Hukuk, İcra ve İflas Hukuku

Tasarrufun İptali Davası: Şartları, Süresi, Görevli Mahkeme

Tasarrufun İptali Davası: Şartları, Süresi, Görevli Mahkeme

Tasarrufun iptali davası, borcunu ödemeyen borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak için yaptığı devirleri o alacaklı bakımından etkisiz hâle getiren ve malı üçüncü kişinin mülkiyetinde bırakmakla birlikte üzerinde haciz ve satış yapılmasına imkân veren bir icra hukuku davasıdır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddeleridir. Davanın en çok bilinen ayağı olan İİK m.278 ise 25 Aralık 2025 tarihinde 7571 sayılı Kanun’la baştan yazılmıştır; kanunun bu maddesi artık iki yıl değil bir yıl geriye bakmakta ve akraba devirlerine bağladığı sonucu kesin karine olmaktan çıkarmaktadır.

Makale İçeriği

Bu yazı, davanın şartlarını ve sonuçlarını yürürlükteki metin üzerinden anlatır. İnternette dolaşan pek çok kaynak hâlâ maddenin 2025 öncesi hâlini aktardığı için, önce neyin değiştiği ortaya konur; ardından aciz vesikası, görev ve yetki, harç, hak düşürücü süre, dördüncü kişi ve davanın kazanılması hâlinde alacaklının gerçekte ne elde ettiği tek tek ele alınır.

Öne çıkanlar

Tasarrufun iptali davası 25 Aralık 2025’ten itibaren farklı bir kanun metnine dayanıyor ve pratikteki en kritik ayrıntılar madde metninde değil Yargıtay içtihadında saklı.

  • Süre: İvazsız tasarruflarda geriye bakılan dönem iki yıldan bir yıla indi; zarar verme kastına dayalı iptalde beş yıllık takip şartı yerinde duruyor.
  • Karine: Akraba ve ortak konut devirlerinin bağışlama sayılması artık aksi ispatlanabilir bir karine; taraf gerçek değere uygun ivaz ödediğini gösterirse karine çürür.
  • Dava şartı: Elde geçici ya da kesin aciz vesikası bulunması şart, ancak Yargıtay bunu sonradan tamamlanabilir bir eksiklik sayıyor.
  • Dava değeri: Takip tarihindeki alacak ile malın değerinden hangisi azsa o esas alınır; bu rakam harca esastır, talebin üst sınırı değildir.
  • Kazanmanın sınırı: İptal kararı yalnız davanın taraflarını bağlar; devirden sonra kurulmuş bir ipotek sıra cetvelinde alacaklının önüne geçebilir.

Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun malvarlığından çıkardığı bir malın mülkiyetini geri getirmez. Kanun bunu açıkça söyler: İİK m.283/1 uyarınca davayı kazanan alacaklı, “bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini” elde eder ve taşınmazlarda “davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını” isteyebilir. Yani tapu üçüncü kişide kalır, alacaklı o tapuya rağmen haciz koydurur ve satış ister.

Bu yapı davanın niteliğini de belirler. Dava ayni hakka değil kişisel hakka dayanır; hüküm herkese karşı değil, yalnız davanın tarafları arasında sonuç doğurur. Bu esas, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.03.2025 tarihli 2025/381 E., 2025/4511 K. sayılı kararında aynen aktarılan (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi bozma ilamında şöyle ifade edilmiştir: “İptal davaları aynî hakka değil, kişisel hakka dayanan davalardır.” Bu bozmaya uyularak kurulan hüküm 2025’te onanmıştır. Aynı sebeple dava, tapu iptali ve tescil davasından da, mirasçıların açtığı muris muvazaası davasından da farklıdır.

Davanın hedefi tek bir alacaklının tatminidir. Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki sözleşme geçerliliğini korur, üçüncü kişi malik olarak kalmaya devam eder, dava dışı üçüncü kişilerin o mal üzerindeki hakları etkilenmez. İptal, yalnızca davayı açan alacaklının o mal üzerinden alacağını tahsil etmesine yetecek kadar ve o alacak tutarıyla sınırlı bir “delme” etkisi yaratır. Bu sınır, davayı kazandıktan sonra beklediğini bulamayan alacaklıların en sık karşılaştığı sürprizin de kaynağıdır.

25 Aralık 2025’te Ne Değişti? İİK m.278 Yeniden Yazıldı

7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi, İİK m.278’i tümüyle değiştirmiştir. Değişiklik 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maddenin güncel metnine İcra ve İflas Kanunu’nun resmî metninden ulaşılabilir. Yeni birinci fıkra şöyledir:

Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.

Bu tek cümlede dört ayrı değişiklik vardır ve her biri pratikte farklı bir sonucu doğurur. Sürenin uzunluğu, sürenin başladığı an, hangi devirlerin bağışlama sayılacağı ve bu nitelendirmenin çürütülüp çürütülemeyeceği birlikte değişmiştir. Maddenin kenar başlığı hâlâ “İvazsız tasarrufların butlanı” olsa da metin artık “batıldır” demez, “iptale tabidir” der; buna karşılık bir sonraki madde olan m.279 eski ifadeyi korur ve orada sayılan tasarruflar için hâlâ “yine batıldır” denir.

İki yıllık süre bir yıla indi

Maddenin önceki hâlinde bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar için geriye doğru iki yıllık bir dönem taranırdı. Bu metin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.12.2022 tarihli 2021/167 E., 2022/1633 K. sayılı kararında şöyle aktarılmıştır: maddede “mutad hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru 2 yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarrufların batıl olduğu” belirtiliyordu.

Yeni metin bu dönemi bir yıla indirmiştir. Uygulamadaki karşılığı doğrudandır: borçlunun bir yıldan daha eski tarihli bağışı, artık m.278’e dayanılarak iptal ettirilemez.

Bu daralma, alacaklı bakımından maddenin gücünü belirgin biçimde azaltmıştır. Borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi ile alacaklının aciz belgesini eline geçirmesi arasında çoğu zaman aylar geçtiği düşünülürse, bir yıllık pencere pek çok dosyada devrin dışında kalır. Buna karşılık maddenin kapsamına giren kişi çevresi genişlediği için, pencere içindeki devirlerde alacaklının eli eskisinden güçlüdür.

Süre daraldığında alacaklının elinde iki seçenek kalır. Devir bir yıldan eskiyse dosya, ivazsız tasarruf iddiasından çıkarılıp zarar verme kastına dayalı iptale taşınır. İİK m.280 bu ihtimalde beş yıllık bir pencere tanır; ancak orada karine değil ispat vardır ve üçüncü kişinin borçlunun malî durumunu bildiğinin ya da bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğunun gösterilmesi gerekir.

Sürenin başlangıcı artık hangi tarih?

Eski metnin başlangıç noktası uzun ve tartışmalı bir cümleydi: süre hacizden, haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden ya da iflasın açılmasından hareketle, “haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar” geriye doğru hesaplanıyordu. Yeni metin başlangıcı tek bir belgeye bağlar: geçici veya kesin aciz belgesinin, aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği ya da iflasın açıldığı tarih.

Bu düzenleme, İİK m.105’te zaten var olan bir kuralı madde metnine taşımıştır. m.105’e göre haczi kabil mal bulunmazsa tutulan haciz tutanağı m.143’teki aciz vesikası hükmündedir; icraca takdir edilen kıymete göre malların yetersizliği anlaşıldığında da tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçer ve alacaklıya m.277’deki hakları verir. Yeni m.278 bu tutanağı doğrudan anarak süre hesabındaki tartışmayı kapatmıştır.

Pratikte bu, alacaklının haciz tutanağının tarihine dikkat etmesi gerektiği anlamına gelir. Semeresiz haciz işleminin ne zaman yapıldığı, hangi devirlerin bir yıllık pencereye gireceğini tek başına belirler. Haczin geç yapılması, aslında iptal edilebilecek bir devri kapsam dışına itebilir.

Bağışlama sayılan tasarrufların listesi genişledi

Yeni m.278’in ikinci fıkrası, hangi tasarrufların bağışlama sayılacağını üç bent hâlinde düzenler. (a) bendi kişi çevresini sayar: altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler.

Listedeki iki kalem tamamen yenidir. “Ortak konutta yaşayan kişiler” ifadesi, aralarında hısımlık bağı bulunmayan ama fiilen aynı evi paylaşan kişileri kapsama alır; resmî evlilik dışındaki birliktelikler, ev arkadaşlıkları ve benzeri ilişkiler bu bent üzerinden değerlendirilebilir hâle gelmiştir. “Son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi” ifadesi ise takipten hemen önce boşanıp malı eski eşe devretme yolunu kapatır.

(b) ve (c) bentleri ise devrin içeriğine bakar. (b) bendi, borçlunun kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre “pek aşağı bir fiyatla” kabul ettiği sözleşmeleri; (c) bendi ise ömür boyu gelir sözleşmelerini, intifa hakkı kurulmasını ve ölünceye kadar bakma sözleşmelerini bağışlama sayar. Bu iki bent önceki metinde de vardı; değişen, aşağıda anlatılan ispat rejimidir.

Tasarrufun iptali davası eşler arasında nasıl uygulanır?

Eş devirleri, 25 Aralık 2025 değişikliğinin en çok konuşulan kalemidir. Yeni m.278/2-(a) bendi, gerçek değerine uygun ivazlı olduğu ispatlanmadıkça borçlunun eşiyle yaptığı tasarrufları bağışlama sayar ve buna “son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile” eşi de dâhil eder.

Bu ek ibare belirli bir davranışı hedefler: takip yaklaşırken boşanıp malı eski eşe devretme. Kanun, boşanmanın devri kapsam dışına çıkarmasını bir yıllık bir tampon koyarak engellemiştir. Boşanma protokolüyle yapılan mal paylaşımları da bu kapsamda değerlendirilebilir; protokolün mahkemece onaylanmış olması, devrin alacaklıya karşı ileri sürülebilirliğini tek başına sağlamaz.

Karine kesin olmadığı için eşin elinde savunma vardır. Devrin gerçek değeri üzerinden ve fiilen ödenen bir bedelle yapıldığı banka kayıtlarıyla ortaya konursa bağışlama karinesi çürür. Bedelin eşin kendi geliriyle ya da kendi kredisiyle karşılandığının gösterilmesi bu savunmanın en güçlü hâlidir.

Karine artık kesin değil: aksi ispatlanabiliyor

Maddenin en önemli değişikliği listede değil, listenin başındaki ifadelerdedir. (a) bendi “gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça“, (b) bendi “aksi ispatlanmadıkça“, (c) bendi ise “uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça” der. Üç bentte de karine, çürütülebilir bir karineye dönüşmüştür.

Önceki metinde bu tasarruflar doğrudan “bağışlama gibidir” sayılıyordu ve taraflara gerçek bir ivaz ödendiğini gösterme imkânı tanınmıyordu. Anılan Hukuk Genel Kurulu kararının aktardığı eski liste de bunu gösterir: “karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar” hısımlar arasındaki ivazlı tasarruflar, başka bir koşul aranmaksızın bağışlama sayılıyordu. Yeni düzenlemede oğluna gerçek piyasa bedeliyle daire satan borçlunun karşı tarafı, bedelin ödendiğini banka kayıtlarıyla ortaya koyarak karineyi çürütebilir. İspat yükü üçüncü kişidedir; ancak yük artık taşınabilir bir yüktür.

Bu değişiklik tesadüfi değildir. Aşağıda görüleceği gibi maddenin eski hâli, tam da karinenin kesinliği yüzünden Anayasa Mahkemesi tarafından parça parça iptal edilmişti. 7571 sayılı Kanun, iptal edilen kişi çevresini geri getirirken karineyi çürütülebilir hâle sokarak aynı anayasal sorunu doğurmamayı hedeflemiştir.

Anayasa Mahkemesi İİK m.278’i Nasıl Boşaltmıştı?

Maddenin 2025’te yeniden yazılmasının arkasında yedi yıla yayılan dört ayrı iptal kararı vardır. Anayasa Mahkemesi her seferinde aynı gerekçeye dayanmış, bu tasarrufları kesin olarak bağışlama sayan düzenlemenin taraflara “iddia ve savunmada bulunma, delil, bilgi ve belge sunma imkânı” vermediğini ve mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeyi malik aleyhine bozduğunu belirterek Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılık saptamıştır. Bu gerekçenin ilk kez kurulduğu 2018 tarihli karara ilişkin açıklama Anayasa Mahkemesi’nin norm denetimi basın duyurusunda yer alır.

Kararlar art arda geldikçe eski üçüncü fıkranın birinci bendinde sayılan kişilerden geriye pek az kişi kalmıştır. Aşağıdaki tabloda kararların künyeleri ve yürürlük tarihleri yer alır; yürürlük tarihleri İcra ve İflas Kanunu’nun kendi ek tablosundan alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararı Karar tarihi İptal edilen ibare Yürürlüğe girdiği tarih
E.2018/9, K.2018/84 11.07.2018 “neseben veya” RG 15.11.2018 + dokuz ay
E.2021/52, K.2021/97 16.12.2021 “karı ve koca” 22.12.2022
E.2021/9, K.2022/4 26.01.2022 “usul” ve “sıhren üçüncü dereceye kadar hısımlar” 12.01.2023
E.2023/200, K.2024/103 09.05.2024 “evlat edinen ve evlatlık” 22.07.2025

Son kararın yürürlüğe girdiği 22 Temmuz 2025 ile yeni metnin yürürlüğe girdiği 25 Aralık 2025 arasındaki beş aylık dönemde, bendin uygulanabilir alanı pratikte yalnızca borçlunun füruuyla yaptığı ivazlı tasarruflara inmişti. Eş, üstsoy, kan hısımları, kayın hısımları ve evlatlık ilişkisi tek tek kapsam dışına çıkmıştı. 7571 sayılı Kanun bu kişilerin tamamını listeye geri koymuş, fakat bu kez karineyi çürütülebilir yaparak Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesindeki sakıncayı gidermeye çalışmıştır.

Buradan çıkan pratik sonuç şudur: bir devrin hangi kurala tabi olduğunu belirlerken devrin tarihi kadar, o tarihte maddenin hangi hâlde olduğu da önemlidir. 2019 ile 2025 arasında yapılmış bir eş devri için maddenin bugünkü metnine bakmak yanıltıcıdır; o dönemde ilgili ibare Anayasa Mahkemesi kararıyla yürürlükten kalkmış durumdaydı.

Değişikliğin Geçiş Hükmü Yok: Eski Tasarruflara Hangi Süre Uygulanır?

7571 sayılı Kanun, İİK m.278’e ilişkin değişiklik bakımından geçiş hükmü öngörmemiştir. Kanunda ne “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan tasarruflar hakkında eski hükümler uygulanır” türünde bir kayıt, ne de derdest davalar için bir istisna vardır. Bu, İcra ve İflas Kanunu’nda alışılmış bir tercih değildir; kanunun önceki değişikliklerinde çoğu kez geçici maddelerle geçiş düzenlenmiştir.

Geçiş hükmü bulunmayan usul ve icra hükümlerinde kural derhal uygulamadır. Buna göre 25 Aralık 2025’ten sonra açılan davalarda maddenin yeni hâli esas alınır; bir yıldan eski bağışlar m.278 kapsamına girmez ve akraba devirlerinde karşı taraf gerçek ivaz ödediğini ispatlayabilir. Derdest davalarda ise durum tartışmalıdır ve öğretide geçiş hükmü konulmamış olması eleştirilmektedir.

Bu belirsizlik iki yönlü çalışır. Bir yıldan eski bir bağışa dayanan derdest dosyada davalı taraf yeni metnin uygulanmasını isteyecek, buna karşılık akraba devrine dayanan bir dosyada davacı yeni metnin genişleyen kişi listesinden yararlanmak isteyecektir. Dava dilekçesi ya da cevap dilekçesi hazırlanırken tasarrufun tarihi, aciz belgesinin tarihi ve dava tarihinin ayrı ayrı yazılması, hangi metnin uygulanacağı tartışmasında zemin kazandırır.

Tasarrufun İptali Davası Dava Şartları Nelerdir?

Tasarrufun iptali davası, genel dava şartlarının yanında kendine özgü dört şarta bağlıdır. Bunların üçü davanın açılabilmesi, dördüncüsü ise davanın esastan kabulü bakımından önem taşır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 19.03.2025 tarihli 2024/2958 E., 2025/4639 K. sayılı kararında bu şartların HMK m.114/2 anlamında özel dava şartı olduğunu ve mahkemece resen araştırılacağını belirtmiştir.

Şartların sırası tesadüfi değildir. Gerçek bir alacak yoksa takip; takip kesinleşmemişse aciz belgesi; aciz belgesi yoksa dava mümkün olmaz. Zincirin herhangi bir halkasındaki eksiklik, sonraki halkaları da geçersiz kılar. Bu yüzden dava hazırlığı, dava dilekçesinden değil takip dosyasının denetlenmesinden başlar.

Dördüncü şart olan “tasarrufun borçtan sonra yapılmış olması” ise ispat konusudur ve davanın esasını ilgilendirir. Borç doğmadan önce yapılan bir devirde, borçlunun henüz var olmayan bir alacaklıdan mal kaçırma kastıyla hareket ettiği söylenemez.

Tasarrufun iptali davası açma şartları hangi sırayla denetlenir?

Dosya incelemesinde şartlar şu sırayla denetlenirse zaman kaybı önlenir. Birinci adım takip dosyasıdır: takip kesinleşmiş mi, kesinleşme tarihi ne? İkinci adım haciz aşamasıdır: haciz yapılmış mı, tutanakta ne yazıyor, aciz belgesi düzenlenmiş mi? Bu iki adım tamamlanmadan dava dilekçesi yazmaya başlamak erkendir.

Üçüncü adım tarihlerin karşılaştırılmasıdır: borcun doğum tarihi, tasarrufun tarihi ve aciz belgesinin tarihi yan yana konur. Tasarruf borçtan önceyse dava esastan reddedilir; tasarruf aciz belgesinden geriye bir yıldan eskiyse m.278 devre dışı kalır ve dosya m.280’e taşınır; tasarruf beş yıldan eskiyse dava hakkı düşmüştür.

Dördüncü adım tapu ve sicil kayıtlarının çıkarılmasıdır: devir zincirinde kaç kişi var, dördüncü kişi oluşmuş mu, mal üzerinde ipotek veya haciz şerhi var mı? Son adım ise ekonomik değerlendirmedir: takyidatlar düşüldükten sonra alacağı karşılayacak bir değer kalıyor mu?

Gerçek bir alacağın bulunması

Davacının, borçludan gerçekten doğmuş ve muaccel bir alacağı bulunmalıdır. Alacağın kaynağı sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir ilam olabilir; kanun bu bakımdan ayrım yapmaz. Ancak alacağın gerçekliği, davalı üçüncü kişi tarafından tartışma konusu yapılabilir.

Üçüncü kişi, kendisi takibin tarafı olmadığı için takipteki alacağın varlığına ve miktarına itiraz edebilir. Mahkeme bu itirazı incelemek zorundadır; takibin kesinleşmiş olması, alacağın gerçekliğini üçüncü kişiye karşı kesin biçimde ortaya koymaz. Uygulamada bu inceleme, muvazaalı takip iddialarının değerlendirildiği yerdir.

Alacağın miktarı ayrıca dava değerini de belirler. Takip tarihindeki alacak tutarı, aşağıda ayrıntılı anlatıldığı üzere harca esas değerin hesabında doğrudan rol oynar ve dosyanın maliyetini etkiler.

Kesinleşmiş bir icra takibinin varlığı

Borçlu aleyhine yürütülen bir icra takibi bulunmalı ve bu takip kesinleşmiş olmalıdır. İlamsız takipte ödeme emrine süresinde itiraz edilmemiş ya da itiraz kaldırılmış veya iptal edilmiş olmalıdır. Ödeme emrinin tebliği ve itiraz süreleri konusundaki ayrıntılar için ilamsız takiplerde ödeme emri yazısı yol gösterir.

Borçlu takibe itiraz etmiş ve alacaklı bu itirazı aşamamışsa, tasarrufun iptali davasının önü kapalıdır. Bu durumda alacaklının önce itirazın iptali veya itirazın kaldırılması yoluna gitmesi gerekir. Borçlu tarafında ise borcun bulunmadığını ileri sürmenin yolu menfi tespit davası açmaktır; bu dava kabul edilirse tasarrufun iptali davasının dayanağı da ortadan kalkar.

Takibin türü konusunda kanun sınırlama getirmez. İlamlı ya da ilamsız takip fark etmez; önemli olan takibin kesinleşmiş ve alacaklının alacağını tahsil edememiş olmasıdır. Takip süreçlerinin genel işleyişi için icra takibi yazısına bakılabilir.

Tasarrufun iptali davası borcun doğum tarihi neden belirleyicidir?

Yargıtay yerleşik içtihadına göre iptali istenen tasarruf, borcun doğduğu tarihten sonra yapılmış olmalıdır. Borcun doğum tarihi, takip dayanağı belgenin düzenlendiği tarih değil, alacağı doğuran hukuki ilişkinin kurulduğu tarihtir. Bir kredi sözleşmesinde borç, sözleşmenin imzalandığı tarihte; haksız fiilde ise fiilin işlendiği tarihte doğar.

Bu ayrım pek çok dosyada belirleyicidir. Bir bono, borç doğduktan yıllar sonra düzenlenmiş olabilir; bu durumda bononun tarihi değil, arkasındaki temel ilişkinin tarihi esas alınır. Aksi yönde bir kabul, borçlunun mal kaçırma imkânını genişletirdi.

Borç doğmadan önce yapılmış devirlerde iptal talebi kural olarak reddedilir. Ancak borçlunun ileride doğacak borcu öngörerek hareket ettiğinin somut delillerle gösterildiği hâller, m.280 kapsamında ayrıca değerlendirilebilir.

Aciz vesikası

Elde geçici ya da kesin aciz vesikası bulunması, kanunun açık ifadesiyle bir dava şartıdır. İİK m.277, iptal davasını açabilecek kişileri sayarken “elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı” der. Bu belge, borçlunun malvarlığının alacağı karşılamaya yetmediğini resmen ortaya koyar.

Yargıtay, muvazaa iddiasının varlığının bu şartı ortadan kaldırmadığını vurgular. 4. HD’nin 2025/4639 K. sayılı kararında aktarılan (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 16.10.2019 tarihli 2017/988 E., 2019/9528 K. sayılı bozma ilamında, ilk derece mahkemesinin “muvazaalı işlemin iptalinde aciz belgesine gerek olmadığı” yönündeki görüşüne katılmanın mümkün olmadığı belirtilmiş ve dava İİK m.277 ve devamına dayandığı sürece aciz belgesinin aranacağı vurgulanmıştır.

Aciz vesikasının niteliği ve nasıl alındığı davanın en çok sorulan yönü olduğu için aşağıda ayrı başlıklarda ele alınmıştır.

Tasarrufun iptali davası dava dilekçesinde neler bulunmalıdır?

Dava dilekçesi, HMK m.119’daki zorunlu unsurların yanında bu davaya özgü dört bilgiyi taşımalıdır: takip dosyasının numarası ve takibin kesinleşme tarihi, aciz vesikasının veya haciz tutanağının tarihi, iptali istenen tasarrufun tarihi ile tapu/sicil bilgisi ve borcun doğum tarihi. Bu dördü yan yana konulduğunda hem dava şartlarının hem de hak düşürücü sürenin denetimi tek bakışta yapılabilir.

Devir zinciri uzunsa her devir ayrı ayrı gösterilmelidir. Borçludan üçüncü kişiye, üçüncü kişiden dördüncü kişiye geçen bir taşınmazda hangi tasarrufların iptalinin istendiği açıkça yazılmazsa talep sonucu belirsiz kalır. Dördüncü kişiye karşı da dava açılıyorsa onun kötü niyetine dayanak yapılan olgular dilekçede somutlaştırılmalıdır.

Talep sonucunda iki kalem birlikte istenir: tasarrufun iptali ile davacıya o mal üzerinde cebri icra yetkisi tanınması ve mal elden çıkarılmışsa terditli olarak İİK m.283/2 uyarınca bedelin tahsili. Terditli talep, dördüncü kişinin iyi niyetli çıkması ihtimaline karşı dosyayı boşa düşmekten korur. Basit yargılama usulünde iddianın genişletilmesi yasağı dava açılmasıyla başladığı için bu talebin sonradan eklenmesi mümkün olmaz.

Tasarrufun iptali davası terditli açılabilir mi?

Açılabilir ve devir zinciri uzamışsa açılması gerekir. Terditli talep, asıl talep kabul edilmezse ikinci talebin incelenmesini isteme yoludur; burada asıl talep tasarrufun iptali, ikinci talep ise İİK m.283/2 uyarınca bedelin tahsilidir.

Terditli talebin pratikteki karşılığı dördüncü kişi ihtimalidir. Malı üçüncü kişiden devralan dördüncü kişinin kötü niyeti ispatlanamazsa tasarrufun iptaline karar verilemez; bu durumda talep bedele dönüşür ve üçüncü kişi, malı elinden çıkardığı tarihteki değerle sorumlu tutulur. Terditli talep dilekçede yer almıyorsa mahkeme bu sonuca kendiliğinden de varabilir; 4. HD’nin 2025/4511 K. sayılı kararında aktarılan bozma ilamı, davanın “talebe bakılmaksızın” tazminata dönüşeceğini söyler.

Yine de talebin dilekçede açıkça gösterilmesi hem harç hem de tahkikatın yönü bakımından yararlıdır. Bedelin hangi tarihe göre hesaplanacağı ve alacak tutarını aşamayacağı da dilekçede belirtilmelidir.

Aciz Vesikası Olmadan Tasarrufun İptali Davası Açılabilir mi?

Dava, elde aciz vesikası olmadan da açılabilir; ancak vesika yargılama sırasında sunulmazsa dava usulden reddedilir. Yargıtay bu şartı, HMK m.115/2 anlamında sonradan tamamlanabilir bir dava şartı olarak kabul etmektedir. Mahkeme eksikliği fark ettiğinde davayı doğrudan reddetmez, davacıya kesin süre verir.

  1. Hukuk Dairesi’nin 19.03.2025 tarihli 2024/2958 E., 2025/4639 K. sayılı kararı bu yaklaşımı en açık biçimde ortaya koyar. Kararda, “Aciz vesikası yargılama aşamasında ibraz edilebileceği gibi Yargıtay aşamasında da ibrazı mümkündür” denilmiş ve davacıya belgeyi sunmak için uygun süre verilmeden davanın usulden reddedilmesi bozma sebebi sayılmıştır. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.

Karşı oy, bu esnekliğin sınırını tartışması bakımından önemlidir. Muhalif üyeler, HMK m.115/2’deki kesin süre hükmünün “ilanihaye davacı tarafa defaten süreler verilmesi” anlamına gelmediğini; somut dosyada davacının ne ilk temyiz incelemesinde ne bozmadan sonraki yargılamada ne de ikinci temyiz aşamasında belgeyi sunmadığını belirterek usulden ret kararının onanması gerektiğini savunmuştur. Yani şart tamamlanabilir olsa da, davacının bu imkânı sınırsız biçimde kullanabileceği söylenemez.

Uygulama bakımından çıkarılacak sonuç nettir: aciz vesikası dava açılmadan önce alınmışsa dosya güvendedir. Alınmamışsa dava açılabilir, fakat belge en geç mahkemenin vereceği kesin süre içinde dosyaya girmelidir. Belgenin sonradan icra mahkemesince iptal edilmesi hâlinde ise şart yeniden ortadan kalkar; anılan dosyada davanın on altı yıl sürmesinin sebeplerinden biri tam da budur.

Tasarrufun iptali davası aciz vesikası dava şartı mıdır?

Dava şartıdır ve özel bir dava şartıdır. HMK m.114/1 genel dava şartlarını sayar, aynı maddenin ikinci fıkrası ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğunu belirtir. İİK m.277’nin “elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı” ifadesi işte bu ikinci fıkra kapsamına giren özel bir dava şartı kurar.

Özel dava şartı olması iki sonuç doğurur. Birincisi, mahkeme bu şartı HMK m.115/1 uyarınca davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; taraflar da her zaman ileri sürebilir. İkincisi, HMK m.115/3 gereği eksiklik yargılamanın başında fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmişse, başlangıçtaki eksiklik yüzünden dava usulden reddedilemez.

Uygulamada bu ikinci fıkra, aciz vesikasının geç sunulduğu dosyaları kurtaran hükümdür. Belge hüküm anına kadar dosyaya girmişse, dava açıldığı tarihte bulunmaması sonuca etki etmez.

Aciz Vesikası İçin Gerekli Şartlar ve Aciz Vesikası Nereden Alınır?

Aciz vesikası mahkemeden değil, icra dairesinden alınır. İİK m.143 bunu açıkça düzenler: alacaklı alacağının tamamını alamamış ve vesikanın düzenlenmesi için gerekli şartlar oluşmuşsa, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya, bir suretini de borçluya verir. Belge hiçbir harç ve vergiye tabi değildir.

Belgenin düzenlenebilmesi için takibin kesinleşmiş ve haciz aşamasına gelinmiş olması gerekir. Haciz için gidilen adreste haczi kabil mal bulunamaması ya da bulunan malların takdir edilen kıymetinin alacağı karşılamaya yetmemesi, belgenin dayanağını oluşturur. Alacaklının hacze katılması ve tutanağın usulüne uygun tutulması bu aşamada belirleyicidir.

İİK m.143 ayrıca aciz vesikasının bir nüshasının, her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesince tutulan özel sicile kaydedilmek üzere gönderileceğini söyler. Bu sicil alenidir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.11/2 ise aciz belgesi alınmasını takibi sonuçlandıran işlemlerden sayar ve bu durumda avukata tam ücret ödeneceğini belirtir.

Haciz tutanağı aciz vesikası yerine geçer mi?

Geçer. İİK m.105 iki ayrı ihtimali düzenler. Haczi kabil mal hiç bulunmazsa tutulan haciz tutanağı, m.143’teki kesin aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların yetersizliği anlaşılırsa, tutanak bu kez muvakkat aciz vesikası yerine geçer ve alacaklıya m.277’deki hakları verir.

Bu kural, 25 Aralık 2025 değişikliğiyle m.278’in metnine de girmiştir. Yeni birinci fıkra, bir yıllık sürenin başlangıcını sayarken “aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağı”nı açıkça anar. Böylece hem sürenin başlangıcı hem de dava şartı bakımından tutanağın yeterliliği kanun düzeyinde teyit edilmiştir.

Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta tutanağın içeriğidir. Tutanakta hangi adrese gidildiği, ne bulunduğu ve neden haczedilemediği somut biçimde yazılmamışsa, belge sonradan icra mahkemesinde şikâyet konusu yapılabilir ve iptal edilirse dava şartı da ortadan kalkar.

Tasarrufun iptali davası geçici aciz vesikası ile açılabilir mi?

Açılabilir. İİK m.277 “muvakkat yahut kati” ayrımı yapmadan her iki belgeye de aynı sonucu bağlar. Geçici aciz vesikası, borçlunun malı olmakla birlikte bunların alacağı karşılamaya yetmediği hâllerde düzenlenir; kesin aciz vesikası ise hiç haczedilebilir mal bulunmadığında verilir.

İkisi arasındaki fark davanın açılabilirliğinde değil, sonraki aşamalarda ortaya çıkar. Kesin aciz vesikası İİK m.143 uyarınca borç ikrarını içeren senet niteliğindedir ve alacaklı bu belgeyi aldığı tarihten itibaren bir yıl içinde takibe geçerse yeniden ödeme emri tebliğine gerek kalmaz. Ayrıca vesikada yazılı alacak için faiz istenemez ve borç, vesikanın düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Geçici aciz vesikası ise haciz sırasındaki fiilî durumun tespitine dayanır ve borçlunun malî durumu değişirse yeniden değerlendirilebilir. Her iki belgede de belirleyici olan, belgenin tarihidir; çünkü m.278’in bir yıllık penceresi bu tarihten geriye doğru sayılır.

Aciz vesikasının borçluya faydası var mıdır?

Aciz vesikası kural olarak alacaklı lehine bir belgedir, ancak borçlu bakımından da bazı sonuçlar doğurur. En önemlisi faizdir: İİK m.143 uyarınca vesikada yazılı alacak miktarı için faiz istenemez. Bu, borcun donması anlamına gelir ve uzun vadede borçlunun yükünü hafifletir.

İkinci sonuç zamanaşımıdır. Borç, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmekle borçluya karşı zamanaşımına uğrar. Borçlunun mirasçıları ise mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı hakkını aramamışsa borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürebilir. Mirasçıların borçtan sorumluluğu konusundaki genel çerçeve için ölen kişinin borcu yazısına bakılabilir.

Buna karşılık belgenin borçlu bakımından ağır bir yüzü de vardır. Aciz vesikası sicili aleni olduğu için borçlunun ödeme güçlüğü kayıt altına alınır; ayrıca belge, m.277 uyarınca alacaklıya tasarrufun iptali davası açma hakkı verdiğinden, borçlunun geçmiş bir yıl içindeki devirlerini de dava konusu hâline getirir. İİK m.143’ün son fıkrası borçluya bir çıkış kapısı bırakır: borç işlemiş faizleriyle birlikte ödenirse vesika sicilden terkin edilir ve borçluya bu yönde bir belge verilir. Takip sonrası bloke ve kayıtların ne zaman kalktığı konusunda icra borcunu ödedikten sonraki süreç yazısı ayrıntı verir.

İptale Tabi Tasarruflar: İİK m.278, m.279 ve m.280

Kanun, iptal edilebilecek tasarrufları üç maddede ayrı ayrı düzenler. Her maddenin kendi süresi, kendi kapsamı ve kendi ispat rejimi vardır. Dava dilekçesinde hangi maddeye dayanıldığının açıkça belirtilmesi, yargılamanın seyrini doğrudan etkiler.

Dayanak Kapsam Geriye bakılan süre İspat rejimi
İİK m.278 Bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar; kanunen bağışlama sayılan devirler Aciz belgesi / haciz tutanağı / iflasın açılması tarihinden geriye 1 yıl Karine davacı lehine; üçüncü kişi gerçek ivazı ispatlayarak çürütebilir
İİK m.279 Mevcut borç için verilen rehinler, olağan dışı ödeme araçları, vadesi gelmemiş borcun ödenmesi, tapuya verilen şerhler Hacizden, acizden veya iflasın açılmasından geriye 1 yıl Üçüncü kişi borçlunun durumunu bilmediğini ispatlarsa dava dinlenmez
İİK m.280 Malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler İşlem tarihinden itibaren 5 yıl içinde haciz veya iflas yoluyla takip şartı Kastın ve karşı tarafın bilgisinin ispatı gerekir; yakın hısımlarda bilgi karine sayılır

Üç maddenin birlikte ileri sürülmesi mümkündür ve uygulamada sık görülür. Mahkeme, dayanılan maddelerden herhangi birinin şartları gerçekleşmişse iptale karar verir; davacı hangi maddenin uygulanacağını nitelendirmekle yükümlü değildir.

Acizden dolayı butlan: İİK m.279

m.279, borcunu ödemeyen borçlunun hacizden, mal bulunmaması sebebiyle acizden ya da iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yaptığı dört tür işlemi hükümsüz sayar. Bunlar mevcut bir borcu teminat altına almak için kurulan rehinler, para veya mutat ödeme araçları dışında yapılan ödemeler, vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler ve kişisel hakların kuvvetlendirilmesi amacıyla tapuya verilen şerhlerdir.

Maddenin mantığı alacaklılar arasındaki eşitliği korumaktır. Ödeme güçlüğüne düşmüş bir borçlunun, alacaklılarından birini kayırarak ona rehin vermesi veya henüz vadesi gelmemiş borcunu ödemesi, diğer alacaklıların payını azaltır. Kanun bu tür kayırmaları geriye dönük olarak etkisiz kılar.

Maddenin son fıkrası üçüncü kişiye bir savunma imkânı tanır: bu tasarruflardan yararlanan kişi, borçlunun hâl ve vaziyetini bilmediğini ispat ederse iptal davası dinlenmez. Yani m.279’da da mutlak bir hükümsüzlük değil, çürütülebilir bir düzen vardır.

Zarar verme kastından dolayı iptal: İİK m.280

m.280, üç maddenin en geniş kapsamlısıdır. Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun malî durumunun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Maddenin tanıdığı pencere geniştir: işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması yeterlidir.

Madde iki karine içerir. Birincisi hısımlık karinesidir: üçüncü kişi borçlunun eşi, usulü, füruu, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrî hısmı, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun durumunu bildiği farz olunur. Bu karinenin aksi ancak m.279’un son fıkrasındaki yolla ispatlanabilir.

İkincisi ticari işletme devri karinesidir ve uygulamada az bilinir. Bir ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamını ya da mühim bir kısmını devralan, yahut bir kısmını edinmekle beraber işyerini sonradan işgal eden kişinin, borçlunun alacaklılarını zarara uğratma kastını bildiği kabul edilir. Bu karine ancak devirden en az üç ay önce durumun alacaklıya yazılı bildirildiği, ya da görülebilir levhalar asılmakla birlikte Ticaret Sicili Gazetesi’yle veya uygun vasıtalarla ilan edildiği ispatlanarak çürütülebilir.

Tasarrufun İptali Davası Kimlere Karşı Açılır?

İİK m.282 davalıları sayar: dava, borçlu ile borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ve bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de dava açılabilir. Maddenin son cümlesi ise davanın sınırını çizer: iptal davası iyi niyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez.

Borçlu ile onunla hukuki işlemde bulunan üçüncü kişi mecburi dava arkadaşıdır; dava ikisine birlikte yöneltilmelidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 09.07.2021 tarihli 2021/1274 E., 2021/4390 K. sayılı kararında bu zorunluluğu teyit etmiş ve haksız çıkmaları hâlinde yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiğini belirtmiştir.

Sadece borçluya karşı açılan dava, üçüncü kişi husumet yöneltilmediği için sonuç doğurmaz. Aynı şekilde sadece üçüncü kişiye açılan davada da borçlunun taraf sıfatı eksik kalır. Dava dilekçesi hazırlanırken tapu kaydındaki devir zincirinin tamamının çıkarılması, husumetin doğru yöneltilmesi bakımından ilk iştir.

Tasarrufun iptali davası zorunlu dava arkadaşlığı

Borçlu ile borçludan malı devralan üçüncü kişi arasında mecburi (zorunlu) dava arkadaşlığı vardır. Bunun sebebi maddi hukuktur: iptal kararı, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tasarrufun alacaklıya karşı ileri sürülemeyeceğini tespit ettiği için ikisi hakkında ancak birlikte ve aynı yönde hüküm kurulabilir. Bu yüzden dava ikisine birlikte yöneltilir, ikisi hakkında tek karar verilir ve karar ikisi bakımından birlikte kesinleşir.

Zorunlu dava arkadaşlığının usuli sonuçları vardır. Davalılardan yalnız birinin temyiz etmesi hâlinde karar diğeri bakımından da incelenir; birinin yaptığı usul işlemi diğerini de etkiler. Yargılama giderleri bakımından da Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/1274 E., 2021/4390 K. sayılı kararı, haksız çıkmaları hâlinde borçlu ile üçüncü kişinin giderlerden müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiğini belirtmiştir.

Dördüncü kişi bakımından durum farklıdır. Malı üçüncü kişiden devralan dördüncü kişi zorunlu dava arkadaşı değildir; bu yüzden ona karşı dava açılması alacaklının tercihine bağlıdır ve yetki itirazında bulunması hâlinde dosya onun yönünden ayrılabilir.

Tasarrufun iptali davası devam ederken taşınmazın devri ve dördüncü kişi

Borçludan malı alan üçüncü kişi, malı bir başkasına devrederse bu kişi “dördüncü kişi” olarak anılır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.03.2025 tarihli 2025/381 E., 2025/4511 K. sayılı kararında aktarılan (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi bozma ilamına göre alacaklı bu durumda ihtiyari bir hakka sahiptir: alacaklı ya dördüncü kişiyi davaya dâhil etmeden üçüncü kişi yönünden talebini bedele dönüştürür, ya da dördüncü kişiyi de davalı göstererek her iki tasarrufun iptalini ister.

Seçimin sonucu ispat yüküne bağlıdır. Bozma ilamının ifadesiyle, alacaklı dördüncü kişi aleyhine de dava açmışsa ve dördüncü kişinin kötü niyeti ispatlanamamışsa “dava talebe bakılmaksızın tazminata (bedele) dönüşür”. Bu hâlde üçüncü kişi, malı elinden çıkardığı tarihteki değeri oranında ve davacının alacağını aşmamak üzere nakden tazminle yükümlü tutulur. Dayanak İİK m.283/2’dir.

Aynı dosyanın 2015 tarihli ilk bozma ilamında ayrıca dördüncü kişinin, borçlu ile işlem yapan üçüncü kişinin aksine zorunlu dava arkadaşı olmadığı belirtilmiştir. Bu yüzden dördüncü kişi usulüne uygun yetki itirazında bulunursa dosya onun yönünden tefrik edilir ve dava iki ayrı mahkemede yürür. Uygulamada bu, aynı taşınmaz hakkında iki ayrı iptal kararı çıkması sonucunu doğurabilir; Yargıtay aynı kararda ikinci kararın davayı konusuz bırakmadığını da belirtmiştir.

Tasarrufun iptali davası iyiniyetli 4 kişi Yargıtay kararları

Dördüncü kişinin iyi niyeti, üçüncü kişininkinden farklı bir ölçüte tabidir. Üçüncü kişi doğrudan borçluyla işlem yaptığı için borçlunun malî durumunu bilme ihtimali yüksektir ve hısımlık hâlinde bu bilgi karine sayılır. Dördüncü kişi ise borçluyla değil üçüncü kişiyle işlem yapmıştır; onun kötü niyeti karineyle değil somut delille ispatlanmalıdır.

Bu ispat yükü davacıdadır ve pratikte davanın en zayıf halkasıdır. 4. HD’nin 2025/381 E., 2025/4511 K. sayılı kararına konu dosyada da mesele tam olarak buydu: dördüncü kişi yönünden dava tefrik edilmiş, onun kötü niyetinin ispatlanıp ispatlanmadığı ayrı bir yargılamada tartışılmıştır. Kötü niyet ispatlanamazsa dördüncü kişi malı korur, alacaklı ise üçüncü kişiden para alır.

Kötü niyeti gösteren tipik emareler, devirler arasındaki sürenin kısalığı, dördüncü kişinin borçluyla veya üçüncü kişiyle olan bağı, tapudaki bedelin gerçek değerin belirgin biçimde altında olması ve ödemenin izlenebilir bir kanaldan yapılmamış olmasıdır. Yalnız kısa süre içinde yapılmış ardışık devirler bile tek başına yeterli sayılmaz; emarelerin bir arada değerlendirilmesi gerekir.

Tasarrufun iptali davası iyiniyetli 3 kişi lehine Yargıtay kararları

İİK m.282’nin son cümlesi, iptal davasının iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeyeceğini söyler. Bu cümle uygulamada davanın en sık kaybedildiği noktadır. Malı borçludan gerçek bedeliyle, borçlunun malî durumunu bilmeksizin ve bilmesini gerektiren bir emare bulunmaksızın alan kişi, iptal kararından etkilenmez.

İyi niyetin değerlendirilmesinde mahkemeler somut ölçütlere bakar: taraflar arasındaki akrabalık veya ticari ilişki, devir bedeli ile gerçek değer arasındaki fark, devirler arasındaki sürenin kısalığı, ödemenin banka kanalıyla yapılıp yapılmadığı. 4. HD’nin 2021/4390 K. sayılı kararında yerel mahkeme, satış tarihindeki değer ile akit tablosundaki değer arasındaki fahiş farkı ve devri yapanla alan şirketin ortağı arasındaki akrabalık ilişkisini birlikte değerlendirerek davayı kabul etmiş, bu değerlendirme Yargıtay’ca yerinde bulunmuştur.

Bedel farkının tek başına yeterli olmadığı, ancak yakınlık ya da ticari ilişkiyle birleştiğinde iptale götürdüğü söylenebilir. Buna karşılık banka kredisiyle finanse edilmiş, tapuda gerçek bedelle gösterilmiş ve tarafların arasında hiçbir bağ bulunmayan bir satışta iyi niyetin çürütülmesi güçtür.

Tasarrufun İptali Davası Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Dava, konusu taşınmaz olsa bile taşınmazın aynına ilişkin sayılmadığı için sulh hukuk ya da kadastro mahkemesi devreye girmez; alacağın ticari bir ilişkiden doğması da tek başına ticaret mahkemesini görevli kılmaz. Yetki bakımından ise özel bir düzenleme bulunmadığından HMK’nın genel yetki kuralları uygulanır.

Bu iki cümlenin arkasında uygulamada hâlâ tartışılan iki ayrı mesele vardır. Birincisi tarafların tacir olduğu dosyalarda ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığı, ikincisi ise taşınmaza ilişkin kesin yetki kuralının uygulanıp uygulanmayacağıdır. İkisinin de cevabı Yargıtay kararlarında verilmiştir.

Yetki bakımından HMK m.6 gereği genel yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davalı birden fazlaysa dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Yetki itirazının süresinde ve usulüne uygun yapılması gerekir; aksi hâlde mahkeme yetkili hâle gelir.

Tasarrufun iptali davası görevli mahkeme Yargıtay kararı

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 28.12.2016 tarihli 2016/15771 E., 2016/12058 K. sayılı kararı meseleyi doğrudan ele alır. Kararda, 6100 sayılı HMK ile 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte tasarrufun iptali davalarının “mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik” bulunduğu, bu nedenle asliye hukuk mahkemelerinin görevine girdiği belirtilmiştir.

Aynı kararda ikinci bir tespit daha vardır: 01.07.2012 tarihinden itibaren açılan davalarda asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki artık işbölümü değil görev ilişkisidir. Bunun pratik sonucu ağırdır; görev dava şartı olduğundan mahkeme resen inceler ve yanlış mahkemede açılan dava usulden reddedilir.

Karar oy çokluğuyla verilmiştir ve karşı oy, meselenin kapanmadığını gösterir. Muhalif üye, TTK m.19 uyarınca bir tacirin borçlarının ticari olmasının asıl olduğunu, dolayısıyla taraflar tacir olduğunda davanın TTK m.4/1 anlamında nispi ticari dava sayılacağını ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olması gerektiğini savunmuştur. Nitekim 4. HD’nin 2025/4511 K. sayılı kararına konu dosya bir ticaret mahkemesinde görülmüş ve görev yönünden bozulmamıştır. Tarafların tacir olduğu dosyalarda görev itirazının ciddiyetle değerlendirilmesi bu yüzden gerekir.

Tasarrufun iptali davası taşınmazın aynına ilişkin midir?

Değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.03.2025 tarihli 2025/381 E., 2025/4511 K. sayılı kararında aynen aktarılan bozma ilamı, iptal davalarında “HMK’nin 5 ve devamı maddelerinde düzenlenen yetki kuralları geçerlidir” dedikten sonra şunu ekler: “İptal davaları aynî hakka değil, kişisel hakka dayanan davalardır. Bu nedenle davanın konusu taşınmaz olsa bile taşınmazlara ilişkin kesin yetki kurallarını düzenleyen HMK’nin 12. maddesi hükmü bu davalarda uygulanmaz.” Kural 2015’te konulmuş, 2025’te onanan hükümle korunmuştur.

Bunun iki sonucu vardır. Birincisi, dava taşınmazın bulunduğu yerde açılmak zorunda değildir; davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir ve taraflar arasında yetki sözleşmesi de yapılabilir. İkincisi, davalılardan biri usulüne uygun yetki itirazında bulunursa ve zorunlu dava arkadaşı değilse dosya o davalı yönünden tefrik edilir.

Aynı nitelendirme harç hesabına da yansır. Harçlar Kanunu m.16, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değerinin esas alınacağını söyler; tasarrufun iptali davası bu kapsama girmediği için harç, taşınmazın değeri üzerinden değil aşağıda anlatılan ölçüte göre hesaplanır. Aynına ilişkin davalarda harcın nasıl işlediği konusunda tapu iptal ve tescil davasında harç yazısı karşılaştırma imkânı verir.

Tasarrufun iptali davası yetkili mahkeme Yargıtay kararı

Yetki konusundaki en açık ifade, yukarıda anılan 4. HD’nin 2025/4511 K. sayılı kararında aktarılan bozma ilamında yer alır: iptal davalarında HMK m.5 ve devamındaki yetki kuralları geçerlidir, taşınmazlara ilişkin kesin yetki kuralı uygulanmaz. Buna göre genel yetkili mahkeme, HMK m.6 uyarınca davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.

Davalı birden fazla olduğunda alacaklı, bunlardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. Uygulamada alacaklılar çoğu zaman borçlunun yerleşim yerini seçer; ancak üçüncü kişinin yerleşim yeri de aynı derecede yetkilidir. Bu seçim, dördüncü kişinin yetki itirazında bulunması ihtimali göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Yetki kesin olmadığı için itirazın süresinde ve usulüne uygun yapılması şarttır. Basit yargılama usulünde yetki itirazı, ilk itiraz niteliğinde olduğundan cevap dilekçesiyle birlikte ileri sürülmelidir; sonradan ileri sürülen itiraz dinlenmez ve mahkeme yetkili hâle gelir.

Tasarrufun iptali davası hangi mahkemede açılır?

Dava, davalının yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Taşınmazın bulunduğu yer ile davalının yerleşim yeri farklıysa seçim davacıya aittir; taşınmazın bulunduğu yerde açma zorunluluğu yoktur. Tarafların tacir olduğu dosyalarda ise asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu yönündeki itiraz gündeme gelebilir.

Görev ile yetkinin ayrıştırılması bu davada özellikle önemlidir. Görev dava şartıdır, mahkemece resen incelenir ve eksikliği davanın usulden reddine yol açar. Yetki ise kesin olmadığı için ancak süresinde itirazla gündeme gelir.

Dava dilekçesinde mahkemenin hem görevli hem yetkili olduğunun gerekçesiyle gösterilmesi, ön inceleme aşamasında zaman kazandırır. Davalıların yerleşim yerlerinin dilekçede ayrı ayrı belirtilmesi de yetki tartışmasının önünü kapatır.

Tasarrufun İptali Davası Dava Değeri Nasıl Belirlenir?

Dava değeri, takip tarihindeki alacak miktarı ile dava konusu malın değerinden hangisi azsa o değerdir. Bu ölçüt Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 09.07.2021 tarihli 2021/1274 E., 2021/4390 K. sayılı kararında açıkça ifade edilmiştir: “tasarrufun iptali davalarında dava değeri, takip tarihindeki alacak miktarı ile dava konusu taşınmazın değerinden hangisi az ise o değer oluşturur.”

Kararın somut olayında takip konusu alacak takip tarihinde 159.308,31 TL, taşınmazın satış değeri ise 582.455,19 TL olarak belirlenmiş ve dava değeri 159.308,31 TL kabul edilmiştir. Ölçüt mantıklıdır: alacaklının o mal üzerinden elde edebileceği azami menfaat, alacağı kadardır; alacak malın değerinden büyükse bu kez malın değeri sınırı oluşturur.

Tasarrufun iptali davası harca esas değer nedir?

Harca esas değer, dava dilekçesinde gösterilen ve peşin harcın üzerinden hesaplandığı rakamdır. Tasarrufun iptali davalarında bu rakam, yukarıdaki ölçüte göre belirlenen dava değeridir; yani takip tarihindeki alacak ile malın değerinden küçük olanı.

Aynı kararın ikinci tespiti uygulamada sık yapılan bir hatayı düzeltir. Davacı dilekçesinde harca esas değer olarak dava tarihindeki alacak tutarını göstermişse, mahkeme hüküm fıkrasında iptali bu rakamla sınırlandıramaz. Kararda, “Söz konusu değer harca esas değer olup talep miktarı olmadığından hüküm fıkrasında, tasarrufun bu miktar olan 192.945,63 TL ile sınırlandırılmış olması ve harcın bu değer üzerinden hesaplanması doğru bulunmamıştır” denilmiş ve hüküm bu yönden düzeltilerek onanmıştır. Harca esas değer ile talebin kapsamı iki ayrı şeydir.

Harcın ödenme zamanı Harçlar Kanunu m.28’e tabidir: karar ve ilam harcının dörtte biri peşin alınır, kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Yargılama sırasında tespit edilen değer dilekçedeki değerden yüksek çıkarsa m.30 devreye girer ve eksik harç tamamlanmadıkça davaya devam edilmez.

Tasarrufun iptali davası harç hesaplama

Harç hesabı üç adımda yapılır. Birinci adımda takip dosyasından takip tarihindeki alacak tutarı çıkarılır; işlemiş faiz ve giderler dâhil edilerek o tarihteki toplam bulunur. İkinci adımda dava konusu malın değeri belirlenir; taşınmazlarda emlak vergisi değeri ile rayiç değer arasında fark varsa dilekçede rayiç değerin gösterilmesi yerinde olur.

Üçüncü adımda bu iki rakamdan küçük olanı dava değeri olarak alınır ve peşin harç bu değer üzerinden hesaplanır. Harçlar Kanunu m.28 uyarınca karar ve ilam harcının dörtte biri dava açılırken yatırılır. Birden fazla tasarrufun iptali isteniyorsa her tasarruf için ayrı değerlendirme yapılır ve toplam üzerinden harç alınır.

Yargılama sırasında bilirkişi malın değerini dilekçedeki değerden yüksek tespit ederse harç tamamlanır; düşük tespit ederse fazla alınan harç iade edilmez ama karar ve ilam harcı düşük değer üzerinden hesaplanır. Peşin harcın eksik yatırılması davanın açılmamış sayılmasına değil, tamamlanması için süre verilmesine yol açar.

Tasarrufun İptali Davası Vekalet Ücreti Hesaplama

Tasarrufun iptali davası, konusu para ile değerlendirilebilen bir dava olduğu için vekâlet ücreti nispi olarak hesaplanır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.13/1, konusu para veya para ile değerlendirilebilen hukuki yardımlarda ücretin, davanın görüldüğü mahkeme için tarifede belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceğini söyler.

Nispi ücretin hesabında esas alınacak rakam, yukarıda anlatılan dava değeridir. Aynı tarifenin m.13/2 hükmü bir üst sınır koyar: hükmedilen ücret, kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Böylece küçük alacaklı dosyalarda vekâlet ücretinin alacağı aşması önlenir.

Davanın reddi hâlinde davalılar lehine hükmedilecek ücret de aynı esasa tabidir. Borçlu ile üçüncü kişinin ayrı vekillerle temsil edilmesi hâlinde her biri için ayrı vekâlet ücretine hükmedilir; bu, davanın maliyetini alacaklı bakımından ciddi biçimde artırabilecek bir kalemdir. Dava açmadan önce alacak tutarı ile muhtemel yargılama gideri ve karşı vekâlet ücreti riskinin karşılaştırılması bu yüzden yerinde olur.

Tasarrufun iptali davası vekalet ücreti maktu mu, nispi mi?

Nispidir. Maktu ücret, konusu para ile ölçülemeyen işler için öngörülmüştür; tasarrufun iptali davasında ise dava değeri belirlenebildiği için tarifenin üçüncü kısmındaki nispi ücret uygulanır. Maktu ücret burada yalnız bir taban işlevi görür: AAÜT m.13/1, nispi hesapla bulunan tutarın, davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altına düşemeyeceğini söyler.

Bunun pratik sonucu küçük alacaklı dosyalarda ortaya çıkar. Dava değeri düşük olduğunda nispi hesap maktu ücretin altında kalabilir; bu durumda maktu ücrete hükmedilir. Buna karşılık AAÜT m.13/2 uyarınca hükmedilen ücret, kabul veya reddedilen miktarı da geçemez.

Avukat ile müvekkil arasındaki sözleşmeyle kararlaştırılan ücret ise ayrıdır ve tarifeyle sınırlı değildir; tarife yalnız mahkemece karşı tarafa yükletilecek ücretin alt sınırını belirler.

Tasarrufun İptali Davası Yargılama Usulü

İİK m.281/1, mahkemenin iptal davalarını basit yargılama usulü ile görüp hükme bağlayacağını ve bu davalara ilişkin ihtilafları “hal ve şartları gözönünde tutarak serbestçe takdir ve halledeceğini” söyler. Hâkime tanınan bu serbest takdir yetkisi, iptal davalarını benzeri davalardan ayıran özelliktir.

Serbest takdir, hâkimin kanuna aykırı karar verebileceği anlamına gelmez; ispat ölçüsü bakımından esneklik tanır. Mal kaçırma kastı doğrudan ispatı güç bir olgu olduğu için hâkim, dosyadaki emareleri birlikte değerlendirerek sonuca varabilir. Bu yüzden iptal davalarında kesin delil aranmaz, hayat deneyimine dayalı çıkarımlar hükme esas alınabilir.

Yargılamanın seyrini belirleyen ikinci unsur ispat yükünün dağılımıdır. İİK m.278 ve m.280’deki karineler devreye girdiğinde yük üçüncü kişiye geçer; karine bulunmayan hâllerde ise borçlunun kastını ve karşı tarafın bilgisini davacı ispatlar.

Tasarrufun iptali davası basit yargılama usulü

Basit yargılama usulünde cevap süresi HMK m.317/2 uyarınca dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftadır; mahkeme, cevabın bu sürede hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olduğu hâllerde bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verebilir. Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremez.

HMK m.318 gereği tüm deliller dilekçelerle birlikte, hangi vakıanın delili olduğu belirtilerek bildirilmelidir. Elde bulunan belgeler dilekçeye eklenir; başka yerlerden getirilecek belgeler için de bulunmalarını sağlayacak bilgiler dilekçede yer alır. HMK m.319 uyarınca iddianın genişletilmesi yasağı dava açılmasıyla, savunmanınki cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar.

Tahkikat bakımından HMK m.320 bir hız hedefi koyar: mahkeme, ilk duruşma hariç tahkikat işlemlerini iki duruşmada tamamlar ve duruşmalar arasındaki süre bir aydan uzun olamaz. Bilirkişi incelemesinin uzaması gibi zorunlu hâllerde hâkim gerekçesini belirterek daha fazla duruşma yapabilir; tasarrufun iptali davalarında bu istisna pratikte kuralın yerini alır.

Tasarrufun iptali davası devam ederken borcun ödenmesi

İİK m.281’in üçüncü fıkrası davayı sona erdiren özel bir hâl düzenler: davalılardan herhangi biri davacının alacağını öderse dava reddolunur. Ödemeyi borçlunun yapması şart değildir; üçüncü kişi de malı korumak için alacağı ödeyerek davayı sonlandırabilir ve uygulamada sık başvurulan yol budur.

Kanun bu hâlde yargılama giderleri bakımından hâkime takdir yetkisi tanır: hâkim duruma göre taraflardan her birini masrafla yükümlü tutar veya masrafı aralarında paylaştırır. Ödeme dava açıldıktan sonra yapıldığı için davacının haksız sayılması söz konusu değildir; bu yüzden giderlerin ödemeyi yapan tarafa yükletilmesi olağandır.

Ödemenin kapsamı önemlidir. Alacağın tamamı, işlemiş faizi ve takip giderleriyle birlikte ödenmelidir; kısmi ödeme davayı düşürmez. Ödemenin icra dosyasına yapılması ve dosyadan alınacak kapanış belgesinin mahkemeye sunulması, tartışmayı kapatan en temiz yoldur.

Tasarrufun iptali davası adli tatile tabi mi?

Tabidir. HMK m.103, adli tatilde görülecek dava ve işleri kapalı bir liste hâlinde sayar; tasarrufun iptali davası bu listede yer almaz. Listede ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi geçici hukuki korumalar, nafaka, soybağı, velayet ve vesayet davaları, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi, iş sözleşmesinden doğan işçi davaları, iflas ve konkordato işleri ile çekişmesiz yargı işleri sayılmıştır.

Davanın basit yargılama usulüne tabi olması tek başına onu adli tatilde görülecek işlerden yapmaz; HMK m.316 ile m.103 farklı listelerdir ve birbirine gönderme yapmaz. Ancak bir tarafın talebi üzerine mahkeme davayı ivedi görülecek işlerden sayarsa m.103/1-(h) uyarınca yargılama tatilde de sürebilir.

Sürelere etkisi HMK m.104’te düzenlenmiştir: adli tatile tabi dava ve işlerde kanunun tayin ettiği sürelerin bitimi tatile rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır. Adli tatil her yıl 20 Temmuz’da başlar, 31 Ağustos’ta sona erer; yeni adli yıl 1 Eylül’de başlar. Buna göre 31 Ağustos’ta biten bir istinaf süresi 7 Eylül’e kadar uzar.

Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz Uygulaması

İİK m.281/2, hâkimin iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebileceğini düzenler. Teminatın gerekip gerekmediği ve miktarı mahkemece takdir edilir. Tek istisna, davanın elden çıkarılmış mallar yerine geçen kıymete ilişkin olduğu hâldir; bu durumda teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez.

Bu imkân davanın en etkili aracıdır. İptal davası yıllarca sürebildiği için, karar çıkana kadar malın bir başkasına devredilmesi riski gerçektir. Mal üzerine dava başında ihtiyati haciz konulması bu riski büyük ölçüde bertaraf eder ve dördüncü kişi tartışmasının önüne geçer. İhtiyati haczin genel şartları için ihtiyati haciz yazısına, tedbirle farkı için ihtiyati tedbir yazısına bakılabilir.

İhtiyati haczin ne zaman kesin hacze dönüştüğü ise sıra cetveli bakımından belirleyicidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 28.10.2025 tarihli 2025/2622 E., 2025/3640 K. sayılı kararında bunu açıkça belirlemiştir: “Tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz kararı verilmiş ise tasarrufun iptaline karar verildiği anda ihtiyati haciz kesin hacze dönüşür.” Karara konu olayda taşınmaz üzerine 28.06.2022’de ihtiyati haciz konulmuş, 13.06.2023’te iptal kararı verilmiş ve dosyanın kesin haciz tarihi 13.06.2023 kabul edilmiştir.

Tasarrufun İptali Davası Sonucunda Ne Olur? Cebri İcra Yetkisi

Dava kabul edilirse davacı, İİK m.283/1 uyarınca dava konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisini elde eder. Taşınmazlarda üçüncü kişi adına olan tapu kaydının düzeltilmesine gerek kalmadan doğrudan haciz ve satış istenebilir. Tapu üzerindeki isim değişmez; değişen, o tapunun alacaklıya karşı ileri sürülebilirliğidir.

Mal üçüncü kişinin elinden çıkmışsa iptal, malın yerine geçen değere yönelir. Bu hâlde üçüncü kişi, bu değerler oranında ve davacının alacağını aşmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir. Üçüncü kişi ayrıca aynı davada, malvarlığında doğacak eksikliğin borçludan tahsilini isteyebilir; bu talebin ayrılarak daha önce karara bağlanması mümkündür.

Davayı kaybeden üçüncü kişi, karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir. Kendisine bağış yapılan kişi iyi niyetliyse yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür. Batıl bir tasarruf sonucunda kendisine ödeme yapılan alacaklı, aldığını geri verdiğinde eski haklarını korur.

Tasarrufun iptali davası cebri icra yetkisi ne anlama gelir?

Cebri icra yetkisi, alacaklının başkası adına kayıtlı bir mal üzerinde haciz ve satış işlemi yaptırabilmesi demektir. Bu yetki mülkiyet vermez, tapuyu değiştirmez ve malı borçlunun malvarlığına geri döndürmez; yalnızca o malın alacaklıya karşı üçüncü kişinin malıymış gibi ileri sürülmesini engeller.

Yetkinin sınırı alacak tutarıdır. Satıştan elde edilen bedel alacağı, faizini ve takip giderlerini karşıladıktan sonra artan kısım, malın maliki olan üçüncü kişiye ödenir. Bu yüzden değeri alacağın çok üstünde olan bir malda iptal davası açmak, alacaklıya malın tamamını değil yalnız alacağı kadarını kazandırır.

Yetki mevcut takip dosyası üzerinden kullanılır; yeni bir takip başlatılması gerekmez. Kararın kesinleşmesinin ardından ilgili icra dosyasına sunulan karar örneğiyle o mal üzerine haciz konulur ve satış istenir.

Tasarrufun iptali davası kazanılırsa ne olur?

Dava kabul edildiğinde alacaklı, malı üçüncü kişinin mülkiyetinde bırakarak üzerinde haciz ve satış isteyebilir hâle gelir. Taşınmazlarda tapu kaydının düzeltilmesi gerekmediği için süreç doğrudan icra dairesinden yürütülür. Dava sırasında ihtiyati haciz konulmuşsa, bu haciz kararın verildiği anda kesin hacze dönüşür ve sıradaki yerini o tarihe göre alır.

Kazanmanın parasal karşılığı her zaman alacağın tamamı değildir. Malın üzerinde önceden kurulmuş rehin veya ipotek varsa, satış bedeli önce o alacaklıya gider. Malın satış bedeli alacağı karşılamazsa kalan kısım için takip sürer ve alacaklı borçlunun başka mallarını aramaya devam eder.

Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından da sonuç doğar: borçlu ile üçüncü kişi haksız çıktıkları için giderlerden müteselsilen sorumlu tutulur ve davacı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilir.

Tasarrufun iptali davası kaybedilirse ne olur?

Davanın reddi hâlinde tasarruf ayakta kalır ve alacaklı o mal üzerinden tahsil imkânını kaybeder. Ret kararı yalnız o tasarruf ve o davacı bakımından sonuç doğurduğu için, alacaklı borçlunun başka tasarrufları için ayrı dava açabilir ve takibi diğer mallar üzerinden sürdürebilir.

Ret usulden verilmişse durum farklıdır. Dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddedilen davada esasa girilmediği için kesin hüküm oluşmaz; alacaklı eksikliği tamamlayarak yeniden dava açabilir. Ancak bu ikinci davada da beş yıllık hak düşürücü sürenin dolmamış olması gerekir; ilk davanın açılmış olması bu süreyi durdurmaz.

Maliyet tarafı ihmal edilmemelidir. Ret hâlinde davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilir ve borçlu ile üçüncü kişi ayrı vekillerle temsil edilmişse her biri için ayrı ücret doğar. Bu risk, dava açılmadan önce delil durumunun soğukkanlı biçimde değerlendirilmesini gerektirir.

Tasarrufun iptali davası sonrası satış isteme süresi

Karar kesinleştikten sonra alacaklının işi bitmez; malın satılıp paraya çevrilmesi ayrı bir aşamadır ve kendi süresi vardır. İİK m.106 uyarınca satış, hacizden itibaren bir yıl içinde istenmelidir. İptal davasında m.281/2 uyarınca ihtiyati haciz konulmuşsa, bu haciz iptal kararının verildiği anda kesin hacze dönüşeceği için süre o tarihten işlemeye başlar.

Süre kaçırılırsa sonuç ağırdır. İİK m.110, kanuni süre içinde satış istenmezse ya da talep geri alınıp süresinde yenilenmezse o mal üzerindeki haczin kalkacağını söyler. Haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı, o mala yönelik haciz ve muhafaza giderlerinden de sorumlu tutulur.

Satış talebinin geçerli sayılması için kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin yatırılması gerekir; yatırılmazsa talep hiç yapılmamış sayılır. Yatırılan miktar satış işlemleri sırasında yetersiz kalırsa icra müdürü on beş günlük süre verir, bu sürede tamamlanmazsa talep yine vaki olmamış sayılır.

Tasarrufun İptali Davasını Kazanmak Alacağı Tahsil Etmeyi Garanti Eder mi?

Etmez. İptal kararı yalnız davanın tarafları bakımından sonuç doğurur ve mal üzerindeki önceki hakları ortadan kaldırmaz. Bu, davayı kazanan alacaklının satış aşamasında karşılaştığı en ağır sürprizdir ve kaynağı İİK m.282’nin son cümlesidir: iptal davası iyi niyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 28.10.2025 tarihli 2025/2622 E., 2025/3640 K. sayılı kararı bunun somut bir örneğidir. Olayda 2011 tarihli muvazaalı devir iptal edilmiş, ancak taşınmaz üzerinde 2014 ve 2017 tarihlerinde bir bankaya ipotek tesis edilmişti. İcra dairesi ve yerel mahkeme iptal davasını kazanan alacaklıyı sıra cetvelinde birinci sıraya koymuş, banka bu sıraya şikâyet etmişti.

Yargıtay yerel mahkeme kararını bozmuştur. Kararda, iptal davasında bankanın ipoteğinin de muvazaalı olduğu iddia ve ispat edilmediğine göre “tasarrufun iptali davası yalnızca davanın tarafları açısından sonuç doğurur” denilmiş; ipoteğin tesis edildiği tarihlerin iptal davasından önce olması karşısında sonradan konulan haczin öne geçemeyeceği belirtilmiştir. Yani dava kazanılmış olsa bile, satış bedeli önce ipotek alacaklısına gitmiştir.

Bu karardan çıkan pratik ders, dava açmadan önce tapu kaydındaki takyidatların incelenmesidir. Taşınmaz üzerinde alacağı karşılayacak büyüklükte bir ipotek varsa, iptal davası kazanılsa dahi alacaklıya bir şey kalmayabilir. Aynı inceleme, davanın hangi mal üzerinden açılacağının seçilmesinde de yol gösterir.

Tasarrufun İptali Davası Muvazaa Davasından Nasıl Ayrılır?

Borçlunun mal kaçırmasına karşı iki ayrı yol vardır ve bunlar sık karıştırılır. Birincisi İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davası, ikincisi Türk Borçlar Kanunu m.19’a dayanan muvazaa nedeniyle açılan iptal davasıdır. TBK m.19, bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların “gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin” esas alınacağını söyler.

En belirgin fark dava şartındadır. Muvazaa davasında aciz vesikası aranmaz; genel hükümlere dayanan bu davada davacının hukuki yararını göstermesi yeterlidir. Buna karşılık dava İİK m.277 ve devamına dayandırılmışsa aciz belgesi zorunludur. Yargıtay 4. HD’nin 2025/4639 K. sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin muvazaa iddiası bulunduğu için aciz belgesi aramama yaklaşımı bu sebeple reddedilmiştir.

İkinci fark sonuçtadır. Tasarrufun iptali davası mülkiyeti geri getirmez, yalnız haciz ve satış yetkisi verir; muvazaa davası ise işlemin baştan itibaren hükümsüzlüğünü tespit ettiği için tapu iptali ve tescile götürebilir. Üçüncü fark süredir: iptal davası beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir, muvazaanın tespiti ise süreye bağlı değildir.

Miras hukukunda karşılaşılan biçimi olan muris muvazaası bundan da ayrıdır; orada davacı alacaklı değil mirasçıdır ve talep saklı payın değil, tapunun iptalidir. Ayrıntı için muris muvazaası yazısına bakılabilir.

Muvazaalı satış iptali Yargıtay kararları

Muvazaa iddiasının iptal davasındaki yeri konusunda Yargıtay’ın tutumu nettir. 4. Hukuk Dairesi’nin 2024/2958 E., 2025/4639 K. sayılı kararında aktarılan (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi bozma ilamında, ilk derece mahkemesinin “muvazaalı işlemin iptalinde aciz belgesine gerek olmadığı” yönündeki görüşüne katılmanın mümkün olmadığı belirtilmiş; dava İİK m.277 ve devamına dayandırıldığı sürece aciz vesikasının dava şartı olduğu vurgulanmıştır. Yani muvazaa iddiası, İİK’ya dayanan bir davada dava şartını ortadan kaldırmaz.

Muvazaanın varlığının nasıl ölçüldüğü konusunda ise kararlar somut ölçütler kullanır. 4. HD’nin 2021/1274 E., 2021/4390 K. sayılı kararında yerel mahkeme, satış tarihindeki gerçek değer ile resmî satış senedindeki bedel arasındaki fahiş farkı ve devri yapan kişi ile devralan şirketin ortağı arasındaki akrabalık ilişkisini birlikte değerlendirerek davayı kabul etmiş, bu değerlendirme Yargıtay’ca yerinde bulunmuştur.

Sıra cetveli aşamasında da muvazaanın sınırı çizilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/2622 E., 2025/3640 K. sayılı kararında, muvazaalı devirden sonra tesis edilen ipotek bakımından “ipoteğin tesis edildiği tarihler tasarrufun iptali davasından önce olduğundan sonradan haciz konulan alacağa muvazaa yarattığı kabul edilemeyeceği” belirtilmiştir. Muvazaa, hakkında iddia ve ispat edilmemiş bir üçüncü kişiye teşmil edilemez.

Tasarrufun İptali Davası Hak Düşürücü Süre

İİK m.284 tek cümledir ve kesindir: “İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer.” Bu bir zamanaşımı değil hak düşürücü süredir; mahkemece resen gözetilir, taraflarca ileri sürülmesi gerekmez, kesilmez ve durmaz.

Sürenin başlangıcı, alacaklının tasarrufu öğrendiği tarih değil tasarrufun yapıldığı tarihtir. Taşınmazlarda bu tarih tapudaki tescil tarihidir. Alacaklının devirden yıllar sonra haberdar olması süreyi uzatmaz; bu yüzden takip dosyasında borçlunun tapu kayıtlarının erken celbedilmesi önem taşır.

Beş yıllık sürenin, m.280’deki beş yıllık şartla karıştırılmaması gerekir. m.280, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmasını arar; bu, davanın açılma süresi değil, o maddeye dayanabilmenin ön şartıdır. m.284’teki süre ise davanın kendisine ilişkindir. İki süre aynı anda işler ve ikisinin de tutması gerekir.

Tasarrufun iptali davası hak düşürücü süre Yargıtay kararı ne diyor?

Yargıtay kararlarında m.284’teki beş yılın niteliği tartışmasızdır: bu bir hak düşürücü süredir, mahkemece resen gözetilir ve sürenin geçmesiyle dava hakkı düşer. Süre def’i olarak değil, itiraz olarak ileri sürülür; davalı hiç değinmese bile hâkim kendiliğinden inceler.

Kararlarda ayrıca sürenin başlangıcının, alacaklının öğrenme tarihi değil tasarrufun yapıldığı tarih olduğu vurgulanır. Bu, alacaklı aleyhine sert bir kuraldır: borçlu devri gizlemişse ve alacaklı yıllar sonra öğrenmişse dahi süre işlemeye devam etmiştir.

Uygulamadaki karşılığı, takip dosyasında tapu ve sicil kayıtlarının erken celbedilmesidir. Haciz aşamasına gelindiğinde borçlunun son beş yıllık taşınmaz ve araç hareketlerinin dökümü alınmazsa, iptal edilebilecek tasarruflar süre dolduğu için kapsam dışında kalabilir.

Tasarrufun iptali davası ne zaman açılır?

Davanın açılabileceği en erken an, aciz vesikasının veya aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği andır. Uygulamada aciz belgesi olmadan da dava açılabildiği için pratik başlangıç, takibin kesinleşip haciz aşamasına gelinmesidir.

Uygulamada en sık yapılan hata, takibi başlattıktan sonra haciz aşamasını geciktirmektir. Aciz belgesi olmadan dava açılabildiği için bu gecikme davanın açılmasını engellemez; ancak beş yıllık hak düşürücü süre tasarruf tarihinden işlemeye devam ettiği için, geç kalınan dosyalarda dava açıldığında süre çoktan dolmuş olabilir.

Zamanlama seçilirken ikinci bir hesap daha yapılır: dava ne kadar erken açılırsa, İİK m.281/2 uyarınca mal üzerine ihtiyati haciz konulması ve malın dördüncü kişiye geçmesinin önlenmesi o kadar mümkün olur.

Tasarrufun iptali davası dava açma süresi kaç yıldır?

Dava açma süresi, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıldır. Süre İİK m.284’te düzenlenmiştir ve hak düşürücü nitelikte olduğu için durmaz, kesilmez ve mahkemece resen gözetilir.

Dava, hak düşürücü sürenin son gününde de açılabilir. Adli tatile rastlayan sürelerde HMK m.104’teki bir haftalık uzama uygulanır. Bu tek istisna dışında beş yıl takvim yılı olarak hesaplanır.

Birden fazla tasarruf iptal ettirilecekse süre her tasarruf için ayrı ayrı işler. Zincirin ilk halkası beş yılı aşmış, sonraki halkaları aşmamış olabilir; bu durumda dava yalnızca süresi dolmamış tasarruflar bakımından görülür.

Tasarrufun iptali davası zamanaşımı Yargıtay kararları

Yargıtay kararlarında m.284’teki sürenin hak düşürücü süre olduğu ve zamanaşımıyla karıştırılmaması gerektiği istikrarlı biçimde vurgulanır. Ayrım pratikte üç noktada sonuç doğurur: hak düşürücü süre mahkemece resen gözetilir, taraflarca ileri sürülmesi gerekmez ve kesilmez.

Zamanaşımının kesilmesine ilişkin TBK hükümleri bu sürede uygulanmaz. Alacaklının borçluya ihtarname göndermesi, takip başlatması ya da başka bir dava açması beş yıllık süreyi durdurmaz. Aynı şekilde borçlunun borcu ikrar etmesi de süreyi yeniden başlatmaz.

Sürenin hesabında başlangıç tarihi tartışma konusu olabilir. Tapuda tescille tamamlanan devirlerde tescil tarihi esas alınır; taşınırlarda zilyetliğin devredildiği tarih, alacağın temlikinde ise temlik sözleşmesinin tarihi belirleyicidir. Devrin gizlendiği ve resmî kayda geç yansıdığı hâllerde kaydın tarihine bakılır.

Tasarrufun İptali Davası Zorunlu Arabuluculuk Kapsamında mı?

Değildir. Dava şartı olarak arabuluculuk, kanunda tek tek sayılan uyuşmazlıklar için öngörülmüştür ve tasarrufun iptali davası bu listelerin hiçbirinde yer almaz. Dolayısıyla dava, arabulucuya başvurulmadan doğrudan açılır.

Bunun dayanağı üç ayrı düzenlemenin metnidir. TTK m.5/A, ticari davalardan yalnız “konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat” davalarında arabuluculuğu dava şartı yapar; tasarrufun iptali bu sayımda geçmez ve konusu bir miktar paranın ödenmesi de değildir. 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesi kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesini, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan ve komşu hakkından doğan uyuşmazlıkları sayar; burada da tasarrufun iptali yoktur. İş Mahkemeleri Kanunu’nun kapsamı ise işçi-işveren ilişkisiyle sınırlıdır.

Bir ayrım gözden kaçırılmamalıdır. Tasarrufun iptali davası ile itirazın iptali ve menfi tespit davaları farklı davalardır; son ikisi ticari nitelikte olduklarında arabuluculuk şartına tabidir. Alacaklının aynı dosyada hem takibe itirazı aşması hem de mal kaçırmayı dava etmesi gerekiyorsa, bu iki yol ayrı ayrı değerlendirilir ve arabuluculuk şartı yalnız ilkine bakılarak uygulanır.

Tasarrufun iptali davası arabuluculuğa tabi mi olur, ihtiyari arabuluculuk mümkün müdür?

Dava şartı olmasa da tarafların iradi olarak arabulucuya gitmesinin önünde engel yoktur. 6325 sayılı Kanun, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuğa başvurulabileceğini düzenler ve alacağın ödenmesi konusunda anlaşmak tarafların tasarrufundadır.

Uygulamada bunun karşılığı, davanın İİK m.281/3’teki yoldan sonlanmasıdır: davalılardan biri alacağı öderse dava reddolunur. Arabuluculuk masasında varılan bir ödeme anlaşması da fiilen aynı sonucu doğurur.

Yargılama sırasında hâkimin teşviki de vardır. HMK m.320/2 uyarınca mahkeme, ilk duruşmada uyuşmazlık konularını tespit ettikten sonra tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Bu teşvik bir zorunluluk değil, yargılamayı hızlandırma aracıdır.

Tasarrufun İptali Davası Nasıl Reddedilir? Davalı Tarafın Savunması

Davalı tarafın elindeki savunmalar iki kümede toplanır: dava şartlarına ilişkin usuli savunmalar ve esasa ilişkin savunmalar. Usuli savunmalar davanın esasına girilmeden reddine yol açabildiği için önce bunlar gözden geçirilir.

Usuli savunmaların başında aciz vesikasının bulunmaması gelir. Belge dosyada yoksa mahkeme kesin süre verecektir; ancak sürenin sonunda da sunulmazsa dava usulden reddedilir. İkinci sırada takibin kesinleşmemiş olması, üçüncü sırada husumetin eksik yöneltilmesi, dördüncü sırada ise beş yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olması yer alır. Bunlara görev itirazı ve süresinde ileri sürülmesi kaydıyla yetki itirazı eklenir.

Esasa ilişkin savunmalarda ise ispat üzerinde durulur. Devrin borcun doğumundan önce yapıldığının gösterilmesi, ödenen bedelin gerçek değere uygun olduğunun banka kayıtlarıyla ortaya konması, üçüncü kişinin borçlunun malî durumunu bilmediğinin ispatı ve borçlunun malvarlığının borçlarını karşılamaya yettiğinin gösterilmesi başlıca savunmalardır. Borçlunun başka haczedilebilir malının bulunduğunun ortaya konması da davayı düşürebilir.

Tasarrufun iptali davası reddi Yargıtay kararları

Ret kararlarının en sık dayanağı dava şartı eksikliğidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2024/2958 E., 2025/4639 K. sayılı kararına konu dosyada, borç ödemeden aciz vesikası icra hukuk mahkemesince iptal edildiği için dava şartı gerçekleşmemiş ve ilk derece mahkemesi davayı HMK m.114/2 ile m.115/2 uyarınca usulden reddetmiştir. Yargıtay çoğunluğu bu kararı, davacıya belge sunmak için süre verilmediği gerekçesiyle bozmuştur.

İkinci sık ret sebebi, tasarrufun borcun doğumundan önce yapılmış olmasıdır. Bu savunma somut belgeyle desteklendiğinde davanın esastan reddine götürür ve karine tartışmasına dahi girilmez. Bu yüzden davalı vekilinin ilk işi, takip dayanağı ilişkinin doğum tarihini tespit etmektir.

Üçüncü sebep iyi niyettir. İİK m.282’nin son cümlesi iptal davasının iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeyeceğini söylediğinden, gerçek bedelle ve izlenebilir ödemeyle yapılmış bir devirde dava reddedilir. Bedelin banka kanalıyla ödendiğinin, kredi kullanıldığının veya satış öncesi ekspertiz yapıldığının gösterilmesi bu savunmayı güçlendirir.

Tasarrufun iptali davası cevap dilekçesinde hangi savunmalar ileri sürülür?

Cevap dilekçesi iki haftalık süre içinde verilmeli ve basit yargılama usulünde ikinci bir cevap dilekçesi verilemeyeceği için savunmanın tamamını içermelidir. İlk itirazlar — özellikle yetki itirazı — bu dilekçede ileri sürülmezse bir daha ileri sürülemez.

Dilekçenin yapısı savunma sırasını izler: önce ilk itirazlar ve dava şartına ilişkin itirazlar, sonra hak düşürücü süre def’i, ardından esasa ilişkin savunmalar. Deliller HMK m.318 uyarınca dilekçeyle birlikte ve hangi vakıanın delili olduğu belirtilerek bildirilir; elde bulunanlar eklenir, celbi istenenler için gerekli bilgiler yazılır.

Savunmanın en kritik eki belge listesidir. Tapu ve ticaret sicil kayıtları, ödemeye ilişkin banka dekontları, kredi sözleşmesi, ekspertiz raporu ve borçlunun devir tarihindeki malvarlığını gösteren kayıtlar bu listede yer almalıdır. Örnek dilekçe metinleri her dosyaya uymadığı için, savunmanın somut dosyanın belgelerine göre kurulması gerekir.

Tasarrufun İptali Davası Hapis Cezası Doğurur mu? İcradan Mal Kaçırma Suçu

Tasarrufun iptali davasının kendisi bir hukuk davasıdır ve sonucunda hapis cezası verilmez; verilen tek şey, alacaklıya o mal üzerinde cebri icra yetkisi tanınmasıdır. Ancak aynı davranış, ayrı bir yargılamanın konusu olan bir suç da oluşturabilir. Yani mal kaçırmanın hukuki sonucu tasarrufun iptali, cezai sonucu ise İİK m.331’de düzenlenen suçtur ve bu iki yol birbirinden bağımsız yürür.

İİK m.331’e göre haciz yoluyla takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mallarını mülkünden çıkarır, telef eder, kıymetten düşürür, gizler, muvazaa yoluyla başkasının üzerine geçirir veya gerçek olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Cezalandırma için iki şarttan birinin ispatı aranır: borçlu aleyhine aciz belgesi alınmış olması ya da alacaklının alacağını alamadığını ispat etmesi. Suç, m.331’in son fıkrası uyarınca alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Aynı maddenin üçüncü fıkrası konkordato mühleti ve iflasın ertelenmesi taleplerinden önceki iki yılı da kapsama alır.

Usul bakımından üç nokta belirleyicidir. Görevli mahkeme, İİK m.346 uyarınca icra ceza mahkemesidir; bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara icra mahkemesinde bakılır. Yetkili mahkeme m.348 gereği icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir. Şikâyet süresi ise m.347’de düzenlenmiştir: şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer.

Bu süreler, tasarrufun iptali davasının beş yıllık süresinden çok daha kısadır. Alacaklı hukuk davasını açmakta acele etmese bile, cezai yolu kullanacaksa fiili öğrendiği tarihten itibaren üç ay içinde harekete geçmelidir. İki yolun birlikte yürütülmesi mümkündür ve ceza dosyasında toplanan deliller hukuk davasında da kullanılabilir.

Tasarrufun İptali Davası Yargıtay Kararları

Bu yazıda dayanılan kararlar, davanın beş ayrı kritik noktasını belirler. Tamamı Yargıtay’ın karar arama sistemi üzerinden künyeleriyle görüntülenebilir; aşağıdaki tablo her kararın hangi soruyu cevapladığını gösterir.

Karar Tarih Belirlediği nokta
4. HD, 2025/381 E., 2025/4511 K. 18.03.2025 Aktardığı bozma ilamlarıyla: dava kişisel hakka dayanır, HMK m.12 kesin yetki kuralı uygulanmaz; dördüncü kişinin kötü niyeti ispatlanamazsa dava bedele dönüşür
4. HD, 2024/2958 E., 2025/4639 K. 19.03.2025 Aciz vesikası sonradan tamamlanabilir dava şartıdır; Yargıtay aşamasında bile sunulabilir (oy çokluğu)
6. HD, 2025/2622 E., 2025/3640 K. 28.10.2025 İhtiyati haciz, iptal kararının verildiği anda kesin hacze dönüşür; iptal kararı yalnız tarafları bağlar
4. HD, 2021/1274 E., 2021/4390 K. 09.07.2021 Dava değeri, takip tarihindeki alacak ile malın değerinden az olanıdır; harca esas değer talebin sınırı değildir
17. HD, 2016/15771 E., 2016/12058 K. 28.12.2016 Dava mutlak ticari dava değildir, asliye hukuk mahkemesi görevlidir (oy çokluğu)

Kararların ikisinin oy çokluğuyla verilmiş olması tesadüf değildir. Hem aciz vesikasının sonradan tamamlanması hem de görevli mahkemenin belirlenmesi, uygulamada bölge adliye mahkemeleri arasında farklı sonuçlar doğurabilecek meselelerdir. Bu iki başlıkta karşı oyların gerekçesi, karşı tarafın savunmasında kullanılabilecek hazır bir malzeme sunar.

Tasarrufun iptali davası Yargıtay kararı nasıl aranır?

Kararlar Yargıtay’ın karar arama sistemi üzerinden esas ve karar numarasıyla ya da metin araması yoluyla bulunur. Bir kararın künyesi elde varsa doğrudan numarayla aranması en güvenilir yoldur; ikinci elden aktarılan özetler kararın yönünü ters gösterebildiği için tam metnin okunması gerekir.

Metin aramasında kalıp ifadeler tek tek denenir. “Tasarrufun iptali” gibi genel bir ifade on binlerce sonuç döndürdüğü için, aranan kuralın kendi lafzıyla arama yapmak gerekir; örneğin dava değerinin nasıl belirleneceğini arıyorsanız “harca esas değer”, dördüncü kişi rejimini arıyorsanız “dördüncü kişi” ifadesiyle daraltmak sonuç verir.

Bulunan kararın tarihine bakmak şarttır. Kanun metni değişmişse eski karar, değişen hükme ilişkin kısmı bakımından uygulanabilirliğini yitirmiş olabilir.

Karar taramasında dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır: tasarrufun iptali davalarına uzun yıllar boyunca kapatılan 17. Hukuk Dairesi bakmıştır. Bu yüzden konuya ilişkin içtihadın büyük bölümü 17. HD imzalıdır ve güncel kararlar 4. Hukuk Dairesi’nden çıkmaktadır. Eski kararlara atıf yapılırken, aradan geçen sürede kanun metninin değişip değişmediğinin denetlenmesi gerekir; İİK m.278’in 2025 sonundaki değişikliği bunun en taze örneğidir.

Tasarrufun İptali Davası Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi ve Deliller

Bu davada delil, çoğu zaman doğrudan bir belge değil bir örüntüdür. Tapu kayıtları, devir zincirinin tarihleri, resmî satış senedindeki bedel, taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri, tarafların nüfus kayıtları, ticaret sicil kayıtları ve banka hesap hareketleri bir araya getirildiğinde mal kaçırma kastı ortaya çıkar. Basit yargılama usulü gereği bu delillerin tamamının dilekçe ile birlikte bildirilmesi gerekir.

Bilirkişi incelemesi tipik olarak iki noktada yapılır: taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin belirlenmesi ve bu değerle tapudaki bedel arasındaki farkın ölçülmesi. Rapor davanın kaderini belirlediği için itiraz süresi kaçırılmamalıdır. HMK m.281 uyarınca taraflar, raporun kendilerine tebliğinden itibaren iki hafta içinde eksik gördükleri hususların tamamlattırılmasını, belirsiz noktaların açıklattırılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını isteyebilir. Aynı maddeye 2020’de eklenen cümle, talebin bu sürede hazırlanmasının çok zor olduğu ya da özel yahut teknik bir çalışma gerektirdiği hâllerde, süre içinde başvuran tarafa bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebileceğini düzenler.

Değer tespitine yönelik itirazlarda üç unsur işe yarar: emsal satışların dökümü, taşınmazın imar durumu ve devir tarihi ile rapor tarihi arasındaki değer değişiminin ayrıştırılması. Rapor, tasarruf tarihindeki değeri değil bugünkü değeri esas almışsa bu başlı başına bir itiraz sebebidir; İİK m.283/2’de tazminatın ölçüsü de malın elden çıkarıldığı tarihteki değeridir.

Tasarrufun İptali Davası Ne Kadar Sürede Sonuçlanır?

Gerçekçi cevap, internette sıkça verilen “bir ila iki yıl” tahmininden uzaktır. Dava basit yargılama usulüne tabi olsa da, tapu kayıtlarının celbi, değer tespiti için bilirkişi incelemesi, çoğu zaman birden fazla davalı ve devir zinciri uzadıkça artan taraf sayısı yargılamayı uzatır. İstinaf ve temyiz aşamaları eklendiğinde süre kolayca on yılı aşabilir.

Bu yazıda incelenen dosyalardan biri bunun ölçülebilir bir örneğidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19.03.2025 tarihli 2024/2958 E., 2025/4639 K. sayılı kararına konu dava, ilk derece mahkemesinde 2009 esas numarasıyla açılmış; 2015’te karara bağlanmış, 2019’da bozulmuş, 2020’de yeniden karara bağlanmış ve 2025’te ikinci kez bozulmuştur. Dosya, on altıncı yılında hâlâ ilk derece mahkemesine dönmektedir.

Süreyi kısaltan tek etken hazırlıktır. Aciz vesikasının dava açılmadan önce alınmış olması, husumetin baştan doğru yöneltilmesi, devir zincirinin tamamının dilekçede gösterilmesi ve delillerin ilk dilekçeyle sunulması, dosyanın bozma-yeniden yargılama döngüsüne girmesini büyük ölçüde engeller. Yukarıdaki dosyanın on altı yıla uzamasının sebebi de tam olarak bir dava şartının baştan tamamlanmamış olmasıdır.

Tasarrufun iptali davası ne kadar sürer, süreyi hangi aşamalar uzatır?

Süreyi uzatan aşamalar bellidir. Birincisi tapu, ticaret sicil ve nüfus kayıtlarının farklı kurumlardan celbedilmesidir; devir zinciri uzadıkça yazışma sayısı artar. İkincisi malın tasarruf tarihindeki değerinin tespiti için yapılan bilirkişi incelemesi ve buna yapılan itirazlar üzerine alınan ek raporlardır.

Üçüncü ve en belirleyici etken taraf sayısıdır. Borçlu ile üçüncü kişi zorunlu dava arkadaşı olduğu için tebligat ve temyiz süreçleri ikisi bakımından birlikte yürür; araya dördüncü kişi girdiğinde ve o kişi yetki itirazında bulunduğunda dosya bölünür ve iki ayrı yargılama başlar.

Dördüncüsü kanun yolu aşamalarıdır. İstinaf ve temyiz incelemeleri, bozma sonrası yeniden yargılama ve ikinci temyiz ihtimaliyle birlikte tek başına yılları alabilir. Bu yüzden dosyanın ilk derece aşamasında eksiksiz kurulması, süre bakımından yapılabilecek en etkili müdahaledir.

Takip Dosyanızda Mal Kaçırma Şüphesi Varsa

Borçlunun tapu, araç veya şirket kayıtlarındaki hareketler çoğu zaman haciz aşamasında fark edilir ve o noktada süreler işlemeye başlamıştır. İİK m.284’teki beş yıllık hak düşürücü süre tasarrufun yapıldığı tarihten, m.331’deki şikâyet süresi ise fiilin öğrenildiği tarihten itibaren işler; ikisi birbirinden bağımsızdır ve biri kaçırıldığında diğeri onu telafi etmez.

Dosyanın ilk incelemesinde bakılacaklar bellidir: takibin kesinleşip kesinleşmediği, haciz tutanağının içeriği, aciz belgesinin alınıp alınmadığı, devrin tarihi ile borcun doğum tarihinin karşılaştırılması ve taşınmaz üzerindeki takyidatların alacağı karşılayıp karşılamayacağı. Bu beş başlık netleşmeden açılan dava, yıllar sonra usulden reddedilebilir.

Takip ve dava sürecinin birlikte yürütülmesi konusunda icra hukuku alanındaki çalışmalarımız hakkında bilgi alınabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İcra takibi olmadan tasarrufun iptali davası açılabilir mi?

Açılamaz. İİK m.277 davayı açma hakkını elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan alacaklıya tanır; bu belge ise ancak kesinleşmiş bir icra takibi üzerinden yürütülen haciz işlemi sonucunda düzenlenir. Takip yoksa aciz vesikası da olamayacağı için dava şartı gerçekleşmez. Alacaklının elinde ilam varsa dahi önce takip başlatılması gerekir.

Tasarrufun iptali davası belirsiz alacak olarak açılabilir mi?

Dava, bir miktar paranın tahsilini değil bir tasarrufun alacaklı bakımından etkisiz sayılmasını konu aldığı için belirsiz alacak davası yapısına uygun değildir. Dava değeri, takip tarihindeki alacak ile malın değerinden az olanına göre belirlenir ve bu rakam dava açılırken bellidir. Uygulamada dilekçede gösterilen değer harca esas değerdir; talebin kapsamını daraltmaz.

Tasarrufun iptali davası kesinleşmesi gerekir mi, kesinleşmeden icraya konulabilir mi?

Kararın kendisi bir para alacağına hükmetmediği için doğrudan icraya konulmaz; kararın verdiği şey, mevcut takip dosyası üzerinden o mal hakkında haciz ve satış isteme yetkisidir. Bu yetkinin kullanılabilmesi için kararın kesinleşmesi aranır. Buna karşılık dava sırasında İİK m.281/2 uyarınca alınmış bir ihtiyati haciz varsa, bu haciz iptal kararının verildiği anda kesin hacze dönüşür.

Tasarrufun iptali davası satış isteme süresi ne kadardır?

Satış isteme süresi İİK m.106’da düzenlenmiştir: alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin yatırılması zorunludur; yatırılmazsa talep vaki olmamış sayılır. Sicile kayıtlı motorlu kara araçlarında ayrıca muhafaza talebinin de birlikte yapılması gerekir; araç hacizlerinin işleyişi için araç üzerindeki haciz yazısına bakılabilir. Süre içinde satış istenmezse İİK m.110 uyarınca o mal üzerindeki haciz kalkar.

Elinde geçici aciz vesikası olan kişi hacze iştirak edebilir mi?

İİK m.100, ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilecek alacaklıları sayar ve bunların başında, ilk hacze esas takip talebinden önce yapılmış bir takip üzerine alınan aciz vesikasına dayanan alacaklı gelir. Yani belgenin tarihi ilk haciz talebinden önceyse iştirak mümkündür. Sonraki tarihli belgeye dayanan alacaklı ise ancak önceki dereceden artacak bedeller için hacze katılabilir.

Aciz vesikası ilam hükmünde midir?

Değildir; İİK m.143’ün ifadesiyle aciz vesikası ve m.105’teki haciz tutanağı “borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde” belgelerdir. Bu nitelik, belgeye ilamlı takip yapma imkânı vermez ama alacaklıya m.277’deki dava haklarını sağlar. Ayrıca alacaklı, belgeyi aldığı tarihten itibaren bir yıl içinde takibe geçerse yeniden ödeme emri tebliğine gerek kalmaz.

Aciz vesikası zamanaşımı süresi kaç yıldır?

İİK m.143 uyarınca aciz vesikasına bağlanan borç, borçluya karşı vesikanın düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Borçlunun mirasçıları ise mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı hakkını aramamışsa zamanaşımını ileri sürebilir. Aynı madde uyarınca vesikada yazılı alacak miktarı için faiz istenemez.

Aciz vesikası avukatlığa engel mi?

Engeldir. Avukatlık Kanunu m.5/1-(g) bendi, “hakkında aciz vesikası verilmiş olup da bunu kaldırmamış bulunmak” hâlini avukatlık mesleğine kabul isteminin reddi sebepleri arasında sayar. Engelin kalkması için borcun ödenip vesikanın sicilden terkin ettirilmesi gerekir; İİK m.143 bu terkin usulünü ve borçluya verilecek belgeyi ayrıca düzenler.

Aciz vesikası ile kapanan dosya yeniden takibe konulabilir mi?

Konulabilir. Aciz vesikası borcu sona erdirmez, yalnızca o an için tahsil imkânının bulunmadığını tespit eder. Borçlunun sonradan mal edinmesi hâlinde alacaklı takibi yeniler; belgeyi aldığı tarihten itibaren bir yıl içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine gerek kalmaz. Bir yıl geçmişse yeni bir ödeme emri gönderilir.

Muvazaalı satışta tapu iptali istenebilir mi?

Talebin dayanağına göre değişir. Tasarrufun iptali davası tapu kaydının düzeltilmesini gerektirmez; İİK m.283/1 açıkça, taşınmazın “davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan” haciz ve satışının istenebileceğini söyler. Buna karşılık dava TBK m.19’a dayalı muvazaa davası olarak açılmışsa işlem baştan hükümsüz sayılacağından tapu iptali ve tescil talebi mümkündür.

Tasarrufun iptali davası ile tapu iptali davası arasındaki fark nedir?

Tapu iptali davası mülkiyeti geri getirmeyi, tasarrufun iptali davası ise alacaklıya o mal üzerinden cebri icra yetkisi vermeyi hedefler. Birincisinde tapu davacı adına tescil edilir, ikincisinde tapu üçüncü kişide kalır. Yetki bakımından da ayrılırlar: tapu iptali davasında HMK m.12’deki kesin yetki kuralı uygulanırken, iptal davası kişisel hakka dayandığı için bu kural uygulanmaz.

Tasarrufun iptali davasında icranın geri bırakılması istenebilir mi?

Tasarrufun iptali davasının açılmış olması, mevcut icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Dava, takibe konu alacağın varlığını değil borçlunun bir devrinin alacaklıya karşı ileri sürülebilirliğini tartışır. Takibin durdurulması ancak icra hukuk mahkemesine yapılacak ayrı bir başvuruyla ya da borca itiraz yollarıyla mümkün olur.

Banka kredi sözleşmesinden doğan alacakta borcun doğum tarihi nedir?

Kredi ilişkisinde borç, kredinin kullandırıldığı ya da sözleşmenin kurulduğu tarihte doğar; taksitlerin muaccel hâle geldiği tarih veya hesabın kat edildiği tarih borcun doğum anı değildir. Bu ayrım, borçlunun devri hangi tarafta bıraktığını belirlediği için davanın esasını doğrudan etkiler. Kefil bakımından da borç, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihte doğmuş sayılır.

Birden fazla tasarrufun iptali davası varsa sıra cetveli nasıl düzenlenir?

Her alacaklının hakkı, kendi dosyasındaki haczin kesinleştiği tarihe göre sıralanır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 28.10.2025 tarihli 2025/2622 E., 2025/3640 K. sayılı kararına göre İİK m.281/2 uyarınca konulan ihtiyati haciz, tasarrufun iptaline karar verildiği anda kesin hacze dönüşür ve sıradaki yerini o tarihe göre alır. İptal kararının, davanın tarafı olmayan rehin alacaklılarının hakkını etkilemeyeceği de aynı kararda belirtilmiştir.

Tasarrufun iptali davası reddedilirse vekalet ücreti ne olur?

Davanın reddi hâlinde davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilir ve bu ücret Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.13 uyarınca dava değeri üzerinden nispi olarak hesaplanır. Tarifenin ikinci fıkrası gereği hükmedilen ücret, kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Ücretin icraya konulabilmesi için kararın kesinleşmesi aranır.

Tasarrufun iptali davası görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olabilir mi?

Yargıtay’ın yerleşik kabulüne göre dava mutlak ticari dava sayılmadığından görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak bu kabul oy çokluğuyla oluşmuştur ve karşı görüş, tarafların tacir olması hâlinde TTK m.19 ile m.4/1 uyarınca davanın nispi ticari dava sayılacağını savunur. Görev dava şartı olduğu için, tarafların tacir olduğu dosyalarda bu itirazın gündeme gelmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu yazı yürürlükteki mevzuat ve Yargıtay kararları esas alınarak hazırlanmış genel nitelikte bir bilgilendirmedir; somut bir uyuşmazlığa doğrudan uygulanacak hukuki görüş yerine geçmez. İcra ve iflas mevzuatı sık değiştiği için — İİK m.278’in 25 Aralık 2025’te yeniden yazılmış olması bunun yakın bir örneğidir — dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukatla görüşmeniz yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir