Hukuk

Meslek Hastalığı ve Buna Bağlı Alınabilecek Tazminatlar

Meslek Hastalığı ve Buna Bağlı Alınabilecek Tazminatlar

Gelişen teknoloji ile çeşitlenen iş kolları hem sanayileşmenin önünü açmış hem de mesleki anlamda çok daha farklı çalışma alanlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu da insanların alışılagelmiş işlerin dışında daha farklı ve yenilikçi alanlarda da çalışabilmelerini mümkün hale getirmiştir. Bu süreç, toplumsal değişikliklerin yanı sıra iş sağlığı ve güvenliği konusunun kapsamını da genişletmiş ve iş sürekliliği ile işçi sağlığının korunması açısından daha fazla önlemin alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu noktada en çok dikkat çeken konuların başında ise meslek hastalıkları gelmektedir.

Meslek hastalıkları terimi, temelde sigortalı bir çalışanın mesleği ve yaptığı iş sebebiyle fiziksel ve hatta psikolojik bakımdan zarar görmesini içermektedir. Bu noktada, kişinin psikolojik rahatsızlık yaşamasının da meslek hastalığı sayılabiliyor olmasının altının çizilmesi oldukça önemlidir.

Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü, meslek hastalığını tanımlarken ‘yalnızca bedensel hastalık veya sakatlık değil, aynı zamanda psikolojik hastalık ve ruh hali bozukluğu’ ifadelerine de tanım içerisinde yer vermiştir. Tamamıyla iş ve çalışma hayatı ile ilişkilendirilen meslek hastalıkları ise çalışma koşulları ve iş niteliğinden kaynaklanabilen tüm sağlık sorunlarını içermektedir.

Öte yandan, meslek hastalığı tanısı konulan bir işçinin, kendisi veya bakmakla yükümlü olduğu yakınları için talep edebileceği tazminat kalemleri de mevcuttur. Bu sayede ise söz konusu işçinin maddi ve manevi zararlarının tazminat ile karşılanması esas olmaktadır.

Meslek Hastalığı Nedir?

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 14. maddesine göre meslek hastalığı, sigortalı bir çalışanda, işinden dolayı tekrarlanan geçici veya sürekli bir hastalığın, fiziksel veya ruhsal bir sorununun bulunması halidir. Bununla birlikte söz konusu fiziksel veya ruhsal problemin, meslek hastalığı olarak değerlendirilebilmesi içinse, ilgili işin niteliğinden kaynaklanması gerekmektedir. Bu durumda, meslek hastalıklarında bir sebep-sonuç ilişkisi olması da kriterler arasındadır.

Bir çalışanın, işinden dolayı yakalandığı hastalığın meslek hastalığı olarak ele alınabilmesi adına, ilk olarak İş Kanunu’na uygun şekilde işçi statüsünde olması gerekmektedir. Dahası, meslek hastalığı bulunduğu ispatlanan bir işçinin SGK yardımlarından yararlanabilmesi için de sigortalı olması şartı bulunmaktadır.

Ancak, meslek hastalığı tanısı konulması adına sigorta şartı aranması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna göre, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok farklı rahatsızlık, uygun şartlar altında meslek hastalığı olarak kabul edilebilmektedir:

  • Baş, yüz ve boyun hastalıkları,
  • Görme ve işitme bozuklukları ile kulak ve göz hastalıkları,
  • Omuz, el, kol, el bileği, el parmakları ve ilgili bölgedeki eklem hastalıkları,
  • Göğüs, kaburga ve omurga hastalıkları,
  • Karın bölgesini ilgilendiren rahatsızlıklar,
  • Deri hastalıkları ve yanık gibi spesifik rahatsızlıklar,
  • Alt ekstremite ve pelvis bölgesi hastalıkları,
  • Endokrin ve metabolizma temelli hastalıklar,
  • Hematolojik ve romatoid hastalıklar,
  • Doku ve periferik damar hastalıkları.

Meslek Hastalığı ile İş Kazası Arasındaki Fark Nedir?

Meslek hastalıkları ve iş kazası pek çok durumda karıştırılabilen ama aslında önemli farklılıkları bulunan konulardır. Öyle ki meslek hastalıkları, bir işin uzun süreli yapılması ile gerçekleşen ve çalışanı fiziksel veya ruhsal açıdan olumsuz etkileyen hastalıklardır. İş kazaları ise daha beklenmedik anlarda, ani şekilde ortaya çıkan kazalar sonucunda söz konusu işçinin yaralanması veya zarar görmesi durumunu içeren bir hal olarak açıklanabilir.

Bununla birlikte meslek hastalıklarında, rahatsızlığın sürekli olarak ve uzun vadede tekrarlayabilmesi de esastır. İş kazası ise daha ziyade düşme, çarpma, kesik ve benzeri ‘anlık’ olaylardan meydana gelmektedir.

Bu iki kavramın daha iyi anlaşılabilmesi adına altının çizilmesi gereken bir diğer fark ise hastalığın veya maruz kalınan olumsuz durumun oluş sebebiyle ilgilidir. Buna göre çalışanın mevcut işi sebebiyle ve tamamen buna bağlı olarak rahatsızlanmış olması koşulu, bu durumun meslek hastalığı sayılabilmesi adına mecburidir. Buna karşın, iş kazalarından yapılan iş ile ilgili bir ilişki aranması zorunluluğu bulunmamaktadır.

Öyle ki bir işçi, kendi mesleği dışındaki herhangi bir olay sebebiyle de iş kazası geçirebilmektedir. Örneğin; madenlerde çalışan bir işçinin akciğer hastalığına yakalanması bir meslek hastalığı sayılırken, aynı işçinin çalışma saatleri içerisinde kol bölgesini yaralaması bir iş kazası olarak değerlendirilmektedir.

Bahsi geçen ayırıcı faktörlerin yanı sıra meslek hastalıklarını ve iş kazasını farklılaştıran bir diğer etken ise rahatsızlıkların ortaya çıkma zamanlarıdır. İş kazaları, mesai saatleri içerisinde ve iş yapılma anında gerçekleşen yaralanması, çarpmaları, kesilmeleri ve benzeri olumsuzlukları içermektedir. Meslek hastalığı ise bundan farklı olarak işçinin çalışma hayatı süresince ortaya çıkabileceği gibi, işten ayrıldıktan sonraki zaman diliminin herhangi bir anında da fark edilebilmektedir.

Nitekim kanser, kalp rahatsızlıkları, iskelet ve kas sistemini ilgilendiren rahatsızlıklar ve benzeri tüm hastalıklar, zamanla daha da kötüleşmeye meyilli olan ve çalışma dönemi sonrasında da kendini gösterebilen sağlık sorunlarıdır.

Sık Görülen Meslek Haslıkları Nelerdir?

Meslek hastalıklarının görülme sıklığı ile yapılan işin ne olduğu arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu durumda öncelikle meslek hastalıklarının oluşma sebeplerini bilmek önemlidir. Bu sebepler, farklı etkenlere bağlı olmaları nedeniyle gruplandırılarak da ele alınabilmektedir. Bu temele dayanarak meslek hastalıkları aşağıda açıklanan 5 farklı grupta incelenmektedir:

  • Kimyasal faktörlerin yol açtığı yaygın meslek hastalıkları arasında çoğunlukla akciğer problemleri ve deri hastalıkları görülmektedir. Bununla birlikte kurşun gibi zehirleyici maddeler de nörolojik hastalıkların oluşmasına yol açmaktadır.
  • Mesleki dermatoz olarak değerlendirilen ve yapılan iş gereği oluşan cilt rahatsızlıklarını ifade eden bir diğer meslek hastalığı ise sağlık sorunları yüzdesinde önemli bir yere sahiptir. Aşırı soğuk veya aşırı sıcak teması, nem ve radyasyon gibi faktörler, virüs ve bakteri gibi etmenler, solvent ve boya gibi kimyasallar ve hatta travmalardan kaynaklı deri hastalıkları da bu grupta yer almaktadır.
  • Özellikle tozun veya asbest gibi maddelerin çok olduğu çalışma alanlarında görev alan işçiler ise çoğunlukla solunum sistemi ve akciğer bozukluklarından mustarip olmaktadır. Meslek hastalıkları söz konusu olduğunda başlıca faktörlerden biri olan maruziyeti, KOAH ve akciğer fibrozisi gibi önemli tıbbi sorunların görülme sıklığını da artırmaktadır.
  • Sıklıkla görülen mesleki hastalıklarda bir diğer grup ise bulaşıcı hastalıkları kapsamaktadır. Virüs, bakteri, mantar ve benzeri mikroorganizmaların bulunduğu yerlerde çalışmak zorunda olan meslek uzmanlarında şarbon, tüberküloz, hepatit gibi hastalıkların görülme olasılığı da fazladır.
  • Mesleki hastalıklarda son grubu ise fiziksel dış faktörler kaynaklı hastalıklar oluşturmaktadır. Çok gürültülü bir ortamda çalışan işçinin duyma problemi yaşaması veya çok basınçlı bir ortamda çalışan işçinin dolaşım sorunları yaşaması da bu grup içerisinde örneklendirilebilen durumlardır.

İlgili gruplandırmalar dışında en sık görülen mesleki hastalıkların ise dermatit gibi deri hastalıkları, solunum yolu ve akciğer hastalıkları, kas ve iskelet sistemi bozuklukları, görme ve işitme kaybı, kanser ve çeşitli bulaşıcı hastalıklar olduğunu söylemek mümkündür.

Meslek Hastalığının Şartları Nelerdir?

Nasıl ki meslek sahibi bir kimsede görülen her hastalık, işi ile ilişkilendirilmiyorsa; bir işçinin her sağlık problemi de meslek hastalığı olarak değerlendirilmemektedir. Bu da meslek hastalığının çeşitli kriterlerle belirlenmiş olduğu anlamına gelir. Özellikle mevcut tıbbi sorunun meslek hastalığı sayılması ve işçinin de tazminat talebinde bulunabilmesi adına şu şartların karşılanabiliyor olması kuralı mevcuttur:

  • Meslek hastalığı olduğu iddiasında bulunan işçinin mutlaka İş Kanunu nezdinde işçi statüsünde olması gerekmektedir.
  • Sigortalı olması, ancak SGK kapsamındaki yardımlardan yararlanabilmesi için mecburidir.
  • Yapılan iş ile meydana gelen fiziksel veya psikolojik rahatsızlık arasındaki ilişki kati olarak ispatlanmalıdır.
  • Mesai saatleri içerisinde gelişen ve aniden meydana gelen ‘iş kazaları’ kesinlikle mesleki hastalık olarak ele alınmamaktadır.

Sosyal Sigorta Sağlık İşlemler Tüzüğü’nde belirtilen meslek hastalıkları, bu durumda bir sürece yayılan hastalık ve rahatsızlıklar olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, tüzükte yer alan hastalıkların dışındaki sağlık sorunları da iş ile ilişkisi ispatlanabildiği takdirde meslek hastalığı olarak kabul edilebilmektedir. Bunun karar ise Sosyal Sigorta Yüksek Kurulu tarafından verilmektedir.

Meslek Hastalıkları Nasıl Tespit Edilebilir?

Meslek hastalığı tespitinde, özel klinik ve hastaneler yerine bu konuda yetkilendirilmiş sağlık kuruluşlarından, yetkili devlet hastanelerinden, eğitim ve araştırma hastanelerinden ve Sağlık Bakanlığınca belirlenen diğer hastanelerden rapor alınması gerekmektedir. Bir işçinin, söz konusu yetkili kurumlar dışında herhangi bir hastane veya sağlık kuruluşundan aldığı rapor ile meslek hastalığını ispat etmiş olması beklenen bir durum olmamaktadır. Bunun yerine belirtilen hastaneye başvuran bir işçi, temel tıbbi bilgilerinin yer aldığı tüm belgeler ve sağlık raporu ile SGK’ya başvurmalıdır.

Bu noktadan sonra ilgili belgeler SGK tarafından detaylıca incelenmekte ve işçinin hastalığı ile iş göremezlik (maluliyet) oranı belirlenmektedir. Söz konusu değerlendirilmenin sonucuna göre ise işçinin SGK tarafından ödenen bir gelire bağlanıp bağlanmayacağı da netleşmiş olur. Tüm bunlar, aynı zamanda olası bir tazminat davası için de belirleyicidir.

Bu sürecin ardından SGK tarafından verilen karara itiraz edilmesi durumu da mümkün olabilmektedir. Ancak, itirazın sonucunda verilen son kararın nihai olduğunu bilmek önemlidir.

Meslek Hastalığı Ne Kadar Sürede Bildirilmelidir?

Meslek hastalığı olduğu raporlanan bir işçinin, bunu öğrendiği tarihten itibaren 3 iş günü içerisinde işverenine bilgi vermesi ve durumun Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesi 5510 sayılı kanuna göre esastır. Bu süreçte meslek hastalığına dair tüm raporlar, dokümanlar ve ilgili diğer belgeler de hem işyeri ile hem de SGK ile eksiksiz paylaşılmalıdır. Öte yandan tanısı konulan hastalığın, yapılan hangi iş ile ilişkisi olduğu ve işyeri ile ilgili diğer tüm detaylar da bu aşamada yetkililerle paylaşılmalıdır. Buna göre süre boyunca;

  • İşçi, SGK İl Sağlık Müdürlüğüne bireysel başvuruda bulunur ve yetkili hastaneye sevkini talep eder.
  • Bu süreçte bildirim formlarının gönderim şekline göre (elektronik posta veya kargo vb.) ilgili tarihten itibaren üç iş günü hesaplanır.
  • İşçinin rahatsızlığı, çalışma hayatına yönelik hikayesi detaylıca incelenir ve tıbbi tanı konularak muayene ve diğer laboratuvar veya görüntüleme testleri ile sonuç kesinleştirilir.
  • Bu süreçte işyerine yönelik incelemeler ve ortam ölçümleri de yapılmaktadır.
  • Konulan tıbbi tanı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından da onaylandıktan sonra resmileşir ve ‘yasal tanı’ statüsü kazanır.
  • Son tanı ile birlikte işçinin tüm belgeler ve raporlarla SGK’ya başvurması istenir; ayrıca tanıyı kuran ilgili kurumlar da 10 iş günü içerisinde sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmelidir.
  • Süreçte işveren tarafından da bildirim yapılmalı ve işyeri teftişleri titizlikle raporlandırılmalıdır.
  • Hazır olan dosya Yüksek Sağlık Kurulu’ndan da geçtiği takdirde ise işçinin maluliyet oranı belirlenir ve durumu tamamen kesinleşmiş olur.

Meslek Hastalığı Sebebiyle Tazminat Davası Açılabilir Mi?

Ülkemizde düzenlenen hukuk sistemine göre, meslek hastalıkları sebebi ile tazminat davası açılabilmektedir. Bunun için elbette ki alanında uzman bir avukat ile çalışmak oldukça avantajlıdır. İşçilerin hakları ve talep edebilecekleri konusunda detaylı bilgi sahibi olan uzman bir avukatın danışmanlığında açılacak dava ile meslek hastalığı kesinleşmiş bir işçi maddi ve manevi tazminatın yanı sıra hastalığın uzun vadeli etkisi sebebiyle gelecekte oluşabilecek zararlara karşı tazminat isteminde bulunabilmektedir.

Dava sürecinin işçinin lehine sonuçlanabilmesi için İş Hukuku uzmanı bir avukatın göstereceği yoldan ilerlenmesi ve bununla birlikte yetkili mahkemeye tüm raporların ve diğer kanıtların detaylıca ve eksiksiz sunulması elzemdir. Süreçte, hastalık ve iş ilişkisi muhakkak ispat edilmeli, bununla birlikte işçinin tıbbi ve manevi zararları da açıklanmalıdır.

Her durumda davanın ana dayanağı ise yetkili hastane tarafından hazırlanan meslek hastalığı raporudur. Ayrıca, hakim ve bilirkişi tarafından işyeri incelemesi de yine dava sürecinde yapılabilmektedir. Bu sayede işyeri sahibinin iş sağlığı ve güvenliği esaslarına uygun bir çalışma ortam sunup sunmadığı da tespit edilebilir.

İnceleme sonucunda işverenin kusur oranını tespit edilerek, iş göremezlik oranıyla birlikte çalışana ödenecek maddi tazminat tutarı hesaplanmaktadır. Son durumda, işveren tarafından ödenmesi gereken tazminatın sosyal güvenlik yardımlarından rücu edilebilmesi de gündeme gelebilmektedir.

Tazminat için tarafların kusur oranlarının ve işçinin iş göremezlik oranının yanı sıra en gelir miktarı da dikkate alınmaktadır. Bunun yanında, meslek hastalığının ölümcül bir hastalık olması durumunda ise işçinin bakmakla yükümlü olduğu (destekten yoksun kalan kişiler) yakınlarının da tazminat davası açma hakkından söz edilebilmektedir.

Manevi tazminat durumunda ise bedensel ve kişilik hakları yönünden verilen zarar hesaba katılmakta, işçinin işe bağlı gelişen ruhsal hastalıkları ve duygudurum bozukluklarına dair tüm unsurlar dikkate alınmaktadır. Bu durumda, manevi tazminatın ödenip ödenmeyeceği, ödenecek ise miktarın belirlenmesi iş mahkemelerinde görevli hakim tarafından kararlaştırılmaktadır.

Meslek Hastalığına Dair Tazminat Davasında Arabuluculuk Uygulanır Mı?

Günümüzde bazı davalarda arabuluculuk zorunlu olsa da meslek hastalıklarına dair açılan tazminat davaları, zorunlu arabuluculuk uygulamasına tabi olmamaktadır. Öte yandan bu uygulamadan, ülkemizdeki yasal düzenlemelere göre ihtiyaç halinde faydalanmak da mümkündür. Buna göre, tarafların dava öncesi hizmet için başvurması halinde arabuluculuk gündeme gelmekte ve eğer arada anlaşma sağlanırsa dava sürecinden vazgeçilebilmektedir. Ancak her olasılıkta arabuluculuğun tamamen tarafların tercihlerine bağlı olduğunun ve mecburi olmadığının anlaşılması önemlidir.

Meslek Hastalığı, Çalışmaya Devam Ederken Tespit Edilirse Ne Yapılmalıdır?

Bir işçinin meslek hastalığı, çalıştığı süre içerisinde tespit edilirse ilk adımda işvereni bilgilendirmeli ve gerekli sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmasını sağlamalıdır. Bu önlemleri almakla yükümlü olan işverenin ise süreci akıllıca yönetebilmesi ve sorunu vakit kaybetmeksizin çözmek adına harekete geçmesi önemlidir. Bildirimin ardından işçinin, söz konusu meslek hastalığını resmi raporlar ile ispat edebilmesi için yetkili bir sağlık kuruluşuna giderek muayene olması gerekmektedir. Öyle ki meslek hastalığının hukuki olarak tanınabilmesi adına resmi bir teşhisin konulması ve hastalığın raporlanması zorunludur.

Teşhisin resmileşmesi ile işçi veya işveren tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bilgi verilmeli ve akabinde ‘Meslek Hastalığı Bildirim Formu’ da eksiksiz doldurularak yetkili merciye iletilmelidir. Bu da hastalığın tamamen kayıtlara geçmesini sağlayan önemli bir diğer adımdır. Bunun ardından ise hastalık kaynaklı maddi ve manevi kayıpların tazmini için SGK’ya başvurulması esastır. Bu sayede tedavi masrafları başta olmak üzere diğer haklar da karşılanabilir. Bu esnada işçi, işverenine tazminat davası açma hakkına da sahiptir. Sürecin doğru ve etkili yönetilmesi içinse muhakkak uzman bir avukattan danışmanlık alınması tavsiye edilir.

Süre boyunca işverenin, işçinin sağlığını gözetecek kararlar vermesi de beklenmektedir. Öyle ki işçi, ihtiyaç halinde daha farklı bir pozisyonda da görevlendirilebilmelidir. Buna ek olarak çalışma koşullarının, hastalığının seyrine göre iyileştirilmesi de gerekir.

Meslek Hastalığı, İşten Ayrıldıktan Sonra Tespit Edilirse Ne Yapılmalıdır?

Meslek hastalıkları, iş kazaları gibi anlık rahatsızlıklar olmadıkları nedenle bazen işçinin çalışma süresi sona erdikten bir zaman sonra da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kronikleşmiş biçimde görülebilen bu tip meslek hastalıklarında ise işçinin haklarının korunabilmesi adına farklı kriterler gündeme gelmektedir.

Meslek hastalığının semptomlarının görülmesiyle birlikte işçi, yetkili bir sağlık kuruluşuna gitmeli ve hastalığın resmi olarak kabul edilebilmesi için raporlanma sürecinin başlatılmasını sağlamalıdır. Bu adımın hemen akabinde ise hastalığın oluşumuna yol açan için niteliği, çalışma koşulları, işyeri özellikleri ve benzeri tüm etkenler tespit ve beyan edilmelidir. Tüm bu bildirimlerin ise yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılması gerekmektedir.

Diğer tüm adımlar da halihazırda çalışmaya devam eden bir işçi ile aynıdır. Ancak buradaki en önemli fark, hak düşürücü sürenin varlığıdır. Buna göre, hastalığın teşhisi ile birlikte iş hukuku kapsamında belirlenen süre içerisinde dava açılması gerekmektedir.

Bu süre de çoğunlukla hastalığın öğrenilmesinden sonraki 10 yılı içermektedir. Ayrıca, işçinin meslek hastalığı nedeniyle ölmesi halinde, bakmakla yükümlü olduğu ailesi ve yakınları, destekten mahrum kalacakları için destekten mahrum kalma tazminatı davası açma hakkına da sahiptir. Tüm bu adımlar, işten herhangi bir nedenle ayrılan ve sonrasında meslek hastalığı ortaya çıkan işçinin haklarını alabilmesinin yasal yollarını oluşturmaktadır.

Meslek Hastalığında Maluliyet Kararına İtiraz Edilebilir Mi?

Meslek hastalığı nedeniyle fiziksel veya ruhsal zarar gören bir işçi, tıbbi muayeneden geçtikten hemen sonra alacağı rapor ile bu hastalığı resmileştirebilmektedir. Süreçte, uzman heyet tarafından işçinin maluliyet oranı da belirlenmekte ve buna uygun bir tazminat alma hakkı da doğmaktadır.

Akabinde, uzman hekim raporlarına istinaden işçiye, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malullük aylığı bağlanması da gündeme gelmektedir. Bu noktada ise işçi veya Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, karara bağlanan maluliyet oranına itiraz etme hakkı da saklıdır. Ancak, bu itirazın ardından alınan karar ise nihai sonuç olarak değerlendirilmekte ve hiçbir durumda değiştirilmemektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir