Şirket Aracını Başkası Kullanırsa Kasko Öder mi?
Şirket aracını başkası kullanırsa kasko kural olarak öder; teminatı ortadan kaldıran şey aracı kullanan kişinin şirket personeli olmaması değil, poliçeye konulmuş sürücü sınırlaması ya da genel şartlarda sayılan teminat dışı hâllerden birinin gerçekleşmesidir. Kasko bir mal sigortasıdır ve sigortalanan şey sürücü değil, araç üzerindeki menfaattir. Bu nedenle şirket adına tescilli bir aracın, şirket ortağı veya bordrolu çalışanı olmayan birinin idaresindeyken kaza yapması, tek başına tazminatın reddedilmesini haklı kılmaz.
Uygulamada tartışma iki noktada düğümleniyor: poliçede “yalnız şu kişi kullanır” kaydı varsa bunun hukuki değeri nedir, bir de sigortacı ödeme yaptıktan sonra parayı kimden geri isteyebilir. Her iki sorunun cevabı da Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları ile Türk Ticaret Kanunu’nun sigorta hükümlerinde yazılı; bu metinlerin hangi maddesine bakılacağını bilmek, sigortacıyla yapılan yazışmanın seyrini baştan değiştiriyor.
Kısa değerlendirme
Şirket aracını başkası kullanırsa kasko ödemesinin yapılıp yapılmayacağı poliçenin metnine bakılarak belirlenir. Ölçüt şudur:
- Kural: Genel şartlarda “aracı malikin kendisi kullanmalıdır” diye bir teminat şartı yoktur; A.5’teki on teminat dışı hâl arasında üçüncü kişi kullanımı sayılmaz.
- İstisna: Poliçeye A.7 uyarınca sürücü sınırlaması konulmuşsa bu kayıt geçerlidir, ancak en az 14 punto harflerle poliçeye yazılmış olmalıdır.
- Etkisi: Sürücü klozu çoğu poliçede “ödenmez” değil “şu oranda muafiyetle ödenir” biçimindedir; hasar muafiyet tutarının altında kalırsa sonuç fiilen sıfır ödemedir.
- İspat: Bir zararın teminat dışında kaldığını ispat yükü TTK m.1409/2 gereği sigortacıdadır ve bu hüküm sözleşmeyle sigortalı aleyhine değiştirilemez.
- Sonrası: Kasko ödemesini yapan sigortacı TTK m.1472 uyarınca halef olur ve kusurlu sürücüye rücu edebilir; ödeme, sürücünün sorumluluğunu sona erdirmez.
Şirket Aracını Başkası Kullanırsa Kasko Neye Göre Öder?
Öder. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.1 maddesi teminatın konusunu tarif ederken sigortacının, “sigortalının poliçede belirtilen ve karayolunda kullanma izni olan motorlu ve motorsuz kara araçlarından doğan menfaatin” belirtilen risklerin gerçekleşmesi sonucunda uğrayacağı maddi zararları teminat altına aldığını söyler. Cümlenin öznesi araç ve menfaattir; sürücünün kimliği hükmün hiçbir yerinde geçmez. Dolayısıyla teminatın varlığı, direksiyonda kimin oturduğuna değil, gerçekleşen olayın A.1’de sayılan beş riskten birine girip girmediğine bağlıdır.
Şirket araçlarında bu sonuç daha da nettir. Aracın maliki tüzel kişidir ve tüzel kişi fiilen araç kullanamaz; aracı her hâlükârda bir gerçek kişi kullanır. Sigortacı poliçeyi düzenlerken bunu bilir. Şirket adına yapılan bir kasko sözleşmesinin, “aracı yalnız tüzel kişi kullanacak” gibi imkânsız bir varsayıma dayandığı ileri sürülemez. Bu yüzden şirket aracında asıl tartışma “üçüncü kişi kullanabilir mi” değil, “poliçede kullanıcı çevresini daraltan bir kayıt var mı” sorusudur.
Sigorta şirketinin hasar dosyasını reddederken kullandığı gerekçe çoğu zaman “araç yetkisiz kişi tarafından kullanılıyordu” cümlesidir. Bu cümlenin hukuki bir karşılığı olması için ya genel şartlarda o hâli teminat dışı sayan bir bent bulunmalı ya da poliçede usulüne uygun bir sınırlama kaydı yer almalıdır. İkisi de yoksa ret gerekçesi dayanaksızdır ve dosya sigortacının kendi genel şartlarına aykırı biçimde kapatılmış olur.
Kaskolu aracı sahibinden başkası kullanırsa ne olur?
Kaskolu aracı sahibinden başkası kullanırsa poliçe kendiliğinden askıya alınmaz. Sigorta sözleşmesi araca ve o araç üzerindeki menfaate bağlanmıştır; malikin aracı bir arkadaşına, akrabasına, çalışanına ya da tanıdığı bir kişiye vermesi sözleşmeyi değiştirmez. Türk Ticaret Kanunu’nun 1453. maddesi mal sigortasını “rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunanlar bu menfaatlerini mal sigortası ile teminat altına alabilirler” diye tanımlar. Menfaat aracın malikindedir ve araç el değiştirmediği sürece bu menfaat sürer.
Doğan tek gerçek risk, poliçedeki özel şartlardır. Sigorta şirketleri prim indirimi karşılığında aracı kullanacak kişileri sayıyla ya da isimle sınırlayan kayıtlar koyar. Piyasada bu kayıtlar “tek sürücü indirimi”, “çift sürücü indirimi” ya da “sürücü klozu” adıyla anılır. Kaydın adı ne olursa olsun hukuki niteliği aynıdır: teminatın kapsamına ilişkin bir özel belirlemedir ve geçerliliği belirli şartlara bağlıdır.
Burada sık yapılan hata, indirimden yararlanıldığının farkında olmamaktır. Poliçe primi düşük geldiğinde bunun sebebi çoğu kez hasarsızlık indirimi sanılır; oysa indirim kullanıcı çevresinin daraltılmasından kaynaklanıyor olabilir. Aracı üçüncü bir kişiye vermeden önce bakılması gereken yer poliçenin özel şartlar bölümüdür.
Kasko aracın kendisini, trafik sigortası karşı tarafı güvenceye alır
İki poliçenin karıştırılması, konudaki yanlış bilginin en büyük kaynağıdır. Zorunlu mali sorumluluk sigortası, yani halk dilindeki trafik sigortası, bir sorumluluk sigortasıdır; aracın işletilmesinden üçüncü kişilere verilen zararı karşılar. Kasko ise mal sigortasıdır; sigortalı aracın kendisinde meydana gelen zararı öder. Aracı kimin kullandığı, bu iki poliçede birbirinden bağımsız sonuçlar doğurur.
Trafik sigortasında sürücü klozu diye bir kurum yoktur. Zarar gören üçüncü kişi, aracı kimin kullandığına bakılmaksızın poliçe limitine kadar tazminatını alır; sigortacının belirli hâllerde işletene rücu hakkı doğsa bile bu, zarar görenin alacağını etkilemez. Kaskoda ise sözleşme serbestisi daha geniştir ve poliçeye kullanıcıyı sınırlayan kayıt konulabilir. Aynı kazada trafik sigortasının ödeyip kaskonun ödememesi bu yüzden mümkündür.
| Ölçüt | Kasko sigortası | Zorunlu trafik sigortası |
|---|---|---|
| Sigortanın türü | Mal sigortası | Sorumluluk sigortası |
| Karşıladığı zarar | Sigortalı aracın kendisindeki hasar | Üçüncü kişilerin zararı |
| Yaptırılması | İsteğe bağlı | Zorunlu |
| Sürücüyü sınırlayan kloz | Konulabilir (Genel Şartlar A.7) | Yoktur |
| Aracı üçüncü kişi kullanırsa | Poliçedeki özel şarta bakılır | Zarar gören yine tazminatını alır |
| Ödeme sonrası | Halefiyet (TTK m.1472) | Genel şartlarda sayılan hâllerde rücu |
Kaza sonrası hangi poliçeye başvurulacağı ve iki dosyanın nasıl yürütüleceği ayrı bir konudur; sürecin adım adım işleyişi için trafik kazası sonrası araç tamiri ve sigorta işlemleri başlıklı yazımız incelenebilir.
Kasko Genel Şartları Aracı Kimin Kullandığına Bakıyor mu?
Genel şartlar aracı kimin kullandığını yalnızca dört noktada dikkate alır: sürücü belgesi, alkol ve uyuşturucu, kasten zarar verme ile kaza yerinden ayrılma. Bunların dışında kalan hiçbir durumda sürücünün kimliği teminatı etkilemez. Bu, metnin yorumundan çıkarılan bir sonuç değil; A.5’te sayılan bentlerin doğrudan okunmasıyla görülen bir tablodur.
Genel şartların bu yapısı, kaskonun mal sigortası olmasının doğal sonucudur. Mal sigortasında sigortacı, malın başına gelecek olayı üstlenir; malı kimin kullandığı ancak rizikonun gerçekleşme ihtimalini kanunun ya da genel şartların öngördüğü ölçüde etkilediğinde önem kazanır. Sürücü belgesiz kullanım ve alkollü kullanım, rizikoyu ölçülemez biçimde büyüttüğü için teminat dışında bırakılmıştır.
Genel şartların yürürlük tarihi 01.04.2013’tür ve metin Hazine tarafından onaylanmış tek tip bir düzenlemedir. Bütün sigorta şirketleri aynı genel şartları uygular; şirketten şirkete değişen şey genel şartlar değil, poliçeye eklenen özel şartlardır. Bu ayrım, hasar dosyası tartışmasında hangi metnin okunacağını belirler.
A.1’deki beş risk ve menfaat ölçütü
A.1 maddesi teminat kapsamındaki riskleri beş bentte sayar: aracın karayolunda veya demiryolunda kullanılabilen araçlarla çarpışması; hareket veya durma hâlindeyken sigortalının ya da aracı kullananın iradesi dışında ani ve harici etkiler sonucu sabit veya hareketli bir cismin çarpması, aracın devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması; üçüncü kişilerin kötü niyet veya muziplikle yaptıkları hareketler ile fiil ehliyeti olmayan kişilerin yol açacağı zararlar; aracın yanması; aracın veya parçalarının çalınması ya da çalınmaya teşebbüs edilmesi.
İkinci bentteki “sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında” ifadesi dikkat çekicidir. Genel şartlar, aracı kullanan kişinin sigortalıdan farklı biri olabileceğini burada açıkça kabul eder. Metin bu ihtimali yasaklamak yerine, o kişinin iradesini de ölçüte dâhil eder. Aracı yalnızca malikin kullanabileceği yönündeki yaygın kanaatin genel şartlarda hiçbir dayanağı bulunmadığı en açık biçimde bu ifadeden anlaşılır.
Üçüncü bent de ayrı bir öneme sahiptir. Üçüncü kişilerin kötü niyetle veya muziplikle yaptıkları hareketler teminat kapsamındadır. Yani aracı kullanan üçüncü kişi kavramı genel şartlarda bir tehdit olarak değil, bazı hâllerde bizzat teminatın konusu olarak yer alır. Bu bent, üçüncü kişi ilişkisinin kaskoda kendiliğinden olumsuz sonuç doğurmadığını gösteren ikinci dayanaktır.
Dar Kasko, Kasko, Genişletilmiş Kasko, Tam Kasko: hangisini aldınız?
Genel şartlar dört ürün adı tanımlar ve bunların dışında bir isim kullanılmasını yasaklar. Dar Kasko, yukarıdaki teminat gruplarından bir kısmı için teminat verilen üründür. Kasko, teminat gruplarının tamamını kapsar. Genişletilmiş Kasko, tamamına ek olarak ek sözleşmeyle teminata alınabilecek risklerden bir kısmını içerir. Tam Kasko ise ek sözleşmeyle alınabilecek risklerin tümünü kapsar.
Metnin en pratik cümlesi şudur: teminatın içeriği hangi ürüne uyuyorsa poliçe başlığı, en az 16 punto büyüklüğünde harflerle o ürün ismini içerecektir. Buna ek olarak poliçede, genel şartlarda teminat kapsamına ilişkin belirtilen ifadeler dışında ifade kullanılamaz. Poliçenin ilk sayfasındaki iri puntolu ürün adı, satış sırasında anlatılanla sözleşmede yazılanın örtüşüp örtüşmediğini test etmenin en hızlı yoludur.
| Ürün adı | Kapsam | Poliçedeki yeri |
|---|---|---|
| Dar Kasko | A.1’deki teminat gruplarından bir kısmı | Başlıkta, en az 16 punto |
| Kasko | Teminat gruplarının tamamı | Başlıkta, en az 16 punto |
| Genişletilmiş Kasko | Tamamı + ek sözleşme risklerinden bir kısmı | Başlıkta, en az 16 punto |
| Tam Kasko | Tamamı + ek sözleşme risklerinin tümü | Başlıkta, en az 16 punto |
Doğa olaylarının hangi üründe kapsandığı da bu tablodan okunur; dolu, sel, deprem gibi riskler standart Kasko üründe yer almaz, ek sözleşmeyle alınır. Bu ayrımın hasar dosyasındaki sonuçları için dolu hasarında değer kaybı tazminatı yazımıza bakılabilir.
A.5’teki on teminat dışı hâlde üçüncü kişi kullanımı var mı?
Yoktur. A.5 maddesi teminat dışında kalan zararları on bentte sayar ve bu bentlerin hiçbirinde “aracın malikten başka biri tarafından kullanılması” ifadesi geçmez. Liste sayma yoluyla düzenlenmiştir; genel şartların teminat dışı saymadığı bir hâlin, sigortacının hasar biriminde teminat dışı sayılması mümkün değildir.
| Bent | Teminat dışı hâl | Sürücüyle ilgili mi |
|---|---|---|
| A.5.1 | Savaş, iç savaş, ihtilal, isyan ve askeri hareketler | Hayır |
| A.5.2 | Nükleer yakıt, radyasyon ve radyoaktif bulaşma | Hayır |
| A.5.3 | Kamu otoritesinin araçtaki tasarrufları (çekilme hâli hariç) | Hayır |
| A.5.4 | Gerekli sürücü belgesine sahip olmayan kişilerce kullanma | Evet |
| A.5.5 | Uyuşturucu veya sınırın üzerinde alkollü kişilerce kullanma | Evet |
| A.5.6 | Sigortalının, fiillerinden sorumlu olduğu ya da birlikte yaşadığı kişilerin kasten verdiği zarar ve bu kişilerce çalınma | Kısmen |
| A.5.7 | Aracın kara, deniz, nehir ve havada taşınması sırasındaki zararlar | Hayır |
| A.5.8 | Ruhsattaki taşıma haddinin aşılmasından kaynaklanan zararlar | Hayır |
| A.5.9 | Terör eylemlerinden doğan biyolojik ve kimyasal kirlenme | Hayır |
| A.5.10 | Zorunlu hâller hariç, kaza yerinden ayrılma ve kimlik tespitini engelleme | Evet |
Tablo tek başına sonucu verir: on bentten yalnız üçü sürücünün davranışıyla, biri de kısmen sürücünün kimliğiyle ilgilidir ve hiçbirinde “şirket personeli olmayan kişi” ölçütü yer almaz. Şirket aracını başkası kullanırsa kasko teminatının kalkacağını söyleyen bir bent bu listede bulunmaz. Şirket aracını dışarıdan biri kullanırken meydana gelen bir çarpışma, sürücü ehliyetliyse ve alkollü değilse, A.1’deki birinci bende giren normal bir riziko olarak kalır.
Aracı Başkası Kullanırsa Kasko Hangi Hâllerde Ödemez?
Kasko, sürücünün kimliğinden değil davranışından doğan dört hâlde ödemez. Bu hâller genel şartlarda sayıldığı için poliçeye ayrıca yazılmalarına gerek yoktur; her kasko poliçesi bakımından kendiliğinden geçerlidir. Aracı üçüncü bir kişiye veren malik açısından asıl risk de burada başlar, çünkü bu hâllerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği aracı teslim ettiği kişinin davranışına bağlıdır.
Dört hâlin ortak özelliği, teminat dışılığın kanıtlanmasının kolay olmasıdır. Sürücü belgesi kaydı, alkol raporu ve kaza tespit tutanağı resmî belgelerdir. Bu nedenle bu bentlere dayanan retlerde tartışma çoğu zaman belgenin varlığında değil, olayın bende gerçekten girip girmediğinde düğümlenir.
Aracı teslim eden malik bakımından ayrıca şunu belirtmek gerekir: teminat dışılık aracın kendisindeki hasar içindir. Karşı tarafın zararı bu bentlerden etkilenmez; zorunlu trafik sigortası devreye girer ve mağdur tazminatını alır. Malikin kaybı, kendi aracının onarım masrafında ortaya çıkar.
Sürücü belgesi olmayan bir kişi kullanırsa
A.5.4 bendi, poliçede gösterilen aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gerekli sürücü belgesine sahip olmayan kimseler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararları teminat dışında bırakır. Bent yalnız ehliyetsizliği değil, ehliyetin sınıfının araca uygun olmamasını da kapsar; metindeki ölçüt “gerekli sürücü belgesi”dir. Bu yüzden B sınıfı ehliyetle kullanılamayacak bir araçta doğan hasar da bu bende girebilir.
Aracını üçüncü bir kişiye veren malik açısından bu bendin sonucu ağırdır. Ehliyet sorgusu yapmadan araç teslim etmek, hasar hâlinde kasko teminatını tümüyle ortadan kaldırabilir. Ayrıca ehliyetsiz kişiye araç kullandırmanın idari yaptırımı, aracın kullanıldığı kişiden bağımsız olarak araç sahibi bakımından da doğar.
Ehliyetsiz sürücünün karıştığı kazalarda tazminatın kimden isteneceği ve sigortacının rücu hakkının sınırları ayrı bir tartışmadır; bu eksen için ehliyetsiz sürücüyle yapılan kazada tazminatı kim öder yazımıza bakılabilir.
Alkol ve uyuşturucu: A.5.5 bendinin işleyişi
A.5.5 bendi, aracın uyuşturucu madde etkisindeki kişilerce veya Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce ya da aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararları teminat dışında tutar. Bendin son kısmı önemlidir: bazı sürücüler bakımından sınır sıfırdır ve onlar için herhangi bir miktar alkol yeterlidir.
Uygulamada tartışma, alkolün kazayla nedensellik bağı üzerinde yürür. Sigortacı bendin lafzına dayanarak “kullanılması sırasında” ifadesini yeterli sayar; sigortalı ise kazanın alkolden değil başka bir sebepten doğduğunu ileri sürer. Bu tartışmada belirleyici olan, olayın nasıl gerçekleştiğini gösteren kaza tutanağı ve varsa bilirkişi incelemesidir.
Alkollü kullanımın kasko dışındaki sonuçları da vardır; sigortacının ödeme yaptıktan sonra sürücüye yönelmesi bu hâllerin başında gelir. Konunun rücu boyutu için alkollü trafik kazası ve rücu yazımız incelenebilir.
Kasten verilen zarar ve birlikte yaşayan kişiler ayrımı
A.5.6 bendi, araca sigortalı veya fiillerinden sorumlu bulunduğu kimseler ya da birlikte yaşadığı kişiler tarafından kasten verilen zararlarla, bu kişilerce aracın kaçırılması veya çalınması nedeniyle doğan zararları teminat dışında bırakır. Bendin kapsamı iki yönden dardır: fiil kasten işlenmiş olmalı ve fiili işleyen kişi sayılan çevreye dâhil bulunmalıdır.
Bu ikinci sınır, konumuz bakımından belirleyicidir. Şirket aracını kullanan kişi şirketin çalışanı değilse ve şirketle birlikte yaşayan bir kişi de olamayacağına göre, o kişinin kasten verdiği zarar A.5.6’ya girmez. Aynı olay, A.1’in üçüncü bendindeki “üçüncü kişilerin kötü niyet veya muziplikle yaptıkları hareketler” kapsamına girerek teminat içinde kalır. Aynı davranışın failin sıfatına göre teminat dışı ya da teminat içi sayılması, genel şartların bilinçli bir tercihidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1429. maddesi de aynı yöne işaret eder. Hüküm, sigortacının aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlü olduğunu, bu kişiler rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olurlarsa sigortacının tazminat borcundan kurtulacağını söyler. Ölçüt yine ihmal ile kasıt arasındaki ayrımdır; sıradan bir dikkatsizlik teminatı ortadan kaldırmaz.
Kaza yerinden ayrılma: A.5.10 bendi
A.5.10 bendi, zorunlu hâller hariç olmak üzere, sürücünün A.5.4 ve A.5.5’teki ihlalleri dolayısıyla kimlik tespitini engellemek amacıyla kaza yerinden ayrılmasını teminat dışı sayar. Metinde zorunlu hâllere örnek olarak tedavi veya yardım amacıyla sağlık kuruluşuna gitme ile can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gösterilmiştir.
Bendin en çok gözden kaçan yanı, kaza yerinden ayrılmanın kendiliğinden teminat dışılık doğurmamasıdır. Ayrılmanın, ehliyet veya alkol ihlalinin ortaya çıkmasını engelleme amacı taşıması gerekir. Bu amaç bulunmadan yapılan ayrılma trafik mevzuatı bakımından yaptırıma tabi olsa da kasko teminatını bu bent üzerinden ortadan kaldırmaz.
Aracı teslim ettiği kişinin kaza sonrası davranışını malikin denetlemesi mümkün değildir. Bu yüzden aracın üçüncü kişiye verildiği hâllerde, kaza anında olay yerinde tutanak tutulmasının ve tarafların kimliğinin tespit edilmesinin önemi artar.
Sürücü Klozu Nedir? Kasko Genel Şartları A.7 Maddesi
Sürücü klozu, poliçede aracı kullanabilecek kişileri sınırlayan özel bir belirlemedir ve dayanağı Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.7 maddesidir. Madde birebir şunu söyler: “Sigorta poliçesi, sigorta konusu aracın belirli günlerde, belli mesafeler altında veya belli kişiler tarafından kullanılması ve benzeri durumlarda oluşacak zararları kapsayacak şekilde düzenlenebilir.” Sigorta şirketlerinin “tek sürücü” ya da “çift sürücü” adıyla pazarladığı uygulamanın hukuki adı budur.
Maddenin ikinci cümlesi ilk cümlesinden daha önemlidir: “Bu madde uyarınca sigorta teminatına ilişkin olarak yapılan belirlemeler en az 14 punto büyüklüğünde harflerle poliçeye yazılır.” Yani genel şartlar, sürücü sınırlamasını mümkün kılarken aynı zamanda bir şekil şartına bağlamıştır. Poliçenin arka sayfasındaki küçük puntolu metinlerin arasına gizlenmiş bir sürücü kaydı, A.7’nin aradığı biçimde yazılmamış demektir.
Bu iki cümle, konudaki iki uç iddiayı da düzeltir. Sürücü sınırlaması hukuken imkânsız değildir; genel şartların kendisi buna izin verir. Ama sigortacının poliçeye istediği biçimde yazdığı her kayıt da kendiliğinden geçerli değildir; en azından punto şartına uyması gerekir. Tartışma bu iki uç arasında, poliçenin fiziki metnine bakılarak çözülür.
Kasko muafiyeti nedir, kasko muafiyet oranı nedir?
Kasko muafiyeti, poliçede belirlenen bir tutara ya da hasarın sigorta bedeline oranına kadar olan zararın sigortacı tarafından ödenmemesi anlamına gelir. Genel Şartlar’ın A.6 maddesi bunu “sigorta poliçesinde, tespit olunan bir miktara veya hasar ile sigorta bedelinin belli bir oranına kadar olan zararın sigortacı tarafından tazmin edilmeyeceği kararlaştırılabilir” cümlesiyle düzenler ve muafiyetlerin en az 14 punto büyüklüğünde harflerle poliçeye yazılmasını arar.
Kasko muafiyet oranı nedir sorusunun tek bir cevabı yoktur; oran sigorta şirketinin ürününe ve verilen indirime göre değişir. Uygulamada yüzde 2 ile yüzde 30 arasında değişen oranlara rastlanır. Belirleyici olan oranın yüksekliği değil, oranın neyin üzerinden hesaplandığıdır: muafiyet hasar tutarının değil, çoğu poliçede sigorta bedelinin yani araç değerinin belli bir yüzdesidir. Bu fark, aşağıdaki Yargıtay örneğinde sonucu tümüyle değiştirmiştir.
Sürücü klozuyla muafiyet çoğu poliçede birlikte kurgulanır. Kloz “aracı poliçede yazılı kişi dışında biri kullanırsa teminat yoktur” demez; “bu hâlde şu oranda muafiyet uygulanır” der. Sonuç, ödeme yapılmaması değil, ödemenin belirli bir eşiğin altında kalan hasarlarda sıfırlanmasıdır. Poliçe metnini okurken aranacak kelime “teminat dışı” değil, “muafiyet”tir.
Kasko muafiyetli mi muafiyetsiz mi, kasko muafiyetsiz ne demek?
Kasko muafiyetsiz ne demek sorusunun karşılığı, hasarın tamamının poliçe limiti içinde ödenmesi, sigortalıya herhangi bir tutarın bırakılmamasıdır. Muafiyetsiz poliçelerde küçük hasarlar da karşılanır; buna karşılık prim daha yüksektir. Muafiyetli poliçelerde ise sigortalı belirli bir eşiğe kadar olan zararı kendi üstlenir ve karşılığında daha düşük prim öder.
Şirket araçlarında bu tercih çoğu zaman filo maliyeti üzerinden yapılır ve poliçeyi imzalayan kişi ile aracı kullanan kişi farklı olduğu için muafiyetin varlığı sahada bilinmez. Kaza olduğunda “kasko var, ödenir” beklentisiyle hareket eden sürücü, muafiyet nedeniyle hasarın şirkette kaldığını sonradan öğrenir. Aracı üçüncü kişilere teslim eden şirketlerde muafiyet oranının önceden bilinmesi bu yüzden pratik bir gerekliliktir.
Muafiyet ile teminat dışılık birbirinden ayrı kavramlardır. Teminat dışılıkta riziko poliçenin kapsamına hiç girmez; muafiyette riziko kapsam içindedir, yalnız ödeme belirli bir tutarın üzerinden yapılır. Bu ayrım, hasar dosyasının hangi hukuki zeminde tartışılacağını belirler ve sigortacının ispat yükünü de değiştirir.
Yargıtay örneği: muafiyet hasarın tamamını yutabilir
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E.2016/18403, K.2017/10572 sayılı 15.11.2017 tarihli kararına konu olayda araç maliki, kasko poliçesindeki hasarın ödenmediğini ileri sürerek dava açmıştı. Poliçede iki özel şart vardı: araç tek sürücü tarafından kullanılırsa yüzde 3 muafiyet tenzili uygulanacak, poliçede yazılı sürücü dışında biri kullanırken kaza olursa hasar yüzde 25 muafiyet tenzili ile karşılanacaktı.
Kaza, poliçede yazılı kişi dışında bir sürücünün idaresindeyken meydana geldi. Hasar 73.834,51 TL olarak tespit edildi. Ancak yüzde 25’lik muafiyet, teminat limitinin yüzde 25’ine karşılık gelen 111.162,25 TL tutarındaydı. Hasar bu tutarın altında kaldığı için sigortacı hiçbir ödeme yapmadı. Yerel mahkeme davayı reddetti, Yargıtay hükmü onadı.
Kararın sonucu şudur: sürücü klozu “ödenmez” demeden de ödemeyi sıfırlayabilir. Poliçesinde bu tür bir kayıt bulunan bir aracı üçüncü kişiye teslim eden malik, hasarın muafiyet eşiğini aşmadığı her olayda fiilen sigortasız durumdadır. Bu mekanizmayı bilmeden “kloz yoksa ödenir” cümlesine dayanmak, poliçesinde kloz bulunan kişi için yanıltıcıdır.
Sürücü Klozu Her Zaman Geçerli mi?
Her zaman geçerli değildir. Sürücü klozu bir özel şarttır ve özel şartların geçerliliği hem genel şartların hem de Türk Ticaret Kanunu’nun koyduğu sınırlara tabidir. Bir kasko uyuşmazlığında poliçedeki kaydın varlığını tespit etmek işin yalnız ilk adımıdır; ikinci adım o kaydın bu sınırları aşıp aşmadığını ölçmektir.
Sınırlar üç katmanlıdır. Birincisi genel şartların kendi hükmüdür: C.11 maddesi özel şartın sigortalı aleyhine olamayacağını söyler. İkincisi kanunun poliçe içeriğine ilişkin hükümleridir; TTK m.1425 poliçenin nasıl düzenleneceğini belirler. Üçüncüsü ise kanunun hangi maddelerinin sözleşmeyle değiştirilemeyeceğini sayan koruyucu hükümlerdir.
Bu üç katman birlikte okunduğunda ortaya şu tablo çıkar: sigortacı teminatın kapsamını daraltabilir, ama bunu yaparken kanunun emredici hükümlerini bertaraf edemez ve poliçe metnini sigortalının görebileceği biçimde düzenlemek zorundadır. Hukuk Genel Kurulu’nun aşağıda ele alınan kararı da bu çerçeveyi doğrulamıştır.
C.11: özel şart sigortalı aleyhine olamaz
Genel Şartlar’ın C.11 maddesi kısa ve nettir: “Bu genel şartlara, sigortalı aleyhine olmamak üzere özel şart konulabilir. Sigortalıya özel şartlar ile sağlanan hasarsızlık indirimi ve diğer menfaatler tâbi olduğu şartlara poliçede yer verilir.” Hüküm, özel şart konulmasını serbest bırakırken yönünü belirlemiştir; özel şart sigortalının lehine olabilir, aleyhine olamaz.
Bu maddenin sınırı, uygulamada göründüğü kadar geniş değildir. Teminatın kapsamını A.7 uyarınca belirleyen bir kayıt, genel şartların kendisinin izin verdiği bir düzenleme olduğu için tek başına “sigortalı aleyhine özel şart” sayılmamaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E.2015/13440, K.2016/2529 sayılı 01.03.2016 tarihli kararında yerel mahkemenin “genel şartların aksine sigortalı aleyhine özel şart düzenlenmesi mümkün değildir” yönündeki gerekçesini yerinde görmemiş, kararı gerekçesini düzelterek onamıştır.
Aynı kararın maddi olayı da konumuzu doğrudan ilgilendirir. Kasko sigortacısı, sigortalıya ödediği 8.568 TL’yi geri istemişti; iddiası, aracın hususi araç olarak sigortalanmasına rağmen rent a car işletmesinde kullanıldığıydı. Kaza sırasında aracı sigortalının kardeşi kullanıyordu. Mahkeme, aracın kiralık olarak kullanıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle rücu talebini reddetti ve karar onandı. Aracın malikten başka biri, üstelik bir aile bireyi tarafından kullanılıyor olması, ödemenin geri alınması için gerekçe sayılmadı.
TTK m.1425/2: teklifnameden farklı ve aleyhe hüküm geçersizdir
Türk Ticaret Kanunu’nun 1425. maddesinin ikinci fıkrası, poliçenin ve zeyilnamenin eklerinin içeriği teklifnameden veya kararlaştırılan hükümlerden farklıysa, bu belgelerde yer alıp teklifnameden değişik olan ve sigorta ettirenin, sigortalının ve lehtarın aleyhine öngörülmüş bulunan hükümlerin geçersiz olduğunu söyler. Hüküm, poliçeye sonradan giren aleyhe kayıtlara karşı doğrudan bir savunma sağlar.
Pratik sonuç şudur: teklif aşamasında kendisine sürücü sınırlamasından söz edilmemiş bir sigortalı, poliçede beliren klozun teklifnameyle karşılaştırılmasını isteyebilir. Teklifnamede böyle bir kayıt yoksa ve kloz sigortalının aleyhine ise, kloz geçersizdir. Bu nedenle poliçenin yanında teklifnamenin, sigorta bilgilendirme formunun ve varsa yazışmaların saklanması gerekir.
Aynı maddenin birinci fıkrası, poliçenin tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümleri ile genel ve varsa özel şartları içereceğini ve “rahat ve kolay okunacak biçimde” düzenleneceğini söyler. A.6 ve A.7’deki 14 punto şartı, bu genel kuralın kasko poliçesindeki somut karşılığıdır.
TTK m.1423/2 ve on dört günlük itiraz süresi
TTK m.1423’ün birinci fıkrası sigortacıya ve acentesine aydınlatma yükümlülüğü getirir. Sözleşme kurulmadan önce, inceleme için gerekli süre tanınmak şartıyla, sözleşmeye ilişkin tüm bilgiler, sigortalının hakları, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümler ve bildirim yükümlülükleri sigorta ettirene yazılı olarak bildirilir. Sürücü klozu, “özel olarak dikkat edilmesi gereken hükümler” tanımının tam ortasında yer alır.
İkinci fıkra bu yükümlülüğün ihlalinin sonucunu düzenler: aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Sürenin geçirilmesi poliçe hükümlerini kesinleştirdiği için, poliçenin teslim alındığı gün pratikte bir sayaç başlatır.
Bu süre, konuyu anlatan yayınların neredeyse tamamında atlanır. Oysa poliçesindeki sürücü kaydını fark eden bir sigortalının elindeki en hızlı hukuki imkân budur. On dört gün içinde yazılı itiraz, sonradan açılacak bir davada tartışılacak konuyu baştan çözebilir.
Aydınlatma açıklamasının verildiğini kim ispat eder?
TTK m.1423/2’nin son cümlesi bu sorunun cevabını verir: “Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.” Yani sigortacı, sigortalıya aydınlatma yaptığını kanıtlamak zorundadır. Sigortalıdan “bana anlatılmadı” iddiasını ispat etmesi beklenmez; olumsuz bir olgunun ispatı zaten mümkün değildir.
Bu kural sözleşmeyle değiştirilemez. TTK m.1452’nin üçüncü fıkrası, 1422 ilâ 1426. madde hükümlerinin sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemeyeceğini, değiştirilirse Kanun hükümlerinin uygulanacağını açıkça söyler. Poliçeye konulan “sigortalı aydınlatıldığını kabul eder” tipi bir kayıt, ispat yükünü sigortalıya geçiremez.
Aydınlatmanın hangi belgeyle yapıldığı da ayrıca önemlidir. Sigorta bilgilendirme formunun imzalanmış olması tek başına yeterli sayılmayabilir; aydınlatmanın sözleşmenin kurulmasından önce ve inceleme süresi tanınarak yapılmış olması aranır. Poliçenin imzalandığı anda önüne konan formun bu şartı karşılayıp karşılamadığı somut olayda tartışılır.
Klozun geçersizliği mahkemece kendiliğinden araştırılır mı?
Araştırılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E.2020/38, K.2022/335 sayılı 16.03.2022 tarihli kararı bu noktayı açıkça çözmüştür. Karara konu olayda poliçede, onarımın yetkili servis dışında yapılması hâlinde yüzde 30 muafiyet uygulanacağı kararlaştırılmıştı. Yerel mahkeme, davacı bu kaydın geçersizliğini ileri sürmediği hâlde muafiyeti değerlendirme dışında bırakarak davayı kabul etmişti.
Hukuk Genel Kurulu, poliçedeki özel şartın TTK m.1452’de sayılan emredici hükümlere ve m.1486’daki koruyucu hükümlere aykırı olmadığını, ayrıca TTK m.1423/2 gereği kloza on dört gün içinde itiraz hakkı bulunan davacının bu kayda itiraz etmediğini tespit etmiştir. Kurul, davacının dava dilekçesinde poliçenin ya da muafiyet kaydının geçersizliği yönünde bir iddia ileri sürmediğini vurgulayarak, mahkemenin bu hususu kendiliğinden değerlendirmesini HMK m.26’daki taleple bağlılık ilkesine aykırı bulmuştur.
Kararın pratik sonucu, hasar davası açan tarafı doğrudan ilgilendirir. Poliçedeki sürücü klozunun ya da muafiyetin geçersizliği düşünülüyorsa bu, dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir. Yalnızca “gerçek zarar eksik ödendi” diyerek açılan bir davada mahkeme, klozun geçerliliğini kendiliğinden inceleyemez. Uyuşmazlığın kaybedildiği yer çoğu zaman hukuki gerekçe değil, dilekçede kurulmayan bu talep olur.
| Kontrol noktası | Dayanak | Bakılacak yer |
|---|---|---|
| Kloz poliçede var mı | Genel Şartlar A.7 | Poliçe, özel şartlar bölümü |
| En az 14 punto yazılmış mı | Genel Şartlar A.6 ve A.7 | Poliçenin basılı metni |
| Teklifnameyle uyumlu mu | TTK m.1425/2 | Teklifname ve bilgilendirme formu |
| Aydınlatma yapılmış mı | TTK m.1423 | İspat sigortacıda |
| On dört gün içinde itiraz edilmiş mi | TTK m.1423/2 | Poliçe teslim tarihi |
| Geçersizlik dava dilekçesinde ileri sürülmüş mü | HMK m.26 | Dava dilekçesi |
Teminat Dışı Olduğunu Kim İspat Eder?
Sigortacı ispat eder. Türk Ticaret Kanunu’nun 1409. maddesinin ikinci fıkrası, “sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir” hükmünü taşır. Aynı maddenin birinci fıkrası da sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan sorumlu olduğunu söyler.
Bu hükmün pratik ağırlığı, ret yazısının hukuki değerini değiştirmesinden gelir. Sigortacı “araç yetkisiz kişi tarafından kullanılıyordu” diyerek dosyayı kapattığında, bunu söylemekle yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaz; iddiasını poliçe metniyle ve delille ortaya koymak zorundadır. Sigortalının yapması gereken, rizikonun gerçekleştiğini ve zararın miktarını göstermektir.
Kural sözleşmeyle tersine çevrilemez. TTK m.1452/3, 1409. maddenin sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemeyeceğini, değiştirilirse Kanun hükümlerinin uygulanacağını hükme bağlar. Poliçeye “sigortalı teminat kapsamında olduğunu ispatla yükümlüdür” biçiminde bir kayıt konulsa bile bu kayıt uygulanmaz.
Prim ödenmemişse sigortacının sorumluluğu başlamaz
İspat yükü sigortacıda olsa da sigortalının kendi yükümlülüğü sürer. Genel Şartlar’ın C.1 maddesi, prim veya peşinat ödenmediği takdirde poliçe teslim edilmiş olsa dahi sigortacının sorumluluğunun başlamayacağını ve bu hususun poliçenin ön yüzüne yazılacağını söyler. TTK’nın 1421, 1430 ve 1431. maddeleri de aynı sonuca ulaşır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E.2016/15848, K.2017/9133 sayılı 16.10.2017 tarihli kararında bu kuralı hatırlatırken TTK m.1431’in emredici nitelikte olduğunu vurgulamıştır. Aynı kararda, primin ödendiği çekişmesizse poliçenin sigortalının beyanıyla iptal edildiğini ispat etmenin sigortacıya düştüğü de belirtilmiştir.
Şirket araçlarında primlerin taksitli ödenmesi yaygındır ve ödenmeyen bir taksitin sonucu çoğu zaman kaza anında fark edilir. Aracı üçüncü kişilere teslim eden şirketlerde poliçe primlerinin takibi, sürücü klozunun takibi kadar önemlidir.
Poliçe iptal edilmişse bildirim yapılmış mı?
Sigortacının ya da acentenin poliçeyi tek taraflı iptal ettiği hâllerde iptalin sigortalıya bildirilip bildirilmediği ayrıca araştırılır. Yukarıda anılan 17. Hukuk Dairesi kararında yerel mahkeme kararı, poliçe iptalinin sigortalıya tebliğ edilip edilmediği yeterince araştırılmadığı için bozulmuştur.
Bu, kâğıt üzerinde kalan bir ayrıntı değildir. Sigortalı, poliçesinin yürürlükte olduğu inancıyla aracı kullanmaya ya da başkasına kullandırmaya devam eder. Kendisine bildirilmemiş bir iptalin sonuçlarına katlanması beklenemez ve iptalin usulüne uygun bildirildiğini göstermek sigortacıya düşer.
Kasko poliçesi bir bankadan kredi kullanılırken düzenlenmişse ve acente sıfatı bankada ise, iptal ve prim aktarımı konusundaki yazışmalar banka kayıtlarında bulunur. Bu tür dosyalarda banka kayıtlarının incelenmesi çoğu zaman uyuşmazlığı çözen adım olur.
Şirket Üzerine Kayıtlı Aracı Kimler Kullanabilir?
Şirket üzerine kayıtlı aracı, malik tüzel kişinin rızasıyla o aracın zilyetliğini devraldığı herkes kullanabilir. Trafik mevzuatında aracı yalnız şirket ortağının ya da bordrolu personelin kullanabileceğine dair bir hüküm yoktur. Aranan şart sürücünün araca uygun sürücü belgesine sahip olması ve kullanımın malikin rızasına dayanmasıdır.
Tescil kaydı mülkiyeti gösterir, kullanım yetkisini değil. Bir aracın ruhsatında şirket unvanının yazması, o aracın yalnız şirket adına hareket eden kişilerce kullanılabileceği anlamına gelmez. Nitekim şirketlerin araçlarını müşterilerine, iş ortaklarına ya da hizmet aldıkları kişilere geçici olarak vermesi ticari hayatın olağan işleyişi içindedir.
Buradaki serbestlik, sonuçlarının da serbest olduğu anlamına gelmez. Aracı teslim eden şirket, sürücünün üçüncü kişilere verdiği zarardan işleten sıfatıyla sorumlu kalır; kendi aracındaki hasar bakımından ise poliçesinin özel şartlarıyla bağlıdır. Yani kullanım serbestliği ile mali sorumluluk birbirinden ayrı iki başlıktır.
Şirket adına hususi aracı kimler kullanabilir?
Şirket adına hususi araç olarak tescil edilmiş bir otomobili de aynı ölçüt yönetir. Hususi araç tescili, aracın ticari taşımacılıkta kullanılmayacağını gösterir; kullanıcı çevresini belirlemez. Aracın hususi olarak tescil edilmiş olması, onu kullanan kişinin şirketle bağı bulunmasını gerektirmez.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken tek sınır, aracın tescil türüne aykırı bir faaliyette kullanılmasıdır. Hususi olarak tescilli bir aracın ücret karşılığı yolcu ya da yük taşımada kullanılması, hem trafik mevzuatı hem de sigorta bakımından ayrı sonuçlar doğurur. Ancak burada tartışılan şey aracı kimin kullandığı değil, aracın ne amaçla kullanıldığıdır.
Kiralama ilişkisi bakımından da tablo farklıdır. Şirketin aracı bir kiralama sözleşmesiyle vermesi, taraflar arasında ayrı bir sorumluluk düzeni kurar; kiralanan araçta hasar bedelinin nasıl isteneceği için kiralık araç hasar bedeli yazımız incelenebilir.
Malikin rızası, zilyetlik ve işleten sıfatı
Kasko bakımından belirleyici olan kavram malikin rızasıdır. Aracı kullanan kişi zilyetliği malikin iradesiyle devralmışsa, kullanım hukuka uygundur ve teminatı etkileyen bir olguya dönüşmez. Rıza yazılı olmak zorunda değildir; anahtarın teslim edilmiş olması çoğu olayda rızanın kendisidir.
Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi ise işleten sıfatını esas alır ve bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına ya da bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni ile bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağını söyler. Aracı üçüncü bir kişiye veren şirket, bu sorumluluktan aracı kendisinin kullanmamış olması sebebiyle kurtulmaz.
Buradan çıkan sonuç şirket açısından iki yönlüdür. Kendi aracının hasarında poliçedeki kloz belirleyicidir; karşı tarafın zararında ise kloz hiçbir işe yaramaz, sorumluluk işleten sıfatından doğar ve zorunlu trafik sigortası devreye girer. Aracı teslim ederken bu iki riskin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
İzinsiz kullanım, çalıntı araç ve KTK m.107
Rızanın bulunmadığı hâller ayrı bir rejime tabidir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 107. maddesi, bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimsenin işleten gibi sorumlu tutulacağını, aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bilen ya da gereken özen gösterildiğinde öğrenebilecek durumda olan sürücünün de onunla birlikte müteselsilen sorumlu olacağını hükme bağlar.
Maddenin üçüncü cümlesi işletene bir çıkış kapısı bırakır: işleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin aracın çalınmasında ya da gasbedilmesinde kusurlu olmadığını ispat ederse sorumlu tutulamaz. Anahtarı aracın üzerinde bırakmak, aracı açık hâlde park etmek gibi davranışlar bu ispatı zorlaştırır.
Kasko bakımından ise çalınma A.1’in beşinci bendi uyarınca teminat kapsamındadır; teminat dışılık yalnız A.5.6’daki dar hâlde, yani aracın sigortalının fiillerinden sorumlu olduğu ya da birlikte yaşadığı kişilerce çalınması hâlinde söz konusu olur. Şirket aracını dışarıdan bir kişinin izinsiz alması, bu bende girmez.
Kasko Ödedikten Sonra Sürücüye Rücu Eder mi?
Edebilir. Kasko ödemesi, kazaya sebep olan kişinin sorumluluğunu sona erdirmez; yalnız alacaklıyı değiştirir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesi, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde hukuken sigortalının yerine geçeceğini, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceğini söyler.
Bu, konudaki en çok atlanan sonuçtur. Şirket aracını kullanan üçüncü kişi kazada kusurluysa, kasko hasarı öder ve ardından sigortacı ödediği tutarı o kişiden isteyebilir. Aracı ödünç alan kişi bakımından “nasılsa kaskosu var” düşüncesi bu yüzden yanıltıcıdır; kasko o kişiyi değil, aracın malikini korur.
Aynı maddenin ikinci fıkrası sigortalıya da bir yükümlülük yükler: sigortalı, sigortacıya geçen hakları ihlal edici şekilde davranırsa sigortacıya karşı sorumlu olur. Hasar ödemesi aldıktan sonra aracı kullanan kişiyle “birbirimizden bir şey istemeyelim” biçiminde bir anlaşma yapan malik, sigortacının halefiyet hakkını ihlal etmiş olur ve bu davranışının sonucuna katlanır.
Halefiyeti ortadan kaldıran sözleşme geçerli midir?
Geçerli değildir. TTK m.1486’nın birinci fıkrası, 1472. madde hükmüne aykırı yapılan sözleşmelerin geçersiz olduğunu açıkça düzenler. Poliçeye “sigortacı ödediği tutarı sürücüden isteyemez” ya da tersine “sigortacı her hâlükârda sürücüye rücu eder” biçiminde kanunun kurduğu dengeyi bozan bir kayıt konulamaz.
Halefiyetin sınırı da kanunda çizilmiştir. Sigortacı ancak ödediği bedel kadar halef olur; sigortalı zararının karşılanmayan kısmı için sorumlulara karşı başvuru hakkını korur. Bu, hasarın muafiyet nedeniyle eksik ödendiği dosyalarda malikin elinde kalan tek yoldur.
Sigortacının rücu talebiyle karşılaşan sürücü bakımından dava öncesi arabuluculuk şartının işleyip işlemediği ayrıca değerlendirilir; bu eksen için sigorta rücu davası açmadan önce arabuluculuk zorunlu mu yazımıza bakılabilir.
Hasarsızlık indiriminin kaybı kimden istenir?
Hasarsızlık indirimi genel şartlarda düzenlenmemiştir. Genel Şartlar’ın C.11 maddesi, sigortalıya özel şartlarla sağlanan hasarsızlık indirimi ve diğer menfaatlerin tabi olduğu şartlara poliçede yer verileceğini söyler. Yani indirimin nasıl kazanıldığı ve nasıl kaybedildiği poliçenin özel şartlarında yazılıdır; şirketten şirkete değişir.
Bu nedenle “hasar yaptım, kaskom bozuldu” ifadesi bir kanun hükmünün değil, poliçe kaydının sonucudur. İndirimin kaybından doğan zararın kazaya sebep olan üçüncü kişiden istenip istenemeyeceği ise genel hükümlere göre çözülür ve zararın miktarının somut olarak ortaya konulması gerekir.
Filo poliçelerinde indirim tek tek araçlar üzerinden değil, portföy üzerinden hesaplanabildiği için bir aracın hasarı bütün filonun primini etkileyebilir. Aracı üçüncü kişilere veren şirketlerde bu etki, hasarın kendisinden daha büyük bir maliyet doğurabilir.
Karşı Tarafın Zararında Tablo Neden Değişiyor?
Karşı tarafın zararında poliçedeki sürücü klozunun hiçbir etkisi yoktur. Zorunlu mali sorumluluk sigortası, Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi uyarınca işletenlerin 85. maddedeki sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere yaptırılan bir sigortadır. Koruduğu kişi sigortalı değil, zarar gören üçüncü kişidir.
Bu yapı, TTK m.1484’te de ifadesini bulur: sigortacı sigortalıya karşı ifa borcundan tamamen veya kısmen kurtulmuş olsa da, zarar gören bakımından ifa borcu zorunlu sigorta miktarına kadar devam eder. Şirket aracını kullanan üçüncü kişi kusurlu olsa dahi mağdurun tazminatı bu sigortadan karşılanır.
Sonuç olarak aynı kazada iki ayrı dosya yürür. Kendi aracının hasarı için kasko dosyası açılır ve poliçedeki özel şartlar tartışılır; karşı tarafın zararı için zorunlu trafik sigortası dosyası açılır ve orada kusur oranı belirleyici olur. Bu iki dosyanın birbirine karıştırılması, hak kaybının en sık sebeplerindendir.
İşletenin ve adam çalıştıranın sorumluluğu
Zarar poliçe limitini aşarsa aradaki fark için genel hükümlere gidilir. Karayolları Trafik Kanunu m.85 işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibini müteselsilen sorumlu tutar; Türk Borçlar Kanunu m.66 ise adam çalıştıranın, çalışanının işini görürken verdiği zarardan sorumlu olduğunu düzenler. Aracı kullanan kişi şirketin çalışanı değilse ikinci hüküm devreye girmez, ancak birinci hüküm yerinde durur.
Bu ayrım, şirketin savunmasını doğrudan etkiler. Adam çalıştıranın sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirmek mümkündür; işletenin sorumluluğu ise kusura dayanmayan bir sorumluluktur ve dar istisnalar dışında kurtuluş imkânı vermez. Bu nedenle “aracı bizim personelimiz kullanmıyordu” savunması, karşı tarafa karşı sonuç doğurmaz.
Şirketin ödediği tazminatı kusurlu sürücüden isteme hakkı ise saklıdır. İç ilişkideki bu paylaşım, dış ilişkideki müteselsil sorumluluğu ortadan kaldırmaz; yalnız ödemeden sonra devreye girer.
Şirket Aracı Kaza Yaparsa Ne Olur? Kaza Sonrası Yol Haritası
Şirket aracı kaza yaparsa yapılacak işler, aracı kimin kullandığından bağımsız olarak aynı sırayı izler: olay yerinde tutanak, süresinde ihbar, hasar tespiti ve dosyanın takibi. Bu sıranın bozulması, poliçe teminatı tartışmasız olan dosyalarda bile ödemeyi geciktirir ya da azaltır.
Aracın üçüncü bir kişinin idaresinde olduğu hâllerde tutanağın önemi artar. Sürücünün kimliği, ehliyet bilgisi ve alkol durumu tutanakla belgelenir; bu bilgiler sonradan sigortacının teminat dışılık iddiasını değerlendirmede esas alınır. Tutanak tutulmadan olay yerinden ayrılmak, hem A.5.10 tartışmasını başlatır hem de kusur tespitini güçleştirir.
Şirketin iç işleyişi bakımından ise aracın kime, ne zaman ve hangi amaçla teslim edildiğini gösteren bir kaydın bulunması sonradan doğacak tartışmaları büyük ölçüde kapatır. Teslim tutanağı, araç takip kaydı ya da basit bir yazışma bu işlevi görür.
Beş iş günü içinde riziko ihbarı
Genel Şartlar’ın B.1.1 maddesi, sigortalının ve sigorta ettirenin rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde sigortacıya bildirimde bulunmakla yükümlü olduğunu söyler. Süre kaza tarihinden değil, öğrenme tarihinden işlemeye başlar; aracı üçüncü kişi kullanıyorsa bu iki tarih farklı olabilir.
Bildirimin geç yapılmasının sonucu, teminatın tümüyle ortadan kalkması değildir. TTK m.1446, bildirimin yapılmaması veya geç yapılmasının ödenecek tazminatta artışa neden olması hâlinde kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılacağını düzenler. Sigortacı rizikoyu daha önce fiilen öğrenmişse bu indirimden yararlanamaz.
Bildirimin nasıl yapıldığının kayıt altına alınması ayrıca önemlidir. Telefonla yapılan ihbarın kayda geçtiği dosya numarasının alınması, sonradan “ihbar edilmedi” iddiasına karşı en pratik korumadır.
Şirket aracı kaza tutanağı e devlet üzerinden nasıl sorgulanır?
Maddi hasarlı kazalarda tutanak sorgulaması, e-Devlet üzerinden tutanağı düzenleyen kolluk biriminin hizmeti üzerinden yapılır ve bu hizmet bölgeye göre ikiye ayrılmıştır. Polis bölgesinde düzenlenen tutanaklar için Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, jandarma bölgesinde düzenlenenler için Jandarma Genel Komutanlığı’nın aynı adı taşıyan hizmeti kullanılır. Her iki hizmetin adında da “maddi hasarlı” ibaresi geçer.
Tüzel kişiler için ayrı sürümler bulunur; şirket aracına ilişkin sorgulama, şirketin e-Devlet kurumsal erişimi ya da yetkilendirilmiş kişi aracılığıyla yapılır. Yanlış kurumun ekranında sonuç çıkmaması, tutanağın bulunmadığı anlamına gelmez; önce hangi kolluk biriminin düzenlediği tespit edilmelidir.
Taraflar arasında anlaşmalı tutanak tutulmuşsa kolluk kaydı hiç oluşmaz. Bu durumda tutanağın aslı sigortacıya doğrudan sunulur; e-Devlet üzerinden bir kayıt aranması sonuçsuz kalır. Yaralanmalı veya ölümlü kazalarda ise tutanak için e-Devlet üzerinde ayrı bir hizmet bulunmamaktadır.
Şirket aracı kaza kusur oranı sorgulama nasıl yapılır?
Kusur oranı sorgulanabilen bir veri değildir; belirlenen bir sonuçtur. Anlaşmalı tutanakta taraflar kusuru kendileri işaretler, kolluk tutanağında kolluk görevlisinin tespiti yer alır. Bunların hiçbiri kesin değildir; sigortacı kendi eksper incelemesiyle, uyuşmazlık yargıya taşınırsa mahkeme bilirkişi incelemesiyle kusuru yeniden belirler.
Tutanaktaki kusur işaretlemesine katılmayan taraf, sigortacıya başvururken bu itirazını yazılı olarak bildirmelidir. İtiraz kayda geçmezse dosya tutanaktaki orana göre sonuçlandırılır ve sonradan düzeltmek daha zor olur.
Kısmi kusurun tazminat üzerindeki etkisi ayrıca hesaplanır; kusurun bölüşüldüğü dosyalarda hakların nasıl korunacağı için kısmi kusurlu sürücü değer kaybı talep edebilir mi yazımız incelenebilir.
Şirket aracı kasko sorgulama
Şirket aracının kasko poliçesinin bulunup bulunmadığı ve hasar geçmişi, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nin e-Devlet üzerinden sunduğu “Kasko Poliçe ve Hasar Bilgileri Sorgulama” hizmetiyle görülebilir. Hizmetin gerçek kişi sürümünün yanında tüzel kişi sürümü de bulunur.
Sorgu ekranında poliçenin varlığı ve hasar kayıtları görünür; poliçenin özel şartları görünmez. Sürücü klozunun bulunup bulunmadığı ancak poliçenin kendisinden okunur. Bu yüzden sorgulama, poliçe metnini incelemenin yerine geçmez.
Hasar kaydının hangi anda oluştuğu da ayrı bir sorudur. Kaydı doğuran olay ödeme değil ihbardır; sigorta şirketleri eksper görevlendirmeyecek olsalar dahi ihbar edilen tüm hasarları merkez veri tabanına girer. Bu ayrım, hasar kaydı tartışmalarının çoğunu tek başına çözer.
Kasko Eksik Ödeme Yaparsa veya Talebi Reddederse
Kasko eksik ödeme yaptığında ya da dosyayı reddettiğinde önce ret gerekçesinin yazılı olarak alınması gerekir. Gerekçe yazılı hâle geldiği anda tartışmanın konusu somutlaşır: teminat dışılık mı iddia ediliyor, muafiyet mi uygulanıyor, yoksa zarar miktarında mı uyuşmazlık var? Bu üç ihtimalin hukuki zemini ve ispat yükü birbirinden farklıdır.
Ret gerekçesi teminat dışılıksa ispat yükü sigortacıdadır ve dayandığı bendi göstermesi beklenir. Muafiyet uygulanıyorsa poliçedeki kaydın metni, punto şartı ve teklifnameyle uyumu incelenir. Uyuşmazlık zarar miktarındaysa tartışma teknik bir hesap tartışmasına döner ve eksper raporları karşılaştırılır.
Bu üç ihtimalin hangisinde bulunulduğu belirlenmeden yapılan başvurular çoğu zaman sonuçsuz kalır. Ret yazısındaki tek bir cümle, dosyanın hangi yoldan yürütüleceğini belirler.
Kasko eksik ödeme yaptıysa kendi eksperinizi tayin edebilirsiniz
Genel Şartlar’ın C.9 maddesi bu hakkı açıkça tanır: sigorta ettiren veya sigortalı, sözleşmeden kaynaklanan hasarlara ilişkin olarak eksper tayin edebilir. Aynı madde, sigortacının tazminatın belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri “bunlar faydasız kalmış olsalar bile” ödemek zorunda olduğunu söyler.
İkinci cümle çoğu zaman gözden kaçar. Sigortalının kendi tayin ettiği eksperin raporu sigortacıyı ikna etmese bile, bu inceleme için yapılan makul gider sigortacıdan istenebilir. Bu, eksik ödeme iddiasını teknik olarak destekleme imkânını sigortalı bakımından maliyetsiz hâle getirir.
Aynı kural TTK m.1426’da da yer alır; sigortacı, rizikonun ve tazminatın kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri faydasız kalmış olsalar bile ödemekle yükümlüdür. Kasko genel şartlarındaki hüküm bu kanuni kuralın tekrarıdır.
Kasko sigorta tahkim komisyonu yolu
Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında doğan uyuşmazlıkların çözümü için Sigorta Tahkim Komisyonu’nu düzenler. Aynı fıkra, sigorta tahkim sistemine üye kuruluşlarla uyuşmazlığa düşen kişinin, sözleşmede özel bir hüküm olmasa bile tahkim usulünden faydalanabileceğini söyler.
Hükmün lafzı tüketici sınırı içermez; sigorta ettiren sıfatı taşıyan tüzel kişiler de bu yola başvurabilir. Şirket aracının kasko uyuşmazlığında tahkim, mahkemeye göre daha hızlı işleyen bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Başvurunun ön şartı, uyuşmazlığın sigortacıya iletilmiş ve talebin karşılanmamış olmasıdır.
Tahkim kararlarının hangi tutara kadar kesin olduğu ve hangi hâllerde itiraz yolunun açık bulunduğu kanunda tutar eşiklerine bağlanmıştır; bu eşikler her yıl güncellendiği için başvuru öncesinde Komisyon’un güncel duyurusundan teyit edilmelidir.
Görevli mahkeme: şirket aracında tüketici mahkemesi mi ticaret mahkemesi mi?
Şirket aracının kasko uyuşmazlığında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi, bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarını tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayar. Sigorta sözleşmesi TTK’nın Altıncı Kitabı’nda düzenlendiği için kasko davası mutlak ticari davadır.
Aracın maliki gerçek kişi olsaydı ve aracı ticari amaçla kullanmasaydı tüketici mahkemesi görevli olurdu; nitekim yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararına konu dosya bir tüketici mahkemesinde görülmüştü. Şirket adına kayıtlı ve ticari faaliyette kullanılan bir araçta bu ihtimal ortadan kalkar.
Bunun doğrudan bir sonucu daha vardır. TTK m.5/A, ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı sayar. Şirket aracının kasko alacağı için doğrudan dava açılırsa dava usulden reddedilir; önce arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekir.
Zamanaşımı: iki yıl mı, altı yıl mı?
Genel Şartlar’ın C.10 maddesi, sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren iki yılda zamanaşımına uğrayacağını söyler. Metin yalnız bu süreyi anar ve konuyu anlatan yayınların çoğu da burada durur.
Oysa TTK m.1420 iki süreyi birlikte kurar: sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İki yıllık süre muacceliyete, altı yıllık süre riziko tarihine bağlıdır ve ikisi birlikte işler.
Bu ayrımın pratik değeri, alacağın ne zaman muaccel olduğunun tartışmalı olduğu dosyalarda ortaya çıkar. Ayrıca TTK m.1452’nin ikinci fıkrası, 1420. maddeye aykırı sözleşme şartlarını geçersiz sayar; poliçeye konulan daha kısa bir süre kaydı uygulanmaz. TTK m.6 da ticari hükümler koyan kanunlardaki zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilemeyeceğini teyit eder.
Kanun metinlerinin tamamı için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu resmî metinlerine bakılabilir.
Şirket Aracı ile Kaza Yapan İşçi Hasarı Öder mi?
Aracı kullanan kişi şirketin çalışanıysa tartışma sigorta hukukundan çıkıp iş hukukuna geçer. Bu hâlde sorulacak soru “kasko öder mi” değil, “kasko ödemediği kısmı işveren işçiden isteyebilir mi” olur. Ölçüt de değişir: işçinin kusuru, işletme riski, müterafik kusur ve hakkaniyet indirimi birlikte değerlendirilir.
Ücretten kesinti yapılması ise ayrı bir rejime tabidir ve işverenin tek taraflı kararıyla mümkün değildir. Aynı şekilde kıdem tazminatından hasar bedelinin kesilmesi de kendiliğinden yapılabilecek bir işlem değildir.
Bu eksenin tamamı, kesinti şartları, görevli mahkeme ve fesih boyutuyla birlikte şirket aracıyla kaza yapan işçi hasarı öder mi yazımızda ele alınmıştır. Aracı çalışan kullanıyorsa öncelikle o yazıdaki ölçütlere bakılması gerekir.
Poliçe Metnini Kimin Okuduğu Sonucu Değiştirir
Kasko uyuşmazlıklarının büyük kısmı, hukuki gerekçenin zayıflığından değil poliçe metninin geç okunmasından kaybedilir. Sürücü klozunun varlığı, punto şartına uygunluğu, teklifnameyle uyumu ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hasar anından önce bilinebilecek şeylerdir. Ret yazısı geldikten sonra bunların tespiti hâlâ mümkündür, ama süreler işlemeye başlamış olur.
Şirket araçlarında bir başka katman daha vardır: aracı fiilen kullanan kişi ile poliçeyi imzalayan kişi farklıdır. Poliçenin özel şartlarının araç teslim edilen kişilere bildirilmesi, hem hasar sonrası tartışmayı hem de şirket içi sorumluluk tartışmasını baştan azaltır.
Poliçesindeki bir kaydın geçerliliğini tartışmak isteyen ya da reddedilen bir hasar dosyasını değerlendirmek isteyen şirketler için dosyanın hangi hukuki zemine oturtulacağı ilk kararı oluşturur; bu değerlendirme için sigorta hukuku avukatı sayfamızdaki çalışma alanları incelenebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kaskolu aracı başkası kullanırsa ne olur?
Poliçede sürücüyü sınırlayan bir kayıt yoksa hiçbir şey olmaz; teminat aynen sürer. Kasko bir mal sigortasıdır ve genel şartlarda aracın yalnız malik tarafından kullanılacağına dair bir teminat şartı bulunmaz. Poliçede Genel Şartlar A.7 uyarınca konulmuş bir sürücü sınırlaması varsa, o kaydın öngördüğü muafiyet ya da kapsam daralması uygulanır.
Şirket aracı kasko poliçesi çalışan olmayan biri için de geçerli midir?
Geçerlidir. Sigortalanan şey araç üzerindeki menfaattir; sürücünün şirketle bağı teminatın şartı değildir. Şirket aracı kasko teminatını ortadan kaldıran hâller Genel Şartlar A.5’te sayılmıştır ve bu on bendin hiçbirinde “şirket personeli olmayan kişi” ölçütü yer almaz.
Şirket üzerine kayıtlı aracı kimler kullanabilir?
Araca uygun sürücü belgesi bulunan ve aracı malikin rızasıyla teslim almış olan herkes kullanabilir. Trafik mevzuatı kullanıcı çevresini şirketin ortakları veya personeliyle sınırlamaz. Sınırlama ancak poliçeye konulan bir özel şarttan doğar ve o da yalnız kasko teminatını etkiler.
Şirket aracı kimler kullanabilir, şirket üzerine kayıtlı binek aracı kimler kullanabilir?
Binek araçlarda da kural aynıdır; tescil türü kullanıcıyı belirlemez. Aracın hususi olarak tescil edilmiş olması yalnız ticari taşımacılıkta kullanılamayacağı anlamına gelir. Şirket üzerindeki aracı kimler kullanabilir diye bakıldığında ölçüt her tescil türünde aynıdır: ehliyet ve malikin rızası.
Şirket üzerine kiralanan aracı kimler kullanabilir?
Kiralanan araçlarda kullanıcı çevresini kira sözleşmesi belirler. Kiralama şirketleri sözleşmeye ek sürücü kaydı koyar ve sözleşmede yazılı olmayan bir kişinin kullanımı sözleşmeye aykırılık oluşturur. Bu, kasko teminatından ayrı bir sorumluluk doğurur; kiracı, sözleşmeye aykırı kullanımdan kaynaklanan zarardan kiralayana karşı sorumlu olur.
Sürücü klozu ne demektir?
Poliçede aracı kullanabilecek kişileri sınırlayan özel belirlemedir. Dayanağı Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.7 maddesidir; madde, poliçenin aracın belli kişiler tarafından kullanılması durumunda oluşacak zararları kapsayacak şekilde düzenlenebileceğini söyler. Aynı madde bu belirlemelerin en az 14 punto büyüklüğünde harflerle poliçeye yazılmasını arar.
Kasko muafiyet uygulanmaz ne demek?
O hasar kaleminde sigortalıya herhangi bir tutar bırakılmayacağı, zararın poliçe limiti içinde tam olarak ödeneceği anlamına gelir. Poliçeler bazı teminatlarda muafiyet öngörürken bazılarında öngörmez; bu yüzden “muafiyet uygulanmaz” ibaresi genellikle belirli bir teminatın yanında yer alır ve yalnız o teminat için geçerlidir.
Kasko muafiyet oranı hasardan mı yoksa araç değerinden mi hesaplanır?
Genel Şartlar A.6, muafiyetin “tespit olunan bir miktara veya hasar ile sigorta bedelinin belli bir oranına kadar” belirlenebileceğini söyler; hangisinin uygulanacağı poliçede yazar. Oran sigorta bedeli yani araç değeri üzerinden hesaplanıyorsa muafiyet tutarı çok yükselir ve küçük hasarlarda ödeme fiilen sıfırlanır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E.2016/18403, K.2017/10572 sayılı kararına konu olayda hasar 73.834,51 TL, muafiyet ise 111.162,25 TL olduğu için hiçbir ödeme yapılmamıştır.
Engelli aracı başkası kullanırsa kasko karşılar mı?
Kasko bakımından ölçüt aynıdır: poliçede sürücü sınırlaması yoksa teminat sürer. Engelli aracı olarak alınan araçlarda asıl sınırlama sigorta hukukundan değil, vergi mevzuatındaki kullanım ve devir şartlarından doğar. Bu şartların ihlali kasko teminatını ortadan kaldırmaz, ancak ayrı bir vergi yükümlülüğü doğurabilir.
Şirket aracı ile kaza yapmak işten çıkarılma sebebi midir?
Kendiliğinden değildir. Fesih, olayın niteliğine ve işçinin kusurunun derecesine göre değerlendirilir; kanun feshin şartlarını ayrıca düzenlemiştir. Aracı çalışan kullanıyorsa iş hukuku boyutu için şirket aracıyla kaza yapan işçi hasarı öder mi başlıklı yazımızdaki ölçütlere bakılmalıdır.
Sigorta aracın yetkisiz kişi tarafından kullanıldığını söyleyerek reddederse ne yapılır?
Ret gerekçesi yazılı olarak istenir ve dayandığı genel şart bendi ya da poliçe kaydı sorulur. Türk Ticaret Kanunu m.1409/2 uyarınca bir rizikonun teminat dışında kaldığını ispat yükü sigortacıdadır ve m.1452/3 gereği bu kural sözleşmeyle sigortalı aleyhine değiştirilemez. Dayanak gösterilemiyorsa ret dayanaksızdır.
Poliçede sürücü klozu olduğunu sonradan fark ettim, ne yapabilirim?
Önce poliçenin teslim tarihine bakılır. TTK m.1423/2, aydınlatma açıklaması verilmemişse sigorta ettirenin sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz edebileceğini söyler; süre geçerse sözleşme poliçede yazılı şartlarla kurulmuş sayılır. Süre geçmişse teklifnameyle karşılaştırma, punto şartı ve aydınlatmanın ispatı üzerinden değerlendirme yapılır.
Aydınlatma yapılmadığını sigortalı mı ispat eder?
Hayır. TTK m.1423/2’nin son cümlesi, aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatının sigortacıya ait olduğunu söyler. Poliçeye konulan “sigortalı aydınlatıldığını kabul eder” tipi kayıtlar bu yükü sigortalıya geçirmez; m.1452/3 bu maddenin sigortalı aleyhine değiştirilmesini yasaklar.
Kasko ödeme yaptıktan sonra aracı kullanan kişiden parayı geri isteyebilir mi?
İsteyebilir. TTK m.1472 uyarınca sigortacı, ödediği tazminat kadar sigortalının yerine geçer ve sigortalının sorumlulara karşı sahip olduğu dava hakkını kullanır. Kazada kusurlu olan üçüncü kişi sürücü bu talebin muhatabı olabilir. TTK m.1486 gereği bu hükme aykırı sözleşmeler geçersizdir.
Kasko davasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?
Kasko Genel Şartları C.10 iki yıllık süreyi anar. TTK m.1420 ise iki süreyi birlikte kurar: alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler bakımından her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl. TTK m.1452/2 gereği bu maddeye aykırı sözleşme şartları geçersizdir.
Şirket aracının kasko davası hangi mahkemede açılır?
Asliye ticaret mahkemesinde açılır. Sigorta sözleşmesi Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlendiği için TTK m.4 uyarınca dava, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayılır. TTK m.5/A gereği konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
Değerlendirme
Şirket aracını başkası kullanırsa kasko teminatı kendiliğinden ortadan kalkmaz. Bu sonuç bir yorum değil, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın metninden çıkan bir tespittir: A.1 teminatı araç üzerindeki menfaate bağlar, A.5 teminat dışı hâlleri sayarken üçüncü kişi kullanımını saymaz. Sigortacının bu yönde bir ret kararı vermesi için genel şartlarda değil, poliçede bir dayanağa ihtiyacı vardır.
Buna karşılık poliçeye A.7 uyarınca sürücü sınırlaması konulabilir ve bu kayıtlar uygulamada yaygındır. Kaydın etkisi çoğu zaman “ödenmez” değil “şu oranda muafiyetle ödenir” biçimindedir; muafiyet sigorta bedeli üzerinden hesaplandığında ise ödeme küçük ve orta hasarlarda fiilen sıfırlanır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2017 tarihli kararı bu mekanizmanın somut sonucunu göstermektedir.
Klozun geçerliliği ise ayrı bir katmandır. Genel Şartlar C.11 özel şartın sigortalı aleyhine olamayacağını söyler; TTK m.1425/2 teklifnameden farklı ve aleyhe hükümleri geçersiz sayar; m.1423/2 aydınlatma yükümlülüğünü ve on dört günlük süreyi kurar, aydınlatmanın ispatını sigortacıya bırakır. Hukuk Genel Kurulu’nun 2022 tarihli kararı ise bu geçersizlik iddiasının mahkemece kendiliğinden incelenmediğini, dava dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Son olarak, kasko ödemesi kazayı kapatmaz. TTK m.1472 uyarınca sigortacı ödediği tutar kadar halef olur ve kusurlu sürücüye yönelebilir. Aracı ödünç alan kişinin “kaskosu var” düşüncesiyle hareket etmesi ve aracı veren şirketin ödemeyle işin bittiğini varsayması, aynı dosyada iki ayrı sürprizle sonuçlanabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir poliçe ya da hasar dosyası hakkında hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Sigorta mevzuatı ve genel şartlar değişebildiği için işlem yapmadan önce güncel metnin ve kendi poliçenizin kontrol edilmesi, tereddüt hâlinde bir avukata danışılması gerekir. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.