kapatır mı?
Şikâyete bağlı suçlarda vazgeçme davayı düşürür. Ancak hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. Ayrıca iştirak hâlinde işlenen suçlarda sanıklardan biri hakkındaki vazgeçme diğerlerini de kapsar (TCK m.73/4-5).
Vazgeçmenin tazminat tarafında ise dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı vardır. Şikâyetten vazgeçmek kural olarak tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; fakat vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamışsa kişi artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz (TCK m.73/7). Kolluk veya savcılık tutanağına giren “hiçbir hak ve alacak talebim yoktur” ifadesi bu sonucu doğurur.
Bu yüzden karşılıklı kavga dosyalarında vazgeçme beyanının nasıl yazıldığı, vazgeçilip vazgeçilmediğinden daha önemli olabilir. Sadece ceza dosyasını kapatmak isteyen kişinin beyanını şikâyetle sınırlaması, tazminat hakkını saklı tutması gerekir. Konunun trafik kazaları bakımından ayrıntısı şikâyetten vazgeçmenin davayı düşürüp düşürmediğine ilişkin yazıda ele alınmıştır.
Kavga davasında HAGB verilir mi, sicile işler mi?
Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasıysa mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Karşılıklı kavga dosyalarında sonuç ceza indirimlerden sonra çoğu kez bu sınırın altında kaldığı için kurum sık gündeme gelir. Ancak karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, yeniden suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması ve zararın giderilmesi gerekir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmaması demektir; bu nedenle adli sicile mahkûmiyet olarak işlenmez. Kararlar kendilerine mahsus bir sisteme kaydedilir ve bu kayıtlar ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak savcı, hâkim veya mahkemece istenmesi hâlinde kullanılabilir. Sicil ve arşiv kayıtlarının ayrıntısı ceza sorumluluğunu etkileyen diğer kurumlarla birlikte değerlendirilmelidir.
Bu alanda 2026 yazında önemli bir değişiklik oldu. 7589 sayılı Kanunun 15. maddesi, CMK m.231’in beşinci ile on dördüncü fıkralarının tamamını yeniden yazdı ve düzenleme 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe girdi. Değişikliklerden biri doğrudan başvuru yolunu ilgilendiriyor: hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı artık itiraz değil, istinaf yoluna başvurulur. Bu tarihten önce yayımlanmış kaynakların “itiraz edilir” bilgisi güncelliğini yitirmiştir.
Denetim süresi ve yükümlülükler nasıl işler?
Karar verilirse sanık beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Mahkeme bu süre içinde bir yılı geçmemek üzere denetimli serbestlik tedbiri belirleyebilir: bir meslek edindirme programına devam, gözetim altında çalışma ya da belirli yerlere gitmekten yasaklanma gibi. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uyulursa hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Yeni düzenlemeyle getirilen bir kısıtlama da şudur: denetim süresi içinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.
Yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde mahkeme hükmü açıklar. Ancak yeni metin mahkemeye bir ara yol da tanıdı: yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirilerek cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesine ya da şartları varsa cezanın ertelenmesine karar verilerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurulabilir.
Sopa, şişe ve taş: kanunda silah sayılan aletler
Kavgada elle tutulan sıradan bir eşya kullanılması, dosyanın hukuki niteliğini kökten değiştirir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde silah deyimi geniş tanımlanmıştır: ateşli silahlar ve kesici-delici aletlerin yanında, “saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler” de silah sayılır. Sopa, şişe, taş, kemer tokası ya da anahtarlık bu tanıma girebilir.
Sonucu üç yönlüdür. Ceza yarı oranında artırılır; suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar, yani taraflar barışsa bile savcılık soruşturmayı yürütür; ve dosya uzlaştırma kapsamı dışına çıkar, çünkü uzlaştırma listesi m.86’nın üçüncü fıkrasını hariç tutar.
Bu üç sonuç birlikte düşünüldüğünde, “eline geçirdiği bir şeyle vurmak” ile “yumruk atmak” arasındaki fark, ceza miktarından ibaret kalmaz. Yumrukla işlenen basit yaralamada taraflar uzlaşıp dosyayı kapatabilirken, aynı olayda bir şişe kullanılmışsa dosya kamu davasına dönüşür ve tarafların iradesi süreci durduramaz.
Trafikte kavga cezası ne kadar?
Trafikte kavganın cezası da kasten yaralama hükümlerine göre belirlenir; olayın yolda geçmesi ayrı bir suç yaratmaz. Yaralanma basit tıbbi müdahaleyle giderilebiliyorsa ceza 6 ay – 1 yıl 6 ay, giderilemiyorsa 1 yıl 6 ay – 3 yıl hapistir. Trafik tartışmalarını ayrıştıran unsur, olayın nerede geçtiği değil, kavga sırasında araçtan alınan bir aletin kullanılıp kullanılmadığıdır.
Uygulamada trafikte çıkan kavgaların önemli bölümü, bagajdan ya da araç içinden çıkarılan bir sopa, demir çubuk veya benzeri aletle sürer. Bu durumda dosya doğrudan m.86/3-e kapsamına girer: ceza yarı oranında artar ve suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar. Aracında böyle bir alet bulunduran kişinin ayrıca 6136 sayılı Kanun bakımından değerlendirmeyle karşılaşması da mümkündür.
Trafik kavgalarında delil tarafı diğer olaylara göre daha güçlüdür. Araç kameraları, kavşak kameraları ve diğer sürücülerin telefon kayıtları, ilk haksız hareketin kimden geldiğini ortaya koyabildiği için haksız tahrik ve meşru savunma tartışmasını doğrudan etkiler. Bu görüntülerin bir an önce talep edilmesi, çoğu kayıt sisteminin sınırlı süre saklama yapması nedeniyle önem taşır.
Kavga için arabadan inmenin cezası var mı?
Araçtan inmenin kendisi suç değildir; ceza doğuran şey inildikten sonra yapılan fiildir. Ancak aracın trafiği engelleyecek biçimde yolda bırakılması, Karayolları Trafik Kanunu’nun duraklama ve park kurallarına aykırılık oluşturarak idari para cezası doğurabilir.
Karayolları Trafik Kanunu ayrıca karayolu yapısı üzerine trafiği güçleştirecek, tehlikeye sokacak veya engel yaratacak şekilde bir şey koymayı, bırakmayı ve benzeri hareketlerde bulunmayı yasaklar. Yolun ortasında bırakılan araç ve orada süren bir tartışma, bu yasağın kapsamında değerlendirilmeye açıktır.
Pratikte asıl risk idari cezada değil, olayın nasıl kayda geçtiğindedir. Aracından inip karşı tarafın aracına yönelen kişi, sonradan meşru savunma iddiasını kuramaz; çünkü kendisine yönelen fiilî bir saldırı yokken hareketi başlatan taraf konumuna düşer. Kavgayı başlatan tarafın belirlenmesinde bu davranış belirleyici olur.
İşyerinde kavga etmenin iki ayrı sonucu
İşyerinde çıkan kavganın iki ayrı sonucu vardır ve bunlar birbirinden bağımsız yürür: ceza dosyası ve iş sözleşmesinin akıbeti. Ceza tarafında kural değişmez, kasten yaralama hükümleri uygulanır. İş hukuku tarafında ise 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II. bendi devreye girer.
İlgili bent açıktır: işçinin işverene, onun aile üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması hâlinde işveren iş sözleşmesini bildirimsiz ve haklı nedenle feshedebilir (m.25/II-d). Bu fesih kıdem ve ihbar tazminatı doğurmaz. Bendin kapsamı yalnız işvereni değil, iş arkadaşlarını da içerdiği için işçiler arasındaki kavga da fesih sebebidir.
Fesih hakkı süresizce kullanılamaz. İşveren, fiili ve faili öğrendiği günden itibaren altı iş günü ve her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde fesih hakkını kullanmalıdır. Ayrıca sataşmanın kimden başladığı burada da önemlidir: kendisine saldırılan işçinin karşılık vermesi ile kavgayı başlatan işçinin durumu aynı değerlendirilmez.
Kavga eden memurun cezası nedir?
Memur hakkında ceza soruşturmasının yanında ayrıca disiplin soruşturması yürütülür ve ikisi birbirinden bağımsızdır; ceza davasından beraat etmek disiplin cezasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Disiplin cezasının derecesi, fiilin kime yöneldiğine göre değişir.
657 sayılı Kanunun 125. maddesinde en ağır yaptırım olan Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında “amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak” sayılmıştır. Dikkat çeken nokta, bu bentte iş arkadaşlarının sayılmamış olmasıdır. Buna karşılık kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiiller arasındaki hakaret ve tehdit bendi, iş arkadaşlarını açıkça anar.
Bu lafız farkı, memurlar arasındaki kavgalarda hangi disiplin hükmünün uygulanacağı tartışmasını doğurur. Disiplin hukukunda kıyas yoluyla ceza verilemeyeceği ilkesi dikkate alındığında, bendin sayma biçimi savunmanın dayanaklarından biri hâline gelir. Her dosyada fiilin niteliği, yeri ve tarafların konumu ayrı değerlendirileceğinden, sonucun tek bir kalıba bağlanması doğru olmaz.
Okulda ve cezaevinde kavga etmenin disiplin cezası
Okulda çıkan kavgada öğrenci hakkında okul yönetimi disiplin işlemi yürütür; bu, ceza soruşturmasının yerine geçmez. Disiplin yaptırımının derecesi ilgili yönetmeliklere göre belirlenir ve kınamadan okul değiştirmeye kadar uzanabilir. Öğrencinin yaşı ceza sorumluluğu bakımından ayrıca değerlendirilir.
Ceza infaz kurumlarında çıkan kavgalarda hükümlü veya tutuklu hakkında infaz mevzuatındaki disiplin hükümleri uygulanır; hücreye koyma dahil yaptırımlar gündeme gelebilir ve bu, koşullu salıverilme değerlendirmesini etkileyebilir. Kurum içinde işlenen yaralama fiili ayrıca genel hükümlere göre soruşturulur.
Askerlik hizmeti sırasında çıkan kavgalarda da disiplin mevzuatı ile ceza mevzuatı birlikte işler. Bütün bu alanlarda ortak nokta şudur: disiplin yaptırımı ile ceza yaptırımı farklı amaçlara hizmet ettiği için birlikte uygulanmaları çifte cezalandırma sayılmaz.
Kavga etmenin cezası 18 yaş altı için nasıl hesaplanır
Çocukların ceza sorumluluğu yaş gruplarına göre ayrılır. On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur; haklarında yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. On iki-on beş yaş ile on beş-on sekiz yaş gruplarında ise ceza indirimli olarak belirlenir.
Bu alanda 18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 7593 sayılı Kanun kapsamlı bir değişiklik yaptı; çocuklar için öngörülen ceza sınırları yükseltildi ve indirimin uygulanmasına ilişkin yeni ölçütler getirildi. Aynı kanun, ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar için sosyal ve toplumsal hizmetlerden bağımlılıkla mücadeleye uzanan yönlendirme tedbirlerini düzenledi.
Değişikliğin uygulanmasında fiil tarihi belirleyicidir: 18 Ağustos 2026’dan önce işlenen fiillerde lehe olan hükümler geçerliliğini korur. Ayrıca çocuğun kavgada yaralanması ya da yaralaması hâlinde, ailenin hukuki sorumluluğu ayrı bir başlık olarak gündeme gelir ve buradaki ölçüt velayet değil, çocuğun fiilen birlikte yaşadığı ev düzenidir.
Karşılıklı yaralamada tazminat istenebilir mi?
İstenebilir. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m.49). Karşılıklı kavgada her iki taraf da hem zarar veren hem zarar gören konumunda olduğu için, taraflar birbirine karşı ayrı ayrı tazminat davası açabilir. Ceza dosyasındaki mahkûmiyet ya da beraat, hukuk hâkimini olayın maddi vakıası bakımından bağlar; hukuki nitelendirmede bağlamaz.
Karşılıklı kavgada tazminatın miktarını belirleyen asıl hüküm ise indirim kuralıdır. Zarar gören, zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir (TBK m.52). Kavgayı başlatan ya da sürdüren tarafın talep ettiği tazminatın bu hükümle azaltılması, hatta hiç hükmedilmemesi mümkündür.
Manevi tazminatın dayanağı ayrıdır: hâkim, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak uygun bir miktara hükmedebilir (TBK m.56). Kanunda alt veya üst sınır yoktur; “darp edilene şu kadar tazminat ödenir” biçiminde tablolar hukuki dayanaktan yoksundur. Miktar, kusurun ağırlığı, yaralanmanın derecesi ve tarafların ekonomik durumu birlikte değerlendirilerek belirlenir. Basit yaralama özelinde ayrıntılar manevi tazminat miktarına ilişkin yazıda ele alınmıştır.
Tazminat davası için süre ne kadar?
Genel kural, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıldır. Ancak fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, o süre uygulanır (TBK m.72).
Kasten yaralamada dava zamanaşımı sekiz yıldır; kanun beş yılı aşmayan hapis veya adli para cezası gerektiren suçlar için bu süreyi öngörür ve seçimlik cezalarda hapis cezası esas alınır (TCK m.66/1-e ve m.66/4). Sonuç olarak kavgadan doğan tazminat talebi, iki yıllık süre geçse bile sekiz yıla kadar ileri sürülebilir hâle gelir.
Bu uzamış sürenin işleyebilmesi, fiilin suç niteliğinin ortaya konmasına bağlıdır. Ceza soruşturması hiç yapılmamış olsa bile hukuk hâkimi fiilin suç oluşturup oluşturmadığını değerlendirebilir. Buna karşılık şikâyet süresinin altı ay olması, tazminat için de aynı sürenin geçerli olduğu anlamına gelmez; iki süre birbirinden bağımsızdır.
Uzlaşma tazminat hakkını ortadan kaldırır mı?
Kaldırır. Uzlaşma sağlandığında, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya sonradan ortaya çıkan zararlar dışında, o suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış dava varsa feragat edilmiş sayılır (CMK m.253/19). Uzlaşma teklifini kabul etmeden önce zararın gerçek boyutunun bilinmesi bu yüzden önemlidir.
Benzer bir sonuç şikâyetten vazgeçmede de doğabilir. Vazgeçme sırasında şahsi haklardan da vazgeçildiği ayrıca açıklanmışsa hukuk mahkemesinde dava açma imkânı kapanır (TCK m.73/7). İki hüküm birlikte düşünüldüğünde, kavga dosyalarında tazminat hakkının en sık kaybedildiği an mahkeme salonu değil, uzlaştırma masası ya da karakol tutanağıdır.
Uzlaşmanın olumlu yanı da vardır: fail edimini yerine getirmezse uzlaşma raporu, İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde yazılı ilam niteliğindeki belgelerden sayılır. Yani kararlaştırılan ödeme yapılmazsa yeniden dava açmaya gerek kalmadan doğrudan icra takibi yapılabilir.
Darp edildim, ne yapmalıyım?
İlk adım tıbbi kayıttır. En yakın hastanenin acil servisine başvurup adli muayene istemek yeterlidir; savcılık ya da karakol sevki zorunlu değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu, mağdurun rızası varsa muayene için hâkim veya savcı kararı aranmayacağını düzenler. Rapor ne kadar erken alınırsa bulgular o kadar net kayda geçer.
İkinci adım delillerin korunmasıdır: olay yerindeki güvenlik kamerası kayıtlarının talep edilmesi, tanık bilgilerinin not edilmesi, yaralanmaların tarihli fotoğraflarının çekilmesi. Üçüncü adım şikâyettir; şikâyete bağlı hâllerde süre fiilin ve failin öğrenildiği günden itibaren altı aydır. Şikâyet için ayrıntılı bir metin şart değildir, ancak olayın kronolojik ve somut anlatımı dosyanın seyrini belirler.
Karşılıklı bir kavgada üçüncü bir nokta daha vardır: kendi eyleminizin de değerlendirileceğini baştan hesaba katmak. “Ben sadece kendimi savundum” beyanı, savunmanın hangi saldırıya karşı ve hangi anda yapıldığı somut olarak anlatılmadığı sürece dosyada karşılık bulmaz. Şikâyet dilekçesinin nasıl hazırlanacağına ilişkin genel çerçeve savcılığa verilecek şikâyet dilekçesi başlıklı yazıda ele alınmıştır.
Kolluk görevlisi tarafından darp edildiğim iddiasında süreç nasıl işler?
Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada kişilere karşı görevin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır (TCK m.256). Yani ölçüyü aşan güç kullanımı ayrı bir suç tipi değil, kasten yaralama olarak değerlendirilir.
Bu dosyalarda önemli bir usul farkı vardır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz (CMK m.231/14). Sıradan bir kavga dosyasında gündeme gelen bu kurum, kolluk görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele iddiasında devre dışı kalır.
Uygulamada bu tür iddialarda adli muayene raporunun zamanında ve ayrıntılı alınması belirleyicidir. Muayenenin yapıldığı koşullar, raporun içeriği ve olay yeri görüntüleri dosyanın çekirdeğini oluşturur. Sağlık mesleği mensubunun, görevini yaparken suç belirtisiyle karşılaşıp durumu yetkili makamlara bildirmemesi ayrıca suç oluşturur.
Karşılıklı yaralamada savunmanın kurulması
Savunmanın çekirdeği tek bir soruya verilen cevaptır: ilk haksız hareket kimden geldi? Bu soruya net ve delille desteklenen bir cevap verilebiliyorsa meşru savunma tartışılır; verilemiyorsa tartışma haksız tahrik indiriminin oranı üzerinde yürür. Bu yüzden savunma metni, hukuki nitelendirmeyle değil olayın kronolojisiyle kurulmalıdır.
İkinci katman, tahriki oluşturan somut fiilin gösterilmesidir. Yargıtay, karşı taraftan gelen haksız söz veya davranış dosyada tespit edilmeden tahrik indirimi uygulanmasını hukuka aykırı bulmaktadır. “Tartışma çıktı” ifadesi yeterli değildir; hangi sözün söylendiği, hangi hareketin yapıldığı, bunun hangi tanık, kayıt veya belgeyle ortaya konduğu belirtilmelidir.
Üçüncü katman delillerin toplanmasını sağlamaktır. Güvenlik kamerası kayıtları sınırlı süre saklandığı için bunların ilk aşamada mahkemeden ya da savcılıktan talep edilmesi gerekir. Olay sırasında yapılan ses veya görüntü kayıtlarının hangi şartlarda delil sayılacağı ise ayrı bir tartışmadır; bu konudaki ölçütler ses kaydının suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin yazıda ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Karşılıklı yaralama savunma dilekçesi nasıl hazırlanır?
Talepler eşdeğer değil, kademeli yazılır. Asıl talep meşru savunma nedeniyle beraat, ikinci sırada sınırın mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşıldığı gerekçesiyle ceza verilmemesi, üçüncü sırada haksız tahrik indiriminin üst orandan uygulanması yer alır. Bu sıralama, birbirini dışlayan kurumların aynı anda ileri sürülmesinden doğan çelişkiyi önler.
Dördüncü sırada cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin talepler gelir: takdiri indirim, seçenek yaptırıma çevirme, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması. Bunların her birinin kendi şartları bulunduğu için, hangisinin talep edildiğinin ve şartlarının nasıl karşılandığının ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.
Hazır dilekçe örneklerinin kopyalanması bu dosyalarda özellikle risklidir. Karşılıklı kavgada sonucu belirleyen şey hukuki kalıplar değil, olayın nasıl başladığına ilişkin somut anlatım ve bu anlatımı destekleyen delillerdir. Aynı kanun maddeleri, olayın akışına göre bir dosyada beraat, diğerinde mahkûmiyet sonucunu doğurur.
Haksız tahrik savunma dilekçesinde neler yer alır?
Tahrike dayanan savunmanın çekirdeği, karşı taraftan gelen haksız fiilin ne olduğunun somut biçimde yazılmasıdır. “Bana hakaret etti” yerine söylenen sözün kendisi, söylendiği an ve bunu duyan kişiler belirtilir. Sözün hangi tanıkla ya da hangi kayıtla ortaya konacağı ayrıca gösterilir.
İkinci unsur zamansal bağdır: haksız fiil ile eylem arasında geçen süre ve bu sürede yaşananlar anlatılır. Araya uzun bir zaman girmişse hiddetin etkisinin sürdüğünü açıklayan olgular (tehdidin tekrarlanması, kışkırtmanın sürmesi gibi) belirtilmelidir.
Üçüncü unsur, indirim oranına ilişkin taleptir. Kanun dörtte bir ile dörtte üç arasında geniş bir bant tanıdığı için, tahrikin ağırlığını ortaya koyan olguların dilekçede ayrıca vurgulanması gerekir. Yalnızca “haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını talep ederim” cümlesi, oranın alt sınırdan belirlenmesiyle sonuçlanabilir.
Karşılıklı darp ve kavgaya ilişkin Yargıtay kararları
Karşılıklı kavga cezası bakımından Yargıtay uygulaması üç noktada istikrar kazanmıştır: ilk haksız hareketin araştırılması zorunludur, meşru savunma ile haksız tahrik birlikte uygulanamaz ve tahrik indirimi somut bir haksız fiile dayandırılmalıdır. Aşağıdaki kararlar bu üç ilkeyi künyeleriyle göstermektedir.
| Karar | Sonuç | Belirlediği ilke |
|---|---|---|
| Y. 3. CD E.2013/15764 K.2014/5810 (18.02.2014) | Bozma | Taraf ve tanık beyanları çelişkiliyse ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı araştırılmalı, TCK m.29’un uygulanıp uygulanmayacağı kararda tartışılmalıdır. |
| Y. 1. CD E.2021/524 K.2021/5036 (24.03.2021) | Bozma | Karşılıklı kavganın taraflarına “birlikte uygulama olanağı bulunmayan” meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin ayrı ayrı uygulanması çelişki yaratır. |
| Y. 1. CD E.2022/12763 K.2023/1171 (21.03.2023) | Onama + kısmen bozma | İlk haksız hareket tespit edilemiyorsa meşru savunma koşulları oluşmaz; şüphe sanıklar lehine değerlendirilerek asgari oranda tahrik indirimi uygulanır. Seçimlik cezada hapis tercih edilmişse sonradan adli para cezasına çevrilemez. |
| Y. 1. CD E.2024/6930 K.2025/7163 (16.10.2025) | Onama (eleştiriyle) | Karşı taraftan gelen somut söz veya davranış tespit edilmeden haksız tahrik uygulanması hukuka aykırıdır; saldırı yoksa meşru savunmanın şartları oluşmaz. |
Bu kararların ortak yönü, sonucun kanun maddesinden çok dosyadaki ispat tablosuna bağlı olmasıdır. Aynı olayda tanık beyanlarının netleşmesi meşru savunmadan beraate, çelişkili kalması ise iki tarafa da asgari indirimle mahkûmiyete götürebilir.
Kararların bir kısmı, ceza aralıklarının 2025’te yükseltilmesinden önceki dönemi kapsar. İlkeler geçerliliğini korur; ancak kararlarda geçen ceza miktarları o tarihteki metne göre hesaplanmıştır. Güncel bir dosyada rakamlar Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükteki metnine göre belirlenir.
Kavga dosyalarında savunma ve tahrik birlikte nasıl değerlendirilir?
Bu iki kurumun birlikte incelendiği kararlarda ortak bir yöntem görülür: daire önce olayın nasıl başladığını inceler, ardından hangi kurumun uygulanacağına karar verir. Meşru savunma ile haksız tahrikin aynı dosyada birlikte uygulanması, gerekçeler ne kadar ayrıntılı yazılırsa yazılsın çelişki sayılır.
İkinci ortak nokta, ispat yükünün nasıl dağıldığıdır. Meşru savunma iddiası, saldırının kimden geldiğinin ortaya konmasını gerektirir; bu ortaya konamadığında sanık cezasız kalmaz, yalnızca şüpheden yararlanarak asgari oranda indirim alır. Yani belirsizlik sanığı aklamaz, cezasını hafifletir.
Üçüncüsü, gerekçe denetimidir. Yargıtay, ilk haksız hareketin araştırılmadığı ya da tahriki oluşturan somut fiilin gösterilmediği hükümleri denetime elverişsiz bularak bozar. Bu yüzden kararlarda sonuç kadar, sonuca nasıl varıldığının yazılmış olması önem taşır.
Karşılıklı darp Yargıtay kararı ve karşılıklı kavga Yargıtay kararı örnekleri
Yukarıdaki tabloda yer alan dört karar, damarın dört ayrı yönünü gösterir: ilk haksız hareketin araştırılması zorunluluğu, iki kurumun birlikte uygulanamayacağı, belirsizlik hâlinde asgari indirim ve tahrikin somut fiile dayandırılması. Bunlara bir de ceza tayin tekniğine ilişkin denetim eklenir.
Karar aramalarında dikkat edilmesi gereken bir nokta, kararların büyük bölümünün 2025 öncesine ait olmasıdır. Ceza aralıkları 4 Haziran 2025’te değiştiği için, eski kararlarda geçen “dört aydan bir yıla kadar” gibi ifadeler bugünkü metinle örtüşmez. Kararın bağlayıcı yönü ilkedir, içindeki rakam değildir.
İkinci nokta, kararların büyük çoğunluğunun temyiz incelemesinden gelmesidir. İstinaf kanun yolunun yaygınlaşmasıyla birlikte kavga dosyalarının önemli bölümü bölge adliye mahkemesinde kesinleşmekte, Yargıtay’a ulaşmamaktadır. Bu nedenle güncel uygulamanın bir kısmı yayımlanmış içtihatta görünmez.
Kavga dosyasında ilk 48 saatin ağırlığı
Karşılıklı kavga cezası dosyalarının kaderini çoğunlukla ilk günlerde toplanan deliller belirler: adli muayene raporundaki ibare, güvenlik kamerası kaydının silinmeden alınıp alınmadığı ve karakolda verilen ilk beyanın nasıl tutanağa geçtiği. Bu üç unsur sonradan telafi edilmesi en zor olanlardır.
Ankara’da görülen bir kavga dosyasında hem şikâyetçi hem şüpheli konumunda olduğunuzu düşünüyorsanız, iki tarafın da ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini baştan hesaba katmakta yarar var. Dosyanızın hangi fıkradan yürüdüğünü, uzlaştırmaya tabi olup olmadığını ve savunmanın hangi eksende kurulacağını konuşmak isterseniz Ankara ceza avukatı sayfasındaki bilgiler başlangıç noktası olabilir.
Ceza aralıkları, uzlaştırma kapsamı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurallar son iki yılda birkaç kez değişti. Bu nedenle 2025 öncesinde yazılmış bir metne dayanarak kurulan hesap, bugünkü dosyada karşılık bulmayabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Karşılıklı kavgada iki taraf da şikayetçi olursa ne olur?
Her iki taraf hakkında da soruşturma yürütülür ve ikisi de hem müşteki hem şüpheli sıfatını taşır. Dosya, uzlaştırma kapsamındaysa önce uzlaştırma bürosuna gönderilir; uzlaşma sağlanmazsa iki taraf için de iddianame düzenlenebilir ve mahkeme her sanık için ayrı hüküm kurar.
Meşru müdafaa sicile işler mi?
İşlemez. Meşru savunmanın kabul edilmesi hâlinde verilen karar beraattir ve adli sicil kaydı yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerini gösterir. Beraat kararı nedeniyle adli sicilde bir kayıt oluşmaz.
Haksız tahrik hukuka uygunluk nedeni midir?
Değildir. Haksız tahrik fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz; failin kusurunu azaltarak cezada indirim yapılmasını sağlar. Hukuka uygunluk nedeni olan meşru savunmada sonuç beraat iken, haksız tahrikte sonuç indirimli mahkûmiyettir.
Meşru müdafaa mala karşı olur mu?
Olur. Kanun metni “bir hakka yönelmiş” haksız saldırıdan söz eder ve korunan hakkın türünü sınırlamaz; mülkiyet hakkına yönelen saldırıya karşı da meşru savunma mümkündür. Ancak orantılılık şartı burada özellikle önem taşır.
Meşru müdafaa üçüncü kişiye karşı gerçekleştirilebilir mi?
Savunma, saldırıyı gerçekleştiren kişiye yöneltilmelidir; olayla ilgisi olmayan üçüncü kişiye zarar verilmesi meşru savunma kapsamında değerlendirilmez. Buna karşılık başkasına ait bir hakkı korumak amacıyla yapılan savunma meşru savunmadır — kanun “gerek kendisine gerek başkasına ait bir hak” ifadesini kullanır.
Meşru müdafaadan beraat halinde yargılama giderleri kime yüklenir?
Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi yalnızca kendi kusurundan ileri gelen giderleri öder; önceden ödemek zorunda kaldığı giderler Devlet Hazinesince üstlenilir (CMK m.327). Karşılıklı hakaret hâllerinde ise ceza verilmemesi, giderlerin taraflara yüklenmesine engel değildir (CMK m.328).
Aldatma haksız tahrik sayılır mı?
Haksız tahrik için haksız bir fiilin bulunması, bu fiilin failde hiddet veya şiddetli elem yaratması ve suçun bu etki altında, haksız fiili gerçekleştiren kişiye karşı işlenmesi gerekir. Bu unsurların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini mahkeme değerlendirir; kanun belirli davranışları önceden tahrik sayan bir liste içermez.
Haksız tahrik indirimi kadın veya erkek olmaya göre mi uygulanır?
Hayır. Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesi cinsiyete ilişkin hiçbir ayrım içermez; hüküm “haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye” uygulanır. İndirimin şartları failin cinsiyetine göre değil, olaydaki haksız fiile ve onun ağırlığına göre değerlendirilir.
Haksız tahrik, aradan zaman geçince uygulanmaz mı?
Kanun belirli bir süre öngörmemiştir; aranan şey suçun hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenmiş olmasıdır. Haksız fiilin üzerinden uzun süre geçmesi bu etkinin sürüp sürmediği tartışmasını doğurur ve değerlendirme somut olaya göre yapılır.
Kavga cezası adli sicile işler mi?
Kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü varsa işler. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişse hüküm sanık hakkında hukuki sonuç doğurmadığı için adli sicile mahkûmiyet olarak yansımaz; bu kararlar kendilerine mahsus bir sisteme kaydedilir ve yalnızca bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak istenebilir.
Kavgada yalnızca bir taraf yaralanmışsa diğerine ceza verilir mi?
Yaralanmayan tarafın da fiili varsa ceza sorumluluğu doğabilir; kasten yaralama suçu için mağdurun vücuduna acı verilmesi ya da sağlığının bozulması yeterlidir, görünür bir yaralanma şartı aranmaz. Buna karşılık hiçbir fiili bulunmayan tarafa yalnızca kavganın içinde olduğu için ceza verilmez.
Karşılıklı kavga davası hangi mahkemede görülür?
Kasten yaralama davaları kural olarak asliye ceza mahkemesinde görülür; ağır ceza mahkemesinin görev alanı kanunda sayılan suçlar ile on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarla sınırlıdır. Yetkili mahkeme, suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Ceza mevzuatı bu yazıda ele alınan konularda son iki yılda birden fazla kez değiştirildi ve değişmeye devam edebilir. Buradaki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşır; somut bir dosyanın sonucu, adli rapordaki ibareden tanık beyanlarına kadar pek çok ayrıntıya bağlı olarak farklılaşır. Kendi durumunuz için bir avukata danışmadan hareket etmeyiniz. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.