Ceza Hukuku

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları (TCK 155)

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları (TCK 155)

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları dörttür: malın başkasına ait olması, zilyetliğin belirli bir amaçla faile devredilmiş olması, failin bu amacın dışına çıkan bir tasarrufta bulunması veya devir olgusunu inkâr etmesi ve bunu kendisine ya da başkasına yarar sağlamak kastıyla yapmasıdır. Bu dört unsurdan biri eksikse suç oluşmaz; uyuşmazlık ya başka bir suça dönüşür ya da tümüyle özel hukukun alanında kalır.

Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen bu suç, uygulamada emniyeti suistimal olarak da anılır. Ceza dosyalarında tartışma neredeyse hiçbir zaman “olay yaşandı mı” sorusu üzerinde değildir; taraflar olayın kendisinde çoğu kez hemfikirdir. Asıl mesele, malın faile hangi hukuki temelle geçtiği ve failin davranışının bu temeli aşıp aşmadığıdır.

Ana hatlarıyla

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları ve bunların doğurduğu sonuçlar:

  • Zilyetlik: Mal faile teslim edilmiş olmalıdır; teslim yoksa fiil hırsızlığa dönüşür.
  • Amaç dışı tasarruf: Malın satılması, rehnedilmesi, devredilmesi ya da teslimin inkâr edilmesi gerekir; sadece gecikme yetmez.
  • Takip usulü: Temel hâl şikâyete bağlıdır ve süre altı aydır; nitelikli hâl resen soruşturulur.
  • Ceza: Temel hâlde 6 ay – 2 yıl hapis ve adlî para cezası; hizmet, meslek veya ticaret ilişkisinde 1 – 7 yıl.
  • Sonradan gelen düzenleme: Suçun konusu motorlu taşıtsa ceza bir kat artırılır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları, kanun metninin cümle yapısından çıkarılır. TCK 155/1’e göre suç, “başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi” tarafından işlenir. Cümledeki her ibare ayrı bir unsura karşılık gelir.

Unsurların sırası tesadüfi değildir; her biri bir öncekinin varlığını gerektirir. Mal başkasına ait değilse zilyetliğin devrinden söz edilemez, zilyetlik devredilmemişse amaç dışı tasarruf tartışması hiç doğmaz. Bu nedenle savunma da soruşturma da genellikle en baştaki halkayı hedef alır.

Suçla korunan hukuki değer mülkiyet hakkı ve taraflar arasındaki güven ilişkisidir. Fail bakımından özel bir sıfat aranmaz; malı teslim alan herkes bu suçun faili olabilir. Mağdur ise malın zilyetliğini devreden kişidir ve malın maliki olması şart değildir.

UnsurNe aranırEksikse ne olur
Malın başkasına ait olmasıMülkiyetin failde olmamasıSuç oluşmaz, borç ilişkisi kalır
Zilyetliğin devriMalın fiilen faile teslimiKoşulları varsa hırsızlık
Amaç dışı tasarruf veya inkârSatma, devretme, rehnetme, teslimi reddetmeSuç oluşmaz, gecikme tek başına yetmez
Kast ve yararBilerek ve yarar sağlamak amacıyla hareketSuç oluşmaz

Birinci Unsur: Malın Başkasına Ait Olması

Suçun konusu, mülkiyeti başkasına ait bir maldır. Fail malın mülkiyetini kazanmışsa suç oluşmaz; kalan yükümlülük bedelin ödenmesi ya da benzeri bir edimdir ve bu tamamen borçlar hukukunun alanındadır. Bu nedenle satış, trampa veya ödünç gibi mülkiyeti devreden işlemler sonrasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar bu suçun kapsamına girmez.

Malın taşınır olması gerekmez; taşınmazlar da suçun konusu olabilir. Buna karşılık malın ekonomik bir değer taşıması ve hukuken devredilebilir nitelikte olması aranır. Paranın suça konu olması bakımından ise özel bir durum vardır: belirli bir amaçla ve ayrı tutulmak üzere teslim edilen para suçun konusu olurken, karışması kabul edilerek verilen para bakımından çoğunlukla alacak ilişkisi doğar.

Ortaklık ilişkileri bu unsurun en tartışmalı alanıdır. Ortaklar arasında paylaşıma konu mal ve paralar, hukuken tek başına “başkasına ait” sayılmayabilir. Bu tür dosyalarda uyuşmazlığın gerçek niteliği çoğu zaman ortaklığın tasfiyesidir ve ceza mahkemesi yerine ticaret mahkemesinin görev alanına girer.

İkinci Unsur: Zilyetliğin Devredilmiş Olması

Suçun ayırt edici unsuru, malın failin fiilî hâkimiyetine bırakılmış olmasıdır. Kanun bu devrin iki amacını sayar: malı muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak. Devir, malikin kendi rızasıyla gerçekleşir; failin mala kendi girişimiyle ulaştığı hâllerde bu unsur yoktur.

Zilyetliğin devredilmesi ile malın sadece failin erişebileceği bir yerde bulunması aynı şey değildir. Bir işyerinde çalışan kişinin kasaya erişebiliyor olması tek başına zilyetlik devri sayılmaz; kasanın sorumluluğunun ona verilmiş olması gerekir. Bu ayrım, aynı olayın hırsızlık mı yoksa güveni kötüye kullanma mı sayılacağını belirler.

Devrin belgeye bağlanmış olması şart değildir, ancak ispat bakımından belirleyicidir. Teslim tutanağı, irsaliye, zimmet fişi veya yazışmalar dosyanın omurgasını oluşturur. Belgenin bulunmadığı hâllerde tanık beyanları ve tarafların davranış biçimleri devrin varlığını göstermek için kullanılır.

Üçüncü Unsur: Amaç Dışı Tasarruf veya Devrin İnkârı

Kanun bu unsuru seçimlik hareketli biçimde düzenlemiştir: fail ya devir amacının dışında bir tasarrufta bulunur ya da devir olgusunu inkâr eder. İkisinden birinin gerçekleşmesi suçun oluşması için yeterlidir. Bu, suçun neden salt bir “iade etmeme” fiili olmadığını da açıklar.

  • Amaç dışı tasarruf: malın satılması, rehnedilmesi, başkasına devredilmesi, tüketilmesi ya da teslim amacıyla bağdaşmayacak biçimde kullanılması.
  • Devrin inkârı: malın kendisine hiç teslim edilmediğini ileri sürmek, teslim belgesinin varlığını reddetmek.

Buna karşılık iadeyi geciktirmek, taksitlendirme talep etmek veya hesap itirazında bulunmak bu unsuru karşılamaz. Ödemenin gecikmesi ile iade iradesinin tümüyle ortadan kalkması arasındaki fark, dosyalarda çoğunlukla ihtarnameye verilen cevapla ortaya çıkar. İade talebine “hesabımız var, mahsuplaşalım” biçiminde verilen bir cevap ile “bende böyle bir mal yok” cevabı, hukuken bambaşka sonuçlar doğurur.

Tasarrufun malın tamamına yönelmesi de gerekmez. Teslim edilen paranın bir kısmının kişisel harcamada kullanılması ya da malın bir bölümünün satılması, suçun oluşması bakımından yeterlidir. Kalan kısmın sonradan iadesi, suçun oluşmasını değil yalnızca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını ilgilendirir.

Dördüncü Unsur: Kast ve Yarar Sağlama

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları arasında sonuncusu olan manevi unsur kasttır; taksirle işlenebilen bir güveni kötüye kullanma hâli yoktur. Failin, malın başkasına ait olduğunu ve belirli bir amaçla kendisine teslim edildiğini bilmesi, buna rağmen amacın dışına çıkma iradesiyle hareket etmesi gerekir. Unutkanlık, hastalık, kayıp ya da fiilî imkânsızlık hâllerinde kast bulunmadığından suç oluşmaz.

Kanun ayrıca failin “kendisinin veya başkasının yararına olarak” hareket etmesini arar. Bu, saikin mutlaka maddi çıkar olması gerektiği anlamına gelmez; malın üçüncü bir kişiye kazandırılması da yarar kavramına dahildir. Yararın fiilen elde edilmiş olması şart değildir, amaçlanmış olması yeterlidir.

Kastın ispatı, dosyaların en zorlu kısmıdır ve doğrudan beyanla değil davranış zinciriyle yapılır. Malın hangi tarihte elden çıkarıldığı, iade talebinin ne zaman iletildiği, failin bu talebe nasıl cevap verdiği ve mal bedelinin nereye aktarıldığı, kastın varlığını gösteren temel göstergelerdir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Şikayete Tabi Mi?

Suçun temel hâli şikâyete tabidir. TCK 155/1 failin “şikayet üzerine” cezalandırılacağını açıkça söyler; dolayısıyla mağdurun başvurusu olmadan soruşturma yürütülemez. Şikâyet süresi, fiilin ve failin öğrenildiği günden itibaren altı aydır ve bu süre hak düşürücüdür.

İkinci fıkradaki nitelikli hâl bakımından ise durum tersine döner. O fıkrada “şikayet üzerine” ibaresi bulunmadığından suç resen soruşturulur ve şikâyet süresi işlemez. Bu ayrımın pratik sonuçları ve hizmet ilişkisinin nasıl belirlendiği, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Şikâyetten vazgeçme, yalnızca temel hâlde davayı düşürür. Birden fazla şikâyet hakkı sahibi varsa, birinin süreyi kaçırması diğerlerinin hakkını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık iştirak hâlinde suç işleyen sanıklardan biri hakkındaki vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

Cezası Ne Kadar, Nitelikli Hâlleri Nelerdir?

Temel hâlde ceza altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezasıdır. Kanun burada seçimlik bir yaptırım öngörmez; hapis ile adlî para cezası birlikte hükmedilir. Adlî para cezasının gün sayısı için maddede özel bir sınır bulunmadığından TCK 52’deki beş ilâ yedi yüz otuz günlük genel sınır uygulanır.

Nitelikli hâlde, yani malın meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi ya da başkasının mallarını idare etme yetkisi gereği teslim edildiği hâllerde ceza bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasına yükselir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için malın faile o ilişki nedeniyle geçmiş olması gerekir; ilişkinin varlığı tek başına yeterli değildir.

Maddeye 25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren üçüncü bir fıkra eklenmiştir. Buna göre suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. Kanun metninin tamamı için bakınız: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.

Hırsızlıktan Farkı: Mal Kimin Elindeydi?

İki suçu ayıran tek ölçüt, fiil anında malın kimin zilyetliğinde bulunduğudur. Güveni kötüye kullanmada mal, failin rızayla devredilmiş zilyetliğindedir; fail zaten elinde olan mal üzerinde amaç dışı tasarrufta bulunur. Hırsızlıkta ise mal başkasının zilyetliğindedir ve fail onu rızası olmadan alır.

Ayrım özellikle işyeri olaylarında önem kazanır. Kasadan sorumlu olan çalışanın parayı mal edinmesi güveni kötüye kullanmadır; kasa sorumluluğu bulunmayan bir çalışanın aynı parayı alması hırsızlıktır. Aynı fiziksel eylem, sorumluluğun kime verildiğine göre farklı suç tiplerine girer.

Ayrımın sonuçları hafif değildir: iki suçun ceza aralıkları, takip usulleri ve zamanaşımı süreleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle iddianamede hangi suçun gösterildiği, savunmanın kurgusunu doğrudan belirler.

Dolandırıcılıktan Farkı: Hile Teslimden Önce mi Sonra mı?

İki suç arasındaki fark hilenin varlığında değil, hilenin ne zaman devreye girdiğindedir. Dolandırıcılıkta fail, malı elde etmek için baştan hileli davranışlar sergiler; mağdur zaten aldatılarak teslime yönlendirilmiştir. Güveni kötüye kullanmada ise teslim, hiçbir aldatma olmaksızın geçerli bir güven ilişkisine dayanarak yapılır; kötüniyet teslimden sonra ortaya çıkar.

Bu ölçüt uygulamada şu soruyla test edilir: fail malı teslim aldığı anda iade etme niyeti taşıyor muydu? Baştan itibaren iade niyeti yoksa ve teslim bu amaçla sağlanmışsa dolandırıcılık, teslim sırasında ilişki gerçek ve niyet dürüstse sonradan doğan mal edinme iradesi güveni kötüye kullanma sayılır.

İki suçun cezaları da usul rejimleri de birbirinden ayrıdır. Dolandırıcılığın nitelikli hâllerinin takip usulü ve zamanaşımı bakımından doğurduğu sonuçlar için nitelikli dolandırıcılığın şikâyete tabi olup olmadığına ilişkin yazımızı inceleyebilirsiniz.

Zimmet ve Görevi Kötüye Kullanmadan Farkı

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilir ve suçun konusu, görevi nedeniyle kendisine teslim edilen veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu maldır. Güveni kötüye kullanmada ise failin sıfatı önemli değildir; özel hukuk ilişkisi içindeki herkes fail olabilir. Aynı fiil, failin kamu görevlisi olup olmamasına göre farklı suçlara girer.

Görevi kötüye kullanma ile karışma ise farklı bir eksende yaşanır. O suçta korunan değer kamu idaresinin işleyişidir ve fiil, görevin gereklerine aykırı davranışla kişilerin mağduriyetine ya da kamu zararına yol açmayı içerir. Güveni kötüye kullanmada ise korunan değer mülkiyet ve güven ilişkisidir; ortada mutlaka teslim edilmiş somut bir mal bulunmalıdır.

Kamu kurumunda çalışan ancak kamu görevlisi sayılmayan personel bakımından bu ayrım daha da incelir. Belirleyici olan çalışılan yerin niteliği değil, kişinin kamu görevlisi sayılıp sayılmadığı ve malın hangi hukuki temelle teslim edildiğidir.

Teşebbüs ve Zincirleme Suç Nasıl Uygulanır?

Suça teşebbüs mümkündür. Fail amaç dışı tasarrufa yönelik icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır. Örneğin malın satışı için girişimde bulunulup işlemin tamamlanamaması bu kapsamda değerlendirilir.

Zincirleme suç ise bu suçta çok sık gündeme gelir. Aynı güven ilişkisi içinde, aynı mağdura karşı, değişik zamanlarda tekrarlanan eylemler tek suç sayılır ve ceza belirli oranda artırılır. Uzun süre tahsilat yetkisi kullanan kişilerin dosyalarında bu kurumun uygulanıp uygulanmadığı, hem ceza miktarını hem zamanaşımının başlangıcını değiştirir.

Zincirleme suçun kabulü hâlinde zamanaşımı, ilk eylemden değil son eylemin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu, yıllar öncesine dayanan olaylarda dosyanın hâlâ takip edilebilir olması sonucunu doğurabilir.

Akrabalık İlişkisi Cezayı Kaldırır mı?

Kanun, malvarlığına karşı suçlarda belirli yakınlar bakımından şahsi cezasızlık hâli öngörür. Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyun, bu derecedeki kayın hısımlarının, evlat edinen veya evlatlığın ya da aynı konutta yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenen güveni kötüye kullanma suçunda ilgili akraba hakkında cezaya hükmedilmez.

İkinci bir grup yakın bakımından ise ceza kaldırılmaz, indirilir. Haklarında ayrılık kararı verilmiş eşler, aynı konutta yaşamayan kardeşler ve aynı konutta yaşayan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derece kayın hısımları bakımından ceza yarı oranında indirilir. Bu grupta ayrıca şikâyet şartı aranır.

Buradaki şikâyet şartı, uygulamada gözden kaçan bir ayrıntı doğurur: nitelikli hâl kural olarak resen takip edilse bile, indirim kapsamındaki akrabalık ilişkisi varsa şikâyet aranır. Eşler ve yakın akrabalar arasındaki mal uyuşmazlıklarında dosyanın hangi kapsamda değerlendirileceği bu nedenle baştan tespit edilmelidir.

Zararı Gidermek Cezayı Ne Kadar Düşürür?

Güveni kötüye kullanma, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulandığı suçlar arasında sayılmıştır. Suç tamamlandıktan sonra fakat kovuşturma başlamadan önce failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun zararını aynen iade veya tazmin yoluyla tamamen gidermesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

Pişmanlık kovuşturma başladıktan sonra ancak hüküm verilmeden önce gösterilirse indirim oranı yarıya kadar düşer. Buradaki “kadar” ibaresi önemlidir: indirim zorunlu değil, azami sınırı belirlenmiş takdiri bir indirimdir. Bazı kaynaklarda indirimin belirli bir oranda otomatik uygulanacağı yazılsa da kanun mahkemeye takdir yetkisi tanımaktadır.

Zararın kısmen giderilmesi hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır. Bu kural, kısmi ödemelerde mağdura fiilî bir pazarlık gücü kazandırır ve uygulamada uzlaştırma sürecinin de yönünü belirler. Alacağın tahsili için izlenebilecek diğer yollar paranın geri alınmasına ilişkin yazımızda karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Yargıtay Kararları Hangi Noktaya Odaklanıyor?

Güveni kötüye kullanma suçu Yargıtay kararları, ezici çoğunlukla ilk iki unsur üzerinde yoğunlaşır: malın kime ait olduğu ve zilyetliğin gerçekten devredilip devredilmediği. Kastın varlığı veya cezanın miktarına ilişkin tartışmalar bu iki sorunun cevabından sonra gelir. Kararları okurken izlenmesi gereken şey, mahkemenin teslim ilişkisini nasıl nitelendirdiğidir.

Bu suçta emsal karar aramak, göründüğü kadar güvenilir bir yöntem değildir. Birbirine çok benzeyen olaylarda farklı sonuçlara varılmasının nedeni, kararların olayın niteliğine değil belgesel duruma dayanmasıdır. Aynı meslek grubuna ilişkin iki dosyadan biri teslim tutanağının varlığı nedeniyle mahkûmiyetle, diğeri belgesizlik nedeniyle beraatle sonuçlanabilir.

Bu nedenle dosyanızı değerlendirirken benzer künyeler aramak yerine üç soruyu cevaplamak daha isabetli olur: mal hangi belgeye dayanarak teslim edilmiştir, teslimin amacı nedir ve bu amacın dışına çıkıldığı hangi somut davranışla ileri sürülmektedir. Kararlardaki ayrışmanın kaynağı bu üç noktadır.

Uzlaştırma, HAGB ve Yargılama Usulleri

Güveni kötüye kullanma uzlaştırma kapsamındadır. Ceza Muhakemesi Kanunu bu suçu, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma yoluna gidilecek suçlar arasında saymıştır; yalnızca motorlu taşıtlara ilişkin üçüncü fıkra kapsam dışında bırakılmıştır. Uzlaşma sağlanırsa soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında ise davanın düşmesine karar verilir. Soruşturmanın hangi aşamada kamu davasına dönüştüğü, bu kurumların hangi sırayla devreye gireceğini belirler.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurallar 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren düzenlemeyle yeniden yazılmıştır. Yürürlükteki metne göre hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasıysa bu karar verilebilir; aranan üç koşul, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması ve zararın tamamen giderilmesidir. Kurumun sicile etkisi için HAGB kararının sicile işleyip işlemediğine bakabilirsiniz.

Yargılama usulü bakımından iki nokta önemlidir. Suçun temel hâli, üst sınırı iki yıl olduğundan basit yargılama usulüne tabi tutulabilir; bu usulde duruşma yapılmadan karar verilir ve mahkûmiyette sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. Buna karşılık güveni kötüye kullanma, savcının doğrudan ceza teklif ettiği seri muhakeme usulünün kapsamında sayılmamıştır.

KurumTCK 155/1TCK 155/2TCK 155/3
UzlaştırmaKapsamdaKapsamdaKapsam dışı
Basit yargılama usulüMümkünMümkün değilMümkün değil
Seri muhakeme usulüKapsam dışıKapsam dışıKapsam dışı
Görevli mahkemeAsliye cezaAsliye cezaAsliye ceza (tartışmalı)

Şirket Adına İşlenirse Tüzel Kişi Ne Olur?

Türk ceza hukukunda tüzel kişilerin cezai sorumluluğu yoktur; ceza yalnızca fiili işleyen gerçek kişiye verilir. Buna karşılık kanun, güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını ayrıca düzenlemiştir.

Bu tedbirlerin uygulanabilmesi için tüzel kişinin fiilden fiilen yarar sağlamış olması gerekir. Faaliyet iznine ve müsadereye ilişkin sonuçlar doğurabilen bu tedbirler, şirket yöneticilerinin karıştığı dosyalarda kurumun kendisini de doğrudan etkiler.

Ayrıca ceza dosyası, şirketin uğradığı zararın tahsili bakımından da bir dayanak oluşturur. Suç nedeniyle elde edildiğine dair kuvvetli şüphe bulunan malvarlığı değerlerine, banka hesapları ve taşıtlar dahil olmak üzere elkonulması mümkündür.

Dosyayı Kuran Belgeler ve İlk Adımlar

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları soyut tanımlarla değil belgelerle ispatlanır; bu suçta dosyanın kaderini belirleyen şey beyanlar değildir. Şikâyetçi tarafta teslim tutanağı, irsaliye, zimmet fişi, banka kaydı ve iade talebini içeren ihtarname; şüpheli tarafta ise mülkiyetin devrini, ortaklık ilişkisini ya da karşılıklı hesap durumunu gösteren kayıtlar belirleyicidir.

İkinci adım, olayın hangi fıkraya girdiğinin baştan tespit edilmesidir. Temel hâlde altı aylık şikâyet süresi işlediğinden gecikme hakkın kaybına yol açar; nitelikli hâlde ise böyle bir süre bulunmaz. Şikâyet dilekçesinin nasıl hazırlanacağı konusunda savcılığa verilecek şikâyet dilekçesi örneğimizden yararlanabilirsiniz.

Olayın hangi unsurları taşıdığı, hangi fıkranın uygulanacağı ve uzlaştırma yolunun nasıl değerlendirileceği dosyaya özgü bir incelemeyi gerektirir. Bu değerlendirme için Ankara ceza avukatı sayfamızdaki iletişim kanallarını kullanabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir?

Malın başkasına ait olması, zilyetliğin belirli bir amaçla faile devredilmiş olması, failin devir amacının dışına çıkan bir tasarrufta bulunması veya devri inkâr etmesi ve bunu yarar sağlama kastıyla yapmasıdır. Unsurlardan biri eksikse suç oluşmaz.

Güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi mi?

Suçun temel hâli şikâyete tabidir ve şikâyet süresi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Hizmet, meslek veya ticaret ilişkisi nedeniyle işlenen nitelikli hâl ise resen soruşturulur.

Güveni kötüye kullanma suçu Yargıtay kararları neyi esas alıyor?

Kararlar ağırlıklı olarak malın kime ait olduğu ve zilyetliğin gerçekten devredilip devredilmediği üzerinde durur. Benzer olaylarda farklı sonuçlar çıkmasının nedeni, teslimin belgeye bağlanıp bağlanmamasıdır.

Emniyeti suistimal ile güveni kötüye kullanma aynı şey mi?

Evet, aynı suçun eski ve yeni adlandırmalarıdır. Yürürlükteki kanunda suçun adı güveni kötüye kullanmadır; emniyeti suistimal ifadesi uygulamada alışkanlık olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Borcunu ödemeyen kişi bu suçu işlemiş olur mu?

Hayır. Ödenmeyen borç kural olarak özel hukuk uyuşmazlığıdır. Suçun oluşması için belirli bir amaçla teslim edilmiş bir malın bu amacın dışında kullanılması ya da teslimin inkâr edilmesi gerekir.

Suçun cezası ne kadardır?

Temel hâlde altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası, nitelikli hâlde bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasıdır. Suçun konusu motorlu taşıtsa ceza bir kat artırılır.

Hırsızlıktan farkı nedir?

Güveni kötüye kullanmada mal, failin rızayla devredilmiş zilyetliğindedir. Hırsızlıkta ise mal başkasının zilyetliğindedir ve fail onu rıza olmaksızın alır. Belirleyici olan fiil anında malın kimin hâkimiyetinde bulunduğudur.

Dolandırıcılıktan farkı nedir?

Dolandırıcılıkta hile teslimden önce kullanılır ve mağdur aldatılarak teslime yönlendirilir. Güveni kötüye kullanmada teslim geçerli bir güven ilişkisine dayanır, kötüniyet teslimden sonra ortaya çıkar.

Suça teşebbüs mümkün mü?

Mümkündür. Fail amaç dışı tasarrufa yönelik icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza indirilir.

Aynı kişiye karşı defalarca işlenirse ne olur?

Aynı güven ilişkisi içinde ve aynı mağdura karşı değişik zamanlarda tekrarlanan eylemler zincirleme suç sayılır; tek ceza verilir ve bu ceza artırılır. Zamanaşımı son eylemden itibaren işler.

Eşler arasında bu suç işlenebilir mi?

Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler bakımından cezaya hükmedilmez. Ayrılık kararı verilmiş eşlerde ise ceza şikâyet üzerine yarı oranında indirilerek uygulanır.

Uzlaşma sağlanırsa dosya kapanır mı?

Evet. Uzlaşma soruşturma aşamasında sağlanırsa kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında sağlanırsa davanın düşmesine karar verilir. Motorlu taşıtlara ilişkin fıkra bu imkânın dışındadır.

Zamanaşımı süresi ne kadardır?

Temel hâlde sekiz yıl, nitelikli hâlde on beş yıldır. Süre suçun işlendiği günden başlar; zincirleme suçta son eylemin gerçekleştiği gün esas alınır.

Buradaki açıklamalar genel nitelikte olup her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir; metin hukuki tavsiye yerine geçmez. Mevzuat ve yargı uygulaması zamanla değiştiğinden, işlem yapmadan önce bir avukatla görüşmeniz yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.