Genel

Trafik Kazalarında İstiap Haddi ve Rücu

Trafik Kazalarında İstiap Haddi ve Rücu

Dünya genelinde her yıl insanların ciddi biçimlerde yaralanmalarına veya hayatlarını kaybetmelerine neden olan kazaların başında trafik kazaları gelmektedir. Kötü hava ve yol koşullarının, yoğun trafiğin, araç arızasının yanı sıra hız limitinin aşılması, hatalı dönüş veya alkollü araç kullanımı gibi sürücü kaynaklı birçok faktör, söz konusu kazalara neden olabilmektedir.

Gerçekleşen trafik kazalarına yönelik olarak hem hukuki açıdan hem de sigorta açısından bilinmesi gereken önemli detaylar arasında ise istiap haddi ve rücu kavramları yer almaktadır. Öyle ki binek araçlar dahil olmak üzere tüm motorlu araçlara yapılması gerekli olan ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na tabi olan zorunlu trafik sigortasının genel şartları kapsamında da bu iki terime yönelik koşullardan söz edilebilmektedir.

İstiap haddi nedir?

Trafiğe çıkan her aracın boyuna, ağırlığına, teknik özelliklerine ve genişliğine göre taşıyabileceği bir yük miktarı bulunmakta ve bu sınır da yasal düzenlemeler ile belirlenmektedir. Söz konusu sınır, temelde ilgili aracın güvenle taşıyabileceği maksimum yük miktarını belirtmektedir. Bu miktar ise istiap haddi olarak isimlendirilmektedir.

İstiap haddi sadece karayolu taşıtlarını bağlayıcı bir sınırlama değildir. Hava ve deniz taşımacılığında kullanılan tüm araçların da istiap haddi bulunmaktadır. Hukuki açıdan bakıldığında ise istiap haddi, Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesi gereğinde şu şekilde tanımlanmıştır:

“Bir aracın güvenle taşıyabileceği en çok yük ağırlığı veya yolcu sayısıdır.”

Bu sınırın aşılması birçok önemli kazaya sebep olabilmektedir. Bu nedenle araçlarının, istiap haddinin üzerinde yük veya yolcu taşıması kanunen yasaklanmıştır.

İstiap haddinin aşılması ne demektir?

İstiap haddinin aşılması, ilgili aracın yasal sınırlarının üzerinde yük veya yolcu taşıması anlamına gelmektedir. Bu, aynı zamanda aracın taşıma kapasitesinin aşılması olarak da açıklanabilir. Bu sınırın aşılmasının akabinde gerçekleşen trafik kazalarında poliçeye istinaden, sigorta şirketi tarafından ödenen tazminatın geri ödeme olarak talep edilmesi söz konusu olmaktadır.

Öte yandan her türden araç için geçerli olan istiap haddi, KTK’nın 128. maddesinde detaylı olarak açıklanmıştır. İstiap haddinin aşılması durumunda uygulanacak cezaların ayrıntılı ifadeleri ise yine bu madde içerisinde yer almaktadır.

İstiap haddi konusuna sadece sigorta açısından bakmak doğru değildir. Bu sınırlama trafik güvenliğinin sürdürülebilir olması adına da oldukça önemlidir. Bir aracın taşıması muhtemel yük miktarını aşması hem seyir halindeki dengenin bozulmasına hem de araç kontrolünün daha zor sağlanmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte olası bir devrilme veya sürüklenmede, istiap haddini aşan araçların sürücülerinin, ağır yaralanmalı veya ölümlü bir kazada kusurlu olması da çok daha yüksek bir ihtimaldir.

Öyle ki benzeri bir durumda virajlardaki savrulma riski artmakta ve bununla birlikte aracın fren mesafesi, normalin üzerinde uzamaktadır. Ayrıca, istiap haddinin aşılması sonucu araçlarda lastik patlamaları veya mekanik arızaların oluşumu da görülebilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, istiap haddi ile ilgili kurallara uyulması gerekliliğinin önemi bir kez daha vurgulanabilir.

Rücu hakkı nedir?

Rücu hakkı, kelime anlamı olarak bir şirketin halihazırda sorumluluğunda olan bir yükümlülükten, belli başlı sebepler gerekçesi ile cayması anlamına gelmektedir. Özellikle sigortacılıkta sıklıkla karşılaşılan rücu hakkının hangi şartlarda uygulanabilir olduğu ve ne gibi istisnaları kapsadığı, hazırlanan poliçelerde detaylı olarak yer almaktadır.

Bir trafik kazasının gerçekleştiği durumlarda ise kazaya yol açan sürücünün kusuru göz önünde bulundurularak sigorta şirketinin rücu hakkını kullanması da söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durumda, kazanın ardından sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat tutarının tamamı, kusurlu şahıstan talep edilmektedir.

Rücu hakkı, kusurlu kişinin adilce sorumluluğu üstlenmesini sağlayan ve bununla birlikte hem sigorta şirketinin hem de kazadan etkilenen diğer tarafların hakkını koruyan önemli bir uygulamadır. Bu sayede mağdur tarafın zararını karşılamak mümkün olmakta ve sigorta işleyişinin sürdürebilir olması sağlanmaktadır. Sigorta şirketleri için risk yönetimi stratejilerinden biri olan rücu hakkı, ayrıca bu grup şirketlerin haksız yere büyük kayıplar yaşamasına da engel olmaktadır.

Trafik kurallarına uyulması adına motive edici sistemlerden biri olan ve araç sahipleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratan rücu hakkı, trafik ve kasko sigortalarının güvenilir bir sistem içerisinde devam etmesine de yardımcı olmaktadır.

Sigorta şirketi hangi hallerde rücu edebilir?

Rücu hakkının da kapsamında yer aldığı ve hukuki açıdan ‘hak sahibi olan kişinin yerine geçmek’ olarak tanımlanan halefiyet ilkesine göre sigorta şirketi, belli başlı hallerde ödediği tazminatı geri alma konusunda sigortalının hakkına sahip olabilmekte ve bunun için de dava açabilmektedir.

Böyle bir durumda sigorta şirketince, zarara yol açan şahsa veya şahıslara açılan davada, hasarın tazminat talebine ilişkin haklar gündeme gelmekte ve şirketin hakkı da daha önce ödenen tazminat tutarı ve asıl hasarın miktarı aşılmaksızın devam etmektedir.

Ayrıca, rücu hakkı dahilinde sigorta şirketi, ödeme zamanına ilişkin faiz isteme hakkına da sahip olabilmektedir. Rücu hakkının sınırları, genel açıdan netleşmemiş olsa da her poliçede açıklayıcı maddeler ile yer almaktadır. Bununla birlikte kimi durumlarda rücu hakkı kullanılırken sadece sigortalı değil, sigorta yakınları da etkilenebilmektedir.

Bazı kaza tiplerinde ise sigortalının mirasçılarına dahi rücu davası açılması söz konusu olabilmektedir. Buna göre bakıldığında ise aşağıdaki hallerin rücu davasına hak doğurabileceği söylenebilir:

  • Sigortalı sürücünün kasıtlı bir hareketi veya kusuru sebebiyle kazaya sebebiyet vermiş olması,
  • Sigortalı sürücünün herhangi bir yetkisi bulunmaksızın yolcu taşıması veya istiap haddini aşması,
  • Sigortalı sürücünün yetkisi dışında tehlikeli veya yanıcı özelliği bulunan maddeler taşıması,
  • Kazanın, alkol veya uyuşturucu gibi yasaklı maddelerin etkisinde gerçekleşmiş olması,
  • Aracın, ehliyeti olmayan bir sürücü tarafından kullanılmış olması,
  • Yetki dışı söz konusu araç ile yarış düzenlenmiş veya yarışa katılınmış olması,
  • Kazaya karışmış aracın, araç sahibinin kusuru sonucu çalınmış veya gasp edilmiş olması.

İstiap haddi nedeniyle gerçekleşen kazada zarar gören üçüncü kişinin hakları nelerdir?

İstiap haddinin söz konusu olduğu bir trafik kazası gerçekleştiğinde, zarar gören üçüncü kişinin haklarını hem sigorta açısından değerlendirmek hem de hukuki açıdan ele almak önemlidir. Bu sayede mağdurun zararları da karşılanmış olacaktır. Zarar gören üçüncü şahsın tüm maddi ve manevi kayıplarında, zarar tazmini için dava açma hakkı bulunmaktadır.

Öte yandan yaranmaların söz konusu olduğu durumlarda tedavi masraflarını, araç bakım ve tamir masraflarını, iş yapamama durumu ile ilgili olarak iş gücü kaybı masraflarını ve travmaya bağlı kayıplar gibi manevi zararlarını da bu dava ile temin etme talebi olumlu karşılanabilmektedir. Ayrıca, zarar gören üçüncü kişi, zorunlu trafik sigortası kapsamında kazaya yol açan aracın sigortasından tazminat da talep edebilmektedir.

İstiap haddi durumunda sigorta şirketi ödeme yapar mı?

İstiap haddi durumunda sigorta şirketi, kendisine başvuru yapan üçüncü kişilere ödeme yapmaktadır.

İstiap haddinin aşılması durumu, sigorta şirketinin rücu hakkını kullanabilmesi açısından yeterli maddelerden biridir. Böyle bir duruma bağlı gerçekleşen trafik kazasında da sigorta şirketinin ödenen tazminatı geri alma hakkı bulunmaktadır. Bunun sebebi ise kusurlu sürücünün, poliçe kapsamına aykırı davranmış olması ve izin verilenin üzerinde yük taşıyarak kazaya sebebiyet vermesidir.

Rücu hakkının kullanıldığı süreç boyunca araç sahibinin veya kaza esnasında aracı kullanan kusurlu sürücünün sorumlulukları da belirlenmektedir. Bu noktada, sigorta şirketinin rücu davası açabilmesi için kazanın istiap haddi kaynaklı gerçekleşmiş olmasının da kanıtlanması gerekmektedir. Eğer, gerçekleşen kaza ile istiap haddi arasında nedensellik bağlantısı kurulmadıysa sigorta şirketinin ödemeyi geri alamaması da söz konusu olabilmektedir.

Sigorta şirketinin rücu hakkına itiraz etmek mümkün müdür?

Bir trafik kazası söz konusu olduğunda, kazanın istiap haddi aşımı sonucu gerçekleşmesine bağlı olarak sigorta şirketi rücu hakkı ile ödemeyi geri alabilmektedir. Ancak bunun için kazanın tamamen istiap haddi aşımı sebebiyle gerçekleşmiş olması şarttır. Eğer kazaya yol açan araçta herhangi bir yolcu sayısı veya yük fazlalığı olmadığı anlaşılırsa, sigorta şirketinin rücu hakkı da ortadan kalkacaktır. Rücu şartının oluşmasının akabinde kusurlu şahsa çeşitli iletişim kanalları yoluyla bilgilendirme yapılmaktadır.

İhtarname ve benzeri bilgilendirmelerin sonrasında ise kusuru bulunan şahsın ödeme yapması beklenmekte ve aksi halde dava açılacağı bilgisi tarafına iletilmektedir. Söz konusu ihtar için rücu şartının bulunup bulunmadığı ise ilgili mercilerce detaylı incelenmektedir. Şartlar geçerli ise ayrıca çıkabilecek masraflar ve icra takibi için de ödeme yapılması tavsiye edilmektedir.

Bununla birlikte kazaya, istiap haddi aşımı nedeniyle sebebiyet verdiği düşünülen kusurlu sürücünün icra takibine itiraz etme hakkı da bulunmaktadır. Bu itiraz da hukuki yolla yapılabilmektedir. İtiraz sürecinde ise kusurun değerlendirilmesi ve rücu hakkını arayan sigorta şirketinin hangi temellere dayanarak dava açtığının belirlenmesi adımları izlenmektedir.

Ayrıca, poliçede yer alan şartlar da yine bu süreçte detaylıca değerlendirilir. Bazı durumlarda kazaya dair delillerin destekleyici unsurlar olarak bulundurulması da gerekebilmektedir. Sigorta şirketinin öne sürdüğü iddiaların sonuçsuz kalması neticesinde ise kazanın istiap haddi aşılması sebebiyle gerçekleşmediği kanıtlanırsa rücu hakkı talebi düşebilmektedir.

Sigorta şirketinin rücu talebi tek başına yeterli midir?

Sigorta şirketinin rücu talebi, belirli koşullar dahilinde sonuç vermektedir. Buna göre, kast veya ağır kusur sebebi ile rücu talebi söz konusu ise bunun delillerle ispat edilmesi muhakkak beklenmektedir. Öte yandan kazaya sebebiyet veren ve kusurlu olan sürücünün ehliyetinin bulunmaması da kesin olarak rücu sebebi kabul edilmektedir. Alkolün etkisinde araç kullanarak kazaya karışan sürücüler içinse belli noktalara dikkat edilmesi esastır. Buna göre alınan alkolün, tamamen kazanın nedeni sayılması önemlidir.

Araç sürücüsü tarafından alınan alkol miktarı, her daim kazanın temel sebebi olmayabilmekte ve sonucu da doğrudan etkilemeyebilmektedir. Bu sebeple de kazanın, alkol etkisine bağlı gerçekleşip gerçekleşmediğine dair uzman bir nörologdan ve trafik uzmanından onay alınması başvurulan önemli bir yoldur. Söz konusu bilirkişilerin onayı ile kazaya karışan alkollü sürücüden rücu talep edilebileceği gibi farklı faktörlerin ağırlıklı sebep olduğu kazalarda rücu talep edilememesi sonucuna da varılabilmektedir.

Benzeri bir durum olarak trafik kazası sonrasında olay yerini terk etmek de başlı başına rücu nedeni olamamaktadır. Öyle ki olay yerinin fiziksel veya maddi güvenlik açısından terk edilmesi ispatlandığında, rücu ihtimali de ortadan kalkmaktadır.

İstiap haddinin aşılması konusunda ise bunun, trafik kazasının gerçekleşmesindeki ana neden olması beklenmektedir. Böyle bir durumda rücu talebi doğabilir. Ancak, araçtaki fazla yükün veya normal sınırın üzerindeki yolcu sayısının trafik kazasının asıl sebebi olmadığı ispatlanırsa, rücu hakkı da geçerliliğini yitirecektir. Aynı şekilde araç önceden gasp edildiyse veya çalındıysa ve bu durum ispat edilebiliyorsa, sigortalının rücu için muhatap alınması söz konusu değildir.

Sigorta şirketinin rücu başvurusu gerçekleştiğinde ne yapılabilir?

Rücu hakkı doğan sigorta şirketleri öncelikli olarak ilgili kişiye ihtarname göndermektedir. Posta yolu ile ulaşılamayan kişilere ise alternatif olarak telefon veya elektronik posta aracılığı ile bilgilendirme yapılmaktadır. Bu bilgilendirme içerisinde hasarın oranı ve rücu talebi sonucu geri ödenmesi beklenen paranın miktarına ilişkin detaylar da yer almaktadır. Ödemenin belirtilen süre içerisinde yapılmaması durumunda ise hukuki yollara başvurulacağı ve kişiye dava açılacağı açıkça belirtilmektedir.

Böyle bir durumla karşılaşan kişilerin uzman bir avukattan yardım alması ve bu sayede de süreci doğru yönetebilmesi mutlaka tavsiye edilmektedir. Öyle ki atlanacak en ufak bir ayrıntı, bir eksiklik veya yapılacak küçük bir hata sonucunda konu çok daha karmaşık bir hale gelebilmekte ve süreç uzayabilmektedir.

Yapılan bilgilendirmenin akabinde rücu şartlarına uygun bir adım atılıp atılmadığı değerlendirilmektedir. Rücu talebinin şartlara uygun olduğunun tespiti sonrasında ise olası masraf ve giderler için ödeme yapılmalıdır. Bazı durumlarda sigorta şirketinin doğrudan rücu hakkı davası açmak yerine icra yoluna başvurması da söz konusu olabilmektedir. Ödeme içinse rücu halinin kesinleşmiş olmasını beklememek daha faydalı olacaktır. Bunun nedeni ise olayın kesinlik kazanmasından önce icra takibinin başlatılmış veya davanın açılmış olması ihtimalidir.

İcra takibine başlanması üzerine hatalı olduğu düşünülen kişi tarafından itiraz gerçekleştirilebilmektedir. İtirazın edilmesiyle birlikte icra takibi durmakta ve devamında ise sigorta şirketinin itirazın iptali için dava açma hakkı doğmaktadır. Söz konusu durumda vekalet ücreti, tahsil harcı ve benzeri nedenler ile kişinin ödemelerinde artış olabilmesi de mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, buradaki en önemli husus, rücu şartlarının ispatıdır. Sigorta şirketinin ücret tahsili öncesinde tüm delil ve içtihatlar, hukuka uygun şekilde ilgili makama sunulmalıdır. Bunun aksinin yaşandığı durumlarda ise itirazın kabulü söz konusudur.

Her adımda uzman bir avukatla çalışmak hem adaletin sağlanması hem de tarafların hakkının korunması adına oldukça önemlidir. Bu nedenle benzer durumları yaşayan kişilerin, işinin ehli bir avukatlık bürosuna başvurması ve yasal prosedürleri de işin uzmanı ile birlikte takip etmesi önerilmektedir.

Sigorta şirketi tarafından açılan rücu davası süreci nasıl işlemektedir?

İstiap haddinin aşılması sonucu, bununla bağlantılı olarak gerçekleşen bir trafik kazasında, sigorta şirketi tarafından açılan rücu davası aşağıdaki süreçler dahilinde işlemektedir:

  • Öncelikli olarak kazaya bağlı meydana gelen hasar detaylıca incelenmekte ve kazadan etkilenen üçüncü kişilerin zararlarının karşılanmasına yönelik olarak tazminat ödenmektedir.
  • İkinci adımda kazanın ve meydana gelen zararın, sürücünün hatası olduğunun ispatlanabilmesi adına gerekli deliller, sigorta şirketi tarafından toplanmaktadır. Söz konusu deliller, polis raporları başta olmak üzere kazaya tanık olan kişilerin ifadelerini ve uzmanların raporlarını da içerebilmektedir.
  • Akabinde, kazanın istiap haddinin aşılmasına bağlı olduğu gerekçesi ile sigorta şirketi tarafından hukuki yollara başvurulmaktadır. Süreçte, kazanın meydana gelme şekli ve ödenen tazminat miktarı ile birlikte geri ödenmesi istenen tutar da belirtilir.
  • Mahkeme tarafından tarafların beyanları değerlendirildikten hemen sonra ise ilgili konu hakkındaki savunmalar dinlenmekte ve kanıtlar incelenmektedir. Kazanın gerçekten istiap haddi aşımı ile ilişkili olduğu ortaya çıktığında tazminat ödemesinin sigorta şirketine iadesine karar verilmektedir.
  • Bu karar doğrultusunda kazaya sebebiyet veren sorumlu kişiden ödeme beklenmekte, ödemenin yapılmaması durumunda ise icra takibi için yeniden başvurulabilmektedir.

İstiap haddinin aşılması ile ilgili mahkeme kararları

Ülkemizde istiap haddinin aşılmasına bağlı açılan davalarda birçok önemli karar verildiğine dair emsaller bulunmakta ve sigorta şirketlerinin rücu talebinin karşılanmasının yanı sıra hatalı sürücülere önemli yaptırımlar da uygulanmaktadır.

Trafikteki güvenlik halini bilinçli olarak ihlal etme ve diğer sürücülerin hayatlarını tehlikeye atma konularını da içeren bu durumda, araç sahibine ve sürücüye cezai yaptırımlar uygulanabilmekte; idari para cezaları verilebilmekte, sürücü ehliyetlerine belirli bir zaman süresince el konulabilmekte ve hatta sürücü ehliyetlerinin geçerliliği iptal edilebilmektedir.

Söz konusu kararlar ve trafikte güvenliğin sürdürülebilmesine ilişkin yaklaşımlar ise ülkemizdeki hukuk sisteminde yer alan istiap haddinin aşılması konusunun önemine vurgu yapmakta ve söz konusu durumda meydana gelebilecek önemli yaralanmaları ve hatta ölümlü kazaları hatırlatmaktadır. Bu sebeple istiap haddi ve benzeri kuralların dikkate alınması hem hükmen hem de vicdanen önemlidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir