Hukuk

KTK Madde 111 Yetersiz veya Fahiş Anlaşmalara İlişkin İtiraz – Yargıtay Kararları

KTK Madde 111 Yetersiz veya Fahiş Anlaşmalara İlişkin İtiraz – Yargıtay Kararları

KTK madde 111, trafik kazası sonrasında taraflar arasında yapılan tazminat anlaşmalarının ve ibranamelerin akıbetini düzenleyen hükümdür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun bu maddesi iki ayrı kural içerir: hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaların baştan geçersiz olması ve tazminat miktarına ilişkin yetersiz ya da fahiş anlaşmaların iki yıl içinde iptal edilebilmesi.

Makale İçeriği

Uygulamada bu maddeye en çok, sigorta şirketinden ya da karşı taraftan bir ödeme alıp ibraname imzaladıktan sonra gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu fark eden kişiler dayanır. Aşağıda maddenin lafzı, iki fıkrasının birbirinden farklı işleyişi, iki yıllık sürenin ne zaman başladığı ve Yargıtay’ın konuya ilişkin güncel kararları ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Özet — KTK madde 111, trafik kazası sonrası yapılan anlaşma ve ibranameleri iki ayrı rejime tabi tutar.

  • Birinci fıkra: Kanunun öngördüğü hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar kesin olarak geçersizdir; bu geçersizlik süreye bağlı değildir.
  • İkinci fıkra: Tazminat miktarına ilişkin olup yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşma ve uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.
  • Bu iki yıllık süre hak düşürücü süredir; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararına göre mahkemece re’sen dikkate alınır.
  • Süre içinde dava açılması şart değildir; ibranamenin hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması, örneğin sigorta şirketine yapılan yazılı bakiye tazminat başvurusu da yeterlidir.
  • Bedel içermeyen bir ibraname, noterde düzenlenmiş olsa dahi makbuz niteliği bile taşımaz ve ona hukuki değer tanınamaz.

KTK Madde 111 Ne Diyor? Maddenin Tam Metni

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi, kanunun Beşinci Bölümünde yer alan “Ortak Hükümler” arasında, Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar kenar başlığıyla düzenlenmiştir. Maddenin lafzı şudur:

Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.

Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.

Madde iki cümleden, dolayısıyla iki fıkradan oluşur ve her fıkra ayrı bir hukuki sonuç doğurur. Birinci fıkra bir kesin hükümsüzlük hâli getirir: sorumluluğun kapsamını daraltan kayıt, sözleşmeye konulmuş olsa bile hiç doğmamış sayılır. İkinci fıkra ise iptal edilebilirlik öngörür: anlaşma başlangıçta geçerlidir, ancak iki yıllık süre içinde iptali istenebilir.

Bu maddenin bir başka özelliği, 1983 tarihli kanunun yürürlüğe girdiği günden bu yana hiç değiştirilmemiş olmasıdır. Karayolları Trafik Kanunu’nun pek çok maddesi 7574 ve 7589 sayılı kanunlar da dahil olmak üzere defalarca değiştirildiği hâlde, 111. maddenin konsolide metninde herhangi bir değişiklik dipnotu bulunmaz. Dolayısıyla eski tarihli Yargıtay kararlarının bu madde bakımından güncelliğini koruduğu söylenebilir; değişen şey hükmün kendisi değil, uygulandığı usul ortamıdır.

Maddenin kime hitap ettiği de önemlidir. Hüküm yalnızca zarar göreni değil, ödemeyi yapan tarafı da korur. “Yetersiz” nitelemesi zarar görenin aleyhine olan düşük anlaşmaları, “fahiş” nitelemesi ise ödeyenin aleyhine olan aşırı yüksek anlaşmaları anlatır. Bu nedenle iptal talebini kimi zaman tazminat alan kişi, kimi zaman da ödemeyi yapan işleten ya da sigorta şirketi ileri sürer.

KTK Madde 111 ve Yetersiz veya Fahiş Farklı Ödeme Kavramı

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi, hukuki sorumluluğun kapsamını belirlemek ve zarar gören tarafları koruma altına almak amacıyla düzenlenmiştir. Maddeye göre trafik kazalarından doğan tazminat miktarlarına ilişkin anlaşmalar, gerçek zarardan açıkça sapıyorsa iptale konu olabilir. Buradaki yetersiz ödeme terimi, zarar görenin somut zararını karşılamaya yetmeyen tazminatları ifade eder. Fahiş ödeme ise bunun tam tersidir: ödenen tutarın gerçek zararın belirgin biçimde üzerinde kalması, yani ödemeyi yapan tarafın aleyhine bir orantısızlık doğmasıdır.

İki kavramın ortak paydası orantısızlıktır; yönü farklıdır. Kanun her iki yöndeki sapmayı da aynı hükme bağlamıştır, çünkü korunan menfaat tek bir tarafın değil, tazminatın gerçek zarara denk düşmesi ilkesinin kendisidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 01.06.2026 tarihli bir kararında, ödenmesi gereken miktarla fiilen ödenen miktar arasında “fahiş bir fark” bulunup bulunmadığının aktüer bilirkişiden alınacak ek raporla değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kanun metninde geçen açıkça belli olma ölçütü de belirleyicidir. Her fark iptal sebebi değildir; farkın herhangi bir uzmanlık değerlendirmesine gerek kalmadan görülebilecek düzeyde olması ya da bilirkişi incelemesiyle bu düzeyde olduğunun ortaya konması gerekir. Küçük hesaplama farkları, faiz başlangıcına ilişkin görüş ayrılıkları veya kusur oranındaki sınırlı sapmalar tek başına maddenin uygulanmasını gerektirmez.

Kanuna göre, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. Böylece taraflardan biri, anlaşmanın şartlarını yargı önüne taşıma imkânına kavuşur. Düzenlemede adil ve makul zarar tazmini ilkesine vurgu yapılmıştır.

Bu tür uzlaşmaların geçerliliği mahkemeler ve hakem heyetleri tarafından kapsamlı biçimde incelenir. İtiraz çoğunlukla, zarar görenin beklediğinden düşük bir tazminat alması ya da sorumluluk sigortası kapsamında eksik ödemeyle karşılaşması hâlinde gündeme gelir. Bu noktada tazminatın gerçek zararı karşılayıp karşılamadığına ilişkin Yargıtay kararları temel bir rehber niteliği taşır.

Sonuç olarak, 111. madde çerçevesinde tazminat anlaşmalarının ayrıntılı biçimde ele alınması ve yargı içtihatlarının incelenmesi, hem zarar gören hem de zarar veren taraf için bir yol haritası sunar. Maddenin uygulanışı sayesinde taraflar arasındaki maddi yükümlülükler hakkaniyete uygun biçimde düzeltilebilir. Kazadan sonra imzalanan belgelerin pratikte nasıl bir risk taşıdığı konusunda ayrıca kazadan sonra ibraname imzalamanın hak kaybına yol açıp açmayacağı başlıklı yazımız incelenebilir.

KTK 111/1 ile KTK 111/2 Arasındaki Fark Nedir?

İki fıkra arasındaki en temel fark, geçersizliğin türü ve süreye bağlı olup olmamasıdır. Birinci fıkradaki geçersizlik kendiliğinden doğar ve herhangi bir süreye tabi değildir; ikinci fıkradaki iptal edilebilirlik ise iki yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmezse ortadan kalkar. Uygulamada bu iki fıkra sıklıkla birbirine karıştırılır ve süresi geçmiş bir talep, sanki birinci fıkra kapsamındaymış gibi savunulmaya çalışılır.

ÖlçütKTK m.111/1KTK m.111/2
KonusuHukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalarTazminat miktarına ilişkin anlaşma ve uzlaşmalar
Hukuki sonuçKesin hükümsüzlük (geçersizlik)İptal edilebilirlik
SüreSüre yokYapıldığı tarihten itibaren 2 yıl
Sürenin niteliğiHak düşürücü süre
Hâkim tarafından dikkate alınmasıRe’senRe’sen
Tipik örnek“Kazadan doğacak her türlü sorumluluğu peşinen kaldırıyorum” kaydıGerçek zararın çok altında bedelle imzalanan ibraname
SonucuAnlaşma baştan itibaren hüküm doğurmazSüresinde itiraz edilirse anlaşma iptal edilir, bakiye talep edilebilir

Birinci fıkranın kapsamına giren tipik kayıtlar, bir anlaşmanın miktarını değil, sorumluluğun kendisini hedef alan hükümlerdir. Aracı ödünç alan kişiye imzalatılan “doğacak zararlardan işleten sorumlu değildir” şeklindeki beyanlar, yolcuya kazadan önce imzalatılan sorumsuzluk kayıtları veya sorumluluğun belirli bir tutarla sınırlandığına ilişkin şartlar bu grupta değerlendirilir. Bu tür kayıtlar için iki yıllık süreyi beklemeye gerek yoktur; geçersizlik her aşamada ileri sürülebilir.

Aynı ilkenin bir uzantısı zamanaşımı bakımından da geçerlidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 160. maddesi zamanaşımından önceden feragat edilemeyeceğini düzenler; kazadan önce ya da hemen sonra imzalatılan “zamanaşımı def’inde bulunmayacağım” veya “süre geçse de talepte bulunmayacağım” türü kayıtlar bu hükümle birlikte KTK m.111/1 kapsamında da geçersiz sayılır.

KTK 111 Hak Düşürücü Süre Ne Zaman Başlar?

İki yıllık süre, kanunun açık lafzı gereği anlaşmanın veya uzlaşmanın yapıldığı tarihten başlar. Kaza tarihi, zararın öğrenildiği tarih veya paranın hesaba geçtiği tarih başlangıç noktası değildir. Bu ayrım pratikte hak kaybına yol açacak kadar önemlidir, çünkü ibraname ile ödeme arasında haftalar hatta aylar geçebilmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararına konu olayda ibraname 19.01.2021 tarihinde imzalanmış, ödeme ise 17.02.2021 tarihinde yapılmıştır. Hakem heyetleri süreyi ibraname tarihinden başlatmış, Daire de bu başlangıcı tartışma konusu yapmamıştır. Dolayısıyla belgenin imza tarihi ile ödeme tarihi farklıysa, güvenli olan hesaplama imza tarihinden yapılan hesaplamadır.

OlaySüreyi başlatır mı?Açıklama
Kaza tarihiHayırKTK m.109 zamanaşımının başlangıcıdır, m.111 ile ilgisi yoktur
Anlaşma / uzlaşma / ibraname tarihiEvetKanun lafzı: “yapıldıkları tarihten başlayarak”
Ödemenin hesaba geçtiği tarihHayırİmza tarihinden sonraysa süreyi ileri atmaz
Eksper raporunun düzenlendiği tarihHayırAnlaşmanın kendisi değildir
Gerçek zararın sonradan öğrenilmesiHayırÖğrenme ölçütü m.109/1’e özgüdür

Sürenin niteliği hak düşürücü süredir. Bunun üç pratik sonucu vardır. Birincisi, süre durmaz ve kesilmez; zamanaşımına ilişkin Türk Borçlar Kanunu hükümleri burada uygulanmaz. İkincisi, süre re’sen dikkate alınır; karşı taraf ileri sürmese bile mahkeme ya da hakem heyeti kendiliğinden inceler. Üçüncüsü, süre geçtikten sonra yapılan başvuru esasa girilmeden reddedilir.

Bu kuralın kanunla getirilen istisnaları olabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 05.05.2025 tarihli kararında, salgın döneminde 7226 sayılı Kanun ve buna dayanan Cumhurbaşkanı kararıyla durdurulan sürelerin, KTK m.111/2 bakımından da hesaba katılması gerektiği kabul edilmiş; duran 95 gün süre başlangıcına eklendiğinde davanın süresinde açıldığı sonucuna varılarak karar bozulmuştur. Buradaki ayrım nettir: kanunla getirilen genel bir süre durması uygulanır, ancak zamanaşımına özgü kesilme sebepleri hak düşürücü süreyi kesmez.

İtiraz İçin Dava Açmak Şart mı? İrade Açıklaması Yeterli mi?

Hayır, iptal için ayrı bir dava açılması şart değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 08.12.2025 tarihli kararında bu konuyu açıkça çözmüştür: hükümden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin ayrıca ve açıkça istenmesine gerek yoktur; iptal, devam eden bir dava sırasında ileri sürülebileceği gibi, belgenin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir.

Bu tespit, ilk bakışta süresi geçmiş görünen pek çok dosyayı kurtaran bir ayrıntıdır. Karara konu olayda ibraname 19.01.2021 tarihlidir; tahkim başvurusu ise 24.05.2023 tarihinde, yani iki yıl dolduktan sonra yapılmıştır. Ancak zarar gören 08.12.2022 tarihinde sigorta şirketine yazılı olarak başvurup ödemenin eksik olduğunu bildirmiştir. Daire, bu başvuruyu ibra belgesinin iptaline yönelik irade açıklaması saymış ve hakem heyetlerinin süre yönünden verdiği ret kararını bozmuştur.

Buna göre iki yıllık süre içinde yapılan aşağıdaki işlemler, iptal iradesinin ortaya konması bakımından değerlendirilebilir:

  • Sigorta şirketine yazılı olarak yapılan bakiye tazminat başvurusu
  • Karşı tarafa veya işletene gönderilen ihtarname
  • Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuru
  • Bakiye alacak için açılan dava veya başlatılan icra takibi
  • Görülmekte olan bir davada ibranamenin kabul edilmediğinin beyan edilmesi

Bu işlemlerin ortak özelliği, iradenin karşı tarafa ulaşacak biçimde ve iki yıllık süre dolmadan ortaya konmasıdır. Yalnızca niyet taşımak veya avukatla görüşmüş olmak yeterli değildir; belgelenebilir bir bildirim gerekir. Bu nedenle başvuru dilekçesinin tarihli olması, tebliğ ya da kayıt altına alınmış biçimde iletilmesi ve bir örneğinin saklanması önemlidir.

Yargıtay Kararlarında Yetersiz Ödemelere Yaklaşım

Yargıtay, yetersiz ödeme iddialarında maddenin koruyucu amacını öne çıkaran bir çizgi izlemektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi, trafik kazalarından kaynaklanan tazminat uyuşmazlıklarında taraflar arasında yapılan anlaşma ve ibranamelerin yetersizliğini ya da fahişliğini sorgulama imkânı tanır. Hüküm, kendisine ödenen tutarın gerçek zararını karşılamadığını sonradan fark eden kişinin itiraz hakkını koruma altına alır.

Dairelerin kararları bu hususta yol göstericidir. 111. madde kapsamında ele alınan uyuşmazlıklarda Yargıtay, zarar görenin ekonomik zararı ile yapılan ödemenin örtüşüp örtüşmediğini titizlikle inceler. Bu inceleme kural olarak bilirkişi raporu üzerinden yürür; bedensel zararlarda aktüer hesap, araç zararlarında ise eksper ve hasar değerlendirmesi esas alınır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2026 tarihli kararında, kısmi ödemeye ilişkin belgeler getirtilerek aktüer bilirkişiden ek rapor alınması ve ödenmesi gereken miktarla ödenen miktar arasında 111. maddede belirtildiği şekilde fahiş bir fark bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

İkinci bir yerleşik yaklaşım, ödemenin niteliğine ilişkindir. Yapılan ödeme tazminat borcunu tam olarak karşılamıyorsa, imzalanan belge bir ibra değil makbuz olarak değerlendirilir. Makbuz yalnızca alınan tutarın teslim alındığını gösterir; alacağın tamamının sona erdiğini göstermez. Bu ayrım itiraz sürecinde belirleyicidir, çünkü ödemenin kısmi olduğunun kabulü, kalan tazminatın istenmesinin önünü açar.

Üçüncü olarak Yargıtay, itirazların somut ve nesnel ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğini kabul eder. Değerlendirmede yalnızca bilirkişi raporu değil, anlaşmanın yapıldığı dönemdeki koşullar, tarafların bilgi düzeyi ve belgede fazlaya ilişkin hakların saklı tutulup tutulmadığı da dikkate alınır. Sigorta şirketinin eksik ödeme yapması hâlinde izlenecek yol için sigorta şirketinin eksik ödeme yapması hâlinde ne yapılacağını anlatan yazımız ayrıntılı bir çerçeve sunar.

Bu kararlar yalnızca görülmekte olan dosyalara değil, gelecekteki uyuşmazlıklara da yön verir. Madde, hem bireylerin ekonomik haklarının gözetilmesi hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından işlevini korumaktadır.

Bedelsiz İbraname Geçerli midir?

İçinde herhangi bir bedel geçmeyen ibraname, hukuken korunmaya değer bir belge sayılmaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2019 tarihli kararı bu konuda nettir: noterde düzenlenmiş, işleten, sürücü ve Güvence Hesabı’nın kazadan dolayı ibra edildiğini belirten bir belge dosyaya sunulmuş; Daire, belgenin herhangi bir bedel içermediğini, bu nedenle makbuz niteliğini dahi taşımadığını tespit etmiştir.

Karara konu olayda kaza 06.12.2011 tarihinde meydana gelmiş, ibraname ve feragatname 21.11.2014 tarihinde düzenlenmiş, dava ise 17.12.2014 tarihinde açılmıştır. İlk derece mahkemesi, davacının tüm haklarını aldığını beyan ettiği gerekçesiyle davayı hakkın kötüye kullanılması sayarak reddetmiştir. Daire iki gerekçeyle bu kararı bozmuştur: belge bedel içermediği için makbuz değildir ve dava, 111. maddedeki iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Bu iki nedenle belgeye hukuki bir değer atfedilmesi mümkün görülmemiştir.

Karardan çıkan pratik ölçüt şudur: bir ibranamenin varlığı tek başına savunma değildir. Belgenin hukuki değeri, içerdiği bedelin gerçek zararla ilişkisine bağlıdır. Bedel hiç yoksa belge dayanaksızdır; bedel varsa ancak gerçek zararın altında kalıyorsa, bu kez 111/2 kapsamında iptal tartışması başlar. Noterde düzenlenmiş olması bu değerlendirmeyi değiştirmez; noter onayı belgenin imzasını doğrular, içeriğinin hakkaniyete uygunluğunu denetlemez.

Bu noktada uygulamada karşılaşılan bir yanlış yönlendirmeye de dikkat çekmek gerekir: tazminat ödemesi için notere gidilmesinin zorunlu olduğu yönündeki telkinler hukuki bir dayanak taşımaz. Konunun ayrıntısı için sigortadan para almak için notere gitmeniz gerektiği yalanını ele alan yazımıza bakılabilir.

İbraname mi Makbuz mu? Kısmi Ödemenin Hukuki Niteliği

Bir belgenin ibra mı yoksa makbuz mu olduğu, üzerindeki başlıktan değil içeriğinden anlaşılır. Uygulamada sigorta şirketlerinin sunduğu formlar çoğunlukla “ibraname” başlığını taşır; ancak ödenen tutar gerçek zararın yalnızca bir bölümünü karşılıyorsa, belge fiilen kısmi ödemenin makbuzudur. Bu nitelendirme, bakiye tazminatın istenip istenemeyeceğini doğrudan belirler.

Belge özelliğiİbra yönünde işaretMakbuz yönünde işaret
BedelBelirli bir tutar yazılıBedel hiç yazılmamış
Tutarın zarara oranıGerçek zararı karşılıyorGerçek zararın belirgin biçimde altında
Fazlaya ilişkin haklarSaklı tutulmamışSaklı tutulmuş
Kapsam ifadesiTüm talepleri kapsadığı yazılıYalnızca belirli bir kaleme ilişkin
Zararın kesinleşmiş olmasıTedavi ve onarım tamamlanmışTedavi sürüyor, maluliyet oranı belli değil

Tablodaki ölçütler birlikte değerlendirilir; tek bir unsur belirleyici değildir. Örneğin fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması güçlü bir işarettir, ancak saklı tutulmamış olması da tek başına ibra sonucunu doğurmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararında hakem heyetleri, ibranamede fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasını gerekçeler arasında saymış; Daire ise sonucu, süresinde yapılmış irade açıklamasının varlığına dayandırmıştır.

Bedensel zararlarda ek bir ölçüt daha devreye girer: zararın kesinleşip kesinleşmediği. Tedavi devam ederken veya kalıcı maluliyet oranı belirlenmeden imzalanan belgeler, kapsamı bakımından dar yorumlanır. Zira imzalayan kişi, o tarihte zararının nihai boyutunu bilmemektedir. Bu durum, aşağıda ele alınan artan maluliyet tartışmasıyla da doğrudan bağlantılıdır.

Yetersiz veya Fahiş Anlaşmalar ve İtiraz Sürecine Dair Hukuki Değerlendirmeler

Yetersiz veya fahiş ödeme, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi kapsamında, yapılan anlaşma sonucunda belirlenen tazminat miktarının zararın gerçek boyutuyla orantısız kalması hâlidir. Orantısızlık zarar görenin aleyhineyse yetersizlikten, ödemeyi yapanın aleyhineyse fahişlikten söz edilir. Her iki hâlde de ilgili taraf iptal yoluna başvurabilir.

İtirazın sonuç doğurması için bazı hukuki ölçütlerin gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle miktarın orantısızlığı açıkça belli olmalıdır. Fahişlik iddiasında bu, ödenen tutarın gerçek zararın belirgin biçimde üzerinde kalmasını; yetersizlik iddiasında ise gerçek zararın belirgin biçimde altında kalmasını ifade eder. İkinci ölçüt süredir: anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hareket edilmelidir.

İtiraz sürecinde ispat yükü, orantısızlığı ileri süren taraftadır. Bu nedenle iddia; hasar dosyası, eksper raporu, tedavi ve maluliyet belgeleri, aktüer hesap raporu gibi belgelerle desteklenir. Gerçek zararın ne olduğu, kural olarak yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporuyla belirlenir; tarafların anlaşma anındaki kanaati tek başına ölçüt değildir.

İtirazın geçerli hâle gelmesi için mutlaka dava açılması şart değildir. Alınan tutardan memnun olunmadığını belirterek bakiye için icra takibi başlatmak, görülmekte olan bir davada bu itirazı ileri sürmek ya da karşı tarafa yazılı bildirimde bulunmak da iradeyi ortaya koyar. Belirleyici olan, bu iradenin iki yıllık süre içinde ve belgelenebilir biçimde açıklanmış olmasıdır.

Yargıtay içtihatları, zararın ölçülü biçimde tazmin edilmesi gerektiğini istikrarlı olarak vurgular. Tazminat miktarına ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemeler, ödenen tutarla hesaplanan gerçek zarar arasındaki farkı ortaya koyan raporu esas alır ve fark 111. maddedeki eşiği aşıyorsa anlaşmaya hukuki değer tanımaz.

Ölümlü veya Yaralanmalı Kazada Uzamış Zamanaşımı KTK 111 Süresini Etkiler mi?

Hayır. Kazanın ölümle veya yaralanmayla sonuçlanmış olması nedeniyle uygulanan uzamış ceza zamanaşımı süresi, imzalanmış bir anlaşma varsa KTK m.111/2’deki iki yıllık hak düşürücü süreyi ortadan kaldırmaz. Bu iki süre farklı şeyleri düzenler: biri tazminat talebinin genel süresidir, diğeri yapılmış bir anlaşmaya itiraz süresidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2024 tarihli kararı tam da bu iddiayı değerlendirmiştir. Ölümlü kazada destekten yoksun kalma tazminatı talep eden taraf, ödemenin kısmi olduğunu ve ölüm olaylarında on beş yıllık uzamış ceza zamanaşımı işlediğini, bu nedenle 111. maddenin uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Hakem heyetleri, uzlaşma nedeniyle 22.10.2019 tarihinde yapılan ödemeden sonra iki yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle başvuruyu reddetmiş; Daire bu kararı onamıştır.

Buradan çıkan sonuç uygulamada sıkça gözden kaçar: uzun zamanaşımı süresine güvenerek bekleyen bir hak sahibi, arada imzaladığı ibraname yüzünden iki yılda hakkını yitirebilir. İbraname imzalanmış bir dosyada süre hesabı, kaza tarihinden değil belge tarihinden yapılmalıdır. Zamanaşımı sürelerinin bütünü için trafik kazası tazminat zamanaşımı yazımız ile değer kaybı davalarında uzamış ceza zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağını ele alan yazımız incelenebilir.

KTK Madde 111 ile KTK Madde 109 Arasındaki Fark

KTK m.109 tazminat talebinin zamanaşımını, KTK m.111 ise yapılmış bir anlaşmaya itirazın süresini düzenler. İkisi birbirinin alternatifi değildir; aynı dosyada birlikte işleyebilir. Anlaşma imzalanmamışsa yalnızca m.109 devrededir; anlaşma imzalanmışsa m.111/2’deki iki yıl, m.109 süresi henüz dolmamış olsa bile bağımsız bir sınır oluşturur.

ÖlçütKTK m.109 (zamanaşımı)KTK m.111/2 (iptal süresi)
Neyi sınırlarTazminat talebinin ileri sürülmesiniYapılmış anlaşmanın iptalini
SüreÖğrenmeden 2 yıl, her hâlde kaza gününden 10 yılAnlaşma tarihinden 2 yıl
Uzayan hâllerFiil suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı süresiUzama yok
BaşlangıçZararın ve sorumlunun öğrenilmesiAnlaşmanın yapılması
Durma / kesilmeMümkün (m.109/3 çapraz kesilme dahil)Zamanaşımına özgü kesilme uygulanmaz
Hâkim tarafındanDef’i olarak ileri sürülmelidirRe’sen dikkate alınır

Tablodaki son iki satır, iki kurum arasındaki en kritik farkı gösterir. Zamanaşımı bir def’idir; karşı taraf ileri sürmezse mahkeme kendiliğinden dikkate almaz. Hak düşürücü süre ise hakkın kendisini sona erdirir ve yargı mercii tarafından kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle iki yıllık süre, karşı tarafın sessiz kalmasına güvenilerek geçirilemez.

Artan Maluliyet Hâlinde İki Yıllık Süre Nasıl Uygulanır?

Bedensel zararlarda, imza tarihinden sonra maluliyet oranının artması ayrı bir tartışma başlatır. Anlaşma yapıldığı sırada bilinmeyen ve sonradan ortaya çıkan bir zarar söz konusuysa, o zarar bakımından tarafların iradesinin uyuştuğundan söz edilemez. Uygulamada bu iddia, iki yıllık sürenin geçtiği ileri sürüldüğünde savunma olarak gündeme getirilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararında hakem heyetleri, dosyaya sunulan üniversite hastanesi adli tıp raporunda maluliyette zamanla gelişen ve artan bir durumdan bahsedilmediğini gerekçeler arasında saymıştır. Buradan çıkan ölçüt şudur: artan maluliyet iddiası soyut olarak ileri sürülemez, tıbbi belgeyle ortaya konmalıdır. Rapor, zararın imza tarihinden sonra ağırlaştığını göstermelidir.

Aynı iddia, 4. Hukuk Dairesi’nin 05.05.2025 tarihli kararında da temyiz sebebi olarak ileri sürülmüştür. Daire o dosyayı, salgın nedeniyle duran sürelerin eklenmesiyle davanın zaten süresinde açılmış olduğu gerekçesiyle bozduğu için artan maluliyet tartışmasına ayrıca girmemiştir. Pratik sonuç: artan maluliyet iddiası önemli bir savunma aracıdır, ancak süreyi kendiliğinden yeniden başlatan bir kural değildir. Kalıcı maluliyet oranı belirlenmeden belge imzalamamak, çok daha güvenli bir yoldur.

Maluliyet oranının nasıl tespit edildiği ve rapor sürecinin nasıl işlediği konusunda trafik kazası sonrası maluliyet raporunun nasıl alınacağı başlıklı yazımız ayrıntılı bilgi içerir.

Sigorta Tahkim Komisyonuna Başvuruda KTK Madde 111

KTK m.111/2 yalnızca mahkemelerde değil, Sigorta Tahkim Komisyonu önünde de uygulanır. Yukarıda ele alınan kararların büyük bölümü zaten tahkim dosyalarından gelmektedir: uyuşmazlık hakem heyeti karar verir, itiraz hakem heyeti inceler, karar temyiz yoluyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne gider. Hakem heyetleri iki yıllık hak düşürücü süreyi kendiliğinden inceler ve süre geçmişse esasa girmeden başvuruyu reddeder.

Bu noktada iki tarih birbirine karıştırılmamalıdır. Tahkime başvuru tarihi ile sigorta şirketine yapılan ön başvurunun tarihi ayrı ayrı önem taşır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararında tahkim başvurusu iki yıl dolduktan sonra yapılmış olmasına rağmen, şirkete daha önce yapılan yazılı başvuru iptal iradesi sayılarak karar bozulmuştur. Dolayısıyla dosyada şirkete yapılmış her yazılı başvurunun tarihi ve içeriği, süre değerlendirmesinde belirleyici olabilir.

Tahkim yolunun işleyişi, itiraz aşamaları ve karara karşı başvurulabilecek kanun yolları için Sigorta Tahkim Komisyonu kararına itiraz ve tahkim kararlarına karşı itiraz ve temyiz sınırları yazılarımız ayrıntılı bilgi verir.

KTK Madde 111 Kaskoda Uygulanır mı?

KTK madde 111 kaskoya doğrudan uygulanmaz. Maddenin lafzı “bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluk” ifadesiyle sınırlıdır; kasko ise kişinin kendi aracını kendi iradesiyle sigortalattığı, sorumluluk sigortası olmayan bir isteğe bağlı sigortadır. Kasko sigortacısıyla yapılan mutabakatlar sorumluluk hukukundan değil, sigorta sözleşmesinden doğar.

Bu ayrımın pratik sonucu, uygulanacak sürenin değişmesidir. Kasko poliçesinden doğan taleplerde Türk Ticaret Kanunu’nun sigorta hükümleri ve Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları devreye girer. Buna karşılık kazaya karışan karşı tarafın zorunlu mali sorumluluk sigortacısıyla ya da doğrudan işletenle yapılan anlaşmalar, 2918 sayılı Kanun kapsamındaki sorumluluğa dayandığı için 111. maddenin alanına girer.

Karışıklık genellikle şu noktada doğar: kasko sigortacısı kendi sigortalısına ödeme yaptıktan sonra karşı tarafa rücu ettiğinde, ortaya çıkan ilişki artık sorumluluk hukukuna dayanır. Aynı şekilde, sigortalı kendi kaskosundan aldığı ödemenin dışında kalan zararı için karşı tarafın sorumluluk sigortacısına başvurduğunda, o başvuru bakımından 111. madde tartışılabilir hâle gelir. Belirleyici olan poliçenin adı değil, imzalanan belgenin hangi sorumluluk ilişkisini sona erdirdiğidir.

KTK Madde 111 Uygulamasında Emsal Yargıtay Kararlarının Önemi

KTK 111 Yargıtay kararları, maddenin iki cümlelik lafzının uygulamada nasıl işlediğini gösteren asıl kaynaktır. Madde kısa olduğu için; sürenin ne zaman başlayacağı, iptal iradesinin nasıl açıklanacağı ve hangi belgenin ibra sayılacağı gibi sorular içtihatla cevaplanmıştır. Aşağıdaki tablo, bu yazıda dayanılan ve tam metinleri incelenen kararları toplu olarak gösterir.

KararKonuSonuç ve ilke
Y. 4. HD 08.12.2025
E.2024/8900, K.2025/16390
Motosiklet kazasında maluliyet, ibraname sonrası bakiye tazminatBozma. İptalin ayrıca istenmesi gerekmez; iki yıl içinde irade açıklaması yeterlidir. Süre hak düşürücüdür ve re’sen dikkate alınır
Y. 4. HD 01.06.2026
E.2026/2347, K.2026/6390
Kısmi ödeme sonrası fahiş fark değerlendirmesiBölge adliye mahkemesi direndiği için dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderildi. Fark, aktüer bilirkişi ek raporuyla ölçülmelidir
Y. 4. HD 05.05.2025
E.2024/327, K.2025/7052
İbra sonrası sürekli iş göremezlik tazminatı, süre hesabıBozma. 7226 sayılı Kanun kapsamında duran 95 gün süre başlangıcına eklenir; dava süresindedir
Y. 4. HD 25.11.2024
E.2022/15310, K.2024/11520
Ölümlü kazada destekten yoksun kalma, uzamış zamanaşımı iddiasıOnama. On beş yıllık uzamış ceza zamanaşımı, iki yıllık hak düşürücü süreyi bertaraf etmez
Y. 17. HD 12.12.2019
E.2018/468, K.2019/11920
Noterde düzenlenen bedelsiz ibraname ve feragatnameBozma. Bedel içermeyen belge makbuz niteliği dahi taşımaz; hukuki değer atfedilemez

Tabloda dikkat çeken bir usul ayrıntısı vardır: kararların bir bölümü 17. Hukuk Dairesi’ne, bir bölümü 4. Hukuk Dairesi’ne aittir. 17. Hukuk Dairesi 2021 yılında kapatılmış ve trafik kazalarından doğan tazminat dosyaları 4. Hukuk Dairesi’ne devredilmiştir. Bu, eski kararların geçerliliğini yitirdiği anlamına gelmez; yalnızca temyiz mercii değişmiştir. Dolayısıyla 17. Hukuk Dairesi içtihatlarına bugün de dayanılabilir.

İkinci bir gözlem, dosyaların çoğunun Sigorta Tahkim Komisyonu üzerinden gelmesidir. Bu da 111. madde tartışmasının pratikte en çok, sigorta şirketiyle imzalanan matbu ibranameler üzerinden yürüdüğünü gösterir. Kararların tam metinlerine Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.

Bu kararlar bir arada okunduğunda 111. maddenin dengeli bir hüküm olduğu görülür: bir yandan zarar görene, imzaladığı belgeye rağmen gerçek zararını arama imkânı tanır; diğer yandan iki yıllık kesin bir süre koyarak uyuşmazlıkların süresiz biçimde açık kalmasını önler.

KTK Madde 111 mi, İİK Madde 111 mi? Sık Karıştırılan İki Hüküm

Arama sonuçlarında sıkça birlikte görünen bu iki hüküm birbirinden tamamen farklıdır ve aralarında hiçbir bağlantı yoktur. Aynı madde numarasını taşımaları dışında ortak yönleri bulunmaz; biri trafik hukukuna, diğeri icra hukukuna aittir.

KTK m.111İİK m.111
Kanun2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu
KonuSorumluluğa ilişkin anlaşmalarBorcun taksitle ödenmesi
Kimi ilgilendirirTrafik kazasında taraflar ve sigortacıİcra takibinde borçlu ve alacaklı
Uyuşmazlık merciiAsliye ticaret / asliye hukuk mahkemesi, Sigorta Tahkim Komisyonuİcra dairesi ve icra mahkemesi

Karışıklık, yalnızca “111. madde” ifadesiyle arama yapıldığında ortaya çıkar. İcra takibindeki borcunu taksitle ödemek isteyen kişinin aradığı hüküm, halk arasında icra iflas kanunu 111. madde diye anılan İİK 111’dir; borcun taksitlendirilmesi şartlarını ve haczin düşmesini düzenler. Trafik kazası sonrası imzalanan bir anlaşmaya itiraz ediliyorsa aranan hüküm ise 2918 sayılı Kanun’un 111. maddesidir. Maddenin resmî metnine mevzuat.gov.tr üzerindeki Karayolları Trafik Kanunu konsolide metninden ulaşılabilir.

İtiraz Yolunda Adım Adım Ne Yapılmalı?

Yetersiz ödeme fark edildiğinde izlenecek yol, öncelikle sürenin korunmasıdır. Aşağıdaki sıra, iki yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmaması esasına göre kurulmuştur.

  1. Belgenin tarihini tespit edin. Süre imza tarihinden işler; ödemenin hesaba geçtiği tarih değil, belgenin düzenlendiği tarih esastır.
  2. Belgenin içeriğini inceleyin. Bedel yazılı mı, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş mu, kapsam tüm talepleri mi içeriyor?
  3. Gerçek zararı belgelendirin. Bedensel zararda maluliyet raporu ve aktüer hesap, araç zararında eksper raporu ve onarım faturaları toplanır.
  4. Süre içinde yazılı bildirim yapın. Sigorta şirketine ya da karşı tarafa, ödemenin yetersiz olduğunu ve bakiye talep edildiğini belirten tarihli bir başvuru gönderin.
  5. Cevabı bekleyin ve kayıt altına alın. Olumsuz cevap veya cevapsızlık, tahkim ya da dava aşamasına geçişin dayanağını oluşturur.
  6. Uyuşmazlık merciini belirleyin. Muhatap sigorta şirketiyse Sigorta Tahkim Komisyonu ya da mahkeme; doğrudan işleten veya sürücüyse mahkeme yolu izlenir. Yetki bakımından KTK 110. maddenin ikinci fıkrası, davanın sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabileceğini düzenler.
  7. Bakiye talebi somutlaştırın. Talep, bilirkişi incelemesiyle belirlenecek gerçek zarar ile ödenen tutar arasındaki farktır.

Bu adımların hepsinde ortak nokta belgelendirmedir. Sözlü görüşmeler, telefon kayıtları veya şirket temsilcisinin verdiği bilgiler süre bakımından güvenli dayanak oluşturmaz. Değer kaybı ödemesinin eksik yatırılması gibi somut bir durumla karşılaşıldığında izlenecek yol için sigortanın araç değer kaybını eksik yatırması hâlinde dava açılıp açılamayacağını ele alan yazımız da yol gösterici olacaktır.

Anlaşmanın iptali ve bakiye tazminat talebi, hem süre hem de ispat bakımından teknik bir süreçtir. Dosyanızdaki belgelerin 111. madde kapsamında nasıl değerlendirileceği konusunda trafik kazası avukatı sayfamız üzerinden bilgi alabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

KTK Madde 111 nedir ve hangi durumları kapsar?

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi, kazadan önce ya da kazadan sonra taraflar arasında yapılan hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaların geçersiz sayılacağını belirtmektedir. Ayrıca bu madde, tazminat miktarlarına ilişkin olup, açıkça yetersiz veya fahiş olduğu belli olan anlaşmaların, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceğini düzenler.

Yetersiz veya gerçek zarara karşın fahiş fark bulunan ödeme iddiasında hak düşürücü süre nedir?

KTK 111. maddeye göre, yetersiz veya fahiş farklı ödeme yapıldığı gerekçesiyle işlem gören bir anlaşmanın iptali için hak düşürücü süre iki yıldır. Bu süre, anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar ve tazminat talebinin bu süre içinde ileri sürülmesi gerekir.

Yetersiz ödeme durumunda nasıl bir hukuki yol izlenebilir?

Yetersiz ödeme durumunda, zarar gören taraf, iki yıl içerisinde yargı yoluna başvurarak ödemenin yetersiz olduğunu savunabilir ve iptal talebinde bulunabilir. Mahkeme, ödenen tazminat ile gerçek zarar arasında bir karşılaştırma yapar ve eğer yetersizlik tespit edilirse, farkın ödenmesine karar verebilir. Yahut devam eden herhangi bir davada bu itiraz ileri sürülebilir.

KTK 111 madde nedir ve kaç fıkradan oluşur?

KTK 111 madde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar kenar başlıklı hükmüdür ve iki fıkradan oluşur. Birinci fıkra hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaları kesin olarak geçersiz sayar; ikinci fıkra tazminat miktarına ilişkin yetersiz veya fahiş anlaşmaların yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceğini düzenler. Madde 1983 yılından bu yana değiştirilmemiştir.

İki yıllık süre kaza tarihinden mi yoksa anlaşma tarihinden mi başlar?

Anlaşma tarihinden başlar. Kanunun lafzı açıktır: anlaşma veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. Kaza tarihi KTK m.109 zamanaşımının başlangıcıdır; 111. maddedeki iki yıllık süre ile ilgisi yoktur. İbraname ile ödeme tarihi farklıysa hesabın imza tarihinden yapılması gerekir.

İptal için mutlaka dava açmak gerekir mi?

Gerekmez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli kararına göre ibra belgesinin iptalinin ayrıca ve açıkça istenmesine gerek yoktur; iki yıl içinde belgenin hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması yeterlidir. Sigorta şirketine yapılan yazılı bakiye tazminat başvurusu da bu kapsamda değerlendirilebilir.

İki yıllık hak düşürücü süre durur veya kesilir mi?

Hak düşürücü süre, zamanaşımına özgü kesilme sebepleriyle kesilmez. Ancak kanunla getirilen genel süre durmaları uygulanabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 05.05.2025 tarihli kararında, 7226 sayılı Kanun kapsamında duran doksan beş günü süre başlangıcına ekleyerek davanın süresinde açıldığını kabul etmiştir.

Süre geçtikten sonra karşı taraf itiraz etmezse dava görülür mü?

Görülmez. İki yıllık süre hak düşürücü nitelikte olduğu için mahkeme veya hakem heyeti tarafından re’sen dikkate alınır. Zamanaşımından farklı olarak karşı tarafın def’i ileri sürmesi beklenmez; süre geçmişse talep esasa girilmeden reddedilir.

Bedel yazılmamış bir ibraname geçerli midir?

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2019 tarihli kararına göre bedel içermeyen ibraname ve feragatname makbuz niteliği dahi taşımaz ve ona hukuki bir değer atfedilmesi mümkün değildir. Belgenin noterde düzenlenmiş olması bu sonucu değiştirmemiştir.

Ölümlü kazada on beş yıllık zamanaşımı varken neden iki yıllık süre uygulanıyor?

Çünkü iki süre farklı şeyleri düzenler. Uzamış ceza zamanaşımı tazminat talebinin genel süresidir; KTK m.111/2 ise yapılmış bir anlaşmaya itirazın süresidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 25.11.2024 tarihli kararında, ölümlü kazada uzamış sürenin iki yıllık hak düşürücü süreyi bertaraf etmeyeceğine karar vererek ret kararını onamıştır.

Sorumluluğu kaldıran anlaşmalar için de iki yıllık süre işler mi?

İşlemez. Hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar KTK m.111/1 uyarınca kesin olarak geçersizdir; bu geçersizlik süreye bağlı değildir ve her aşamada ileri sürülebilir. İki yıllık süre yalnızca tazminat miktarına ilişkin anlaşmaların iptali için öngörülmüştür.

Fahiş ödeme iddiasını kim ileri sürer?

Fahişlik iddiasını kural olarak ödemeyi yapan taraf, yani işleten veya sigorta şirketi ileri sürer; çünkü orantısızlık onun aleyhinedir. Yetersizlik iddiası ise tazminatı alan tarafından ileri sürülür. Kanun her iki yöndeki sapmayı da aynı hükme bağlamıştır.

Maluliyetim sonradan arttı, iki yıllık süre yeniden başlar mı?

Süreyi kendiliğinden yeniden başlatan bir kural yoktur. Artan maluliyet iddiası ancak tıbbi belgeyle ortaya konduğunda değerlendirmeye alınır. Yargıtay kararlarında, dosyaya sunulan raporda maluliyette zamanla gelişen ve artan bir durumdan bahsedilip bahsedilmediği ayrıca incelenmektedir.

KTK madde 111 kasko ödemelerinde de uygulanır mı?

Doğrudan uygulanmaz. Madde, 2918 sayılı Kanun’un öngördüğü hukuki sorumlulukla sınırlıdır. Kasko, kişinin kendi aracı için yaptırdığı isteğe bağlı bir sigortadır ve buradan doğan talepler sigorta sözleşmesi hükümlerine tabidir. Karşı tarafın zorunlu mali sorumluluk sigortacısıyla yapılan anlaşmalar ise 111. maddenin kapsamındadır.

Sigorta Tahkim Komisyonu iki yıllık süreyi kendiliğinden inceler mi?

Evet. Uyuşmazlık hakem heyetleri ve itiraz hakem heyetleri iki yıllık hak düşürücü süreyi re’sen değerlendirir ve süre geçmişse başvuruyu esasa girmeden reddeder. Bu ret kararları temyiz yoluyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından incelenmektedir.

İbranamede fazlaya ilişkin haklarımı saklı tuttuysam durum değişir mi?

Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, belgenin tam ibra değil kısmi ödeme makbuzu sayılması yönünde güçlü bir işarettir ve uygulamada dikkate alınır. Ancak bu kayıt tek başına belirleyici değildir; ödenen tutarın gerçek zararla ilişkisi ve belgenin diğer içeriği birlikte değerlendirilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her dosyanın belge içeriği, tarihleri ve zarar kalemleri farklı olduğundan, somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir