Hukuk, İcra ve İflas Hukuku

İstihkak Davası: Süre, Görevli Mahkeme ve İspat Yükü

İstihkak Davası: Süre, Görevli Mahkeme ve İspat Yükü

İstihkak davası, icra takibi sırasında haczedilen bir malın borçluya değil başka birine ait olduğu iddiasının mahkemede karara bağlandığı davadır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ilâ 99. maddeleridir ve dava icra mahkemesinde görülür. Adı yanıltıcıdır: hukukumuzda “istihkak” sözcüğü birbirinden tamamen ayrı beş davanın adında geçer ve bunların görevli mahkemesi de, süresi de, tarafları da farklıdır.

Makale İçeriği

Bu yazı, hacizden doğan istihkak davasını yürürlükteki kanun metni ve künyesi verilmiş Yargıtay kararları üzerinden anlatır. Sıra şöyledir: önce hangi davayı aradığınız ayrılır, sonra iddianın nasıl ve ne zaman yapılacağı, yedi günlük sürenin üç ayrı başlangıcı, malın zilyetliğinin kime ait sayıldığı, ispat yükünün hangi tarafa düştüğü, harç ve vekâlet ücreti, kanun yolu sınırları ve davanın hangi noktalarda esasa girilmeden kaybedildiği ele alınır.

Kısa değerlendirme

Hacizde istihkak, malın haciz anında kimin elinde bulunduğu sorusuna kilitlidir; ispat yükü ve dava açma yükümlülüğü bu tespite göre taraf değiştirir.

  • Mal borçlunun elindeyse (m.96-97): davayı üçüncü kişi açar, süre yedi gündür.
  • Mal üçüncü kişinin elindeyse (m.99): davayı alacaklı açar; yedi günde açmazsa iddia kabul edilmiş sayılır.
  • Süre: hacze ıttıla veya icra mahkemesi kararının tefhim/tebliğinden itibaren yedi gün — hak düşürücüdür.
  • Vekâlet ücreti: icra mahkemesi davası olmasına rağmen nispi hesaplanır (AAÜT m.11/3).
  • Arabuluculuk: istihkak davası dava şartı arabuluculuğa tabi değildir.

İstihkak davası nedir eşya hukuku ve icra hukuku bakımından?

İstihkak, bir mal üzerindeki üstün hakkın o malı fiilen elinde bulunduran kişiye karşı ileri sürülmesidir. Eşya hukukunda bu, malikin mülkiyet hakkına dayanarak açtığı davadır; icra hukukunda ise cebri icra tehdidi altındaki bir malın takip dışında bırakılmasını sağlayan özel bir yoldur. İkisi aynı kelimeyle anılsa da farklı kanunlarda düzenlenmiştir ve birbirinin yerine kullanılamaz.

İcra hukukundaki istihkak davasının çıkış noktası şudur: icra müdürü haciz yaparken malın gerçek malikini araştırmaz. Kanun ona bir karine verir, o karineye göre haczeder ve mülkiyet tartışmasını mahkemeye bırakır. Bu yüzden haciz sırasında “bu eşya benim değil” demek tek başına haczi kaldırmaz; kanunun öngördüğü prosedürün işletilmesi gerekir.

Davanın konusu taşınır mallarla sınırlı değildir; üzerinde mülkiyet, rehin ya da hapis hakkı gibi sınırlı bir aynî hak iddia edilen her mahcuz istihkak davasına konu olabilir. Buna karşılık tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı bir taşınmaz için istihkak yoluna gerek yoktur — orada zaten borçlunun mülkiyeti sicilde görünmediği için haciz uygulanamaz.

İstihkak davası ile istirdat davası farkı ve diğer üç “istihkak”

Arama sonuçlarında aynı başlık altında toplanan bu davalar aslında farklı kanunlarda, farklı mahkemelerde ve farklı sürelerde görülür. Doğru daireye gitmenin ilk şartı hangisini aradığınızı ayırmaktır. Aşağıdaki tablo beş yolu yan yana koyar.

DavaDayanakKim kime karşı açarGörevli mahkemeSüre
Hacizde istihkak davasıİİK m.96-99Üçüncü kişi alacaklıya (m.96-97) veya alacaklı üçüncü kişiye (m.99)İcra mahkemesiYedi gün (hak düşürücü)
Miras sebebiyle istihkak davasıTMK m.637Mirasçı, tereke malını elinde bulunduranaAsliye hukukTMK m.639’daki zamanaşımı süreleri
Mülkiyete dayanan istihkak davasıTMK m.683/2Malik, malı haksız elinde bulunduranaAsliye hukukMülkiyet hakkı zamanaşımına uğramaz
Taşınır davasıTMK m.988-991Zilyet, çalınan/kaybolan eşyayı elinde bulunduranaAsliye hukukBeş yıl
İstirdat davasıİİK m.72Borçlu, cebri icra tehdidiyle ödediği parayı alacaklıdanGenel mahkemeÖdemeden itibaren bir yıl

Ayrım pratikte şuradan yapılır: ortada derdest bir icra takibi ve fiilen konulmuş bir haciz varsa yol İİK m.96-99’dur ve icra mahkemesine gidilir. Haciz yoksa, yani mal sadece başkasının elindeyse, yol Türk Medeni Kanunu’ndaki davalardan biridir ve asliye hukuk mahkemesine gidilir. Ödenmiş bir para söz konusuysa istihkak değil icra takibine bağlı davalardan istirdat gündeme gelir.

Bu ayrımın maddi sonucu büyüktür. Hacizde istihkak yedi günlük hak düşürücü süreye bağlıyken mülkiyete dayanan istihkak davası zamanaşımına uğramaz. Yanlış daireye açılan dava görevsizlikle sonuçlanır ve bu arada yedi günlük süre çoktan dolmuş olur.

Miras sebebiyle istihkak davası kime açılır?

Türk Medeni Kanunu m.637’ye göre yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açar. Davalı, malı elinde bulunduran kişidir; bu kişi başka bir mirasçı olabileceği gibi tamamen üçüncü bir kişi de olabilir.

Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer; ayrıca davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi her türlü önlemi alabilir. Görüldüğü gibi dava, cebri icra ile hiçbir bağlantısı olmayan bir miras hukuku davasıdır; icra mahkemesinde açılamaz ve İİK’daki yedi günlük süreye tabi değildir.

İstihkak iddiası ne zaman yapılır ve nereye yapılır?

İstihkak iddiası mahkemeye değil, icra dairesine yapılır. İİK m.96/1’e göre borçlu elindeki malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterirse ya da üçüncü kişi o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia ederse, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve durumu iki tarafa bildirir. Yani iddianın kaydedileceği yer haciz tutanağıdır.

İddia iki anda yapılabilir. Birincisi haciz sırasında, mahalde: haczi yapan memura beyan edilir ve tutanağa geçirilir. İkincisi hacizden sonra: malın haczini öğrenen üçüncü kişi icra dairesine dilekçeyle başvurup iddiasını bildirir. Her iki hâlde de muhatap icra müdürlüğüdür; iddiayı doğrudan mahkemeye bildirmek süreyi durdurmaz.

Kanun burada borçluya ve malı borçluyla birlikte elinde bulunduran kişilere bir yükümlülük de yükler. İİK m.85/2 uyarınca bunlar, taşınır üzerinde üçüncü kişinin mülkiyet veya rehin hakkı gibi sınırlı bir aynî hakkının bulunduğunu ya da malın başka bir takipte haczedildiğini haczi yapan memura beyan etmek ve beyanın tutanağa geçirilmesini talep etmek zorundadır. Memur da borçluyu bu beyana davet etmek zorundadır. Aynı fıkra, ihtiyaten haczedilmiş veya istihkak iddia edilmiş malların haczinin en sonraya bırakılmasını emreder.

İstihkak iddiası nasıl yapılır ve ne demek?

İstihkak iddiası, haczedilen mal üzerinde mülkiyet, rehin veya hapis hakkı gibi sınırlı bir aynî hakkın kendisine ait olduğunun icra dairesine bildirilmesidir. Kanun bunun için bir şekil şartı öngörmez; haciz mahallinde sözlü beyan da, sonradan verilen dilekçe de geçerlidir. Belirleyici olan beyanın tutanağa geçirilmesi ve iddiada bulunanın sıfatının anlaşılmasıdır.

İddianın içeriğinde üç unsur bulunmalıdır: hangi mala ilişkin olduğu (tutanaktaki sıra numarasıyla), hakkın türü (mülkiyet mi, rehin mi, hapis hakkı mı) ve iddiayı yapanın kim adına konuştuğu. Bu üçü belirtilmediğinde icra müdürü hangi prosedürü işleteceğini belirleyemez; uygulamada iddiaların bir bölümü tam da bu belirsizlik yüzünden sonuçsuz kalır.

İstihkak iddiası haciz tutanağına geçirilmemesi hâlinde ne olur?

İddianın tutanağa geçirilmemesi, icra müdürünün kanuna aykırı bir işlemidir ve İİK m.16 uyarınca şikâyet yoluna konu olur. Şikâyet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır. Uygulamada bu, iddianın hiç yapılmamış sayılmasının önündeki tek engeldir; çünkü tutanakta görünmeyen bir iddianın varlığını ispat etmek son derece güçtür.

Bu nedenle haciz mahallinde iddiada bulunan kişinin tutanağın kendisine okunmasını ve beyanının yazıldığını görmeden imzalamamasını istemesi yerinde olur. Tutanağın bir örneğinin talep edilmesi de sonradan yapılacak her başvuruda dayanak oluşturur.

İstihkak iddiasını kim yapabilir? Yetkisiz kişinin beyanı sonuç doğurmaz

Haciz mahallinde bulunan herkesin “bu eşyalar şu şirkete ait” demesi geçerli bir istihkak iddiası doğurmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 3 Mayıs 2023 tarihli kararında ölçütü net koymuştur: istihkak iddiası, tüzel kişilerde tüzel kişiyi temsile yetkili organlarca, gerçek kişilerde ise ya kendisi tarafından ya da bu kişiyi temsile yetkili kişilerce ileri sürülebilir; temsil yetkisi olmayan kişinin yaptığı iddia geçerli bir istihkak iddiası sayılmaz.

Kararın konusu olan olayda haciz sırasında üçüncü kişi şirket lehine istihkak iddiasında bulunan kişi, borçlu şirket yetkilisinin kardeşiydi ve üçüncü kişi şirketi temsile yetkili değildi. Daire, geçerli bir iddia bulunmadığı için icra müdürlüğünün alacaklıya İİK m.99 uyarınca dava açma süresi vermesinin de dayanaksız kaldığı, dolayısıyla alacaklının şikâyetinde hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varmış ve kararı bozmuştur (Y. 12. HD, 03.05.2023, E.2023/2059 K.2023/3006).

Sonuç iki yönlüdür. Malı gerçekten kendisine ait olan üçüncü kişi bakımından: haciz mahallinde bulunan çalışan, akraba ya da komşu adına beyanda bulunamaz; iddianın yetkili organ veya vekil tarafından, gerekirse hacizden sonra dilekçeyle yapılması gerekir. Alacaklı bakımından ise: mahalde yapılan her beyan otomatik olarak dava açma yükünü doğurmaz, beyanı yapanın sıfatı sorgulanabilir.

İstihkak iddiası itiraz süresi: üç gün ve sükûtun sonucu

İcra dairesi istihkak iddiasını tutanağa geçirdikten sonra, İİK m.96/2 uyarınca alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir; bu süre içinde iddiaya itirazları olup olmadığını bildirmeleri istenir. Sürenin başlangıcı, icra dairesinin yaptığı bildirimin ilgiliye ulaşmasıdır.

Kanun sessizliğe açık bir sonuç bağlar: “Sükûtları hâlinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar.” Yani üç gün içinde itiraz edilmezse iddia kabul edilmiş olur ve mal üzerindeki haciz kaldırılır. Alacaklı bakımından bu, dosyayı takip etmemenin en pahalı sonuçlarından biridir; hiçbir mahkeme kararına gerek kalmadan haciz düşer.

İtiraz edilirse süreç mahkemeye taşınır. İİK m.97/1’e göre icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir; mahkeme dosya üzerinden veya gerek görürse ilgilileri davet edip duruşma yaparak inceler ve takibin devamına ya da talikına karar verir. Bu aşama henüz istihkak davası değildir; davanın açılıp açılmayacağını ve kimin açacağını belirleyen ön aşamadır.

İstihkak iddiası reddedilirse ne olur?

İcra dairesi istihkak iddiasını kendiliğinden reddetmez; iddiaya itiraz edilmesi hâlinde dosyayı icra mahkemesine gönderir. Reddetme yetkisi mahkemededir ve mahkemenin bu aşamadaki kararı iddianın esası hakkında değil, takibin devam edip etmeyeceği hakkındadır.

Takibin devamına karar verilmesi, iddianın reddedildiği anlamına gelmez; yalnızca dava açma yükünün üçüncü kişide olduğunun tespitidir. Üçüncü kişi kendisine tanınan yedi gün içinde davayı açarsa esas tartışma orada yapılır. Açmazsa İİK m.97/6 uyarınca alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır ve mal o takipte satılabilir hâle gelir.

İstihkak davası açma süresi ne zaman başlar?

İstihkak davasında süre yedi gündür, ancak bu yedi günün üç ayrı başlangıcı vardır ve hangisinin işlediği somut duruma göre değişir. Sürelerin tamamı hak düşürücüdür; kaçırıldığında dava esasa girilmeden reddedilir.

DurumDayanakSüre kimden işlerKaçırılırsa
Üçüncü kişi hacze muttali oldu, henüz iddia etmedim.96/3Hacze ıttıla tarihinden yedi günAynı takipte iddia hakkı düşer
İcra mahkemesi takibin devamına karar verdim.97/6Kararın tefhim veya tebliğinden yedi günÜçüncü kişi iddiasından vazgeçmiş sayılır
Üçüncü kişiye hiç iddia imkânı verilmedim.97/9Hacze ıttıla tarihinden yedi günAynı takipte iddia hakkı düşer
Mal üçüncü kişi elinde haczedildim.99İcra müdürünün verdiği yedi günlük süre — alacaklıyaÜçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır

Üçüncü satırdaki hâl uygulamada gözden kaçar. Kendisine istihkak talebinde bulunma imkânı verilmemiş üçüncü kişi, haczedilen şey hakkında veya mal satılmış da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedel hakkında, hacze ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde dava açabilir. Bu davada icra hâkimi, talep üzerine takibin talik edilip edilmeyeceğine acele karar vermek zorundadır ve bu kararı diğer taraf dinlenmeksizin de verebilir.

İstihkak iddiası dava açma süresi kaç gündür?

Bütün ihtimallerde yedi gündür. Kanun istihkak prosedürünün her aşamasında aynı süreyi kullanır: iddianın ileri sürülmesi için yedi gün, icra mahkemesi kararından sonra dava açılması için yedi gün, m.99’da alacaklıya verilen süre için yedi gün, iflasta iflas idaresinin tayin edeceği mühlet için yine yedi gün. Tek istisna, alacaklı ve borçluya iddiaya itiraz için verilen üç günlük mühlettir.

Süreler icra dosyasındaki diğer sürelerden farklı olarak hak düşürücüdür; yani kesilmez, durmaz ve eski hâle getirme talebine konu olmaz. Sürenin kaçırılmasının tek telafisi, aynı iddianın başka bir takipte yeniden ileri sürülebilmesidir — çünkü kanun hak kaybını “aynı takiple” sınırlar.

Hacze ıttıla ne zaman gerçekleşmiş sayılır?

Sürenin en tartışmalı noktası budur, çünkü kanun ıttıla için bir karine koymuştur. İİK m.96/3’ün son cümlesine göre istihkak iddiasının yapıldığı veya davanın açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, o tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar.

Bunun pratik anlamı şudur: aynı evde oturan iki kişiden biri hacizden haberdarsa, diğerinin “benim haberim yoktu” savunması karineyle karşılanır. Aynı şekilde iş ortaklarından birinin bilgisi diğerine yansıtılır. Karine aksi ispat edilebilir niteliktedir, ama ispat yükü ıttılası olmadığını iddia edenin üzerindedir ve yedi günlük süre bu tarihten işlemeye başlar.

Süre hesabında ikinci bir tuzak, kararın tefhim ile de başlayabilmesidir. İİK m.97/6 “tefhim veya tebliğ” der; duruşmada hazır bulunan tarafa karar yüze karşı okunmuşsa yedi gün o günden işler, ayrıca tebligat beklenmez. Duruşmadan çıkıp tebligatı bekleyen taraf süreyi kaçırır.

Haczedilen mal kimin elinde? İİK 97 ile 99 arasındaki ayrım

İstihkak davasında her şey bu soruya bağlıdır. Mal haciz anında borçlunun elindeyse m.96-97 prosedürü işler ve davayı üçüncü kişi açar; mal üçüncü kişinin elindeyse m.99 işler ve dava açma yükü alacaklıya geçer. Aynı uyuşmazlıkta davacı ile davalı bu tespite göre yer değiştirir.

ÖlçütİİK m.96-97 (mal borçlu elinde)İİK m.99 (mal üçüncü kişi elinde)
Davayı açanÜçüncü kişiAlacaklı
Süre verilen tarafÜçüncü kişiAlacaklı
Süre açılmazsa sonuçÜçüncü kişi iddiasından vazgeçmiş sayılırÜçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır
Mülkiyet karinesiBorçlu, dolayısıyla alacaklı lehineÜçüncü kişi lehine
İspat yüküÜçüncü kişideAlacaklıda
Takibin durumuTalik kararı verilmedikçe devam ederDava sonuçlanana kadar satış yapılamaz
MuhafazaKural olarak mümkünÜçüncü kişi yediemin sıfatını kabul ederse muhafaza yok

Hangi maddenin uygulanacağı konusunda uyuşmazlık çıkarsa, bu bir istihkak davası değil şikâyet konusudur ve icra mahkemesinde çözülür. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 9 Ekim 2024 tarihli kararında bu noktayı ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur.

İcra mahkemesi malın kimin elinde olduğunu nasıl belirler?

Anılan kararda Daire, icra mahkemesinin şikâyet üzerine “haciz mahallindeki ilk duruma göre mahcuzun kimin elinde olduğunu tespiti ile yetinmesi” gerektiğini belirtmiştir. Yani şikâyet aşaması dar yetkili bir incelemedir; mülkiyet tartışması burada yapılmaz.

Kararda elde bulundurmanın tespitinde birlikte değerlendirilecek veriler sayılmıştır: haczin yapıldığı yerin takip dosyasındaki adreslerle bağlantısı, haciz sırasında mahalde bulunan kişiler, adresin borçluyla irtibatını kuracak bilgi ve belgelere rastlanıp rastlanmadığı, takibin tarafı ile üçüncü kişinin ticaret sicilinde ve vergi dairesinde kayıtlı adresleri ve ortaklık yapıları — hisse devirleri ve tarihleri.

Daire ayrıca sınırı çizmiştir: “şikâyet prosedüründe dar yetki ile inceleme yapacak icra mahkemesinde, genel hükümlere göre yargılama yapılan istihkak davasında daha geniş delillerle tartışılacak mülkiyet karinesi ve bunun aksinin ispatı yönünde bağlayıcı nitelikte karar verilemez.” Somut olayda haciz, borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste yapılmamış, mahalde borçlu şirket yetkilisi veya ortağı bulunmamış, borçlu adına düzenlenmiş belge tespit edilmemiş ve yerin üçüncü kişinin faaliyet gösterdiği bir antrepo olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle malların üçüncü kişinin elinde haczedildiğinin kabulü gerektiği sonucuna varılmış ve karar bozulmuştur (Y. 12. HD, 09.10.2024, E.2024/3909 K.2024/8323).

İstihkak davasında mülkiyet karinesi ve ispat yükü nedir?

İİK m.97/a’nın ilk cümlesi karineyi koyar: bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. İkinci cümle bunu genişletir — borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde dahi mal borçlu elinde sayılır. Bu, alacaklı lehine güçlü bir başlangıç konumu yaratır.

Karinenin bir istisnası maddede sayılmıştır: birlikte oturulan yerlerdeki mallardan mahiyetleri itibarıyla kadın, erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve âdet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların sayılır. Bu karinenin de aksini ispat külfeti iddia eden kişiye düşer.

İspat yükünün içeriği maddenin ikinci fıkrasında tanımlanmıştır: istihkak davacısı, malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiilî sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle yükümlüdür. Yani sadece fatura sunmak yetmez; malın neden borçlunun yanında durduğunun da açıklanması gerekir. Yargıtay uygulamasında bu ispat için aranan ölçüt “kesin ve güçlü delil”dir.

İstihkak iddiası nasıl ispatlanır?

İspat iki ayaklıdır ve tek ayakla yürümez. Birinci ayak iktisaptır: malın nasıl kazanıldığı gösterilir — fatura, satış sözleşmesi, ödeme dekontu, leasing sözleşmesi, demirbaş ve amortisman kayıtları, sigorta poliçesi, gümrük beyannamesi. İkinci ayak bulunma sebebidir: malın neden borçlunun yanında olduğu açıklanır — kira, ariyet, saklama, montaj, tamir, işletme sözleşmesi.

Belgelerin tarihi ayrı bir sınavdan geçer. Borcun doğumundan sonraki bir tarihi taşıyan devir belgesi, tek başına iddiayı kurtarmaz; aksine organik bağ ve muvazaa tartışmasını başlatır. Yargıtay uygulamasında aranan ölçüt “kesin ve güçlü delil” olduğu için, tarih sırası borcun doğumundan öncesine dayanmıyorsa belgenin resmî bir kayda (ticaret sicili, vergi dairesi, banka hareketi, noter tasdikli defter) bağlanması gerekir.

Borçlu ile üçüncü kişinin anlaşması alacaklıyı bağlar mı?

Bağlamaz. İİK m.97/11’e göre mahcuz eşya ile ilgili olarak icra memuruna ileri sürülen iddiada üçüncü şahıs ve borçlunun birleşmeleri alacaklıya müessir değildir; üçüncü şahsın iddiasını ispat etmesi gerekir. Haciz mahallinde borçlunun “evet, bunlar onun” demesi tek başına sonuç doğurmaz.

Aynı fıkra tersini de düzenler ve bu kez borçlu aleyhine işler: üçüncü şahsın mahcuz eşyanın kendi mülkü veya kendisine rehinli olduğu yolundaki iddiasının borçlu tarafından kabulü, borçlunun kendi aleyhine delil teşkil eder ve borçlu ileride bu ikrara aykırı hiçbir iddiada bulunamaz. Haciz tutanağında verilen beyan bu yüzden geri alınamaz bir açıklamadır.

Şirketlerde organik bağ ve istihkak iddiasının reddi

Uygulamada istihkak iddialarının önemli bir bölümü, borçlu şirketin mallarının kâğıt üzerinde başka bir şirkete devredilmiş görünmesinden doğar. Yargıtay bu tür iddiaları değerlendirirken organik bağ ölçütünü kullanır: borçlu ile üçüncü kişi arasında ortaklık yapısı, yönetim, adres, telefon, personel, ticari faaliyet ve müşteri çevresi bakımından iç içe geçmiş bir ilişki varsa, üçüncü kişinin ayrı bir tüzel kişilik olması iddiayı kurtarmaz.

Organik bağ tespitinde bakılan somut veriler yukarıda anılan 2024 tarihli kararda sayılanlarla örtüşür: ticaret sicilindeki ve vergi dairesindeki adreslerin aynı olması, hisse devirlerinin haciz tarihine yakınlığı, aynı kişilerin her iki şirkette imza yetkisi taşıması, işyerinin devrine ilişkin sözleşmenin borcun doğumundan sonraki bir tarihi taşıması.

İşyeri devri iddiası ayrı bir engelle de karşılaşır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 25 Aralık 2012 tarihli kararında, borcun doğumundan sonra borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan işyeri devrinin İİK m.44 ve dönemin Borçlar Kanunu m.179’da öngörülen usulde yapıldığı ispatlanamadığı için iyiniyetli alacaklıların haklarını etkilemeyeceği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, devir muvazaalı sayılmasa bile işletmeyi devralan üçüncü kişinin işletmenin borçlarından sorumlu olacağı vurgulanmıştır (Y. 17. HD, 25.12.2012, E.2012/12292 K.2012/14805). Anılan Borçlar Kanunu hükmünün bugünkü karşılığı Türk Borçlar Kanunu m.202‘dir.

İstihkak iddiası nedeniyle takibin taliki veya devamı ne demek?

Talik, takibin geçici olarak durdurulmasıdır. İstihkak iddiasına itiraz edilmesi üzerine dosya icra mahkemesine gider ve mahkeme İİK m.97/1 uyarınca varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikına karar verir. Bu karar, davanın esasına ilişkin değildir; dava süresince malın akıbetini belirler.

Kanun talik kararını iki koşula bağlamıştır. Birincisi, m.97/2’ye göre istihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler varsa mahkeme talik talebini reddeder. İkincisi, talikına karar verilirse haksız çıkma ihtimaline karşı davacıdan İİK m.36’da gösterilen teminat alınır; teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre takdir olunur. Teminat mantığı, geçici hukuki korumalarda aranan teminatla aynı esasa dayanır.

Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki hapis hakkına tabi eşya bakımından özel bir sınır vardır: m.97/7 uyarınca bu eşyayla ilgili istihkak davalarında, dönemin Borçlar Kanunu m.268/1’deki hükümlere uygunluk bulunmadıkça talik emri verilemez. Anılan hükmün bugünkü karşılığı Türk Borçlar Kanunu’nun hapis hakkına ilişkin m.336-338‘idir; kanun metni hâlâ mülga kanuna atıf yaptığı için bu bağlantının kurulması gerekir.

Takibin devamına dair karara itiraz edilebilir mi?

Edilemez. İİK m.97/5, 2005 yılında 5311 sayılı Kanunla değiştirilerek şu hâle getirilmiştir: “Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir.” Bu kararın istinaf veya temyiz yoluyla denetlenmesi mümkün değildir.

Kesinlik yalnızca devam kararı içindir. Takibin talikına ilişkin karar bu hükmün dışındadır. Üçüncü kişinin devam kararı karşısında yapabileceği tek şey, kendisine verilen yedi günlük süre içinde istihkak davasını açmak ve talik talebini dava içinde yenilemektir.

İstihkak davası icra takibini durdurur mu, satışı durdurur mu?

Davanın açılması tek başına takibi durdurmaz. m.96-97 prosedüründe takip, icra mahkemesi talik kararı vermedikçe devam eder; haciz ayakta kalır ve şartları oluşmuşsa satış aşamasına geçilebilir. Bu yüzden dava dilekçesiyle birlikte talik talebinin ayrıca ileri sürülmesi gerekir.

m.99 prosedüründe durum farklıdır ve kanun doğrudan bir koruma getirir: “Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz.” Burada satışın durması için ayrıca karar alınmasına gerek yoktur; mal üçüncü kişinin elinde haczedildiği için koruma kendiliğinden işler.

Mal dava bitmeden satılmışsa kanun bir ara çözüm öngörür. m.97/10 uyarınca istihkak davası neticelenmeden mahcuz mal paraya çevrilmiş bulunursa icra hâkimi, bedelin yargılama neticesine kadar ödenmemesine ya da teminat karşılığında veya hâlin icabına göre teminatsız derhâl alacaklıya verilmesine ayrıca karar verir. Dava bu durumda mal üzerinden bedele döner.

İstihkak iddiası satışı durdurur mu?

İddianın kendisi satışı doğrudan durdurmaz, ama satışı fiilen geciktiren üç mekanizmayı tetikler. Birincisi İİK m.85/2’dir: istihkak iddia edilmiş malların haczi en sonraya bırakılır. İkincisi m.96/2’deki üç günlük itiraz mühletidir; itiraz gelmezse iddia kabul edilmiş sayılır ve zaten satılacak mal kalmaz.

Üçüncüsü prosedüre göre değişir. İddia sonrası m.99 uygulanıyorsa satış, alacaklının açtığı dava sonuçlanana kadar kanunen yapılamaz. m.96-97 uygulanıyorsa satışın durması için icra mahkemesinden talik kararı alınması gerekir; talik istenmez veya reddedilirse takip satış aşamasına ilerler. Bu ayrım, iddiada bulunan tarafın hangi maddenin işlediğini bilmesini zorunlu kılar.

İstihkak iddiası muhafazaya engel mi?

Bu sorunun cevabı 2021 yılında değişmiştir ve pek çok kaynakta hâlâ eski hâliyle anlatılmaktadır. 24 Kasım 2021 tarihli 7343 sayılı Kanunla İİK m.97/a’ya iki cümle eklenmiştir: borçlu ile üçüncü şahsın malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde üçüncü şahıs yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz; ancak m.97/1 uyarınca takibin devamına karar verilmesi hâlinde mal muhafaza altına alınabilir.

Aynı koruma m.99’da da vardır ve orada 2012’den beri yürürlüktedir: haczedilen şey borçlunun elinde olmayıp üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde mal muhafaza altına alınmaz. Fıkra, haczin üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması hâlinde de uygulanır.

Pratik sonuç şudur: malın kamyona yüklenip yediemin deposuna götürülmesi, istihkak iddiasının varlığında artık kural değildir. Üçüncü kişinin yediemin sıfatını kabul ettiğini haciz sırasında beyan etmesi ve bunun tutanağa geçirilmesi, malın yerinde kalmasını sağlar. Yedieminlik kabul edilmezse muhafaza tedbiri uygulanabilir.

İstihkak davası görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?

Görevli mahkeme icra mahkemesidir. Bu, hacizden doğan istihkak davasını Türk Medeni Kanunu’ndaki istihkak davalarından ayıran en belirgin özelliktir; kanun m.97’de davanın “icra mahkemesinde” açılacağını açıkça söyler. Asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinde açılan dava görev yönünden reddedilir.

Yetki tarafında ise çok kişinin bilmediği bir esneklik vardır: istihkak davasında kesin yetki kuralı yoktur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 21 Mart 2011 tarihli kararında, basit yargılama usulüne göre yürütülen taşınır mala ilişkin istihkak davalarında kanunca kesin yetki kuralı öngörülmediğini, bu nedenle yetki itirazının ancak ilk itiraz olarak ileri sürülebileceğini ve kesin yetki kuralı bulunmadığı durumlarda hâkimin doğrudan yetkisizlik kararı veremeyeceğini belirtmiştir.

Aynı kararda Yargıtay’ın yerleşik görüşü olarak dört yetkili yer sayılmıştır. Kararın atıf yaptığı usul hükümleri mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na aittir; bugünkü karşılıkları Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel yetkiyi düzenleyen m.6’sı ile yetki itirazını düzenleyen m.19’udur.

Yetkili icra mahkemesiAçıklama
Davalının yerleşim yeriGenel yetki kuralı (HMK m.6)
Asıl icra takibinin yapıldığı yerTakibin açıldığı icra dairesinin bağlı olduğu mahkeme
Haczi uygulayan talimat icra dairesinin bulunduğu yerHaciz talimatla başka ilde yapılmışsa o yer
Eşyanın bulunduğu yerHaczin uygulandığı yer ile eşyanın bulunduğu yer farklıysa

Kararın ikinci kısmı da önemlidir: dava bu yetkili mahkemelerden birinde açıldığı takdirde, yetkisizlik ilk itirazı ileri sürülmüş olsa dahi mahkeme yetkisizlik kararı veremez. Somut olayda alacaklı yetki itirazında bulunmadığı hâlde mahkemenin resen yetkisizlik kararı vermesi bozma sebebi sayılmıştır (Y. 17. HD, 21.03.2011, E.2010/8592 K.2011/2469). HMK m.19/4 uyarınca da davalı süresinde ve usulüne uygun yetki itirazında bulunmazsa davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

İstihkak iddiası görevli mahkeme ve yetkili mahkeme ayrımı

Görev ile yetki karıştırıldığında dosya yanlış yere gider. Görev, hangi tür mahkemenin bakacağını belirler ve kamu düzenindendir: hacizden doğan istihkak davasında bu, istisnasız icra mahkemesidir. Taraflar anlaşarak asliye hukuk mahkemesini yetkilendiremez ve mahkeme görevsizliği davanın her aşamasında resen inceler.

Yetki ise hangi yerdeki icra mahkemesine gidileceğidir ve burada kesin kural yoktur. Bu ikilinin sonucu şudur: yanlış görevli mahkemede açılan dava reddedilir ve yedi günlük süre bu arada dolabilir; yanlış yetkili mahkemede açılan dava ise davalı itiraz etmezse geçerli biçimde görülmeye devam eder.

İstihkak davası yetkili mahkeme talimat icrası hâlinde nasıl belirlenir?

Haciz, asıl takibin yürüdüğü icra dairesinin başka bir yerdeki icra dairesine yazdığı talimatla uygulanmışsa iki ayrı yer gündeme gelir: asıl takibin yapıldığı yer ve talimat icra dairesinin bulunduğu yer. Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre her ikisi de yetkilidir; davacı bunlardan birini seçebilir.

Bu nokta 2011 tarihli kararda somut olarak tartışılmıştır. Yerel mahkeme, talimat icra dairesinin işlemlerine ilişkin uyuşmazlıkların talimat icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesinde çözülmesi gerektiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş; Yargıtay, asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinin de yetkili olduğunu belirterek bu kararı bozmuştur. Talimat icra dairesi kuralı şikâyet için geçerlidir; istihkak davası bakımından seçimlik yetki sürer.

İstihkak davası kime karşı açılır?

Davanın tarafları, hangi prosedürün işlediğine göre belirlenir. m.96-97 hâlinde davacı üçüncü kişi, davalı alacaklıdır. Borçlu zorunlu olarak davalı değildir; ancak istihkak iddiasına borçlu da itiraz etmişse ona karşı da dava açılır. m.99 hâlinde davacı alacaklı, davalı üçüncü kişidir.

Birden fazla alacaklının aynı mal üzerinde haczi varsa, dava hacze iştirak eden alacaklıların tümüne yöneltilmelidir. Yalnız birine karşı açılan dava, diğer alacaklıların haczini kaldırmaz; kararın etkisi taraflarla sınırlı kalır ve mal diğer dosyalardan satılmaya devam eder.

Kanunda tarafla ilgili bir hüküm daha vardır ve bugün pratik değeri kalmamıştır: m.97/16, koca aleyhine yapılmış bir hacizde karının şahsi malları üzerindeki haklarını, dönemin Medeni Kanunu m.160 hükmüne tabi olmaksızın kendisinin takip edebileceğini söyler. Atıf yapılan 743 sayılı Medeni Kanun mülgadır; bugün eşlerin dava ehliyeti bakımından böyle bir sınır zaten bulunmamaktadır.

İstihkak davası harca esas değer ve nispi harç nasıl hesaplanır?

İstihkak davası konusu para ile ölçülebilen bir davadır ve nispi harca tabidir. Harca esas değer, iki rakamın karşılaştırılmasıyla bulunur: takip konusu alacak ile haczedilen malın değeri. Bunlardan hangisi az ise dava değeri odur; başvuru harcının yanında nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak yatırılır.

Ölçütün mantığı şudur: dava, alacaklının o mal üzerinden tahsil edebileceği miktarla sınırlı bir ekonomik menfaate ilişkindir. Alacak malın değerinden büyükse haczin kaldırılmasıyla korunan menfaat malın değeri kadardır; mal alacaktan değerliyse korunan menfaat alacak kadardır. Aşan kısım için harç alınması davanın konusunu aşan bir yükümlülük yaratır.

Dava kabul edilirse bakiye nispi harç, aynı karşılaştırma sonucunda bulunan değer üzerinden tamamlanır. Değerin tespiti için haciz tutanağındaki kıymet takdiri esas alınır; taraflardan biri bu takdire itiraz ederse mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırabilir.

İstihkak davası vekalet ücreti nispi mi maktu mu?

Nispidir ve bu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde açık bir istisna olarak düzenlenmiştir. Tarifenin “İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret” başlıklı 11. maddesinin üçüncü fıkrası, icra mahkemelerindeki hukuki yardımlar için tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümündeki maktu tutarların tavan oluşturduğunu belirttikten sonra şu cümleyi ekler: “Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur.”

Bunun anlamı şudur: istihkak davası icra mahkemesinde görülmesine rağmen, vekâlet ücreti icra mahkemesi işleri için öngörülen maktu tutarla sınırlı değildir; tarifenin nispi ücret cetveline göre, dava değeri üzerinden dilimli olarak hesaplanır. Tarifenin 13. maddesi uyarınca hesaplanan nispi ücret, davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altına da düşemez.

Bu kural davanın risk hesabını değiştirir. Yüksek değerli bir haciz için açılan ve reddedilen istihkak davasında, davacı üçüncü kişi karşı taraf vekâlet ücretini nispi olarak öder; icra mahkemesi davası olduğu için maktu ücret ödeneceği beklentisi yanlıştır. Vekâlet ücretinin icraya konulması ve tahsili konusunda ayrıca ilam vekâlet ücretinin icra takibine konulması kuralları uygulanır.

İstihkak davası yargılama usulü nedir?

İİK m.97/10 açıktır: “İstihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır.” Yani dava, icra mahkemesinin şikâyet incelemelerindeki dar ve dosya üzerinden yürüyen usulle değil, genel hükümlere göre delil toplanarak görülür. Basit yargılama usulü Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.316 ve devamında düzenlenmiştir.

Basit yargılamanın belirleyici sonuçları şunlardır: dilekçe teatisi iki dilekçeyle sınırlıdır (dava ve cevap), replik ve düplika yoktur; cevap süresi iki haftadır; taraflar dilekçelerine delillerini eklemek ve ellerinde olmayan delillerin nerede olduğunu bildirmek zorundadır; iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı, dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar.

Kanun bir de öncelik kuralı koyar. m.97/18’e göre istihkak davaları süratle ve diğer davalardan önce görülerek karara bağlanır. Bu hüküm, malın satılıp elden çıkması riski karşısında konulmuştur ve davanın duruşma aralıklarının kısa tutulmasını gerektirir.

İstihkak davası arabuluculuğa tabi mi?

Hayır. İstihkak davası açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı değildir. Bunun sebebi, dava şartı arabuluculuk öngören iki listede de istihkakın yer almamasıdır.

Türk Ticaret Kanunu m.5/A, ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuğu dava şartı sayar. İstihkak davası bu sayımda yoktur ve zaten konusu bir miktar para değil, bir mal üzerindeki aynî hak iddiasıdır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/B’deki liste ise kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkıyla sınırlıdır.

Bu sonuç sürelerle birlikte okunduğunda daha da önemlidir. Yedi günlük hak düşürücü süre işlerken arabuluculuk başvurusu yapılması, süreyi durdurmaz ve gereksiz zaman kaybına yol açar. Dava doğrudan icra mahkemesinde açılır.

İstihkak davası adli tatilde görülür mü?

Bu soruda internetteki bilgilerin çoğu, dayanağı yürürlükten kalkmış bir içtihada dayanır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 25 Aralık 2012 tarihli kararında, istihkak davalarının basit yargılama usulüne tabi olması nedeniyle mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m.176/11 uyarınca adli ara vermede görülebilen davalardan olduğunu, dolayısıyla sürelerin adli ara verme içinde de işlediğini belirtmiştir. Kararda dava, tebligattan 27 gün sonra açıldığı için süre yönünden reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bugünkü hukuki durum farklıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.103, adli tatilde görülecek dava ve işleri kapalı bir liste hâlinde sayar ve bu listede “basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” diye bir bent bulunmaz. Listede istihkak davası da açıkça yer almaz. Geriye tek bir kapı kalır: m.103/1-(h) bendindeki “kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler”. İİK m.97/18’in “süratle ve diğer davalardan önce görülür” ifadesi bu bende dayanak yapılabilir.

Süre uzaması bakımından ise tablo daha nettir. HMK m.104, adli tatile tabi dava ve işlerde yalnızca “bu Kanunun tayin ettiği” sürelerin bir hafta uzayacağını söyler. İİK m.97/6’daki yedi günlük dava açma süresi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun değil İcra ve İflas Kanunu’nun tayin ettiği bir süredir. Tartışmayı beklemenin bedeli davanın süreden reddi olduğu için, uygulanacak tek güvenli yol şudur: süre adli tatile denk gelse de yedi gün içinde dava açılır.

İstihkak davası satış isteme süresini keser mi?

Kesmez ama durdurur. İİK m.97/8 kısa ve nettir: “Dava esnasında 106 ncı maddedeki müddetler cereyan etmez.” Yani istihkak davası derdest olduğu sürece satış isteme süresi işlemez.

Bu hükmün önemi m.106’nın kendi rejiminden gelir. 2021 yılında 7343 sayılı Kanunla yeniden yazılan m.106’ya göre alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satılamayan mahcuz bakımından süre, satış isteyen alacaklı için bir yıl daha uzar. Süre kaçırılırsa haciz düşer ve dosyadaki kayıtların akıbeti ayrı bir işlem konusu olur.

İstihkak davası açılmasaydı alacaklı, dava bitene kadar geçen süreyi kendi satış isteme süresinden kaybedecekti. m.97/8 bunu engeller. Ancak durma yalnızca dava süresince geçerlidir; karar kesinleştikten sonra kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam eder ve satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ile satış giderlerinin tamamının peşin yatırılması zorunluluğu da yürürlüktedir.

Haczedilen mal ne zaman satılır, satılmazsa ne olur?

Satış, alacaklı veya borçlunun talebiyle ve hacizden itibaren bir yıllık süre içinde istenebilir. Talep tek başına yetmez: m.106/3 uyarınca satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin yatırılması zorunludur. Sicile kayıtlı motorlu kara araçlarında buna muhafaza gideri de eklenir ve muhafaza, kıymet takdiri ile satış talebinin birlikte yapılması gerekir.

Giderler yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır. Yatırılan miktarın işlemler sırasında yetersiz kaldığı anlaşılırsa icra müdürü on beş günlük süre verir; bu sürede eksik tamamlanmazsa talep yine yapılmamış sayılır. Bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satılamayan mal bakımından süre, satış isteyen alacaklı için bir yıl daha uzar. Süre hiç kullanılmazsa haciz düşer ve mal serbest kalır.

İstihkak davası tazminat talebi: yüzde 20 ve yüzde 15 kuralları

Kanun, istihkak prosedürünün kötüye kullanılmasını iki ayrı tazminatla yaptırıma bağlamıştır ve her ikisi de asıl davayla birlikte hükmedilir. Oranların yönü karıştırıldığı için tabloyla ayırmakta yarar var.

TazminatDayanakŞartKimden alınırAlt sınır
Alacaklı lehine tazminatm.97/12Takibin talikına karar verilmiş ve dava reddedilmiş olmasıİstihkak davacısındanİstifası geciken miktarın %20‘si
Üçüncü kişi lehine tazminatm.97/15İstihkak davasının sabit olması ve itiraz edenin kötü niyetinin tahakkukuİtiraz eden alacaklı veya borçludanHaczolunan malın değerinin %15‘i

İki tazminat arasındaki fark yalnızca oranda değildir. Yüzde 20’lik tazminat için kötü niyet aranmaz; talik kararı verilmiş olması ve davanın reddedilmesi yeterlidir. Bu, davacıyı talik talebinde bulunurken dikkatli olmaya zorlayan bir düzenlemedir: talik istenmemişse bu tazminat da gündeme gelmez.

Yüzde 15’lik tazminatta ise kötü niyet şarttır ve ispatı davacıya düşer. İtiraz eden tarafın iddianın doğruluğunu bildiği hâlde sırf takibi sürdürmek için itiraz ettiğini gösteren somut olgular aranır. Her iki oran da alt sınırdır; mahkeme daha yüksek bir tazminata hükmedebilir.

Alacaklının karşılık davası: aciz belgesi olmadan tasarrufun iptali

İstihkak davasında alacaklının elindeki en güçlü savunma araçlarından biri, kanunun kendisine tanıdığı karşılık dava hakkıdır. İİK m.97/17 şöyle der: istihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı, bu Kanunun 11. babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir.

Bu istisnanın değeri, tasarrufun iptali davasının genel rejimiyle karşılaştırıldığında ortaya çıkar. Kural olarak tasarrufun iptali davası açabilmek için alacaklının elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunması gerekir ve bu, davanın en sık tartışılan dava şartıdır. İstihkak davasına karşı açılan iptal davasında ise kanun bu şartı açıkça kaldırmıştır.

Maddenin devamı ispat rejimini de kolaylaştırır: “Dava ve mütekabil davada tarafların gösterecekleri bütün delilleri hâkim serbestçe takdir eder.” Alacaklı böylece, üçüncü kişinin sunduğu devir belgelerinin muvazaalı olduğunu ileri sürmekle yetinmeyip, tasarrufun iptalini de aynı dosyada talep edebilir ve mal borçlunun malı sayılmasa bile alacağını o mal üzerinden tahsil etme imkânı elde eder.

İstihkak davası kesin hüküm teşkil eder mi ve ne kadar sürer?

İstihkak davasında verilen karar, yalnızca tarafları ve o takibi bağlar. Dava alacaklıya karşı açıldığı için hüküm, malın mutlak anlamda kime ait olduğunu tespit etmez; o takipte haczin ayakta kalıp kalmayacağını belirler. Aynı mal başka bir alacaklının takibinde yeniden haczedilirse, süreç baştan işler ve yeni bir istihkak iddiası gerekir.

Bu sınırın bir sonucu da şudur: istihkak davasında verilen ret kararı, üçüncü kişinin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişi, malın satılması hâlinde uğradığı zarar için genel hükümlere göre ayrıca dava açabilir. Buna karşılık aynı takipte aynı hacze karşı ikinci bir istihkak davası açılamaz.

Sürenin ne kadar olacağı dosyanın delil durumuna bağlıdır. Basit yargılama usulü ve m.97/18’deki öncelik kuralı yargılamayı hızlandırır; buna karşılık organik bağ iddiası, ticaret sicili ve vergi dairesi kayıtlarının celbi, banka kayıtları ve bilirkişi incelemesi süreyi uzatır. Kanun bir üst süre öngörmediği için “şu kadar ayda biter” biçiminde bir taahhüt verilemez; belirleyici olan delillerin dava dilekçesiyle birlikte eksiksiz sunulmuş olmasıdır.

İstihkak davasında istinaf ve temyiz: parasal sınırlar hangi tarihe göre belirlenir?

İcra mahkemesi kararlarına karşı kanun yolu İİK m.363 ve m.364’te düzenlenmiştir. İstinaf yoluna başvurabilmek için ait olduğu alacak, hak veya malın değer ya da miktarının maddede yazılı parasal sınırı geçmesi gerekir; başvuru süresi tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. Bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz de m.364’teki sınırı aşan nihai kararlar bakımından mümkündür ve süresi yine iki haftadır.

Kanun metnindeki rakamlar güncel değildir; bunlar 2005 yılında konulmuş taban tutarlardır. İİK Ek m.1/1 uyarınca m.119, 226, 326, 363 ve 364’teki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Vergi Usul Kanunu mükerrer m.298 hükümlerine göre ilan edilen yeniden değerleme oranında kendiliğinden artar ve bin Türk lirasını aşmayan kısımlar dikkate alınmaz. Bu artış için ayrı bir tebliğ yayımlanmaz.

Asıl kırılma, hangi yılın sınırının uygulanacağı sorusundadır ve bu nokta yakın tarihte değişmiştir. 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanunla İİK Ek m.1’in ikinci fıkrası yeniden yazılmıştır ve bugünkü metin şudur: “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Yani ölçü artık kararın verildiği tarih değil, davanın açıldığı tarihtir. Bu değişikliği aktarmayan pek çok kaynak hâlâ eski ölçütü tekrarlamaktadır. Yürürlükteki metin için İcra ve İflas Kanunu’nun güncel hâline bakılmalıdır.

İstihkak davası kararı kesinleşmeden icraya konulabilir mi?

İstinaf ve temyiz yoluna başvurmak, İİK m.363/4 ve m.364/3 uyarınca satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. Yani başvuru tek başına haczi kaldırmaz veya takibi askıya almaz; yalnızca satış aşaması etkilenir.

Davanın reddi hâlinde istihkak davacısına bir imkân tanınmıştır: m.97/14 uyarınca ret kararına karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran istihkak davacısı, icra dairesinden İİK m.36’ya göre mühlet isteyebilir. Mühlet alınması için hükmolunan değerde teminat gösterilmesi gerekir; teminat gösterilmezse icra devam eder.

İflasta istihkak davası nasıl işler?

Borçlu iflas etmişse istihkak iddiası icra dairesine değil iflas idaresine yöneltilir. İİK m.228/1 uyarınca üçüncü şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulan eşyanın kendilerine verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır. Yani ilk kararı veren merci mahkeme değil, masayı yöneten organdır.

İflas idaresi iddiayı reddederse üçüncü şahsa icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük bir mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs, masaya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Süre burada da hak düşürücüdür ve hacizdeki yedi günlük süreyle aynı sertlikte uygulanır.

Davaya genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. İcra mahkemesi, icabında istihkak davacısından masanın muhtemel zararına karşı teminat isteyebilir. Hacizdeki prosedürden farkı, teminatın talik kararına değil masanın korunmasına bağlanmış olmasıdır.

Evdeki eşyaya haciz gelir mi ve haczedilen mal nasıl geri alınır?

Konutta yapılan hacizlerde iki ayrı korumanın karıştırılmaması gerekir. Birincisi haczedilmezlik korumasıdır: kanun, borçlu ve ailesinin geçimi için zaruri olan eşyanın haczedilemeyeceğini öngörür ve bu koruma malın kime ait olduğundan bağımsızdır; aynı mantık maaş ve banka hesabına konulan kesintilerde de işler. İkincisi istihkak korumasıdır ve malın başkasına ait olması esasına dayanır.

Haczedilmezlik iddiası istihkak davası değil, İİK m.16 uyarınca şikâyet konusudur ve işlemin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır. İstihkak iddiası ise yukarıda anlatılan prosedürle işler. Yanlış yolun seçilmesi, doğru olan yolun süresinin dolmasına yol açar.

Birlikte oturulan konutlarda İİK m.97/a’nın istisnası devreye girer: mahiyetleri itibarıyla kadın, erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılan eşyalar ile örf ve âdet, sanat, meslek veya meşgale icabı olan eşyalar bunların sayılır. Bu istisnaya dayanılırken de karinenin aksini ispat yükünün iddia edende olduğu unutulmamalıdır. Araç gibi sicile kayıtlı mallarda ise yol farklıdır; orada araç üzerindeki haczin kaldırılması usulü uygulanır.

İstihkak dava dilekçesinde neler bulunmalı?

Basit yargılama usulünde delillerin dava dilekçesiyle birlikte sunulması zorunlu olduğu için, dilekçenin içeriği davanın kaderini belirler. İİK m.97/a’nın ispat yükü tanımı, dilekçenin iskeletini de verir: malın ne suretle iktisap edildiği ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiilî sebepler açıklanmalıdır.

  • Takip dosyasının esas numarası, haciz tarihi ve haczedilen malların tutanaktaki sıra numaralarıyla dökümü
  • İstihkak iddiasının ne zaman, kime ve hangi sıfatla yapıldığı; tutanağa geçirildiğine ilişkin atıf
  • İcra mahkemesinin takibin devamına ilişkin kararının tefhim veya tebliğ tarihi (yedi günlük sürenin hesabı)
  • Mülkiyetin kazanılma biçimi: fatura, satış sözleşmesi, ödeme belgesi, banka dekontu, sigorta poliçesi, demirbaş kaydı, amortisman kayıtları
  • Malın borçlunun elinde bulunmasının sebebi: kira, ariyet, saklama, işletme sözleşmesi, montaj, tamir
  • Talik talebi ve gerekçesi; teminat konusundaki beyan
  • Karşı tarafın kötü niyetli olduğu ileri sürülüyorsa m.97/15 uyarınca tazminat talebi
  • Harca esas değer: takip konusu alacak ile malın değerinden az olanının gösterilmesi

Dilekçede en sık yapılan eksiklik, mülkiyeti gösteren belgenin sunulup malın borçluda bulunma sebebinin hiç açıklanmamasıdır. Kanun bu iki unsuru birlikte aradığı için, tek başına fatura sunmak kesin ve güçlü delil ölçütünü karşılamaz. İkinci sık eksiklik, sürenin hangi tarihten işlediğinin dilekçede hiç gösterilmemesidir; süre itirazı resen incelendiği için bu, dosyanın esasa girilmeden kapanmasına yol açar.

Yargıtay kararlarının tam metinlerine Yargıtay Karar Arama üzerinden ulaşılabilir; dilekçede kullanılacak içtihatların künyesiyle birlikte ve güncel tarihli olmasına dikkat edilmelidir.

İstihkak iddiası yargıtay kararları ne diyor?

Bu yazıda kullanılan kararlar, istihkak uyuşmazlıklarında en sık düğümlenen dört noktayı karşılar: hangi maddenin uygulanacağı, iddiayı kimin yapabileceği, davanın nerede açılacağı ve sürenin nasıl işlediği. Aşağıdaki tablo künyeleriyle birlikte özetler; her birinin tam metni Yargıtay Karar Arama üzerinden doğrulanabilir.

KararBelirlediği noktaSonuç
12. HD, 09.10.2024, E.2024/3909 K.2024/8323m.97 ile m.99 ayrımı şikâyet yoluyla ve haciz mahallindeki ilk duruma göre belirlenir; şikâyet dar yetkilidirBozma
12. HD, 03.05.2023, E.2023/2059 K.2023/3006İstihkak iddiasını tüzel kişide yalnız temsile yetkili organ yapabilir; yetkisiz kişinin beyanı geçerli iddia değildirBozma
17. HD, 21.03.2011, E.2010/8592 K.2011/2469İstihkak davasında kesin yetki yoktur; dört yer seçimliktir, hâkim resen yetkisizlik veremezBozma
17. HD, 25.12.2012, E.2012/12292 K.2012/14805Süre işlemesi ve işyeri devrinin alacaklıya etkisi; devralan işletme borçlarından sorumludurBozma

Dört kararın ortak yönü dikkat çekicidir: dördü de bozma kararıdır ve dördünde de yerel mahkeme, uyuşmazlığın esasına girmeden önce çözülmesi gereken bir usul sorusunu atlamıştır. Bu, istihkak dosyalarının nerede kaybedildiğini gösteren en somut veridir. Kararlardan ikisinin kapatılan 17. Hukuk Dairesi’ne ait olduğu ve mülga usul kanunlarına atıf yaptığı gözden kaçırılmamalı; koydukları kuralın bugünkü dayanağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki karşılık hükümlerdir.

Bu Davanın Çoğu Neden Esasa Girilmeden Bitiyor

İstihkak davalarında kaybedilen dosyaların önemli bir bölümü mülkiyet tartışmasına hiç gelmeden kapanır. Sebepleri kanunun kendi metninde sayılıdır ve hepsi de sürecin ilk günlerine aittir: iddianın yetkisiz kişi tarafından yapılması, tutanağa geçirilmemesi, üç günlük itiraz mühletinin kaçırılması, yedi günlük dava açma süresinin tefhim tarihinden değil tebliğ tarihinden hesaplanması, davanın m.97 yerine m.99 sanılarak yanlış tarafça açılması.

Bu noktalar geriye dönük olarak düzeltilemez. Haciz tutanağı düzenlendikten sonra iddianın oraya sonradan yazılması mümkün değildir; süresi geçen dava yenilenemez; takibin devamına dair karar kesin olduğu için denetlenemez. Dosyanın ilk yedi günü, sonraki bütün aşamaların çerçevesini belirler.

Haciz mahallinde yapılan beyanların, tutanağa geçirilen ifadelerin ve tebliğ tarihlerinin tek tek gözden geçirilmesi bu yüzden davanın kendisinden önce gelir. Süreç yönetimi ve dosya incelemesi için icra hukuku alanındaki çalışmalarımıza göz atabilir, takip sürecinin genel işleyişi için icra takibinin nasıl işlediğini inceleyebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

İstihkak davası açma süresi ne zaman başlar?

Süre yedi gündür ve üç farklı andan başlayabilir: hacze ıttıla tarihinden (İİK m.96/3 ve m.97/9), icra mahkemesinin takibin devamına ilişkin kararının tefhim veya tebliğinden (m.97/6) ya da mal üçüncü kişi elinde haczedilmişse icra müdürünün alacaklıya verdiği yedi günlük süreden (m.99). Süreler hak düşürücüdür.

İstihkak iddiası itiraz süresi kaç gündür?

Üç gündür. İcra dairesi istihkak iddiasını tutanağa geçirdikten sonra alacaklı ve borçluya itirazlarını bildirmeleri için üç günlük mühlet verir. Bu süre içinde itiraz edilmezse İİK m.96/2 uyarınca istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır.

İstihkak davası görevli ve yetkili mahkeme neresidir?

Görevli mahkeme icra mahkemesidir. Yetkide kesin kural yoktur; dava davalının yerleşim yeri, asıl icra takibinin yapıldığı yer, haczi uygulayan talimat icra dairesinin bulunduğu yer veya eşyanın bulunduğu yer icra mahkemesinde açılabilir. Hâkim resen yetkisizlik kararı veremez.

İstihkak davası icra takibini durdurur mu?

Kendiliğinden durdurmaz. İİK m.96-97 prosedüründe takip, icra mahkemesi talik kararı vermedikçe devam eder. İİK m.99 prosedüründe ise alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar haczedilen malın satışı yapılamaz.

İstihkak davası kime karşı açılır?

Mal borçlunun elinde haczedilmişse üçüncü kişi, davayı haczi yaptıran alacaklıya karşı açar; istihkak iddiasına borçlu da itiraz etmişse borçlu da davalı gösterilir. Mal üçüncü kişinin elinde haczedilmişse dava alacaklı tarafından üçüncü kişiye karşı açılır.

İstihkak davasında ispat yükü kimdedir?

Mülkiyet karinesi kime ait ise ispat yükü karşı taraftadır. Mal borçlu elinde haczedilmişse karine borçlu ve dolayısıyla alacaklı lehinedir, ispat yükü üçüncü kişidedir. Üçüncü kişi malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren sebepleri ispat etmekle yükümlüdür.

İstihkak davası vekalet ücreti nispi mi hesaplanır?

Nispi hesaplanır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.11/3, icra mahkemelerindeki işler için maktu ücret öngördükten sonra istihkak davalarını açıkça istisna tutar ve tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanacak ücrete hükmolunacağını belirtir.

İstihkak davası harca esas değer nasıl belirlenir?

Takip konusu alacak ile haczedilen malın değerinden hangisi az ise o değer esas alınır ve bu değer üzerinden nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak yatırılır. Dava kabul edilirse bakiye harç aynı değer üzerinden tamamlanır.

İstihkak davası arabuluculuğa tabi mi?

Tabi değildir. Türk Ticaret Kanunu m.5/A’daki dava şartı arabuluculuk listesi alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarıyla sınırlıdır; Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/B’deki liste ise kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı uyuşmazlıklarını kapsar. İstihkak davası her iki listede de yoktur.

İstihkak davası adli tatilde görülür mü?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.103’teki kapalı listede istihkak davası sayılmamıştır; dayanak ancak “kanunlarda ivedi olduğu belirtilen dava ve işler” bendi olabilir. Süre bakımından ise HMK m.104 yalnız kendi tayin ettiği süreleri uzattığı için, İİK’daki yedi günlük süre adli tatile denk gelse de beklenmemeli ve dava süresinde açılmalıdır.

İstihkak iddiası muhafazaya engel mi?

2021 yılında 7343 sayılı Kanunla İİK m.97/a’ya eklenen hükme göre borçlu ile üçüncü şahıs malı birlikte ellerinde bulunduruyorsa ve üçüncü şahıs yedieminliği kabul ederse mal muhafaza altına alınmaz. Ancak takibin devamına karar verilirse mal muhafaza altına alınabilir. Mal üçüncü kişinin elindeyse aynı koruma m.99’da düzenlenmiştir.

İstihkak davası satış isteme süresini keser mi?

İİK m.97/8 uyarınca dava esnasında m.106’daki süreler işlemez. Yani hacizden itibaren bir yıllık satış isteme süresi, istihkak davası derdest olduğu sürece durur; karar kesinleştikten sonra kalan süre kaldığı yerden işler.

İstihkak davası kesin hüküm teşkil eder mi?

Karar yalnızca tarafları ve o takibi bağlar; malın mutlak anlamda kime ait olduğunu tespit etmez. Aynı mal başka bir alacaklının takibinde haczedilirse süreç baştan işler ve yeni bir istihkak iddiası gerekir. Ret kararı üçüncü kişinin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz.

İstihkak davasında tazminat oranları nedir?

İki ayrı tazminat vardır. Takibin talikına karar verilip dava reddedilirse, istifası geciken miktarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere davacıdan tazminat alınır (m.97/12). İstihkak davası sabit olur ve itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse, haczolunan malın değerinin yüzde on beşinden az olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınır (m.97/15).

Hacizde istihkak davası ile miras sebebiyle istihkak davası aynı şey midir?

Değildir. Hacizde istihkak davası İİK m.96-99’a dayanır, icra mahkemesinde görülür ve yedi günlük hak düşürücü süreye tabidir. Miras sebebiyle istihkak davası ise Türk Medeni Kanunu m.637’ye dayanır, mirasçının tereke malını elinde bulundurana karşı asliye hukuk mahkemesinde açtığı davadır ve kendi zamanaşımı rejimine tabidir.

İflasta istihkak iddiası nereye yapılır?

İflas idaresine yapılır. İİK m.228 uyarınca istihkak iddiasında bulunulan eşyanın üçüncü kişiye verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır; iddiayı reddederse üçüncü şahsa icra mahkemesinde dava açması için yedi günlük mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs masaya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır.

Bu içerik yürürlükteki mevzuat ve Yargıtay kararları esas alınarak hazırlanmış genel nitelikte bir bilgilendirmedir; somut bir dosyaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Kanun metinleri ve parasal sınırlar değişebildiğinden, dosyanızdaki süreler işlemeye başlamadan bir avukata danışmanız yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.