Kamulaştırmasız El Atma Davası: Hangi Dönem, Hangi Yargı, Kim Öder?
Kamulaştırmasız el atma davasında sonucu belirleyen ilk unsur taşınmazın değeri değil, el atmanın hangi tarihte gerçekleştiğidir. Kamulaştırma Kanunu bu davaları tek bir rejime bağlamaz; el atmanın tarihine göre birbirinden farklı dört ayrı düzen işler ve bu düzenler dava şartından harç rejimine, ödeme usulünden davanın hiç açılamamasına kadar her şeyi değiştirir. En yeni katman 2 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmiştir ve 1956 öncesindeki el atmalar bakımından dava yolunu kapatmaktadır.
İkinci belirleyici unsur, el atmanın türüdür. İdarenin taşınmaza fiilen girip yol, okul ya da tesis yapması ile imar planında taşınmazı umumi hizmete ayırıp yıllarca kamulaştırmaması aynı şey değildir; birincisine fiili, ikincisine hukuki el atma denir. Aşağıdaki bölümler önce bu iki ayrımı kurar, sonra her dönem için hangi kuralın işlediğini madde numarasıyla gösterir ve son olarak uygulamada en çok para kaybettiren noktayı, harç ile vekâlet ücretinin hesaplanma biçimini ele alır.
Kısa cevaplar
Hem fiili hem hukuki el atma davaları adli yargıda, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde ve basit yargılama usulüyle görülür. Yargıtay’ın bu davalara bakan dairesi 5. Hukuk Dairesi’dir; hukuki el atma kararlarının tamamı bu dairede toplanmıştır.
Uzlaşma her dönem için dava şartı değildir. Yalnızca 9 Ekim 1956 – 4 Kasım 1983 arasındaki el atmalarda, Geçici 6. madde uyarınca uzlaşma usulünün tüketilmesi dava şartıdır. 1983 sonrasındaki el atmalarda böyle bir şart bulunmaz.
Harç ve vekâlet ücreti maktudur ve harcı davalı idare öder. Bu kural sık atlanır: Yargıtay 2026 yılında verdiği bir kararla, bölge adliye mahkemesinin nispi olarak hükmettiği 244.599,25 liralık vekâlet ücretini 30.000 liraya düşürerek kararı düzeltmiştir.
Kamulaştırmasız el atma davası nedir, hangi hâllerde açılır
Kamulaştırma, idarenin özel mülkiyetteki bir taşınmazı kamu yararı için bedelini ödeyerek almasıdır ve kanunda baştan sona yazılı bir usule bağlıdır: kamu yararı kararı, kıymet takdiri, satın alma usulünün denenmesi, anlaşma sağlanamazsa mahkemeden bedel tespiti ve tescil istenmesi. Kamulaştırmasız el atma ise bu usulün hiç işletilmemesi ya da yarıda bırakılması hâlinde, taşınmaza fiilen veya hukuken el konulmasıdır.
Uygulamada en sık görülen biçimler şunlardır: taşınmazın üzerinden yol veya kanal geçirilmesi, üzerine okul, sağlık ocağı, park ya da resmî bina yapılması, elektrik direği veya enerji nakil hattı kurulması, taşınmazın mezarlık ya da otopark olarak kullanılması. Bunların hepsinde idare taşınmaza fiilen girmiş, malikin kullanımını ortadan kaldırmıştır.
İkinci grupta ise idare taşınmaza hiç girmez. Uygulama imar planında taşınmaz okul alanı, yeşil alan, yol ya da resmî kurum alanı olarak ayrılır; malik artık orada inşaat yapamaz, taşınmazı satamaz, kredi teminatı gösteremez. Mülkiyet kâğıt üzerinde durmaktadır ama içi boşaltılmıştır. Kanun bu duruma ayrı bir madde ayırmıştır ve buna hukuki el atma denir.
Fiili el atma ile hukuki el atma arasındaki fark
Ayrım yalnızca kavramsal değildir; hangi maddeye dayanılacağını, dava şartının bulunup bulunmadığını ve bedelin nasıl hesaplanacağını doğrudan belirler. Fiili el atmada idarenin eylemi ortadadır ve tespiti kolaydır; keşif ve bilirkişi incelemesiyle el koyma tarihi ve kapsamı belirlenir. Hukuki el atmada ise ortada bir eylem değil, bir idari işlem ve onun süregelen etkisi vardır.
| Ölçüt | Fiili el atma | Hukuki el atma |
|---|---|---|
| İdarenin davranışı | Taşınmaza fiilen girme, tesis yapma | İmar planıyla tasarrufu kısıtlama |
| Kanuni dayanak | Geçici m.6 / Geçici m.19 / genel hükümler | Ek m.1 (yalnız birinci fıkranın ilk cümlesi) |
| Bekleme süresi | Yok, el koymayla dava hakkı doğar | Planın yürürlüğünden itibaren beş yıl |
| Görevli yargı | Adli yargı | Adli yargı (Yargıtay 5. HD içtihadı) |
| Talep | Bedel veya el atmanın önlenmesi | Bedel ve tapunun idare adına tescili |
Bir taşınmazda iki durum bir arada da bulunabilir. Örneğin taşınmazın bir bölümünden yol geçirilmiş, kalan kısmı imar planında yeşil alanda bırakılmışsa, aynı dosyada hem fiili hem hukuki el atma talebi ileri sürülür. Bu hâlde her bölüm için ayrı ayrı değerlendirme yapılır ve dava şartı yalnızca ilgili bölüm bakımından tartışılır.
El atma tarihi hangi rejimi işletir: dört ayrı dönem
Kamulaştırma Kanunu’nda kamulaştırmasız el atma davası bakımından uygulanacak hükümler tek bir maddede toplanmaz. Kanun koyucu, farklı dönemlerdeki el atmalar için ayrı geçici maddeler getirmiş; her biri kendi dönemine ait el atmalara uygulanmıştır. Bir dosyada hangi maddenin işleyeceği, el koymanın ya da imar planının yürürlüğe girmesinin tarihine bakılarak belirlenir.
| El atma tarihi | Uygulanacak hüküm | Ayırt edici kural |
|---|---|---|
| 8 Ekim 1956 öncesi | Geçici m.20 (2/7/2026 tarihli 7588 s.K.) | Taşınmaz kamulaştırılmış sayılır; 12 Ocak 1963’ten sonra ileri sürülen talepler kabul edilmez |
| 9 Ekim 1956 – 4 Kasım 1983 | Geçici m.6 | Uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır; bütçeden %2 pay |
| 4 Kasım 1983 – 28 Temmuz 2021 | Geçici m.19 (7421 s.K.) | Fiili ve hukuki el atmayı birlikte kapsar; bütçeden %3 pay, garameten taksit |
| 28 Temmuz 2021 sonrası | Genel hükümler + Ek m.4 | Ödeme bildirimden itibaren 30 gün; harç maktu ve idareye ait |
Tablodaki tarihler rastgele seçilmemiştir. 8 Ekim 1956, mülga 6830 sayılı İstimlâk Kanunu’nun yürürlüğe girdiği gündür; 4 Kasım 1983 ise yürürlükteki 2942 sayılı Kanun’un yürürlük tarihidir. Kanun koyucu, her yeni kamulaştırma düzeninin başlangıcını bir eşik olarak almış ve o eşikten önceki el atmaları ayrı bir rejime bağlamıştır.
1956 öncesi el atmalar: 2 Temmuz 2026’da kapanan kapı
Kanuna 2 Temmuz 2026 tarihli ve 7588 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen Geçici 20. madde, konuya ilişkin en yeni ve en sert düzenlemedir. Maddeye göre, mülga 6830 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 8 Ekim 1956 tarihine kadar kamulaştırma işlemlerine dayanmaksızın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş taşınmazlar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır.
Maddenin ikinci fıkrası fiili tahsisin ne olduğunu tanımlar: taşınmazda kamu hizmetinin nitelik ve amacına uygun şekilde tesis veya yapının inşa edilmiş olması, kanunun uygulanması bakımından fiilen tahsis sayılır. Üçüncü fıkra ise dar bir talep imkânı bırakır; tapuda kayıtlı taşınmazların kayıt sahipleri veya mirasçıları ile tapusuz taşınmazların zilyetleri, zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmiş ve fiili tahsisten itibaren on yıl geçmemiş olması koşuluyla yalnızca taşınmazın fiili tahsis tarihindeki rayiç bedelini isteyebilir.
Beşinci fıkra kapıyı kapatır: kamulaştırılmış sayılan bu taşınmazlar hakkında 12 Ocak 1963 tarihinden sonra bedel dâhil ileri sürülen talepler kabul edilmez ve bu hüküm, kanun yolu incelemesinde olanlar dâhil görülmekte olan davalara da uygulanır. Yani derdest bir dosyanız varsa bile bu hüküm doğrudan işler. Altıncı fıkra, bu kapsamdaki davalarda harç ve vekâlet ücretinin maktu olacağını; son fıkra ise idarenin açacağı dava ile taşınmazın idare adına tescil edileceğini ve bu işlemlerin harca tabi olmadığını söyler.
Düzenleme henüz iki aylık olduğu için konuyu anlatan içeriklerin çoğunda yer almamaktadır. 1950’li yıllara uzanan bir el atma iddiasıyla dava açmayı düşünen ya da böyle bir davası derdest olan kişilerin, adım atmadan önce bu maddenin dosyalarına etkisini değerlendirmesi gerekir.
1956-1983 arası el atmalarda uzlaşma dava şartıdır
Geçici 6. madde, 9 Ekim 1956 ile 4 Kasım 1983 arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlar ile irtifak hakkı kurulan taşınmazları kapsar. Maddenin birinci fıkrası açık bir dava şartı koyar: bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır. Uzlaşma denenmeden açılan dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.
Süreç şöyle işler. İdarenin daveti ya da malikin başvurusu üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya kurulan irtifak hakkının o tarihteki tahmini değeri kıymet takdir komisyonunca tespit edilir. Değerleme yapılırken taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınır; bugünkü imar durumu değil, el koyulduğu andaki durumu belirleyicidir. Tespitten sonra uzlaşma komisyonu, başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay içinde tebligatla malik veya temsilcisini görüşmeye davet eder.
Uzlaşma yalnızca para ödemesi biçiminde olmak zorunda değildir. Üçüncü fıkra üç seçenek daha sayar: idareye ait bir taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması ya da imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması. Bunlar mümkün değilse nakdi bedel üzerinden uzlaşılır. Uzlaşılan bedel bütçe imkânları dâhilinde taksitle de ödenebilir; taksitli ödeme süresince kanuni faiz işler.
Uzlaşma görüşmesinde söylenenler davada delil olmaz
Geçici 6. maddenin dördüncü fıkrası, uygulamada büyük önem taşıyan ama nadiren vurgulanan bir güvence içerir. Görüşmeler, hukuki veya fiili engel yoksa davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır ve sonuç bir tutanağa bağlanır. Fıkranın devamı şudur: bu tutanak ile uzlaşma görüşmelerine ilişkin bilgi ve belgeler, açılacak davalarda taraflar aleyhine delil teşkil etmez.
Kuralın pratik anlamı şudur: uzlaşma aşamasında düşük bir rakama razı olduğunuzu belirtmiş olmanız, sonradan açacağınız davada aleyhinize kullanılamaz. Aynı şekilde idarenin görüşmede teklif ettiği rakam da onun aleyhine bir kabul sayılmaz. Bu güvence, tarafların uzlaşma masasında serbestçe pazarlık edebilmesi için konulmuştur.
Uzlaşmaya varılırsa, üzerinde uzlaşılan hakkın türünü, tanınma şartlarını, ödenecek tutarı ve ödeme şartlarını içeren bir sözleşme yapılır; taşınmazlar bu sözleşme çerçevesinde resen tapuya tescil veya terkin edilir. Uzlaşma tutanağının uygulanması sırasında doğan tapu harçları da idareye aittir.
Uzlaşma sağlanamazsa üç ay içinde bedel tespiti davası
Altıncı fıkra, uzlaşmazlık hâlinde izlenecek yolu ve süresini gösterir: uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlık tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Bu üç aylık süre uygulamada en sık kaçırılan süredir; tutanağın düzenlendiği tarih dosyaya mutlaka kaydedilmelidir.
Davada değerleme ölçütü değişir. Uzlaşma aşamasında başvuru tarihindeki tahmini değer esas alınırken, dava açıldığında taşınmazın dava tarihindeki değeri tespit edilir; ancak taşınmazın nitelikleri yine el koyma tarihine göre belirlenir. Değer, Kanun’un 15. maddesi uyarınca bilirkişi incelemesiyle saptanır ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline ya da terkinine hükmedilir.
Aynı fıkranın son cümlesi kanun yolu bakımından ikili bir yapı kurar: tescile veya terkine ilişkin hüküm kesindir, buna karşılık tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır. Yani tapunun idare adına geçmesine itiraz edilemez; itiraz yalnızca rakama yöneliktir.
1983-2021 arası el atmalar: Geçici 19. madde rejimi
16 Kasım 2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’la eklenen Geçici 19. madde, 4 Kasım 1983’ten 28 Temmuz 2021’e kadar gerçekleşen el atmaları düzenler. Maddenin kapsam cümlesi dikkat çekicidir: fiilen el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle açılan davaları birlikte sayar. Yani kanun koyucu bu dönemde iki el atma türünü tek rejimde toplamıştır.
Madde bir dava şartı getirmez; düzenlediği konu ödemedir. Bu davalarda hükmedilen bedel ve tazminatların ödenmesinde kullanılmak üzere idarelerin bütçelerinden pay ayrılması öngörülmüştür: merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin sermaye giderleri ödeneklerinin yüzde üçü, belediye ve il özel idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için bütçe giderleri toplamının en az yüzde üçü.
Alacakların toplamı ayrılan ödeneği aşarsa ödemeler sonraki yıllara sâri olacak şekilde garameten ve taksitlerle yapılır; taksitlendirmede bütçe imkânları ile alacak tutarları dikkate alınır. Maddenin dördüncü cümlesi Anayasa Mahkemesi’nin 27 Haziran 2024 tarihli ve E. 2024/4, K. 2024/129 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. İkinci fıkra ise maddenin yürürlük tarihi itibarıyla bedeli ödenmemiş tüm davalarda ve icra takiplerinde uygulanacağını belirtir.
Hukuki el atmanın dayanağı: Ek 1. maddeden geriye ne kaldı
Hukuki el atma, 20 Ağustos 2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’la eklenen Ek 1. maddede düzenlenmiştir. Maddenin bugün yürürlükte olan kısmı tek cümledir: uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar kamulaştırılır veya her hâlde kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır.
Bu cümle üç unsuru birden belirler. Birincisi eşiktir: hukuki el atma iddiası, planın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl dolmadan ileri sürülemez. İkincisi kısıtlılığın derecesidir; her imar kısıtlaması yeterli değildir, kısıtlamanın mülkiyet hakkının özüne dokunması gerekir. Üçüncüsü idarenin seçimlik yükümlülüğüdür: idare ya kamulaştırır ya da planı değiştirir; ikisini de yapmazsa el atma doğar.
Kısıtlamanın özüne dokunup dokunmadığı somut olayda değerlendirilir. Taşınmazın tamamının okul alanı ya da yeşil alan olarak ayrılması ile bir bölümünün yol boyu ağaçlandırma şeridine denk gelmesi aynı sonucu doğurmaz. İmar planlarının yapı hakkına etkisi konusunda imar affı ve yapı kayıt belgesi yazısındaki çerçeve de yararlı olur.
Anayasa Mahkemesi Ek 1. maddeyi nasıl boşalttı
Ek 1. madde 2016’da dört fıkra olarak yürürlüğe girmişti; malikin idareye başvurmasını, uzlaşma sürecini, bedelin belirlenmesini ve ödeme usulünü düzenliyordu. Bu yapı iki ayrı Anayasa Mahkemesi kararıyla neredeyse tümüyle ortadan kalktı.
| Hüküm | Durum | Karar |
|---|---|---|
| Birinci fıkra, birinci cümle (beş yıllık süre ve idarenin yükümlülüğü) | Yürürlükte | — |
| Birinci fıkranın devamındaki cümle | İptal | AYM 20/12/2018, E. 2016/181, K. 2018/111 |
| İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralar | İptal | AYM 20/12/2018, E. 2016/181, K. 2018/111 |
| Birinci fıkraya 7421 s.K. ile eklenen üçüncü cümle | İptal | AYM 16/1/2025, E. 2024/135, K. 2025/20 |
Sonuç şudur: hukuki el atma davaları için kanunda ayrı bir başvuru, uzlaşma ya da usul rejimi kalmamıştır. Malikin idareye başvurup uzlaşma görüşmesi tamamlamadan dava açamayacağına dair şart iptal edilmiştir. Dolayısıyla hukuki el atmada dava, beş yıllık süre dolduktan sonra doğrudan açılabilir; Geçici 6. maddedeki uzlaşma şartı bu dava türü bakımından uygulanmaz.
İptal kararlarının gerekçesindeki ortak fikir, kamulaştırmasız el atmanın kamulaştırmaya alternatif bir yola dönüştürülemeyeceğidir. İdareyi kamulaştırma yapma yükümlülüğünden kurtaracak ya da malikin dava hakkını zorlaştıracak bir usul, mülkiyet hakkının anayasal güvencesiyle bağdaşmaz. Bir idari işlemin hukuka aykırılığının denetlenmesi konusunda genel çerçeve için idari işlemin iptali davası yazısına bakılabilir.
Hukuki el atma davası hangi yargıda görülür
Bu soru yıllarca tartışıldı ve konuyu anlatan içeriklerde hâlâ ikiye bölünmüş cevaplar bulunuyor. Yaygın anlatım şudur: fiili el atma haksız fiildir, adli yargıda görülür; hukuki el atma bir idari işlemden doğduğu için tam yargı davasıdır, idari yargıda görülür. Bu ayrım Ek 1. maddenin ilk hâli döneminde savunulabilir bir görüştü; bugün uygulamadaki karşılığı farklıdır.
Ölçüm bunu açıkça gösteriyor. Yargıtay karar arama sisteminde “hukuki el atma” ifadesiyle yapılan tam ifade taraması 798 karara ulaşıyor ve incelenen kayıtların tamamı Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’ne ait. Bu davalar idari yargıda görülüyor olsaydı kararların Danıştay’da bulunması gerekirdi. Kamulaştırma Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara bakan daire 5. Hukuk Dairesi’dir ve hukuki el atma dosyaları da orada karara bağlanmaktadır.
Somut bir örnek tabloyu netleştirir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2025/17953 E., 2026/3935 K. sayılı ve 4 Mart 2026 tarihli kararına konu dosyada, uygulama imar planında “ilköğretim tesis alanı” olarak ayrılan taşınmazın bedeli istenmişti. Dava Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmış, istinaf incelemesi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nde yapılmış, temyiz Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nde görülmüştür. Daire, taşınmaza fiilen el atılmadığını ve tasarrufunun hukuken kısıtlandığını tespit ederek Ek 1. madde uyarınca bedelin davalı idareden tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir.
Görevli mahkeme, yetki ve uygulanacak yargılama usulü
Kanun’un 37. maddesi görev ve usulü tek cümlede belirler: bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür. Cümlenin iki ayağı da önemlidir.
Birinci ayak görevdir: dava değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Taşınmazın bedeli düşük olsa dahi sulh hukuk mahkemesine gidilmez. Yetki bakımından ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; malikin ya da idarenin merkezi başka ilde olsa bile dava taşınmazın bulunduğu yerde açılır.
İkinci ayak çoğu anlatımda atlanır: yargılama basit yargılama usulüne tabidir. Bunun pratik sonucu vardır. Cevap süresi kısalır, dilekçe teatisi ikişer dilekçeyle sınırlıdır ve taraflar delillerini dilekçeleriyle birlikte sunmak zorundadır. Delil listesini sonraya bırakmak, yazılı usule alışkın davranmaktan kaynaklanan ve dosyanın kaybedilmesine yol açabilen bir hatadır.
Davalı kim olmalı: el atan idare mi, planı yapan idare mi
Fiili el atmada davalı, taşınmaza fiilen el koyan ve üzerinde tesis yapan idaredir. Yol yapan belediye, okul yapan bakanlık, enerji nakil hattı kuran kuruluş hangisiyse husumet ona yöneltilir. Aynı taşınmaza birden çok idare el atmışsa her biri kendi el attığı bölüm bakımından davalı gösterilir.
Hukuki el atmada durum daha tartışmalıdır, çünkü ortada fiilî bir eylem yoktur. Belirleyici olan, taşınmazın imar planında hangi kamu hizmetine ayrıldığı ve o hizmeti yürütmekle görevli idarenin hangisi olduğudur. Okul alanına ayrılan taşınmazda muhatap eğitim hizmetini yürüten idare, yeşil alan ya da yol olarak ayrılanda ise ilgili belediye olur. İdarelerin birbirine husumet yöneltme itirazı bu davalarda sık görülür ve dosyanın uzamasına yol açar.
Özel bir kural da vardır. Ek 2. madde uyarınca, 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında 8 Aralık 2004 tarihinden önce yapılmış kamulaştırma ve avans karşılığı kamulaştırma işlemlerine ilişkin davalar, ilgili bakanlık aleyhine açılır. Bu tür bir geçmişi olan taşınmazlarda husumetin doğru yöneltilmesi için taşınmazın tapu ve kamulaştırma geçmişinin çıkarılması gerekir.
Bedel neye göre ve hangi tarihe göre hesaplanır
Bedel, Kanun’un 11. maddesindeki ölçütlere göre bilirkişi kurulunca belirlenir. Arsa niteliğindeki taşınmazlarda 11. maddenin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsal karşılaştırması yapılır: yakın dönemde satılan benzer taşınmazların satış değerleri bulunur, emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenerek dava konusu taşınmazla kıyaslanır. Arazi niteliğindeki taşınmazlarda ise net gelir yöntemi uygulanır.
Tarih sorusu iki katmanlıdır ve karıştırılması bedelde ciddi fark yaratır. Nitelik bakımından esas alınan an el koyma tarihidir; taşınmazın el konulduğu andaki imar durumu, yüzölçümü ve üzerindeki muhdesat dikkate alınır. Değer bakımından esas alınan an ise dava tarihidir. Yani el koyma tarihindeki niteliklere göre belirlenen taşınmaz, dava tarihindeki rayiç üzerinden fiyatlandırılır.
Geçici 20. madde kapsamındaki 1956 öncesi el atmalarda ise ölçüt farklıdır: madde yalnızca fiili tahsis tarihindeki rayiç bedeli istemeye izin verir. Bu, dava tarihindeki değer ölçütünden temelli olarak ayrılır ve talebi büyük ölçüde sınırlar. Değerleme raporlarında bu ayrımın doğru kurulup kurulmadığı ayrıca denetlenmelidir.
Harç ve vekâlet ücreti maktudur: Yargıtay’ın düzelttiği hata
Bu başlık, dosyanın parasal sonucunu en çok etkileyen ve en sık yanlış uygulanan konudur. 16 Kasım 2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’la eklenen Ek 4. maddenin üçüncü fıkrası şu hükmü taşır: bu Kanun kapsamında açılan davalarda verilen bedel ve tazminat kararlarına ilişkin mahkeme ve icra harçları, davalı idare tarafından ödenmek üzere maktu olarak belirlenir. Geçici 6. maddenin yedinci fıkrası ile Geçici 20. maddenin altıncı fıkrası da harç ve her türlü vekâlet ücretinin maktu olacağını söyler.
Uygulamada hata şuradan çıkar: dava konusu bir miktar para olduğu için mahkemeler Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin ikinci fıkrasına dayanıp nispi vekâlet ücretine hükmedebilmektedir. Yukarıda anılan 4 Mart 2026 tarihli kararda tam olarak bu olmuştu: ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi nispi ücret hesaplamış, hükmedilen vekâlet ücreti 244.599,25 lira olarak belirlenmişti.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi bu noktayı bozma sebebi saymış, ancak yeniden yargılama gerektirmediği için kararı düzelterek onamıştır: hüküm fıkrasındaki 244.599,25 rakamı çıkarılmış, yerine 30.000,00 yazılmıştır. Karar, bu davalarda maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin dairenin yerleşik uygulaması olduğunu da belirtmektedir. Avukatlık ücreti sözleşmesi yapılırken bu kuralın bilinmesi, tarafların beklentisini baştan doğru kurar. Ücretin genel çerçevesi için tapu iptal ve tescil davasında harç yazısındaki ayrımlar da karşılaştırma imkânı verir.
Yargılama giderlerini kim öder: 11 Haziran 2026 değişikliği
Kanun’un 29. maddesi 11 Haziran 2026 tarihli ve 7584 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle yeniden yazılmıştır. Yeni metne göre; 10. madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15. madde uyarınca oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenen muhtarın ücretleri, tapu harçları ve Kanun’un gerektirdiği diğer giderler idarece ödenir.
Değişikliğin asıl katkısı, maddeye açıkça eklenen ibaredir: kamulaştırmasız el koyma ve tazminat davaları sonucunda tescile yönelik kesinleşen mahkeme kararlarının infazında veya kamulaştırmasız el koyma nedeniyle malik ile idare arasında düzenlenen uzlaşma tutanağının uygulanmasında ortaya çıkan tapu harçları da idareye aittir. Önceki metinde bu iki hâl açıkça sayılmadığı için tapu harcının kime ait olduğu tartışma konusuydu.
Değişiklik iki aylık olduğundan, tescil aşamasına gelmiş ya da uzlaşma tutanağını uygulatmaya çalışan dosyalarda tapu müdürlüklerinin uygulamasının bu hükme uygun olup olmadığı ayrıca kontrol edilmelidir. Harcın malikten tahsil edilmeye çalışılması hâlinde dayanak olarak doğrudan bu madde gösterilir.
Kararı kazandınız: para ne zaman ve nasıl ödenir
Ek 4. maddenin birinci fıkrası ödeme usulünü belirler: bu Kanun uyarınca mahkemelerce hükmedilen bedel, tazminat, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılır. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa genel hükümler dairesinde icra olunur.
Sürenin başlangıcı kararın kesinleşmesi değil, hesap numarasının yazılı olarak bildirilmesidir. Bu nedenle karar kesinleştikten sonra ilk yapılacak iş, hesap bilgisinin idareye yazılı ve kayıtlı bir yolla bildirilmesidir. Bildirim yapılmadığı sürece otuz günlük süre işlemeye başlamaz ve icra yoluna geçilemez.
Geçici 6. ve Geçici 19. maddeler kapsamındaki dosyalarda ise ödeme bütçe payından yapılır. Alacakların toplamı ayrılan ödeneği aşarsa ödemeler garameten, yani alacaklılar arasında oranlanarak ve taksitle gerçekleştirilir; taksitli ödeme süresince 3095 sayılı Kanun’a göre kanuni faiz işler. Bu, kararın kesinleşmesiyle paranın hemen tahsil edileceği beklentisini gerçekçi biçimde sınırlar.
İdareye karşı icra: haciz yasağı ve teminatsız erteleme
Kararı kazanmak ile parayı tahsil etmek arasında, idareye karşı yürütülen icrada iki ayrı engel bulunur. Birincisi Geçici 6. maddenin son fıkralarından biridir: bu madde uyarınca ödenecek bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez. Kapsamdaki dosyalarda klasik haciz yoluyla tahsil imkânı bulunmaz; alacak bütçe payı sırasına girer.
İkinci engel Ek 4. maddenin ikinci fıkrasındadır. Bu Kanun uyarınca yapılacak icra takiplerinde idare, İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca icranın geri bırakılmasını talep ederse teminat gösterme zorunluluğu yoktur. Normal şartlarda icranın durdurulması için teminat gösterilmesi gerekirken, idare bu yükümlülükten muaf tutulmuştur.
Bu iki kural birlikte okunduğunda, tahsil aşamasının davanın kendisi kadar zaman alabileceği görülür. Dosya planlaması yapılırken ödeme takviminin bütçe yılına bağlı olduğu, kesinleşen alacağın ertesi yılın ödeneğinden karşılanabileceği hesaba katılmalıdır. İdareye karşı yürütülen süreçlerde benzer bir bekleme dinamiği idarenin hizmet kusurundan doğan tazminat dosyalarında da görülür.
Faiz hangi andan itibaren işler
Faiz talebi bu davalarda çoğu zaman ikinci planda kalır, oysa el atma ile tahsil arasında geçen süre uzun olduğu için tutarı ciddi biçimde etkiler. Talep, dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir; istenmediği takdirde hâkim kendiliğinden faize hükmetmez. Uygulamada bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istenir.
Kanun iki yerde faize açıkça değinir ve her ikisi de ödeme aşamasına ilişkindir. Geçici 6. maddenin beşinci fıkrası, uzlaşılan bedelin taksitle ödenmesi hâlinde taksit süresince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre ayrıca kanuni faiz ödeneceğini belirtir. Aynı maddenin bütçe payına ilişkin fıkrası da garameten ve taksitle yapılan ödemeler için aynı kuralı tekrarlar.
Buradan çıkan sonuç şudur: taksitlendirme, alacağın değerini kendiliğinden eritmez; taksit süresince kanuni faiz işlemeye devam eder. Bütçe payından ödeme yapılan dosyalarda bu kural, ödemenin yıllara yayılmasının doğurduğu kaybı kısmen karşılar. Ödeme yapılmadığı için icra takibine geçilen dosyalarda ise takip talebinde faiz kaleminin ayrıca ve doğru başlangıç tarihiyle gösterilmesi gerekir.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süre: iptal edilen 38. madde
Kanun’un 38. maddesi “Hak düşürücü süre” başlığını taşır ve kamulaştırmasız el atma iddialarını yirmi yıllık bir süreye bağlıyordu. Bu madde Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003 tarihli ve E. 2002/112, K. 2003/33 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Bugün kanun metninde 38. madde yerine yalnızca bu iptal kaydı bulunmaktadır.
Bu nedenle “kamulaştırmasız el atmada yirmi yıllık süre dolduysa hak biter” biçimindeki anlatım yürürlükteki hukuku yansıtmaz. Aksine kanun koyucu, süre gerekçesiyle reddedilmiş davaları yeniden ele almıştır: Geçici 6. maddede yer alan hükme göre, madde kapsamındaki el koymalar sebebiyle açtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olanlar hakkında da maddenin bedele ilişkin hükümleri uygulanır.
| Süre | Neyi kapsar | Dayanak |
|---|---|---|
| 5 yıl | Hukuki el atmada dava hakkının doğması için planın yürürlüğünden itibaren beklenecek süre | Ek m.1/1 |
| 6 ay | Başvurudan sonra uzlaşma görüşmesine davet edilme süresi | Geçici m.6/2 |
| 6 ay | Uzlaşma görüşmelerinin sonuçlandırılma süresi | Geçici m.6/4 |
| 3 ay | Uzlaşmazlık tutanağından sonra bedel tespiti davası açma süresi | Geçici m.6/6 |
| 30 gün | Hesap bildiriminden sonra idarenin ödeme süresi | Ek m.4/1 |
| 10 yıl | 1956 öncesi el atmada tapusuz taşınmaz için talep sınırı | Geçici m.20/3 |
| Hak düşürücü süre yok | 20 yıllık süreyi getiren madde iptal edildi | m.38 — AYM E. 2002/112, K. 2003/33 |
Aynı hükmün sınırı da vardır. Daha önce açtıkları dava sonunda tazminat almaya hak kazanmış olanlar ile davası süre dışındaki sebeplerden reddedilmiş olanlar bu imkândan yararlanamaz. Yani esastan reddedilmiş bir dosya yeniden açılamaz; yalnızca süreden reddedilmiş dosyalar için yol açıktır. Buna karşılık Geçici 20. madde, kapsamına giren 1956 öncesi el atmalar bakımından tam tersi yönde bir sınır getirmiştir.
Bedel yerine el atmanın önlenmesi istenebilir mi
Geçici 6. maddenin ilk cümlesi malikin talebini ikiye ayırır: mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu ifade, malikin her zaman bedel istemek zorunda olmadığını, başka bir talebi de bulunabileceğini varsayar. Uygulamada bu diğer talep, el atmanın önlenmesi yani müdahalenin men’i davasıdır.
Seçim, taşınmazın fiilen ne hâlde olduğuna göre yapılır. Üzerine kalıcı bir kamu tesisi yapılmış, yol geçirilmiş ya da bina inşa edilmiş bir taşınmazda el atmanın önlenmesini istemek pratikte sonuç vermez; kamu hizmetine tahsis edilmiş yapının yıkılması beklenemez. Buna karşılık el atma henüz kalıcı bir yapıya dönüşmemişse ya da taşınmazın kullanımı fiilen sürdürülebiliyorsa müdahalenin önlenmesi anlamlı bir taleptir.
Bedel talebinin sonucu tapunun idare adına tescilidir. Yani bedel istemek, taşınmazın mülkiyetinden vazgeçmek anlamına gelir. Bu tercih geri dönülemez olduğu için dava açılmadan önce taşınmazın konumu, imar durumu ve gelecekteki değer beklentisi birlikte değerlendirilmelidir.
Tapu ne zaman ve nasıl idare adına geçer
Bedel davasının doğal sonucu, bedelin ödenmesine karşılık taşınmazın idare adına tescilidir. Geçici 6. maddede bu, mahkemenin hükmünde açıkça yer alır: taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline ya da terkinine hükmedilir. Hukuki el atma davalarında da uygulama aynıdır; anılan 4 Mart 2026 tarihli kararda ilk derece mahkemesi bedele hükmederken davacı payının tapusunun iptaline ve Hazine adına tesciline karar vermiştir.
Kanun yolu bakımından bu iki kalem ayrılır. Geçici 6. maddeye göre tescile veya terkine ilişkin hüküm kesindir; yalnızca bedele ilişkin temyiz hakkı saklı tutulmuştur. Uygulamada bunun anlamı, tapunun geçişini engellemek amacıyla kanun yoluna başvurmanın sonuç vermeyeceğidir.
Geçici 20. madde kapsamındaki taşınmazlarda tescil ayrı bir usulle yapılır: kamulaştırılmış sayılan taşınmazlar tapuda kayıtlıysa ilgili idarenin talebi üzerine açılacak dava ile idare adına tescil edilir; tapu kaydı yoksa ve tahsisin mahiyeti tescile elverişliyse idare adına kayıt tesis olunur. Madde bu işlemlerin harca tabi olmadığını açıkça belirtir.
Dava açmadan önce toplanması gereken belgeler
Dosyanın gücü büyük ölçüde dava açılmadan önce toplanan belgelerle belirlenir. El atmanın tarihi, kapsamı ve türü bu belgelerle ortaya konur; eksik dosyada bilirkişi incelemesi de eksik kalır.
- Tapu kayıt örneği ve takyidat belgesi: malikin sıfatını, hisse oranını ve taşınmaz üzerindeki şerhleri gösterir.
- İmar durumu belgesi ve plan örneği: hukuki el atma iddiasının temelidir; planın yürürlük tarihi beş yıllık sürenin başlangıcını belirlediği için ayrıca istenmelidir.
- Kadastro ve aplikasyon krokisi: el atılan bölümün sınırlarını ve yüzölçümünü belirler.
- Hava fotoğrafları ve uydu görüntüleri: fiili el atmanın hangi tarihte başladığını göstermekte en çok işe yarayan delildir.
- Emsal satış bilgileri: arsa niteliğindeki taşınmazlarda değerlemenin dayanağıdır; yakın dönemli ve benzer nitelikli satışlar seçilmelidir.
- İdareye yapılmış başvuru ve cevaplar: varsa uzlaşma yazışmaları; Geçici 6. madde kapsamındaki dosyalarda dava şartının yerine getirildiğini ispat eder.
Taşınmazın el koyma tarihindeki niteliğini gösteren belgeler ayrı bir başlık altında toplanmalıdır. Değerlemede nitelik el koyma tarihine, fiyat dava tarihine göre belirlendiği için, o tarihteki imar durumunu ve kullanım biçimini gösteren kayıtlar doğrudan bedele yansır.
İdarenin sık kullandığı savunmalar ve karşılığı
Kamulaştırmasız el atma davası dosyalarında idarelerin savunmaları belirli kalıplarda tekrarlanır. En sık görülen dördü ve hukuki karşılıkları şöyledir. Birincisi husumet itirazıdır: idare taşınmaza kendisinin el atmadığını, başka bir kurumun sorumlu olduğunu ileri sürer. Karşılığı, imar planındaki fonksiyonu ve o hizmeti yürütmekle görevli idareyi belgeyle ortaya koymaktır.
İkincisi süre itirazıdır: uzun süre geçtiği, hakkın düştüğü savunulur. Karşılığı 38. maddenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş olmasıdır. Üçüncüsü bedele itirazdır; genellikle emsallerin uygunsuz seçildiği ileri sürülür. Bu itiraz teknik olduğu için bilirkişi raporuna karşı ayrıntılı ve emsal karşılaştırmalı itiraz dilekçesi verilmesini gerektirir.
Dördüncüsü, hukuki el atma dosyalarında beş yıllık sürenin dolmadığı savunmasıdır. Burada belirleyici olan planın yürürlük tarihidir; plan değişikliği yapılmışsa hangi planın esas alınacağı tartışılır. İdarenin plan değişikliği yaparak kısıtlılığı kaldırdığı savunması ileri sürülmüşse, değişikliğin taşınmazın kısıtlılığını gerçekten kaldırıp kaldırmadığı somut olarak incelenir. Bir idari kararın yürürlüğünün geçici olarak durdurulması ihtimali için yürütmeyi durdurma kararı yazısındaki ölçütler yardımcı olur.
Kamulaştırmasız el atma sayılmayan hâller
Her idari müdahale kamulaştırmasız el atma değildir. İmar planında taşınmazın konut ya da ticaret alanı olarak ayrılması, yapılaşma koşullarının değiştirilmesi veya emsal oranının düşürülmesi mülkiyet hakkını sınırlar ama özüne dokunmaz; bunlar planlama yetkisinin olağan kullanımıdır ve bedel talebine dayanak oluşturmaz.
Aynı şekilde imar uygulamasıyla taşınmazdan düzenleme ortaklık payı kesilmesi de el atma sayılmaz; bu kesinti imar mevzuatının öngördüğü bir yükümlülüktür ve karşılığında bedel istenmez. Kamu hizmetinin taşınmaza komşu alanda yürütülmesinden doğan dolaylı etkiler de kural olarak bu dava türünün konusu değildir.
İdarenin taşınmaza geçici olarak girmesi ve kullanımın kısa sürede sona ermesi hâlinde ise el atma değil, kullanımdan doğan zararın tazmini gündeme gelir. Bu ayrım, talebin nasıl kurulacağını doğrudan belirlediği için dava açılmadan önce netleştirilmelidir. İdarenin taşınmaza verdiği zararın farklı bir görünümü için yol ve altyapı kusurundan doğan zararlar ayrı bir çerçevede ele alınır.
Mirasçılar ve hisseli taşınmazlarda dava
El atmaya uğrayan taşınmazların önemli bölümü hisseli ya da mirasçılara intikal etmiş taşınmazlardır. Paylı mülkiyette her paydaş kendi payı oranında bedel isteyebilir; davanın tüm paydaşlar tarafından birlikte açılması zorunlu değildir. Nitekim anılan 4 Mart 2026 tarihli Yargıtay kararına konu dosyada da hisse sahibi olan davacının payı bakımından karar verilmiştir.
Elbirliği mülkiyetinde durum farklıdır; terekeye dâhil taşınmazda mirasçıların birlikte hareket etmesi ya da temsilci atanması gerekir. Uygulamada bu engel, mirasçılık belgesi alındıktan sonra paylı mülkiyete geçilerek ya da miras şirketine temsilci atanması yoluyla aşılır. Bu adım atlanırsa dava, taraf teşkilinin sağlanamaması nedeniyle gecikir.
Bedelin paylaştırılması da pay oranına göre yapılır ve her paydaşın alacağı kendi payına düşen tutardır. Tapu iptali de yalnızca dava açan paydaşın payı bakımından gerçekleşir; diğer paydaşların payları tapuda kalmaya devam eder. Bu nedenle aynı taşınmaz hakkında farklı paydaşların ayrı ayrı ve farklı tarihlerde dava açtığı dosyalar sık görülür.
Ödenmemiş kamulaştırma bedelleri için özel yol
Kanunun Ek 3. maddesi, kamulaştırmasız el atmadan farklı ama sık karıştırılan bir durumu düzenler: mülga 6830 sayılı Kanun’un ve bu Kanun’un mülga 16. ve 17. maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayanılarak idare adına tescil edilen, ancak bedeli bankaya yatırıldığı hâlde hak sahibine ödenmediği tespit edilen taşınmazlara ilişkindir.
Bu hâlde açılacak davalarda değer, taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih değerleme tarihi kabul edilerek ve o tarihteki nitelikleri gözetilerek tespit edilir. Bulunan bedel, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı yurt içi üretici fiyat endeksindeki aylık değişim oranları esas alınarak güncellenir ve hak sahibine ödenir. Maddedeki bir ibare Anayasa Mahkemesi’nin 4 Mayıs 2023 tarihli ve E. 2019/93, K. 2023/87 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
Maddeye 2022’de eklenen ikinci fıkra, bedelin bankaya yatırılıp hak sahibine ödenmiş olması hâlinde eksik veya hatalı kamulaştırma işlemlerinin ödeme tarihi itibarıyla kesinleşmiş sayılacağını söyler. Geçici 18. madde ise bu fıkranın, kanun yolu incelemesinde olanlar dâhil görülmekte olan davalar ile yargılamanın iadesi davalarına da uygulanacağını belirtir. Tapusu geçmişte idareye geçmiş ama bedelini hiç almamış kişilerin izleyeceği yol budur.
Dosyanızın hangi rejime girdiğini belirlemek
Bir kamulaştırmasız el atma davası açılmadan önce yukarıdaki bölümlerin tamamı tek bir sorunun cevabına bağlanır: dosyanız hangi döneme ve hangi el atma türüne giriyor. Bu iki bilgi belirlenmeden ne dava şartının bulunup bulunmadığı, ne değerleme tarihinin hangisi olacağı, ne de talebin kabul edilip edilmeyeceği söylenebilir. Sıralama şu şekilde kurulur: önce el atmanın türü, sonra tarihi, sonra uygulanacak madde.
Bu belirleme yanlış yapıldığında sonuç ağır olur. Uzlaşma şartı bulunan bir dosyada doğrudan dava açmak usulden redde, hukuki el atma dosyasında beş yıllık süre dolmadan dava açmak erken dava sebebiyle redde, 1956 öncesi bir el atmada güncel değer üzerinden talep kurmak ise talebin karşılıksız kalmasına yol açar. İdareye karşı yürütülen tazminat süreçlerinin genel işleyişi için idari yargıda tazminat talebinin iki ayrı yolu ve idarenin sorumluluğundan doğan haklar yazıları karşılaştırma imkânı verir.
Taşınmazınıza el atıldığını düşünüyorsanız tapu, imar durumu ve plan belgelerinizle birlikte dosyanızın hangi rejime girdiğinin belirlenmesi ilk adımdır. Değerlendirme için tazminat davaları alanındaki çalışmalarımızı inceleyebilir, dosyanızı görüşmek üzere iletişim sayfasından bize ulaşabilirsiniz. Büromuzun ilgilendiği diğer alanları çalışma alanlarımız sayfasında bulabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Kamulaştırmasız el atma davası hangi mahkemede açılır?
Kanun’un 37. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde ve basit yargılama usulüyle görülür. Dava değerine bakılmaz. Hem fiili hem hukuki el atma davaları adli yargıda açılır; Yargıtay’da bu dosyalara 5. Hukuk Dairesi bakar.
Hukuki el atma davası idari yargıda mı açılır?
Uygulamadaki karşılığı adli yargıdır. Yargıtay karar arama sisteminde “hukuki el atma” ifadesiyle bulunan 798 kararın incelenen tamamı Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’ne aittir; dosyalar asliye hukuk mahkemesinde açılıp bölge adliye mahkemesi üzerinden temyize gelmektedir.
Dava açmadan önce idareyle uzlaşmak zorunlu mu?
Yalnızca 9 Ekim 1956 – 4 Kasım 1983 arasındaki el atmalarda zorunludur; Geçici 6. maddenin birinci fıkrası uzlaşma usulünün uygulanmasını dava şartı sayar. Sonraki dönemlerde ve hukuki el atmada böyle bir şart bulunmaz; Ek 1. maddedeki başvuru ve uzlaşma şartı Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.
Uzlaşma sağlanamazsa dava açmak için ne kadar sürem var?
Uzlaşmazlık tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare bedel tespiti davası açabilir. Tutanağın tarihi bu nedenle dosyada mutlaka kayıt altına alınmalıdır.
Kamulaştırmasız el atmada yirmi yıllık süre hâlâ geçerli mi?
Geçerli değildir. Yirmi yıllık hak düşürücü süreyi düzenleyen 38. madde, Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003 tarihli ve E. 2002/112, K. 2003/33 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Ayrıca Geçici 6. madde, süre gerekçesiyle reddedilmiş davalar bakımından bedele ilişkin hükümlerin yeniden uygulanacağını öngörür.
1950’lerde el atılan taşınmaz için bugün dava açabilir miyim?
2 Temmuz 2026 tarihli ve 7588 sayılı Kanun’la eklenen Geçici 20. madde, 8 Ekim 1956’ya kadar fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş taşınmazları kamulaştırılmış sayar ve 12 Ocak 1963’ten sonra ileri sürülen talepleri kabul etmez. Hüküm, kanun yolunda olanlar dâhil görülmekte olan davalara da uygulanır.
İmar planında yeşil alanda kalan arsam için hemen dava açabilir miyim?
Ek 1. madde, uygulama imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre öngörür. Bu süre içinde idare kamulaştırma yapabilir ya da kısıtlılığı kaldıracak plan değişikliği yapabilir. Beş yıl dolmadan açılan dava erken kabul edilir.
Bedel hangi tarihe göre hesaplanır?
İki katmanlı bir hesap yapılır: taşınmazın nitelikleri el koyma tarihine göre, değeri ise dava tarihine göre belirlenir. Geçici 20. madde kapsamındaki 1956 öncesi el atmalarda ise yalnızca fiili tahsis tarihindeki rayiç bedel istenebilir.
Vekâlet ücreti nispi mi maktu mu belirlenir?
Maktu belirlenir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2025/17953 E., 2026/3935 K. sayılı ve 4 Mart 2026 tarihli kararında nispi olarak hükmedilen 244.599,25 liralık vekâlet ücretini 30.000 liraya düşürerek kararı düzeltmiştir. Dayanak Ek 4. maddenin üçüncü fıkrası ile dairenin yerleşik uygulamasıdır.
Harçları kim öder?
Ek 4. maddenin üçüncü fıkrası, bedel ve tazminat kararlarına ilişkin mahkeme ve icra harçlarının davalı idare tarafından ödenmek üzere maktu belirleneceğini söyler. 11 Haziran 2026 tarihli değişiklikle 29. maddeye eklenen ibare uyarınca, tescil kararının infazında ve uzlaşma tutanağının uygulanmasında doğan tapu harçları da idareye aittir.
Kararı kazandım, para ne zaman ödenir?
Ek 4. maddenin birinci fıkrası uyarınca, davacının veya vekilinin idareye yazılı olarak bildireceği banka hesabına, bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılır. Süre kararın kesinleşmesiyle değil, hesap bildirimiyle başlar. Ödeme yapılmazsa genel hükümlere göre icra takibi yapılabilir.
İdarenin mallarını haczettirebilir miyim?
Geçici 6. madde kapsamındaki dosyalarda hayır; madde, bu kapsamda ödenecek bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceğini açıkça belirtir. Ayrıca idare, icranın geri bırakılmasını isterken teminat göstermek zorunda değildir.
Hisseli taşınmazda tek başıma dava açabilir miyim?
Paylı mülkiyette her paydaş kendi payı oranında bedel isteyebilir ve davayı tek başına açabilir. Elbirliği mülkiyetinde ise mirasçıların birlikte hareket etmesi veya miras şirketine temsilci atanması gerekir.
Uzlaşma görüşmesinde söylediklerim davada aleyhime kullanılır mı?
Kullanılamaz. Geçici 6. maddenin dördüncü fıkrası, uzlaşma tutanağı ile görüşmelere ilişkin bilgi ve belgelerin açılacak davalarda taraflar aleyhine delil teşkil etmeyeceğini açıkça düzenler.
Tapum idareye geçmiş ama bedelini hiç almadım, ne yapabilirim?
Bu durum Ek 3. maddede düzenlenir. Bedel bankaya yatırıldığı hâlde hak sahibine ödenmemişse, değer taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih esas alınarak belirlenir ve yurt içi üretici fiyat endeksindeki aylık değişim oranlarıyla güncellenerek ödenir.
Yasal uyarı: Buradaki açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır; somut bir dosyaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Kamulaştırmasız el atma dosyalarında uygulanacak hüküm, el atmanın tarihine ve türüne göre değişir; dava şartı, değerleme tarihi ve talebin kabul edilebilirliği bu belirlemeye bağlıdır. Metindeki hükümler yayım tarihindeki hâliyle verilmiştir; adım atmadan önce 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun yürürlükteki metnine bakılmalı ve dosyanız için bir avukattan görüş alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarının tam metinlerine Anayasa Mahkemesi Norm Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.