
“Hasar fark bedeli” kapsamında Sigorta Şirketlerinden talep edilen “ KDV Farkı” Sigorta Şirketlerince ödenmemektedir. Başvuruların reddi sonucunda Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulması halinde ise kimi Sigorta Tahkim Komisyonu Hakemlerince talepler kabul edilmekte kimi hakemlerce de reddedilmektedir. Uygulamada dosyanın tevzi edileceği hakeme göre, tamamen şans eseri olarak davaların kazanılıp kaybedilmesi belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ilkeleriyle ters düştüğü gibi adil yargılanma hakkının ağır ihlali anlamına gelmektedir.
Anayasa Mahkemesi 19/1/2023 Karar tarihli, 2019/10793 Başvuru Numaralı Serpil Bodur davasında aynı maddi vakıanın mahkemelerce farklı yorumlanmasının adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceği açıklanmıştır.; “Anayasa Mahkemesi farklı tarihlerde verdiği kararlarda aynı maddi vakıadan kaynaklanan davalarda farklı kararlar verilmesini hakkaniyete uygun yargılama hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarına göre mahkemelerce uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıaların değerlendirilmesi, yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin takdirindedir. Maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarından farklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayın koşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir. Somut olayın tek bir uyuşmazlığa konu edildiği durumlarda maddi vakıalara ilişkin olarak mahkemeler arasında görüş ayrılığı oluşması mümkün değildir. Buna mukabil aynı olay çerçevesinde birden fazla uyuşmazlığın farklı mahkemelerde davaya konu edildiği hâllerde mahkemelerin olay kapsamındaki bir sorunu farklı değerlendirmesi ve yorumlaması mümkündür. Maddi vakıanın farklı yorumlanmasına bağlı olarak söz konusu davalarda farklı sonuçlara ulaşılması ve birbiriyle çelişen kararlar verilmesi mümkün olabilir. Bu durumda da aynı maddi vakıanın farklı değerlendirilmesine bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal edileceği kabul edilmiştir (Özlem Terzioğlu, B. No: 2014/19341, 21/11/2017, §§ 45, 46; Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81; Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 53; Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 44).”(1)
Yazımızda KDV ödenmesine ilişkin konu, hasar fark bedeli davalarında sıkça değinilen gerçek zarar ilkesi ve aynen tazmin sorumluluğuna ilişkin ilkeler çerçevesinde değerlendirilecektir.
Gerçek Zarar İlkesi
Maddi tazminat istemlerinin tamamı mağdurun gerçek zararı üzerinden ilerlemekte ve maddi tazminat davalarında gerçek zarar üzerinden hesaplamalar yapılmaktadır. Gerçek zarar ilkesi maddi tazminat davalarına ilişkin Yargıtay Kararlarında oldukça sık vurgulanan bir ilkedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2010 tarihli, Esas: 2010 / 7-530 Karar: 2010 / 636 sayılı ilamında da “haksız fiile dayalı maddi tazminat hesabında zarar görenin gerçek zararının esas alınması gerekir.”(2) denmiş ve gerçek zarar kavramı Türk Hukukuna hakim olan temel ilkelerden biri haline gelmiştir.
Mezkur kararda gerçek zarar ilkesi şöyle açıklanmıştır: “Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermek durumundadır.
O halde, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilme olarak tanımlanan “zarar”ın oluşması, ona neden olanın tazminat yükümlülüğünü doğurur.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, “Tazminat Miktarının Tayini” üst başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrası ile; hakimin, olayların özelliklerine ve durumun gereğine göre zararın miktarını tespit edeceği hükme bağlanmıştır. Hal ve mevkiin icabından amaç, somut olayın niteliğidir.
Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir.
Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder (Turgut Uyar, Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s. 549). Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşmamalıdır.
Kısaca, tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.”
Türk Ticaret Kanununun “Sigorta Kapsamı” başlıklı 1409. Maddesi de; “(1) Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur. (2) Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir.”(3) Hükmünü içermekte ve sigortanın gerçek zararı kapsadığını düzenlemektedir.
Aynen Tazmin Sorumluluğu
Sigorta Şirketleri onarım görmesi gereken araçlar için uygun bir miktar tazminat ödemek yerine söz konusu araçların anlaşmalı yerlerde tamir edilmesini, araçtaki hasar giderildikten sonra zarar görene teslim edilmesini sağlamaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız bu durum aynen tazmin olarak ifade edilmektedir.
T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Sigorta Denetleme Kurulu, 2013 tarihli Hasar Ve Tazminat İşlemleri Denetim Rehberinde Sigorta Şirketlerinin aynen tazmin sorumluluğuna dair detaylı açıklamalar yapılmıştır.
“5.1.2. Yenileme ve Tamirat (Aynen Tazmin)
Poliçede, tazminat ödeme şekli olarak, sigorta konusu eşyanın hasardan önceki haline getirilmesi (aynen tazmin) belirlenebilmektedir. 6102 sayılı TTK’nın 1427’nci maddesinde, aynen tazmine ilişkin sözleşme yoksa sigorta tazminatının nakden ödeneceği belirtilmiştir. Dolayısıyla sözleşmede aynen tazmine ilişkin hüküm varsa tazminatın öncelikle ayni olarak karşılanması gerekmektedir. Aynen tazmin yöntemi, yaygın olmamakla birlikte yangın sigortaları ile motorlu araçlarla ilgili sigortalarda uygulanmaktadır. Örneğin, yıkılan sigorta konusu bir duvarın inşa edilerek tekrar eski haline getirilmesi aynen tazmindir.” (4)
Hasar Fark Bedeli Davası
2918 Sy. Karayolları Trafik Kanunu madde 90.da; ” Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.”(5)
6102 Sy. Türk Ticaret Kanunu madde 1409.da; “(1) Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur. (2)Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir”.(6)
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi T: 26.09.2013 2013/12905 E. 2013/12891 K. Sayılı ilamında,” Davalı sigorta şirketi davacı aracına çarparak hasarlanmasına sebebiyet veren, davalı tarafa ait aracın Zmss şirketidir. Zmss şirketi, zarar gören araçta meydana gelen gerçek zarardan sigortalının kusuru oranında ve poliçe limiti dahilinde sorumludur. Kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybı da gerçek zarar kapsamındadır. Bu sebeple davalı trafik sigortacısının değer kaybı zararından da sorumlu tutulması gerekir.” (7)
Açıklananlar çerçevesinde aracında hasar oluşan ve Sigorta Şirketinin sorumluluğunda oluşan zararı gideren araç sahiplerinin de gerçek zarar talep edebilecekleri de açıktır. Nitekim Sigorta Tahkim Kurulu Kararlarında da ”gerçek zarar ilkesi” kavramına sıkça karşılaşmaktayız.
Sigorta Tahkim Komisyonu, 2023.E.68110, K-2023/294197 sayılı Uyuşmazlık Hakem Kararı “Trafik sigortası bir zarar sigortası olup; gerçek zararın, Zarar Görenin malvarlığında meydana gelen eksilmenin, sorumlu olanlar tarafından karşılanması gerekmektedir. Tazminat miktarının belirlenmesinde, Zarar Görenin gerçek zararının esas alınması zorunludur. Burada ilke, zarar doğurucu eylem, Zarar Görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, Zarar Verenin tazminat borcunun da o miktarda olmasıdır.”(8)
Orijinal Parça Fark Bedeli
Açıklanan gerçek zarar ilkesi ve aynen tazmin sorumluluğu kapsamında onarılan araçların orijinal parçalarla tadil edilmesi şarttır.
Hasarlı araç onarılırken orijinal ürünler ve parçalar kullanılmalıdır. Aksinin söz konusu olduğu hallerde, yani onarımda çıkma, yan sanayi parçaların kullanılması halinde araç sahibinin bu zararını talep etme hakkı vardır.
Aracın orijinal parçalarla onarılması halindeki değeri ile yan sanayi, çıkma ürünlerle onarılması halindeki değeri arasındaki farka orijinal parça fark bedeli (hasar fark bedeli) denmektedir. Bu hem sigorta şirketinden hem de araç sürücüsü ve malikinden istenebilmektedir. (https://handansayanozgul.av.tr/arac-deger-kaybi-avukati/)
Orijinal parça farkına dair Sigorta Tahkim Kurulu davalarında başvurucu lehine kararlar verilmektedir. Danıştay İDDK 2017/176 itiraz ve 23.02.2017 tarihli kararı ile de söz konusu kararlar istikrar kazanmıştır.
KDV Fark Bedeli
Bir ürün veya hizmetin maliyetine eklenen, en nihayetinde tüketiciden tahsil edilen Katma Değer Vergisi (KDV) dolaylı vergilerden olup Türkiye ve dünyada devletlerin önemli gelir kaynaklarındandır.
Katma Değer Vergisi Kanunun 1. Maddesinde ülkemizde katma değer vergisine tabi olan iş ve işlemler açıklanmıştır. Buna göre özellikle ; “1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, 2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı,” (9) Katma Değer Vergisine tabi tutulmuştur.
Sigorta Şirketlerinin ödediği tazminatlar ise kural olarak KDV ‘ye Tabii Değildir. Sigorta Şirketleri maddi ve manevi tazminat ödemeleri sırasında KDV ödememektedir. Ve KDV Fark Bedeli Davalarındaki çelişkiler de esasen buradan kaynaklanmaktadır.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi tarafından 08/08/2011 tarihinde yayınlanan KDVK-60/2011-1 Sayılı Katma Değer Vergisi Sirküleri/60 Kapsamlı yazıda;
“1.2.1. Herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olarak ortaya çıkmayan tazminat ve benzeri ödemeler prensip olarak KDV’nin konusuna girmemektedir. Bu kapsamda, işin sözleşme şartlarına uygun yapılmaması, işin verilen süre içerisinde tamamlanmaması, sözleşmenin feshedilmesi gibi nedenlerle tazminat, cayma bedeli vb. adlarla yapılan cezai şart mahiyetindeki ödemeler herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmemektedir.”
“(3) Bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil etmeyen veya buna bağlı olarak ortaya çıkmayan sigorta tazminatları KDV’nin konusuna girmemektedir. Bu durumda, sigortalının hasar gören eşya için sigorta şirketinden aldığı tazminat için KDV hesaplanması söz konusu olmayacaktır.
Ancak, sigortalı mükellefin hasar gören eşyayı tamir ettirerek, adına düzenlenen faturaları ibraz etmek suretiyle tamir bedelini sigorta şirketinden tahsil ettiği durumda, sigortalının, sigorta şirketi adına yaptığı ve KDV’ye tabi olan masrafların aynen sigorta şirketine yansıtılması için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekmektedir.”(10)
Sigorta Tahkim Komisyonlarınca verilen aleyhe kararlarda söz konusu sirkülerin “Ancak, sigortalı mükellefin hasar gören eşyayı tamir ettirerek, adına düzenlenen faturaları ibraz etmek suretiyle tamir bedelini sigorta şirketinden tahsil ettiği durumda, sigortalının, sigorta şirketi adına yaptığı ve KDV’ye tabi olan masrafların aynen sigorta şirketine yansıtılması için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekmektedir.” paragrafı esas alınmakta ve sigortalının fatura sunmaması halinde davanın reddine karar verilmektedir. Sigorta Şirketleri KDV Farkı istenen tüm davalarda yukarıdaki savunmayı tekrarla davanın reddini dilemektedir.
Ancak burada göz ardı edilen husus Sigorta Şirketinin sigortalıya bir tazminat ödemek yerine “aynen tazmin” sorumluluğunu üstlenmesi ve sigortalının “gerçek zararını” giderek aracı hasarsız şekilde sigortalıya teslim etmesidir. Nitekim Kdv Farkı istenen davalarda çıkan lehe kararlar da bunu destekler niteliktedir:
05/04/2022 tarihli, 2021.E.214215, K-2022/80460 sayılı Sigorta Tahkim Komisyonu, Uyuşmazlık Hakem Kararında;
“Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Esas : 2013/12905 Karar : 2013/12891 Tarih : 26.09.2013 kararında da belirtildiği üzere; “ ZMSS şirketi, zarar gören araçta meydana gelen gerçek zarardan sigortalının kusuru oranında ve poliçe limiti dahilinde sorumludur.
3065 sayılı KDV Kanunun 30.maddesi gereğince; zayi olan malların KDV’si indirilemez.
Yargıtay 17. Hukuk dairesi E. 2012/4590 K. 2012/5025 T. 28.6.2012, emsal kararı; “Maddi tazminat kalemleri içindeki malzeme bedellerini KDV dahil istendiği halde mahkemece bilirkişi heyetinin KDV hariç hesapladığı miktara hükmedilmesi, yasaya aykırı olup, 3065 sayılı KDV yasası uyarınca mal teslimleri de KDV’ye tabi olduğundan mahkemece hasar bedelinin KDV dahil hesaplanması gerekir.”
Hazine Müsteşarlığı sayı B.02.1.HM.0.SGM.0.1.1.2 20.03.02-18953 Genelgesi ve Hazine Müsteşarlığı, Katma Değer Vergisinin Sigorta Şirketleri Tarafından Ödenmesine İlişkin 2011/12 Sayılı Sektör Duyurusu da bu yönde yorumlanmalıdır.
T.C.Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2015/14700 K: 2016/4229 K.T.: 04.04.2016 sayılı “İçtihat Metni” özetinde belirtildiği üzere; “ sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan yararlananın uğradığı gerçek zararı tazminle yükümlü olup mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hasar bedeli tespit edilirken davalı şirket ile servis arasında yapılan anlaşma gereği olduğu belirtilen %10 iskonto esas alınarak yedek parça ve işçilik bedellerinin rayiç değerinde indirim uygulanması doğru değildir. 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 1. maddesine göre Türkiye’de yapılan sınai, ticari, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyet çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Davacının aracına verilen zararı gidermek için gerekli onarım, parça ve işçilik hizmeti de anılan yasa gereğince KDV’ye tabidir. Bu nedenle davacı lehine KDV dahil edilerek hasar tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.”(11) şeklindeki Yargıtay Kararları sıralanmış, KDV’nin başvurucuya ödenmesi uygun görülmüştür.
Yargıtay Kararları ve yukarıda belirtilen mevzuat nazara alınarak başvurucu lehine kararlar verilirken söz konusu sirküler dayanak gösterilerek ve Sigorta Şirketlerince ödenecek tazminatlarda KDV hesaplanmayacağı (aynen tazmin sorumluluğundan sarfı nazar edilerek) yönünde verilen çelişkili kararlar yukarıda da belirtildiği gibi belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ilkeleriyle ters düştüğü gibi adil yargılanma hakkının ağır ihlali anlamına gelmektedir.
Çelişki nedeniyle davayı kaybedeceğini düşünen başvurucu ve vekilleri çoğu zaman KDV istemeyi ve davalarını ıslah etmeyi riskli bulmaktadır. Zira yargılama gideri gibi ağır bir yük altında ezilme tehlikesi mevcuttur. Bu da hak arama hürriyetini ciddi şekilde zedelemektedir. Sigorta Tahkim Komisyonunun acilen bu konuyu güncel ve acil bir sorun olarak görmesi ve hak ihlallerini ortadan kaldırması gerekmektedir. Biz avukatların da bu konuda elini taşın altına koyarak aksiyon alması şarttır.
Kaynaklar:
- Anayasa Mahkemesi 19/1/2023 Karar tarihli, 2019/10793 Başvuru Numaralı Serpi Bodur
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2010 tarihli, Esas: 2010 / 7-530 Karar: 2010 / 636 sayılı ilamı
- Türk Ticaret Kanununun 1409. Maddesi
- Sigorta Denetleme Kurulu, 2013 tarihli Hasar Ve Tazminat İşlemleri Denetim Rehberi
- 2918 Sy. Karayolları Trafik Kanunu madde 90.
- 6102 Sy. Türk Ticaret Kanunu madde 1409.
- Yargıtay 17. Hukuk Dairesi T: 26.09.2013 2013/12905 E. 2013/12891 K.
- Sigorta Tahkim Komisyonu, 2023.E.68110, K-2023/294197 sayılı Uyuşmazlık Hakem Kararı
- Katma Değer Vergisi Kanunun 1. Maddesi
- Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi tarafından 08/08/2011 tarihinde yayınlanan KDVK-60/2011-1 Sayılı Katma Değer Vergisi Sirküleri/60
- 05/04/2022 tarihli, 2021.E.214215, K-2022/80460 sayılı Sigorta Tahkim Komisyonu, Uyuşmazlık Hakem Kararında





