
Danıştay’ın son dönemde verdiği kararlar, görev yolculuğunda ya da görev sırasında hayatını kaybeden kamu görevlilerinin ailelerini idarenin karşısında yalnız bırakmayan bir çizgiyi giderek belirginleştiriyor. Bu gündem, ailelerin en çok merak ettiği soruyu yeniden öne çıkarıyor: görevi başında ölen memurun ailesine tazminat ödenir mi, ödenirse hangi kalemler devreye girer? Cevap kısa: idarenin hizmet kusuru ispatlanamasa bile, kusursuz sorumluluk ilkesi gereği hem maddi hem manevi tazminat talep edilebilir. Bunun yanında ölüm yardımı, ölüm aylığı ve bazı durumlarda nakdi tazminat gibi ayrı ayrı işleyen haklar da vardır ve bu haklar birbirinin yerine geçmez.
Aile İçin 5 Maddede Durum
- Görev sırasında ölümde idarenin kusuru kanıtlanmasa da kusursuz sorumluluk gereği tazminat istenebilir.
- Ölüm yardımı ödeneği ve ölüm aylığı, tam yargı davasından bağımsız, ayrı başvuru gerektiren haklardır.
- Nakdi tazminat (2330 sayılı Kanun) sadece güvenlik/asayiş görevlileri içindir; her memur bu kapsamda değildir.
- Tazminat davasından önce idareye yazılı başvuru zorunlu ön koşuldur; süresi kaçırılırsa dava hakkı fiilen kaybedilebilir.
- Sözleşmeli personelin ailesi de, kadrolu memurla aynı ilkeler üzerinden tazminat talep edebilir.
Görevi Başında Ölen Memurun Ailesine Tazminat Ödenir mi?
Evet, görevi başında ölen memurun ailesine tazminat ödenir; bunun için idarenin ihmalini veya kusurunu tek tek ispat etmek şart değildir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası açıktır: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Bu hüküm, idarenin faaliyeti ile zarar arasında bir bağ kurulabildiği her durumda tazminat yolunu açar.
Uygulamada bu, idarenin hiçbir hatası bulunmasa dahi ailenin elini boş çevirmeyeceği anlamına gelir. Memur, görevlendirme kapsamında, idarenin belirlediği araç veya güzergâhta, görevi nedeniyle hayatını kaybettiyse; idarenin faaliyeti ile ölüm arasındaki bağ genellikle yeterli kabul edilir. Aile bu noktada iki ayrı hukuki cepheden hareket edebilir: idari başvuru yoluyla ölüm yardımı/ölüm aylığı gibi sosyal güvenlik nitelikli ödemeler, ve idare mahkemesinde açılacak tam yargı davasıyla maddi-manevi tazminat.
Bu iki yol birbirini dışlamaz, tam tersine tamamlar. Sosyal güvenlik ödemeleri otomatik ya da başvuru üzerine işleyen idari süreçlerdir; tazminat davası ise zararın gerçek boyutunun karşılanmasını hedefleyen ayrı bir yargısal süreçtir. İlerleyen bölümlerde her iki yolu da ayrı ayrı ele alacağız.
İdarenin Kusursuz Sorumluluğu Ne Anlama Gelir?
Kusursuz sorumluluk, idarenin herhangi bir ihmali veya hatası bulunmasa dahi, faaliyetiyle bağlantılı zararlardan sorumlu tutulmasıdır. Bu ilkenin temelinde iki düşünce yatar: risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik, yani fedakârlığın denkleştirilmesi. Bir kamu görevlisi, toplumun geri kalanı adına üstlendiği görev nedeniyle ağır bir bedel ödemişse, bu bedelin yalnızca onun ailesine yüklenmesi hakkaniyete aykırı sayılır.
Önemle belirtmek gerekir: kusursuz sorumluluk, kusur sorumluluğuna göre ikincil ve tamamlayıcı bir mekanizmadır. Yargı önce idarenin hizmet kusuru olup olmadığına bakar; kusur varsa zaten doğrudan sorumluluk doğar. Kusur ispatlanamıyorsa devreye kusursuz sorumluluk girer ve aile yine de tazminat talep edebilir hâle gelir.
Kavram Karışıklığına Dikkat: Sosyal Risk mi, Kusursuz Sorumluluk mu?
Bu iki kavram sık sık birbirine karıştırılır. Sosyal risk ilkesi ağırlıklı olarak terör olayları veya toplumsal nitelikli zararlarda uygulanır ve idarenin faaliyetiyle zarar arasında doğrudan bir illiyet bağı aranmaz; zarar toplumsallaştırılır. Görev kazalarında uygulanan kusursuz sorumluluk (mesleki risk) ilkesinde ise idarenin yürüttüğü faaliyet ile zarar arasında illiyet bağının varlığı aranır. Görevi başında ölen bir memurun ailesi tazminat isterken dayanacağı zemin, kural olarak ikincisidir.
Bu ayrımın ailenin lehine olan tarafı, ispat yükünün hafiflemesidir. Aile, idarenin “şu talimatı vermemesi” ya da “şu önlemi almaması” gibi somut bir ihmalini tek tek kanıtlamak zorunda kalmaz; görevlendirme ile zarar arasındaki bağı göstermesi genellikle yeterli olur. Bu da özellikle görev kazası gibi olayların hemen ardından, delil toplamanın güç olduğu bir dönemde ailenin elini önemli ölçüde güçlendirir.
Danıştay Görev Kazalarında Nasıl Karar Veriyor?
Danıştay, görev kazalarında hizmet kusuru bulunmasa dahi kusursuz sorumluluk ilkesini istikrarlı biçimde uyguluyor. Bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri, idarenin görevlendirmesiyle, idarenin tahsis ettiği araçla yolculuk sırasında kaza geçirip vazife malulü sayılan bir kamu görevlisiyle ilgili Danıştay 10. Dairesi’nin E.2016/1017, K.2017/5105 sayılı kararıdır. Bu kararda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı hâlde, kararda yer alan ifadeyle “kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir” denilmiştir. Belirtmek gerekir ki bu karar bir ölüm değil, malullük olayına ilişkindir; ancak kurduğu ilke aynı zamanda ölümle sonuçlanan görev kazalarına da yol gösterir.
Kararın bir diğer önemli tespiti şudur: taşıma hizmetinin idare tarafından değil, idarenin anlaştığı özel bir şirket eliyle yürütülmüş olması, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yani “aracı biz sürmedik, taşeron sürdü” savunması tek başına idareyi kurtarmaz.
Basına yansıyan güncel bir Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında ise, görevlendirme sırasında hayatını kaybeden bir kamu görevlisinin ailesinin açtığı tazminat davasında, idarenin hizmet kusuru bulunmadığı tespit edilmesine rağmen aile lehine karar verildiği aktarılmıştır. Bu tür kararların ortak gerekçesi, zararın tek bir aileye değil topluma pay edilmesinin hakkaniyetin ve sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğudur. Bu kararı burada genel çizgisiyle aktarmakla yetiniyoruz; dosyanıza uygun emsal kararların taranması, her durumda avukatınızla birlikte yürütülmesi gereken ayrı bir çalışmadır.

Danıştay Görev Kazalarında Nasıl Karar Veriyor
Ailenin Alabileceği Ödeme ve Haklar Nelerdir?
Görevi başında ölen bir memurun ailesi, tek bir ödeme değil, farklı dayanaklara bağlı birden fazla hak elde edebilir. Bu hakların bir kısmı idari/sosyal güvenlik niteliklidir ve başvuru ile işler; bir kısmı ise ancak dava yoluyla talep edilebilir. Aşağıdaki tablo, hangi hakkın hangi dayanağa bağlı olduğunu ve nereye başvurulacağını özetler.
| Hak | Yasal Dayanak | Kimlere Ödenir | Nereye Başvurulur |
|---|---|---|---|
| Ölüm yardımı ödeneği | 657 sayılı Kanun m.208 | Sağlığında bildirilen kişi; yoksa eş ve çocuklar; yoksa ana-baba; yoksa kardeşler | Kurumun personel/özlük birimi |
| Ölüm aylığı | 5510 sayılı Kanun (görev kazası hükümleri) | Hak sahibi eş, çocuk, ana-baba | SGK |
| Emekli ikramiyesi | İlgili emeklilik mevzuatı | Kanuni hak sahipleri (hizmet süresi ve mevzuattaki şartlara bağlıdır) | SGK / ilgili emeklilik kurumu |
| Nakdi tazminat | 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun | Yalnızca kanunda sayılan güvenlik/asayiş görevlileri | İlgili kurum (İçişleri Bakanlığı, TSK, MİT vb.) |
| Maddi-manevi tazminat | Anayasa m.125 + idare hukuku ilkeleri | Zarar gören yakınlar (eş, çocuk, ana-baba vb.) | İdareye ön başvuru, ardından idare mahkemesi |
Peki hangi olaylar “görev kazası” sayılır? Kapsam sanılandan geniştir. 5510 sayılı Kanun’un 47. maddesine göre yalnızca görevin fiilen yapıldığı andaki kazalar değil; idarenin görevlendirmesiyle başka bir kamu idaresine ait iş yapılırken, kurumun menfaatini korumak amacıyla bir iş görülürken, işyerinde veya idarece sağlanan bir taşıtla işe geliş ve işten dönüş sırasında meydana gelen kazalar da bu kapsamdadır. Yani kurum servisinde ya da görev için tahsis edilen araçta yaşanan bir kaza, hukuken görev kazası niteliği taşır.
Görev kazası nitelendirmesinin aileye sağladığı en somut avantajlardan biri ölüm aylığında ortaya çıkar: bu nitelikteki bir kaza sonucu ölümde, hak sahiplerine aylık bağlanması için normalde aranan prim gün sayısı şartı aranmaz. Memurun hizmet süresi görece kısa olsa bile ailenin aylık hakkı korunur; bu da özellikle mesleğinin başında hayatını kaybeden görevlilerin aileleri için belirleyici bir güvencedir.
Bu kalemler arasında en çok yanlış anlaşılan, nakdi tazminattır. 2330 sayılı Kanun’un kapsamı sınırlıdır ve yalnızca kanunda tek tek sayılan güvenlik ve asayiş görevlileri içindir; polis, jandarma, TSK mensupları, MİT personeli, bekçi, orman ve gümrük muhafaza görevlileri gibi. Sıradan bir memur veya sözleşmeli personel için bu kapsam, kural olarak devreye girmez. Bu nokta, ailelerin en sık hayal kırıklığı yaşadığı yerdir; bu yüzden baştan net konuşmakta fayda var.
Bir diğer önemli ayrım: ölüm yardımı ve ölüm aylığı, idarenin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın işleyen sosyal güvenlik ödemeleridir. Tam yargı davasıyla istenen maddi-manevi tazminat ise bunlardan tamamen ayrı, ek bir hukuki yoldur. Biri diğerinin yerine geçmez, ikisi birlikte talep edilebilir.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatını Kimler Talep Edebilir?
Destekten yoksun kalma tazminatını, ölen memurun sağlığında maddi olarak destek verdiği veya kanunen destek vermekle yükümlü olduğu kişiler talep edebilir. Bu grubun başında eş ve çocuklar gelir; aralarında destek ilişkisi ayrıca ispat gerektirmeden karine olarak kabul edilir. Anne ve baba da, ölenin desteğinden fiilen yararlandıklarını gösterebiliyorlarsa bu tazminatı isteyebilir.
Nişanlı, evlatlık ya da fiilen bakılan üçüncü kişiler için durum biraz farklıdır; bu kişilerin destek gördüklerini somut delillerle ortaya koyması gerekir. Hesaplama mantığı genel hatlarıyla şöyle işler: ölenin gelir düzeyi, hak sahiplerine ayrılan destek payları ve muhtemel destek süresi bir arada değerlendirilir, kesin rakam bilirkişi ve aktüerya hesabıyla belirlenir. Somut bir oran veya formül vermek doğru olmaz; her dosyanın gelir, yaş ve aile yapısı farklıdır.
Burada sıkça karışan bir başka nokta, destekten yoksun kalma tazminatının miras hukukuyla ilişkisidir. Bu tazminat, mirasın bir parçası değil; hak sahiplerinin kendi kişiliklerinde doğan, bağımsız bir taleptir. Ölen kişinin varsa borçlarının mirasçıya nasıl geçtiği ise bambaşka bir konudur; bu ayrımı ölen kişinin borcu mirasçıya geçer mi başlıklı yazımızda ayrıntılı işledik.
Manevi Tazminat Nasıl Belirlenir?
Manevi tazminat, ailenin yaşadığı elem ve ıstırabın bir karşılığıdır; kayıp gelirin telafisi değil, acının kısmen dindirilmesi amacını taşır. Tutarı doğrudan bir tarifeye bağlı değildir; hâkim, olayın ağırlığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumunu, ölenle yakınlık derecesini bir bütün olarak değerlendirerek takdir eder.
Yargı kararlarında sürekli vurgulanan bir ilke vardır: manevi tazminat bir zenginleşme aracına dönüşmemelidir. Bu yüzden talep edilen tutar, olayın somut koşullarıyla makul bir orantı içinde olmalıdır. Dava dilekçesinde çok yüksek veya çok düşük bir rakam yazmak, hem talebin ciddiyetini hem de sürecin sonucunu etkileyebileceğinden, bu değerlendirmenin dosyaya özel yapılması önemlidir. Kesin bir tutar veya emsal rakam vermek yerine, her ailenin kendi somut koşullarına göre bu değerlendirmeyi avukatıyla birlikte yapmasını öneriyoruz.
Manevi tazminat talebinde bulunacak yakınların hepsi aynı tutarı almaz; eş, çocuk, anne-baba gibi farklı yakınlık derecelerindeki kişiler için ayrı ayrı değerlendirme yapılır. Ölenle birlikte yaşama, ona bakma, düzenli görüşme gibi unsurlar bu değerlendirmede rol oynar. Talebi güçlendirmek isteyen aileler, olayın ailede yarattığı somut etkileri (psikolojik destek alma, günlük yaşamdaki değişim gibi) dilekçede ve varsa delillerle ortaya koymalıdır; bu, hâkimin takdirini besleyen önemli bir unsurdur.
Tazminat Davası Nasıl Açılır? Süreç ve Süreler
Görevi başında ölen memurun ailesi, doğrudan mahkemeye başvuramaz; önce idareye yazılı bir başvuru yapmak zorundadır. Bu, İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13’te düzenlenen zorunlu bir ön koşuldur ve atlanırsa dava usulden reddedilir. Süreç şu sırayla işler:
| Aşama | Süre | Açıklama |
|---|---|---|
| 1. İdareye yazılı başvuru | Zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl, her hâlde olaydan itibaren 5 yıl içinde | Tam yargı davasının zorunlu ön şartı |
| 2. İdarenin cevabı | Güncel düzenlemeye göre 30 gün | Bu süre içinde cevap gelmezse istek zımnen reddedilmiş sayılır |
| 3. Dava açma | Ret veya zımni retten itibaren 60 gün | İdare mahkemesinde tam yargı davası açılır |
Bekleme süresine dair kaynaklarda zaman zaman eski bilgiler dolaşır; ancak güncel düzenlemeye göre idarenin cevap süresi 30 gündür. Bu sürenin doğru hesaplanması, davanın süresinde açılıp açılmadığını doğrudan etkilediği için kritik önemdedir.
İdareye yapılacak yazılı başvuruda olayın tarihi, görevlendirme belgesi varsa buna ilişkin bilgi, ölüm belgesi, hak sahipliğini gösteren belgeler (veraset ilamı, nüfus kayıt örneği gibi) ve talep edilen tazminat kalemlerinin açıkça belirtilmesi büyük önem taşır. Başvurunun eksik veya belirsiz hazırlanması, idarenin cevabını geciktirebileceği gibi, sonraki dava aşamasında da talebin kapsamını daraltabilir. Bu nedenle başvuru dilekçesinin bir hukukçu gözetiminde hazırlanması, sürecin başında yapılabilecek en önemli adımlardan biridir.
Bir istisnaya da değinmek gerekir: aile yanlışlıkla adli yargıda dava açar ve dava görev yönünden reddedilirse, idareye yeniden başvuru şartı aranmaksızın idari yargıda dava açılabilir. Ancak bu istisnaya güvenerek süreci baştan yanlış kurgulamak riskli bir stratejidir; en sağlıklısı süreci en baştan doğru yargı yolunda başlatmaktır. Sürelerle ilgili genel bir karşılaştırma için trafik kazası tazminat zamanaşımı yazımıza da göz atabilirsiniz.

Tazminat Davası Nasıl Açılır Süreç ve Süreler
Sözleşmeli Personel de Tazminat Talep Edebilir mi?
Evet, sözleşmeli personelin ailesi de kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak tazminat talep edebilir. Danıştay’ın oturttuğu çizgi, kişinin statüsünden çok “kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve görev nedeniyle zarar doğması” ölçütüne bakar. Bu ölçüt karşılandığında kadrolu memur, sözleşmeli antrenör, sözleşmeli sağlık personeli gibi farklı statülerdeki kamu görevlileri benzer şekilde korunur.
İşçi statüsünde çalışan kamu personeli için ise yol biraz farklılaşabilir; bu grup zaman zaman iş kazası mevzuatı ve ilgili yargı kolu bakımından ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Statünüzün tam olarak hangi kategoriye girdiği ve bunun dava stratejisini nasıl etkileyeceği, sözleşme türü ve görev tanımı incelenerek netleştirilmelidir; bu noktada genel bir kural vermek yerine dosyaya özel değerlendirme yapılmasını öneriyoruz.
Sahada sıkça karşılaşılan bir durum, sözleşmeli personelin idareyle olan hukuki bağının “memur” tanımına tam uymadığı gerekçesiyle idarenin tazminat talebine mesafeli yaklaşmasıdır. Ancak Danıştay içtihadı, kamu hizmetinin fiilen kim tarafından ve hangi koşullarda yürütüldüğüne bakar; unvan veya sözleşme başlığı tek başına belirleyici değildir. Bu nedenle sözleşmeli personelin ailesi, idarenin ilk itirazına takılmadan sürecini aynı kararlılıkla ilerletmelidir.
Dava Hangi Mahkemede Açılır?
Kural olarak idareye karşı açılacak tam yargı davası idari yargıda görülür. Ancak bu kuralın istisnası, hak kaybına en açık noktalardan biridir: kamu aracının karıştığı trafik kazalarından doğan ve Karayolları Trafik Kanunu’na dayanan sorumluluk davaları, adli yargının görev alanına girebilir.
Hangi yolun doğru olduğu, olayın hukuki dayanağına ve zararın hangi ilişkiden doğduğuna göre değişir; bu ayrımı yanlış yapmak, davanın görev yönünden reddedilmesine ve değerli zaman kaybına yol açabilir. Aile bu aşamada tek başına karar vermek yerine, dosyayı bir bütün olarak değerlendirecek bir hukuki destek almalıdır. Bu tür dosyalarda süreci baştan doğru kurgulamak için Ankara tazminat hukuku avukatı desteğiyle ilerlemek, hem doğru yargı yolunun seçilmesini hem de sürelerin kaçırılmamasını güvence altına alır.
Örneğin bir memurun, resmi görev için kullandığı kurum aracıyla trafik kazası geçirip hayatını kaybetmesi ile, kurum binası içindeki bir iş kazası sonucu hayatını kaybetmesi, hukuki nitelendirme bakımından farklı sonuçlar doğurabilir. İlk durumda trafik mevzuatına dayalı bir sorumluluk tartışılabilirken, ikinci durumda doğrudan idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu gündeme gelir. Bu ince ayrımın baştan doğru yapılması, davanın hangi mahkemede, hangi dayanakla açılacağını belirler.
Vazife Malullüğü Aylığı ile Tazminat Birlikte Alınabilir mi?
Evet, SGK tarafından bağlanan ölüm aylığı veya vazife malullüğüne bağlı ödemeler ile idareden istenen tam yargı tazminatı farklı hukuki temellere dayanır; biri diğerinin yerine geçmez. SGK’nın aylık bağlamış olması, ailenin idareye karşı tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte, SGK’dan alınan ödemelerin tazminat hesabına nasıl yansıyacağı somut olaya göre değerlendirilir; bu konuda kesin ve genel geçer bir kural vermek doğru olmaz, çünkü hesaplama yöntemi dosyanın niteliğine göre değişebilir. Bu noktanın iş kazası boyutuyla bağlantısı için iş kazasında arabuluculuk yazımıza, memurların rapor süreçlerinde özlük haklarının nasıl etkilendiğini merak ediyorsanız rapor alınca maaş kesilir mi yazımıza bakabilirsiniz.
Ailelerin bu noktada en pratik yaklaşımı, iki süreci birbirinden bağımsız ama koordineli yürütmektir. SGK başvurusu genellikle daha kısa sürede sonuçlanan idari bir işlemdir ve ailenin acil ihtiyaçlarını bir ölçüde karşılar; tam yargı davası ise daha uzun soluklu olsa da zararın gerçek boyutunu karşılamayı hedefler. İki süreci de aynı anda takip etmek, hem zaman kaybını önler hem de olası hak kayıplarının önüne geçer.
Sık Sorulan Sorular
Görevi başında ölen memur şehit sayılır mı?
Otomatik olarak sayılmaz. Vazife malullüğü ile şehitlik statüsü farklı kavramlardır; şehitlik statüsü özel kanunlarda sayılan koşullara ve görevin niteliğine bağlıdır, bu nedenle her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Ölüm yardımı ne kadardır ve kime ödenir?
657 sayılı Kanun m.208 uyarınca en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) iki katı tutarında, vergi ve kesintiye tabi olmayan, haczedilemeyen bir ödemedir; sağlığında bildirilen kişiye, yoksa sırasıyla eş-çocuklar, ana-baba veya kardeşlere ödenir.
İdare kusursuzsa da tazminat ödenir mi?
Evet. Danıştay’ın yerleşik uygulaması, hizmet kusuru ispatlanamasa dahi kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminat ödenmesi gerektiği yönündedir.
Tazminat davası için önce idareye başvurmak zorunlu mu?
Evet, İYUK m.13 gereği idareye yazılı başvuru, tam yargı davasının zorunlu ön koşuludur; bu adım atlanırsa dava usulden reddedilir.
Süre kaçırılırsa ne olur?
İdareye başvuru veya dava açma süresi kaçırılırsa, kural olarak tazminat talep etme hakkı fiilen ortadan kalkar; bu nedenle sürelerin baştan doğru hesaplanması hayati önemdedir.
Sözleşmeli personelin ailesi de dava açabilir mi?
Evet. Danıştay’ın uyguladığı ölçüt statüden çok görev nedeniyle zarar görme ilişkisidir; sözleşmeli personelin ailesi de aynı ilkeler üzerinden tazminat talep edebilir.
SGK aylık bağladıysa ayrıca tazminat istenebilir mi?
Evet, SGK ödemeleri ile idareye karşı açılacak tam yargı davası farklı hukuki temellere dayanır; SGK’nın aylık bağlamış olması dava hakkını ortadan kaldırmaz.
Görevi başında ölen bir memurun ailesi için haklar tek bir dilekçeyle değil, birbirini tamamlayan birden çok başvuru ve davayla korunur: ölüm yardımı, ölüm aylığı, mümkünse nakdi tazminat ve idareye açılacak tam yargı davası. Bu süreçlerin her biri farklı kurumlara, farklı sürelere ve farklı belgelere bağlıdır; herhangi birinin atlanması ailenin hak kaybetmesine yol açabilir. Dosyanızı süresinde ve doğru yargı yolunda ilerletmek için 657 sayılı Kanun’un güncel metnini ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümlerini avukatınızla birlikte değerlendirmeniz önerilir.
Av. Handan Sayan Özgül
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; mevzuat ve içtihat zaman içinde değişebileceğinden, kendi dosyanıza ilişkin adımları atmadan önce mutlaka bir avukata danışmanızı öneririz.





