Adli Kontrol Nedir? Şartı, Yükümlülükleri ve Süresi
Adli kontrol nedir sorusu çoğu kaynakta “tutuklamanın hafifletilmiş hâli” diye geçiştirilir; oysa Ceza Muhakemesi Kanunu bunu tek bir tedbir olarak değil, birbirinden çok farklı on iki ayrı yükümlülük olarak düzenler. Pasaportun alınması da, haftada bir karakola imza atmak da, ehliyetin teslimi de, ev hapsi de aynı maddenin ayrı bentleridir. Dosyanızda hangi bendin uygulandığını bilmek, sürenin nasıl işleyeceğini, cezadan düşülüp düşülmeyeceğini ve ihlalin sonucunu doğrudan belirler.
Kanunun kendi lafzından ilerleyen bir anlatım, adli kontrol nedir sorusu etrafında dolaşan bilgilerin neden sık sık birbirini tutmadığını da gösteriyor: 2021’de eklenen azami süre ile dört aylık zorunlu denetim ve 2024’te tanınan tazminat hakkı, konuyla ilgili metinlerin çoğunda hâlâ yer almıyor. Aşağıda tedbirin kanuni tanımı, halk dilindeki karşılıkları, on iki bendin tek tek içeriği ve yükümlülüğe uyulmamasının sonuçları madde numaralarıyla gösteriliyor.
Kısa cevap
Adli kontrol, tutuklama şartları oluştuğu hâlde şüpheli veya sanığın cezaevine konulmayıp Ceza Muhakemesi Kanunu’nun saydığı yükümlülüklerden bir ya da birkaçına bağlanmasıdır. Bir ceza değil, yargılama sürerken uygulanan koruma tedbiridir.
- Dayanak: CMK m.109-112; azami süreyi düzenleyen m.110/A 2021’de eklenmiştir. Yükümlülükler m.109/3’te on iki bent hâlinde sayılmıştır; hâkim bunlardan birini de birkaçını da birlikte uygulayabilir.
- Kararı kim verir: Soruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi (m.110/1), kovuşturmada davaya bakan mahkeme (m.110/3).
- Şartı: Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, bir tutuklama nedeni ve ölçülülük. Şüphelinin kabulü ya da rızası kanunda aranmaz.
- Azami süre: Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde iki yıl (zorunlu hâlde +1 yıl), ağır cezalık işlerde üç yıl; çocuklarda bu süreler yarı oranda uygulanır (m.110/A).
- Mahsup: Kural olarak cezadan düşülmez. İki istisna var: tedavi/muayene (e) ve konutu terk etmeme (j) — (j)’de geçen her iki gün bir gün sayılır (m.109/6).
- İhlal: Yükümlülüğü isteyerek yerine getirmeyen kişi, hükmedilebilecek ceza ne olursa olsun tutuklanabilir (m.112/1).
Adli Kontrol Nedir? CMK m.109’un Tanımı
Adli kontrol, bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada tutuklama sebepleri bulunmasına rağmen şüphelinin tutuklanması yerine belirli yükümlülükler altına alınmasıdır. CMK m.109/1’in lafzı nettir: “100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.” Yani adli kontrol, tutuklamanın alternatifidir; tutuklama şartları hiç oluşmamışsa zaten ne tutuklama ne de adli kontrol gündeme gelir, kişi serbest bırakılır.
Tedbirin hukuki niteliği koruma tedbiridir. Amacı cezalandırmak değil, yargılamanın sağlıklı yürümesini güvence altına almaktır: şüphelinin kaçmasını, delillerin karartılmasını veya tanıklar üzerinde baskı kurulmasını önlemek. Bu nedenle adli kontrol kararı verilirken kişinin suçlu olduğu kabul edilmiş olmaz; masumiyet karinesi yargılama boyunca sürer.
Tedbir hem soruşturma hem kovuşturma evresinde uygulanabilir. Soruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla, kovuşturmada davaya bakan mahkeme tarafından. Tedbirin tanımını, içeriğini, süresini ve ihlalinin sonucunu düzenleyen hükümler m.109 ile m.112 arasındadır; azami süreyi belirleyen m.110/A ise bu bloğa 2021’de eklenmiştir.
Adli kontrol ne demek? Günlük dildeki karşılığı
Günlük dilde adli kontrol nedir, adli kontrol ne demek diye sorulduğunda verilebilecek en kısa karşılık şudur: kişi cezaevine girmez, ama serbestliği kayıtsız değildir. Mahkemenin koyduğu yükümlülüklere uyduğu sürece dışarıda kalır; uymazsa tutuklanabilir. “Denetimli serbestlik” ifadesiyle karıştırılmasının sebebi de budur — ikisi de kişiyi dışarıda tutar, fakat biri yargılama sürerken uygulanan koruma tedbiri, diğeri kesinleşmiş cezanın infaz biçimidir.
“Adli işlem”, “adli takip” ve “adli denetim” ifadeleri ise adli kontrolün eş anlamlısı değildir. Adli işlem, bir kişi hakkında yürütülen her türlü soruşturma ve kovuşturma faaliyetini anlatan genel bir deyiştir; adli kontrol ise o faaliyetin içinde verilen, madde numarası ve içeriği belli somut bir karardır. Kanunda “adli denetim” diye bir tedbir yoktur.
Adli kontrol şartı ne demek, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ne anlama gelir?
Haberlerde ve duruşma çıkışlarında en çok duyulan kalıp budur. Adli kontrol şartı ifadesi, kanuni bir terim değil, kararın sonucunu anlatan bir konuşma dilidir: kişi hakkında tutuklama istenmiş, hâkim tutuklama yerine adli kontrole karar vermiş ve kişi bu yükümlülüklere uymak “şartıyla” serbest bırakılmıştır. Dolayısıyla “adli kontrol şartıyla serbest kalmak”, beraat etmek ya da dosyanın kapanması anlamına gelmez; yargılama olduğu gibi sürer.
Bu ifadenin pratikteki karşılığı, kararda hangi bentlerin yazdığına bakılarak anlaşılır. Aynı cümleyle serbest bırakılan iki kişiden biri yalnızca yurt dışına çıkamıyor olabilir, diğeri konutundan çıkamıyor olabilir. Karar metni okunmadan “adli kontrolle bırakıldı” cümlesinden yükümlülüğün ağırlığı çıkarılamaz.
Bir başka yaygın kalıp da “adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk”tir. Burada anlatılmak istenen, savcılığın tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk ettiği kişi hakkında hâkimliğin tutuklama yerine adli kontrole hükmetmesidir. Karar yine m.110/1 uyarınca hâkim tarafından verilir; savcının sevk yazısı tek başına adli kontrol doğurmaz.
Adli kontrol ceza mıdır, adli sicile işler mi?
Adli kontrol ceza değildir; bu yüzden adli sicil kaydı da doğurmaz. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.4/1, adli sicile yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin kaydedileceğini söyler. Adli kontrol ise mahkûmiyet değil, yargılama sürerken uygulanan bir tedbirdir. Yargılama sonunda beraat edilirse ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirse geride sicile işlenmiş bir kayıt kalmaz.
Bununla birlikte tedbirin sürdüğü dönemde pratik sonuçları vardır: yurt dışı çıkış yasağı pasaporta şerh düşülmesini, güvence bedeli para yatırmayı, ehliyet teslimi araç kullanamamayı gerektirir. Kaydın silinmesi gibi bir işlem aranmaz; yükümlülük kaldırıldığında ya da azami süre dolduğunda tedbir kendiliğinden sona erer.
Adli Kontrol Tedbirleri Nelerdir? CMK m.109/3’ün On İki Bendi
Kanun, adli kontrolün içeriğini m.109/3’te sayar: “Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir.” Bentler (a)’dan (l)’ye kadar on iki tanedir ve birbirinden bağımsızdır. Hâkim tek bir bende hükmedebileceği gibi birkaçını birlikte de uygulayabilir; uygulamada en sık görülen bileşim yurt dışı yasağı ile imza yükümlülüğüdür.
Aşağıdaki tablo, bentlerin kanuni karşılığını halkın kullandığı adla birlikte gösteriyor ve her bendin ayrıntısının hangi rehberde işlendiğini söylüyor. Kararınızda yazan bendi bulup o satırdan devam edebilirsiniz.
| Bent | Kanundaki yükümlülük | Halk dilindeki adı |
|---|---|---|
| a | Yurt dışına çıkamamak | Yurt dışı çıkış yasağı, pasaport şerhi |
| b | Hâkimin belirlediği yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak | İmza yükümlülüğü, karakola imza |
| c | Belirtilen merci veya kişilerin çağrılarına; mesleki uğraş veya eğitime ilişkin kontrol tedbirlerine uymak | Denetim görüşmesi, eğitime devam şartı |
| d | Taşıt kullanamamak, gerektiğinde sürücü belgesini makbuz karşılığı teslim etmek | Ehliyete el konulması |
| e | Uyuşturucu, uyarıcı, uçucu madde veya alkol bağımlılığından arınmak için tedavi ya da muayene tedbirine tabi olmak | Zorunlu tedavi, AMATEM süreci |
| f | Hâkimce belirlenen güvence miktarını yatırmak | Kefalet bedeli (kanunun terimi “güvence”) |
| g | Silah bulunduramamak veya taşıyamamak, silahları adli emanete teslim etmek | Silahın alınması |
| h | Mağdurun haklarını güvence altına almak üzere belirlenen parayı ayni veya kişisel güvenceye bağlamak | Mağdur güvencesi |
| i | Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve nafakayı düzenli ödeyeceğine dair güvence vermek | Nafaka güvencesi |
| j | Konutunu terk etmemek | Ev hapsi |
| k | Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek | Şehir dışına çıkma yasağı |
| l | Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek | Bölge yasağı, uzaklaştırma benzeri tedbir |
Bentlerden (j), (k) ve (l) kanuna 2012’de 6352 sayılı Kanunla eklenmiştir; öncesinde konutu terk etmeme gibi bir adli kontrol yükümlülüğü mevcut değildi. Bu tarih, eski kaynaklarda “ev hapsi adli kontrol değildir” biçiminde geçen bilginin neden eskidiğini de açıklar.
(a) Yurt dışına çıkamamak
Bendin uygulanması hâlinde kişinin pasaportuna şerh düşülür ve sınır kapılarından çıkışı engellenir. Yasak yalnızca yurt dışına çıkışı kapsar; yurt içinde seyahat, bu bent uygulandığı sürece serbesttir. Şehir değiştirmeyi de engelleyen tedbir (k) bendidir ve ayrıca karara yazılması gerekir.
Uygulamada en çok karıştırılan nokta, ceza yargılamasından doğan bu yasağın vergi borcu ya da icra dosyası nedeniyle konulan çıkış yasaklarıyla aynı sayılmasıdır. Dayanakları da kaldırılma usulleri de farklıdır. Kapsam, süre ve kaldırma yolları için yurt dışı çıkış yasağı rehberimize bakabilirsiniz.
(b) İmza yükümlülüğü: CMK 109/3-b nedir?
Kanun bu bendi “Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak” diye yazar. Uygulamadaki karşılığı, kararda gösterilen kolluk biriminde belirli gün ve saatlerde imza atmaktır. Sıklık kanunda belirlenmemiştir; haftada bir, on beş günde bir veya ayda bir olabilir — bunu kararı veren hâkim takdir eder.
İmza yükümlülüğü, on iki bent arasında en sık uygulananıdır ve en çok soru da bundan doğar: imzaya gidilmezse ne olur. Cevap m.112/1’dedir — ihlalin sonucu doğrudan tutuklama olabilir, ancak ihlalin isteyerek yapılmış olması gerekir. Hastalık, kaza, doğal afet gibi belgelenebilir bir engel varsa durum ayrıca değerlendirilir.
(c) Çağrılara ve kontrol tedbirlerine uymak
Bu bent, hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına uymayı; gerektiğinde mesleki uğraşa veya eğitime devam konusundaki kontrol tedbirlerine tabi olmayı kapsar. Öğrencilik durumu süren gençlerde ve belirli bir meslek icrasının denetim altında sürdürülmesinin istendiği dosyalarda kullanılır.
Bendin (b)’den farkı, düzenli ve takvime bağlı bir başvuru öngörmemesidir; burada yükümlülük çağrıya uymaktır. Bu nedenle ihlalin tespiti de çağrının usulüne uygun yapıldığının belgelenmesine bağlıdır.
(d) Taşıt kullanamamak ve sürücü belgesinin teslimi
Her türlü taşıtın ya da bunlardan bazılarının kullanılamaması, gerektiğinde sürücü belgesinin makbuz karşılığında kaleme teslim edilmesi bu bendin içeriğidir. Trafik güvenliğini ilgilendiren suçlarda ve taksirle yaralama dosyalarında sık uygulanır.
Bendin gözden kaçan bir ayrıntısı, geçimini araç kullanarak sağlayanlar için hayati önemdedir: m.109/5 uyarınca hâkim veya Cumhuriyet savcısı, bu yükümlülüğün uygulanmasında şüphelinin mesleki uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir. Şoför, kurye veya servis sürücüsü olan bir kişi yükümlülüğün tümden kaldırılmasını istemek zorunda değildir; mesleki istisna ayrıca talep edilebilir.
(e) Tedavi veya muayene tedbirine tabi olmak
Uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmayı ve bunları kabul etmeyi kapsar. Uyuşturucu madde kullanma dosyalarında düzenli olarak gündeme gelir.
Bu bendin iki özel sonucu vardır. Birincisi, m.109/6 uyarınca cezadan mahsup edilen iki bentten biridir. İkincisi, m.141/1-(l) uyarınca tedbir uygulandıktan sonra kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar verilirse tazminat hakkı doğuran iki bentten biridir. Diğer bentlerde bu iki sonuç doğmaz.
(f) Güvence bedeli yatırmak
Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve ödeme süreleri savcının istemi üzerine hâkimce belirlenen bir güvence miktarının yatırılmasıdır. Kanun, ödemenin bir defada ya da taksitlerle yapılabileceğini açıkça söyler; tarife, taban veya tavan öngörmez.
Halk arasında bu bende “kefalet” denir, ancak kefalet kelimesi Ceza Muhakemesi Kanunu’nda hiç geçmez; kanunun terimi güvencedir. Kefalet, Türk Borçlar Kanunu’ndaki özel hukuk sözleşmesidir ve buradaki tedbirle ilgisi yoktur. Miktarın belirlenmesi, iadesi ve yakılması hâlleri için güvence bedeli (kefalet) tedbiri yazımızda ayrıntı var.
(g) Silah bulunduramamak veya taşıyamamak
Bent, silah bulundurma ve taşıma yasağını; gerektiğinde sahip olunan silahların makbuz karşılığında adli emanete teslimini öngörür. Ruhsatlı silahlar da kapsam içindedir — ruhsatın varlığı bu yükümlülüğü kaldırmaz.
Tehdit, kasten yaralama ve aile içi şiddet dosyalarında sıkça uygulanır. Yükümlülük, silahın mülkiyetini sona erdirmez; emanete alınan silah, tedbir kaldırıldığında iade edilir.
(h) Mağdurun haklarını güvenceye bağlamak
Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek paranın, suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvenceye bağlanmasıdır. (f) bendindeki güvenceden farkı, buradaki güvencenin muhatabının doğrudan mağdur olmasıdır.
Bendin metnindeki “kişisel güvence” ifadesi zaman zaman yanlış anlaşılır: bu, başka ülkelerde görülen “kefalet şirketi” benzeri bir kurum değildir. Türk hukukunda şüphelinin serbest kalması için üçüncü bir kişinin ticari kefil gösterilmesi diye bir yol yoktur.
(i) Aile yükümlülükleri ve nafaka güvencesi
Şüphelinin aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermesini kapsar. Nafaka borcundan kaynaklanan takiplerin sürdüğü dosyalarda gündeme gelir.
Bu bent, nafaka alacağının tahsili için ayrı bir icra yolu yaratmaz; yalnızca ceza yargılaması süresince ödemenin sürdürülmesini güvenceye bağlar.
(j) Konutunu terk etmemek: ev hapsi
Kamuoyunda “ev hapsi” denen tedbirin adli kontrol içindeki karşılığı budur. Kişi konutundan ayrılamaz; kararda belirtilen istisnalar dışında dışarı çıkışı yasaktır. Uygulaması çoğu zaman elektronik kelepçe ile denetlenir, fakat kelepçe bağımsız bir tedbir değil, izleme biçimidir.
Bendin en önemli sonucu mahsuptur: m.109/6’ya 2021’de eklenen cümle uyarınca konutu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır. Diğer bentlerde geçen süre kural olarak cezadan düşülmez.
“Ev hapsi” adı altında birbirinden çok farklı üç ayrı rejim anlatıldığı için karışıklık sık yaşanır: buradaki adli kontrol yükümlülüğü, kesinleşmiş cezanın konutta infazı ve denetimli serbestlik kapsamındaki konut yükümlülüğü ayrı kanunlara tabidir ve başvuru yolları da farklıdır. Ayrımın tamamı için ev hapsi nedir ve adli kontrol ile ev hapsi arasındaki farklar rehberlerimize bakabilirsiniz; izleme cihazının hukuki dayanağı ise elektronik kelepçe uygulaması yazımızda işleniyor.
(k) Yerleşim bölgesini terk etmemek
Kişinin belirli bir yerleşim bölgesinden ayrılmamasını öngörür. (j) bendinden farkı, sınırın konut değil yerleşim bölgesi olmasıdır: kişi şehir içinde serbesttir, şehir dışına çıkamaz. Tanıklarla temas riskinin bulunduğu veya kaçma şüphesinin şehir değiştirmeyle somutlaştığı dosyalarda tercih edilir.
Bu bentte geçen süre cezadan mahsup edilmez; mahsup yalnızca (e) ve (j) bentlerine özgüdür. Aynı şekilde m.141/1-(l)’deki tazminat hakkı da bu bendi kapsamaz.
(l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek
Önceki bendin aynadaki hâlidir: burada kişi bir bölgeden çıkamamakla değil, belirlenen yerlere gitmemekle yükümlüdür. Mağdurun konutu, işyeri veya belirli bir mahalle karara yazılabilir.
Uygulamadaki görünümü 6284 sayılı Kanun kapsamındaki uzaklaştırma tedbirine benzer, ancak dayanağı ve kararı veren merci farklıdır. 6284 tedbirlerinde yetki aile mahkemesi hâkimi, mülki amir ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk amiri arasında paylaştırılmıştır (polis uzaklaştırma kararı verebilir mi); buradaki yükümlülük ise ceza soruşturmasında hâkim kararıyla doğar.
Adli Kontrol Şartları Nelerdir?
Adli kontrol kararı için kanunun aradığı şartlar, m.109/1’in m.100’e yaptığı atıfla belirlenir. Madde, adli kontrolün tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde uygulanabileceğini söylediği için tutuklamanın şartları burada da geçerlidir: kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, bir tutuklama nedeni ve ölçülülük. Bu üçü dışında kanunda başka bir şart yoktur.
Bu nokta, konu hakkında yazılanların büyük kısmında bulanıklaşır. Şüphelinin sosyal çevresi, ekonomik durumu ya da sabıka kaydı gibi ölçütler “adli kontrol şartı” başlığı altında sayılır; oysa bunlar kanuni şart değil, hâkimin takdirini etkileyebilecek olgulardır. Bir itiraz dilekçesinde “sosyal çevre incelenmemiştir” denilerek sonuç alınamaz, ama “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil yoktur” denilerek alınabilir.
| Unsur | Dayanak | Ne aranır |
|---|---|---|
| Kuvvetli suç şüphesi | m.100/1 | Şüpheyi gösteren somut deliller; soyut iddia veya tek başına şikâyet yeterli değildir |
| Tutuklama nedeni | m.100/2 ve m.100/3 | Kaçma şüphesi uyandıran somut olgular; delil karartma veya baskı girişimi; ya da katalog suç karinesi |
| Ölçülülük | m.100/1 son cümle | İşin önemi ile beklenen ceza arasındaki denge; ölçüsüzse tutuklama verilemez |
Kuvvetli suç şüphesi ne demektir?
Kanun “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller” der. Buradaki ölçüt basit şüphe değildir: dosyada, kişinin suçu işlediği yönünde kuvvetli bir kanaat doğuran, gösterilebilir delil bulunmalıdır. Kamera görüntüsü, ele geçen madde, tanık beyanı veya iletişim kaydı bu kapsamda değerlendirilir.
Delil yokluğu, adli kontrole karşı en güçlü hukuki argümandır. Çünkü m.109/1 tutuklama sebeplerinin varlığını aradığı için, kuvvetli şüphenin bulunmadığı bir dosyada adli kontrol de verilemez. Bu durumda doğru talep, yükümlülüğün hafifletilmesi değil tümden kaldırılmasıdır.
Tutuklama nedeni: kaçma şüphesi ve delil karartma
m.100/2’ye göre iki hâlde tutuklama nedeni var sayılabilir: şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular bulunması; ya da davranışlarının delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık, mağdur ve başkaları üzerinde baskı kurma girişimi konusunda kuvvetli şüphe oluşturması.
Kanunun kullandığı fiil kipine dikkat etmek gerekir: “var sayılabilir“. Yani bu hâllerin varlığı hâkimi bağlamaz, takdir yetkisi verir. Aynı kip m.100/3’teki katalog suçlar için de kullanılmıştır.
Şüphelinin kabulü veya rızası aranır mı?
Hayır. Adli kontrol, şüphelinin yükümlülükleri kabul etmesine bağlı bir tedbir değildir; hâkim kararıyla doğar ve kişi rıza göstermese de uygulanır. “Karşılıklı güven” ya da “şüphelinin taahhüdü” gibi şartlar kanunda yer almaz. Sıkça rastlanan bu bilgi, tedbiri bir tür uzlaşma gibi anlatarak yanlış beklenti doğurur.
Rızanın hukuken önem taşıdığı tek nokta, elektronik izlemede kişinin kendi cihazının kullanılmasıdır: 5402 sayılı Kanunun 15/A maddesine 2020’de eklenen cümle, rızası alınmak koşuluyla yükümlünün kendi teknik cihazının kullanılabileceğini söyler. Bu, tedbirin kendisine değil izleme yöntemine ilişkindir.
Adli Kontrol Hangi Suçlarda Uygulanır?
Kanunda “adli kontrol şu suçlarda uygulanır” diyen bir liste yoktur. Ölçüt suçun adı değil, o dosyada tutuklama sebeplerinin bulunup bulunmadığıdır. Tutuklama sebepleri varsa, suç hangisi olursa olsun hâkim tutuklama yerine adli kontrole karar verebilir.
Kanun bunun da ötesine geçer ve m.109/2’de şunu söyler: “Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.” Yani tutuklamanın hiç mümkün olmadığı hâllerde bile adli kontrol yolu açıktır. Buradaki fiil yine “uygulanabilir”dir; bu suçlarda adli kontrolün zorunlu ya da otomatik olduğu anlamına gelmez.
Uygulamada tedbir en çok uyuşturucu madde kullanma, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, taksirle yaralama, tehdit, kasten yaralama, hakaret, dolandırıcılık ve bilişim suçları dosyalarında görülür. Bu bir kanuni sınıflandırma değil, tutuklama yerine daha hafif tedbirin yeterli görüldüğü suç tiplerinin pratikte oluşturduğu tablodur.
Üst sınırı iki yıl olan suçlarda tutuklama yasağı ve vücut dokunulmazlığı istisnası
m.100/4 şu hâllerde tutuklamayı yasaklar: sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda ve hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda. İki ayrıntı burada sürekli yanlış aktarılır. Birincisi sınırın kendisidir: kanun “iki yıldan az” demez, “iki yıldan fazla olmayan” der — üst sınırı tam iki yıl olan suç da yasağın içindedir.
İkincisi ve daha önemlisi, fıkrada açık bir istisna bulunmasıdır: “vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere”. Yani üst sınırı iki yılı aşmayan bir suç, vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenmişse tutuklama yasağı işlemez. Basit kasten yaralama dosyalarında tutuklama kararlarıyla karşılaşılmasının sebebi budur.
Tutuklamanın yasak olduğu bir dosyada adli kontrol uygulanabilir, ancak bu “hep ilk başvurulan yol” değildir. Hâkim, kuvvetli şüphe ve tutuklama nedeni yoksa hiçbir tedbir uygulamadan da serbest bırakabilir.
Katalog suçlarda adli kontrol mümkün mü?
Mümkündür. m.100/3’te sayılan katalog suçlar — kasten öldürme, nitelikli yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, hırsızlık, yağma, uyuşturucu imal ve ticareti, örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçlar ve diğerleri — tutuklamayı zorunlu kılmaz. Kanunun ifadesi burada da “tutuklama nedeni var sayılabilir“dir; karine ihtiyaridir, hâkimi bağlamaz.
Buna karşılık bir kavram karışıklığına düşmemek gerekir: katalog listesi adli kontrolün gerekçesi değildir. Katalog, tutuklama nedeninin varlığının daha kolay kabul edilmesini sağlayan bir karinedir; adli kontrol kararı yine m.109’daki ölçütlerle verilir.
Katalog suçlarında azami sürenin farklı hesaplandığını da eklemek gerekir: m.110/A, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süreyi üç yıl olarak belirler ve belirli suç gruplarında uzatma toplamını dört yıla kadar çıkarır.
m.100/3’te sayılan suçlar şunlardır:
| Kanun | Katalog kapsamındaki suçlar |
|---|---|
| Türk Ceza Kanunu | Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (m.76-78) · göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (m.79, 80) · kasten öldürme (m.81-83) · kasten yaralamanın nitelikli hâlleri (m.86/3-b, e, f) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m.87) · işkence (m.94, 95) |
| Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, m.102) · çocukların cinsel istismarı (m.103) · hırsızlık (m.141, 142) ve yağma (m.148, 149) · uyuşturucu imal ve ticareti (m.188) · suç işlemek amacıyla örgüt kurma (m.220; 2, 7 ve 8. fıkralar hariç) · devletin güvenliğine karşı suçlar (TCK m.302, 303, 304, 307, 308) · anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (TCK m.309-315) | |
| 6136 sayılı Kanun | Silah kaçakçılığı (m.12) |
| 4926 sayılı Kanun | Kaçakçılıkla mücadele kapsamındaki hapis cezasını gerektiren suçlar |
| 2863 sayılı Kanun | Kültür ve tabiat varlıklarını koruma suçları (m.68, 74) |
| 6831 sayılı Kanun | Kasten orman yakma (m.110/4-5) |
| 2911 sayılı Kanun | Toplantı ve gösteri yürüyüşleri suçları (m.33) |
| 3713 sayılı Kanun | Terörle Mücadele Kanunu m.7/3’teki suçlar |
| Sonradan eklenenler | Kadına karşı işlenen kasten yaralama ve sağlık personeline karşı görevi sebebiyle işlenen kasten yaralama (2022) · eğitim çalışanlarına karşı görevi sebebiyle işlenen kasten yaralama (2024) |
Listedeki son üç kalem, katalogun kapalı ve değişmez bir liste olmadığını gösteriyor: 2022’de kadına karşı ve sağlık personeline karşı kasten yaralama, 2024’te ise eğitim çalışanlarına karşı kasten yaralama eklendi. Eski tarihli kaynaklarda bu üç kalem bulunmaz.
Adli Kontrol Kararını Kim Verir?
Karar yetkisi evreye göre değişir ve kanun bunu m.110’da açıkça ayırır. Soruşturma evresinde yetkili merci sulh ceza hâkimidir ve karar ancak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine verilir. Kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme, ayrıca bir isteme bağlı olmaksızın karar verebilir.
Bu ayrım, kararın nereye götürüleceğini belirlediği için pratikte önemlidir. Soruşturma aşamasında verilmiş bir yükümlülüğün kaldırılması sulh ceza hâkimliğinden istenirken, iddianame kabul edildikten sonra aynı talep davanın görüldüğü mahkemeye yöneltilir.
| Evre | Kararı veren | İstem şartı | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Soruşturma | Sulh ceza hâkimi | Cumhuriyet savcısının istemi zorunlu | m.110/1 |
| Kovuşturma | Davaya bakan mahkeme | Resen de karar verilebilir | m.110/3 |
| İstinaf / temyiz aşaması | Hükmü veren ilk derece mahkemesi | UYAP kayıtları incelenerek | m.109/4 son cümle |
Savcı tek başına adli kontrol kararı verebilir mi?
Veremez. Cumhuriyet savcısının yetkisi soruşturmada istemde bulunmakla sınırlıdır; kararı hâkim verir. Savcılıkta ifade alınırken söylenen “hakkınızda adli kontrol istenecek” cümlesi bir karar değil, taleptir. Hâkimlik bu talebi reddedebileceği gibi, istenenden farklı bir bende de hükmedebilir.
Savcının doğrudan karar verebildiği tek nokta m.109/5’tir: (d) bendindeki taşıt kullanma yasağında, mesleki uğraş için sürekli veya geçici izin hem hâkim hem Cumhuriyet savcısı tarafından verilebilir.
Dosya istinafta veya temyizdeyken karar verilebilir mi?
Verilebilir. m.109/4’ün son cümlesi, hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili istinaf ya da temyiz yoluna başvurulmuş kişiler bakımından, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesinin de adli kontrol kararı verebileceğini söyler. Aynı yetki m.112/1’in ek cümlesiyle tutuklama için de tanınmıştır.
Bu hüküm 2020’de 7242 sayılı Kanunla eklendi ve dosyanın fiziken üst mercide olmasının karar verilmesini engellediği yönündeki eski uygulamayı sona erdirdi.
Adli Kontrol Kimlere Uygulanır? Hasta, Engelli ve Gebe Şüpheliler
Tedbir kural olarak hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen her şüpheli ve sanık için uygulanabilir. Bunun yanında kanun, iki grup için tutuklama yerine adli kontrolü özel olarak düzenler. m.109/4’e göre, maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrole karar verilebilir.
Ağır hastalık ve engellilik hâlinin tespiti, 5275 sayılı Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yapılır. Yani buradaki değerlendirme hâkimin kişisel kanaatine değil, infaz mevzuatındaki rapor usulüne bağlanmıştır.
Üçüncü bir grup m.109/7’de yer alır: kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında da adli kontrol hükümleri uygulanabilir. Bu hâlde tedbirin ihlali, m.112/2 uyarınca özel bir tutukluluk tavanına tabidir.
Adli Kontrol Süreci Nasıl Başlar? Gözaltından Karara
Süreç çoğu zaman gözaltıyla başlar. Kolluk tarafından yakalanan kişi, savcılık talimatıyla gözaltına alınır ve ifadesi alınır. Savcılık, dosyadaki delillere göre kişiyi serbest bırakabilir, tutuklanması istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edebilir ya da doğrudan adli kontrol istemiyle hâkimliğe başvurabilir.
Sevk yazısında ne istendiği önemlidir ama belirleyici değildir. Hâkimlik, tutuklama istemini reddedip adli kontrole hükmedebileceği gibi, adli kontrol istemini de reddedip kişiyi tedbirsiz serbest bırakabilir. Karar sorgu sonunda verilir ve kişiye orada açıklanır.
Kovuşturma evresinde tablo değişir. Dava açıldıktan sonra mahkeme, duruşmada ya da duruşma dışında adli kontrole karar verebilir; burada savcının istemi şart değildir. Tutuklu sanığın tahliyesine karar verilirken adli kontrol uygulanması da en sık görülen hâllerden biridir.
Adli kontrol talebi nedir, kim talep edebilir?
Soruşturma evresinde adli kontrol talebi, Cumhuriyet savcısının hâkimlikten tedbir uygulanmasını istemesidir. Şüpheli veya müdafi de tutuklama isteminin reddedilerek adli kontrol uygulanmasını savunabilir; bu bir talep değil savunma olarak dosyaya girer, ancak hâkim bu yönde karar verebilir.
Tedbir uygulanmaya başladıktan sonra ise talep yönü tersine döner: bu kez şüpheli veya sanık, m.111/1 uyarınca yükümlülüğün kaldırılmasını ya da hafifletilmesini ister. İki talep birbirine karıştırılmamalıdır; birinde tedbirin kurulması, diğerinde kaldırılması söz konusudur.
Adli kontrol dava açılınca kalkar mı?
Kalkmaz. İddianamenin kabulüyle dosya kovuşturma evresine geçer ve soruşturmada verilmiş adli kontrol kararı, mahkeme aksine karar vermedikçe devam eder. Değişen tek şey yetkili mercidir: bu aşamadan sonra kaldırma ya da değiştirme talepleri davaya bakan mahkemeye yöneltilir.
Aynı şey hüküm verildiğinde de geçerlidir. Mahkûmiyet hükmü kesinleşene kadar tedbir sürebilir; beraat kararı verildiğinde ise yükümlülüğün devamı için hukuki sebep kalmaz.
Adli Kontrol Kararında Neler Yazar? Karar Metnini Okuma Kılavuzu
Adli kontrol kararı tek sayfalık bir metindir, ancak sonraki bütün adımlar bu metne bakılarak belirlenir. Kararda dört unsur aranır: uygulanan bendin kanuni karşılığı, yükümlülüğün somut içeriği (hangi karakol, hangi günler, hangi konut), kararın dayandığı gerekçe ve varsa süre.
Bendin kararda açıkça gösterilmesi, itiraz ya da kaldırma talebinin hangi zeminde kurulacağını belirler. “CMK m.109 uyarınca adli kontrol uygulanmasına” biçiminde bent numarası verilmeyen bir karar, yükümlülüğün kapsamını belirsiz bırakır; bu belirsizlik de dilekçede ileri sürülebilecek bir eksikliktir.
Gerekçe bölümü, itiraz bakımından en verimli yerdir. Kararda kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin ve tutuklama nedeninin ne olduğu yazılmamışsa, m.109/1’in gönderme yaptığı m.100’deki şartların karşılanıp karşılanmadığı denetlenemez. Ölçülülüğe hiç değinilmemiş olması da ayrı bir eksikliktir.
Son olarak kararda kanun yoluna başvuru hakkının, süresinin ve merciinin gösterilip gösterilmediğine bakılır. Gösterilmemişse m.40/2 devreye girer ve süreyi geçiren kişi kusursuz sayılır; ayrıca m.141/1-(k) uyarınca başvuru imkânından yararlandırılmama, tazminat sebebi olarak ileri sürülebilir.
Adli Kontrol Kararı Tebliğ Edilir mi? Sürenin Başlangıcı
Yükümlülük, kararın verilmesiyle doğar ve kararda gösterilen tarihten itibaren uygulanır. Kişi duruşmada ya da hâkimlik sorgusunda hazırsa karar yüzüne karşı açıklanır; bu açıklama (tefhim) ile öğrenme gerçekleşmiş sayılır. Uygulamada imza yükümlülüğünün ilk günü, pasaporta şerh düşülme tarihi veya cihazın takılması bu anı belgeler.
Kişi hazır değilse durum farklıdır ve burada kolay gözden kaçan bir hüküm devreye girer. m.35/2, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek kararların hazır bulunamayan ilgiliye tebliğ edileceğini söyler, ancak fıkra “koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç” ibaresiyle başlar. Adli kontrol bir koruma tedbiri olduğu için kararın ayrıca tebliğ edilmesi zorunlu değildir.
Sonucu şudur: süreler çoğu zaman tebliğden değil öğrenmeden işlemeye başlar. Öğrenme tarihini belgelemek bu yüzden önemlidir — UYAP’tan görüntüleme kaydı, kolluğun tebliğ-tebellüğ tutanağı veya cihazın takıldığı tarih bu işlevi görür.
Adli Kontrol Ne Kadar Sürer? CMK m.110/A Azami Süreleri
Uzun süre “adli kontrolde bir üst sınır yoktur” bilgisi dolaşımdaydı ve 2021’e kadar doğruydu. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun, CMK’ya m.110/A maddesini ekleyerek azami süreleri belirledi. Bugün verilen her adli kontrol kararı bu tavanlara tabidir.
Süre, işin hangi mahkemenin görevine girdiğine göre ikiye ayrılır. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır; bu süre zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süre en çok üç yıldır ve uzatma toplamı kural olarak üç yılı geçemez.
| İşin niteliği | Azami süre | Uzatma | Toplam |
|---|---|---|---|
| Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler | 2 yıl | Zorunlu hâlde, gerekçeli olarak 1 yıl | 3 yıl |
| Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler | 3 yıl | Zorunlu hâlde, gerekçeli | Uzatma toplamı 3 yılı geçemez |
| TCK 2. Kitap 4. Kısım 4-5-6-7. Bölüm suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar | 3 yıl | Zorunlu hâlde, gerekçeli | Uzatma toplamı 4 yılı geçemez |
| Çocuklar (tüm hâller) | Yukarıdaki süreler yarı oranında uygulanır (m.110/A-3) | ||
Uzatma kararının gerekçeli olması kanunun aradığı bir şarttır. Dosyasında süre uzatılan bir kişi için, uzatmanın neden zorunlu görüldüğünün kararda gösterilmemiş olması başlı başına bir hukuka aykırılık iddiasıdır.
Adli kontrol en fazla ne kadar sürer, süre dolunca ne olur?
Azami süre dolduğunda yükümlülük sona erer; kişi bu tarihten sonra imza atmak, pasaportunu teslim etmek veya konutunda kalmak zorunda değildir. Sürenin dolduğu tarih dosyada resen dikkate alınmalıdır, ancak uygulamada gecikme yaşanabildiği için kişinin bunu takip etmesi ve sona erme kararını istemesi gerekir.
Tedbir azami süre dolmadan da sona erebilir: kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, beraat, davanın düşmesi ya da hâkimin m.110/2 veya m.111/1 uyarınca yükümlülüğü kaldırması hâllerinde yükümlülük biter. Süre hesabının ayrıntısı ve uzatma tartışmaları için adli kontrol kararına itiraz süreci rehberimizin azami süre bölümüne bakılabilir.
Yükümlülük Dört Ayda Bir Kendiliğinden Gözden Geçirilir
Adli kontrolün en az bilinen, buna karşılık en somut sonuç doğuran hükmü m.110/4’tür. 2021’de eklenen bu fıkraya göre şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla karar verilmesi gerekir.
Denetimin işleyişi evreye göre değişir: soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme karar verir. Yani dava aşamasında bu denetim için kimsenin talepte bulunması gerekmez; mahkeme kendiliğinden gözden geçirmekle yükümlüdür.
Pratikteki karşılığı şudur: dosyada son dört ay içinde yükümlülüğün devamına ilişkin bir karar yoksa, bu durum kaldırma talebinde ya da itiraz dilekçesinde doğrudan yazılabilecek somut bir gerekçedir. Kararın varlığı UYAP üzerinden kontrol edilebilir.
Adli Kontrolde Geçen Süre Cezadan Düşer mi?
Kural m.109/6’da yazılıdır ve olumsuzdur: adli kontrol altında geçen süre, şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bir yıl boyunca haftada bir imza atan kişi, mahkûm olduğunda bu bir yılı cezasından düşemez.
Kuralın iki istisnası vardır ve ikisi de aynı fıkrada gösterilmiştir. Birincisi (e) bendi: tedavi veya muayene tedbiri altında geçen süre mahsup edilir. İkincisi (j) bendi, yani konutu terk etmeme yükümlülüğüdür; 2021’de eklenen cümle uyarınca bu yükümlülük altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.
| Yükümlülük | Cezadan mahsup | Oran |
|---|---|---|
| (e) Tedavi veya muayene tedbiri | Edilir | Geçen süre doğrudan sayılır |
| (j) Konutu terk etmemek (ev hapsi) | Edilir | İki gün = bir gün |
| Diğer on bent (a, b, c, d, f, g, h, i, k, l) | Edilmez | — |
Bu tablo, yükümlülük değiştirme taleplerinde doğrudan işe yarar. Ev hapsi ile imza yükümlülüğü arasında tercih söz konusu olduğunda, ev hapsinin daha ağır görünen ama cezadan düşen bir tedbir olduğu hesaba katılır; uzun sürmesi beklenen yargılamalarda bu fark somut bir sonuç doğurur.
Adli Kontrol Yükümlülüğü İhlal Edilirse Ne Olur?
İhlalin sonucu m.112/1’de tek cümleyle düzenlenmiştir: adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Yani tutuklama yasağı kapsamındaki hafif bir suçta bile ihlal tutuklamayla sonuçlanabilir.
Maddede para cezası ya da idari yaptırım öngörülmemiştir. “İmzaya gitmeyene ceza kesilir” biçimindeki bilgi kanunda karşılık bulmaz; öngörülen tek yaptırım tutuklamadır.
Buna karşılık maddenin en önemli sözcüğü “isteyerek”tir. İhlalin iradi olması aranır; hastane yatışı, trafik kazası, doğal afet, cihaz arızası veya resmî bir engel belgelenebiliyorsa ihlalin isteyerek yapılmadığı tartışılabilir. Bu nedenle mazeret belgeleri gecikmeden dosyaya sunulmalıdır.
Soruşturmada adli kontrol tutukluluğa döner mi?
Dönebilir, fakat kendiliğinden değil. Yükümlülüğün ihlali hâlinde yetkili yargı mercii tutuklama kararı verebilir; soruşturma evresinde bu merci savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimliğidir. İhlal olmadan, yalnızca soruşturmanın ilerlemesi ya da yeni delil bulunması adli kontrolü otomatik olarak tutuklamaya çevirmez — yeni bir tutuklama kararı gerekir.
Tersi de mümkündür: tutuklu bir kişi hakkında tutukluluğun devamına gerek görülmezse, tahliye kararıyla birlikte adli kontrol uygulanabilir. Uygulamada sık görülen “adli kontrol şartıyla tahliye” kararı budur.
Azami tutukluluk süresi dolduktan sonra verilen adli kontrolün ihlali
m.112/2, özel bir hâl düzenler. Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle adli kontrol uygulanan kişi bu yükümlülüğü ihlal ederse yine tutuklanabilir, ancak bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz.
Bu tavan, azami tutukluluk süresinin ihlal yoluyla dolaylı biçimde aşılmasını engeller. Hüküm 2016’da 6763 sayılı Kanunla eklenmiştir.
Yükümlülük Hafifletilebilir mi? m.110/2 ve Kaldırma Talebi
Adli kontrol kararı verildikten sonra donmuş bir durum değildir. m.110/2’ye göre hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.
Şüpheli ya da sanık cephesinden bu kapı m.111/1 ile açılır: kişinin istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme m.110/2’ye göre beş gün içinde karar verebilir. Talep süreye bağlı değildir ve koşullar değiştikçe tekrarlanabilir.
m.110/2’nin bu üçlü yetkisi, dilekçede kademeli talep kurmanın kanuni dayanağıdır: önce yükümlülüğün kaldırılması, olmazsa daha hafif bir bentle değiştirilmesi, o da olmazsa belirli günler için geçici muafiyet istenebilir. Tek bir talebe bağlı kalmak, hâkimin elindeki üç seçenekten ikisini kullanılmaz hâle getirir.
Adli Kontrol Kararına İtiraz: Süre, Merci ve Kaldırma Talebinden Farkı
m.111/2 yalnızca “Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir” der; süreyi ve mercii bu madde değil, itiraz kanun yoluna ilişkin genel hükümler belirler. Süre m.268/1’dedir: kararı öğrenilen günden itibaren iki hafta. Dilekçe, kararı veren mercie verilir; tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt kâtibine beyanda bulunularak da itiraz edilebilir.
Mercie ilişkin kural 2021’de değişti ve eski bilgi hâlâ yaygın. m.268/3-(b) uyarınca sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazları, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza hâkimliği işlerine asliye ceza hâkimi bakıyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanındadır. Asliye ceza mahkemesi hâkiminin kararlarına itirazı ise m.268/3-(c) uyarınca ağır ceza mahkemesi inceler.
| İtiraz (m.111/2 → m.268) | Kaldırma talebi (m.111/1) | |
|---|---|---|
| Süre | İki hafta (m.268/1) | Süreye bağlı değil, tekrarlanabilir |
| Dilekçe kime verilir | Kararı veren merci | Aynı hâkim veya mahkeme |
| Kim karara bağlar | Başka bir merci (m.268/3) | Aynı merci |
| Savcı görüşü | Merci bildirebilir (m.270/1) | Zorunlu |
| Karar süresi | Mümkün olan en kısa süre (m.271/3) | Beş gün |
İki hüküm daha bilinmeden itiraz yolu eksik anlaşılır. m.269/1’e göre itiraz, kararın yerine getirilmesini durdurmaz — geri bırakma ayrıca talep edilmelidir. m.271/4’e göre ise merciin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir; tek istisna, ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarıdır. Dilekçe hazırlığı, itiraz sebepleri ve sürenin kaçırılması hâlinde izlenecek yol için adli kontrol kararına itiraz süreci nasıl işler rehberimiz ayrıntılıdır; itiraz kanun yolunun genel süreleri ve merci tablosu ise mahkeme kararına itiraz kaç günde sonuçlanır yazımızda toplanmıştır.
Süreyi kaçıran kişi için kanunda bir çıkış yolu vardır. m.40/1’e göre kusuru olmaksızın süreyi geçiren kişi eski hâle getirme isteminde bulunabilir; m.40/2 ise kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemişse kişinin kusursuz sayılacağını söyler. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilmemişse bu hüküm doğrudan işler. İstem, engelin kalkmasından itibaren iki hafta içinde yapılır (m.41/1).
Adli Kontrol Hükümleri Hangi Maddelerde Düzenlenmiştir?
Tedbirin tamamı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Birinci Kitap Dördüncü Kısmında, koruma tedbirleri arasında yer alır. Çekirdek hükümler m.109 ile m.112 arasındadır; bunlara 2021’de eklenen m.110/A ile azami süre maddesi eklenmiştir. İtiraz, tazminat ve süre hesabı ise kanunun başka bölümlerindeki genel hükümlere bağlanmıştır.
Bu dağınıklık, uygulamada sık yapılan bir hatanın kaynağıdır: adli kontrolle ilgili her sorunun cevabı m.109’da aranır. Oysa süre m.110/A’da, ihlalin sonucu m.112’de, itiraz süresi m.268’de, tazminat m.141-142’dedir. Aşağıdaki tablo hangi sorunun hangi maddede karşılandığını gösteriyor.
| Madde | Konusu | Not |
|---|---|---|
| m.109/1-2 | Tanım, tutuklama yerine uygulanma ve tutuklama yasağı hâlleri | f.1 2012’de değişti (6352) |
| m.109/3 | On iki yükümlülük bendi | (j), (k), (l) 2012’de eklendi |
| m.109/4 | Ağır hastalık/engellilik ve gebe şüpheli; istinaf-temyiz aşamasında karar | 2020’de yeniden düzenlendi (7242) |
| m.109/5 | Taşıt yasağında mesleki uğraş izni | Hâkim veya savcı verebilir |
| m.109/6 | Mahsup kuralı ve iki istisnası | İki gün = bir gün cümlesi 2021’de eklendi (7331) |
| m.109/7 | Tutukluluk süresi dolanlar hakkında uygulama | 2006’da eklendi (5560) |
| m.110/1-3 | Kararı veren merciler, yükümlülüğün değiştirilmesi | — |
| m.110/4 | Dört aylık zorunlu denetim | 2021’de eklendi (7331) |
| m.110/A | Azami süreler ve çocuklarda yarı oran | 2021’de eklendi (7331) |
| m.111 | Kaldırma talebi (f.1) ve itiraz edilebilirlik (f.2) | Süre bu maddede yazmaz |
| m.112 | Yükümlülüğe uymama ve tutuklama | f.2 2016’da eklendi (6763) |
| m.141/1-(k) ve (l), m.142 | Tazminat hakkı ve istem usulü | (l) bendi 2024’te eklendi (7499) |
| m.268-271 | İtiraz süresi, merci ve kararın kesinliği | m.268/3-b 2021’de değişti |
Tablodaki tarihler, internette dolaşan bilgilerin neden sık sık eskidiğini de açıklıyor. 2021 öncesinde yazılmış bir metin azami süreden söz etmez, 2024 öncesinde yazılmış bir metin ise adli kontrol tazminatını bilmez. Bir kaynağın güncel olup olmadığını anlamanın en hızlı yolu, m.110/A ve m.141/1-(l)’yi anıp anmadığına bakmaktır.
Maddelerin yürürlükteki hâli, değişiklik tarihleriyle birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun resmî konsolide metninde yayımlanmaktadır. Bir hükmün hâlâ yürürlükte olup olmadığı tartışmalı görünüyorsa, metnin sonundaki değişiklik cetveli ve dipnotlar birlikte okunmalıdır.
Adli Kontrol, Tutuklama, Ev Hapsi ve Denetimli Serbestlik Aynı Şey mi?
Bu dört kavram sürekli birbirinin yerine kullanılır ve karışıklık yalnızca terminolojik değildir: hangi kanunun uygulanacağını, kararı kimin vereceğini ve nereye başvurulacağını değiştirir. Yanlış mercie yapılan başvuru, süre dolmuşsa hakkın kaybına yol açabilir.
Ayrımın en kısa ölçütü zamandır: adli kontrol ve tutuklama yargılama sürerken, ev hapsinin infaz hukukundaki hâli ile denetimli serbestlik ise hüküm kesinleştikten sonra gündeme gelir. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki itiraz yolu, infaz aşamasındaki kararlara uygulanmaz.
| Kurum | Aşama | Dayanak | Kararı veren |
|---|---|---|---|
| Adli kontrol | Soruşturma / kovuşturma | CMK m.109-112, m.110/A | Sulh ceza hâkimi veya mahkeme |
| Tutuklama | Soruşturma / kovuşturma | CMK m.100 vd. | Sulh ceza hâkimi veya mahkeme |
| Konutta infaz (“ev hapsi”) | Kesinleşmiş cezanın infazı | 5275 s.K. m.110 | İnfaz hâkimi |
| Denetimli serbestlik | Cezanın infazının son dönemi | 5275 s.K. m.105/A | Denetimli serbestlik müdürlüğü / infaz hâkimi |
Adli kontrol ile tutuklama arasındaki fark ise özgürlüğün tamamen mi kısıtlandığıdır. Tutuklamada kişi ceza infaz kurumundadır; adli kontrolde dışarıdadır ve yalnızca belirli yükümlülüklere tabidir. İkisi de koruma tedbiri olduğu için ikisi de ceza değildir ve ikisinde de masumiyet karinesi sürer. Üç rejimin karşılaştırmalı tablosu ve geçiş hâlleri için adli kontrol ile ev hapsi arasındaki farklar yazımıza bakabilirsiniz.
Haksız Uygulanan Adli Kontrol İçin Tazminat İstenebilir mi?
2024’te kanuna eklenen bir bentle bu soru kesin cevabına kavuştu. 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanunla CMK m.141/1’e eklenen (l) bendi, konutunu terk etmemek veya tedavi/muayene tedbirine tabi olmak yükümlülükleri uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraatine karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebileceğini söyler.
Bendin en önemli özelliği, tazminat için işlemin hukuka aykırı olmasının aranmamasıdır. Karar usulüne uygun verilmiş olsa bile, sonuçta kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate hükmedilmişse hak doğar. Kapsam iki bentle sınırlıdır: (j) konutu terk etmeme ve (e) tedavi. İmza yükümlülüğü ya da yurt dışı yasağı bu bende girmez.
Başvurunun yeri de aynı kanunla değişti. m.142/2’ye eklenen cümleler uyarınca (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki istemlerde 6384 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; yani başvuru Tazminat Komisyonu’na yapılır. Ağır ceza mahkemesine yapılan istemler Komisyona gönderilir ve bu hâlde ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınır — yanlış mercie başvurulmuş olması hak kaybına yol açmaz.
Süre m.142/1’dedir: karar veya hükmün kesinleştiğinin tebliğinden itibaren üç ay, her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl. Ayrıca m.141/2, (e), (f) ve (l) bentlerindeki kararları veren mercilerin ilgiliye tazminat hakkı bulunduğunu bildirmesini ve bu hususun karara geçirilmesini zorunlu kılar.
Bir de ayrı bir tazminat hâli vardır: m.141/1-(k) uyarınca, yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişiler de zararlarını Devletten isteyebilir. İtiraz hakkı hiç bildirilmemiş ya da dilekçe kabul edilmemişse bu bent gündeme gelir.
Adli Kontrol Kararıyla Karşılaşınca İlk Yapılacaklar
Karar elinize ulaştığında ilk iş, hangi bendin uygulandığını kararın metninden okumaktır. Yükümlülüğün türü; süresinin nasıl işleyeceğini, cezadan düşülüp düşülmeyeceğini, ihlalin sonucunu ve tazminat hakkı doğurup doğurmayacağını belirler. “Adli kontrol verildi” bilgisi tek başına bu soruların hiçbirini yanıtlamaz.
İkinci iş, öğrenme tarihini belgelemektir. İtiraz süresi tebliğden değil çoğu zaman öğrenmeden işlediği için UYAP görüntüleme kaydı, tebliğ-tebellüğ tutanağı ya da cihazın takıldığı tarih saklanmalıdır. Üçüncü olarak dosyada son dört ay içinde m.110/4 kapsamında bir denetim kararı verilip verilmediği kontrol edilir; verilmemişse bu, kaldırma talebinde kullanılabilecek somut bir gerekçedir.
Yükümlülüğün günlük hayatı fiilen imkânsız hâle getirdiği hâllerde — mesleği araç kullanmayı gerektiren bir kişiye taşıt yasağı konulması gibi — tümden kaldırma yerine kademeli talep kurmak daha gerçekçidir. Dosyanızın aşamasına göre doğru merci ve doğru talep türü değişeceğinden, karar metnini bir ceza yargılaması alanında çalışan avukatla birlikte değerlendirmek süre kaybını önler.
Adli Kontrol Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Adli kontrol nedir, kısaca ne anlama gelir?
Adli kontrol, tutuklama sebepleri bulunmasına rağmen şüpheli veya sanığın tutuklanmayıp CMK m.109/3’te sayılan on iki yükümlülükten birine ya da birkaçına bağlanmasıdır. Bir ceza değil, yargılama sürerken uygulanan koruma tedbiridir.
Adli kontrol şartı ne demek?
Kanuni bir terim değil, kararın sonucunu anlatan konuşma dilidir. Kişinin, hâkimin belirlediği yükümlülüklere uymak koşuluyla tutuklanmadan serbest bırakılmasını ifade eder. Yargılama olduğu gibi devam eder, dosya kapanmaz.
Adli kontrol tedbirleri nelerdir?
CMK m.109/3 on iki bent sayar: yurt dışına çıkamamak, belirlenen yerlere düzenli başvurmak (imza), çağrılara ve kontrol tedbirlerine uymak, taşıt kullanamamak, tedavi tedbirine tabi olmak, güvence yatırmak, silah bulunduramamak, mağdur güvencesi vermek, nafaka güvencesi vermek, konutu terk etmemek, yerleşim bölgesini terk etmemek ve belirlenen yerlere gitmemek.
CMK 109/3-b nedir?
Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurma yükümlülüğüdür; uygulamadaki adı imza yükümlülüğüdür. Başvurunun sıklığı kanunda belirlenmemiştir, kararı veren hâkim takdir eder.
Adli kontrol kararını kim verir?
Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi (m.110/1), kovuşturma evresinde davaya bakan mahkeme (m.110/3). Savcı tek başına karar veremez, yalnızca istemde bulunur.
Adli kontrol hangi suçlarda uygulanır?
Kanunda suç listesi yoktur; ölçüt dosyada tutuklama sebeplerinin bulunmasıdır. m.109/2 uyarınca kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümleri uygulanabilir.
Adli kontrol en fazla ne kadar sürer?
m.110/A uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıl, zorunlu hâlde gerekçeli olarak bir yıl daha uzatılabilir. Ağır cezalık işlerde en çok üç yıldır; uzatma toplamı üç yılı, belirli suç gruplarında dört yılı geçemez. Çocuklarda bu süreler yarı oranında uygulanır.
Adli kontrolde geçen süre cezadan düşer mi?
Kural olarak düşmez (m.109/6). İki istisna vardır: tedavi/muayene tedbiri ve konutu terk etmeme yükümlülüğü. Konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün sayılır.
İmzaya gidilmezse ne olur?
m.112/1 uyarınca yükümlülüğü isteyerek yerine getirmeyen kişi hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun tutuklama kararı verilebilir. Kanunda para cezası öngörülmemiştir. İhlalin isteyerek yapılmadığı belgelenebiliyorsa bu durum ayrıca değerlendirilir.
Adli kontrol adli sicile işler mi?
İşlemez. 5352 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca adli sicile yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri kaydedilir. Adli kontrol bir koruma tedbiridir, mahkûmiyet değildir.
Adli kontrol kararına kimler itiraz edebilir?
Şüpheli veya sanık, Cumhuriyet savcısı (m.260/1), müdafi — müvekkilinin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla (m.261) — ile şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi (m.262). Anne, baba ve kardeş, yasal temsilci sıfatı taşımıyorsa bu listeye girmez.
Adli kontrolün kaldırılması nasıl istenir?
m.111/1 uyarınca şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim ya da mahkeme beş gün içinde karar verebilir. Talep süreye bağlı değildir ve koşullar değiştikçe tekrarlanabilir.
Adli kontrol ile ev hapsi aynı şey mi?
Ev hapsi, adli kontrolün (j) bendi olarak uygulanabileceği gibi kesinleşmiş cezanın konutta infazı (5275 s.K. m.110) ya da denetimli serbestlik yükümlülüğü olarak da karşımıza çıkar. Üç rejimin dayanağı, kararı veren merci ve başvuru yolu farklıdır.
Adli kontrol yükümlülüğü değiştirilebilir mi?
Değiştirilebilir. m.110/2 hâkime üç ayrı yetki verir: yükümlülüğü bütünüyle veya kısmen kaldırmak, değiştirmek ya da şüpheliyi bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutmak. Dilekçede bu üç seçeneğin kademeli olarak istenmesi mümkündür.
Adli kontrol sonrası mahkeme olur mu?
Olur. Adli kontrol yargılamayı sona erdirmez; soruşturma sürer, yeterli şüphe varsa iddianame düzenlenir ve dava açılır. Tedbir, dosyanın sonucundan bağımsız olarak yargılama boyunca devam edebilir ya da kaldırılabilir.
Adli kontrol kararı için tazminat alınabilir mi?
Konutu terk etmemek veya tedavi/muayene yükümlülüğü uygulandıktan sonra kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraate karar verilirse, işlemin hukuka aykırı olması aranmadan tazminat istenebilir (m.141/1-l). Başvuru Tazminat Komisyonu’na yapılır; süre kesinleşmenin tebliğinden itibaren üç ay, her hâlde bir yıldır.
Buradaki açıklamalar yürürlükteki kanun metni esas alınarak hazırlanmış genel bilgilendirmedir; her dosyanın delil durumu ve aşaması farklı olduğundan somut bir karar hakkında hukuki görüş yerine geçmez. Kararınızdaki bent, süre ve merci ayrıntıları için bir avukata danışmanız yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.