Hukuk, İdare Hukuku, Vergi Hukuku

Memur İnternetten Para Kazanabilir mi? Ticaret Yasağının Sınırı

Memur İnternetten Para Kazanabilir mi? Ticaret Yasağının Sınırı

Memur internetten para kazanabilir mi? Bunu kanunun tek bir kelimesi değil, faaliyetin hukuki niteliği belirler: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu memurun her türlü geliri elde etmesini değil, Türk Ticaret Kanunu’na göre tacir veya esnaf sayılmasını gerektiren bir faaliyette bulunmasını yasaklar. Bu ayrım, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’nün Yükseköğretim Kurulu’na gönderdiği görüş yazısıyla yeniden gündeme geldi ve basında “internetten içerik üreten memura disiplin şoku” başlığıyla duyuruldu.

Makale İçeriği

Görüş yazısının aktarıldığı haberler doğru bir çekirdek taşıyor, ancak üç noktada eksik kalıyor. Birincisi, yazının kendisi bir disiplin cezası değil, bir tereddüt giderme görüşüdür. İkincisi, yazının muhatabı Yükseköğretim Kurulu olduğu için asıl uygulanacak disiplin hükmü 657 değil 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesidir ve o maddenin lafzı 657’den farklıdır. Üçüncüsü, bir gelirin vergi hukukunda ticari kazanç sayılması ile memurun disiplin hukukunda ticaret yapmış sayılması birbirinin aynısı değildir. Aşağıdaki bölümler bu üç ayrımı kanun metinlerinden ölçerek kuruyor.

Ana hatlarıyla

Memurun internet üzerinden içerik üretmesi tek başına yasak değildir; yasağı doğuran, faaliyetin süreklilik ve organizasyon kazanarak tacir veya esnaf niteliğine ulaşmasıdır.

  • Yasağın kaynağı: 657 sayılı Kanun m.28 — tacir veya esnaf sayılmayı gerektiren faaliyet, ticari mümessillik, ticaret şirketlerinde belirli ortaklıklar ve 2014’te eklenen ofis-büro açma yasağı.
  • Ceza: 657 m.125/D-(h) uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması; süre fiilin ağırlığına göre 1 ila 3 yıl.
  • Görünmeyen ağırlık: Bu cezayı alan memur, m.132/4 gereği on yıl boyunca daire başkanı ve dengi kadrolara, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamaz.
  • Vergi tarafı: Gelir Vergisi Kanunu mükerrer m.20/B kazancı vergiden istisna tutabilir (2026 haddi 5.300.000 TL), ancak vergi istisnası disiplin yasağını kaldırmaz.
  • Telif ayrımı: Aynı Kanun’un 18. maddesi internet ortamında yayımlanan eserlerden doğan hasılatı telif kazancı sayar; bu gelir tacirlik doğurmaz.
  • Akademisyen: 2547 m.53/b-(4)-(m) “ilgili kanunların tanıdığı istisnalar dışında” kaydını taşır; vakıf üniversitesinde ceza kademe durdurma değil ücretten kesintidir.

Memur İnternetten Para Kazanabilir mi?

Memur internetten para kazanabilir mi sorusuna kanun tek bir cümleyle cevap vermiyor; cevap, elde edilen gelirin hangi hukuki kalıba girdiğine göre değişiyor. 657 sayılı Kanun’un 28. maddesi memura üç ayrı yasak getiriyor ve bu yasakların hiçbiri “gelir elde etmek” biçiminde kurulmuş değil. Madde, memurun tacir veya esnaf sayılmasını gerektiren faaliyette bulunmasını, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almasını, ticari mümessil veya ticari vekil ya da kollektif şirkette ortak, komandit şirkette komandite ortak olmasını yasaklıyor.

Bu ayrım pratikte belirleyicidir. Bir memurun bankadaki mevduatından faiz alması, kiraya verdiği dairesinden kira geliri elde etmesi veya miras yoluyla intikal eden hisse senetlerinden temettü alması gelir doğurur, ama hiçbiri onu tacir yapmaz. Aynı mantık internet için de işler: gelirin varlığı değil, faaliyetin ticari bir işletme niteliği kazanıp kazanmadığı ölçülür. Ölçüt, faaliyetin süreklilik göstermesi, kazanç sağlama amacına yönelmesi ve bir organizasyon içinde yürütülmesidir.

Buna karşılık kanunun kenar başlığı “Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı” der ve bu geniş ifade, uygulamada maddenin metninden daha çok atıf alır. Aşağıda göreceğiniz üzere “kazanç getirici faaliyet” ibaresi 657 sayılı Kanun’un tamamında yalnızca iki yerde geçer ve ikisi de maddenin fıkralarında değildir. Bu ölçüm, tartışmanın neden bu kadar bulanık yürüdüğünü de açıklıyor.

Kazanç getirici faaliyet ibaresi kanunun neresinde geçiyor

657 sayılı Kanun’un tam metni üzerinde yapılan sayımda “kazanç getirici” ibaresi iki kez geçiyor. Birincisi 28. maddenin kenar başlığı, ikincisi 125. maddenin (D) fıkrasının (h) bendi: “Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak.” Maddenin kendi fıkralarında bu ibare hiç geçmiyor.

Bu bulgunun sonucu şudur: disiplin bendindeki “yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetler” ifadesi kendi içeriğini kurmaz, başka hükümlere gönderme yapar. Yani bir faaliyetin bu bende girmesi için, o faaliyetin başka bir mevzuat hükmüyle memura yasaklanmış olması gerekir. Bend, kendiliğinden “her gelir yasaktır” anlamına gelmez; yasaklanmış olma şartını arar.

Rakip kaynakların büyük bölümü bu yapıyı atlayarak doğrudan “memur kazanç getirici faaliyette bulunamaz” cümlesini kurar ve maddenin metnini vermez. Oysa metin okunduğunda, yasağın üç somut kalıba bağlandığı görülür. Bu kalıpların dışında kalan bir gelir, otomatik olarak disiplin suçu oluşturmaz; ayrıca yasaklanmış olması aranır.

Memur kazanç getirici faaliyette bulunması ne anlama gelir

Memur kazanç getirici faaliyette bulunması, uygulamada iki farklı anlamda kullanılır ve bu ikisinin karıştırılması hatalı sonuçlar doğurur. Dar anlamda, 657 sayılı Kanun’un 28. maddesinde sayılan ve doğrudan yasaklanan faaliyetler kastedilir. Geniş anlamda ise memurun maaşı dışında herhangi bir gelir elde etmesi anlatılır ve bu ikinci kullanım kanuni bir karşılık taşımaz.

Disiplin bendinin lafzı bu ayrımı zorunlu kılar. Bend, “kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak” demez; “Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak” der. Yani cezalandırılabilmesi için faaliyetin ayrıca yasaklanmış olması gerekir ve bu yasağın kaynağı gösterilmelidir.

Pratikte soruşturma yazışmalarında bu kaynak çoğu zaman gösterilmez; yalnızca gelirin varlığı ortaya konulur. Savunmada ilk sorulması gereken soru şudur: isnat edilen faaliyeti hangi hüküm yasaklamaktadır? Bu soru cevaplanmadan kurulan bir isnat, bendin kendi lafzıyla çelişir.

Gelir elde etmek ile ticaret yapmak arasındaki fark

Türk Ticaret Kanunu’na göre tacir, bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişidir. Ticari işletmeden söz edebilmek için faaliyetin esnaf işletmesi sınırlarını aşan bir sermaye ve emek organizasyonuna dayanması, sürekli olması ve gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. Esnaf ise emeği ağır basan, geliri ancak geçimini sağlamaya yeten ölçüde olan kişidir.

Bir memurun ara sıra yazdığı bir yazının internet sitesinde yayımlanmasından doğan telif ödemesi ile her gün video yükleyip reklam geliri alan, sponsorluk anlaşmaları imzalayan ve ekip çalıştıran bir kanal aynı ölçüte tabi tutulamaz. Birincisinde organizasyon ve süreklilik yoktur; ikincisinde faaliyet fiilen bir işletmeye dönüşmüştür. Disiplin hukukunun ölçtüğü şey bu dönüşümdür.

Bu nedenle soruşturma dosyalarında tek başına “kanaldan gelir geldi” tespiti yeterli görülmez. İdare, faaliyetin düzenliliğini, yayın sıklığını, gelirin sürekliliğini, reklam ve sponsorluk ilişkilerinin varlığını, varsa vergi mükellefiyetini ve ticaret sicili kaydını ortaya koymak zorundadır. İspat yükü idarededir ve bu tespitler yapılmadan verilen ceza sakat olur.

Yasağın kapsamı hangi personel gruplarını içine alıyor

657 sayılı Kanun’un 4. maddesi kamu hizmetinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle görüleceğini söyler. 28. maddedeki yasak doğrudan “memurlar” için kurulmuştur. Sözleşmeli personel bakımından benzer yasaklar, sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar ve tip sözleşme hükümleriyle getirilir; kaynak farklıdır, sonuç genellikle benzerdir.

Kamu kurumunda işçi statüsünde çalışanlar 657’ye değil 4857 sayılı İş Kanunu’na tabidir ve bu kişiler için 28. maddedeki ticaret yasağı doğrudan uygulanmaz. Onlar bakımından sınırı toplu iş sözleşmesi, iş sözleşmesindeki rekabet ve sadakat yükümlülükleri ve varsa kurum yönergeleri çizer. Aynı kurumda çalışan iki kişinin farklı rejime tabi olması bu yüzden mümkündür.

Emeklilikten sonra ise yasak kalkar. Memuriyeti sona eren kişi hakkında 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri uygulanamaz; emekli memurun ticaret yapması, şirket kurması ve internet üzerinden gelir elde etmesi serbesttir. Burada dikkat edilecek nokta, bazı kadrolar için öngörülen özel geçiş yasakları ve görevden ayrıldıktan sonraki belirli süreye ilişkin sınırlamalardır.

Cumhurbaşkanlığının Yükseköğretim Kuruluna Gönderdiği Görüş Yazısı Ne Diyor?

Tartışmayı başlatan belge, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderilen bir görüş yazısıdır. Yazı, Kurulun 17 Haziran 2026 tarihli görüş talebi üzerine hazırlanmış ve Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 20 Ağustos 2026 tarihli cevabi yazısına dayandırılmıştır.

Yazının özü şudur: internet sitesi kurmak, metin, görüntü, ses ve video türünden içerik paylaşmak, sosyal medya platformlarında faaliyet göstermek ve mobil uygulama geliştirmek suretiyle düzenli gelir elde edilmesi, 657 sayılı Kanun’un 28. maddesindeki yasaklar dahilinde değerlendirilmektedir. Gelir İdaresi Başkanlığı da bu tür kazançların ticari kazanç olarak vergilendirildiğini bildirmiştir.

Yazıda dikkat çeken ikinci cümle, ticari faaliyetin tanımına ilişkindir: kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması, faaliyetin ticari faaliyet olma niteliğine etki etmez. Bu, vergi hukukunun yerleşik bir ölçütüdür; kazanç amacı olmadan yürütülen bir faaliyet de objektif olarak kazanç doğurmaya elverişliyse ticari sayılabilir. Ancak bu ölçütün disiplin hukukuna aynen taşınıp taşınamayacağı ayrı bir sorudur ve aşağıda ayrıca ele alınıyor.

Yazının hukuki dayanağı: 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m.8

Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün böyle bir görüş verme yetkisi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 8. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinden gelir. Bend şöyledir: “Memur ve diğer kamu görevlilerine ilişkin mevzuat hükümlerinin uygulanmasını izlemek, uygulama birliğini sağlayıcı tedbirleri almak, uygulamayı yönlendirmek ve ortaya çıkacak tereddütleri gidermek.”

Bu bendin tarihi de anlamlıdır: 21 Nisan 2021 tarihli ve 31461 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 73 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle eklenmiştir. Yani görüş verme yetkisi Genel Müdürlüğe 2021’de açıkça tanınmıştır. Basının “Cumhurbaşkanlığı bizzat devreye girdi” vurgusu bu açıdan yanıltıcıdır; bu makam 2021’den bu yana kamu personel mevzuatındaki tereddütleri gidermekle görevli olağan mercidir.

Bendin kendi lafzı da yazının niteliğini belirler. Görevin adı “tereddüt gidermek”tir; ceza vermek, kural koymak veya düzenleyici işlem tesis etmek değildir. Aynı fıkranın (ı) bendi “kamu personeli ile ilgili mevzuat çalışmalarının koordinasyonunu sağlamak”, (i) bendi ise personel rejimlerinin temel ilke ve esaslarının belirlenmesine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek görevini verir. Hiçbiri bireysel bir memur hakkında işlem tesis etme yetkisi içermez.

Görüş yazısı bağlayıcı mıdır, doğrudan ceza doğurur mu

Bir idari görüş yazısı, idarenin kendi teşkilatı içinde uygulama birliğini sağlamaya yönelik açıklayıcı bir belgedir. Yeni bir hukuk kuralı koymaz, mevcut kuralın nasıl anlaşılması gerektiğini açıklar. Bu nedenle görüş yazısının kendisi doğrudan bir hak veya yükümlülük doğurmaz; bir memurun hukuki durumunu tek başına değiştirmez.

Bunun pratik sonucu şudur: bu yazının yayımlanmış olması, hiçbir memur hakkında kendiliğinden disiplin cezası doğurmaz. Ceza verilebilmesi için önce disiplin soruşturması açılması, soruşturmacı atanması, memurun savunmasının alınması ve yetkili amir veya kurul tarafından karar verilmesi gerekir. Bu zincirin her halkası 657 sayılı Kanun’da ayrı ayrı düzenlenmiştir.

Buna karşılık görüş yazısı sonuçsuz da değildir. Kurumlar bu görüşe dayanarak inceleme başlatabilir, kendi personeline duyuru yapabilir ve mevcut dosyalarda bu yorumu esas alabilir. Görüşe dayanılarak tesis edilen bireysel işlem ise idari davaya konu olur; mahkeme, görüş yazısıyla değil kanunla bağlıdır ve yorumu yerinde bulmayabilir.

Devlet Personel Başkanlığı kapandıktan sonra görüş yetkisi kime geçti

Kamu personel mevzuatına ilişkin görüşler uzun yıllar Devlet Personel Başkanlığı tarafından veriliyordu. Bu kurum, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş düzenlemeleri kapsamında kapatıldı ve görevleri birden fazla kuruma dağıtıldı. Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğüne devredilen kısım, yukarıda aktarılan (i), (j) ve (k) bentleriyle 2021’de netleştirildi.

Bu geçişin izini 657 sayılı Kanun’un kendi metninde de görmek mümkündür. Kanun’un 132. maddesinin üçüncü fıkrası hâlâ “Devlet memurluğundan çıkarma cezası ayrıca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir” demektedir. Kurum kapatılmış olmasına rağmen madde metni güncellenmemiştir; bu, mevzuat okurken karşılaşılan tipik bir ölü lafız örneğidir.

Uygulamada önemli olan ayrıntı şudur: Genel Müdürlük, mülga Başkanlığın tüm görevlerinin kendisine devredilmediğini ve bireysel başvuruların kendisine gönderilmemesi gerektiğini daha önce açıklamıştır. Yani bir memur, kendi durumu hakkında doğrudan bu makamdan görüş isteyemez; görüş talebi kurumlar arası bir yazışma usulüdür ve nitekim burada da talep Yükseköğretim Kurulundan gelmiştir.

657 Sayılı Kanunun 28. Maddesi Tam Olarak Neyi Yasaklıyor?

Maddenin ilk fıkrası şöyle kurulmuştur: “Memurlar Türk Ticaret Kanununa göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar.” Parantez içinde görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alınan görevler yasağın dışında tutulmuştur.

Basında ve internetteki içeriklerin çoğunda bu lafız “ticari temsilci” olarak aktarılıyor. Kanun metni “ticari temsilci” değil ticari mümessil demektedir. Fark önemsiz görünse de, madde metnine dayanarak savunma yapılırken kanunun kendi terimlerinin kullanılması gerekir; ticari mümessil ve ticari vekil, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil hükümlerinde tanımlanan ayrı kavramlardır.

Fıkranın son cümlesi 2 Ocak 2014 tarihli ve 6514 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle yeniden düzenlenmiştir ve bugünkü tartışma bakımından kritiktir: “Memurlar, mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamaz; gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde veya vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışamaz.”

Tacir veya esnaf sayılmayı gerektiren faaliyet ölçütü

Bu ölçüt, memurun ne yaptığına değil yaptığı işin hukuken hangi sıfatı doğurduğuna bakar. Ticaret siciline kayıt, vergi mükellefiyeti tesisi, esnaf ve sanatkârlar siciline kayıt gibi göstergeler bu sıfatın en açık delilleridir. Ancak sicile kayıt bulunmaması yasağın ihlal edilmediği anlamına gelmez; fiilen tacir gibi çalışan kişi de kapsamdadır.

Tersi de doğrudur: bir kere gelir elde edilmiş olması tacirlik doğurmaz. Bir memurun evindeki eşyayı ikinci el satış platformunda satması, arızi bir kazanç doğurur ve ticari faaliyet sayılmaz. Aynı memur bu işi düzenli hale getirir, stok tutar, sürekli ilan verir ve bundan sürekli gelir elde ederse, faaliyet nitelik değiştirir.

Uygulamada en çok karıştırılan nokta, sermaye şirketlerine ortaklıktır. 28. madde kollektif şirkette ortak ve komandit şirkette komandite ortak olmayı yasaklar; anonim şirkette pay sahibi olmak veya limited şirkete ortak olmak bu sayımda yer almaz. Ancak limited şirkette müdürlük, anonim şirkette yönetim kurulu üyeliği gibi görevler “ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alma” yasağına girer.

Maddenin kendi istisnaları: kooperatif, meslek kuruluşu ve yardım sandığı

Maddenin ikinci fıkrası bir istisna listesi içerir. Memurların üyesi oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri ile özel kanunlarda belirtilen görevler bu yasaklamanın dışındadır.

Bu fıkra da 6514 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir; öncesinde 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin 18 Temmuz 2012 tarihli E.2011/113, K.2012/108 sayılı kararıyla iptal edilmişti. Maddenin bugünkü hali, bu iptal kararından sonra kanun koyucunun yeniden kurduğu metindir.

İstisna listesinin dar yorumlanması gerekir. Listede sayılmayan bir dernek veya vakıf yönetiminde görev almak, kural olarak ticari faaliyet sayılmaz; çünkü dernek ve vakıf ticari işletme değildir. Ancak derneğe ait iktisadi işletmede fiilen görev alınması durumu değiştirir ve bu, ticaret ve sanayi müessesesinde görev alma yasağına yaklaşır.

Eşin ve reşit olmayan çocuğun faaliyeti: on beş günlük bildirim yükümlülüğü

Maddenin son cümlesi çoğu içerikte atlanır: “Eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları, yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu 15 gün içinde bağlı oldukları kuruma bildirmekle yükümlüdürler.” Bu, memurun kendisine değil ailesine ilişkin bir bildirim yükümlülüğüdür.

Hüküm, eşin veya reşit olmayan çocuğun ticaret yapmasını yasaklamaz; yalnızca bildirilmesini ister. Yani memurun eşi şirket kurabilir, esnaf olabilir, internet üzerinden içerik üreticiliği yapabilir. Memurun yükümlülüğü bu durumu on beş gün içinde kurumuna bildirmektir.

Bildirim yükümlülüğünün ihlali ayrı bir disiplin sorunu doğurabilir. Bu ihtimal, özellikle memurun eşi adına açılmış bir kanal veya işletme üzerinden fiilen memurun çalıştığı iddiasının gündeme geldiği dosyalarda önem kazanır. Bu tür dosyalarda idare, muvazaa iddiasını somut delillerle ortaya koymak zorundadır.

Kanun metninin tamamı için resmî kaynak: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu.

YouTube, Instagram ve TikTok Gelirleri Ticaret Sayılır mı?

Platform gelirleri tek bir kalıba girmez; her gelir kaleminin hukuki niteliği ayrı ayrı belirlenir. Reklam paylaşımı, sponsorluk, bağış, ücretli abonelik ve ürün tanıtımı farklı sözleşme ilişkilerine dayanır ve bu farklılık hem vergi hem disiplin değerlendirmesini etkiler. Bu yüzden “sosyal medyadan gelir” ifadesini tek başına kullanmak yanıltıcıdır.

Vergi hukuku bakımından Gelir İdaresi Başkanlığının yerleşik yaklaşımı, bu gelirlerin kural olarak ticari kazanç sayılmasıdır; nitekim Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 20/B maddesindeki istisna da tam olarak bu ticari kazançları hedefler. İstisna, kazancın niteliğini değiştirmez; ticari kazanç olduğu kabul edilen bir gelirin vergiden müstesna tutulmasını sağlar.

Disiplin hukuku bakımından ise ölçüt farklıdır ve doğrudan aktarılamaz. Vergi hukuku, faaliyetin objektif olarak kazanç doğurmaya elverişli olup olmadığına bakar; disiplin hukuku ise memurun tacir veya esnaf sayılmasını gerektiren bir faaliyet yürütüp yürütmediğini arar. İki ölçüt çoğu zaman aynı sonuca varır, ama her zaman değil.

Reklam paylaşımı geliri

Platformun kendi reklam programından aktarılan gelir, içerik üreticisinin platformla kurduğu sürekli bir sözleşme ilişkisine dayanır. Gelir, izlenme veya gösterim sayısına bağlı olarak düzenli aralıklarla ödenir. Bu düzenlilik, faaliyetin ticari nitelik kazanmasında en güçlü göstergedir.

Buna karşılık reklam gelirinin varlığı tek başına sonucu belirlemez. Yılda birkaç video yayımlayan ve sembolik bir tutar alan kişi ile haftalık yayın takvimi olan, prodüksiyon gideri yapan ve gelirini asıl geçim kaynaklarından biri haline getiren kişi arasındaki fark, süreklilik ve organizasyon ölçütünün tam da ölçmek istediği farktır.

Uygulamada idareler çoğunlukla banka hesabına yansıyan düzenli ödemeyi delil olarak kullanır. Bu delilin gücü, ödemenin sıklığına ve tutarına göre değişir. Savunma tarafında ise faaliyetin arızi olduğu, organizasyon bulunmadığı ve gelirin süreklilik göstermediği ortaya konularak karşı delil üretilir.

Sponsorluk ve ürün tanıtımı

Sponsorluk ve ürün tanıtımı, içerik üreticisi ile marka arasında kurulan doğrudan bir sözleşmedir. Burada içerik üreticisi bir hizmet sunar ve karşılığında bedel alır. Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 20/B maddesinin bugünkü metni, bu ortamlar üzerinden verilen “bireysel kurs, eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı gibi hizmetlerden sağlanan kazançları” açıkça kapsama alır.

Disiplin açısından sponsorluk, reklam gelirinden daha risklidir. Çünkü burada memur, bir ticari işletmeyle doğrudan sözleşme ilişkisine girer ve o işletmenin ürününü tanıtma taahhüdü altına girer. Bu ilişki, memurun tarafsızlık ve kamu güveni yükümlülükleriyle de çatışabilir; özellikle memurun görev alanıyla ilgili bir ürün söz konusuysa risk artar.

Ayrıca 657 sayılı Kanun’un 29. maddesindeki hediye alma ve menfaat sağlama yasağı gündeme gelebilir. Madde, memurun görevi sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacıyla hediye kabul etmesini yasaklar. Tanıtım için gönderilen ve iade edilmeyen ürünler, tutarına ve gönderenin kimliğine göre bu yasağın kapsamına girebilir.

Bağış, hediye ve bahşiş türünden gelirler

Canlı yayın platformlarında izleyicilerin gönderdiği bağış, hediye ve bahşişler, karşılığında somut bir mal veya hizmet verilmeden alınan ödemelerdir. Görünüşte karşılıksız olsalar da, düzenli yayın yapan bir hesap için bu ödemeler faaliyetin doğal geliri haline gelir ve vergi uygulamasında hasılat olarak değerlendirilir.

Gelir İdaresi’nin bu konudaki yaklaşımı, sosyal içerik üreticiliği istisnası kapsamındaki hasılatın reklam, sponsorluk, bağış, hediye, bahşiş ve ücretli abonelik gelirlerini içerdiği yönündedir. Yani bu kalemler istisnadan yararlanabilir; ancak istisnadan yararlanmak, gelirin ticari nitelikte olduğunun kabulü anlamına gelir.

Memur açısından buradaki tuzak şudur: istisnaya başvurmak, faaliyetin ticari olduğunu idareye beyan etmek anlamına gelir. İstisna belgesi almak ve banka hesabı bildirmek, disiplin soruşturmasında aleyhe delil oluşturabilecek bir kayıt zinciri yaratır. Vergi yükümlülüğünü yerine getirmek zorunludur, ancak bu adımın disiplin tarafındaki sonucu ayrıca değerlendirilmelidir.

Kanal veya hesabın satılması

Bir kanalın veya hesabın devredilmesi, içerik üretim faaliyetinden farklı bir işlemdir. Burada üretilen bir hizmet değil, oluşturulmuş bir değerin devri söz konusudur. Bu tür bir devir, sosyal içerik üreticiliği istisnasının kapsamına girmez; istisna, içerik paylaşımından ve sayılan hizmetlerden doğan kazançlar için tanınmıştır.

Devir işleminden doğan kazanç, koşullarına göre değer artışı kazancı veya arızi kazanç olarak değerlendirilebilir. Bu ayrımın nasıl kurulduğuna dair genel çerçeve için değer artış kazancı vergisi başlıklı yazımızdaki ölçütler yol gösterici olur.

Disiplin tarafında ise tek seferlik bir devir işlemi, süreklilik ölçütünü karşılamayacağı için genellikle tacirlik doğurmaz. Ancak kanal kurup büyütüp satmayı meslek haline getiren bir kişi bakımından tablo değişir; burada faaliyetin kendisi bir ticari organizasyona dönüşmüştür.

Memur YouTube Kanalı Açabilir mi?

Memur YouTube kanalı açabilir mi? Burada iki ayrı durum vardır: kanal açmak ve içerik yayımlamak, kural olarak yasak değildir; kanaldan düzenli gelir elde etmek ise 657 sayılı Kanun’un 28. maddesi kapsamında değerlendirilir. Kanun, memurun ifade özgürlüğünü kullanmasını değil, ticari faaliyet yürütmesini yasaklar.

Bu ayrım Danıştay içtihadında da karşılık bulur. Yerleşik uygulamada memurun, kamu görevi dışındaki konularda suç teşkil etmemek kaydıyla demeç vermesi, köşe yazısı ve makale yazması, basın açıklaması yapması ve röportaj vermesi için önceden izin alması gerekmediği kabul edilir. Bu ilkeler, dijital ortamdaki içerik üretimi için de kıyasen değerlendirilir.

Sınır, iki noktada çizilir. Birincisi içeriğin niteliğidir: görevle ilgili gizli bilgilerin açıklanması, kurumun itibarını zedeleyen paylaşımlar veya memurluk vakarıyla bağdaşmayan davranışlar ayrı disiplin hükümlerine girer. İkincisi gelir boyutudur: kanalın para kazanma programına dahil edilmesi ve düzenli gelir üretmesi, ticaret yasağı tartışmasını başlatır.

Kanal açmak ile para kazanma programına girmek arasındaki eşik

Platformların para kazanma programlarına katılım, belirli abone ve izlenme eşiklerinin aşılmasına ve bir sözleşmenin kabul edilmesine bağlıdır. Bu sözleşmenin imzalanması, faaliyetin gelir üretmeye yönelmiş olduğunun en somut göstergesidir ve soruşturma dosyalarında bu tarih milat olarak alınır.

Eşiğin altında kalan, hiç gelir üretmeyen bir kanal bakımından ticaret yasağı tartışması kural olarak doğmaz. Burada değerlendirme, içeriğin kendisi üzerinden yapılır ve ölçüt 657 sayılı Kanun’un 125. maddesindeki diğer bentlerdir. Yani gelir yoksa mesele ticaret değil, davranış meselesidir.

Uygulamadaki gri alan, para kazanma programına dahil olup çok düşük tutarlarda gelir elde eden kanallardır. Bu dosyalarda savunmanın omurgası, gelirin arızi ve sembolik olduğu, faaliyetin bir işletme organizasyonuna dayanmadığı ve memurun asli gelirinin maaşı olduğu tespitleridir. İdarenin tersini ispat etmesi gerekir.

Kurumdan izin alınarak bu faaliyet yürütülebilir mi

657 sayılı Kanun, ticaret yasağı bakımından bir izin mekanizması öngörmez. Yani kurum amirinin verdiği bir olur, kanunun yasakladığı bir faaliyeti hukuka uygun hale getirmez. Memurun izinli olması, yasağın ihlal edilmediği anlamına gelmez; olsa olsa kusurun ağırlığı değerlendirilirken dikkate alınabilecek bir unsurdur.

Kanunda izne bağlanan haller ayrıca sayılmıştır ve bunlar ticaret yasağıyla ilgili değildir. Örneğin ders görevi verilmesi, kurum içi görevlendirmeler ve döner sermaye kapsamındaki hizmetler kendi özel hükümlerine tabidir. Bu hükümlerin hiçbiri, memura internet üzerinden ticari faaliyet yürütme izni vermez.

Buna karşılık kurumdan yazılı görüş istemek, iyi niyetin ve şeffaflığın göstergesi olarak savunmada işe yarar. Faaliyete başlamadan önce kurumun hukuk birimine yazılı başvuru yapmak, sonradan açılan bir soruşturmada kastın bulunmadığını göstermenin en pratik yoludur.

Memur YouTube’dan Para Kazanabilir mi?

Memur YouTube’dan para kazanabilir mi sorusu, kanal açma sorusundan ayrı bir cevap gerektirir; çünkü burada artık gelir vardır ve değerlendirme doğrudan 657 sayılı Kanun’un 28. maddesi üzerinden yapılır. Gelirin kaynağı platformun reklam paylaşımı programıysa, aradaki ilişki süreklidir ve bu süreklilik ticari nitelik değerlendirmesinde en ağır basan unsurdur.

Buna karşılık kanunun ölçütü gelirin varlığı değil, faaliyetin memuru tacir veya esnaf sayılmayı gerektirip gerektirmediğidir. Aylık birkaç yüz liralık bir reklam payı ile aylık düzenli ve yüksek tutarlı bir gelir, aynı ölçüt altında farklı sonuç verir. İdare, faaliyetin bir işletme organizasyonuna dönüştüğünü göstermek zorundadır.

Uygulamadaki en yaygın hata, gelirin tek bir ay için tespit edilip buradan sürekliliğe ulaşılmasıdır. Süreklilik, tek bir ödemeyle değil ödemelerin düzeni ve faaliyetin yapısıyla ispatlanır. Bu nedenle savunmada gelir tablosunun tamamının ve yayın takviminin ortaya konması, tek bir dekontun tartışılmasından daha etkilidir.

Memur YouTube geliri elde edebilir mi

Memur YouTube geliri elde edebilir mi? Bu, gelirin hangi sözleşmeden doğduğuna bağlıdır. Platformun reklam programından gelen pay ticari kazanç sayılır; buna karşılık kendi eserinin bir bölümünün kullanılması karşılığında alınan telif ödemesi Gelir Vergisi Kanunu’nun 18. maddesi kapsamına girebilir.

Vergi hukuku bakımından memur YouTube geliri için de sosyal içerik üreticiliği istisnası uygulanabilir; kanun istisnadan yararlanacaklar arasında bir kamu görevlisi ayrımı yapmaz. Nitekim Gelir Vergisi Kanunu’nun tamamında “kamu görevlisi” ibaresi hiç geçmez. Ancak vergi tarafındaki bu imkân, disiplin tarafındaki yasağı ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle memurun karşılaştığı tablo çift yönlüdür: geliri beyan etmemek vergi ziyaı riski, beyan etmek ise disiplin dosyasında delil riski doğurur. Doğru yaklaşım, vergi yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmek ve disiplin tarafındaki savunmayı faaliyetin niteliği üzerinden kurmaktır.

Polis memuru YouTube kanalı açabilir mi

Polis memuru YouTube kanalı açabilir mi sorusunda ek bir katman vardır: emniyet personelinin disiplin rejimi 657 sayılı Kanun’da değil, 7068 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Bu kanun, genel kolluk personeli için ayrı bir ceza ve usul rejimi kurar ve 657 sayılı Kanun ancak boşluk bulunan hallerde uygulanır.

İkinci katman, görevin niteliğinden doğar. Emniyet personelinin görevine ilişkin bilgi, görüntü veya uygulamaları paylaşması, ticaret yasağından bağımsız olarak gizlilik ve görev sırrı hükümlerine takılabilir. Üniformalı görüntü paylaşımı ve kurum ile ilişkilendirilebilecek içerikler bakımından ayrıca kurum yönergeleri incelenmelidir.

Gelir boyutunda ise ölçüt aynıdır: gelir üretmeyen bir kanal ticaret yasağı tartışması doğurmaz, düzenli gelir üreten bir kanal doğurur. Farklı olan, uygulanacak ceza ve usul rejimidir; itiraz süresi ve mercii özel kanunda ayrıca belirlenmiştir.

Bir öğretmen YouTube kanalı açabilir mi

Bir öğretmen YouTube kanalı açabilir mi sorusunda uygulanacak hükümler doğrudan 657 sayılı Kanun’dur; Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarındaki öğretmenler bu kanuna tabidir. Ders anlatımı içeren eğitim kanalları bakımından ise ek bir soru doğar: içerik, memurun görev alanıyla doğrudan bağlantılıdır.

Görev alanıyla bağlantılı içerik üretimi, kurum itibarı ve tarafsızlık yükümlülükleri bakımından ayrıca değerlendirilir. Özellikle kanal üzerinden ücretli kurs, özel ders veya kaynak kitap satışı yapılması, faaliyeti doğrudan ticari alana taşır ve 28. maddedeki yasağın kapsamına sokar.

Buna karşılık ücretsiz eğitim içeriği yayımlamak, gelir üretmediği sürece ticaret yasağıyla ilgili değildir. Bu durumda değerlendirme, paylaşımın içeriği üzerinden ve memurluk vakarına ilişkin hükümler çerçevesinde yapılır.

Memur YouTuber olabilir mi

Memur YouTuber olabilir mi sorusu, aslında bir meslek sorusudur ve cevabı buradan çıkar. İçerik üreticiliğini bir meslek olarak, düzenli gelir ve organizasyonla yürütmek, memurun ikinci bir mesleki faaliyet icra etmesi anlamına gelir ve 28. maddenin son cümlesindeki mesleki faaliyet yasağıyla doğrudan çakışır.

Ancak “YouTuber olmak” ile “YouTube’da video yayımlamak” aynı şey değildir. Kanun, memurun bir platformda görüş açıklamasını, anlatım yapmasını veya eser paylaşmasını yasaklamaz; yasakladığı şey bunun bir işletme faaliyetine dönüşmesidir. Sınır, gelir modelinin kurulduğu noktada başlar.

Bu nedenle uygulamada en güvenli yol, faaliyetin gelir modelini baştan tasarlamaktır. Telif temelli, arızi ve organizasyonsuz bir model ile reklam ve sponsorluk temelli sürekli bir model, aynı kanal üzerinden yürütülse bile hukuken farklı sonuç doğurur.

Devlet Memuru Sosyal Medyadan Para Kazanabilir mi?

Devlet memuru sosyal medyadan para kazanabilir mi sorusu, YouTube örneğiyle aynı ölçütlere tabidir; platform değişir, hukuki çerçeve değişmez. Instagram, TikTok, X, Twitch veya bir blog sitesi üzerinden elde edilen gelirlerin tamamı aynı iki soruya tabi tutulur: gelir sürekli ve organize bir faaliyetten mi doğuyor, yoksa arızi mi?

Sosyal medya söz konusu olduğunda ikinci bir risk katmanı devreye girer. Paylaşımın içeriği nedeniyle disiplin cezası verilmesi, gelirden bağımsız ve tümüyle ayrı bir konudur. Bu iki eksen sık sık birbirine karıştırılır; oysa biri ifade özgürlüğü, diğeri ticaret yasağı alanına girer ve farklı ölçütlerle denetlenir.

Ayrıca paylaşılan içeriğin üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmesi halinde disiplin dışında ceza ve tazminat sorumluluğu da doğabilir. İnternet üzerinden yapılan paylaşımların ceza hukuku boyutu için sosyal medya ve internet üzerinden hakaret suçu, kişisel veri boyutu için KVKK tazminat davası yazılarımızdaki çerçeve kullanılabilir.

Platform farkı sonucu değiştirir mi

Hukuki nitelendirme bakımından platform farkı sonucu değiştirmez. Ancak vergi tarafında bir tarih ayrımı vardır: sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden elde edilen kazançlar için istisna 1 Ocak 2022’den, internet ve benzeri diğer elektronik ortamlar üzerinden elde edilen kazançlar için ise 1 Ocak 2024’ten itibaren uygulanır.

Bu genişleme 27 Aralık 2023 tarihli ve 7491 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle yapılmıştır. Maddenin başlığı da bu değişiklikle bugünkü halini almıştır: “Sosyal içerik üreticiliği, internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden sunulan hizmetler ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğinde kazanç istisnası.”

Yani kişisel internet sitesi veya blog üzerinden gelir elde eden bir kişi, 2024 öncesinde istisnadan yararlanamıyordu. Bu tarih ayrımı, geçmiş yıllara ilişkin vergi incelemelerinde önem taşır ve zamanaşımı süresi içindeki dönemler bakımından farklı sonuçlar doğurur.

Memur Blog Yazabilir mi ve Telif Geliri Elde Edebilir mi?

Bu başlık, tartışmanın en çok atlanan tarafıdır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 18. maddesi, telif kazançlarını gelir vergisinden istisna tutar ve maddenin lafzı doğrudan internet ortamını sayar. Metin şöyledir: müellif, mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin eserlerini “gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak” suretiyle elde ettikleri hasılat gelir vergisinden müstesnadır.

Bu hüküm, “internette içerik üretmek her halükârda ticari faaliyettir” genellemesini kanunun kendi metniyle çürütür. Aynı Kanun, internette yayımlanan bir eserden doğan hasılatı serbest meslek kazancı olarak niteler ve istisna tutar. Serbest meslek kazancı ise tacirlik veya esnaflık doğurmaz.

Maddenin ikinci fıkrası ayrıca şunu söyler: “Yukarıda yazılı kazançların arızi olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.” Yani telif kazancı düzensiz de olabilir; istisna yine uygulanır. Bu, süreklilik ölçütünün telif kazancı bakımından aranmadığını gösterir.

Telif kazancı ile ticari kazanç arasındaki sınır

Sınır, gelirin bir eserden mi yoksa bir işletme organizasyonundan mı doğduğuna bakılarak çizilir. Kitap yazan, makale yayımlayan, beste yapan veya yazılım geliştiren kişi eserinden hasılat elde eder. Buna karşılık reklam alanı satan, tanıtım hizmeti veren, ürün pazarlayan kişi bir hizmet veya mal ticareti yürütür.

Pratikte aynı kanal her iki geliri birlikte üretebilir. Bir akademisyenin kendi bilimsel çalışmasını anlattığı videolardan platform reklam payı alması durumunda, gelirin kaynağı eser değil reklam sözleşmesidir. Buna karşılık aynı kişinin bir yayınevine sattığı kitabından aldığı telif ödemesi, 18. madde kapsamındadır.

Bu nedenle savunma kurulurken gelir kalemlerinin ayrıştırılması gerekir. Toplam bir tutar üzerinden yapılan değerlendirme, telif niteliğindeki kazancı da ticari kazanç sepetine atar ve sonucu haksız biçimde ağırlaştırır. Banka dekontlarının ödeme kalemine göre ayrıştırılması bu noktada belirleyicidir.

Telif istisnasının kendi sınırı

Telif istisnası sınırsız değildir. 5 Aralık 2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle eklenen fıkraya göre, bu madde kapsamındaki kazançları toplamı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesindeki tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşanlar istisnadan faydalanamaz.

Bu had, sosyal içerik üreticiliği istisnasında kullanılan hadle aynıdır ve her yıl gelir vergisi tarifesiyle birlikte güncellenir. 2026 takvim yılı için uygulanacak tarife, 31 Aralık 2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 332 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile belirlenmiştir ve dördüncü gelir dilimindeki tutar 5.300.000 TL‘dir.

Haddin aşılması istisnayı ortadan kaldırır; kazanç genel hükümlere göre beyan edilir. Ancak istisnanın kalkması, kazancın niteliğini ticari kazanca çevirmez. Serbest meslek kazancı olma özelliği devam eder ve bu, disiplin tarafındaki değerlendirme bakımından önemini korur.

Memur Mobil Uygulama Geliştirebilir mi?

Mobil uygulama geliştiriciliği, Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 20/B maddesinde ayrıca sayılan bir faaliyettir: “akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançlar” istisna kapsamındadır. Yani vergi hukuku bu faaliyeti açıkça tanır ve düzenler.

Disiplin tarafında ise iki ayrı ihtimal vardır. Uygulamayı bir eser olarak geliştirip lisans veya telif karşılığı devreden kişi, Gelir Vergisi Kanunu’nun 18. maddesindeki “bilgisayar programcısı” kategorisine girebilir. Buna karşılık uygulama üzerinden reklam geliri veya uygulama içi satış yürüten kişi, sürekli bir gelir organizasyonu kurmuş olur.

İkinci ihtimalde faaliyet, uygulama mağazasıyla kurulan geliştirici sözleşmesine, sürekli güncelleme yükümlülüğüne ve kullanıcıya karşı sorumluluklara dayanır. Bu yapı, 28. maddenin aradığı tacir niteliğine yaklaşır. Uygulamanın ücretsiz olması ve hiç gelir üretmemesi halinde ise ticaret yasağı tartışması doğmaz.

Serbest çalışma ile memuriyet arasındaki çakışma

Yazılım geliştiren memurların en sık düştüğü hata, faaliyeti bir şirket üzerinden yürütmektir. Şirket kurmak, ortaklık yapısına göre doğrudan 28. maddeye takılabilir; limited şirket müdürlüğü veya anonim şirket yönetim kurulu üyeliği “ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alma” yasağı kapsamındadır.

İkinci sık hata, faaliyet için vergi mükellefiyeti tesis ettirip serbest meslek makbuzu veya fatura düzenlemektir. Bu belgeler, faaliyetin sürekliliğinin ve organizasyonunun resmî kaydı haline gelir. Kayıt dışı kalmak da çözüm değildir; o zaman vergi tarafında ayrı bir yaptırım riski doğar.

Serbest çalışmanın sigorta ve vergi yükümlülükleri bakımından genel çerçevesi için freelance çalışanların SGK bildirimi ve vergisel yükümlülükleri yazımız, memuriyet dışındaki kişiler bakımından karşılaştırma imkânı verir.

Sosyal İçerik Üreticiliği Kazanç İstisnası Nasıl İşliyor?

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi, 14 Ekim 2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanun’la eklenmiş, 27 Aralık 2023 tarihli ve 7491 sayılı Kanun’la kapsamı genişletilerek yeniden yazılmıştır. Bugünkü metin, internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden metin, görüntü, ses ve video türünden içerik paylaşan sosyal içerik üreticilerinin kazançlarını gelir vergisinden istisna tutar.

İstisna yalnız içerik paylaşımıyla sınırlı değildir. Madde, bu ortamlar üzerinden verilen bireysel kurs, eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı gibi hizmetlerden sağlanan kazançları ve mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançları da kapsar.

Maddenin dördüncü fıkrası bir üst sınır koyar: birinci fıkra kapsamındaki kazançları toplamı 103. maddedeki tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşanlar ile faaliyete ilişkin tüm gelirlerini belirtilen şartlara göre tahsil etmeyenler istisnadan faydalanamaz. Üçüncü fıkra ise başka faaliyetlerden kazanç veya irat elde edilmesinin istisnaya engel olmadığını söyler.

Banka hesabı şartı ve münhasırlık kuralı

İstisnanın en katı şartı ikinci fıkradadır: “Bu istisnadan faydalanılabilmesi için Türkiye’de kurulu bankalarda bir hesap açılması ve bu faaliyetlere ilişkin tüm hasılatın münhasıran bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi şarttır.” Buradaki münhasıran kelimesi mutlak bir kural kurar.

Yani hasılatın bir kısmının yurt dışındaki bir ödeme kuruluşu hesabına, dijital cüzdana veya başka bir banka hesabına gelmesi, istisnayı o dönem için ortadan kaldırır. Uygulamada birden fazla hesap açılabilir; ancak açılan tüm hesapların bağlı bulunulan vergi dairesine bildirilmesi gerekir.

Bu şart, memur açısından ayrıca dikkat gerektirir. İstisnadan yararlanmak için açılan hesap ve yapılan bildirim, faaliyetin varlığını ve sürekliliğini belgeleyen resmî bir kayıt oluşturur. Vergi yükümlülüğünü doğru yerine getirmek zorunludur, ancak bu kaydın disiplin soruşturmasında ne anlama geleceği ayrıca değerlendirilmelidir.

Yüzde on beş tevkifat ve nihai vergi niteliği

Maddenin üçüncü fıkrasına göre bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla yüzde on beş oranında gelir vergisi tevkifatı yapmak ve Kanun’un 98 ve 119. maddelerindeki esaslar çerçevesinde beyan edip ödemekle yükümlüdür. Bu tutar üzerinden 94. madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz.

Bu tevkifat, istisna kapsamındaki kazanç bakımından nihai vergi işlevi görür; kazanç ayrıca yıllık beyannameye dahil edilmez. Cumhurbaşkanı, maddede yer alan tevkifat oranını her bir faaliyet türü için ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.

Vergisel yükün bu şekilde sabitlenmesi, istisnanın en cazip yanıdır. Buna karşılık haddin aşılması halinde tablo tamamen değişir: kazanç ticari kazanç hükümlerine göre beyan edilir, artan oranlı tarife uygulanır ve defter tutma ile belge düzenleme yükümlülükleri doğar.

İstisna belgesi şartı kanunda değil tebliğdedir

İnternetteki içeriklerin neredeyse tamamı istisnadan yararlanmak için “vergi dairesinden istisna belgesi alınması” gerektiğini yazar ve bunu kanun şartı gibi sunar. Oysa Gelir Vergisi Kanunu’nun tamamında “istisna belgesi” ibaresi geçmez. Belge şartı, 318 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile getirilmiştir.

Tebliğe göre mükelleflerin ikametgâhlarının bulunduğu yerdeki tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki faaliyetlerine ilişkin İstisna Belgesi almaları gerekir. Bu belge bankaya ibraz edilir ve banka tevkifatı bu belgeye dayanarak yapar.

Ayrım pratik sonuç doğurur: kanun şartı ile tebliğ şartı, hukuki denetim bakımından aynı ağırlıkta değildir. Tebliğ hükümleri kanuna aykırı olamaz ve idari yargı denetimine tabidir. Bu nedenle bir uyuşmazlıkta önce kanunun aradığı şartların, sonra tebliğin getirdiği usulün karşılanıp karşılanmadığı ayrı ayrı incelenir.

Defter tutma, belge düzeni ve şartların ihlali

İstisnadan yararlanan ve had altında kalan mükellefler, defter tutma, defter tasdiki ve belge düzenleme yükümlülüklerinden kural olarak muaf tutulur. Bu muafiyet, istisnanın pratik değerini artıran unsurdur ve küçük ölçekli içerik üreticisinin idari yükünü ortadan kaldırır.

Haddin aşılması veya istisna kapsamı dışında başka ticari faaliyet yürütülmesi halinde ise genel hükümler devreye girer. Bu durumda istisna kapsamındaki ve dışındaki hasılatın ayrı ayrı izlenmesi, ortak giderlerin oranlı biçimde dağıtılması gerekir.

Şartların taşınmadığının tespit edilmesi halinde sonuç maddenin beşinci fıkrasında yazılıdır: eksik tahakkuk etmiş olan vergi, vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur. Bu, sadece verginin geri istenmesi değil, ayrıca ceza uygulanması anlamına gelir.

İstisnaya ilişkin kanun metni için resmî kaynak: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu.

Vergi İstisnası Memuru Disiplin Cezasından Korur mu?

Hayır. Bu, yazının en kritik ayrımıdır ve rakip içeriklerin neredeyse tamamında karşılığı yoktur. Gelir Vergisi Kanunu’nun tanıdığı istisna, verginin alınmamasına ilişkindir; memurun 657 sayılı Kanun’daki yükümlülüklerini etkilemez. İki kanun farklı amaçlara hizmet eder ve farklı yaptırımlar öngörür.

Nitekim vergi istisnasından yararlanmak, kazancın ticari kazanç niteliğinde olduğunun kabulüne dayanır. İstisna, ticari kazanç sayılan bir gelirin vergiden muaf tutulmasıdır. Dolayısıyla istisnaya başvurmak, disiplin tarafında lehe değil aleyhe bir kayıt üretebilir.

Bunun tersi de doğrudur: bir memurun vergi yükümlülüğünü hiç yerine getirmemiş olması disiplin sorumluluğunu hafifletmez, aksine ikinci bir sorun ekler. Kayıt dışı gelir, vergi ziyaı cezasını ve gecikme faizini gündeme getirir; kayıt içindeki gelir ise disiplin dosyasında delil olur. Doğru yol, iki tarafın da bilinçli olarak yönetilmesidir.

Kazanç kastının bulunmaması savunma olarak kullanılabilir mi

Gelir İdaresi’nin görüşünde yer alan “kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması faaliyetin ticari faaliyet olma niteliğine etki etmemektedir” cümlesi, vergi hukukunun objektif nitelendirme anlayışını yansıtır. Vergi, kişinin niyetine değil işlemin ekonomik sonucuna bağlanır.

Disiplin hukukunda ise durum farklıdır. Disiplin sorumluluğu kusura dayanır; kastın veya ihmalin bulunup bulunmadığı, cezanın verilip verilmeyeceğini ve verilecekse ağırlığını etkiler. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin ilgili fıkrası cezanın “fiilin ağırlık derecesine göre” bir ila üç yıl arasında belirleneceğini söyler; bu, kusurun ölçüleceğini gösterir.

Bu nedenle vergi hukukundaki objektif ölçütün disiplin dosyasına doğrudan taşınması hatalıdır. Bir faaliyetin vergi hukukunda ticari sayılması, o memurun disiplin hukukunda kusurlu olduğunu göstermez. İdare, memurun tacir veya esnaf sayılmasını gerektiren bir faaliyet yürüttüğünü ayrıca ortaya koymak zorundadır.

Ticaret Yasağını İhlal Eden Memura Hangi Ceza Verilir?

657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (D) fıkrasının (h) bendi şöyledir: “Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak.” Bu bend, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır.

Cezanın tanımı aynı maddede yapılır: “Kademe ilerlemesinin durdurulması: Fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1 – 3 yıl durdurulmasıdır.” Yani süre sabit değildir; alt ve üst sınır arasında fiilin ağırlığına göre belirlenir.

Sürenin belirlenmesinde faaliyetin ne kadar süredir yürütüldüğü, elde edilen gelirin büyüklüğü, faaliyetin memurun görev alanıyla ilişkisi, kurum itibarına etkisi ve memurun geçmiş sicili dikkate alınır. Ceza verilirken bu unsurların gerekçede gösterilmesi gerekir; gerekçesiz ceza iptal sebebidir.

Cezanın görünmeyen ağırlığı: on yıllık atanma yasağı

Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, adı üzerinde kademe ilerlemesini geciktirir ve maaşa yansır. Ancak asıl ağırlık başka bir maddededir ve içeriklerin neredeyse tamamında bu maddeye yer verilmez: 657 sayılı Kanun’un 132. maddesinin dördüncü fıkrası.

Fıkra şöyledir: aylıktan kesme cezası ile tecziye edilenler 5 yıl, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziye edilenler 10 yıl boyunca daire başkanı kadrolarına, daire başkanı kadrosunun dengi ve daha üstü kadrolara, bölge ve il teşkilatlarının en üst yönetici kadrolarına, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlık ve üyeliklerine, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamazlar.

Yani bir YouTube kanalından elde edilen gelir nedeniyle verilen bir disiplin cezası, memurun kariyerinin on yılını kilitleyebilir. Bu sonuç, cezanın maaşa yansıyan kısmından çok daha ağırdır ve dava açma kararı verilirken mutlaka hesaba katılmalıdır. Kurum içi yükselme hedefi olan personel için bu fıkra belirleyicidir.

Bir alt ceza uygulanması ve tekerrür

125. maddenin son fıkralarında, geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve belirli ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezada bir derece hafif olanının uygulanabileceği düzenlenmiştir. Bu, disiplin amirine takdir yetkisi tanıyan bir hükümdür ve savunmada mutlaka ileri sürülmelidir.

Tekerrür halinde ise tablo terse döner. Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiilin tekrarlanmasında bir derece ağır ceza uygulanır; ağır ceza, kademe ilerlemesinin durdurulması bakımından Devlet memurluğundan çıkarma anlamına gelebilir. Bu nedenle ilk ceza kesinleştikten sonra faaliyete devam etmek ciddi risk taşır.

Disiplin cezalarının özlük dosyasından silinmesine ilişkin 133. madde de savunma stratejisinin parçasıdır. Memurun hangi cezanın ne kadar süre sonra silinmesini isteyebileceği ve bunun kariyer üzerindeki etkisi, dava açma kararının maliyet analizinde yer alır. Memuriyetten çıkarma eşiğine ilişkin genel çerçeve için memur ne kadar ceza alırsa memuriyetten atılır yazımıza bakılabilir.

Disiplin Soruşturması Nasıl Yürütülür

Disiplin cezası, bir görüş yazısına dayanılarak doğrudan verilemez. Önce fiilin öğrenilmesi, ardından soruşturma açılması ve soruşturmacı görevlendirilmesi gerekir. Soruşturmacı, delilleri toplar, tanıkları dinler, memurun savunmasını alır ve raporunu yetkili makama sunar.

Savunma hakkı 657 sayılı Kanun’un 130. maddesiyle güvence altına alınmıştır: savunma alınmadan disiplin cezası verilemez ve savunma için verilecek süre yedi günden az olamaz. Süresi içinde savunma yapılmaması, savunma hakkından vazgeçme sayılır ve bu sonuç yazıda açıkça belirtilmelidir.

Savunma istem yazısının, hangi fiilin isnat edildiğini açık biçimde göstermesi gerekir. “Ticaret yasağına aykırı davrandığınız iddiası” biçiminde soyut bir isnat, memurun kendini savunmasını imkânsız kılar ve tek başına iptal sebebi olur. İsnadın tarih, platform, gelir dönemi ve tutar bakımından somutlaştırılması aranır.

Zamanaşımı: bir ay ve iki yıl

127. maddeye göre, 125. maddede sayılan fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Bu bir aylık süre, dosyaların önemli bir kısmında sonucu belirler. İdarenin fiili hangi tarihte öğrendiği, çoğu zaman bir ihbar dilekçesinin veya bir yazışmanın tarihinden izlenir. Öğrenme tarihi ile soruşturma emrinin tarihi arasında bir aydan fazla süre varsa, ceza verme yetkisi düşer.

İkinci süre mutlaktır: fiilin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmezse ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Süregelen bir faaliyette bu sürenin ne zaman başlayacağı tartışmalıdır; faaliyet devam ettiği sürece fiilin de devam ettiği kabul edilir.

2026 değişikliği: iptal sonrası yeniden ceza tesisi

127. maddenin ikinci fıkrası 23 Ocak 2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değiştirilmiştir. Yeni metin, iki yıllık zamanaşımına ek olarak şunu getirmiştir: disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde, kararın idareye ulaştığı tarihten itibaren kalan disiplin ceza zamanaşımı süresi içinde yeniden ceza tesis edilebilir.

Fıkra bir de emniyet supabı ekler: zamanaşımı süresinin dolması veya altı aydan daha az süre kalması hâlinde en geç altı ay içinde, karar gerekçesi dikkate alınarak yeniden disiplin cezası tesis edilebilir. Yani mahkemede kazanılan bir dava, dosyayı her zaman kapatmaz.

Bu değişiklik, iptal kararı sonrası uygulamada yaşanan tereddütleri gidermek amacıyla getirilmiştir ve memur aleyhine sonuç doğurabilir. Aynı Kanun’la 657 sayılı Kanun’un 56. maddesi de değiştirilmiş, 57. maddesi tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten önceki yorumlara dayanan içerikler bu noktada eskimiştir.

Cezayı kim verir: disiplin amiri, disiplin kurulu, atamaya yetkili amir

126. maddeye göre uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından verilir. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ise memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra atamaya yetkili amirler tarafından, il disiplin kurullarının kararlarına dayanan hallerde valiler tarafından verilir.

Aynı maddenin üçüncü fıkrası kurulun yetkisini sınırlar: disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur; cezayı kabul veya reddeder. Ret hâlinde atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası vermekte serbesttirler.

Bu usul kurallarına aykırılık, esasa girilmeden iptal sonucu doğurur. Kurul kararı alınmadan doğrudan amir tarafından verilen kademe ilerlemesinin durdurulması cezası yetki yönünden sakattır. Aynı şekilde özel kanunların disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullara ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur; emniyet ve yükseköğretim personeli için bu özel hükümler önce gelir.

Disiplin Cezasına İtiraz ve İptal Davası

135. maddeye göre disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. İtiraz süresi, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür.

Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir. İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını vermek zorundadır. İtirazın kabulü hâlinde disiplin amirleri kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilir.

Maddenin son cümlesi yolu açık tutar: disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir. İtiraz yolu zorunlu değildir; memur doğrudan iptal davası da açabilir. İtiraz yoluna başvurulması halinde dava süresi, itirazın reddine ilişkin kararın tebliğinden itibaren yeniden işlemeye başlar.

İptal davasında süre, görevli mahkeme ve yürütmenin durdurulması

Disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasında süre, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun genel kuralı uyarınca işlemin tebliğinden itibaren altmış gündür. Görevli yargı yeri idare mahkemesidir; memurun görev yaptığı yer idare mahkemesi yetkilidir.

Dava açılması, işlemin yürürlüğünü kendiliğinden durdurmaz. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası derhal uygulanır; bu nedenle dava dilekçesinde yürütmenin durdurulması talebinin ayrıca ileri sürülmesi gerekir. Talebin nasıl karara bağlandığı ve ne kadar sürdüğü konusunda yürütmeyi durdurma kararı kaç günde çıkar yazımızdaki zincir yol göstericidir.

İdare mahkemesi kararına karşı kanun yolu, uyuşmazlığın niteliğine göre istinaf veya temyizdir. Bu aşamada verilebilecek karar türleri ve sürecin işleyişi için istinaf mahkemesinin verebileceği kararlar yazımızdaki idari yargı bölümü, itiraz sürelerinin genel işleyişi için ise mahkeme kararına itiraz kaç günde sonuçlanır yazımız kullanılabilir.

Ceza soruşturmasıyla disiplin soruşturmasının ilişkisi

131. madde bu ilişkiyi net biçimde kurar: aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.

Bu kuralın pratik anlamı şudur: ceza yargılamasında beraat eden bir memur hakkında disiplin cezası verilebilir; tersine, disiplin cezası almış bir memur ceza yargılamasında beraat edebilir. İki alan farklı ispat ölçütlerine ve farklı korunan menfaatlere dayanır.

Süreler tablosu

Memur internetten para kazanabilir mi sorusu bir soruşturmaya dönüştüğünde, sonucu belirleyen şey çoğu zaman esasa ilişkin tartışma değil sürelerdir. Aşağıdaki tablo, sürecin her aşamasındaki süreleri ve dayanağını bir arada gösterir.

AşamaSüreDayanak
Soruşturmaya başlama (kademe ilerlemesinin durdurulmasına kadar olan cezalar)Öğrenmeden itibaren 1 ay657 m.127/1-a
Kovuşturmaya başlama (memurluktan çıkarma)Öğrenmeden itibaren 6 ay657 m.127/1-b
Savunma için verilecek süreEn az 7 gün657 m.130
Ceza verme zamanaşımıFiilden itibaren 2 yıl657 m.127/2
İptal sonrası yeniden ceza tesisiKalan süre veya en geç 6 ay657 m.127/2 (7573/3, 23/1/2026)
Disiplin cezasına itirazTebliğden itibaren 7 gün657 m.135
İtiraz merciinin karar süresi30 gün657 m.135
Kurul reddederse yeni ceza verme15 gün657 m.126/3
İptal davası açmaTebliğden itibaren 60 günİYUK m.7
Eş veya çocuğun faaliyetini bildirme15 gün657 m.28 son cümle

Tablodaki sürelerin çoğu hak düşürücü niteliktedir; kaçırıldığında yeniden kazanılamaz. Özellikle yedi günlük itiraz süresi ile bir aylık soruşturmaya başlama süresi, dosyaların en sık düğümlendiği iki noktadır. İkincisi memurun lehine, birincisi aleyhine işler.

Buna karşılık ceza mahkemesinin maddi vakıaya ilişkin kesin tespitleri idari yargıyı bağlar. Örneğin ceza mahkemesi memurun söz konusu hesabı hiç kullanmadığını kesin olarak tespit etmişse, disiplin dosyasında aksi kabul edilemez. Ayrım, hukuki nitelendirme ile maddi vakıa arasındadır.

Akademisyenler İçin Kural Neden Farklı?

Tartışmayı başlatan görüş yazısının Yükseköğretim Kuruluna gönderilmiş olması tesadüf değildir ve sonucu doğrudan etkiler. Öğretim elemanlarının disiplin rejimi 657 sayılı Kanun’da değil, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddedeki ticaret yasağı bendinin lafzı, 657’dekinden farklıdır.

2547 sayılı Kanun m.53/b fıkrasının dördüncü bölümünde yer alan (m) bendi şöyledir: “İlgili kanunların tanıdığı istisnalar dışında ticaret yapmak, yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak.” Bu bend 15 Nisan 2020 tarihli ve 7243 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenmiştir.

657 sayılı Kanun’un 125/D-(h) bendinde bu “ilgili kanunların tanıdığı istisnalar dışında” kaydı yoktur. Fark önemsiz değildir: 2547 uygulamasında, bir kanunun tanıdığı istisna kapsamındaki faaliyet doğrudan bendin dışında kalır. Bu, öğretim elemanı bakımından savunma alanını genişleten bir lafız farkıdır.

Devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesinde ceza aynı değil

2547 sayılı Kanun’un 53. maddesi bu fiil için tek bir ceza öngörmez. Ceza türünün adı “kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme”dir ve iki farklı sonucu içerir. Devlet yükseköğretim kurumlarında görev yapan aylıklı öğretim elemanları bakımından, bulundukları kademedeki ilerlemenin fiilin ağırlık derecesine göre bir ila üç yıl arasında durdurulması söz konusudur.

Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanları bakımından ise ceza tamamen farklıdır: fiilin ağırlık derecesine göre üç ila altı ay süreyle brüt ücretinden 1/30 ila 1/8 arasında kesintiye gidilmesi. Bu ayrım, kadro yapısındaki farktan doğar ve rakip içeriklerin tamamında görünmez.

Bu fark, vakıf üniversitesinde çalışan bir öğretim elemanı için sonucu somut biçimde değiştirir. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına bağlanan on yıllık atanma yasağı 657 sayılı Kanun’un 132. maddesinden gelir ve vakıf üniversitesi personeline aynı biçimde uygulanmaz; ücretten kesinti ise doğrudan mali sonuç doğurur.

Öğretim elemanının devamlı statüsü ve telif ücreti kuralı

2547 sayılı Kanun’un 36. maddesi, 21 Ocak 2010 tarihli ve 5947 sayılı Kanun’la değiştirilmiş haliyle şöyle başlar: “Öğretim elemanları, üniversitede devamlı statüde görev yapar.” Aynı maddenin ikinci fıkrası, bugünkü tartışma bakımından doğrudan bir kural koyar.

Fıkra şöyledir: “Öğretim elemanının görevi ile bağlantılı olarak verdiği hizmetin karşılığında telif ücreti adıyla bir bedel tahsil etmesi halinde 58 inci madde hükümleri uygulanır.” 58. madde, döner sermaye gelirlerinin dağıtımını düzenler; yani bu gelir kişisel kazanç olarak değil döner sermaye üzerinden değerlendirilir.

Bu hüküm, akademisyenin internet üzerinden ürettiği içeriğin görevle bağlantılı olup olmadığı sorusunu kritik hale getirir. Kendi uzmanlık alanında ders anlatan bir öğretim üyesinin kanal geliri ile alakasız bir konuda içerik üreten aynı kişinin geliri, 36. madde bakımından farklı değerlendirilebilir. Kanun metni için resmî kaynak: 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu.

Öğretmen, Polis ve Diğer Personel Grupları İçin Durum?

Kamu personeli tek bir rejime tabi değildir ve ticaret yasağının kaynağı gruba göre değişir. Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında görev yapan öğretmenler doğrudan 657 sayılı Kanun’a tabidir; onlar bakımından yukarıda anlatılan 28. madde ve 125/D-(h) bendi aynen uygulanır.

Emniyet ve jandarma personeli için ise özel bir disiplin kanunu vardır. 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun, bu personel için ayrı bir ceza ve usul rejimi kurar; 657 sayılı Kanun ancak boşlukta uygulanır. Emniyet teşkilatına giriş ve kariyer yapısı için polis olma şartları ve rütbe terfi yazılarımızdaki çerçeve konuyu tamamlar.

Bu ayrım usul bakımından somut sonuç doğurur: itiraz süresi, itiraz mercii ve zamanaşımı süreleri özel kanunlarda farklı belirlenmiş olabilir. 657 sayılı Kanun’un 126. maddesinin son fıkrası da bunu teyit eder: “Özel kanunların disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullarla ilgili hükümleri saklıdır.”

Sözleşmeli memur ticaret yapabilir mi

657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli olarak çalışanlar bakımından ticaret yasağı, doğrudan 28. maddeden değil, sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar ile tip sözleşme hükümlerinden doğar. Sonuç çoğu zaman aynıdır, ancak dayanak farklıdır ve yaptırım rejimi de farklıdır.

Sözleşmeli personel bakımından ağır yaptırım, disiplin cezası değil sözleşmenin feshidir. Bu fark, dava stratejisini de değiştirir: uyuşmazlık disiplin cezasının iptali değil, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin iptali olarak kurulur ve incelenecek hükümler farklıdır.

Kamu kurumunda işçi statüsünde çalışanlar bakımından ise 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri uygulanmaz. Bu kişiler için sınırı iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi, kurum yönergeleri ve İş Kanunu’nun sadakat borcuna ilişkin hükümleri belirler; yaptırım da disiplin cezası değil iş sözleşmesinin feshi olur.

Aday memur, ücretsiz izindeki memur ve emekli

Aday memur bakımından risk daha yüksektir. 657 sayılı Kanun’un 56. maddesi, 23 Ocak 2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’la değiştirilmiş haliyle, adaylık süresi içinde birden fazla uyarma veya kınama cezası alanlar da dahil olmak üzere göreve son verme hallerini düzenler. Aynı Kanun’la 57. madde tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Ücretsiz izinde olan memur bakımından memuriyet sıfatı devam eder. Aylıksız izin, hizmet ilişkisini sona erdirmez; sadece fiili çalışmayı ve aylığı askıya alır. Bu nedenle ücretsiz izin süresince ticaret yasağı da devam eder ve bu dönemde yürütülen ticari faaliyet disiplin sorumluluğu doğurur.

Kurum değiştirme durumunda ise yasak kesintisiz devam eder; hizmet ilişkisi sürdüğü için ara dönemde de aynı hükümler uygulanır. Kurumlar arası geçişin nasıl işlediği konusunda kurumlar arası geçiş yazımız süreci ayrıntılandırır.

Memur emeklisi ticaret yapabilir mi

Memur emeklisi ticaret yapabilir mi? Burada tablo nettir: memuriyet sıfatı sona erdiğinde 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri uygulanamaz. Emeklilik, istifa veya çekilmiş sayılma hallerinde kişi artık memur değildir; ticaret yapması, şirket kurması ve internet üzerinden gelir elde etmesi serbesttir.

Bu serbestinin iki sınırı vardır. Birincisi, bazı kadrolar için görevden ayrıldıktan sonraki belirli bir süre içinde eski görev alanıyla ilgili özel sektörde çalışmayı sınırlayan özel hükümlerdir; bunlar kadroya göre ayrıca kontrol edilmelidir. İkincisi, emekli aylığı ile birlikte sigortalı çalışmanın veya bağımsız çalışmanın sosyal güvenlik sonuçlarıdır.

Emeklilikten sonra internet üzerinden içerik üreticiliği yapan kişi bakımından ise yalnızca vergi yükümlülükleri devam eder. Sosyal içerik üreticiliği istisnasından yararlanma şartları, emekli olup olmamaya göre değişmez; belirleyici olan haddin aşılmaması ve hasılatın münhasıran bildirilen banka hesabından tahsil edilmesidir.

Paylaşımın İçeriği Nedeniyle Ceza ile Gelir Nedeniyle Ceza Aynı Şey Değildir

Kamuoyunda “memura sosyal medya cezası” başlığı altında iki tamamen farklı mesele birlikte anılıyor. Birincisi paylaşımın içeriği nedeniyle verilen cezalar, ikincisi paylaşımdan gelir elde edilmesi nedeniyle verilen cezalar. Bunların hukuki dayanağı, ölçütü ve denetim standardı ayrıdır.

İçerik nedeniyle verilen cezalar, ifade özgürlüğüne müdahale niteliğindedir ve Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi kapsamında denetlenir. Gelir nedeniyle verilen cezalar ise ticaret yasağına dayanır ve ifade özgürlüğüyle doğrudan ilgili değildir.

Bu ayrımın atlanması, savunmanın yanlış zeminde kurulmasına yol açar. Gelir nedeniyle açılmış bir soruşturmada ifade özgürlüğü argümanı sonuç vermez; buna karşılık içerik nedeniyle açılmış bir soruşturmada ticaret yasağı tartışması konu dışıdır.

Anayasa Mahkemesinin kurduğu ölçütler

Anayasa Mahkemesi, sosyal medya paylaşımı nedeniyle disiplin cezası verilen bir kamu görevlisinin bireysel başvurusunda ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Lale Çalıkoğlu, B. No: 2018/36354, 18/10/2022, Birinci Bölüm). Başvuruya konu ceza uyarma cezasıydı.

Karar, kamu görevlisinin ifade özgürlüğüne müdahalede idarenin ve derece mahkemelerinin göstermesi gereken unsurları sıralar: devlet memurunun birey olarak görüş sahibi olma hakkının bulunduğu, ifadenin hizmet dışında yapılıp yapılmadığı, söylemin kurumun itibar ve güvenini zedeleyip zedelemediği, kamu hizmetinin sürekliliğine etkisinin somut olarak ortaya konması ve cezanın etkisiyle orantılı olması.

Bu ölçütler, gelir nedeniyle verilen cezalar için doğrudan uygulanmaz; ancak ortak bir ilke taşırlar: idarenin soyut gerekçeyle değil somut tespitlerle karar vermesi gerektiği. Bu ilke, ticaret yasağı dosyalarında da geçerlidir. Kamu görevlisine yönelen ifadelerin ceza hukuku boyutu için kamu görevlisine hakaret şikayete tabi mi yazımız ayrı bir çerçeve sunar.

Danıştay İçtihadında Ölçüt Nasıl Kuruluyor

İdari yargı uygulamasında ticaret yasağına ilişkin dosyaların omurgası, faaliyetin tacir veya esnaf niteliği taşıyıp taşımadığının somut delillerle ortaya konmasıdır. Yerleşik yaklaşım, kanunun yasakladığı ticari faaliyetler dışında kalan ve memuriyetle bağdaşan kazanç getirici işlerin yapılabileceği yönündedir.

Aynı çizgide, memurun kamu görevi dışındaki konularda suç teşkil etmemek kaydıyla demeç vermesi, köşe yazısı ve makale yazması, basın açıklaması yapması ve röportaj vermesi için önceden izin alması gerekmediği kabul edilir. Bu ilke, bilimsel yayınlardan gelir elde edilmesinin yasak kapsamında olmadığı sonucunu da destekler.

İnternet üzerinden içerik üreticiliğine özgü, künyesi doğrulanabilir bir emsal karar bu yazının hazırlandığı tarihte ilgili karar arama sisteminden teyit edilememiştir. Bu nedenle burada belirli bir karar künyesi verilmemekte, yalnızca yerleşik ilkeler aktarılmaktadır. Somut bir dosyada güncel içtihadın ayrıca araştırılması gerekir.

Uygulamada Sık Karşılaşılan Durumlar ve Değerlendirme

Aşağıdaki tablo, tipik durumların hangi hukuki kalıba girdiğini ve hangi riski doğurduğunu özetler. Tablo genel değerlendirme içerir; her dosya kendi delilleriyle ayrıca incelenir ve buradaki sınıflandırma somut olayın koşullarına göre değişebilir.

DurumVergi hukukundaki niteliği657 m.28 riski
Gelir üretmeyen kanal veya blogKazanç yokYok
Kitap, makale veya yazılımdan telif ödemesiSerbest meslek kazancı (m.18 istisnası)Düşük
Düzenli reklam paylaşımı geliriTicari kazanç (mükerrer m.20/B istisnası)Yüksek
Sponsorluk ve ürün tanıtımı sözleşmesiTicari kazançYüksek
Bağış, hediye, bahşişTicari hasılatOrta-yüksek
Tek seferlik kanal veya hesap devriDeğer artışı veya arızi kazançDüşük
Şirket kurulup faaliyetin şirket üzerinden yürütülmesiKurum kazancıÇok yüksek
Eş adına açılmış hesaptan gelirEşin kazancıBildirim yükümlülüğü, muvazaa riski

Tablodaki risk sütunu, faaliyetin tacir veya esnaf sayılmayı gerektirip gerektirmediği ölçütüne göre kurulmuştur. Süreklilik ve organizasyon arttıkça risk yükselir; arızi ve eserden doğan gelirlerde risk düşer. Şirketleşme, en yüksek riski doğurur çünkü 28. maddedeki yasakların birden fazlasını aynı anda ilgilendirir.

Bu Konuda Yanlış Bilinen Beş Şey

Konu hakkında dolaşan bilgilerin bir kısmı doğrudur, bir kısmı ise kanun metniyle karşılaştırıldığında yanlış çıkmaktadır. Aşağıdaki beş nokta, ölçüm yapılarak tespit edilmiştir.

  • “Kanun her türlü kazanç getirici faaliyeti yasaklıyor.” Kazanç getirici ibaresi 657 sayılı Kanun’un tamamında iki kez geçer ve ikisi de madde metni değildir; biri kenar başlık, diğeri ceza bendidir. Madde üç somut yasak kurar.
  • “Kanun ticari temsilci olmayı yasaklıyor.” Kanunun lafzı ticari temsilci değil ticari mümessildir; ayrıca ticari vekil, kollektif şirkette ortaklık ve komandit şirkette komandite ortaklık sayılmıştır.
  • “Vergi istisnası alan memur ceza almaz.” İstisna vergiye ilişkindir; disiplin yasağını kaldırmaz. Üstelik istisnaya başvurmak, faaliyetin ticari olduğunun kabulüne dayanır.
  • “İstisna belgesi kanunda düzenlenmiştir.” Gelir Vergisi Kanunu’nun tamamında istisna belgesi ibaresi geçmez; belge şartı 318 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile getirilmiştir.
  • “Bu görüş yazısıyla memurlara ceza verilmeye başlandı.” Görüş yazısı bir tereddüt giderme belgesidir; ceza, ancak soruşturma açılması, savunma alınması ve yetkili amir veya kurul kararıyla verilebilir.

Bu beş noktanın ortak yanı, kanun metnine değil ikincil aktarımlara dayanmalarıdır. Bir disiplin dosyasında savunma kurulurken kanunun kendi lafzının okunması, ikincil kaynakların tekrarlanmasından çok daha etkilidir.

Soruşturma Açılan Memur İçin Yol Haritası

Hakkında bu konuda soruşturma açılan bir memurun izleyeceği adımlar, sürelerin kısalığı nedeniyle baştan planlanmalıdır. Savunma süresi en az yedi gündür ve itiraz süresi tebliğden itibaren yedi gündür; bu süreler kaçırıldığında geri dönüşü olmayan sonuçlar doğar.

  • Savunma istem yazısındaki isnadın somut olup olmadığını inceleyin; tarih, platform ve gelir dönemi belirtilmemişse bunu savunmada açıkça belirtin.
  • İdarenin fiili hangi tarihte öğrendiğini tespit edin; bir aylık soruşturmaya başlama süresi geçmişse zamanaşımı def’ini ileri sürün.
  • Gelir kalemlerini ayrıştırın: telif niteliğindeki ödemeler ile reklam ve sponsorluk gelirlerini ayrı ayrı belgeleyin.
  • Faaliyetin süreklilik ve organizasyon taşımadığını gösteren delilleri toplayın: yayın sıklığı, gelir düzensizliği, ekip veya işyeri bulunmaması.
  • Geçmiş hizmetlerinize ilişkin ödül, başarı belgesi ve olumlu değerlendirmeleri savunmaya ekleyin; bir derece hafif ceza uygulanması talebi bunlara dayanır.
  • Ceza verilirse yedi gün içinde yüksek disiplin kuruluna itiraz edin veya doğrudan altmış gün içinde iptal davası açın; yürütmenin durdurulması talebini dilekçeye mutlaka ekleyin.

Faaliyete henüz başlamamış bir memur için ise sıralama tersine döner: önce kurumun hukuk biriminden yazılı görüş istemek, ardından faaliyetin hangi gelir modeliyle yürütüleceğine karar vermek gerekir. Telif temelli bir model ile reklam temelli bir model, hukuki sonuç bakımından aynı yerde durmaz.

Özetle memur internetten para kazanabilir mi sorusunun tek bir cevabı yoktur; cevap, gelirin eserden mi organizasyondan mı doğduğuna, faaliyetin sürekliliğine ve personelin hangi statüde bulunduğuna göre değişir. Görüş yazısı bu değerlendirmeyi kolaylaştırmaz, yalnızca idarenin yorumunu gösterir; bağlayıcı olan kanunun kendi metnidir.

Dosyanızın Değerlendirilmesi

Ticaret yasağına dayanan disiplin dosyaları, sonucu delil değerlendirmesine bağlı dosyalardır: aynı gelir tutarı, faaliyetin yapısına göre bir dosyada ceza doğurur diğerinde doğurmaz. Bu nedenle savunmanın ilk günden doğru zeminde kurulması, itiraz ve dava aşamasındaki şansı belirler.

Hakkınızda başlatılmış bir soruşturma varsa ya da faaliyete başlamadan önce durumunuzu değerlendirmek istiyorsanız, dosyanızın belgeleriyle birlikte büromuza başvurabilirsiniz. Vergi tarafındaki yükümlülüklerin ayrıca değerlendirilmesi gereken dosyalarda vergi hukuku alanındaki çalışmalarımız da sürece dahil edilir; büromuzun ilgilendiği diğer alanlar için çalışma alanlarımız sayfasına bakabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Memur ticaret yapabilir mi?

Hayır. 657 sayılı Kanun’un 28. maddesi memurun Türk Ticaret Kanunu’na göre tacir veya esnaf sayılmasını gerektiren bir faaliyette bulunmasını yasaklar. Ancak yasak, her gelir elde etme biçimini değil tacirlik veya esnaflık doğuran faaliyetleri kapsar; kira geliri, faiz geliri ve telif kazancı bu kapsamda değildir.

Memur e ticaret yapabilir mi?

Hayır. Elektronik ticaret, satışın internet üzerinden yapılması dışında klasik ticaretten farklı değildir ve süreklilik ile organizasyon taşıdığında memuru tacir sayılmayı gerektiren bir faaliyete sokar. Buna karşılık kişisel kullanım eşyasının ikinci el platformda arızi olarak satılması ticaret sayılmaz.

Memur eşi ticaret yapabilir mi?

Evet. 657 sayılı Kanun memurun eşinin ticaret yapmasını yasaklamaz. Ancak maddenin son cümlesi bir bildirim yükümlülüğü getirir: eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu on beş gün içinde bağlı oldukları kuruma bildirmekle yükümlüdür.

Emekli memur ticaret yapabilir mi?

Evet. Memuriyet sıfatı sona erdiğinde 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri uygulanamaz; emekli memur ticaret yapabilir, şirket kurabilir ve internet üzerinden gelir elde edebilir. Bazı kadrolar için görevden ayrıldıktan sonraki belirli süreye ilişkin özel geçiş sınırlamaları ayrıca kontrol edilmelidir.

Memur ücretsiz izinde ticaret yapabilir mi?

Hayır. Aylıksız izin hizmet ilişkisini sona erdirmez, yalnızca fiili çalışmayı ve aylığı askıya alır. Memuriyet sıfatı devam ettiği için ticaret yasağı da devam eder ve bu dönemde yürütülen ticari faaliyet disiplin sorumluluğu doğurur.

Memur hafta sonu ek iş yapabilir mi?

Çalışma saatinin dışında olması yasağı ortadan kaldırmaz. 657 sayılı Kanun’un 28. maddesi, memurun gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde çalışmasını yasaklar; hafta sonu veya mesai dışı olması bu yasağın istisnası değildir.

Sözleşmeli memur ek iş yapabilir mi?

Kural olarak hayır. Sözleşmeli personel bakımından yasağın kaynağı 28. madde değil, sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar ile tip sözleşme hükümleridir. Yaptırım da disiplin cezası yerine sözleşmenin feshi biçiminde ortaya çıkar.

Öğretmen YouTube kanalı açabilir mi?

Kanal açmak ve içerik yayımlamak kural olarak yasak değildir; öğretmen de 657 sayılı Kanun’a tabi olduğu için sınır, kanaldan düzenli gelir elde edilmesi noktasında başlar. Gelir üretmeyen bir kanal bakımından ticaret yasağı tartışması doğmaz, değerlendirme içeriğin kendisi üzerinden yapılır.

Memur mobil uygulama geliştirebilir mi?

Uygulamayı bir eser olarak geliştirip telif veya lisans karşılığı devretmek ile uygulama üzerinden sürekli reklam ve satış geliri elde etmek farklı değerlendirilir. Birincisi Gelir Vergisi Kanunu’nun 18. maddesindeki bilgisayar programcısı kategorisine girebilir; ikincisi sürekli bir gelir organizasyonu kurduğu için ticaret yasağı riski taşır.

Memur kazanç getirici faaliyet nedir?

Bu ibare 657 sayılı Kanun’un tamamında yalnızca iki yerde geçer: 28. maddenin kenar başlığında ve 125. maddenin D/h bendinde. Bendin lafzı “Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetler” biçiminde olduğu için, bir faaliyetin bu kapsama girmesi için başka bir hükümle yasaklanmış olması gerekir.

Memur limited şirkete ortak olabilir mi?

28. maddede sayılan yasak kollektif şirkette ortaklık ve komandit şirkette komandite ortaklıktır; limited şirket ortaklığı ve anonim şirkette pay sahipliği bu sayımda yer almaz. Ancak limited şirkette müdürlük veya anonim şirkette yönetim kurulu üyeliği, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alma yasağı kapsamına girer.

Memurun sosyal medya geliri vergiye tabi mi?

Evet, ancak Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 20/B maddesindeki istisna şartları taşınıyorsa gelir vergisinden müstesna tutulur. İstisna için Türkiye’de kurulu bir bankada hesap açılması ve tüm hasılatın münhasıran bu hesap üzerinden tahsil edilmesi şarttır; banka yüzde on beş oranında tevkifat yapar.

Sosyal içerik üreticiliği istisnasının 2026 sınırı nedir?

İstisna haddi sabit bir tutar değildir; Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesindeki tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutara bağlıdır ve her yıl güncellenir. 2026 takvim yılı için bu tutar 332 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 5.300.000 TL olarak belirlenmiştir.

Ticaret yasağını ihlal eden memura hangi ceza verilir?

657 sayılı Kanun’un 125/D-(h) bendi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilir ve süre fiilin ağırlık derecesine göre bir ila üç yıl arasında belirlenir. Bu cezayı alan memur ayrıca 132. maddenin dördüncü fıkrası gereği on yıl boyunca daire başkanı ve dengi kadrolara, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamaz.

Disiplin cezasına itiraz süresi kaç gündür?

İtiraz süresi, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı itiraz mercii yüksek disiplin kuruludur; merci itiraz dilekçesinin kendisine ulaşmasından itibaren otuz gün içinde karar vermek zorundadır. Süresinde itiraz edilmeyen cezalar kesinleşir.

Disiplin cezasında zamanaşımı ne kadardır?

Fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmazsa ceza verme yetkisi düşer; fiilin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde ceza verilmezse yetki yine zamanaşımına uğrar. 23 Ocak 2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’la eklenen kural uyarınca, ceza yargı kararıyla iptal edilirse kalan süre içinde veya en geç altı ay içinde yeniden ceza tesis edilebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Disiplin mevzuatı ile vergi mevzuatı sık değişmektedir; kendi durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.