Hukuk, İş Hukuku

Şirket Aracıyla Kaza Yapan İşçi Hasarı Öder mi?

Şirket Aracıyla Kaza Yapan İşçi Hasarı Öder mi

Şirket aracıyla kaza yapan çalışanlara en sık söylenen cümle, hasarın tamamının maaşlarından veya kıdem tazminatlarından kesileceğidir. Bu cümlenin hukuki karşılığı yoktur; daha doğrusu, karşılığı söylendiği kadar geniş değildir. İşçinin işverene verdiği zarardan sorumlu olduğu doğrudur, ancak bu sorumluluğun kapsamını da, tahsil yolunu da kanun belirler ve her ikisi de işverenin tek taraflı beyanına bırakılmamıştır.

Makale İçeriği

Kısa cevap

Şirket aracıyla kaza yapan işçi, kusuru oranında sorumludur; fakat bu borç ücretten doğrudan kesilemez.

  • İşçinin sorumluluğunun ölçütü Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesidir: işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlık gerektirip gerektirmemesi ve işçinin işverence bilinen nitelikleri birlikte değerlendirilir.
  • Zararın ücretten mahsubu Türk Borçlar Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına tabidir: işçinin rızası yoksa, ancak kasten verilmiş ve yargı kararıyla sabit bir zarar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir.
  • İş Kanunu’nun 38. maddesindeki ücret kesme cezası bambaşka bir kurumdur: ayda iki gündelikle sınırlıdır ve kesilen para işverene kalmaz, Bakanlık hesabına yatırılır.
  • İşverenin kasko yaptırma yükümlülüğü yoktur; zorunlu olan yalnızca trafik sigortasıdır.
  • Otuz günlük ücretini aşan bir hasarda işveren, kıdem ve ihbar tazminatı ödemeden derhal fesih hakkını kullanabilir (İş K. m.25/II-ı) — çalışanın asıl riski çoğu zaman buradadır.

Aşağıda, şirket aracıyla kaza sonrasında ortaya çıkan üç ayrı hesabı (üçüncü kişinin zararı, aracın kendi hasarı, idari yaptırımlar) birbirinden ayırarak; işçinin sorumluluğunun sınırını, ücretten kesinti yapılabilecek hâlleri, trafik cezalarının kime kaldığını ve iş sözleşmesinin feshi riskini kanun metinleri ve Yargıtay kararları üzerinden inceliyoruz.

Şirket aracıyla kaza yaparsak ne olur?

Şirket aracıyla kaza, tek bir hukuki ilişki doğurmaz. Aynı olaydan üç ayrı hesap çıkar ve bunlar birbirine karıştırıldığında hem işveren hem işçi yanlış sonuca varır. Bu üç hesabın muhatabı, dayanağı ve sınırı farklıdır.

Birinci hesap, üçüncü kişinin zararıdır. Kazada karşı araç hasar görmüş, bir yaya yaralanmış veya bir mülk zarar görmüşse, zarar görenin muhatabı kural olarak sürücü değil, aracın işletenidir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesinin son fıkrası bunu açıkça söyler: “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” Şirket aracında işleten şirkettir; dolayısıyla dışarıya karşı ödeme yapan da şirkettir.

İkinci hesap, aracın kendisinde oluşan hasardır. Bu, işverenin kendi malvarlığında meydana gelen zarardır ve iş sözleşmesinden doğan bir ilişkiye tabidir. Burada devreye Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi girer.

Üçüncü hesap, idari yaptırımlardır. Trafik cezaları tazminat değil, idari para cezasıdır; kime kesileceğini ve kimin ödeyeceğini Karayolları Trafik Kanunu belirler. Bu kalem, tazminat hesabının parçası olmadığı hâlde uygulamada sürekli aynı torbaya atılır.

Hesap Muhatap Dayanak Sınır
Üçüncü kişinin zararı İşleten (şirket) KTK m.85, m.91 Trafik sigortası teminat limiti, aşan kısım işletende
Araçtaki hasar İşçi (kusuru ölçüsünde) TBK m.400 Kusur + m.400/2 ölçütleri + hakkaniyet indirimi
Trafik cezası Sürücü; tespit edilemezse araç sahibi KTK m.116 İdari yaptırım, tazminattan bağımsız

Şirket aracıyla trafik kazası sonrası ilk adımlar

Kaza anında yapılan veya yapılmayan işlemler, sonraki tazminat tartışmasının delil zeminini kurar. Bu nedenle sıralama önemlidir.

Kazada yaralanan veya ölen varsa olay yeri terk edilmez ve kolluk çağrılır. Yalnızca maddi hasar varsa taraflar kaza tespit tutanağını kendileri düzenleyebilir. Tutanak düzenlendikten sonra durum gecikmeksizin işverene bildirilir; bildirim yapılmaması, sonradan “gizleme” iddiasına zemin hazırlar ve fesih tartışmasında işçinin aleyhine yorumlanabilir.

Aracın kaskosu varsa hasar ihbarı poliçede yazılı süre içinde yapılmalıdır. Bu süreç ve ihbar hatlarının işleyişi için trafik kazası sonrası sigorta süreci başlıklı yazımız ayrıntılı bir çerçeve sunar.

Kaza tespit tutanağı kusur oranını gösterir mi?

Hayır. Bu, konuyla ilgili en yaygın yanlış bilgidir. Maddi hasarlı kazalarda taraflarca düzenlenen tutanak, kazanın oluş biçimini ve tarafların kusur durumuna ilişkin işaretlemeleri içerir; yüzdelik bir kusur oranı vermez. Kusur oranı, uyuşmazlık yargıya taşındığında bilirkişi incelemesiyle belirlenir ve hâkim bu raporla bağlı değildir.

Bu ayrım şirket aracı bakımından iki kat önemlidir. İşçi ile işveren arasındaki iç ilişkide sorumluluk, yalnızca trafik kusurundan ibaret değildir; aşağıda göreceğimiz üzere Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi kusurun yanına başka ölçütler de ekler. Yani “tutanakta kusurlu görünüyorum, o hâlde zararın tamamını öderim” çıkarımı da, “tutanakta kusursuzum, hiçbir sorumluluğum yok” çıkarımı da eksiktir.

Şirket aracıyla yapılan kazayı kim öder?

Sorunun cevabı, zararın kime ait olduğuna göre değişir. Dışarıya, yani kazada zarar gören üçüncü kişilere karşı ödeme yapacak olan şirkettir. Şirketin bu ödemeyi yapması, zararın nihai olarak şirkette kalacağı anlamına gelmez; iç ilişkide rücu mekanizması işler.

Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenler ve son fıkrasında rücunun sınırını çizer: “Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.” Bu cümledeki “bizzat sorumlu olduğu ölçüde” ifadesi, sorumluluğun otomatik ve tam olmadığını gösterir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2014 tarihli, 2013/36093 E. ve 2014/163 K. sayılı kararı bu iç ilişkiyi açık biçimde tarif eder. Kararda, belediye otobüsü şoförünün yaralamalı kazasında şirketin işleten sıfatıyla ödediği tazminatın şoföre rücu edilmesi tartışılmış ve “eksik teselsül hâlinde, iç ilişkideki borç yükü önce haksız fiil failine, sonra akitten dolayı sorumlu olana ve en son olarak da kanundan dolayı sorumlu olan kimseye yüklenir” denilmiştir. Kanundan dolayı sorumlu olan işletenin, haksız fiilin faili olan sürücüye rücu etmesi hukuka uygun bulunmuştur.

Aynı kararın ikinci yönü, uygulamada gözden kaçan bir noktayı düzeltir. Olayda yürürlükteki toplu iş sözleşmesinde, idare aracıyla meydana gelen trafik kazalarındaki hasar bedelinin yarısının işverence karşılanacağı ve işverenin ödeyeceği hasar bedelini işçiden talep edemeyeceği yazılıydı. Yargıtay, bu hükmün “araçlardaki hasarları kapsadığı, cismani zararları içermediği” gerekçesiyle, üçüncü kişiye ödenen bedensel zarar tazminatına uygulanamayacağına karar vermiştir. Yani sözleşmede “araç hasarı” için getirilen koruma, yaralanan kişiye ödenen tazminatı kapsamaz.

Trafik sigortası nereye kadar öder?

Zorunlu mali sorumluluk sigortası, aracın işletilmesinden doğan ve üçüncü kişilere verilen zararları poliçe limitleri dâhilinde karşılar. Bu sigortanın yaptırılması Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği zorunludur. Ancak trafik sigortası aracın kendi hasarını karşılamaz; sigortalı aracın hasarı ancak kasko poliçesi varsa teminat altındadır.

Sigortacının ödeme yapması da her zaman dosyayı kapatmaz. Genel şartlarda sayılan hâllerde (örneğin sürücünün uyuşturucu madde etkisinde veya mevzuatta belirlenen sınırın üzerinde alkollü olarak aracı kullanması, ehliyetsiz kullanım gibi) sigortacının işletene rücu hakkı doğar. Bu durumda şirket, sigortacıya ödediği tutarı iç ilişkide sürücüye yöneltmeyi dener ve tartışma yeniden Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesine döner.

Şirket aracı hasarı kim öder?

Aracın kendisinde oluşan hasar, işverenin malvarlığındaki eksilmedir. Bu hasarın kim tarafından karşılanacağı, önce poliçeye, sonra iş sözleşmesi ilişkisine bakılarak belirlenir.

İşverenin kasko yaptırma yükümlülüğü var mı?

Yoktur. Bu, konuyla ilgili en çok tekrarlanan yanlışlardan biridir. Mevzuatta işverene, çalışanına tahsis ettiği aracı kasko sigortasıyla güvence altına alma yükümlülüğü getiren bir hüküm bulunmaz. Zorunlu olan tek sigorta, Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesindeki mali sorumluluk sigortasıdır ve o da üçüncü kişilerin zararına yöneliktir.

Bununla birlikte kaskonun yaptırılmamış olması hukuken tamamen sonuçsuz da değildir. Zararın hesabında, işletme faaliyetinin doğurduğu riskin kime ait olduğu ve işverenin zararı önlemek için makul tedbirleri alıp almadığı değerlendirilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi, zarar görenin “zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş” olması hâlinde hâkime tazminatı indirme, hatta tamamen kaldırma yetkisi verir. Sürekli trafiğe çıkan bir filoyu kaskosuz işletmek, bu değerlendirmede işverenin aleyhine bir unsur olarak tartışılabilir. Ancak bunun otomatik bir indirim sebebi olduğu söylenemez; her dosyada somut şartlara göre takdir edilir.

Kasko varsa hasarı sigortacı öder mi?

Kural olarak evet, ancak iki sınırla. Birincisi muafiyet ve teminat dışı hâllerdir. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesi teminat dışında kalan zararları sayar; bunların arasında aracın uyuşturucu madde etkisindeki kişilerce veya Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü kişilerce kullanılması sırasında meydana gelen zararlar da yer alır.

İkincisi, sigortacının ödeme yaptıktan sonraki durumudur. Türk Ticaret Kanunu’nun 1429. maddesinin birinci fıkrası şu ayrımı kurar: “Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.”

Bu hüküm şirket aracı bakımından doğrudan sonuç doğurur. Çalışan, işverenin hukuken fiillerinden sorumlu olduğu kişidir. Dolayısıyla çalışanın ihmaliyle yol açtığı hasar kasko teminatının kapsamındadır; kasten yol açtığı zarar ise sigortacıyı tazminat borcundan kurtarır. Sigortacı, ödediği tazminat kadar Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesi uyarınca sigortalının yerine geçer ve sorumlulara karşı dava hakkını devralır.

Durum Kasko öder mi? Sonraki aşama
Çalışanın ihmali (dalgınlık, hız, takip mesafesi) Evet Muafiyet ve hasarsızlık indirimi kaybı işverende kalır
Alkollü veya uyuşturucu etkisinde kullanım Hayır (A.5 teminat dışı) Hasarın tamamı iç ilişkide tartışılır
Kasten zarar verme Hayır (TTK m.1429/1) Sigortacı borçtan kurtulur, prim iade edilmez
Kasko yok Doğrudan TBK m.400 değerlendirmesi

Hasarsızlık indiriminin kaybı işçiden istenebilir mi?

Uygulamada işverenlerin gündeme getirdiği kalemlerden biri, kaza sonrası kasko priminin artması ve hasarsızlık kademesinin düşmesidir. Bu, doğrudan bir mal varlığı eksilmesi değil, gelecekteki bir gider artışıdır. Böyle bir kalemin istenebilmesi için zararın varlığının, miktarının ve kazayla nedensellik bağının ispatlanması gerekir; ispat yükü zararı ileri süren işverendedir. Somut belgeye dayanmayan tahmini artış hesapları, tazminatın belirlenmesinde esas alınmaz.

İşçinin verdiği zarar: sorumluluğun kanuni çerçevesi

İşçinin işverene verdiği zarardan sorumlu olduğu tartışmasızdır. Tartışma, bu sorumluluğun ölçüsü üzerinedir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi iki fıkradan oluşur ve ikinci fıkra, ilkini yumuşatır:

MADDE 400- İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur.

Maddenin resmî metnine Türk Borçlar Kanunu’nun mevzuat.gov.tr üzerindeki güncel hâlinden ulaşılabilir.

İlk fıkra sorumluluğu kurar, ikinci fıkra ise sorumluluğun kapsamının nasıl belirleneceğini söyler. Bu, işçi lehine getirilmiş bir denge hükmüdür: aynı kusur, farklı işlerde ve farklı çalışanlarda farklı sonuç doğurabilir.

İşçinin verdiği zarardan sorumluluğu nasıl belirlenir?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 29.12.2025 tarihli, 2025/8830 E. ve 2025/10447 K. sayılı kararı bu çerçeveyi güncel biçimde ortaya koyar. Kararda önce özen borcunun kaynağı gösterilir: Türk Borçlar Kanunu’nun 396. maddesi işçinin yüklendiği işi özenle yapmak zorunda olduğunu söyler, ancak “gösterilmesi gereken özenin derecesi ile ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.” Bu boşluğu 400. madde doldurur ve daire şu sonuca varır: “Bu hükme göre işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde işin niteliğinin yanında işçinin gerek subjektif gerekse objektif özelliklerinin önemli bir rol oynayacağı tartışmasızdır.”

Şirket aracı bakımından bu ölçütler somut sorulara dönüşür:

  • Araç kullanmak işin asli unsuru mudur, yoksa ara sıra başvurulan bir imkân mıdır? Günde yüzlerce kilometre yol yapan bir saha çalışanının istatistiki kaza riski, ayda birkaç kez araca binen bir ofis çalışanınınkinden farklıdır.
  • İşveren, çalışanın sürücülük geçmişini ve ehliyet durumunu biliyor muydu? Bilmesi gerekiyor muydu?
  • Aracın bakımı zamanında yapılmış mıydı? Lastik, fren ve aydınlatma gibi unsurlar kazaya etki etmiş midir?
  • Çalışma düzeni, çalışanı yorgun veya aşırı hızlı hareket etmeye zorluyor muydu? Teslimat süreleri fiilen ihlal edilmeden yetişilemeyecek biçimde mi kurgulanmıştı?

Bu soruların cevapları, kusur oranından bağımsız olarak sorumluluğun kapsamını daraltabilir.

TBK m.400/2 ölçütü Sorumluluğu artıran görünüm Sorumluluğu daraltan görünüm
İşin tehlikeli olup olmaması Olağan şehir içi kullanım Yoğun trafik, gece sürüşü, zorunlu uzun mesafe
Uzmanlık ve eğitim gerektirmesi Sürücülük işin asli unsuru, eğitim verilmiş Araç ara sıra kullanılıyor, hiç eğitim verilmemiş
İşverenin bildiği veya bilmesi gereken nitelikler Çalışanın deneyimi ve ehliyet durumu uygun İşveren yetersizliği bildiği hâlde aracı tahsis etmiş
Zararın önlenebilirliği Yazılı kural var, çalışan ihlal etmiş Bakım aksatılmış, çalışma temposu ihlale zorlamış

İşletme riski ve müterafik kusur

Aynı 2025 tarihli kararda Yargıtay, zarar görenin kendi kusuru kavramını da tanımlar: “Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir.” Kararda bu kavramın ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur olarak da adlandırıldığı belirtilir.

Somut olayda ilk derece mahkemesi, işverenin iç denetim mekanizmasını yeterince işletmediği ve ara denetim sistemlerini kurmadığı gerekçesiyle işverene %50 kusur vermişti. Yargıtay bu değerlendirmeyi bozdu; çünkü işyerinde konuya ilişkin bir kural mevcuttu ve zarar bu kuralın ihlalinden doğmuştu. Daire, “dava konusu zararın oluşmasında davacı işverene kusur izafe edilmesi mümkün değildir” sonucuna vardı.

Bu iki yönlü sonuç önemlidir. İşverenin organizasyon eksikliği tazminatı azaltabilir; ancak işveren gerekli kuralı koymuş ve çalışan bu kuralı ihlal etmişse indirim gerekçesi ortadan kalkar. Aynı kararın bir başka tespiti de dikkate değerdir: “Sevk irsaliyelerini usule uygun düzenlemeyen çalışanların, işyerindeki kurallara aykırı olarak bölge müdürünün talimatlarına uymaları sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.” Yani “amirim öyle söyledi” savunması, kurala aykırı bir davranışta tek başına koruma sağlamaz. Şirket aracı bağlamında bunun karşılığı açıktır: yöneticinin sözlü baskısı, hız sınırının veya araç kullanım talimatının ihlalini meşrulaştırmaz.

Hakkaniyet indirimi hangi hâllerde uygulanır?

Türk Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi hâkime tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini “durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak” belirleme yetkisi verir. 52. maddenin ikinci fıkrası ise ayrı bir imkân tanır: “Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.”

Asgari ücretle çalışan bir kişinin, yıllık gelirinin katı düzeyinde bir hasar bedeliyle karşı karşıya kalması tam olarak bu hükmün kapsamına girer. İndirim otomatik değildir; hafif kusur, yoksulluğa düşme tehlikesi ve hakkaniyet ölçütlerinin birlikte bulunması aranır ve bunlar dosyaya somut olarak yansıtılmalıdır.

İşçinin verdiği zarar maaşından kesilebilir mi?

Bu sorunun cevabı, yazının en çok karıştırılan noktasıdır ve doğru dayanağın bulunması hâlinde tartışma kısalır. Konuyu düzenleyen hüküm, sık gösterildiği gibi İş Kanunu’nun 38. maddesi değil, Türk Borçlar Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasıdır:

MADDE 407/2- İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir.

Cümle iki hâli düzenler. Birinci hâl: işçinin rızası varsa takas mümkündür. İkinci hâl: rıza yoksa takas ancak üç şartın birlikte gerçekleşmesiyle yapılabilir.

İşçinin işverene verdiği zarar karşılığı ücretinden yapılan kesinti hangi şartlarda mümkün?

Rıza bulunmayan hâlde aranan üç şart şunlardır:

  1. Zarar kasten verilmiş olmalıdır. Hüküm “kusuruyla” değil, açıkça “kasten” demektedir. Bu, kelime tercihi değil, bilinçli bir daraltmadır: Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi sorumluluğu her türlü kusuru kapsayacak biçimde kurarken, 407. madde ücretten kesinti imkânını yalnızca kasta bağlar.
  2. Zarar yargı kararıyla sabit olmalıdır. İşverenin kendi hesabı, iç denetim raporu, bilirkişiye benzeyen bir eksper raporu veya tek taraflı bir tutanak bu şartı karşılamaz.
  3. Kesinti, ücretin haczedilebilir kısmıyla sınırlıdır. Bu sınırı İş Kanunu’nun 35. maddesi belirler: “İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz.” Yani şartlar sağlansa dahi kesinti, aylık ücretin dörtte birini aşamaz.

Şirket aracıyla yapılan bir kazanın tipik görünümü ihmaldir: dikkatsizlik, hız, takip mesafesi, hatalı sollama. Bu hâlde birinci şart baştan gerçekleşmez. Sonuç şudur: işçinin rızası yoksa, işveren mahkeme kararı almış olsa bile ihmalle verilmiş bir araç hasarını ücretten kesemez; alacağını icra yoluyla, üstelik yine dörtte birlik sınıra tabi olarak takip etmesi gerekir.

Sosyal medyada dolaşan “yazılı rızanız veya mahkeme kararı olmadan kesinti yapılamaz” formülü bu yüzden eksiktir. “Veya” bağlacı, kasıt şartını görünmez kılar ve mahkeme kararını tek başına yeterli gösterir; oysa kanun rıza yoksa kasıt ve yargı kararını birlikte arar.

Rıza sözleşmeye peşin konabilir mi?

Uygulamada işe giriş sırasında imzalatılan sözleşmelere “araçta oluşacak hasar ücretten mahsup edilir” benzeri hükümler konulduğu görülür. Böyle bir hükmün 407. maddedeki rıza şartını baştan karşılayıp karşılamadığı tartışmalıdır ve iki hüküm bu tartışmayı işçi lehine ağırlaştırır.

Birincisi, aynı maddenin üçüncü fıkrasıdır: “Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.” İkincisi, ücretin korunmasına ilişkin hükümlerin işçi lehine emredici nitelik taşımasıdır. Henüz doğmamış, miktarı belirsiz ve varlığı tartışmalı bir alacak için işe giriş aşamasında alınan genel muvafakatin, somut takas anındaki rızanın yerini tutması güçtür. Bu nedenle rızanın, zarar doğduktan sonra ve miktarı belirlenmiş bir alacak için verilmesi aranır.

İşveren kıdem tazminatından kesinti yapabilir mi?

Aynı kural burada da geçerlidir. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti de işverenin işçiye olan para borçlarıdır ve takas yasağının kapsamındadır. Yargıtay uygulamasında, şartları oluşmadan yapılan mahsupların bozma sebebi sayıldığı görülmektedir; hatta işverenin fazladan ödediğini ileri sürdüğü kalemlerin kıdem tazminatından düşülmesi dahi 407. maddenin ikinci fıkrası çerçevesinde denetlenmektedir.

Bunun pratik sonucu şudur: işveren, hasar iddiasını gerekçe göstererek kıdem tazminatını eksik ödediğinde, işçi eksik ödenen kısmı talep edebilir. İşveren de kendi zarar alacağını, ayrı bir dava veya karşı dava yoluyla ileri sürmek durumundadır.

Ücret kesme cezası nasıl uygulanır?

İş Kanunu’nun 38. maddesindeki ücret kesme cezası, yukarıdaki takas kurumundan tamamen farklı bir müessesedir. Karıştırılmasının sebebi, ikisinin de “maaştan kesinti” görünümü taşımasıdır; oysa amaçları, sınırları ve paranın gideceği yer birbirinden ayrıdır.

Ücret kesme cezası nedir?

Ücret kesme cezası, işverenin zararını karşılamaya yönelik bir tazminat değil, disiplin niteliğinde bir yaptırımdır. Maddenin ilk cümlesi kapsamı belirler: “İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez.”

Yani ceza uygulanabilmesi için, cezayı gerektiren hâlin toplu iş sözleşmesinde veya iş sözleşmesinde önceden gösterilmiş olması gerekir. Sözleşmede karşılığı olmayan bir davranış için ücret kesme cezası verilemez.

Ücret kesme cezası kaç gün, ne kadar olabilir?

Maddenin ikinci fıkrası hem bildirim hem de miktar sınırı getirir: “İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz.”

Bu tavan, kurumun neden bir hasar tahsil aracı olmadığını tek başına gösterir. Aylık ücreti otuz gündelik üzerinden hesaplanan bir çalışanda ayda iki gündelik, brüt aylık ücretin yaklaşık on beşte biridir. On binlerce liralık bir araç hasarının bu yolla tahsil edilmesi kanunen mümkün değildir.

Ücret kesme cezası hangi hesaba yatırılır?

Kurumun en çok gözden kaçan yönü budur ve tek başına tartışmayı bitirir: kesilen para işverene kalmaz. Maddenin üçüncü fıkrası, bu paraların işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına, Bakanlıkça belirtilecek ve mevduat kabul etme yetkisini haiz bir bankaya, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılacağını hükme bağlar. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmakla yükümlüdür.

Maddenin tam metni İş Kanunu’nun mevzuat.gov.tr üzerindeki güncel hâlinde yer almaktadır.

Dolayısıyla işveren, ücret kesme cezası uygulayarak kendi zararını karşılayamaz; kestiği parayı Bakanlık hesabına aktarmak zorundadır. “Hasarı ücret kesme cezasıyla tahsil ederim” yaklaşımı, kurumun tanımıyla çelişir.

Ücret kesme cezası net mi brüt mü hesaplanır?

Kanun metni “iki gündelik” ve “iki günlük kazanç” ifadelerini kullanır. Ücret kesme cezasında esas alınan, işçinin çıplak brüt ücreti üzerinden hesaplanan gündeliktir; ikramiye, prim ve sosyal yardımlar gibi ek ödemeler bu hesaba dâhil edilmez. Kesintinin işçiye derhal ve sebepleriyle birlikte bildirilmesi de geçerlilik şartı niteliğindedir; bildirimsiz uygulanan kesinti, sebebi sözleşmede yazılı olsa dahi sakattır.

Ölçüt Ücret kesme cezası (İş K. m.38) Zararın takası (TBK m.407/2)
Niteliği Disiplin yaptırımı Alacağın mahsubu
Ön şart Sebep sözleşmede yazılı olmalı Rıza; yoksa kasıt + yargı kararı
Tavan Ayda iki gündelik Ücretin haczedilebilir kısmı (1/4)
Para kime gider ÇSGB hesabına yatırılır İşverenin alacağına mahsup edilir
Zararı karşılar mı Hayır Şartları varsa evet

İşçinin verdiği zararın tazmini nasıl istenir?

İşveren, ücretten kesinti yapamadığı hâllerde alacağını kendiliğinden kaybetmez; onu yargı yoluyla ister. Bu, kanunun işvereni yönlendirdiği doğru yoldur.

İşverenin işçiye tazminat davası açması

İş sözleşmesinden doğan bu uyuşmazlık, iş mahkemesinin görev alanındadır. Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır; bu şart yalnızca işçinin açtığı davalar için değil, işverenin alacak ve tazminat talepleri için de geçerlidir. Arabuluculuk aşaması atlanarak açılan dava usulden reddedilir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli, 2014/16496 E. ve 2015/23901 K. sayılı kararı bu yolun fiilen işlediğini gösterir. Kararda, işverenin çalışanın kusuruyla şirket aracına verdiği 7.270,89 TL’lik zararın tahsilini istediği, mahkemenin davayı kısmen kabul ederek 6.901,00 TL’ye hükmettiği görülmektedir. Yargıtay esas yönünden bir isabetsizlik bulmamış, yalnızca vekâlet ücreti kalemini düzelterek onamıştır.

Bu karar iki şeyi birden gösterir: işveren araç hasarını dava yoluyla isteyebilir ve alabilir; ancak talep ettiği miktarın tamamını almak zorunda değildir — mahkeme kusur ve indirim değerlendirmesi yaparak miktarı azaltabilir.

İşçinin işverene verdiği zarar görevli mahkeme hangisidir?

Uyuşmazlık iş sözleşmesinden doğduğu için görevli mahkeme iş mahkemesidir; iş mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi davaya bakar. Zararın bir trafik kazasından doğmuş olması bu sonucu değiştirmez, çünkü taraflar arasındaki ilişki haksız fiilden değil iş sözleşmesinden kaynaklanır. Buna karşılık kazada zarar gören üçüncü kişinin şirkete veya sürücüye açacağı dava, işleten sorumluluğuna dayandığı için asliye hukuk mahkemesinde görülür.

İspat yükü kimdedir?

Zararın varlığını, miktarını ve işçinin kusurunu ispat yükü işverendedir. Bu, teorik bir kural değil, uygulamada sonucu belirleyen bir ölçüttür.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.11.2017 tarihli, 2015/24338 E. ve 2017/18249 K. sayılı kararı, işçiden teminat amacıyla alınan senetler bakımından ilkeyi açıkça kurar: “İşçiden teminat olarak alınan senet sebebiyle işçinin borcu, işverene verdiği zarar miktarı ile sınırlıdır. Zararı işveren ispatlamalıdır. Teminat niteliğinde alınan bu senetler işverenin zararını kanıtlamadığı sürece geçersiz sayılmalıdır.”

Aynı kararda, işçinin zararı senet bedelinden azsa mahsup yapılarak kalan kısım yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca hâkimin bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı, raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği vurgulanmıştır.

İşçinin verdiği zararın tazmini zamanaşımı

Bu başlık altında, tarafların çoğu zaman farkında olmadığı bir asimetri vardır.

İşçinin ücret alacakları bakımından zamanaşımı beş yıldır; İş Kanunu’nun 32. maddesinin son fıkrası “Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır” der. Buna karşılık işverenin, iş sözleşmesine aykırılıktan doğan zarar alacağı için özel bir süre öngörülmemiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi genel kuralı koyar: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” Aynı Kanun’un 147. maddesindeki beş yıllık süreye tabi alacaklar listesinde işverenin bu tür bir zarar alacağı sayılmamıştır.

Zarar aynı zamanda haksız fiil niteliği taşıyorsa, haksız fiil zamanaşımına ilişkin hükümler de gündeme gelebilir ve fiil suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Uygulamada bu nedenle, olayın üzerinden yıllar geçmiş olsa dahi işverenin talebinin zamanaşımına uğradığı varsayılmamalı, sürenin hangi hükme göre işlediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Alacak Süre Dayanak
İşçinin ücret alacakları 5 yıl İş K. m.32/son
İşverenin sözleşmeye aykırılıktan doğan zarar alacağı 10 yıl TBK m.146
Zarar aynı zamanda suç oluşturuyorsa Ceza zamanaşımı süresi TBK m.72/son
İşverenin fesih hakkı (m.25/II-ı) 6 iş günü / her hâlde 1 yıl İş K. m.26 (hak düşürücü)

İşçinin verdiği zarar nedeniyle iş akdinin feshi

Sosyal medyada dolaşan özetlerin çoğunda yer almayan, buna karşılık çalışan açısından çoğu zaman en ağır sonucu doğuran başlık budur. İşveren, belirli bir eşiği aşan hasarda iş sözleşmesini bildirimsiz ve tazminatsız feshedebilir.

Dayanak, İş Kanunu’nun 25. maddesinin II numaralı bendinin (ı) alt bendidir:

“İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.”

Bent iki noktada geniştir. Birincisi, “kendi isteği veya savsaması” dediği için kasıt aranmaz; ihmal yeterlidir. İkincisi, “işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan” ifadesiyle, kiralık veya operasyonel kiralamayla temin edilmiş şirket araçlarını da kapsar.

Otuz günlük ücret ölçüsü nasıl hesaplanır?

Eşik, işçinin otuz günlük ücretidir. Hesapta çıplak brüt ücret esas alınır; hasar bedeli bu tutarı aşıyorsa bendin şartı gerçekleşmiş sayılır. Buradaki hesap, tazminat miktarının belirlenmesi değil, yalnızca fesih hakkının doğup doğmadığının tespitidir. Yani işveren feshi haklı olsa bile, hasarın tamamını işçiden tahsil edebileceği anlamına gelmez; bunlar iki ayrı sonuçtur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 05.06.2018 tarihli, 2017/8174 E. ve 2018/12610 K. sayılı kararına konu olayda tıbbi mümessil olarak çalışan bir işçi, yolda seyrederken yola düşen bir taşa çarpmış ve araçta 15.675,74 TL hasar oluşmuştur. Hasar sigorta tarafından karşılanmamış, işveren iş sözleşmesini bu bent uyarınca feshetmiştir. İşçi, olayın kendi savsamasından doğmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğini savunmuş; yerel mahkeme davayı reddetmiş, Yargıtay ise fesih yönünden bir isabetsizlik görmeyip kararı yalnızca fazla çalışma ve yıllık izin ücreti hesabındaki eksiklik nedeniyle bozmuştur.

Bu dosya, çalışanın asıl riskinin nerede olduğunu gösterir: hasar bedeli hiç tahsil edilmemiş olsa bile, iş sözleşmesi kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeksizin sona erebilmektedir.

Altı iş günü kuralı: işverenin süresi

Fesih hakkı süresizdir denemez. İş Kanunu’nun 26. maddesi hak düşürücü süreyi belirler: ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllere dayanan fesih yetkisi, “diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra” kullanılamaz.

Buradaki kritik nokta, sürenin ne zaman başladığıdır. Hasarın miktarının öğrenilmesi, çoğu zaman kazanın öğrenilmesinden sonradır; çünkü otuz günlük ücret eşiğinin aşılıp aşılmadığı ancak servis veya eksper raporu geldiğinde belli olur. Yukarıda anılan 2018 tarihli dosyada işveren, hasar tutarını servis faturasından öğrendiğini ve feshi ertesi gün yaptığını savunmuştur. Kazadan haftalar sonra, elinde hasar bedeline ilişkin bir belge bulunmasına rağmen bekleyen işverenin altı iş günlük süreyi kaçırması mümkündür.

Ayrıca İş Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve sebebi açık ve kesin biçimde belirtmek zorundadır. Bu bende dayanan fesihlerde savunma alma zorunluluğu bulunmasa da, sebebin yazılı ve somut gösterilmesi gerekir.

Fesih geçersiz sayılırsa ne olur?

İş güvencesi kapsamındaki bir işçi, feshin bu bende uymadığı iddiasıyla dava açabilir. Sürecin işleyişi ve şartları için işe iade davası ve şartları yazımıza, işveren kesinleşen karara rağmen işçiyi işe başlatmazsa doğacak alacaklar için işe başlatmama tazminatı yazımıza bakılabilir. İş güvencesi kapsamı dışındaki çalışanlar bakımından ise kötü niyet tazminatı gündeme gelebilir.

Şirket aracı trafik cezası kim öder?

Trafik cezası, hasar tazminatından bağımsız bir kalemdir ve kendi kuralına tabidir. Karışıklık, cezanın kime kesildiği ile kimin ödeyeceği sorularının aynı şey sanılmasından doğar.

Kural, sürücünün tespit edilip edilemediğine göre değişir. Sürücü olay yerinde tespit edilmişse tutanak sürücü adına düzenlenir ve ceza ona aittir. Sürücünün tespit edilemediği hâllerde ise Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesi devreye girer: trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışı belirlenmiş bulunan ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza tutanağı düzenlenir; para cezasının ödenmesi gerektiği hâllerde trafik kaydında araç sahibi olarak görülen kişiye posta yoluyla tebligat yapılır.

Radar, kırmızı ışık ihlali ve park cezası gibi plakaya kesilen cezalarda şirket aracının muhatabı bu nedenle şirkettir. Maddenin yürürlükteki hâli Karayolları Trafik Kanunu’nun mevzuat.gov.tr üzerindeki metninden izlenebilir.

Şirket aracı trafik cezası nasıl ödenir?

Plakaya kesilen ceza tebliğ edildikten sonra, tebliğ tarihinden itibaren belirlenen süre içinde peşin ödeme indiriminden yararlanılarak ödenebilir. Ödemeyi yapan, tebligatın muhatabı olan araç sahibidir; şirket aracında bu, tüzel kişiliktir. Cezaya karşı idari yaptırım kararının tebliğinden itibaren süresi içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir.

Şirket aracı trafik cezası nereden öğrenilir?

Araç plakasına kesilmiş cezalar, e-Devlet üzerinden trafik para cezası sorgulama hizmetiyle veya ilgili vergi dairesi kayıtlarından görülebilir. Tüzel kişiler bakımından sorgulama, şirketin e-Devlet kurumsal erişimi veya yetkilendirilmiş kişiler aracılığıyla yapılır. Tebligatın yapılamadığı hâllerde ilan yoluyla tebliğ öngörülmüştür; 116. madde, tebliğ edilemeyen tutanakların ilgili tahsil dairesinin ilan asmaya mahsus yerinde liste hâlinde ilan edileceğini ve ilan tarihini takip eden otuzuncu gün tebligatın yapılmış sayılacağını hükme bağlar.

Kiralık araçlarda durum değişti mi?

Evet, ancak şirket aracını doğrudan ilgilendirmeyen bir noktada. 12/2/2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle 116. maddeye eklenen fıkra, ihlalin yapıldığı aracın ihlal tarihinde kiralandığının Kimlik Bildirme Kanunu’nun ek 3. maddesi kapsamında kolluğun denetimine hazır bulundurulan veriler üzerinden tespit edilmesi ve tebligata uygun bir adresinin bulunması hâlinde, idari para cezası karar tutanağının kiracı adına düzenlenerek tebliğ edileceğini ve cezanın kiracıdan tahsil edileceğini öngörür.

Bu düzenleme araç kiralama şirketleri ile kiracılar arasındaki ilişkiye yöneliktir. İşverenin kendi çalışanına tahsis ettiği araç bir kiralama ilişkisi doğurmaz; dolayısıyla plakaya kesilen ceza şirkete kalmaya devam eder.

Şirket aracı trafik cezası personelden kesilir mi?

Ceza şirkete kesilmişse şirket bunu ödemek zorundadır; ancak ödediği tutarı kendi zararı olarak çalışandan talep etmesi ayrı bir tartışmadır ve genel kurallara tabidir. Böyle bir talep, ücretten doğrudan kesinti yoluyla değil, Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi çerçevesinde ve gerektiğinde yargı yoluyla ileri sürülebilir. İdari para cezasının kişiselliği ilkesi, cezanın muhatabını değiştirmez; şirketin talebi cezanın kendisi değil, ödediği tutar kadar uğradığı zarardır.

Şirket aracı trafik cezası itiraz yolu nasıl işler?

İdari yaptırım kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Başvuru, cezanın tahsilini kendiliğinden durdurmaz. Şirket aracında başvuruyu, tutanağın muhatabı olan tüzel kişi yapar; sürücünün kim olduğu itiraz dilekçesinde ileri sürülebilecek bir olgudur ancak plakaya kesilen ceza bakımından tek başına sonuç doğurması, ihlalin niteliğine ve dosyadaki delil durumuna bağlıdır.

Şirket aracı trafik cezası gider yazılır mı?

Vergi mevzuatı bakımından trafik para cezaları, kanunen kabul edilmeyen gider niteliğindedir; kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamaz. Bu, cezanın ödenmeyeceği anlamına gelmez, yalnızca vergi matrahından düşülemeyeceğini ifade eder. Muhasebe kaydı ile giderleştirme arasındaki fark bu noktada önemlidir ve şirketin mali müşavirinden teyit alınması yerinde olur.

Şirket aracı özel kullanım: izinsiz kullanımda tablo değişir mi?

Değişir. Aracın işverenin izni dışında, işle ilgisiz bir amaçla kullanılması sırasında meydana gelen kazada iki ayrı sonuç doğar.

Birincisi, sorumluluğun ağırlaşmasıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesindeki değerlendirmede, işin görülmesi sırasında ortaya çıkan olağan riskle, talimata aykırı özel kullanım sırasında ortaya çıkan risk aynı kefeye konmaz. Talimata aykırı kullanım, indirim gerekçelerini büyük ölçüde ortadan kaldırır.

İkincisi, fesih değerlendirmesidir. Aracın izinsiz özel işlerde kullanılması, hasar otuz günlük ücret eşiğini aşmasa dahi, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış olarak ayrıca tartışılabilir.

Bu nedenle şirket aracı kullanım politikasının yazılı olması ve çalışana tebliğ edilmesi, hem işveren hem çalışan bakımından belirsizliği azaltır. Politikada mesai dışı kullanım, şehir dışına çıkış, aracı başkasına kullandırma ve yakıt kullanımı gibi başlıkların açıkça düzenlenmesi beklenir. Yukarıda anılan 2025 tarihli Yargıtay kararının gösterdiği üzere, işyerinde kural bulunması işverenin müterafik kusur savunmasına karşı en güçlü dayanaktır.

Aracı başkasına kullandırmak

Çalışanın kendisine tahsis edilen aracı, izin almaksızın bir başkasına kullandırması ve kazanın bu sırada meydana gelmesi, sorumluluğu doğrudan çalışanda toplar. Burada zararın doğmasına yol açan davranış, kazanın kendisinden önce, aracın yetkisiz kişiye teslim edilmesidir. Ehliyetsiz bir kişiye kullandırılması hâlinde ayrıca sigorta teminatı da tartışmalı hâle gelir.

Alkollü veya ehliyetsiz kullanımda sorumluluk

Bu başlık, sosyal medyada dolaşan özetlerin “ağır kusur istisnası” diye geçtiği alandır ve gerçekten de tabloyu değiştirir. Ancak değişikliğin kaynağı iş hukuku değil, sigorta hukukudur.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesi teminat dışında kalan zararları sayar. Bunların arasında, aracın uyuşturucu madde veya Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce ya da aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar yer alır.

Sonuç şudur: alkollü kullanımda kasko devreye girmez, hasarın tamamı işverenin malvarlığında kalır ve iç ilişkide tamamı çalışandan talep edilir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bakımından ise sigortacı üçüncü kişiye ödeme yapar, ancak genel şartlarda öngörülen hâllerde ödediği tutarı işletene rücu eder; bu zincirin sonunda yine sürücü bulunur.

Alkollü araç kullanmanın idari ve cezai boyutu için ikinci kez alkollü araç kullanma cezası, ehliyetin geri alındığı hâllerde araç kullanmanın sonuçları için ehliyetine el konulan kişinin ehliyetsiz araç kullanma cezası yazılarımız incelenebilir.

Burada bir ayrıma dikkat edilmelidir. Alkollü kullanım, çoğu hâlde ağır kusur sayılır; ancak Türk Ticaret Kanunu’nun 1429. maddesindeki kasıt ile aynı şey değildir. Kasıt, zararın bilerek ve istenerek meydana getirilmesidir. Bu ayrım, ücretten kesinti bakımından belirleyicidir: 407. maddenin ikinci fıkrası rızasız takas için kastı arar, ağır kusuru değil.

İşçiden senet veya teminat alınması

İşe girişte boş ya da bedeli sonradan doldurulmak üzere senet imzalatılması, araç tahsis edilen işlerde sık karşılaşılan bir uygulamadır ve Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı bu senetlerin gücünü önemli ölçüde sınırlar.

Yukarıda anılan 9. Hukuk Dairesi kararında ilke şöyle kurulmuştur: işçiden teminat olarak alınan senet sebebiyle işçinin ve kefilin borcu, işverene verdiği zarar miktarıyla sınırlıdır; zararı işveren ispatlamalıdır; teminat niteliğinde alınan bu senetler işverenin zararını kanıtlamadığı sürece geçersiz sayılmalıdır. İşçinin verdiği zarar senet bedelinden az ise, senet bedelinden zarar miktarı mahsup edilmeli ve kalan miktar yönünden işçinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmelidir.

Aynı kararda, teminat kaydı içeren senetlerin kambiyo senedi vasfını kaybettiği de hatırlatılmıştır. Bu nedenle, senede dayanılarak başlatılan bir icra takibinde borçlu sıfatındaki çalışanın, senedin teminat senedi olduğunu ve işverenin zararının ispatlanmadığını ileri sürerek menfi tespit yoluna gitmesi mümkündür.

Şirket aracıyla kaza yapan çalışan yaralanır veya ölürse ne olur?

Bu ihtimalde tablo bütünüyle değişir; artık işverenin zararı değil, çalışanın veya ailesinin zararı gündemdedir.

Görev sırasında, işverence sağlanan bir araçla meydana gelen kaza, sosyal güvenlik mevzuatı bakımından iş kazası niteliğindedir. Bu nitelendirme, kusur durumundan bağımsızdır: kazada tamamen kusurlu olan çalışan da iş kazası hükümlerinden yararlanır. Kusur, sağlanacak gelir ve tazminatın miktarında değerlendirilir, hakkın varlığını ortadan kaldırmaz.

Kazanın Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesi işverenin yükümlülüğüdür. Bildirimin yapılmaması, işverenin sorumluluğunu doğurur ve Kurumun rücu alacağını gündeme getirir.

Çalışanın ölümü hâlinde geride kalan hak sahipleri bakımından destekten yoksun kalma tazminatı, aracın trafik sigortasından ve şartları varsa işverenin sorumluluğu çerçevesinden talep edilebilir. Tedavi giderlerinin karşılanmasındaki sıralama için trafik kazasında tedavi giderlerini kim öder yazımız yol gösterir.

Şirket aracıyla trafik kazası iş kazası mıdır?

Görev sırasında veya işin gereği olarak kullanılan şirket aracıyla meydana gelen trafik kazası, sosyal güvenlik mevzuatı bakımından iş kazasıdır. Bu nitelendirme çalışanın yaralanmadığı, yalnızca maddi hasarın oluştuğu kazalarda pratik sonuç doğurmaz; çalışanın bedensel zarar gördüğü hâllerde ise geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm hâlinde hak sahiplerine bağlanacak gelir bakımından belirleyicidir.

Mesai dışında, işverenin izni olmaksızın özel amaçla kullanılan araçla yapılan kaza ise kural olarak bu kapsamda değerlendirilmez. Sınırın nerede çizileceği, aracın tahsis amacına ve kaza anındaki kullanımın işle bağlantısına göre belirlenir.

Şirket aracıyla yapılan kazada değer kaybını kim öder?

Kazada kusurlu olan karşı taraf ise, aracın onarım sonrası piyasa değerindeki düşüş o tarafın sigortacısından istenebilir; bu talebin sahibi araç maliki, yani şirkettir. Kusurlu olan şirket aracının sürücüsü ise değer kaybı, aracın kendi hasarının bir parçası olarak işverenin zararına eklenir ve iç ilişkide Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi çerçevesinde tartışılır. Kasko poliçeleri kural olarak sigortalı aracın kendi değer kaybını teminat altına almaz.

Servis aracı iş kazası sayılır mı?

Sayılır. İşveren tarafından sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilme sırasında meydana gelen kazalar, sosyal güvenlik mevzuatında iş kazası hâlleri arasında açıkça sayılmıştır. Burada çalışanın sürücü olması gerekmez; servis aracında yolcu olarak bulunan çalışan da bu kapsamdadır.

Servis aracıyla şirket aracı arasındaki fark, hasar tarafında ortaya çıkar. Servis aracını kullanan kişi çoğu zaman taşımacılık hizmeti veren firmanın çalışanıdır; bu hâlde araç hasarı bakımından muhatap, işveren değil o firmadır.

Şirket aracı hasar sorgulama nasıl yapılır?

Aracın geçmiş hasar kayıtları, hem işveren hem de aracı devralan çalışan bakımından anlam taşır. Sorgulama, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nin sunduğu hasar kaydı sorgulama hizmeti üzerinden yapılır; e-Devlet üzerinden erişilebilen bu hizmette aracın kaza ve hasar geçmişi görüntülenir.

Sorgulamada görünen kayıt, sigortaya ihbar edilmiş hasarları kapsar. Sigortaya bildirilmeden, doğrudan servise yaptırılan onarımlar bu kayıtta yer almaz. Bu nedenle hasar kaydının boş olması, aracın hiç kaza yapmadığı anlamına gelmez.

Kaydın bir başka sonucu aracın değeri üzerindedir. Onarılmış olsa dahi hasar geçmişi olan bir aracın piyasa değeri düşer; bu düşüş, kusurlu tarafa karşı ayrı bir talep konusu olabilir. Konunun ayrıntısı için araç değer kaybı davası kime açılır yazımıza bakılabilir.

Kaza sonrası çalışanın ve işverenin yol haritası

Aşağıdaki sıralama, yukarıda incelenen kuralların pratik karşılığıdır.

Çalışan bakımından:

  • Kazayı gecikmeksizin ve mümkünse yazılı olarak işverene bildirin; bildirimin bir örneğini saklayın.
  • Kaza tespit tutanağının bir nüshasını alın; tutanakta yer alan işaretlemelerin kusur oranı anlamına gelmediğini bilin.
  • Hasar bedeline ilişkin servis veya eksper raporunun bir örneğini isteyin. Bu belge hem otuz günlük ücret eşiğinin hem de talep edilecek miktarın kontrolü için gereklidir.
  • Ücretinizden veya kıdem tazminatınızdan kesinti yapıldıysa, bordroda kesintinin hangi ad altında gösterildiğini inceleyin.
  • Zararın karşılanması için senet, ibraname veya “borcumu kabul ediyorum” içerikli bir belge imzalamanız istenirse, imzalamadan önce miktarın ve dayanağının belirlenmiş olmasına dikkat edin.

İşveren bakımından:

  • Araç kullanım politikasını yazılı hâle getirin ve çalışana tebliğ ettiğinizi belgeleyin.
  • Hasar tespitini bağımsız ve belgelenebilir biçimde yaptırın; tek taraflı hesaplar ispat gücü taşımaz.
  • Ücretten doğrudan kesinti yerine, talebi yargı yoluyla ileri sürün; arabuluculuk dava şartını atlamayın.
  • Fesih düşünülüyorsa altı iş günlük hak düşürücü süreyi hasar bedelinin öğrenildiği tarihten itibaren takip edin ve fesih bildirimini yazılı yapın.

Sıkça sorulan sorular

Şirket aracıyla kaza yaptım, hasarı ödemek zorunda mıyım?

Kusurunuz ölçüsünde sorumlusunuz; ancak bu, hasarın tamamını ödemeniz gerektiği anlamına gelmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi sorumluluğun kapsamını belirlerken işin tehlikeli olup olmamasını, uzmanlık ve eğitim gerektirip gerektirmemesini ve işverenin bildiği veya bilmesi gereken niteliklerinizi de dikkate alır. Kasko poliçesi varsa ihmalle verdiğiniz zarar teminat kapsamındadır.

Şirket aracıyla kaza yapmak işten çıkarılma sebebi midir?

Olabilir. İş Kanunu’nun 25. maddesinin II/(ı) bendi uyarınca, işçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işyerinin eli altındaki eşyayı otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara uğratması hâlinde işveren bildirimsiz fesih hakkını kullanabilir. Eşik aşılmıyorsa bu bende dayanılamaz.

İşçinin verdiği zarar maaşından kesilebilir mi?

Kural olarak hayır. Türk Borçlar Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına göre işveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Rıza yoksa takas ancak zararın kasten verilmiş ve yargı kararıyla sabit olması hâlinde, ücretin haczedilebilir kısmı kadar mümkündür.

İşçinin işverene verdiği zarar karşılığı ücretinden yapılan kesinti en fazla ne kadar olabilir?

Şartları gerçekleşse dahi kesinti, İş Kanunu’nun 35. maddesi gereği aylık ücretin dörtte birini aşamaz. Ücret kesme cezası yoluyla yapılan kesinti ise ayrı bir sınıra tabidir: bir ayda iki gündelikten fazla olamaz.

Ücret kesme cezası nedir?

İş Kanunu’nun 38. maddesinde düzenlenen, disiplin niteliğinde bir yaptırımdır. Uygulanabilmesi için sebebin toplu iş sözleşmesinde veya iş sözleşmesinde önceden gösterilmiş olması gerekir. İşverenin zararını karşılamaya yönelik bir tazminat değildir.

Ücret kesme cezası hangi hesaba yatırılır?

Kesilen paralar işverene kalmaz. Kanun, bu paraların işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılmasını zorunlu kılar. İşveren bu paraların işyerinde ayrı bir hesabını tutmakla yükümlüdür.

Ücret kesme cezası net mi brüt mü hesaplanır?

Hesapta işçinin çıplak brüt ücreti üzerinden bulunan gündelik esas alınır; prim, ikramiye ve sosyal yardımlar bu hesaba dâhil edilmez. Kesintinin işçiye derhal ve sebepleriyle birlikte bildirilmesi de zorunludur.

İşveren kıdem tazminatımdan hasar bedelini kesebilir mi?

Kıdem tazminatı da işverenin işçiye olan bir para borcudur ve takas yasağının kapsamındadır. Şartları oluşmadan yapılan mahsup hukuka aykırıdır; eksik ödenen kısım talep edilebilir. İşveren zarar alacağını ayrı bir dava yoluyla ileri sürmelidir.

İş sözleşmesine “hasar ücretten kesilir” maddesi konulmuşsa geçerli midir?

Böyle bir hükmün, henüz doğmamış ve miktarı belirsiz bir alacak için 407. maddedeki rıza şartını karşıladığını söylemek güçtür. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğunu ayrıca hükme bağlar. Rızanın, zarar doğduktan sonra ve miktarı belirlenmiş bir alacak için verilmesi beklenir.

İşverenin işçiye tazminat davası açması mümkün mü?

Mümkündür. İş sözleşmesinden doğan bu uyuşmazlık iş mahkemesinin görev alanındadır ve dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Zararın varlığını, miktarını ve işçinin kusurunu ispat yükü işverendedir.

İşçinin verdiği zararın tazmini zamanaşımı kaç yıldır?

İşverenin, iş sözleşmesine aykırılıktan doğan zarar alacağı için özel bir süre öngörülmemiştir; Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Buna karşılık işçinin ücret alacaklarında süre beş yıldır. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı süresi de gündeme gelebilir.

İşçinin verdiği zarar nedeniyle iş akdinin feshi hangi şartlara bağlıdır?

Hasarın işçinin isteği veya savsamasından doğması, otuz günlük ücretini aşması, feshin öğrenmeden itibaren altı iş günü ve her hâlde fiilden itibaren bir yıl içinde yapılması ve fesih bildiriminin yazılı olarak, sebebi açık ve kesin biçimde gösterilerek yapılması gerekir.

Şirket aracı hasarı kim öder, kasko yoksa ne olur?

Kasko yoksa hasar önce işverenin malvarlığında kalır; işveren bu zararı Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi çerçevesinde çalışandan talep edebilir. Talep edilebilecek miktar, kusur ve maddedeki ölçütlere göre belirlenir ve hakkaniyet indirimiyle azaltılabilir. İşverenin kasko yaptırma zorunluluğu bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Şirket aracıyla yapilan kazayı kim öder, karşı tarafın zararı kime aittir?

Üçüncü kişilerin zararında muhatap, işleten sıfatıyla şirkettir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi gereği işleten, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. Şirket ödediği tazminat için çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu edebilir.

Şirket aracı trafik cezası kim öder?

Sürücü tespit edilmişse ceza sürücüye kesilir. Sürücünün tespit edilemediği hâllerde tutanak plakaya göre düzenlenir ve trafik kaydındaki araç sahibine tebliğ edilir; şirket aracında bu, şirkettir. Şirketin ödediği tutarı çalışandan istemesi ayrı bir tartışma olup genel kurallara tabidir.

Şirket aracıyla kaza yapıp vefat eden kişinin işveren tarafından sorumluluğu nasıl değerlendirilir?

Görev sırasında işverence sağlanan araçla meydana gelen ölümlü kaza iş kazası niteliğindedir ve bu nitelendirme kusur durumundan bağımsızdır. Hak sahipleri bakımından destekten yoksun kalma tazminatı gündeme gelir; kusur, hakkın varlığını değil miktarını etkiler. Kazanın Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesi işverenin yükümlülüğüdür.

Değerlendirme

Şirket aracıyla kaza sonrasında ortaya çıkan tablo, tek bir cümleyle özetlenemeyecek kadar katmanlıdır; fakat katmanlar birbirinden ayrıldığında kurallar nettir. İşçi, işverene kusuruyla verdiği zarardan sorumludur — bu sorumluluk gerçektir ve dava yoluyla sonuç doğurmaktadır. Buna karşılık sorumluluğun kapsamı kanunun saydığı ölçütlerle daraltılabilir ve tahsil yolu işverenin tek taraflı beyanına bırakılmamıştır.

Ücretten kesinti, konuşulduğu kadar kolay değildir: rıza yoksa kasıt ve yargı kararı birlikte aranır, üstelik dörtte birlik sınıra tabidir. Ücret kesme cezası ise zaten bir tahsil aracı değildir; kesilen para Bakanlık hesabına gider. Çalışan bakımından asıl risk çoğu zaman kesintide değil, otuz günlük ücreti aşan hasarda doğan bildirimsiz fesih hakkındadır — ve bu hak da işveren için altı iş günlük hak düşürücü süreye bağlıdır.

Uyuşmazlığın seyri, kaza anından itibaren tutulan belgelere bağlıdır: kaza tespit tutanağı, işverene yapılan bildirim, hasar bedeline ilişkin rapor ve bordro kayıtları. Bu belgeler zamanında toplandığında, tartışma büyük ölçüde hesaplanabilir bir zemine oturur.

Şirket aracıyla kaza sonrasında ücretinizden kesinti yapıldıysa, hasar bedeli için sizden senet istendiyse veya iş sözleşmeniz bu gerekçeyle feshedildiyse, dosyanızın hangi kalemden değerlendirilmesi gerektiğini belirlemek için Ankara iş hukuku avukatı sayfamız üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır, hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi somut olgularına, belgelerine ve süreçlerine göre değerlendirilir; burada yer alan açıklamalardan hareketle işlem yapılması hâlinde doğabilecek sonuçlardan sorumluluk kabul edilmez. Mevzuat ve içtihat değişebileceğinden, işlem yapmadan önce güncel durumun teyit edilmesi ve bir avukattan hukuki destek alınması önerilir.