İşyeri Dışında Geçirilen Kaza İş Kazası Sayılır mı?
İşyeri dışında iş kazası, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ayrı bir hâl olarak düzenlenmiştir: sigortalı görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmişse, asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda uğradığı zarar da iş kazasıdır. Buradaki belirleyici unsur, kazanın nerede olduğundan çok, sigortalının o anda bulunduğu yerde işverenin bir görevlendirmesi nedeniyle bulunup bulunmadığıdır. Görevlendirme varsa işyerinin fiziki sınırları önemini yitirir; görevlendirme yoksa kaza işyerine kaç metre uzaklıkta olursa olsun bent işlemez.
Uygulamada iki ayrı ölçüt karıştırılıyor. Birincisi yer ölçütüdür ve 5510 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki işyeri tanımına dayanır; bu tanım yalnız binayı değil, yemek ve dinlenme yerlerini, avluyu, hatta araçları da kapsar. İkincisi bağ ölçütüdür ve sigortalının o andaki faaliyetinin işverenin talimatıyla ilişkisini ölçer. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 31.03.2026 tarihli kararı ikinci ölçütü öne çıkardı; aynı dairenin 2024 tarihli bir başka dosyasındaki karşı oy ise birinci ölçütün ihmal edildiğini yazdı. Aşağıdaki bölümler bu iki ölçütü kanun metni, yönetmelik ve karar gerekçeleriyle ayrı ayrı ele alıyor, ardından işyeri dışında geçirilen kazanın SGK’ya bildirimindeki özel süre kuralını açıklıyor.
Kısa değerlendirme
İşyeri dışında iş kazası tartışması, görevlendirmenin varlığına ve sigortalının o andaki faaliyetinin işle bağına bakılarak çözülür.
- Dayanak: 5510 sayılı Kanun m.13/1-(c); işyerinin sınırı ise m.11’de tanımlanır ve araçları da kapsar.
- Görevlendirme şartı: Sigortalının kendi isteğiyle gittiği yerde geçirdiği kaza bu bende girmez; Yargıtay 10. HD 31.03.2026 tarihli kararında bu gerekçeyle bozma verdi.
- Karar kesin değil: Söz konusu karar bozmadır, dava ilk derece mahkemesinde yeniden görülecektir.
- Bildirim: Kolluğa derhâl, SGK’ya üç iş günü içinde. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde olmuşsa süre öğrenme tarihinden başlar.
- Yaptırım: Süresinde bildirilmezse, bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir (m.21/2).
İşyeri dışında iş kazası hangi hâllerde kabul edilir?
İşyeri dışında iş kazası, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sayılan hâllerden birine giren olaylar bakımından kabul edilir. Maddede işyeri dışını doğrudan ilgilendiren iki bent vardır: (c) bendi görevlendirmeyi, (e) bendi ise işverence sağlanan taşıtla gidiş gelişi kapsar. Bunların dışında kalan bir olay, örneğin sigortalının mesai bitiminde kendi işini görürken uğradığı zarar, kanunun saydığı hâllerin hiçbirine girmediği için iş kazası sayılmaz.
Bu noktada sık yapılan bir hata, işyerinin fiziki sınırlarının dar anlaşılmasıdır. Kanun işyerini binayla sınırlamaz; 11. madde işyerine bağlı yerleri, eklentileri ve araçları da işyeri saydığı için, “işyeri dışı” denilen alanın bir kısmı hukuken hâlâ işyeridir. Bir servis aracının içi, şantiyenin yemekhanesi veya işverenin tahsis ettiği bir tekne, coğrafi olarak işletme binasının dışında olsa bile kanun bakımından işyeridir.
İşçinin işyeri dışında kaza geçirmesi tek başına yeterli midir?
Yeterli değildir. İşçinin işyeri dışında kaza geçirmesi, tek başına ne iş kazası sonucunu doğurur ne de bu sonucu engeller. Kanun bir yer testi değil, bir bağ testi kurar: olay ya işverenin yürüttüğü işten doğacak, ya sigortalı işverenin gönderdiği bir yerde bulunacak, ya da işverenin sağladığı taşıtta gerçekleşecektir. Bu bağların hiçbiri yoksa olay, işyerine yüz metre mesafede bile olsa kanun kapsamı dışında kalır.
Bağın kurulduğu hâllerde ise ters yönde bir genişleme görülür. Sigortalı görevlendirildiği yerde asıl işini yapmıyor olabilir; kanun bunu açıkça kabul eder ve “asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda” der. Görev seyahatinde konaklanan otelde, görev yerine giderken yolda ya da görev bitimini bekleyen boş zamanlarda meydana gelen olaylar bu ifadenin kapsamındadır.
İki ölçüt: bulunulan yer ve faaliyetin işle bağı
Dosyaların büyük bölümünde uyuşmazlık, iki ölçütün hangisinin öne alınacağı noktasında düğümlenir. Yer ölçütü uygulandığında soru “kaza hukuken işyeri sayılan bir alanda mı oldu” biçimini alır ve cevap 11. maddedeki tanımdan çıkar. Bağ ölçütü uygulandığında soru “sigortalı o an neyi, kimin talimatıyla yapıyordu” biçimini alır ve cevap görevlendirme belgelerinden, tanık beyanlarından ve işin olağan akışından çıkar.
Yargıtay’ın son yıllardaki uygulamasında ağırlık bağ ölçütündedir. Buna karşılık aynı dairenin içinden yazılan karşı oylar, işyerinden sayılan bir araçta meydana gelen kazada bağ aramanın kanunun 11. maddesini işlevsiz bıraktığını savunuyor. İki yaklaşım arasındaki fark teorik değildir: aynı olayda biri davanın kabulüne, diğeri reddine götürür.
| Ölçüt | Dayanak | Sorulan soru | Uygulandığında sonuç |
|---|---|---|---|
| Yer | 5510 m.11 · 6331 m.3/1-(h) | Kaza yeri hukuken işyeri mi? | Araç, yemekhane, avlu işyeri sayılır; faaliyetin niteliği aranmaz |
| Bağ | 5510 m.13/1-(b) ve (c) | Faaliyet işverenin talimatına mı dayanıyor? | Görevlendirme yoksa işyerinden sayılan araçta bile kabul edilmeyebilir |
| Taşıt | 5510 m.13/1-(e) | Taşıtı işveren mi sağladı? | Gidiş gelişte kaza kapsamda; taşıtın toplu olması aranmaz |
İş kazası sayılan haller hangi kanunda bahsedilmiştir?
İş kazası sayılan haller 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde sayılmıştır. Bunun yanında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3. maddesinde ikinci ve farklı bir iş kazası tanımı vardır. İki tanım aynı olayı farklı sonuçlara bağlayabildiği için, hangi kanunun hangi amaçla tanım yaptığını ayırmak gerekir.
5510 sayılı Kanun’daki tanım sigorta yardımlarının kapsamını belirler: geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, hak sahiplerine gelir, evlenme ve cenaze ödeneği bu tanıma göre doğar. 6331 sayılı Kanun’daki tanım ise işverenin kayıt ve bildirim yükümlülüğünü belirler. Bir olay 6331 bakımından kaydedilmesi gereken bir iş kazası olabilirken, 5510 bakımından sigorta yardımı doğurmayabilir.
5510 iş kazası sayılan haller: kanunun saydığı beş bent
Kanun 13. maddenin birinci fıkrasında beş ayrı hâl sayar. Bu sayım sınırlıdır; bentlerden birine girmeyen bir olay, sonucu ne kadar ağır olursa olsun 5510 bakımından iş kazası değildir.
- (a) bendi: Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada. Bent, sigortalının o sırada iş yapıyor olmasını aramaz; işyerinde bulunmak yeterlidir.
- (b) bendi: İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle; sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle.
- (c) bendi: Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda.
- (d) bendi: 4/1-(a) kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda.
- (e) bendi: Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.
Fıkranın son cümlesi bu beş hâlin ortak sonucunu tarif eder: olayın sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getirmesi gerekir. Ruhen ifadesi 2008 değişikliğiyle metne girmiştir ve psikiyatrik zararların da kapsamda olduğunu gösterir.
Kapsamın ölçütü İş Kanunu’na tabi olmak değil, 5510 bakımından sigortalı sayılmaktır. Hizmet akdiyle çalışanlar (4/1-a), bağımsız çalışanlar (4/1-b) ve kamu görevlileri (4/1-c) bu maddenin kapsamındadır. Ayrıntılı tazminat sonuçları için iş kazası ve meslek hastalığı tazminat davası yazımız incelenebilir.
İş kazası sayılan haller 6331 sayılı Kanunda nasıl tanımlanır?
6331 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi iş kazasını “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay” olarak tanımlar. Bu tanım 5510’daki beş bentlik sayımdan daha kısadır ve görevlendirme, süt izni, servis aracı gibi alt hâlleri ayrıca saymaz.
Aynı kanunun 3. maddesinin (h) bendindeki işyeri tanımı ise 5510’un 11. maddesiyle neredeyse birebir örtüşür: dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ile avlu gibi eklentiler ve araçlar da işyeri organizasyonunun parçasıdır. İki kanunun işyeri konusunda anlaşması, iş kazası tanımında ayrışması, uygulamadaki karışıklığın kaynağıdır.
SGK ya göre iş kazası sayılan haller ile 6331 tanımı neden farklı sonuç verir?
SGK, bir olayın iş kazası olup olmadığını 5510’un 13. maddesine göre değerlendirir ve gerektiğinde 13. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca soruşturma yaptırır. Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilen memurları ya da Bakanlık iş müfettişleri tarafından yürütülen bu soruşturma sonucunda bildirimin gerçeğe uymadığı anlaşılırsa, yersiz yapılan ödemeler 96. madde uyarınca gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edilir.
İşveren tarafında ise 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesi bağımsız bir kayıt yükümlülüğü getirir: bütün iş kazalarının kaydı tutulur, incelemeleri yapılır ve raporları düzenlenir. Aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, yaralanma veya ölüme yol açmasa bile zarar potansiyeli taşıyan olayların, yani ramak kala olaylarının da raporlanmasını ister. Bir olayın SGK tarafından iş kazası sayılmaması, işverenin 6331 kapsamındaki kayıt yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
| Karşılaştırma | 5510 m.13 | 6331 m.3/1-(g) |
|---|---|---|
| Amaç | Sigorta yardımının kapsamı | İşverenin kayıt ve bildirim yükümlülüğü |
| Yapı | Beş bentlik sınırlı sayım | Tek cümlelik genel tanım |
| Görevlendirme hâli | Ayrıca sayılmış (c bendi) | “İşin yürütümü nedeniyle” ifadesinin içinde |
| Servis aracı | Ayrıca sayılmış (e bendi) | Ayrıca sayılmamış |
| Ramak kala | Kapsam dışı | m.14/1-(b) uyarınca raporlanır |
Her iki kanunun yürürlükteki tam metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir; madde numaraları ve değişiklik dipnotları burada güncel tutulur.
İşyeri dışında iş kazası tartışmasında işyerinin sınırı: 5510 m.11 ve eklentiler
5510 sayılı Kanun’un 11. maddesi işyerini “sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerler” olarak tanımlar ve hemen ardından tanımı genişletir. Maddeye göre işyerinde üretilen mal veya verilen hizmetle nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile “dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılır”.
Bu cümle, işyeri dışında geçirilen kazaların hukuki değerlendirmesinde çoğu zaman atlanır. Oysa bir olayın “işyeri dışında” olduğunu söyleyebilmek için önce 11. maddeye göre işyerinin nerede bittiğini belirlemek gerekir. Yemekhanede, soyunma odasında, işyeri avlusunda veya işverenin tahsis ettiği bir araçta meydana gelen olay, coğrafi olarak fabrikanın dışında olsa bile 13. maddenin (a) bendine girer ve görevlendirme aranmaz.
Araçlar da işyerinden sayılır
Maddedeki “araçlar” ifadesi sınırlandırılmamıştır. İşverenin işin görülmesi için tahsis ettiği kurye motosikleti, kamyon, şantiye aracı veya tekne bu kapsamdadır. Aracın hareket hâlinde olması, işyeri sahasının dışında bulunması ya da olay anında iş yapılmıyor olması, aracın işyeri niteliğini değiştirmez.
Bu tespitin pratik sonucu şudur: işyerinden sayılan bir araçta meydana gelen olay için 13/1-(a) bendi yeterlidir ve ayrıca görevlendirme aranmasına gerek kalmaz. Yargıtay uygulamasında bu yaklaşım çoğunluk görüşü hâline gelmemiştir, ancak dairenin kendi içinden yazılan karşı oylarda açıkça savunulmaktadır. Aşağıdaki bölümlerde bu ayrım iki karar üzerinden ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Yemek, dinlenme ve yıkanma yerleri
Kanun eklentileri tek tek saymıştır ve sayımda yemek yerleri de vardır. Şantiyeye konulan bir yemek konteyneri, prefabrik bir dinlenme kabini veya işverenin ayırdığı bir barınma birimi, işin görülmesiyle nitelik yönünden bağlantılı ve aynı yönetim altında örgütlenmişse işyerinin eklentisidir. Buralarda meydana gelen olaylarda sigortalının o an çalışıyor olması aranmaz.
Eklentinin sınırı, “aynı yönetim altında örgütlenme” ölçütüyle çizilir. İşverenle ilgisi bulunmayan, sigortalının kendi tercihiyle gittiği bir lokanta ya da kafe bu kapsamda değildir. Ayrımı yapan şey mesafe değil, mekânın işletme organizasyonuna dâhil olup olmadığıdır.
Lojman iş kazası sayılır mı?
Lojmanda meydana gelen olayın iş kazası sayılması, lojmanın işyeri eklentisi niteliği taşıyıp taşımadığına bağlıdır. İşin görülmesi için zorunlu olarak sağlanan, işletmenin sahası içinde ya da ona bitişik konumlanan, işverenin yönetimi altında işletilen barınma birimleri eklenti sayılmaya elverişlidir. Buna karşılık işverenin sosyal yardım olarak tahsis ettiği, işin görülmesiyle bağı bulunmayan bağımsız bir konut için aynı sonuca varmak güçtür.
Uygulamada bu ayrımı yapan ölçüt, sigortalının orada bulunmasının işin bir gereği olup olmadığıdır. Şantiye barınma alanında kalması işin yürütümünden doğan bir zorunluluksa olay eklentide gerçekleşmiş sayılır. Kalıcı bir lojmanda, mesai dışında, işle ilgisi olmayan bir faaliyet sırasında meydana gelen olayda ise ne (a) bendi ne de (c) bendi işler.
Uyuşmazlığın çözümü çoğu zaman lojmanın tahsis belgesine, işyeri sicil kayıtlarına ve barınmanın işin görülmesindeki rolüne ilişkin tanık beyanlarına dayanır. Delillerin nasıl toplanacağı konusunda iş kazası davasında hangi belgelerin gerektiği ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilme ne anlama gelir?
Bent üç unsuru birlikte arar: sigortalının bir işverene bağlı çalışması, işveren tarafından işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi ve zararın bu gönderilme nedeniyle asıl işin yapılmadığı zamanlarda meydana gelmesi. Gönderilme, sigortalının kendi iradesiyle gitmesinden farklıdır; işverenin bir yönlendirmesini gerektirir.
Bendin kapsamı, görevlendirmenin başladığı andan sona erdiği ana kadar uzanır. Görev yerine gidiş, orada geçirilen süre, konaklama ve dönüş bu sürenin parçasıdır. Bu yüzden şehir dışı görevlendirmelerde otelde geçirilen zaman da bendin içindedir; sigortalı o sırada çalışmıyor olsa bile görevlendirme ilişkisi devam etmektedir.
Asıl işini yapmaksızın geçen zamanlar ibaresi neyi kapsar?
İbare, bendin en geniş yorumlanan bölümüdür. Kanun koyucu, görevlendirilen sigortalının sürekli çalışıyor olmasını beklemez; görev nedeniyle işyerinden uzakta geçirdiği ve asıl işini yapmadığı zamanları da koruma altına alır. Görev yerinde beklenen bir randevu, ulaşım aracında geçen süre, iş görüşmesi öncesindeki hazırlık zamanı bu kapsamdadır.
İbarenin sınırı, faaliyetin görevlendirmeyle bağının kopmasıdır. Sigortalı görevlendirildiği şehirde, görevle ilgisi bulunmayan tamamen kişisel bir amaçla hareket etmeye başladığında bendin koruması sona erer. Görev sırasında akrabasını ziyaret etmek üzere yola çıkan sigortalının bu yolculukta uğradığı zarar, görevlendirmeden değil kişisel tercihten doğar.
Ayrım bazen incedir. Görev yerinde zorunlu olarak yenen akşam yemeği ile aynı şehirdeki bir arkadaşla yapılan özel buluşma arasındaki fark, ikincisinde işverenin görevlendirmesinin faaliyetle hiçbir bağının kalmamasıdır. Uygulamada bu ayrım, görev talimatının kapsamına, seyahat programına ve harcırah kayıtlarına bakılarak yapılır.
Görevlendirme sözlü olabilir mi, yazılı belge şart mıdır?
Kanun görevlendirme için bir şekil şartı öngörmez. Sözlü talimatla yapılan görevlendirme de bendin kapsamındadır. Ancak ispat yükü bakımından yazılı belgenin bulunmaması ciddi bir güçlük doğurur; görevlendirmenin varlığı tanık beyanı, mesaj kayıtları, araç takip verileri, harcırah ödemesi veya konaklama faturasıyla ortaya konulmak zorunda kalır.
Yargıtay uygulamasında görevlendirme iddiasının yalnız sigortalının beyanına dayanması yeterli görülmemektedir. Nitekim 10. Hukuk Dairesi 20.06.2022 tarihli, 2022/6558 esas ve 2022/9433 karar sayılı ilamında, görevlendirildiğine dair “davacı beyanından başka delil bulunmadığı” gerekçesiyle kabul kararını bozmuştur.
Bu nedenle işyeri dışına gönderilen çalışanlarda görev yazısının, seyahat onayının veya en azından bir yazışma kaydının saklanması, sonradan doğacak bir uyuşmazlıkta belirleyici olur. Kusur değerlendirmesinin nasıl yapıldığı ise iş kazasında kusur oranının belirlenmesi başlığında ayrıca ele alınmıştır.
Görevlendirmeyi kim yapabilir, işveren vekilinin talimatı yeterli mi?
Sorunun kanun metnindeki cevabı açıktır: 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesi, “işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse”yi işveren vekili sayar ve hemen ardından “bu Kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar” der. Aynı fıkra işveren vekilinin, kanundan doğan yükümlülüklerden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu düzenler.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin dördüncü fıkrası da aynı yöndedir: “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur.” Metinlere bakıldığında, işveren vekilinin verdiği görevlendirme talimatının işverenin talimatı sayılması gerektiği sonucuna varmak zor değildir.
Buna karşılık Yargıtay uygulaması bu noktada daha dar bir çizgi tutuyor ve rakip kaynakların büyük bölümünde bu ayrım hiç geçmiyor. Aşağıdaki karar, meselenin daire içinde bile tartışmalı olduğunu gösteriyor.
10. HD 20.06.2022, E.2022/6558, K.2022/9433 — şantiye işçisi ve güvenlik şefinin evi
Olayda şantiyede çalışan işçi, aynı şantiyede güvenlik şefi olarak görev yapan kişinin şahsi ev eşyalarını şantiye dışında taşırken gözünden yaralandığını ileri sürdü. Bölge Adliye Mahkemesi, bozma sonrası yaptığı yargılamada tanık beyanlarına dayanarak davayı kabul etti; gerekçesinde, güvenlik şefinin işçilere kalfanın haberinin olduğunu söylemesi ve şantiye aracıyla gitmeleri birlikte değerlendirildiğinde işçinin “kendisini zorunlu hissettiği” tespitine yer verdi.
Daire çoğunluğu kararı bozdu. Bozma gerekçesinde, işçinin görevlendirildiğine dair kendi beyanından başka delil bulunmadığı, olayın hemen ardından işten çıkışı verilen kişinin ev eşyalarının taşınması için işverenin görevlendirme yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, üstelik görevlendirme yapılmış olsa dahi kazanın gerçekleştiğine dair delil bulunmadığı belirtildi.
Karara yazılan karşı oy, temel uyuşmazlığı “işverenin haberi olmadan işveren vekili konumunda olan işçinin talimatı ile işyeri dışında eşya taşıma işinde çalıştırılan işçinin” durumu olarak tanımladı ve 4857 m.2/4 ile 5510 m.12 hükümlerini gerekçe göstererek, işyerinde yetkili ve işveren vekili konumundaki kişinin talimatıyla işyeri dışında başka bir göreve gönderilen sigortalının olayının 13/1-(c) kapsamında iş kazası sayılması gerektiğini yazdı. Karşı oy sahibi, kararın bozulması gerektiği sonucuna ise farklı bir gerekçeyle, kazanın gerçekleştiğinin ispatlanamamış olması nedeniyle vardı.
Pratik sonuç: talimatın kaynağı kayıt altına alınmalı
Kararın uygulamaya yansıyan yönü şudur: işveren vekilinin talimatına dayanan bir görevlendirmede, o kişinin işveren vekili sıfatının ve talimatın işletme organizasyonu içinde verildiğinin ayrıca ortaya konulması gerekir. Vekâletnameye, imza sirkülerine, organizasyon şemasına veya görev tanımına dayanan bir belge, tek başına tanık beyanına göre çok daha güçlüdür.
İkinci bir ayrıntı da işverenin talimat veren kişi hakkında yaptığı işlemdir. Anılan dosyada işverenin, talimatı veren işçi hakkında haklı nedenle fesih uygulaması, çoğunluğun görevlendirmenin işverene atfedilemeyeceği sonucuna varmasında etkili olmuştur. Bu yönüyle olay sonrası işveren davranışı, iş kazası niteliğine ilişkin değerlendirmede delil hâline gelmektedir.
Yargıtay’ın 31.03.2026 tarihli balık çiftliği kararında ne oldu?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 31.03.2026 tarihli, 2025/15967 esas ve 2026/3482 karar sayılı ilamı, işyeri dışında geçirilen kazalarda görevlendirme ölçütünü uygulayan güncel bir karardır. Dava, sigortalının suda boğularak hayatını kaybetmesi olayının iş kazası olarak tespiti istemine ilişkindir; ilk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
Olayın seyri
Kararın gerekçesinde olay şöyle tespit edilmiştir: sigortalı işverene ait balık çiftliğinde çalışmakta olup, işveren tarafından temin edilen tekneyle balık havuzlarındaki balıklara yem vermiş, ardından işveren tarafından konulan konteynere yemek yemek için çekilmiştir. Yemekten sonra yüzmek amacıyla, limanda gemilerin demirli olduğu kısma tekneyle gitmiş, burada denize atlayarak yüzdüğü sırada belinin tutulması sonucu hareketsiz kalarak boğulmuştur.
Dosyada Kurum, kazanın iş kazası olup olmadığının kamu düzeniyle ilgili olduğunu ve yasal her türlü delille ispatı gerektiğini savunmuş; işveren tarafı ise teftiş raporuna dayanarak olayın iş kazası değil, kaza olduğunu ileri sürmüştür.
Dairenin gerekçesi
Daire iki tespite dayandı: sigortalının kaza geçirdiği yerin davalıya ait işyeri sınırları içerisinde olmadığı ve işveren tarafından herhangi bir görevlendirmenin bulunmadığı. Bu iki tespitten hareketle, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği olayın iş kazası olarak değerlendirilip kabul kararı verilmesinin mümkün olmadığı, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabul kararı verilmesinin hatalı olduğu sonucuna varıldı.
Kararın gerekçesinde ayrıca, “uyuşmazlık konusu dönemde davalı iş yerinde iş kazası olduğu iddiasına yönelik araştırma yeterli olmayıp, mahkemece sonuca yanılgılı değerlendirme ile gidilmiştir” ifadesi yer alır. Sonuç bölümünde bozma nedeni “eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi” olarak gösterilmiştir.
Bu karar iş kazası değildir diye kesinleşti mi?
Hayır. Karar bir bozma kararıdır. Hüküm fıkrasında Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Dosya, kararı veren Trabzon 5. İş Mahkemesi’ne dönmüştür ve yargılama orada sürecektir.
Bu ayrım pratik bakımdan önemlidir. Bozmadan sonra ilk derece mahkemesi bozmaya uyabilir ya da direnebilir; uyulması hâlinde de yeni yargılamada toplanacak deliller sonucu değiştirebilir. Nitekim daire, aynı gerekçe içinde araştırmanın yetersizliğine de işaret etmiştir. Basında ve sosyal medyada bu tür kararların “kesinleşmiş bir kural” gibi aktarılması, dosyanın hangi aşamada olduğunu gizler.
İkinci bir düzeltme künyeye ilişkindir. Karar sosyal medyada ve bazı ikincil kaynaklarda 2025/15667 esas numarasıyla dolaşıyor; kararın gerçek esas numarası 2025/15967‘dir. Bir Yargıtay kararına dayanan bir savunma veya dilekçe hazırlanırken künyenin karar arama sisteminden doğrulanması, aktarım hatalarının önüne geçer.
Kararda tartışılmayan nokta: tekne ve konteyner işyerinden sayılır mıydı?
Kararın gerekçesinde 5510 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki işyeri tanımı tartışılmamıştır. Oysa olayda sigortalı, işverenin temin ettiği tekneyle çalışmakta ve işverenin koyduğu konteynerde yemek yemektedir. Kanun metni araçları ve yemek yerlerini açıkça işyerinden saydığına göre, “işyeri sınırları içerisinde olmama” tespitinin bu iki unsur bakımından ayrıca gerekçelendirilmesi beklenebilirdi.
Kararı savunan yorum şudur: olay teknede değil, sigortalının tekneyi terk edip denize atlamasından sonra denizde meydana gelmiştir. Bu okumaya göre araç işyeri sayılsa bile kaza aracın içinde gerçekleşmediği için sonuç değişmez. Bu yorum tutarlıdır, ancak kararın kendi metninde açıkça kurulmuş değildir; daire yalnız “işyeri sınırları içerisinde olmadığı” tespitiyle yetinmiştir.
Aynı meselede yazılmış bir karşı oy: kurye motosikleti kararı
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 29.02.2024 tarihli, 2024/1382 esas ve 2024/1995 karar sayılı ilamı, işyerinden sayılan araç meselesini doğrudan tartışan bir karşı oy içerir. Olayda pide salonunda çalışan sigortalı, işyerine ait kurye motosikletini işverenin bilgisi dışında alarak sayısal loto oynamaya gitmiş, işyerine yaklaşık altmış metre mesafede ters yöne girerek kaza yapmış ve üç gün sonra vefat etmiştir.
Kurum olayı iş kazası saymış, işveren ise iş kazası olmadığının tespiti için dava açmıştır. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, yani olayın iş kazası olmadığını tespit etmiş; daire çoğunluğu bu kararı oy çokluğuyla onamıştır.
Karşı oyun gerekçesi: araç işyerinden sayılır
Karşı oyda 5510 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki işyeri tanımı ayrıntılı biçimde aktarıldıktan sonra şu sonuca varılır: “Araçlar işyerinden sayılacağına göre sigortalının araçla ara dinlenmede işin yürütümü ile ilgili olarak çalışmamasının önemi yoktur. Keza burada ‘sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda’ meydana gelmemesinin önemi yoktur. Salt işyerinden sayılan araçla kaza yapması yeterlidir.”
Karşı oy, sigortalının izinsiz davranışını da ayrıca değerlendirir ve bunun sonucu değiştirmediğini, yalnız kusur dağılımını etkileyeceğini yazar: “Ara dinlenmede işin yürütümü ile ilgisinin olmaması veya görevli olarak gönderilmemesi, işverenin kusurunu etkileyecek bir olgudur.” Bu, sıklıkla birbirine karıştırılan iki meseleyi ayırır: olayın iş kazası olup olmadığı ile işverenin bu kazadan ne ölçüde sorumlu tutulacağı ayrı sorulardır.
İlliyet bağı iş ile değil, zarar ile kurulur
Aynı karşı oyda yer alan bir cümle, uygulamadaki en yaygın hatayı düzeltir: “söz konusu illiyet bağı sigortalıyı zarara uğratan olay ile sigortalının yaptığı iş arasında değil, olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında kurulacaktır.” Yani aranan bağ, kaza ile iş arasında değil, kaza ile ortaya çıkan bedensel zarar arasındadır.
Bu tespit, özellikle 13/1-(a) bendinde önem taşır. Karşı oyun ifadesiyle, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve onu zarara uğratan herhangi bir olay, yaptığı işle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın iş kazası sayılır; zarar veren olayın üçüncü kişinin kasıtlı hareketi sonucu olması, sigortalının kendi ihmali veya kusuru sonucu olması, kalp krizi geçirmesi ya da mesai saatleri dışında olması bu niteliği etkilemez. Kalp krizi tartışması ayrıntılı olarak işyerinde kalp krizi geçirmenin iş kazası sayılıp sayılmadığı yazısında ele alınmıştır.
155 sayılı ILO Sözleşmesi’nin işyeri tanımı
Karşı oyun dayandığı üçüncü kaynak, 22.04.2005 tarihinden itibaren ülkemizde de yürürlükte olan 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme’dir. Sözleşmeye göre işyeri kavramı, “işçilerin, işleri nedeniyle gitmeleri veya bulunmaları gereken ve işverenin doğrudan veya dolaylı kontrolü altında bulunan bütün yerleri” kapsar.
Bu tanım, iç hukuktaki eklenti sayımından daha geniştir; ölçütü mekânın türü değil, işverenin doğrudan ya da dolaylı kontrolüdür. Uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri bakımından Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası dikkate alındığında, işyeri dışında geçirilen kazalarda bu tanımın da tartışmaya dâhil edilmesi mümkündür. Rakip kaynaklarda bu sözleşmeye hemen hiç değinilmemektedir.
Servis aracı kazası iş kazası mıdır?
Servis aracında meydana gelen kaza, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında iş kazasıdır. Bent, sigortalıların “işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında” meydana gelen olayları kapsar. Buradaki tek şart, taşıtın işveren tarafından sağlanmış olmasıdır.
Kanun metninde “servis” kelimesi hiç geçmez. 5510 sayılı Kanun’un tamamında ne “servis” ne “ara dinlenme” ne de “mola” terimi bulunur. Kanunun kullandığı ifade “işverence sağlanan bir taşıt”tır ve bu, halk arasında servis denilen araçtan daha geniştir: işverenin tahsis ettiği bir binek araç, kiraladığı bir minibüs veya anlaşma yaptığı bir taşımacının aracı da bent kapsamındadır.
Toplu olarak ibaresi 5510 ile metinden çıktı
Bu bendin mülga 506 sayılı Kanun’daki karşılığı önemli bir fark taşıyordu. 506 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (A) fıkrasının ilgili bendi, sigortalıların “işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında” meydana gelen olayları iş kazası sayıyordu. Metindeki “toplu olarak” ibaresi bir sınır çiziyordu.
5510 sayılı Kanun bu ibareyi metinden çıkardı. Yürürlükteki (e) bendi yalnız “gidiş gelişi sırasında” der; kanunun tamamında “toplu olarak götürülüp” ifadesi geçmez. Sonuç olarak, işverenin tek bir çalışan için tahsis ettiği araçla yapılan gidiş gelişte meydana gelen kaza da bugün bent kapsamındadır. Eski metne dayanan ve “toplu taşıma şartı” arayan değerlendirmeler artık yürürlükteki hükmü yansıtmamaktadır.
Kendi aracıyla işe giderken geçirilen kaza
Sigortalının kendi aracıyla ya da toplu taşımayla işe gidip gelirken geçirdiği kaza, kural olarak (e) bendinin dışındadır; çünkü taşıt işverence sağlanmamıştır. Bu tür olaylar trafik kazası olarak değerlendirilir ve tazminat talepleri sigorta hukuku ile haksız fiil hükümlerine göre ilerler.
İstisna, sigortalının kendi aracını işverenin talimatıyla ve iş için kullandığı hâllerdir. Bu durumda olay (e) bendinden değil, işin yürütümünü düzenleyen (b) bendinden ya da görevlendirmeyi düzenleyen (c) bendinden değerlendirilir. Araç kimin olursa olsun belirleyici olan, yolculuğun işverenin talimatına dayanıp dayanmadığıdır.
Servis aracının kusurlu üçüncü kişiye ait olması hâlinde Kurumun rücu hakkı da gündeme gelir. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin dördüncü fıkrası, iş kazası üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse ödemelerin belirli bir bölümünün o kişiden isteneceğini düzenler.
Otelde iş kazası: şehir dışı görevlendirmede konaklama
Şehir dışına görevli olarak gönderilen sigortalının konakladığı otelde geçirdiği kaza, 13/1-(c) bendinin tipik uygulama alanıdır. Sigortalı o sırada asıl işini yapmıyordur; ancak otelde bulunmasının sebebi, işverenin görevlendirmesidir. Bendin “asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda” ifadesi tam olarak bu durumu karşılar.
Otelde meydana gelen olayın kapsamda kalması için görevlendirme ilişkisinin sürüyor olması gerekir. Görev programı sona ermiş, sigortalı kendi imkânlarıyla ve kendi tercihiyle konaklamaya devam ediyorsa bağ kopmuş sayılır. Konaklamanın işveren tarafından ayarlanmış ya da masrafının işverence karşılanmış olması, bağın sürdüğünü gösteren güçlü bir emaredir.
Görev dışı kişisel gezinti bağı koparır
Görevlendirildiği şehirde bulunan sigortalının, görevle hiçbir ilgisi olmayan kişisel bir amaçla hareket etmesi hâlinde bendin koruması sona erer. Aynı şehirde oturan bir akrabayı ziyarete giden sigortalının bu yolculukta uğradığı zarar, görevlendirmeden değil kişisel tercihinden doğar ve iş kazası sayılmaz.
Sınırın nerede çizileceği her olayda ayrıca değerlendirilir. Görev yerinde zorunlu olarak yenen bir yemek, ertesi günkü toplantı için yapılan hazırlık ya da görev yerine ulaşım, görevlendirmenin doğal parçasıdır. Buna karşılık tatil amaçlı bir gezinti, kişisel bir alışveriş turu ya da özel bir buluşma bendin dışında kalır.
Otelde kaza tazminat talebi hangi yollarla ileri sürülür?
Olay iş kazası sayıldığında iki ayrı hat açılır. Birincisi sosyal sigorta hattıdır: geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm hâlinde hak sahiplerine gelir bu hattan doğar. İkincisi işverene karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır ve işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırılığı ile kusuru burada tartışılır.
Konaklama sırasında ortaya çıkan olaylarda işverenin kusuru, konaklama yerinin güvenliği bakımından makul özeni gösterip göstermediğine göre değerlendirilir. Otelin kendi kusuru varsa üçüncü kişi sorumluluğu ve buna bağlı rücu ilişkisi de gündeme gelir. Tazminat kalemlerinin kapsamı için iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat yazısına bakılabilir.
Yemek molasında iş kazası sayılır mı?
Yemek molasında meydana gelen olay, mola işyerinde ya da işyerinin eklentisinde geçiriliyorsa 13/1-(a) bendine göre iş kazasıdır. Bent, sigortalının o sırada iş yapmasını aramaz; işyerinde bulunmak yeterlidir. Kanunun 11. maddesi yemek yerlerini açıkça işyerinden saydığı için, yemekhanede veya işverenin ayırdığı yemek alanında meydana gelen olaylarda ayrıca bir bağ aranmaz.
Molanın işyeri dışında geçirilmesi hâlinde durum değişir. Sigortalının kendi tercihiyle gittiği bir lokantada, işletme organizasyonuyla ilgisi bulunmayan bir alanda meydana gelen olayda ne (a) bendi ne de (c) bendi işler. Burada belirleyici olan, mekânın işverenin kontrolü altında olup olmadığıdır.
Ara dinlenmesi kavramının kendisi 5510 sayılı Kanun’da tanımlanmamıştır; kanunun tamamında “ara dinlenme” ve “mola” ifadeleri geçmez. Ara dinlenmesi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesinde düzenlenir ve kural olarak çalışma süresinden sayılmaz. Bu, sosyal sigorta bakımından molanın kapsam dışı olduğu anlamına gelmez; iki kanunun düzenlediği konular farklıdır.
Fıtık, apandisit, epilepsi ve kavga iş kazası sayılır mı?
Bu başlıklar altında toplanan olayların ortak özelliği, zararın dış bir etkiden değil sigortalının bünyesinden kaynaklanıyor görünmesidir. Kanun ise dış etki şartı aramaz. 13. maddede sayılan hâllerden birinde meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen zarara uğratan her olay iş kazasıdır; olayın kaynağının içsel ya da dışsal olması ayrı bir mesele olan kusur ve bünyesel faktör tartışmasına aittir.
Bu ayrım pratikte iki aşamalı bir değerlendirme doğurur. Birinci aşamada olayın iş kazası olup olmadığına bakılır ve burada ölçüt kanunun saydığı hâllerden birine girmektir. İkinci aşamada işverenin bu olaydan sorumlu tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa hangi oranda sorumlu olacağı tartışılır. Bir olayın iş kazası sayılması, otomatik olarak işverenin tazminat ödeyeceği anlamına gelmez.
Fıtık iş kazası sayılır mı?
Ağır kaldırma, ani zorlanma ya da bir hareket sırasında ortaya çıkan fıtık, işyerinde veya kanunun saydığı diğer hâllerde meydana gelmişse iş kazası olarak değerlendirilebilir. Belirleyici olan, rahatsızlığın belirli bir olaya, ani ve dışarıdan gözlenebilir bir zorlanmaya bağlanabilmesidir. Zamanla gelişen ve belirli bir ana bağlanamayan dejeneratif değişiklikler bu kapsamda değildir.
Fıtığın önceden mevcut olması, olayın iş kazası niteliğini tek başına ortadan kaldırmaz; bu durum bünyesel faktör olarak kusur dağılımında dikkate alınır. Sigortalının işe giriş muayenesi ve periyodik sağlık kayıtları bu değerlendirmede iki yönlü çalışır: hem önceden mevcut rahatsızlığı gösterir hem de işverenin 6331 sayılı Kanun’un 15. maddesindeki sağlık gözetimi yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini ortaya koyar.
Apandisit iş kazası sayılır mı?
Apandisit, kendiliğinden gelişen bir iç hastalıktır ve kural olarak iş kazası değildir. Ancak sigortalı işyerinde bulunduğu sırada apandisit krizi geçirir ve bu, kanunun aradığı biçimde bedensel bir zarara yol açarsa, olayın 13/1-(a) bendine girip girmediği tartışılabilir. Kalp krizi bakımından yerleşmiş olan yaklaşım, işyerinde meydana gelen sağlık olaylarının bent kapsamına alınabileceği yönündedir.
Buradaki asıl uyuşmazlık iş kazası niteliğinde değil, işverenin sorumluluğundadır. Tamamen bünyesel bir sebeple gelişen hastalıkta işverene kusur yüklenmesi mümkün değildir; işverenin sorumluluğu ancak müdahalede gecikme, ilk yardım örgütlenmesinin bulunmaması ya da sevkin geciktirilmesi gibi ayrı bir yükümlülük ihlaliyle doğar.
Epilepsi iş kazası sayılır mı?
Epilepsi nöbeti sırasında düşme, çarpma ya da makineye kapılma gibi bir olay meydana gelmişse, bu olay işyerinde geçtiği ölçüde 13/1-(a) bendine girer. Nöbetin kaynağının hastalık olması, olayın iş kazası sayılmasına engel değildir; zararın kaynağı nöbet değil, nöbet sırasında gerçekleşen fiziksel olaydır.
Bu tür dosyalarda 6331 sayılı Kanun’un 15. maddesinin ikinci fıkrası özel önem taşır. Madde, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacakların, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamayacağını düzenler. Bilinen bir nöbet öyküsüne rağmen uygunluk raporu alınmadan yükseklikte veya makine başında çalıştırma, işveren kusurunun en somut dayanaklarındandır.
Kavga iş kazası sayılır mı?
İşyerinde çıkan bir kavga sonucu yaralanma, 13/1-(a) bendi kapsamında iş kazasıdır. Zararın üçüncü bir kişinin kasıtlı hareketinden doğması bu niteliği değiştirmez. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024/1995 sayılı kararına yazılan karşı oyda bu husus açıkça belirtilmiştir: zarar veren olayın üçüncü kişinin kasıtlı bir hareketi sonucu olması, olayın iş kazası sayılmasını etkilemez.
Kavganın işle ilgili olup olmaması da iş kazası niteliği bakımından belirleyici değildir; tamamen kişisel bir husumetten çıkan kavga da işyerinde meydana gelmişse bent kapsamındadır. Bu olgu yalnız işverenin kusur oranını etkiler. Failin kasıtlı davranışı nedeniyle Kurumun 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin dördüncü fıkrasına dayanan rücu hakkı da ayrıca gündeme gelir.
Deprem iş kazası sayılır mı?
Deprem sırasında işyerinde bulunan sigortalının uğradığı zarar, 13/1-(a) bendine göre iş kazasıdır; bent doğal olay ile insan davranışı arasında ayrım yapmaz. Bu tespitin sonucu, sigortalının ve hak sahiplerinin iş kazası sigortası kollarından yararlanmasıdır.
İşverenin tazminat sorumluluğu ise ayrı bir değerlendirmeye tabidir ve burada 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki kaçınılmazlık ilkesi devreye girer. Yapının mevzuata uygun inşa edilip edilmediği, acil durum planlarının ve tahliye düzeninin bulunup bulunmadığı bu değerlendirmenin ölçütleridir.
İş kazası sayılmayan haller nelerdir?
5510 sayılı Kanun iş kazası sayılmayan hâlleri ayrı bir liste hâlinde saymaz. Kanunun yöntemi olumludur: 13. maddede sayılan beş hâlden birine girmeyen olay iş kazası değildir. Bu nedenle “iş kazası sayılmayan haller” başlığı altında verilen her liste, aslında 13. maddenin dışında kalan durumların türetilmesinden ibarettir.
Bu türetme yapılırken en sık düşülen hata, kanunun aramadığı şartların listeye eklenmesidir. Kanun (a) bendinde iş yapmayı, (e) bendinde taşıtın toplu olmasını aramaz; buna rağmen birçok kaynakta “çalışma sırasında olmalıdır” veya “servis toplu taşıma olmalıdır” biçiminde ek şartlar görülür. Yürürlükteki metinde bu şartlar bulunmamaktadır.
Aşağıdakilerden hangisi iş kazası sayılan hallerden değildir?
Sınav ve eğitim materyallerinde sık sorulan bu soruda doğru cevap, kanunun beş bendinden hiçbirine girmeyen seçenektir. Aşağıdaki durumlar, kural olarak bentlerin dışında kalır:
- Sigortalının kendi aracıyla ya da toplu taşımayla işe gidip gelirken geçirdiği kaza — taşıt işverence sağlanmamıştır.
- Mesai bitiminden sonra, işyeri ve eklentileri dışında, tamamen kişisel bir faaliyet sırasında meydana gelen olay.
- Görevlendirildiği şehirde görevle ilgisi bulunmayan kişisel bir amaçla hareket eden sigortalının uğradığı zarar.
- İşverenin bilgisi ve talimatı olmadan, işyerinden ayrılarak kişisel işini gören sigortalının kaza geçirmesi — Yargıtay uygulamasında bu hâl bende dâhil edilmemektedir.
- Meslek hastalıkları — bunlar 14. maddede ayrı düzenlenmiştir ve iş kazasından farklı bir tespit usulüne tabidir.
Listedeki son madde sık atlanır. Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple ya da işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı hastalık hâlidir ve tespiti Kurum Sağlık Kurulu tarafından yapılır. Ayrıntılar meslek hastalığı ve buna bağlı tazminatlar yazısında ele alınmıştır.
5510 iş kazası sayılmayan haller listesi neden yanıltıcıdır?
Hazır listeler olayın kendine özgü koşullarını gizler. Aynı fiil, görevlendirmenin varlığına göre listenin bir tarafından diğerine geçebilir. İşyeri dışında eşya taşımak, işveren vekilinin talimatıyla yapılmışsa kapsam içinde, kendi isteğiyle yapılmışsa kapsam dışındadır; fiil değişmemiş, talimat ilişkisi değişmiştir.
İkinci yanıltıcı nokta, iş kazası niteliğiyle tazminat sonucunun aynı şey sanılmasıdır. Bir olay iş kazası sayıldığı hâlde, bünyesel faktörün yüksek bulunması nedeniyle tazminat talebi reddedilebilir. Tersine, iş kazası sayılmayan bir olayda işveren genel hükümlere göre sorumlu tutulabilir. Nitelik ve sorumluluk ayrı ayrı incelenir.
İş kazası bildirimi kime yapılır?
İş kazası bildirimi iki ayrı mercie yapılır: kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ikinci fıkrası, hizmet akdiyle çalışan sigortalılar bakımından bu iki bildirimi ayrı sürelere bağlar: kolluğa derhâl, Kuruma en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde.
Kuruma bildirim, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesiyle yapılır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesi bildirgenin e-sigorta yoluyla Kuruma gönderilebileceğini, doğrudan ya da posta yoluyla ilgili üniteye de verilebileceğini düzenler. Kanun metni ayrıca taahhütlü postayla bildirimi de sayar.
İş kazası bildirimini kim yapar?
Bildirim yükümlüsü kural olarak işverendir. Hizmet akdiyle çalışanlar (4/1-a) ile kanunun 5. maddesinin (a) ve (c) bentlerindeki sigortalılar bakımından bildirimi bunları çalıştıran işveren yapar. İşveren deyimi, 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereği işveren vekilini de kapsar.
Yükümlülüğün işverene ait olması, işçinin elinin kolunun bağlı olduğu anlamına gelmez. Sigortalı ya da hak sahipleri de Kuruma başvurabilir; bu başvuru üzerine Kurum 13. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca soruşturma başlatabilir. Ayrıca 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrası, sağlık hizmeti sunucularına kendilerine intikal eden iş kazalarını en geç on gün içinde Kuruma bildirme yükümlülüğü getirir. Bu üçüncü kanal, işverenin bildirim yapmadığı dosyalarda tek başına kayıt oluşturur.
İş kazası bildirimi kaç gün içinde yapılmalı?
Kuruma bildirim süresi üç iş günüdür. Süre, hizmet akdiyle çalışanlarda kaza tarihini izleyen günden işlemeye başlar. Kolluğa bildirimde ise bir gün sayısı yoktur; kanun “derhâl” der ve bu, gecikmeyi haklı kılan bir sebep bulunmaksızın vakit geçirilmemesi anlamına gelir.
Bağımsız çalışanlarda (4/1-b) süre farklı işler. Kanun, bu sigortalılar bakımından bildirimi kendilerinin yapacağını, sürenin bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığın bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonraki üç iş günü olduğunu düzenler. Yönetmeliğin 35. maddesinin üçüncü fıkrası, bu engel durumunun hekim raporuyla veya mücbir sebebin belgelenmesiyle ispatını şart koşar.
| Sigortalı grubu | Bildirimi yapan | Süre | Başlangıç |
|---|---|---|---|
| 4/1-(a) hizmet akdiyle çalışan | İşveren | Kolluğa derhâl, Kuruma 3 iş günü | Kaza tarihi |
| 4/1-(a), kaza işverenin kontrolü dışında | İşveren | 3 iş günü | Kazanın öğrenildiği tarih |
| 4/1-(b) bağımsız çalışan | Sigortalının kendisi | 3 iş günü (bir ayı geçmemek üzere) | Rahatsızlığın engel olmadığı gün |
| Çırak, stajyer, kursiyer | Eğitim veya staj görülen işyerinin işvereni | Kolluğa derhâl, Kuruma 3 iş günü | Kaza tarihi |
| Tarım/orman işlerinde süreksiz çalışan | Kendisi veya işvereni | Kolluğa derhâl, Kuruma 3 iş günü | Kaza tarihi |
| Sağlık hizmeti sunucusu | Hastane/sağlık kuruluşu | 10 gün | Olayın kendisine intikali |
İş kazası bildirimi zorunlu mu?
Zorunludur. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ikinci fıkrası, bildirimin iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesiyle Kuruma yapılmasının “zorunlu” olduğunu açıkça yazar. Yükümlülük, olayın iş kazası olduğu konusunda işverenin kanaatine bağlı değildir; tereddüt hâlinde de bildirim yapılır, olayın niteliğini Kurum değerlendirir.
Uygulamada işverenlerin olayın zaten iş kazası sayılmayacağı düşüncesiyle bildirimden kaçınması, hem idari para cezası hem de ödeneğin tahsili sonucunu doğurur. Kanun bu değerlendirmeyi işverene bırakmamış, 13. maddenin üçüncü fıkrasıyla soruşturma yetkisini Kuruma tanımıştır.
İşveren iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
İşveren bildirimi, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin ekinde yer alan iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesiyle yapılır. Yönetmeliğin 35. maddesi bildirgeyi vermekle yükümlü olanların e-sigorta yoluyla Kuruma bildirimde bulunabileceğini, bildirgenin doğrudan ya da posta yoluyla ilgili üniteye de gönderilebileceğini düzenler.
Kâğıt ortamında yapılan bildirimlerde belgenin süre içinde ilgili üniteye ulaşmış olması gerekir. Kanun metni taahhütlü postayla gönderimi ayrıca sayar; bu yolda gönderi tarihinin belgelenmesi, süre tartışmasında işverenin lehine sonuç doğurur.
Toplu iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
Aynı olayda birden fazla sigortalının zarar görmesi hâlinde bildirim, her sigortalı için ayrı ayrı yapılır. Kanun ve yönetmelik toplu olaylar için tek bir bildirge öngörmez; bildirge sigortalı esaslıdır ve her sigortalının kimlik, sigortalılık ve zarar bilgileri ayrı kayda geçer.
Kolluğa yapılan bildirim ise olay esaslıdır ve tek seferde yapılır. Çok sayıda zarar görenin bulunduğu olaylarda kolluk tutanağı, sonradan her bir sigortalının dosyasında ortak delil işlevi görür.
İş kazası ve meslek hastalıklarında kayıt ve bildirimi kim yapar?
Kayıt ve bildirim yükümlülüğü 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinde işverene yüklenmiştir. İşveren bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak raporları düzenler; iş kazalarını kazadan sonraki üç iş günü, kendisine bildirilen meslek hastalıklarını ise öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde Kuruma bildirir.
Meslek hastalığında bildirim zinciri farklı işler: işyeri hekimi veya sağlık hizmeti sunucuları, meslek hastalığı ön tanısı koydukları vakaları Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk eder. Yetkilendirilen sunucular ise tanı koydukları vakaları en geç on gün içinde Kuruma bildirir.
Bağkurlu iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
Bağ-Kur kapsamındaki, yani 4/1-(b) statüsündeki sigortalılarda bildirimi sigortalının kendisi yapar. Üç iş günlük süre, kaza tarihinden değil, rahatsızlığın bildirim yapmaya engel olmadığı günden başlar; ancak bu erteleme her hâlde bir ayı aşamaz.
Bu grupta geç bildirimin sonucu da farklıdır. Yönetmeliğin 35. maddesinin beşinci fıkrasına göre, süresinde bildirilmeyen olaylarda bildirim tarihine kadar geçen süreye ait geçici iş göremezlik ödeneği ödenmez; bildirim tarihinden sonraki sürelere ait ödenek ödenir. Hizmet akdiyle çalışanda ise ödenek ödenir, sonra işverenden tahsil edilir. İki rejim birbirine karıştırılmamalıdır.
Memur iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
Kamu idarelerinde 4/1-(c) kapsamında çalışanlarda bildirim yükümlüsü, sigortalıyı çalıştıran kamu idaresidir. Bildirimin muhatabı ve süresi bakımından temel kural aynıdır: kolluğa derhâl, Kuruma üç iş günü içinde.
Kamu görevlileri bakımından farklılık, rücu rejiminde ortaya çıkar. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin beşinci fıkrası, kamu görevlileri ile er ve erbaşlar hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadıkça rücu edilemeyeceğini düzenler. Bu hüküm, kamu idaresine karşı yürütülecek süreçlerin özel kanunlarla birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
İşyeri dışında geçirilen kazada iş kazası bildirim süresi ne zaman başlar?
Kural, kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana geldiğinde değişir. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, hizmet akdiyle çalışanlar için öngörülen üç iş günlük sürenin bu hâlde “iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren” başlayacağını düzenler. Görevlendirmeyle şehir dışına gönderilen, sahada tek başına çalışan ya da yurt dışındaki bir işyerinde bulunan sigortalıların kazalarında uygulama alanı bulan hüküm budur.
Sürenin öğrenme tarihinden başlaması, işverene sınırsız bir zaman tanımaz. Öğrenme anı ispata muhtaç bir vakıadır; işverenin olaydan haberdar olduğu ilk an, telefon kayıtları, mesajlar, saha raporları veya hastane bildirimleriyle ortaya konulabilir. İşverenin öğrenmesi gerektiği hâlde bilgisiz kalması, sürenin işlemeye başlamamasını sağlamaz.
Yönetmelik kanuna bir şart daha ekliyor
Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin ikinci fıkrası, kanun metninden farklı bir ifade taşır. Fıkraya göre, 4/1-(a) kapsamındaki sigortalıların “işverenin kontrolü dışındaki yerlerde iş kazası geçirmeleri hâlinde, iş kazası ile ilgili bilgi alınmasına engel olacak durumlarda, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren bildirim süresi üç iş günüdür.”
Kanun yalnız kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerde meydana gelmesini ararken, yönetmelik buna ikinci bir şart ekler: bilgi alınmasına engel bir durumun da bulunması. İki metin arasındaki bu fark, uygulamada işverenin savunmasını daraltır. Kaza işyeri dışında olmuş ancak işveren olaydan aynı gün haberdar olmuşsa, bilgi alınmasına engel bir durum bulunmadığı için sürenin öğrenme tarihinden başladığını ileri sürmek güçleşir.
Bu ayrıntı, işyeri dışında geçirilen kazalarda bildirim tartışmasının merkezindedir ve rakip kaynakların büyük bölümünde yalnız kanun lafzı aktarıldığı için hiç görünmez. Yönetmeliğin yürürlükteki metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir.
Yurt dışındaki işyerlerinde meydana gelen kazalar
Yönetmeliğin 35. maddesi, 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (g) bendi kapsamındaki sigortalılar için ayrı bir kural getirir. Bu bent, ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerini kapsar ve bunlar 4/1-(a) kapsamında sigortalı sayılır.
Bu sigortalıların kazasında bildirim, işvereni tarafından kazanın olduğu ülkedeki yerel kolluk kuvvetlerine derhâl, Kuruma ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde yapılır. Yurt dışı görevlendirmelerinde yerel kolluk bildiriminin atlanması, sonradan açılan tespit davalarında en sık karşılaşılan delil eksikliğidir.
İş kazası bildirimi süresi hesaplama: üç iş günü nasıl sayılır?
Sürenin “iş günü” olarak belirlenmiş olması, hesabın takvim gününden farklı yapılmasını gerektirir. İş günü sayımında cumartesi, pazar ve resmî tatil günleri dikkate alınmaz; süre yalnız çalışılan günler üzerinden işler. Bu nedenle hafta sonuna ya da resmî tatile denk gelen kazalarda son gün, takvim üzerinden üç gün sonraya değil daha ileri bir tarihe düşer.
Sayım kaza gününü izleyen ilk iş gününden başlar. Bu günlere rastlayan kazalarda süre, tatil günlerini takip eden ilk iş gününden itibaren üç iş günü olarak hesaplanır. Hesabın son gününde bildirim, mesai saati bitimine kadar yapılmış olmalıdır.
İş kazası bildirim süresi hafta sonuna denk gelirse ne olur?
Sürenin son günü cumartesi veya pazara denk geliyorsa, bu günler iş günü sayılmadığı için süre kendiliğinden ilk iş gününe uzar. Aynı sonuç, ulusal bayram ve genel tatil günleri için de geçerlidir. Sayımın hatalı yapılması, bildirim yapılmış olmasına rağmen sürenin kaçırılmasına ve buna bağlı yaptırımlara yol açar.
Pratikte en güvenli yöntem, süreyi son güne bırakmamaktır. Bildirge e-sigorta üzerinden gönderilebildiği için, olayın öğrenildiği gün içinde yapılan bir bildirim hem süre tartışmasını sonlandırır hem de kaza yerinin ve delillerin bozulmadan tespit edilmesini kolaylaştırır.
İş kazası bildirim süresi kaç gün?
Kuruma yapılacak bildirim için kanunun öngördüğü süre üç iş günüdür. Bu süre takvim günü değil iş günü olarak sayıldığından, kazanın hangi güne denk geldiğine göre takvim üzerindeki son tarih değişir. Kolluk bildiriminde ise gün sayısı yoktur; kanun “derhâl” ifadesini kullanır.
Üç iş günü kuralı hem 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde hem 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin ikinci fıkrasında yer alır. İki kanunun aynı süreyi öngörmesi tesadüf değildir: 6331 bildirimin yaptırımını, 5510 ise bildirimin sosyal sigorta sonucunu düzenler.
İş kazası bildirimi en geç kaç gün içinde yapılmalıdır?
Kuruma bildirim, en geç kazadan sonraki üçüncü iş gününün mesai bitimine kadar yapılmalıdır. Sürenin son gününde yapılan bildirim geçerlidir; ancak elektronik ortamda yaşanabilecek aksaklıklar dikkate alındığında son güne bırakılması risk taşır.
Bağımsız çalışanlarda üst sınır farklıdır. Bu grupta süre, rahatsızlığın bildirime engel olmadığı günden sonraki üç iş günüdür ve erteleme her hâlde bir ayı aşamaz. Bir aylık üst sınırın aşılması hâlinde bildirim süresinde yapılmamış sayılır.
İş kazası sgk bildirimi kaç gün içinde tamamlanmalıdır?
Kuruma yapılacak bildirimin üç iş günü içinde tamamlanması gerekir. Bildirimin tamamlanması, bildirgenin eksiksiz doldurulmuş olarak Kuruma ulaşmasını ifade eder; eksik bilgiyle gönderilen bir bildirgenin sonradan tamamlanması hâlinde ilk gönderim tarihinin korunacağı garanti değildir.
Bildirgede sigortalının kimlik bilgileri, kazanın yeri, tarihi ve saati, olayın oluş biçimi ve tanık bilgileri yer alır. Bu alanların özenle doldurulması yalnız bildirim yükümlülüğünü değil, sonradan açılabilecek tespit davasındaki ispat gücünü de belirler.
İş kazası bildirimi ne kadar sürede yetkili kolluk kuvvetlerine yapılmalıdır?
Kolluğa bildirim için kanun bir gün sayısı belirlemez, “derhâl” der. Bu ifade, gecikmeyi haklı kılacak bir engel bulunmadıkça vakit geçirilmemesi anlamına gelir; olayın öğrenildiği an yapılan ihbar ya da en yakın kolluk birimine başvuru bu yükümlülüğü karşılar.
Kolluk bildiriminin ihmal edilmesi, Kuruma bildirim süresinde yapılmış olsa bile dosyayı zayıflatır. Olay yeri incelemesi yapılmadığında kazanın nerede ve nasıl gerçekleştiği sonradan yalnız tanık beyanıyla ortaya konulmaya çalışılır; işyeri dışında meydana gelen olaylarda bu eksiklik daha ağır sonuç doğurur.
İş kazası bildirim süresi hesaplama örneği
Sayım, kaza gününü izleyen ilk iş gününden başlar ve arada kalan cumartesi, pazar ile resmî tatil günleri atlanır. Perşembe günü meydana gelen bir kazada cuma birinci iş günü sayılır, cumartesi ve pazar atlanır, pazartesi ikinci, salı üçüncü iş günü olur; bildirim en geç salı mesai bitimine kadar yapılır.
Araya bir resmî tatil girdiğinde sayım o gün için de durur. Buna karşılık idari izin günleri resmî tatil sayılmadığından atlanmaz ve süre işlemeye devam eder. Hesap hatasının sonucu, bildirim yapılmış olmasına rağmen sürenin kaçırılmış sayılmasıdır.
İdari izin ve mali tatil süreyi uzatır mı?
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bu konudaki uygulaması iki noktada nettir. Birincisi, idari izin günleri resmî tatil kapsamında sayılmadığı için bildirim süresini uzatmaz. İkincisi, iş kazası bildirimi mali tatil nedeniyle ertelenen süreler arasında değildir; bildirim süresinin son gününün mali tatile denk gelmesi süreyi uzatmaz.
Bu iki kural mevzuat metninde değil, Kurumun genelge ve duyuru düzeyindeki düzenlemelerinde yer alır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin tamamında “mali tatil” ve “idari izin” ifadeleri geçmez. Bu nedenle söz konusu kurallara dayanılırken kaynağın Kurum uygulaması olduğu belirtilmeli ve güncel genelge metni kontrol edilmelidir.
Uygulamanın gerekçesi anlaşılırdır: iş kazası bildirimi, ödenek ve gelir bağlama süreçlerini başlatan, delillerin tazeliğine bağlı bir işlemdir. Vergi ve prim beyanları gibi ertelenmeye elverişli bir bildirim değildir.
Çırak, stajyer ve kursiyerlerin iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
Çırak ve stajyerler, 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (b) bendi uyarınca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamındadır ve 4/1-(a) kapsamında sigortalı sayılırlar. Bent; 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’ndaki aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrencileri, mesleki ve teknik ortaöğretim ile yükseköğrenim sırasında staja tabi tutulan öğrencileri, tamamlayıcı eğitim ya da alan eğitimi gören öğrencileri, kamu kurumlarınca desteklenen projelerdeki bursiyerleri ve 2547 sayılı Kanun’un 46. maddesine tabi kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencileri kapsar.
Bildirim yükümlüsü, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinde açıkça gösterilmiştir: kanunun 5. maddesinin (b) ve (e) bentlerindeki sigortalıların iş kazası geçirmeleri hâlinde bildirimi eğitim veya staj gördükleri işyeri işverenleri yapar. Yani okul değil, stajın yapıldığı işletme bildirimden sorumludur.
Çırak iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
Çırağın geçirdiği iş kazasında da süre aynıdır: kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl, Kuruma en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde. Bildirimi yapan, çırağın eğitim gördüğü işyerinin işverenidir.
Uygulamada bu grup için bildirimin elektronik ortam yerine kâğıt ortamında yapıldığı yönünde bir yönlendirme bulunmaktadır. Bu husus yönetmelik metninde düzenlenmemiştir; Kurumun uygulamasına dayanır ve bildirim yapılmadan önce ilgili ünitenin güncel yönlendirmesi teyit edilmelidir. Yönetmelik, bildirgenin e-sigorta ile gönderilebileceğini ya da doğrudan veya postayla ilgili üniteye verilebileceğini düzenlemekle yetinir.
Stajyer iş kazası bildirimi kim yapar?
Stajyer öğrencinin iş kazasında bildirimi, staj gördüğü işyerinin işvereni yapar. Öğrencinin okulla ilişkisi, sosyal sigorta bakımından bildirim yükümlülüğünü okula aktarmaz. Aynı kural, İŞKUR kursiyerleri bakımından da geçerlidir: kursiyerin fiilen bulunduğu işyerinin işvereni bildirim yükümlüsüdür.
Bu grupta sık yaşanan bir sorun, öğrencinin sigortalılığının yalnız iş kazası ve meslek hastalığı kollarını kapsaması nedeniyle işletmenin bildirimi gereksiz görmesidir. Oysa bu sigortalılar tam olarak iş kazası kolu bakımından kapsamdadır ve bildirim yapılmaması, ödeneğin işverenden tahsili ve idari para cezası sonuçlarını doğurur.
Tarım ve orman işlerinde süreksiz çalışanlar
Yönetmeliğin 35. maddesinin birinci fıkrasına 16.06.2011 tarihli değişiklikle eklenen (c) bendi, tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalılar için ayrı bir kural getirir. Bu sigortalıların iş kazası geçirmesi hâlinde bildirim, kendileri veya işverenleri tarafından yapılabilir.
Düzenleme, süreksiz çalışmanın doğasından kaynaklanır: işveren değişkenliği ve kayıt düzeninin zayıflığı, bildirimin yalnız işverene bağlanmasını fiilen imkânsız hâle getirir. Sigortalıya tanınan bu yetki, kayıt dışılığın yoğun olduğu alanlarda tespit davalarında önemli bir dayanaktır.
İş kazası bildirimi yapılmazsa ne olur?
Bildirimin yapılmaması ya da süresinde yapılmaması iki ayrı yaptırım doğurur. Birincisi ödeneğin işverenden tahsilidir, ikincisi idari para cezasıdır. Bunların yanında, bildirim eksikliği daha sonra açılacak tespit davasında ispat güçlüğü yaratarak fiilî bir üçüncü sonuç üretir.
Bildirimin yapılmamış olması, olayın iş kazası olmadığı anlamına gelmez. Kanunda iş kazasının tespiti için hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir; yıllar sonra açılan tespit davaları görülmektedir. Gecikmenin bedeli hak kaybı değil, delillerin zayıflamasıdır. Bu konu iş kazasının SGK’ya geç bildirilmesi hâlinde ne olacağı yazısında ayrıca ele alınmıştır.
Geç bildirimde geçici iş göremezlik ödeneği
5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası açık bir hüküm getirir: iş kazası, 13. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemişse, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir. Aynı kural Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin dördüncü fıkrasında tekrarlanır.
Hükmün işleyişindeki kritik ayrıntı, sigortalının ödeneğini almaya devam etmesidir. Kurum ödeneği keser değil, öder ve sonra işverene rücu eder. Yani geç bildirim işçinin ödeneğini durdurmaz; sonucu işverenin mali sorumluluğudur. Geçici iş göremezlik ödeneğinin şartları ve hesabı için iş kazasında geçici iş göremezlik ödeneği yazısı incelenebilir.
İş kazası bildirmemenin cezası hangi kanunda düzenlenmiştir?
Bu noktada yaygın bir yanlış vardır: idari para cezası 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde aranır. Oysa 5510’un idari para cezalarını düzenleyen 102. maddesinde iş kazası bildirimine ilişkin bir bent bulunmaz; maddenin metninde “iş kazası” ifadesi hiç geçmez. Cezanın dayanağı 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesidir.
6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 14. maddenin ikinci fıkrasındaki bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene idari para cezası öngörür. Kanun metnindeki tutar iki bin Türk lirasıdır; ancak bu, kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki baz tutardır ve her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Cari yıl tutarı için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayımladığı güncel ceza listesine bakılması gerekir; ikincil kaynaklardaki eski tutarlar riski sistematik olarak küçük gösterir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası, bu cezayı diğer İSG cezalarından ayırır: 14. maddedeki bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanan idari para cezaları doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumunca verilir, diğer cezalar ise Çalışma ve İş Kurumu il müdürünce verilir. Cezanın tebliği, itirazı ve tahsilinde 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi hükümleri uygulanır. Yani 102. madde, cezanın kaynağı değil, usulünün dayanağıdır.
İş kazası bildirim süresi geçerse ne olur?
Sürenin geçmesi bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; geç de olsa bildirim yapılmalıdır. Geç bildirimin sonucu, 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden tahsil edilmesi ve 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesine dayanan idari para cezasıdır.
Sigortalı açısından ise sürenin geçmesi hak kaybı doğurmaz. Kanunda iş kazasının tespiti için hak düşürücü süre bulunmadığından, işverenin bildirim yapmadığı dosyalarda sigortalı ya da hak sahipleri doğrudan Kuruma başvurabilir veya tespit davası açabilir.
SGK iş kazası bildirimi yapılmazsa ne olur?
Hiç bildirim yapılmaması hâlinde de olay kayıt dışı kalmaz. 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını en geç on gün içinde Kuruma bildirir; hastane başvurusu yapılmış her olayda bu kanal işler.
Kurum, kendisine ulaşan bilgiler üzerine 13. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca soruşturma başlatabilir. Soruşturma sonucunda olayın iş kazası olduğu tespit edilirse, bildirim yapmayan işveren hakkında hem idari para cezası uygulanır hem de ödenen geçici iş göremezlik ödeneği kendisinden tahsil edilir.
İş kazası bildirmemenin cezası ne kadar?
Cezanın miktarı 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiştir. Kanun metnindeki tutar, 14. maddenin ikinci fıkrasındaki bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işveren için iki bin Türk lirasıdır. Aynı bent, 14. maddenin birinci fıkrasındaki kayıt ve rapor yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene her bir yükümlülük için ayrı ayrı bin beş yüz Türk lirası öngörür.
Bu tutarlar kanunun kaleme alındığı tarihe aittir; uygulanacak miktar her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak belirlenir. Bu nedenle ikincil kaynaklarda görülen eski rakamlar bugünkü riski olduğundan küçük gösterir. Cari yıl tutarı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayımladığı güncel idari para cezası listesinden teyit edilmelidir.
İş kazası bildirmemenin cezası 2026 yılı için nasıl belirlenir?
Belirleme yöntemi her yıl aynıdır: kanundaki baz tutar, ilgili yıl için ilan edilen yeniden değerleme oranıyla güncellenir ve Bakanlıkça yayımlanan idari para cezası listesinde duyurulur. Bu nedenle cari yıl tutarı kanun metninden okunamaz, listeden okunur.
Cezayı kimin vereceği ise kanunda sabittir. 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin ikinci fıkrası, 14. maddedeki bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanacak idari para cezalarının doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumunca verileceğini, diğer iş sağlığı ve güvenliği cezalarının ise Çalışma ve İş Kurumu il müdürünce verileceğini düzenler. Cezanın tebliği, itirazı ve tahsilinde 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi hükümleri uygulanır.
İşyeri dışında iş kazası iddiasının ispatı ve toplanacak deliller
İşyeri dışında iş kazası iddiasında ispat yükü, işyerinde meydana gelen olaylara göre belirgin biçimde ağırdır. İşyerinde kamera kaydı, vardiya çizelgesi ve iş arkadaşlarının tanıklığı hazırken, işyeri dışında bunların hiçbiri kendiliğinden bulunmaz. Bu yüzden dosyanın omurgasını görevlendirmenin varlığını gösteren belgeler oluşturur.
Yargıtay uygulamasında görevlendirme iddiasının salt sigortalı beyanına dayanması yeterli görülmemektedir. 10. Hukuk Dairesi’nin 2022/9433 sayılı kararında bozma sebebi tam olarak budur: görevlendirmeye ilişkin davacı beyanından başka delil bulunmaması. Bu nedenle ispat çalışması, olayın hemen ardından başlamalıdır.
Görevlendirmeyi gösteren belgeler
- Görev yazısı, seyahat onayı, iş emri veya sefer belgesi
- Harcırah, avans, yol ve konaklama ödemelerine ilişkin muhasebe kayıtları
- Otel rezervasyonu ve fatura kayıtları; konaklamanın işveren adına yapılmış olması
- Araç takip sistemi verileri, taşıt görevlendirme formu, akaryakıt fişleri
- Talimatın verildiği anı gösteren yazışma, mesaj ve çağrı kayıtları
- Görevlendirmeyi yapan kişinin işveren vekili sıfatını gösteren imza sirküleri, vekâletname veya görev tanımı
Bu belgelerin büyük bölümü işverenin elindedir. Dava açıldığında mahkemeden bunların işverenden ve ilgili kurumlardan celbi talep edilir; işverenin belgeleri sunmaktan kaçınması, ispat yükünün değerlendirilmesinde aleyhine sonuç doğurabilir.
Kolluk ve hastane kayıtlarının rolü
Kolluk bildirimi yalnız bir yükümlülük değil, aynı zamanda en güçlü delil kaynağıdır. Olay yeri inceleme tutanağı, görgü tespit tutanağı ve alınan ifadeler, olayın nerede ve nasıl gerçekleştiğini kaza anına en yakın tarihte kayda geçirir. Yurt dışı görevlendirmelerinde yerel kolluğa yapılan bildirim de aynı işlevi görür.
Hastane kayıtları ikinci bağımsız kanaldır. Başvuru saati, anamnezde yer alan olay anlatımı ve sevk biçimi, sonradan yapılan itirazlarda belirleyici olur. 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sağlık hizmeti sunucusunun on gün içinde yaptığı bildirim, işverenin hiç bildirim yapmadığı dosyalarda tek kayıt olarak kalabilir.
Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilen memurlarınca düzenlenen tutanaklar bakımından 5510 sayılı Kanun’un 59. maddesi özel bir kural getirir: bu tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Tutanağa itiraz eden tarafın, aksini ispatlayacak somut delil sunması gerekir. Delil eksikliğinin nasıl giderilebileceği kamera kaydı bulunmayan iş kazası dosyaları başlığında ayrıntılandırılmıştır.
İş kazasının tespiti davası nasıl açılır?
Kurum olayı iş kazası saymazsa ya da işveren Kurumun kabulüne itiraz ederse, uyuşmazlık iş kazasının tespiti davasıyla çözülür. Dava, olayın 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında iş kazası olduğunun ya da olmadığının tespitine yöneliktir ve kamu düzenine ilişkin sayıldığı için hâkim delilleri kendiliğinden araştırabilir.
Davada Kurum zorunlu olarak taraf gösterilir; işveren de hasım olarak yer alır. Balık çiftliği dosyasında olduğu gibi, hem Kurumun hem işverenin ayrı ayrı temyiz yoluna başvurması bu taraf yapısından kaynaklanır.
Görevli ve yetkili mahkeme
Görevli mahkeme iş mahkemesidir. 7036 sayılı Kanun’un 2. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, iş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, aynı Kanundaki usul ve esaslara göre bakılır. Yargılama usulü 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca basit yargılama usulüdür.
Yetki bakımından 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesi genel kuralın yanına iki seçenek daha ekler. İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Aynı maddenin beşinci fıkrasına göre bu hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir; sözleşmeye konulan yetki kaydı işçiyi bağlamaz.
Arabuluculuk dava şartı mıdır?
7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrası, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında arabuluculuk dava şartının uygulanmayacağını düzenler. İş kazasının tespiti davası bu istisnanın içindedir ve arabulucuya başvurulmadan doğrudan açılabilir.
İstisna sınırlıdır. Aynı işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai veya ücret alacakları bakımından arabuluculuk dava şartı işlemeye devam eder. Bir dilekçede hem iş kazası tazminatı hem işçilik alacakları talep edilecekse, ikinci grup için arabuluculuk süreci tamamlanmalıdır. Ayrıntılar iş kazasında arabuluculuğun zorunlu olup olmadığı yazısında yer alır.
Tespit davasında süre var mıdır?
İş kazasının tespiti istemi için kanunda hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir. Yargıtay uygulamasında, kazadan yıllar sonra Kuruma başvurulan dosyalarda dava süre yönünden reddedilmemiş, esasa girilmiştir. Gecikmenin yaptırımı hakkın düşmesi değil, ispatın güçleşmesidir.
Tazminat talepleri bakımından ise durum farklıdır. İşverene karşı açılacak tazminat davasında, işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılıktan doğduğu için Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı uygulanır. Üçüncü kişilere karşı haksız fiil zamanaşımı, fiil suç oluşturuyorsa uzamış ceza zamanaşımı gündeme gelir. Süre hesabı dosyanın hangi hukuki sebebe dayandırıldığına göre değişir.
Olay iş kazası kabul edildiğinde doğan haklar
İş kazası sigortasından sağlanan haklar 5510 sayılı Kanun’un 16. maddesinde beş başlık altında sayılır: geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ödeneği ve cenaze ödeneği. Bu haklar, işverenin kusuru olsun olmasın Kurum tarafından sağlanır.
Sürekli iş göremezlik geliri için aranan eşik, meslekte kazanma gücünün en az yüzde on oranında kaybedilmiş olmasıdır ve bu tespit Kurum Sağlık Kurulunca yapılır. Eşiğin altında kalan kayıplarda gelir bağlanmaz; bu, tazminat davasının açılamayacağı anlamına gelmez.
İkinci hat, işverene karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi bedensel zararı dört kalemde sayar: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. Kazanç kaybı ile çalışma gücü kaybının ayrı bentlerde düzenlenmiş olması, maaşı düşmeyen işçinin de tazminat talep edebilmesini sağlar.
İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesinde düzenlenmiştir ve hizmet dışarıdan alınmış olsa dahi sorumluluk kalkmaz: 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası, işyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınmasının işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını açıkça belirtir. Hesaplama yöntemi için iş gücü kaybı tazminatı hesaplama yazısına bakılabilir.
| Talep | Muhatap | Dayanak | Kusur aranır mı? |
|---|---|---|---|
| Geçici iş göremezlik ödeneği | SGK | 5510 m.16, m.18 | Hayır |
| Sürekli iş göremezlik geliri | SGK | 5510 m.19 (%10 eşik) | Hayır |
| Hak sahiplerine gelir | SGK | 5510 m.16, m.20 | Hayır |
| Maddi tazminat | İşveren / üçüncü kişi | TBK m.54, m.417 | Evet |
| Manevi tazminat | İşveren / üçüncü kişi | TBK m.56 | Evet |
| Kurumun rücu alacağı | İşveren / üçüncü kişi | 5510 m.21 | Evet (kaçınılmazlık dikkate alınır) |
Dosyanızda hangi ölçütün tartışılacağını baştan belirlemek
İşyeri dışında iş kazası dosyalarında yönü, hangi bende dayanıldığı belirler. Görevlendirmeye dayanan bir iddia ile işyerinden sayılan araca dayanan bir iddia, farklı delillerle ve farklı hukuki gerekçelerle yürütülür. Dilekçede yalnız bir bende dayanmak, diğer bendin sağladığı korumadan vazgeçmek anlamına gelebilir.
Ölüm hâlinde talep ikili kurulur: olayın iş kazası olduğunun tespiti ile ölümün bu kazadan kaynaklandığının tespiti ayrı ayrı istenir. Yargıtay uygulamasında bu iki tespitin farklı sonuçlara bağlandığı dosyalar bulunmaktadır. Kaza ve zarar arasındaki bağın ayrıca kurulması gerekir.
Görevlendirme, işyeri sınırı ve bildirim sürelerinin bir arada değerlendirildiği dosyalarda, kaza sonrasındaki ilk günlerde toplanan belgeler yargılamanın seyrini belirliyor. Süreci baştan planlamak isteyenler Ankara iş kazası avukatı sayfamızdaki çalışma kapsamını inceleyebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İşçinin işyeri dışında kaza geçirmesi her hâlde iş kazası mıdır?
Hayır. Olayın 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sayılan beş hâlden birine girmesi gerekir. İşyeri dışındaki bir olay, ya işverenin görevlendirmesine (c bendi) ya işverence sağlanan taşıta (e bendi) ya da işverence yürütülen işe (b bendi) bağlanabiliyorsa iş kazasıdır. Bu bağların hiçbiri yoksa olay kanun kapsamı dışında kalır.
İş kazası bildirimi kaç gün içinde yapılmalı?
Kuruma bildirim en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde yapılır. Kolluk kuvvetlerine bildirim ise derhâl yapılmalıdır; bunun için bir gün sayısı öngörülmemiştir. Üç iş günü sayılırken cumartesi, pazar ve resmî tatil günleri hesaba katılmaz.
İş kazası bildirimi kime yapılır?
İki mercie yapılır: kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na. Kuruma bildirim, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesiyle, e-sigorta yoluyla ya da doğrudan veya postayla ilgili üniteye verilerek yapılır.
İş kazası bildirim süresi ne zaman başlar?
Kural olarak kaza tarihinden başlar. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse süre, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren işler. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği bu hâl için ayrıca, iş kazasıyla ilgili bilgi alınmasına engel olacak bir durumun bulunmasını arar.
İş kazası bildirimi süresi pazar günü sona ererse ne olur?
Pazar günü iş günü sayılmadığı için süre kendiliğinden takip eden ilk iş gününe uzar. Aynı sonuç cumartesi, ulusal bayram ve genel tatil günleri için de geçerlidir. Buna karşılık idari izin günleri resmî tatil kapsamında değerlendirilmediğinden süreyi uzatmaz.
İş kazası bildirimi yapılmazsa cezası ne kadar?
İdari para cezasının dayanağı 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendidir; kanun metnindeki tutar iki bin Türk lirası olup her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Cari yıl tutarı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın güncel listesinden teyit edilmelidir. Ceza doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilir. Ayrıca 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir.
Servis aracı kazası iş kazası mıdır?
Evet. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında meydana gelen olayları iş kazası sayar. Mülga 506 sayılı Kanun’daki “toplu olarak götürülüp getirilme” şartı yürürlükteki metinde bulunmadığından, tek kişi için tahsis edilen araçtaki kaza da kapsamdadır.
Otelde iş kazası sayılır mı?
Görevlendirme nedeniyle konaklanan otelde meydana gelen olay, 13. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındadır; bent, görevlendirilen sigortalının asıl işini yapmaksızın geçirdiği zamanları da kapsar. Buna karşılık görevle ilgisi bulunmayan kişisel bir faaliyet sırasında meydana gelen olayda bağ kopar ve bent uygulanmaz.
Yemek molasında iş kazası sayılır mı?
Mola işyerinde veya işyerinin eklentisinde geçiriliyorsa evet. 5510 sayılı Kanun’un 11. maddesi yemek yerlerini açıkça işyerinden saydığı için, yemekhanede meydana gelen olayda ayrıca iş yapılıyor olması aranmaz. Molanın işverenin kontrolü dışındaki bir yerde geçirilmesi hâlinde ise kapsam dışında kalınır.
Lojman iş kazası sayılır mı?
Lojmanın işyeri eklentisi niteliği taşıyıp taşımadığına bağlıdır. İşin görülmesi için zorunlu olarak sağlanan, işletme organizasyonuna dâhil barınma birimleri eklenti sayılmaya elverişlidir. İşle bağı bulunmayan, sosyal amaçla tahsis edilmiş bağımsız bir konutta mesai dışında meydana gelen olayda ise ne (a) ne de (c) bendi uygulanır.
Kavga iş kazası sayılır mı?
İşyerinde çıkan kavgada yaralanma, 13. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında iş kazasıdır. Zararın üçüncü kişinin kasıtlı hareketinden doğması bu niteliği değiştirmez; kavganın işle ilgili olup olmaması yalnız işverenin kusur oranını etkiler.
Fıtık iş kazası sayılır mı?
Belirli bir olaya, ani ve gözlenebilir bir zorlanmaya bağlanabiliyorsa ve kanunun saydığı hâllerden birinde meydana gelmişse iş kazası olarak değerlendirilebilir. Zamanla gelişen ve belirli bir ana bağlanamayan dejeneratif değişiklikler bu kapsamda değildir; önceden mevcut rahatsızlık ise bünyesel faktör olarak kusur dağılımında dikkate alınır.
İş kazası sayılan haller hangi kanunda bahsedilmiştir?
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde beş bent hâlinde sayılmıştır. Ayrıca 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde ikinci ve daha kısa bir tanım bulunur; bu tanım sigorta yardımlarını değil, işverenin kayıt ve bildirim yükümlülüğünü belirler.
Stajyer iş kazası bildirimi kim yapar?
Staj gördüğü işyerinin işvereni yapar. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesi, 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (b) ve (e) bentlerindeki sigortalılar bakımından bildirim yükümlüsünü “eğitim veya staj gördükleri işyeri işverenleri” olarak gösterir. Aynı kural çırak ve kursiyerler için de geçerlidir.
Görevlendirmeyi işveren vekili yapmışsa olay iş kazası sayılır mı?
5510 sayılı Kanun’un 12. maddesi işveren deyiminin işveren vekilini de kapsadığını düzenler. Buna karşılık Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2022/9433 sayılı kararında çoğunluk, bendin uygulanması için işverenin haberinin olmasını veya talimatı bizzat vermesini aramış; karara yazılan karşı oy ise işveren vekilinin talimatının yeterli olduğunu savunmuştur. Bu nedenle talimatın kaynağı ve o kişinin sıfatı belgeyle ortaya konulmalıdır.
İş kazasının tespiti davasında zamanaşımı var mıdır?
Tespit istemi için kanunda hak düşürücü süre öngörülmemiştir; yıllar sonra açılan davalar esastan incelenmektedir. Buna karşılık işverene karşı açılacak tazminat davasında Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı, üçüncü kişilere karşı ise haksız fiil zamanaşımı uygulanır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Mevzuat ve Yargıtay uygulaması değişebildiğinden, işlem yapmadan önce güncel metinlerin kontrol edilmesi ve dosyanın kendi koşullarına göre bir avukatla görüşülmesi önerilir. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.