Aile Hukuku, Boşanma Hukuku, Hukuk

Boşanmada Mal Paylaşımı: Katılma Alacağı, Süreler ve 2026 Kırılması

Boşanmada Mal Paylaşımı: Katılma Alacağı, Süreler ve 2026 Kırılması

Boşanmada mal paylaşımı, boşanan eşlerin en çok tartıştığı konudur: evlilik boyunca alınan evin, arabanın, iş yerinin veya birikimin kime kalacağı burada belirlenir. Bu paylaşımın hukuki adı mal rejiminin tasfiyesidir ve boşanma davasından ayrı bir dava ile yürütülür. Boşanma kararı eşlerin evliliğini bitirir; mallar ise ancak ayrı bir tasfiye davasıyla paylaşılır.

Makale İçeriği

Boşanmada mal paylaşımı: ana hatlarıyla

Boşanmada mal paylaşımı, boşanma davasının kendisiyle birlikte yürüyen ama ondan bağımsız bir davadır. Evlilik içinde karşılığı verilerek edinilen mallar “edinilmiş mal” sayılır ve tasfiyede her eş, diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde alacak hakkına sahip olur. Üç tarih birbirine karıştırılmamalıdır: mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer (TMK m. 225/2), mallar karar tarihine en yakın sürüm değeriyle hesaplanır (TMK m. 235), dava açma süresi ise boşanmanın kesinleşmesinden itibaren on yıldır — internette sıkça yazılan “bir yıl” bu davaya ait değildir. 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, katılma alacağı davalarının onyıllardır açıldığı belirsiz alacak davası yolunu kapattı; bu tarihten sonra açılan davalar kısmi dava olarak açılıp HMK m. 109/4 uyarınca bir defaya mahsus artırılabiliyor.

Bu ayrımı bilmeyen çok sayıda kişi, boşanma kararı kesinleştikten sonra “her şey bitti” sanıp yıllarca dava açmıyor. Oysa boşanma kararının kesinleşmesi, mal paylaşımı davası için sürenin başladığı andır. Aynı şekilde, tapuda kimin adı yazıyorsa malın onun olduğunu düşünen de yanılıyor: tapudaki isim, malın hangi gruba girdiğini değil, yalnızca kimin malik olduğunu gösterir.

Aşağıda mal paylaşımının hangi kurallara göre yapıldığını, hangi malların paylaşıma girip hangilerinin girmediğini, alacağın nasıl hesaplandığını, hangi sürelere tabi olduğunu ve 2026’da yürürlüğe giren usul değişikliğinin dava açma biçimini nasıl değiştirdiğini kanun maddeleri ve Yargıtay kararlarıyla açıklıyoruz.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir?

Mal rejimi, eşlerin evlilik süresince edindikleri mallar üzerindeki haklarını, birbirlerine ve üçüncü kişilere karşı sorumluluklarını ve evlilik sona erdiğinde bu malların nasıl paylaşılacağını düzenleyen kurallar bütünüdür. Türk hukukunda yasal mal rejimi, Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesi uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimidir. Eşler noterde mal rejimi sözleşmesi yaparak kanunda sayılan başka bir rejimi seçmemişse, evlenmeyle birlikte bu rejime tabi olurlar.

Uygulamada “mal paylaşımı” denince akla malların fiziken bölüşülmesi geliyor. Hukuken durum farklıdır: edinilmiş mallara katılma rejiminde eşler birbirinin malına ortak olmaz, malın mülkiyeti tapuda kimin üzerindeyse onda kalır. Tasfiyede kurulan şey bir alacak ilişkisidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davayı açıkça “bir alacak davası” olarak nitelemektedir. Bu niteleme, davanın hangi sürelere ve hangi usul kurallarına tabi olacağını belirlediği için sonuçları büyüktür.

Rejimin sona ermesiyle birlikte eşlerin açabileceği davalar ikiye ayrılır: değer artış payı alacağı (TMK m. 227) ve artık değere katılma alacağı (TMK m. 231 ve devamı). Her ikisinin de şartları, hesaplama yöntemi ve ispat düzeni farklıdır; ancak tasfiye davalarına özgü genel ilkeler ikisi için de geçerlidir. Uygulamada iki talep çoğu zaman aynı dilekçede birlikte ileri sürülür.

Mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın fer’îsi yani eki değildir. Nafaka ve tazminat boşanma davasının içinde karara bağlanabilirken, mal rejimi tasfiyesi ayrı bir dava gerektirir. Bu ayrım, aşağıda göreceğiniz süre farkının da kaynağıdır.

Boşanmada Hangi Mallar Paylaşılır, Hangileri Paylaşılmaz?

Tasfiyenin ilk adımı, her malın hangi gruba girdiğini belirlemektir. Çünkü bir malvarlığı değerinin edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı sayıldığı, o malın paylaşıma girip girmeyeceğini doğrudan belirler. Kanun bu iki grubu tek tek sayar.

Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (TMK m. 219). Kanun beş kalem sayar: çalışmanın karşılığı olan edinimler; sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarının ve personele yardım amacıyla kurulan sandıkların yaptığı ödemeler; çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar; kişisel malların gelirleri; edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Kişisel mal ise TMK m. 220’de sayılır: yalnız bir eşin kişisel kullanımına yarayan eşya; mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği değerler; manevi tazminat alacakları; kişisel malların yerine geçen değerler.

Mal Grup Dayanak
Maaş, ücret, serbest meslek kazancı Edinilmiş mal TMK m. 219/1
Evlilik içinde maaşla alınan ev, araba Edinilmiş mal TMK m. 219/5
Emekli ikramiyesi, SGK ödemeleri Edinilmiş mal TMK m. 219/2
İş göremezlik (çalışma gücü kaybı) tazminatı Edinilmiş mal TMK m. 219/3
Evlenmeden önce sahip olunan mallar Kişisel mal TMK m. 220/2
Miras kalan ev, tarla, para Kişisel mal TMK m. 220/2
Bağış, hibe, piyango ikramiyesi gibi karşılıksız kazanımlar Kişisel mal TMK m. 220/2
Manevi tazminat alacağı Kişisel mal TMK m. 220/3
Kişisel kullanıma yarayan eşya Kişisel mal TMK m. 220/1
Kişisel malın satılıp yerine alınan mal Kişisel mal TMK m. 220/4

Buradaki kritik kavram ikame, yani yerine geçme ilkesidir. Babasından miras kalan tarlayı satıp o parayla daire alan eş, kişisel malını nakde, nakdi de daireye çevirmiştir; daire kişisel mal olarak kalır. Aynı şekilde maaşla alınan arabanın satılıp yerine alınan araba da edinilmiş mal olmaya devam eder. Ancak bu zincirin belgeyle izlenebilmesi gerekir; para akışı gösterilemiyorsa aşağıda anlatacağımız karine devreye girer ve mal edinilmiş sayılır.

Mal gruplarının değişmezliği kuraldır. Eşler anlaşarak bir malı gruptan gruba taşıyamaz; bunun tek istisnası TMK m. 221’deki mal rejimi sözleşmesidir. Bu sözleşmeyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan ve normalde edinilmiş mala girecek değerlerin kişisel mal sayılacağı kararlaştırılabilir.

Kişisel Malın Geliri Kime Kalır?

Bu soru, uygulamada en çok yanlış cevaplanan sorulardan biridir. Cevap TMK m. 219/4’te açıkça yazılıdır: kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır.

Somut sonucu şudur: babasından miras kalan dükkânın kendisi kişisel maldır, tasfiyeye girmez; ama o dükkânın kirası edinilmiş maldır ve tasfiyeye girer. Aynı mantıkla, evlenmeden önce sahip olunan mevduatın kendisi kişisel mal, o mevduatın faizi edinilmiş maldır. Kişisel mal olan tarlanın ürünü, kişisel mal olan hissenin kâr payı da aynı kurala tabidir.

Bu kuralın da bir istisnası vardır. TMK m. 221/2 uyarınca eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşme yoksa kanunun kuralı işler. Sözleşme ise TMK m. 205 gereği noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmalıdır; evlenme başvurusu sırasında yazılı bildirim de mümkündür. Adi yazılı, imzalı bir kâğıt geçerli değildir.

Kişisel malın gelirinin akıbeti, uzun evliliklerde tasfiyenin en büyük kalemi olabilir. Yirmi yıl boyunca miras kalan dükkândan toplanan kira, o kirayla alınan başka bir taşınmaza dönüşmüşse, yeni taşınmaz edinilmiş mal sayılır ve yarısı diğer eşe alacak olarak doğar.

Katılma Alacağı Davasında İspat: Edinilmiş Mal Karinesi

Mal paylaşımı davalarının kaderini çoğu zaman ispat kuralları belirler. TMK m. 222 üç fıkrada bu düzeni kurar.

Birinci fıkraya göre, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kişi iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İkinci fıkraya göre, hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır. Üçüncü fıkra ise davaların yönünü belirleyen karineyi koyar: “Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.”

Bu karinenin pratik anlamı şudur: dava açan eşin, malın edinilmiş mal olduğunu ispat etmesi gerekmez; karine zaten bunu varsayar. İspat yükü, “bu benim kişisel malımdır” diyen eştedir. Miras yoluyla geldiğini, evlenmeden önce alındığını veya kişisel malın satışından gelen parayla edinildiğini gösteren belgeleri sunması gereken taraf odur.

Bu nedenle mal paylaşımı davasında hazırlık, iddiadan çok belge toplamaktır: tapu kayıtları ve devir tarihleri, banka hesap hareketleri, kredi ödeme tabloları, veraset ilamı, satış sözleşmeleri, SGK hizmet dökümü ve gelir belgeleri. TMK m. 216’daki envanter imkânı da burada işe yarar: eşlerden her biri, diğerinden mallarının resmî senetle envanterinin yapılmasını her zaman isteyebilir; envanter malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmadıkça doğru sayılır.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır? Hesap Adım Adım

Tasfiye, sezgiyle değil kanunun çizdiği sırayla yapılan bir hesap işlemidir. Adımlar şunlardır.

1. Ayırma. Her eşin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona erdiği andaki durumlarına göre ayrılır (TMK m. 228/1). Bu ayrımın referans anı, boşanma davasının açıldığı tarihtir.

2. Geri alma ve borçların tasfiyesi. Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır (TMK m. 226/1). Paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek koşuluyla o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir (TMK m. 226/2).

3. Ekleme. TMK m. 229 uyarınca iki kalem, edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Bunlar aşağıda “mal kaçırma” başlığında ayrıntılı incelenmektedir.

4. Denkleştirme. Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmişse denkleştirme istenir (TMK m. 230). Kanun burada bir de belirsizlik kuralı koyar: hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.

5. Artık değerin bulunması. Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır (TMK m. 231/1). Aynı maddenin ikinci fıkrası önemli bir sınır koyar: değer eksilmesi göz önüne alınmaz. Yani bir eşin artık değeri eksi çıkıyorsa sıfır kabul edilir; diğer eş bu zarara ortak edilmez.

6. Katılma. Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve alacaklar takas edilir (TMK m. 236/1).

Katılma Alacağı Hesaplama Formülü ve Örnek

Yukarıdaki adımlar tek satırlık bir formüle indirgenebilir:

Artık değer = (Edinilmiş mallar + eklenecek değerler + denkleştirme alacakları) − edinilmiş mallara ilişkin borçlar

Katılma alacağı = Karşı tarafın artık değerinin yarısı − kendi artık değerinin yarısı (takas)

Aşağıdaki temsilî hesap, formülün nasıl işlediğini göstermek için kurgulanmıştır; gerçek bir dosyanın rakamları değildir.

Kalem Eş A Eş B
Evlilik içinde alınan konut (karar tarihine yakın rayiç) 4.000.000 TL
Evlilik içinde alınan araç 900.000 TL
Konut için kalan konut kredisi borcu 600.000 TL
Miras kalan tarla (kişisel mal) Hesaba girmez
Artık değer 3.400.000 TL 900.000 TL
Diğer eşin yarı payı B’ye 1.700.000 TL A’ya 450.000 TL
Takastan sonra ödenecek A → B: 1.250.000 TL

Hesabın üç hassas noktası vardır. Birincisi, borcun hangi mal kesimine ait olduğudur; konut kredisi konutu finanse ettiği için edinilmiş mala ilişkindir ve düşülür. İkincisi, kişisel malın hesaba hiç girmemesidir; miras kalan tarla tasfiyede yoktur, ama tarlanın kirası varsa o edinilmiş mala eklenir. Üçüncüsü takastır: iki taraf da alacaklı olduğunda mahkeme iki alacağı mahsup edip aradaki farka hükmeder.

Bu hesap, uygulamada bilirkişi marifetiyle yapılır. Mahkeme tapu ve banka kayıtlarını celbeder, taşınmazlar için değer tespiti yaptırır ve kalemleri tek tek gruplandırır. Bilirkişi raporuna itiraz, davanın en kritik aşamalarından biridir; rapordaki gruplama hatası doğrudan alacağın miktarını değiştirir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Yarı Yarıya mı?

Halk arasındaki “boşanınca her şey yarı yarıya bölünür” cümlesi, kısmen doğru kısmen yanlıştır. Yarıya bölünen şey malların kendisi değil, artık değerdir; ve bu yarı oranı yalnızca edinilmiş mallar üzerinde işler.

TMK m. 236/1 açıktır: her eş, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. Yani kişisel mallar bu hesabın tamamen dışındadır. Miras kalan daire, evlenmeden önce alınan araba, bağışlanan altın hiçbir şekilde yarıya bölünmez.

Bu oranın üç istisnası vardır. Birincisi TMK m. 237: eşler mal rejimi sözleşmesiyle artık değere katılmada başka bir esas kabul edebilir; ancak bu anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez. İkincisi TMK m. 238: boşanma, evliliğin iptali veya mahkeme kararıyla mal ayrılığına geçilmesi hâllerinde kanundaki düzenlemeden farklı anlaşmalar ancak mal rejimi sözleşmesinde açıkça öngörülmüşse geçerlidir. Üçüncüsü ise zina ve hayata kast hâlidir; aşağıda ayrı başlıkta ele alıyoruz.

Değer Artış Payı Nedir?

Değer artış payı, katılma alacağından bağımsız ikinci bir taleptir ve TMK m. 227’de düzenlenir. Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında o malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur.

Maddenin hesap kuralı iki yönlüdür. Değer artmışsa alacak, malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır. Değer kaybı söz konusuysa katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Yani katkıda bulunan eş, malın değer artışından oransal olarak yararlanır ama değer kaybına ortak edilmez.

Mal daha önce elden çıkarılmışsa hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (m. 227/2). Eşler yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi pay oranını da değiştirebilirler (m. 227/3) — bu anlaşma için noter şekli aranmaz, yazılı olması yeterlidir.

Tipik örnek, bir eşin kişisel malı olan eve diğer eşin kendi birikimiyle kat çıkması, tadilat yaptırması veya kredi taksitlerini ödemesidir. Ev kişisel mal olmaya devam eder, tasfiyeye girmez; ama katkı yapan eş, evdeki değer artışından katkısı oranında alacaklı olur.

Katkı Payı, Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı Farkı

Bu üç kavram sürekli birbirine karıştırılır. Aralarındaki fark hem hangi dönem için istenebileceklerinde hem de hesaplama yöntemlerindedir.

Ölçüt Katkı payı alacağı Değer artış payı Katılma alacağı
Hangi dönem 1 Ocak 2002 öncesi (mal ayrılığı) 2002 sonrası 2002 sonrası
Dayanak 743 s. TKM ve genel hükümler TMK m. 227 TMK m. 231, 236
Konu Karşı tarafın malına yapılan katkı Karşı tarafın malına karşılıksız katkı Karşı tarafın edinilmiş malları
Oran Tasarruf oranı (ispatla) Katkı oranı Artık değerin yarısı
Değer ölçütü Dava tarihindeki rayiç değer Tasfiye anındaki değer Tasfiye anındaki değer
İspat yükü Katkıyı iddia edende Katkıyı iddia edende Karşı tarafta (edinilmiş mal karinesi)

Katılma alacağı için katkı ispatlamak gerekmez; kanun malı zaten edinilmiş sayar ve yarı payı kendiliğinden verir. Değer artış payı ve katkı payı ise ispatla kazanılan taleplerdir. Bu yüzden 2002 sonrası dönem için dava açan eşin işi, 2002 öncesi dönem için dava açan eşten yapısal olarak daha kolaydır.

2002 Öncesi Evlenenlerde Mal Paylaşımı Nasıl Olur?

1 Ocak 2002, Türk aile hukukunun en önemli kırılma tarihidir. Bu tarihte yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, yasal mal rejimini mal ayrılığından edinilmiş mallara katılmaya çevirdi. Yürürlük kuralı geriye yürümez: 1 Ocak 2002’den önceki dönemde 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin mal ayrılığı rejimi (m. 170), bu tarihten sonraki dönemde ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.

Bunun pratik sonucu şudur: 1990’da evlenip 2026’da boşanan bir çift için iki ayrı hesap yapılır. 2002’den önce edinilen mallar için mal ayrılığı kuralları, sonrasında edinilenler için katılma rejimi uygulanır. 2002 öncesi mallar bakımından istenebilecek olan katılma alacağı değil, katkı payı alacağıdır.

Katkı payı hesabında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik tasarruf oranı yöntemi uygulanır. Dairenin, Hukuk Genel Kurulu’nun 03.07.2024 tarihli ve 2024/257 E., 2024/357 K. sayılı kararında aktarılan bozma ilamındaki (2. HD, 16.05.2022, 2021/10234 E., 2022/4488 K.) ölçütü şudur: çalışarak düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğu kabul edilir.

Yöntem adım adım işler. Önce evlenme tarihinden malın edinildiği tarihe kadar eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler getirtilir. Belgeye ulaşılamayan dönemler için meslek kuruluşlarından veya bilirkişiden yaklaşık gelir sorulur. Sonra her eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüsü gözetilerek kişisel harcamaları ve kocanın 743 sayılı Kanun’un 152. maddesindeki evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapacağı harcama gelirlerden düşülür; kalan tasarruf miktarları bulunur. Her eşin tasarrufunun toplam tasarruf içindeki oranı, katkı oranı sayılır ve malın dava tarihi itibarıyla belirlenecek sürüm (rayiç) değeriyle çarpılır.

Dikkat edilmesi gereken nokta, katkı payında değer ölçütünün dava tarihindeki rayiç değer olmasıdır. Katılma alacağında ise aşağıda göreceğimiz üzere tasfiye anı esas alınır. Aynı dosyada iki dönem birden varsa, iki farklı değerleme anıyla çalışılır.

Üç Farklı Tarih: Karıştırılan Anlar

Mal paylaşımı yazılarında en sık yapılan hata, birbirinden bağımsız üç tarihin tek tarihe indirgenmesidir. Bunlar ayrı ayrı düzenlenmiştir ve farklı sonuçlar doğurur.

Ne için Hangi tarih Dayanak
Mal rejiminin sona ermesi Boşanma davasının açıldığı tarih TMK m. 225/2
Malların değerlendirilmesi Tasfiye anı — uygulamada karar tarihine en yakın sürüm değeri TMK m. 232, 235
Davanın görülebilmesi Boşanma kararının kesinleşmesi HGK 2024/7 E., 2025/498 K.
Zamanaşımının başlaması Boşanma kararının kesinleşmesi TBK m. 146 ile birlikte

TMK m. 225/2 şöyledir: “Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.” Kanun burada kararın kesinleşmesinden değil, davanın açıldığı günden söz eder.

Bunun somut sonucu şudur: boşanma davası açıldıktan sonra bir eşin aldığı ev, kazandığı ikramiye veya biriktirdiği para paylaşıma girmez. Uzun süren boşanma davalarında bu fark milyonlarca liraya karşılık gelebilir. Tersi de doğrudur: dava tarihinden sonra ödenen kredi taksitleri de artık edinilmiş mala ilişkin borç sayılmaz.

Malın Değeri Hangi Tarihe Göre Belirlenir?

Sona erme anı ile değerlendirme anı ayrı düzenlenmiştir. TMK m. 235/1’e göre, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. TMK m. 232 ise ölçütü verir: tasfiyede sürüm değerleri esas alınır.

Uygulamada bu iki maddenin karşılığı, Yargıtay’ın yerleşik ifadesiyle “karar tarihine en yakın sürüm değeri”dir. Bu ifade, Yargıtay kararlarında düzenli olarak geçmektedir; güncel örneği 2. Hukuk Dairesi’nin 20.03.2024 tarihli ve 2024/1600 E., 2024/1930 K. sayılı kararıdır.

Kuralın gerekçesi enflasyondur. Dava açıldığı gün 1.000.000 TL değerindeki daire, karar verildiğinde 3.000.000 TL olmuşsa, alacaklı eşin payı düşük değer üzerinden hesaplansaydı hakkı fiilen üçte bire inerdi. Bu yüzden mal hangi tarihte edinilirse edinilsin, değeri karara en yakın tarih itibarıyla belirlenir. Alım bedelinin veya tapu harcına esas değerin hesapla ilgisi yoktur.

İki istisna vardır. Birincisi TMK m. 235/2: edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. İkincisi usuli kazanılmış haktır: aynı 2. Hukuk Dairesi kararında, ilk hükümde aracın dava tarihindeki değeri esas alınmış ve o hüküm davacı tarafından temyiz edilmemişken, bozmadan sonra güncel değere geçilmesi usuli kazanılmış hakka aykırı bulunarak bozulmuştur. Yani lehine karar verilen taraf temyiz etmezse, sonraki aşamada daha yüksek bir değerlemeyi isteyemez.

Tarımsal işletmeler için özel bir rejim vardır. TMK m. 233 uyarınca bir eşin bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eşin ya da altsoyundan birinin bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı olduğu tarımsal işletmede, değer artış payı ve katılma alacağı gelir değeri üzerinden hesaplanır; malik veya mirasçıları sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteyebilir. TMK m. 234 ise özel hâllerde hesaplanan değerin uygun bir miktarda artırılabileceğini söyler.

Mal Paylaşımı Davası Zamanaşımı Süresi: 1 Yıl mı 10 Yıl mı?

İnternette en sık tekrarlanan yanlış bilgi buradadır. Bazı kaynaklar, boşanmadan sonra mal paylaşımı davasının bir yıl içinde açılması gerektiğini, dayanak olarak da Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesini gösterir. Bu, davanın hukuki niteliğini yanlış tespit etmekten kaynaklanan bir hatadır.

TMK m. 178 şöyledir: “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” Bu hüküm, boşanmanın fer’îsi niteliğindeki talepleri kapsar: TMK m. 174’teki maddi ve manevi tazminat, m. 175’teki yoksulluk nafakası gibi. Mal rejiminin tasfiyesi ise boşanmanın fer’îsi değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.11.2023 tarihli ve 2022/1205 E., 2023/1188 K. sayılı kararında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava açıkça “bir alacak davası” olarak nitelenmiş ve olayda on yıllık zamanaşımı süresi üzerinden hesap yapılmıştır. Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir; mal rejimi hükümlerinde bunun aksine bir süre öngörülmemiştir.

Sürenin başlangıcı, boşanma kararının kesinleştiği tarihtir. Bunun sebebi, mal rejiminin tasfiyesine karar verilebilmesi için boşanmanın kesinleşmesinin görülebilirlik şartı olmasıdır; bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işlemez.

Evlilik sürerken ise ayrı bir kural işler. TBK m. 153/3 uyarınca evlilik devam ettiği sürece eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Yine TBK m. 153/6’ya göre alacağı Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece süre işlemez. Bu iki hüküm, uzun evliliklerde yıllar önce doğmuş alacakların zamanaşımına uğradığı itirazını büyük ölçüde karşılar.

Özetle: mal paylaşımı davasında süre boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren on yıldır. “Bir yıl” süresi bu davaya değil, boşanmadan doğan tazminat ve nafaka taleplerine aittir. İki süreyi karıştırmak, hakkı olan bir eşin davayı hiç açmamasına yol açabilir.

Yurt Dışında Boşananlarda Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için sürenin başlangıcı özel bir kurala tabidir ve bu kural pek çok kişinin hak kaybına uğramasını önler.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda anılan 29.11.2023 tarihli kararı bu soruyu doğrudan yanıtlıyor: yabancı mahkeme kararıyla boşanılmışsa, mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı, yabancı kararın kesinleştiği tarihten değil, Türk mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleştiği tarihten işlemeye başlar. Karar, aynı yöndeki HGK’nın 07.12.2021 tarihli ve 2018/8-471 E., 2021/1586 K. sayılı ilamına da atıf yapmaktadır.

Gerekçe usul hukukuna dayanır: yabancı mahkeme kararı Türkiye’de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğurmaz; bir hak kullanılabilir hâle gelmeden zamanaşımı işletilemez. Nitekim aynı ilke, boşanmanın fer’îsi olan tazminat ve nafaka talepleri bakımından TMK m. 178’deki bir yıllık süre için de uygulanmaktadır.

Burada sık yapılan bir işlem hatası vardır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27 uyarınca yabancı boşanma kararları, şartları varsa dava açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil ettirilebilir. Ancak ilgili yönetmeliğin 9. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca komisyon kararı; velayet, iştirak nafakası, kişisel ilişki, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu hükümler bakımından sonuç doğurmaz. Yani nüfusa tescil ettirmek, mal rejimi bakımından tanıma yerine geçmez; bu hükümler için ayrıca tanıma veya tenfiz davası açılması gerekir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Ne Zaman Açılır?

Sorunun iki ayrı cevabı vardır ve ikisi de doğrudur: hak boşanma davasının açıldığı tarihte doğar, ancak dava boşanma kesinleşmeden karara bağlanamaz.

Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı kararı bu ayrımı net kurar: “eşler arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarih, kabulle sonuçlanan boşanma davasının dava tarihi olup, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı dava tarihi itibarıyla doğmaktadır.” Aynı paragraf devam eder: hakkın dava yoluyla kullanılabilmesi, yani tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerekir.

Uygulamadaki üç seçenek şudur. Tasfiye davası boşanma davasıyla aynı anda açılabilir; bu durumda aile mahkemesi boşanmanın kesinleşmesini bekletici mesele yapar. Boşanma davası sürerken ayrı açılabilir; sonuç aynıdır. Ya da boşanma kesinleştikten sonra, on yıllık süre içinde açılabilir.

Erken açmanın pratik faydası vardır: dava tarihi itibarıyla zamanaşımı kesilir, mal kaçırma ihtimaline karşı ihtiyati tedbir istenebilir ve tapu kayıtları erken celbedilir. Sakıncası ise, boşanma reddedilirse tasfiye davasının konusuz kalmasıdır — çünkü mal rejimi sona ermemiş olur.

Boşanma Davası Kesinleşmeden Mal Rejimi Davası Açılabilir mi?

Kısa cevap: açılabilir, ancak karara bağlanamaz. Mahkeme, açılmış tasfiye davasını reddetmez; boşanma davasının sonucunu bekletici mesele yapar ve dosyayı bekletir.

Bunun sebebi yukarıda açıklanan görülebilirlik şartıdır. Boşanma kararı kesinleşmedikçe evlilik hukuken devam eder; evlilik devam ederken de mal rejiminin tasfiyesine hükmedilemez. Boşanma kesinleştiğinde bekletilen dosya kaldığı yerden yürür ve tasfiye yapılır.

Anlaşmalı boşanmada durum biraz farklıdır. Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli kararına göre eşler, anlaşmalı boşanma davası açmakla doğmuş hakları olan mal rejiminin tasfiyesine yönelik tasarrufta bulunabilirler; yani protokolde tasfiyeyi de düzenleyebilirler. Bu, doğmamış bir hakkın kullanımı sayılmaz.

Anlaşmalı Boşanma Sonrası Mal Davası Açılabilir mi?

Bu sorunun cevabı 2025’te verilen bir Hukuk Genel Kurulu kararıyla netleşti ve internetteki yaygın anlatımı önemli bir noktada düzeltiyor.

Yaygın anlatım şudur: “Anlaşmalı boşanma protokolünde mal paylaşımına ilişkin bir ibare varsa sonradan dava açılamaz.” Bu cümle doğrudur ama eşiği yanlış konumlandırır. Asıl soru, hangi ifadenin tasfiye sayılacağıdır.

Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı kararına konu olayda eşler, anlaşmalı boşanma duruşmasında ikisi de “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” demiş; boşanma kararı 2005’te kesinleşmiş; tasfiye davası ise dokuz yıl sonra açılmıştı. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, bu beyanı tasfiye sayarak davayı reddetti. Hukuk Genel Kurulu, oy çokluğuyla bu kabulü bozdu.

Kararın gerekçesindeki üç tespit belirleyicidir. Birincisi: TMK m. 166/3’te geçen “boşanmanın malî sonuçları” kavramı mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz; bu kavramla anlaşılması gereken m. 174’teki tazminat, m. 175’teki yoksulluk nafakası ve m. 182’deki iştirak nafakasıdır. İkincisi: “Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse, tarafların sırf anlaşmalı olarak boşanmış olmaları aralarındaki mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamında kabul edilemez.” Üçüncüsü: somut olayda protokolde tasfiyeye ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi boşanma kararının hüküm fıkrasında da tasfiyeye dair bir karar yoktu; bu nedenle duruşmadaki beyandan feragat iradesi çıkarılamaz.

Kararın diğer yüzü de vardır. Aynı gerekçede, usulüne uygun yapılan bir anlaşmayla tasfiye gerçekleştirilmiş ve karar kesinleşmişse tarafların tekrar tasfiye talep edemeyeceği, bunun TMK m. 2’deki dürüst davranma kuralına aykırı düşeceği ve hakkın kötüye kullanılması sayılacağı belirtilmiştir. Kurul ayrıca protokol yazımı için bir ölçüt koymuştur: tasfiye de düzenlenecekse bu husus “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olmalı, soyut ve muğlak ifadelerden kaçınılmalıdır.

Pratik sonuç: anlaşmalı boşanma protokolünüzde “mal rejiminin tasfiyesine ilişkin karşılıklı olarak birbirimizden hiçbir talebimiz yoktur, bu haklarımızdan feragat ediyoruz” gibi açık bir hüküm yoksa, duruşmada söylenmiş genel bir cümle tek başına tasfiye sayılmaz. Tersinden bakıldığında, protokol hazırlarken bu konuyu boş bırakmak yıllar sonra dava riski demektir.

Belirsiz Alacak Davası Dönemi Bitti: 31 Temmuz 2026 Kırılması

Mal rejimi davalarının usulünü doğrudan değiştiren bu gelişme, bu yazının yazıldığı tarihte internetteki kaynakların neredeyse tamamında yer almıyor.

Katılma alacağı davaları onyıllardır belirsiz alacak davası olarak açılıyordu. Bunun sebebi pratikti: dava açılırken malların güncel değeri bilinemediği için davacı, alacağın miktarını tam olarak belirleyemiyor; bilirkişi raporu geldikten sonra talebini artırıyordu. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi buna imkân veriyor, zamanaşımı da baştan tüm alacak için kesilmiş sayılıyordu.

7589 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle HMK m. 107 yürürlükten kaldırıldı. Kanunun yürürlük tarihi 31 Temmuz 2026’dır. Kanun metnindeki ibare açıktır: “MADDE 107– (Mülga: 16/7/2026-7589/19 md.)”.

Yerine getirilen düzenleme, aynı Kanun’un 20. maddesiyle HMK m. 109’a eklenen dördüncü fıkradır: “Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”

Geçiş hükmü de nettir. 7589 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir: “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur.”

Davanın açılma tarihi Uygulanacak usul
31.07.2026’dan önce HMK m. 107 — belirsiz alacak davası, talep artırımı serbest
31.07.2026’dan sonra Kısmi dava + HMK m. 109/4 — bir defaya mahsus artırım, tahkikat sonuna kadar

Bu değişikliğin mal paylaşımı davalarına iki pratik etkisi vardır. Birincisi, dava dilekçesinin niteliğidir: artık “belirsiz alacak davası” başlığıyla açılan davada mahkeme, talebin kısmi dava olarak nitelenmesi gerektiğini değerlendirecektir. İkincisi ve daha önemlisi, artırım hakkının bir defayla sınırlanmasıdır. Eskiden birden fazla bilirkişi raporu üzerine talep birkaç kez artırılabiliyordu; artık artırım tek seferliktir. Bu da artırımın doğru anda, yani nihai rapor kesinleştikten sonra yapılmasını zorunlu kılıyor.

Kanun koyucu, m. 107’nin sağladığı en önemli korumayı yeni düzenlemeye taşımıştır: zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Yani erken açılan düşük bedelli bir kısmi dava, alacağın tamamı için zamanaşımını keser.

Mal Kaçırma: Eş Malları Devrettiyse Ne Olur?

Boşanma yaklaşırken malların akraba veya tanıdık üzerine geçirilmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Kanun bu ihtimali iki ayrı düzenlemeyle karşılar.

Birincisi TMK m. 229’daki eklenecek değerlerdir. İki kalem, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

  • Eşlerden birinin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar.
  • Bir eşin, mal rejiminin devamı süresince, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

İki bent arasındaki fark kritiktir. Birinci bentte bir yıllık bir süre sınırı vardır ve kastın ispatı gerekmez. İkinci bentte ise süre sınırı yoktur — evliliğin başından beri yapılmış her devir kapsama girebilir; ancak burada azaltma kastının ispatlanması gerekir. Kast, çoğu zaman devrin yakın akrabaya yapılması, bedelin ödenmemesi, devrin boşanma tartışmalarına yakın bir tarihte gerçekleşmesi gibi olgulardan çıkarılır.

Maddenin son cümlesi üçüncü kişiler bakımından bir imkân verir: bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. İhbar, ertelenmemesi gereken bir usul işlemidir.

İkincisi TMK m. 241’deki üçüncü kişilere karşı davadır. Borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamıyorsa, alacaklı eş veya mirasçıları, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden, eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Bu davanın süresi hak düşürücüdür: hakların zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl. Yetki kuralları dışında tenkis davasına ilişkin hükümler kıyasen uygulanır.

Bu iki yol karıştırılmamalıdır. m. 229 hesaba ekleme yapar ve alacağı büyütür; m. 241 ise eşin malvarlığı yetmediğinde üçüncü kişiyi doğrudan hedef alır. Muvazaalı devirlerde ayrıca tapu iptali ve tescil davası gündeme gelebilir; miras hukukunda benzer amaçla kullanılan muris muvazaası davasıyla mantık ortaktır, ancak dayanakları farklıdır.

Mal Kaçırmaya Karşı İhtiyati Tedbir

Eklenecek değerler ve üçüncü kişilere dava, mal kaçırıldıktan sonra işleyen mekanizmalardır. Devri baştan engellemenin yolu ise ihtiyati tedbirdir.

Uygulamada tasfiye davasıyla birlikte, tapu kayıtlarına devir yasağı şerhi konulması veya araçlar üzerine tedbir konulması istenir. Talep, mahkemenin takdirine bağlıdır ve genellikle teminat karşılığında kabul edilir. Tedbir kararı malın satılmasını engellemez ise de, alıcının iyiniyetli sayılmasını ortadan kaldırır.

Aile konutu bakımından ayrı bir koruma vardır. TMK m. 194/1 uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu koruma, aşağıda anlatılan şerh olmasa bile kanundan doğar; şerh ise korumayı üçüncü kişilere karşı görünür kılar.

Olağanüstü mal rejimi de bir seçenektir. TMK m. 206 uyarınca haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir. Kanun haklı sebep sayılan hâlleri örnekler: diğer eşin malvarlığının borca batık olması, istemde bulunanın menfaatlerini tehlikeye düşürmesi, gereken rızayı haklı sebep olmadan esirgemesi, malvarlığı ve borçlar hakkında bilgi vermekten kaçınması, sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Aldatan Eş Mal Alabilir mi? Zina ve Hayata Kast İstisnası

Kusurun mal paylaşımına etkisi, en çok merak edilen ama en çok abartılan konudur. Kural şudur: kusur, katılma alacağını kendiliğinden etkilemez. Şiddetli geçimsizlik, terk, hakaret, güven sarsıcı davranış gibi sebeplerle boşanan eş de artık değerin yarısı üzerindeki hakkını korur.

Tek istisna TMK m. 236/2’dedir: “Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”

Bu hükmün üç sınırı vardır. Birincisi sebep sınırı: yalnız zina (TMK m. 161) ve hayata kast (TMK m. 162) hâllerinde uygulanır; boşanmanın bu özel sebeplerden birine dayanmış ve mahkemenin bu sebebi kabul etmiş olması gerekir. Genel sebeple boşanıldıysa madde işlemez. İkincisi takdir sınırı: hüküm “karar verebilir” der, yani otomatik değildir; hâkim hakkaniyete göre değerlendirir. Üçüncüsü kapsam sınırı: azaltma ya da kaldırma yalnız artık değere katılma payına ilişkindir; kişisel mallara, değer artış payına veya katkı payına dokunmaz.

Uygulamada bu, çekişmeli boşanma davasının hangi sebebe dayandırıldığını stratejik bir tercih hâline getirir. Zina iddiası ispatlanabiliyorsa, boşanmanın genel sebep yerine özel sebebe dayandırılması mal tasfiyesinde sonuç doğurabilir.

Kredisi Devam Eden Ev ve Araba Nasıl Paylaşılır?

Konut kredisiyle alınmış taşınmaz, tasfiyenin en sık karşılaşılan kalemidir ve hesabı iki kaleme ayrılır.

Malın kendisi, edinildiği tarihteki rejime göre gruplanır: evlilik içinde alınmışsa edinilmiş maldır. Kredi borcu ise TMK m. 231/1 uyarınca edinilmiş mallara ilişkin borç sayılır ve artık değer hesaplanırken düşülür. Yani paylaşılan şey evin değeri değil, evin değerinden kalan kredi borcu düşüldükten sonraki net değerdir.

Kritik ayrım taksitlerin hangi dönemde ödendiğidir. Mal rejiminin sona erdiği tarihe (boşanma davasının açıldığı gün) kadar ödenen taksitler edinilmiş mala ilişkindir. Bu tarihten sonra ödenen taksitler ise artık ödeyen eşin kişisel malından yapılmış sayılır ve tasfiyede karşı tarafa yansımaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.03.2024 tarihli ve 2024/1600 E., 2024/1930 K. sayılı kararına konu dosyada mahkeme tam da bu ayrımı yapmış; on iki taksitli kredinin mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ödenen ilk üç taksitini edinilmiş mal, kalan dokuz taksitini borçlu eşin kişisel malı saymıştır.

Evlenmeden önce alınmış ama taksitleri evlilik içinde ödenmiş taşınmazda durum değişir. Mal kişisel maldır; ancak evlilik içinde edinilmiş mallardan yapılan ödemeler için TMK m. 227 uyarınca değer artış payı veya TMK m. 230 uyarınca denkleştirme istenebilir. Burada da ölçüt katkı oranı ve malın tasfiye anındaki değeridir.

Aracın satılmış olması hesabı bitirmez. Satış bedeli başka bir mala dönüşmüşse yerine geçen değer, katılma alacağını azaltmak kastıyla devredilmişse TMK m. 229/2 uyarınca eklenecek değer olarak hesaba girer.

Eşe Ait Şirket Hisseleri Paylaşıma Girer mi?

Evlilik içinde kurulan veya satın alınan şirketteki pay, karşılığı verilerek edinildiği için edinilmiş maldır ve tasfiyeye girer. Ancak paylaşılan, şirketin kendisi ya da ortaklık sıfatı değildir: diğer eş şirkete ortak olmaz, payın değeri üzerinden alacaklı olur.

Hesap iki aşamalıdır. Önce şirketin tasfiye anındaki değeri bilirkişi marifetiyle belirlenir; sonra eşin pay oranıyla çarpılarak o eşin edinilmiş malı bulunur. Şirketin borçları, aktif değerden düşülür. Değerleme, bilanço kalemleri kadar şirketin gerçek ekonomik değerini de gözetir; bu nedenle mali müşavir veya değerleme uzmanı bilirkişiye başvurulur.

Evlenmeden önce kurulmuş şirketteki pay kişisel maldır. Ancak iki nokta gözden kaçmamalıdır: payın evlilik içinde dağıtılan kâr payları TMK m. 219/4 uyarınca edinilmiş maldır; sermaye artırımı evlilik içinde edinilmiş mallardan karşılanmışsa denkleştirme veya değer artış payı gündeme gelir.

TMK m. 221/1 burada özel bir imkân tanır: eşler mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan ve normalde edinilmiş mala girecek değerlerin kişisel mal sayılacağını kararlaştırabilir. Şirket sahibi eşler bakımından bu, evlilik öncesinde veya sırasında değerlendirilebilecek bir düzenlemedir.

Bireysel Emeklilik, Kıdem Tazminatı ve Sosyal Güvenlik Ödemeleri

TMK m. 219/2, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının ya da personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeleri edinilmiş mal saymıştır. Emekli ikramiyesi ve benzeri toptan ödemeler kural olarak bu kapsamdadır. Evlilik içinde biriken bireysel emeklilik hesabı da karşılığı verilerek edinildiği için aynı gruba girer.

Bu kuralın önemli bir istisnası TMK m. 228/2’dedir. Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış toptan ödemeler veya iş gücü kaybı dolayısıyla ödenmiş tazminat söz konusuysa, bu ödeme yerine ömür boyu irat bağlanmış olsaydı mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktar kişisel mal olarak hesaba katılır.

Hükmün mantığı şudur: toptan ödemenin geleceğe ait kısmı, kişinin ileriki yaşamının karşılığıdır ve evlilik birliğinin kazancı sayılmaz. Bu nedenle emekli ikramiyesinin tamamının yarısını istemek doğru değildir; hesabın bu maddeye göre bölünmesi gerekir.

Kıdem tazminatı bakımından da aynı ayrım gözetilir: tazminatın evlilik dönemine denk gelen çalışma karşılığı olan kısmı edinilmiş mal sayılırken, evlilik dışındaki dönemlere ilişkin kısmı bu kapsamda değerlendirilmez. Manevi tazminat alacakları ise TMK m. 220/3 uyarınca her hâlde kişisel maldır.

Ziynet Eşyası ve Düğün Takıları Kime Ait?

Düğünde takılan altın, bilezik ve para, mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir talep konusudur ve genellikle ziynet alacağı davası olarak adlandırılır. Bu talebin dayanağı katılma alacağı değil, eşyanın mülkiyeti ve iadesidir.

Yerleşik uygulamada ziynet eşyası, kime takılmış olursa olsun kural olarak kadına bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malı kabul edilir. Damada takılan takılar bakımından ise olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılır. Kişisel mal niteliği, ziynetin TMK m. 220 kapsamına girmesi sonucunu doğurur; yani tasfiyede paylaşıma tabi değildir.

Uyuşmazlık çoğunlukla ziynetin bozdurulup harcanmış olması hâlinde çıkar. Ziynetin rızayla ve karşı tarafın yararına harcandığını ileri süren eş bunu ispatla yükümlüdür; ev alımı, borç ödemesi veya iş kurma gibi ortak amaçla kullanıldığı ispatlanamazsa iade yükümlülüğü doğar. Talep, eşyanın aynen iadesi, bu mümkün değilse bedelinin ödenmesi biçiminde ileri sürülür.

Ziynet alacağı boşanmanın fer’îsi olmadığından, boşanma davasıyla birlikte veya ayrı olarak açılabilir. İspat bakımından düğün fotoğrafları, video kayıtları ve tanık beyanları belirleyici olur; bu nedenle boşanma davasında tanık dinletme usulü ziynet talepleri bakımından da önem taşır.

Aile Konutu Şerhi Nedir, Nasıl Konulur?

Aile konutu, eşlerin birlikte yaşadıkları, yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları konuttur. TMK m. 194 bu konutu, tapuda kimin adına kayıtlı olduğuna bakmaksızın korur.

Maddenin ilk fıkrası şu yasağı koyar: eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir (m. 194/2).

Şerh konusunda yaygın bir yanlış vardır: aile konutu şerhi için dava açmak gerektiği sanılır. Kanun bunun aksini söyler. TMK m. 194/3 uyarınca aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir. Yani başvuru merci tapu müdürlüğüdür; evlilik cüzdanı, nüfus kaydı ve konutun aile konutu olduğunu gösteren belgelerle (ikametgâh, abonelik kayıtları, muhtarlıktan alınan belge) başvurulur. Dava yolu, ancak tapu müdürlüğü talebi reddederse veya rıza uyuşmazlığı varsa gündeme gelir.

Konut kirada ise ayrı bir imkân vardır. TMK m. 194/4 uyarınca aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir; bildirimde bulunan eş diğeriyle müteselsilen sorumlu olur.

Şerhin kaldırılması sorusu da sık gelir. Kanun terkin usulünü ayrıca düzenlememiştir; şerhin dayanağı konutun aile konutu olmasıdır. Bu nitelik ortadan kalktığında — boşanmanın kesinleşmesi, konutun aile konutu olarak kullanılmaktan çıkması gibi hâllerde — malik eşin talebi üzerine terkin gündeme gelir. Diğer eş rıza göstermiyorsa uyuşmazlık mahkemeye taşınır; şerhin konulması tapu müdürlüğünden istenebilirken, kaldırılmasında rıza yoksa yargı yolu gerekir.

Sık karıştırılan bir başka nokta TMK m. 240’tır. Bu madde, sağ kalan eşe ölen eşine ait konut üzerinde katılma alacağına mahsup edilerek intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteme imkânı verir. Hüküm ölüm hâline özgüdür; boşanmada uygulanmaz. Boşanan eşin, oturduğu evde kalma hakkını bu maddeye dayandırması mümkün değildir.

Mal Rejimi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinin birinci bendi, aile mahkemelerini Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabından doğan dava ve işlerle görevlendirir. Mal rejimi hükümleri (m. 202-281) İkinci Kitap içinde yer aldığından, tasfiye davaları aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Yetki TMK m. 214’te üç ihtimale göre düzenlenmiştir:

  • Mal rejimi ölümle sona ermişse: ölenin son yerleşim yeri mahkemesi.
  • Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda: bu davalarda yetkili olan mahkeme.
  • Diğer durumlarda: davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.

İkinci bent, boşanmadan sonra açılan tasfiye davaları için pratik bir sonuç doğurur: yetkili mahkeme, boşanma davasının görüldüğü yer mahkemesidir. Boşanmada yetki TMK m. 168’e göre eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Taraflardan biri boşanmadan sonra başka şehre taşınsa da tasfiye davası bakımından bu yetki korunur.

Yetki itirazı ilk itirazlardandır ve cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; süresinde ileri sürülmezse mahkeme yetkili hâle gelir.

Mal Rejimi Davasında Arabuluculuk Dava Şartı mı?

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 7445 sayılı Kanun’la eklenen 18/B maddesi, dava şartı olarak arabuluculuk kapsamına giren uyuşmazlıkları dört bent hâlinde sayar: kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar (ilamsız icra yoluyla tahliye hariç); taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar; Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar; komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar.

Mal rejiminin tasfiyesi, Hukuk Genel Kurulu’nun nitelemesiyle bir alacak davasıdır; eşler arasında paylı mülkiyet ilişkisinin giderilmesine değil, artık değerin yarısı üzerinde doğan alacağa yöneliktir. Kanun metninde sayılan dört bent arasında mal rejimi tasfiyesi yer almaz. Eşler arasında paylı mülkiyete konu bir taşınmaz varsa ve talep ortaklığın giderilmesine yönelikse, o talep bakımından m. 18/B(b) ayrıca değerlendirilir.

İhtiyari arabuluculuk ise her hâlde mümkündür. 6325 sayılı Kanun m. 1/2 uyarınca bu Kanun, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanır; tek sınır, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmamasıdır. Mal rejiminden doğan alacak, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir konudur; taraflar isterse arabulucuya gidip anlaşabilir.

Dava şartı meselesinde uygulamada tereddüt görülebildiğinden, dava açılmadan önce yerel uygulamanın ve talebin nasıl kurulduğunun avukatla birlikte değerlendirilmesi yerinde olur.

Katılma Alacağı Ödenmezse: Faiz, Ayni Ödeme ve İcra

TMK m. 239, ödemenin nasıl yapılacağını üç fıkrada düzenler.

Birinci fıkra, katılma alacağı ve değer artış payının ayın veya para olarak ödenebileceğini söyler. Ayni ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir. Yani mahkeme, işletmeyi bölecek bir ayni ödemeye hükmetmez.

İkinci fıkra borçlu eşe bir imkân verir: ödemenin derhâl yapılması kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.

Üçüncü fıkra faizi düzenler: aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir. Uygulamada bu, faizin dava tarihinden değil karar tarihinden işletilmesi sonucunu doğurur. Yukarıda anılan 2. Hukuk Dairesi kararına konu dosyada da alacak, karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmıştır.

Karar kesinleştikten sonra alacak, ilamlı icra yoluyla takip edilir. Borçlu eş ödemezse haciz ve satış işlemleri yürütülür; ödeme emrine itiraz edilmesi hâlinde itirazın iptali davası gündeme gelebilir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Ne Kadar Sürer?

“Katılma alacağı davası ne kadar sürer” sorusunun tek bir cevabı yoktur; süre, dosyanın kalemine ve delil durumuna göre büyük ölçüde değişir. Belirleyici olan üç unsur vardır: boşanma davasının kesinleşmesinin ne kadar süreceği, tasfiyeye konu mal sayısı ve bilirkişi incelemesinin kapsamı.

Boşanma kesinleşmeden tasfiyeye karar verilemediği için ilk bekleme kalemi boşanma davasıdır. Boşanma çekişmeliyse istinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte kesinleşme uzayabilir; bu süre boyunca tasfiye dosyası bekletici mesele nedeniyle bekler.

İkinci kalem delil toplamadır: tapu, banka, SGK, vergi ve trafik kayıtlarının celbi, taşınmazlar için keşif ve değer tespiti. Şirket payı veya çok sayıda taşınmaz varsa bilirkişi incelemesi tek raporda bitmez; ek rapor ve rapora itirazlar süreci uzatır.

Süreyi kısaltmanın en etkili yolu, dava dilekçesinde talebin doğru kurulması ve delil listesinin eksiksiz sunulmasıdır. Hangi malın hangi tarihte, hangi kaynakla edinildiğini gösteren belgeler baştan sunulduğunda mahkemenin ara kararlarla kaybettiği süre kısalır. Dava sürecinin genel işleyişi hakkında boşanma davasında tensip zaptı yazımız da yol gösterici olabilir.

Boşanmada Mal Paylaşımında Sık Yapılan Sekiz Hata

1. Bir yıllık süreye güvenip davayı hiç açmamak. TMK m. 178’deki bir yıl, tazminat ve nafakaya aittir. Mal paylaşımında süre boşanmanın kesinleşmesinden itibaren on yıldır.

2. On yılı beklerken malların kaçırılmasına izin vermek. Süre uzun olsa da devirler sürede beklemez. Eklenecek değerler ve m. 241 davası telafi imkânı verir, ancak erken davayla birlikte ihtiyati tedbir istemek çok daha etkilidir.

3. Sona erme anını kesinleşme sanmak. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı gün sona erer. Dava tarihinden sonra edinilen mal paylaşıma girmez; bunu bilmeyen davacı olmayan bir kalemi talep eder, davalı ise girmeyecek malı savunmak zorunda kalır.

4. Malın alım bedelini talep etmek. Değerleme, alım bedeline veya tapu harcına esas değere değil, karar tarihine en yakın sürüm değerine göre yapılır.

5. Miras kalan malı paylaşıma dahil etmek. Miras ve bağış kişisel maldır; ancak gelirleri edinilmiş maldır. Talep, malın kendisi için değil geliri için kurulmalıdır.

6. Anlaşmalı boşanma protokolünü muğlak yazmak. Hukuk Genel Kurulu, tasfiyeye ilişkin iradenin “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olmasını aramaktadır. Muğlak ibare, yıllar sonra dava riski demektir.

7. Talep artırımını yanlış zamanda yapmak. 31 Temmuz 2026’dan sonra açılan davalarda artırım bir defaya mahsustur. Erken yapılan artırım, sonraki rapor daha yüksek çıktığında telafi edilemez.

8. Belgeleri dava açtıktan sonra aramak. İspat yükü kişisel mal iddiasında bulunanda olsa da, alacaklı eşin de malların varlığını ve edinim tarihlerini gösterebilmesi gerekir. Tapu, banka ve gelir kayıtları dava öncesinde toplanmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Boşanmada mal paylaşımı davası ne zaman açılır?

Hak, boşanma davasının açıldığı tarihte doğar; dava boşanmayla birlikte veya ayrı olarak açılabilir. Ancak tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerekir; kesinleşmeden açılan dava bekletici mesele yapılır.

Mal paylaşımı davası zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren on yıldır. TMK m. 178’deki bir yıllık süre boşanmanın fer’îsi olan tazminat ve nafaka taleplerine ilişkindir; mal rejiminin tasfiyesi bir alacak davası olduğundan TBK m. 146’daki genel süreye tabidir.

Boşanmada mal paylaşımı yarı yarıya mı yapılır?

Yarıya bölünen malların kendisi değil, her eşin artık değeridir ve bu yalnızca edinilmiş mallar için geçerlidir. Kişisel mallar hesaba hiç girmez.

Eşimin üzerine kayıtlı evden pay alabilir miyim?

Tapudaki isim tek başına belirleyici değildir. Ev evlilik içinde karşılığı verilerek alınmışsa edinilmiş mal sayılır ve değerinin yarısı üzerinde alacak hakkı doğar. Malın mülkiyeti devredilmez, alacak ödenir.

Miras kalan ev boşanmada paylaşılır mı?

Hayır. Miras yoluyla veya karşılıksız kazanma yoluyla edinilen mallar TMK m. 220/2 uyarınca kişisel maldır. Ancak o evden elde edilen kira geliri edinilmiş maldır ve tasfiyeye girer.

Evlenmeden önce aldığım ev paylaşıma girer mi?

Girmez; mal rejiminin başlangıcında sahip olunan mallar kişisel maldır. Ancak evlilik içinde ödenen kredi taksitleri veya yapılan iyileştirmeler için diğer eş değer artış payı ya da denkleştirme talep edebilir.

Anlaşmalı boşandım, sonradan mal davası açabilir miyim?

Protokolde tasfiyeye ilişkin açık bir hüküm veya feragat yoksa açabilirsiniz. Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı kararına göre, duruşmada söylenen “paylaşacak bir malımız yoktur” gibi genel bir beyan tek başına mal rejiminin tasfiye edildiği anlamına gelmez.

Boşanma davası açıldıktan sonra aldığım mal paylaşıma girer mi?

Girmez. TMK m. 225/2 uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer; bu tarihten sonra edinilen değerler tasfiyenin dışındadır.

Aldatan eş mal paylaşımından pay alamaz mı?

Kural olarak kusur katılma alacağını etkilemez. Yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki payını hakkaniyete göre azaltabilir veya kaldırabilir (TMK m. 236/2). Bu bir takdir yetkisidir, kendiliğinden uygulanmaz.

Eşim malları başkasının üzerine geçirdi, ne yapabilirim?

İki yol vardır. Sona ermeden önceki bir yıl içinde rıza olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler TMK m. 229 uyarınca hesaba eklenir. Eşin malvarlığı alacağı karşılamıyorsa TMK m. 241 uyarınca üçüncü kişilere karşı dava açılabilir; bu davanın süresi öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde beş yıldır.

2002’den önce evlendik, hangi kurallar uygulanır?

İki dönem ayrı hesaplanır. 1 Ocak 2002 öncesinde mal ayrılığı rejimi geçerlidir ve bu dönem için katkı payı alacağı istenir; sonrasında edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır ve katılma alacağı doğar.

Malın değeri hangi tarihe göre hesaplanır?

Karar tarihine en yakın sürüm (rayiç) değerine göre. TMK m. 232 sürüm değerini, m. 235 ise tasfiye anını esas alır. Alım bedeli veya dava tarihindeki değer kural olarak dikkate alınmaz; eklenecek değerlerde ise devir tarihindeki değer esas alınır.

Mal rejimi davası hangi mahkemede açılır?

Görevli mahkeme aile mahkemesidir (4787 s. K. m. 4). Yetkili mahkeme, boşanma davasında yetkili olan mahkemedir (TMK m. 214/2); mal rejimi ölümle sona ermişse ölenin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Mal paylaşımı davasında arabulucuya gitmek zorunlu mu?

6325 sayılı Kanun m. 18/B dava şartı olarak arabuluculuğu dört uyuşmazlık grubu için öngörür ve mal rejiminin tasfiyesi bunlar arasında sayılmamıştır. Taraflar isterse ihtiyari olarak arabulucuya başvurabilir.

Katılma alacağına faiz işler mi?

İşler. TMK m. 239/3 uyarınca aksine anlaşma yoksa tasfiyenin sona ermesinden başlayarak faiz yürütülür; uygulamada faiz karar tarihinden itibaren hesaplanır. Borçludan ayrıca güvence istenebilir.

Yurt dışında boşandım, sürem ne zaman başlar?

Yabancı mahkeme kararının kesinleşmesinden değil, Türkiye’de verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren başlar. Kararın nüfusa tescil ettirilmiş olması mal rejimi bakımından tanıma yerine geçmez.

Mal rejimi davası yetkili mahkeme hangisidir?

Boşanmadan sonra açılan tasfiye davasında yetkili mahkeme, boşanma davasında yetkili olan mahkemedir (TMK m. 214/2). Aynı kural katkı payı ve değer artış payı talepleri için de geçerlidir; katkı payı davası yetkili mahkeme bakımından ayrı bir düzenlemeye tabi değildir.

Edinilmiş mal nedir?

Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (TMK m. 219). Maaş ve çalışma karşılığı edinimler, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma gücü kaybı tazminatı, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler bu kapsamdadır.

Katılma alacağı nasıl hesaplanır?

Önce her eşin edinilmiş malları belirlenir, eklenecek değerler ve denkleştirme alacakları eklenir, bu mallara ilişkin borçlar düşülerek artık değer bulunur. Her eş, diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir; iki alacak takas edilir.

Katkı payı hesaplama nasıl yapılır?

1 Ocak 2002 öncesi dönem için Yargıtay’ın tasarruf oranı yöntemi uygulanır: eşlerin gelirleri belirlenir, kişisel harcamalar ve evi geçindirme yükümlülüğü düşülerek tasarruf miktarları bulunur, her eşin tasarruf oranı malın dava tarihindeki rayiç değeriyle çarpılır.

Aile konutu şerhi davası kime karşı açılır?

Şerh için kural olarak dava gerekmez; malik olmayan eş tapu müdürlüğüne başvurur (TMK m. 194/3). Talep reddedilirse veya rıza uyuşmazlığı varsa dava, tapuda malik görünen eşe karşı açılır.

Anlaşmalı boşanma mal paylaşımı nasıl olur?

Eşler protokolde mal rejiminin tasfiyesini de düzenleyebilir; bunun için ayrı bir geçerlilik şartı aranmaz. Protokolde açık hüküm yoksa mal rejimi tasfiye edilmiş sayılmaz ve sonradan dava açılabilir.

Ziynet eşyası dava açma süresi ne kadardır?

Ziynet alacağı boşanmanın fer’îsi olmadığından TMK m. 178’deki bir yıllık süreye tabi değildir; alacak niteliğindeki bu talep genel zamanaşımı süresine tabidir. Talep, eşyanın aynen iadesi veya bedelinin ödenmesi biçiminde ileri sürülür.

Mal rejimi davası nedir?

Eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi üzerine, edinilmiş malların tasfiye edilerek katılma alacağının ve varsa değer artış payının belirlenmesi için açılan alacak davasıdır. Boşanma davasından ayrı bir davadır.

Katılma alacağı davası ne kadar sürer?

Süre, mal sayısına ve bilirkişi incelemesinin kapsamına göre değişir. Boşanma kesinleşmeden karar verilemediği için ilk bekleme kalemi boşanma davasıdır; ardından tapu, banka ve SGK kayıtlarının celbi, keşif ve değer tespiti aşamaları gelir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi ne zaman sona erer?

Eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Boşanma, evliliğin iptali veya mal ayrılığına geçilmesi hâllerinde ise rejim, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer (TMK m. 225).

Mal rejimi davası arabuluculuk zorunlu mu?

6325 sayılı Kanun m. 18/B’de dava şartı olarak arabuluculuk kapsamına alınan dört uyuşmazlık grubu arasında mal rejiminin tasfiyesi sayılmamıştır. Taraflar isterse ihtiyari olarak arabulucuya başvurabilir.

Aile konutu şerhi nasıl konulur?

Malik olmayan eş, evlilik cüzdanı ve konutun aile konutu olduğunu gösteren belgelerle tapu müdürlüğüne başvurur (TMK m. 194/3). Şerh için kural olarak dava açmak gerekmez.

Aile konutu şerhi nasıl kaldırılır?

Şerhin dayanağı konutun aile konutu niteliğidir. Bu nitelik ortadan kalktığında malik eşin talebiyle terkin gündeme gelir; diğer eş rıza göstermezse uyuşmazlık mahkemede çözülür.

Mal kaçırma boşanma davası sürerken yapılırsa ne olur?

Mal rejimi dava tarihinde sona erdiğinden, dava sürerken yapılan devirler tasfiyeye konu malı ortadan kaldırmaz. Sona ermeden önceki bir yıl içindeki karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler hesaba eklenir (TMK m. 229); alacak karşılanmazsa üçüncü kişiye karşı dava açılabilir (TMK m. 241).

Boşanmada mal paylaşımı nasıl olur?

Mallar önce edinilmiş mal ve kişisel mal olarak ayrılır. Kişisel mallar tasfiyeye girmez. Edinilmiş mallardan borçlar düşülerek artık değer bulunur ve her eş diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde alacaklı olur; malların mülkiyeti devredilmez, alacak ödenir.

Değerlendirme

Boşanmada mal paylaşımı, doğru kurulduğunda kanunun açık kurallarına dayanan, yanlış kurulduğunda ise yıllar süren ve sonuçta hak kaybıyla biten bir süreçtir. Belirleyici olan üç şey vardır: malların doğru gruplandırılması, üç ayrı tarihin karıştırılmaması ve talebin usulüne uygun kurulması.

2026’da yürürlüğe giren usul değişikliği bu tabloya yeni bir katman ekledi. Belirsiz alacak davası yolunun kapanması, dava dilekçesinin ve talep artırımının zamanlamasını eskisinden daha kritik hâle getirdi. Bu tarihten sonra açılacak davalarda tek artırım hakkının doğru anda kullanılması, alacağın tamamının tahsil edilip edilemeyeceğini belirleyecek.

Mal rejimi tasfiyesi; tapu ve banka kayıtlarının okunmasını, her malın doğru kesime yerleştirilmesini ve bilirkişi raporunun denetlenmesini gerektiren teknik bir davadır. Hangi malın hangi gruba girdiği, hangi talebin kurulacağı ve artırımın ne zaman yapılacağı dosyaya özgü sorulardır. Bu değerlendirmeyi birlikte yapmak isterseniz Ankara boşanma avukatı çalışma alanımızın ayrıntılarına bakabilir, dosyanız için görüşme talebinde bulunabilirsiniz.


Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her dosyanın malvarlığı yapısı, evlilik tarihi ve delil durumu farklıdır; sonuç doğuracak bir adım atmadan önce dosyanızı bir avukatla değerlendirmenizi öneririz. Yazıda anılan kanun metinlerine mevzuat.gov.tr üzerinden, Yargıtay kararlarına ise karararama.yargitay.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.