Ceza Hukuku

Sürekli Aramak Suç mu? Kaç Arama Israr Sayılır?

Sürekli Aramak Suç mu? Kaç Arama Israr Sayılır

Sürekli aramak suç mu sorusu, hukuken arama sayısına değil tek bir kelimeye bakılarak çözülür: Türk Ceza Kanunu m.123 “ısrarla” der ve bu kelimenin karşılığı bir rakam değil, bir örüntüdür. Bu yüzden telefonun günde kırk kez çalması ile ayda dört kez çalması arasında kendiliğinden bir fark yoktur; ikisi de suç olabilir, ikisi de olmayabilir. Buna karşılık sayının hukuken hiçbir hükmü olmadığını söylemek de yanlış olur — sayı suçun doğup doğmadığını değil, cezanın ne kadar artacağını belirler.

Makale İçeriği

Bu ayrım Türkiye’de neredeyse hiçbir yerde yapılmıyor. “Üç aramadan sonra suç olur” gibi rakamlar dolaşıyor, oysa mahkemelerin aradığı şey bambaşka: eylemin tekrarlanarak mağdurun günlük hayatına yerleşmesi ve failin bunu sırf rahatsız etmek için yapması. Aşağıda kanunun lafzı, Yargıtay’ın ısrar ölçütü, zincirleme suç hükmünün arama dizilerine nasıl uygulandığı, alacak tahsili için yapılan aramaların neden farklı değerlendirildiği ve şikâyet süresinin ne zaman işlemeye başladığı tek tek ele alınıyor.

Kısa değerlendirme

Sürekli aramak tek başına suç değildir; suç, aramanın ısrarla ve sırf huzur bozma maksadıyla yapılmasıyla doğar. Sayı ise cezayı belirler.

  • Kanuni dayanak: TCK m.123 — üç aydan bir yıla kadar hapis, şikâyete bağlı.
  • Kaç arama: Kanunda sayı yok; Yargıtay “bir kez yapılması yeterli değildir, eylemlerin ısrarla tekrarlanması süreklilik arz etmesi” ölçütünü kullanıyor.
  • Sayının gerçek işlevi: Değişik zamanlarda tekrarlanan arama dizileri TCK m.43 zincirleme suç sayılır; ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artar.
  • Her arama suç değil: Alacağını isteyen, haber veren, işi gereği arayan kişide “sırf” kastı yoktur; Yargıtay bu dosyalarda beraat kararlarını onuyor.
  • Süre: Şikâyet altı aylıktır; zincirleme suç tek suç sayılıp son fiille tamamlandığı için aramalar sürerken sürenin işlemediği kabul edilir.

Sürekli Aramak Suç mu? Kanunun Cevabı Tek Kelimede Saklı

Sürekli aramak suç mu diye bakıldığında karşımıza çıkan hüküm Türk Ceza Kanunu’nun 123. maddesidir ve maddenin lafzı beklenenden çok daha dardır: “Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.” Cümlede iki tane kilit vardır: “sırf … maksadıyla” ve “ısrarla”. İkisi birden bulunmazsa ortada suç yoktur.

Bu yüzden telefonun kaç kez çaldığı, tek başına hiçbir şey ifade etmez. Kırk arama yapan ama amacı borcunu istemek olan kişi bu maddenin muhatabı değildir; dört arama yapan ama tek amacı karşısındakinin huzurunu kaçırmak olan kişi muhatabıdır. Hukuk burada niceliğe değil niyete ve örüntüye bakar.

Maddenin şikâyete bağlı olması da pratikte belirleyicidir. Savcılık kendiliğinden harekete geçmez; mağdurun şikâyeti olmadan soruşturma başlamaz, şikâyetten vazgeçilirse dava düşer. Bu, aynı fiilin bazen hiç yargıya taşınmadan sonlanmasının da sebebidir.

Sürekli aramak suç mu, hangi kanunda düzenlenir?

Düzenleme 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde, 123. maddede yer alır. Suçun adı kanunda “kişilerin huzur ve sükûnunu bozma”dır; halk arasında kullanılan “telefonla rahatsız etme” ya da “sürekli arama suçu” gibi adlandırmalar kanunda geçmez. Bu ayrıntı önemsiz değildir: dilekçede ya da şikâyette hangi adı kullanırsanız kullanın, savcılık fiili kanundaki karşılığına göre nitelendirir.

Aynı bölümde 2022’de yürürlüğe giren bir başka madde daha vardır: 123/A ısrarlı takip. İki madde birbirine çok yakın durur ve pratikte hangisinin uygulanacağı çoğu zaman tartışma konusudur. Suçun unsurlarını, manevi unsuru ve içtima hâllerini kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu bütün yönleriyle ele aldığımız yazıda ayrıntılı bulabilirsiniz.

Maddenin tam metnine Türk Ceza Kanunu’nun resmî metninden doğrudan ulaşabilirsiniz. Kanun metnini kendi gözünüzle okumak, internette dolaşan “şu kadar aramadan sonra” biçimindeki yorumların dayanaksızlığını görmenin en kısa yoludur.

Birini sürekli aramak suç mu?

Birini sürekli aramak, tek başına ve otomatik olarak suç değildir. Suçun doğması için aramanın sırf o kişinin huzurunu bozmak amacıyla yapılması ve ısrar boyutuna ulaşması gerekir. Arayan kişinin meşru bir amacı varsa — randevu hatırlatmak, alacağını istemek, acil bir durumu bildirmek — maddede aranan özel kast yoktur.

Uygulamada en sık karşılaşılan yanılgı, arama sayısının tek başına delil sayılacağının sanılmasıdır. Savcılık dosyaya bakarken “kaç kez aradı” sorusundan önce “neden aradı” sorusunu sorar. Arama kayıtları bu ikinci sorunun cevabını tek başına vermez; içeriği, zamanı, tarafların ilişkisi ve mağdurun daha önce açık bir ret beyanı olup olmadığı birlikte değerlendirilir.

Mağdurun “beni bir daha arama” demiş olması, dosyanın en güçlü verisidir. Bu beyandan sonra devam eden aramalar artık meşru amaçla açıklanamaz hale gelir; failin niyetini gösteren en somut kanıt, çoğu zaman mağdurun kendi mesajıdır.

Israrla aramak suç mu, ısrarla ne demek?

Israrla aramak suç mu, evet — ama “ısrarla” kelimesinin hukuki karşılığını bilmek şartıyla. Israr, aynı davranışın tekrarlanarak bir bütün hâline gelmesidir. Hukukta bunun karşılığı bir eşik sayısı değil, bir süreklilik değerlendirmesidir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2018/2337 E., 2019/16180 K. sayılı ve 13.11.2019 tarihli ilamında ölçüt açıkça yazılıdır: suçun oluşabilmesi için kanunda yazılı eylemleri “bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi” gerekir. Üç unsur birden aranır: tekrar, süreklilik ve özel kast.

Aynı kararda suçla korunan hukuki yarar da tanımlanmıştır: “kişi özgürlüğünün korunması ve bireyin, psikolojik ve ruhsal bakımdan rahatsız edilmemesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi”. Bu tanım, ısrarın neden sayıyla değil etkiyle ölçüldüğünü de açıklar — ölçülen şey failin kaç kez tuşa bastığı değil, mağdurun yaşamının bozulup bozulmadığıdır.

Kanunun saydığı üç hareket biçimi

Madde üç hareket sayar ve üçüncüsü kapıyı geniş bırakır. Birincisi telefon edilmesi, ikincisi gürültü yapılması, üçüncüsü ise “aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması”dır. Bu üçüncü seçenek sayesinde kapı çalma, zil çalıp kaçma, mesaj yağdırma gibi davranışlar da madde kapsamına girebilir.

Hareket biçimi Tipik örnek Dikkat edilecek nokta
Telefon edilmesi Arama, cevapsız bırakılan arama dizisi Konuşma gerçekleşmese de hareket tamamlanır
Gürültü yapılması Gece boyu yüksek ses, tekrarlanan darbe sesleri Komşuluk uyuşmazlıkları çoğu zaman ayrı bir rejime tabidir
Hukuka aykırı başka davranış Kapı çalıp kaçma, sürekli mesaj, takip eder gibi görünme Fiil ayrıca başka bir suç oluşturuyorsa o madde öncelik alır

Üçüncü seçeneğin sınırı vardır: fiil başka bir suça giriyorsa mahkeme önce onu tartışmak zorundadır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/1864 E., 2018/106 K. sayılı ve 15.01.2018 tarihli ilamında, müştekinin kapı kilidine yapıştırıcı sürmekten ibaret eylemin “mala zarar verme suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan” huzur bozmadan hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır. Yani her rahatsız edici davranış otomatik olarak bu maddeye girmez.

Birini ısrarla aramak ile bir kez aramak arasındaki fark

Tek bir arama, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, kural olarak bu suçu oluşturmaz. Kanun “ısrarla” dediği için tek hareket unsuru karşılamaz. Bunun tek istisnası, o tek aramanın kendi başına başka bir suç oluşturmasıdır: arama sırasında tehdit edilmişse TCK m.106, hakaret edilmişse m.125, cinsel amaçlı söz söylenmişse m.105 devreye girer.

Buradaki fark pratik sonuç doğurur. Tek aramadan şikâyetçi olan kişi huzur bozmadan sonuç alamayabilir; ama aramanın içeriği kayıt altındaysa başka bir maddeden dosya açılabilir. Bu nedenle şikâyet dilekçesinde yalnızca “sürekli aradı” demek yerine, aramaların içeriğini de anlatmak gerekir.

Tersi de doğrudur: onlarca arama yapılmış ama hiçbirinde konuşma gerçekleşmemişse, dosyada yalnızca arama kayıtları kalır. Bu durumda ısrarın varlığı kayıtlardan okunur, kastın varlığı ise tarafların geçmişinden ve mağdurun ret beyanından çıkarılır.

Kaç Arama Israr Sayılır? Kanunda Sayı Neden Yok

Kaç arama ısrar sayılır sorusunun kanunda yazılı bir cevabı yoktur ve bu bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir. Sabit bir eşik konsaydı — örneğin “beş arama” — failin dört aramayla kalması hâlinde hiçbir sorumluluğu doğmazdı; oysa dört aramanın da mağdurun hayatını çekilmez hâle getirdiği durumlar vardır. Kanun koyucu bu yüzden niceliği değil niteliği ölçütlemiştir.

Bunun mahkeme cephesinde çok somut bir karşılığı vardır: hâkim, ısrarın somut olayda nasıl gerçekleştiğini gerekçesinde göstermek zorundadır. Bunu yapmayan mahkûmiyet kararları bozulur. Yani “kaç” ölçütü kanunda yazılı olmasa da, gerekçeli kararda somutlaşmak zorundadır.

Uygulamada hâkimin baktığı veriler bellidir: aramaların toplam sayısı, hangi zaman aralığına yayıldığı, günün hangi saatlerinde yapıldığı, mağdurun araya girip “arama” deyip demediği, arayanın numara değiştirip değiştirmediği ve aramaların mağdurun yaşamında somut bir değişikliğe yol açıp açmadığı.

Kaç arama ısrar sayılır, mahkeme neye bakar?

Mahkemenin baktığı ilk şey, aramaların bir örüntü oluşturup oluşturmadığıdır. Dağınık, birbirinden kopuk ve makul aralıklarla yapılmış aramalar ısrar sayılmaz. Buna karşılık kısa aralıklarla, mağdurun cevap vermediği açıkça belliyken sürdürülen aramalar örüntü oluşturur.

İkinci ölçüt zamandır. Gece yarısı yapılan aramalar, aynı sayıdaki gündüz aramalarından daha ağır değerlendirilir; çünkü korunan hukuki yarar kişinin yaşamını sağlıklı sürdürmesidir ve uyku düzeninin bozulması bu yararın doğrudan ihlalidir.

Üçüncü ölçüt, mağdurun tepkisidir. Numarayı engellemek, “arama” demek, karakola başvurmak gibi adımlar dosyada varsa, bu adımlardan sonra devam eden her arama ısrarın ispatını kolaylaştırır. Engellendiği hâlde farklı numaralardan arama yapılması ise ısrarın en açık göstergelerinden biridir.

Tek bir arama ısrar sayılır mı?

Hayır. Tek bir arama ısrar sayılmaz; kanunun aradığı çokluk unsuru karşılanmaz. Bu, Yargıtay’ın istikrarlı biçimde uyguladığı bir ölçüttür ve yukarıda anılan 18. Ceza Dairesi kararında açıkça “bir kez yapılmasının yeterli olmadığı” biçiminde ifade edilmiştir.

Ancak “tek arama” ile “tek gün” aynı şey değildir. Aynı gün içinde art arda yapılan çok sayıda arama tek bir olay gibi görünse de, kanunun aradığı tekrar unsurunu karşılayabilir. Belirleyici olan takvim günü değil, davranışın tekrarlanmış olmasıdır.

Buna karşılık iki arama arasında aylar varsa ve her biri makul bir sebeple açıklanabiliyorsa, süreklilik unsuru zayıflar. Bu durumda dosya çoğu zaman kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapanır.

Israr unsurunun gerekçede gösterilmesi zorunlu mu?

Zorunludur ve bu, sanık açısından en güçlü savunma noktalarından biridir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/1864 E., 2018/106 K. sayılı ve 15.01.2018 tarihli ilamında, “suçun ısrar unsurunun somut olayda ne şekilde oluştuğu açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesi”ni bozma sebebi saymıştır.

Aynı yaklaşım 2019 tarihli 2018/2337 esas sayılı kararda tekrarlanır: orada da “ısrar öğesinin ne şekilde gerçekleştiği yöntemince açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi” bozmaya yol açmıştır. İki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan kural şudur: mahkeme “ısrar vardır” demekle yetinemez, ısrarın hangi somut verilerden çıktığını yazmak zorundadır.

Bu kuralın pratik sonucu, savunmanın hangi noktaya yoğunlaşacağını da belirler. Sanık müdafii “müvekkilim aramadı” demek yerine, mahkemenin gerekçesinde ısrarın nasıl kurulduğunu sorgulayarak sonuç alabilir.

Aynı gün içindeki çok sayıda arama ısrar sayılır mı?

Sayılabilir. Israr, takvime değil davranışın tekrarına bakar. Bir gün içinde yapılan kırk arama, mağdur cevap vermediği hâlde sürdürülmüşse ve arayanın meşru bir amacı yoksa ısrar unsuru gerçekleşmiş olur.

Burada dikkat edilecek nokta, bu durumun ceza bakımından kural olarak tek suç sayılmasıdır. Kesintisiz devam eden bir davranış, her arama için ayrı ayrı cezalandırılmaz. Ceza artışı için kanunun aradığı şey, aramaların değişik zamanlarda tekrarlanmasıdır — bu ayrım yazının ilerleyen bölümünde ayrıntılı ele alınıyor.

Uygulamada bu nokta sık karıştırılır. Mağdur “beni yüz kez aradı, yüz suç işledi” diye düşünür; hukuk ise aramaların kaç ayrı fiile bölündüğüne bakar. Aramalar tek bir dönemde toplanmışsa artırım gündeme gelmeyebilir; ayrı dönemlere yayılmışsa zincirleme suç hükmü devreye girer.

Sınırın tam olarak nerede çizileceği takdire açıktır. Aramalar aynı gün içinde olsa bile belirgin zaman aralıklarıyla ve ayrı ayrı kararlarla yapılmışsa değişik zamanlarda işlendiğinin kabul edildiği dosyalar vardır; belirleyici olan takvim değil, fiillerin birbirinden ayrılabilir olup olmadığıdır.

Aylara yayılan seyrek aramalar ısrar sayılır mı?

Sayılabilir ve çoğu zaman sayılır. Israr, yoğunluk kadar süreklilik de içerir. Ayda birkaç kez yapılan ama bir yıl boyunca kesilmeyen aramalar, tek bir gündeki yoğun aramadan daha güçlü bir ısrar göstergesidir; çünkü failin kararlılığını ortaya koyar.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2023/13756 E., 2024/1672 K. sayılı ve 28.02.2024 tarihli dosyasında suç tarihleri 30.06.2014 ile 21.01.2015-11.02.2015 olarak iki ayrı döneme yayılmış, açılan iki kamu davası birleştirilmiş ve yerel mahkeme zincirleme şekilde huzur bozma suçundan mahkûmiyet kurmuştur. Yani aylarla ayrılan dönemler birbirinden kopuk sayılmamış, tek bir suç işleme kararının parçaları olarak değerlendirilmiştir.

Dosyanın sonraki seyri, nitelendirmenin ne kadar oynak olabildiğini de gösterir. Kapatılan 18. Ceza Dairesi bu hükmü bozmuş, eylemin bir bütün olarak cinsel taciz suçunu oluşturduğunu ve ayrıca bir katılana yönelik eylem bulunmamasına rağmen zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasıyla fazla ceza tayin edildiğini belirtmiştir. Bozmaya uyularak kurulan ikinci hüküm ise 9. Ceza Dairesi tarafından gerekçesizlik nedeniyle yeniden bozulmuştur.

Bu tablo iki şeyi birden gösterir: “arada uzun boşluk var, ısrar sayılmaz” savunması otomatik olarak sonuç vermez; ama zincirleme hükmünün uygulanması da denetimsiz değildir, mağdur birliği şartı titizlikle aranır.

Sayı Suçun Oluşumunu Değil Cezayı Değiştirir: Zincirleme Suç Nedir?

Buraya kadar anlatılanların hepsi, suçun doğup doğmadığı sorusuyla ilgiliydi ve orada sayı belirleyici değildi. Şimdi tablonun diğer yarısına geçiyoruz: suç doğduktan sonra sayı doğrudan belirleyici hâle gelir. Bunu sağlayan hüküm Türk Ceza Kanunu m.43’tür.

Madde şöyledir: “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.” Yani birden çok kez işlenen aynı suç, ayrı ayrı cezalandırılmaz; tek ceza verilir ama o ceza artırılır.

Bu, sürekli arama dosyalarında çok sık uygulanan ve kamuoyunda neredeyse hiç konuşulmayan bir hükümdür. “Zincirleme şekilde kişilerin huzur ve sükûnunu bozma” ifadesi Yargıtay karar arama sisteminde bağımsız bir kalıp olarak karşımıza çıkar; yani bu, teorik bir ihtimal değil yerleşik bir uygulamadır.

Zincirleme suç nedir, zincirleme suç nasıl oluşur?

Zincirleme suç, failin tek bir suç işleme kararıyla hareket ederek aynı suçu değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla işlemesidir. Ceza hukuku bu durumda faili her fiil için ayrı ayrı cezalandırmaz; tek bir ceza verir ve bunu artırır.

Mantık şudur: fail her seferinde yeniden karar vermiş değildir, baştaki kararını parça parça uygulamıştır. Bu yüzden kusurluluğu, birbirinden bağımsız kararlarla aynı suçu işleyen failden farklı değerlendirilir. Ancak kararın tekliği, fiillerin çokluğunu görmezden gelmeyi de gerektirmez — ceza bu yüzden artırılır.

Sürekli arama örneğinde bu şöyle görünür: bir kişiyi Ocak ayında bir hafta boyunca, sonra Mart ayında yine bir hafta boyunca, sonra Haziran’da tekrar arayan fail, tek bir kararın icrasını üç ayrı dönemde sürdürmüştür. Her dönem kendi içinde ısrarı oluşturur; üç dönem birlikte zincirleme suçu oluşturur.

Zincirleme suç TCK hangi maddede düzenlenir?

Zincirleme suç TCK m.43’te düzenlenir. Maddenin üç fıkrası vardır ve her biri ayrı bir durumu karşılar:

  • m.43/1 — Değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi. Ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Aynı fıkrada, suçun temel şekli ile nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı ve mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu hükmün uygulanacağı belirtilir.
  • m.43/2 — Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi. Burada da birinci fıkra hükmü uygulanır.
  • m.43/3 — Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde uygulanmaz.

Huzur ve sükûnu bozma suçu bu üç fıkranın da dışında tutulmuş değildir; m.43/3’teki istisna listesinde yer almaz. Bu yüzden hem birinci hem ikinci fıkra bu suç bakımından uygulanabilir.

Zincirleme suç şartları nelerdir?

Zincirleme suç şartları dört başlıkta toplanır ve dördü birden gerçekleşmezse hüküm uygulanmaz:

  1. Tek bir suç işleme kararı — fiiller ortak bir kararın icrası olmalıdır. Her seferinde yeniden oluşan bir karar varsa ayrı ayrı suçlar söz konusudur.
  2. Aynı suçun işlenmesi — fiillerin hepsi aynı suç tipine girmelidir. Bir gün arama, ertesi gün hakaret varsa ortada zincirleme değil, ayrı suçlar vardır.
  3. Değişik zamanlarda işlenmesi — aynı anda ve kesintisiz süren tek bir hareket zincirleme sayılmaz. Bu, aynı gün içindeki arama dizisinin neden tek suç sayıldığının da açıklamasıdır.
  4. Aynı kişiye karşı işlenmesi — m.43/1 mağdur birliğini arar. Farklı kişilere karşı işlenen fiiller için ikinci fıkranın şartları ayrıca değerlendirilir.

Dördüncü şart uygulamada en çok hata yapılan noktadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2023/13756 esas sayılı dosyasında kapatılan 18. Ceza Dairesi, bir katılana karşı eylem bulunmamasına rağmen zincirleme suç hükümlerinin uygulanarak fazla ceza tayin edilmesini bozma sebebi saymıştır. Yani mağdur sayısıyla oynamak, ceza artırımını kendiliğinden haklı kılmaz.

Sürekli aramada zincirleme suç nasıl olur?

Sürekli aramada zincirleme suç, arama dizilerinin ayrı dönemlere yayılmasıyla ortaya çıkar. Tek bir dönemde yoğunlaşan aramalar — bir gün, bir hafta — hukuken tek bir fiil olarak değerlendirilirken, araya belirgin zaman aralıkları girmiş dizi ayrı fiiller sayılır.

Bu ayrımın en net göründüğü yer, dosyalardaki suç tarihi listeleridir. İddianamede tek bir tarih varsa zincirleme tartışması doğmaz; birden çok tarih ya da tarih aralığı varsa m.43 gündeme gelir. Yukarıda anılan 9. Ceza Dairesi dosyasında suç tarihlerinin ikiye ayrılmış olması, tam da bu sebeple zincirleme uygulamasına yol açmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemleri de bu birlikteliği açıkça kurar. 12. Ceza Dairesi’nin 2024/167 E., 2024/4106 K. sayılı ve 11.09.2024 tarihli ilamına konu tebliğnamede, ısrarlı takip maddesinin yürürlüğünden önceki eylemler bakımından sanığın “5237 sayılı Kanun’un 123/1 ve 43. maddeleri gereği cezalandırılması gerektiği” ifade edilmiştir. Yani huzur bozma suçu ile zincirleme suç hükmünün birlikte uygulanması, istisnai değil beklenen bir sonuçtur.

Zincirleme suç örneği: aramalar kaç suç sayılır?

Somut bir örnek üzerinden bakmak en açık yoldur. Aşağıdaki tablo aynı toplam arama sayısının farklı dağılımlarda nasıl farklı sonuç verdiğini gösterir.

Senaryo Toplam arama Hukuki değerlendirme Ceza sonucu
Tek günde 40 arama 40 Kural olarak tek fiil, ısrar unsuru gerçekleşir Temel ceza; artırım için “değişik zaman” tartışılır
Üç ayrı ayda üçer günlük arama dizisi ~30 Değişik zamanlarda tekrar, tek karar m.43/1 uygulanır, ceza 1/4–3/4 artar
Farklı iki kişiye aynı anda gönderilen toplu mesaj 2 Tek fiil, birden çok mağdur m.43/2 uygulanır
Bir arama, sonra üç ay sessizlik, sonra bir arama 2 Süreklilik tartışmalı Çoğu dosyada takipsizlik

Tablodan çıkan sonuç, mağdurların sezgisine terstir: aramaların yoğunluğu değil dağılımı cezayı belirler. Bu yüzden şikâyet dilekçesine aramaların tarihlerini dönem dönem yazmak, yalnızca toplam sayıyı yazmaktan çok daha etkilidir.

Zincirleme suç yargıtay kararları ne diyor?

Zincirleme suç yargıtay kararları, huzur bozma dosyalarında bu hükmün yerleşik biçimde uygulandığını gösterir. “Zincirleme şekilde kişilerin huzur ve sükûnunu bozma” ifadesi, Yargıtay’ın karar arama sisteminde bağımsız bir kalıp olarak karşımıza çıkar; yani mahkemeler bu nitelendirmeyi düzenli olarak kullanmaktadır.

Kararlardan çıkan üç ölçüt nettir. Birincisi, suç tarihlerinin birden çok döneme yayılmış olması zincirleme uygulamasının tetikleyicisidir. İkincisi, mağdur birliği şartı titizlikle denetlenir; eylemin yöneltilmediği bir katılan bakımından artırım yapılması bozma sebebidir. Üçüncüsü, artırım oranının hüküm fıkrasında doğru yazılması gerekir; rakamsal tutarsızlık tek başına kararı sakatlar.

Kararların tam metinlerine Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşmak mümkündür. Esas-karar numarasıyla yapılan aramada dosyanın tam metni görüntülenebilir; bu, internette özetlenerek aktarılan kararların doğruluğunu denetlemenin en güvenilir yoludur.

Zincirleme suç örnek olay: aynı kişiye üç dönem arama

Zincirleme suç örnek olarak en sık karşılaşılan tablo şudur: fail, mağduru bir dönem yoğun biçimde arar, mağdurun tepkisi üzerine bir süre susar, sonra yeniden başlar. Bu döngü iki kez tekrarlandığında ortada değişik zamanlarda işlenmiş aynı suç vardır.

Bu tablonun zincirleme sayılmaması için failin her dönemde yeniden ve bağımsız bir karar vermiş olması gerekir. Uygulamada bu savunma nadiren sonuç verir; aynı mağdura yönelen ve aynı biçimde tekrarlanan davranış, tek bir kararın icrası olarak değerlendirilir.

Örnek olayın cezaya yansıması da nettir: üç dönem için üç ayrı ceza verilmez, tek ceza verilir ve bu ceza artırılır. Fail açısından bu sonuç, ayrı ayrı cezalandırılmaya göre daha lehedir.

Zincirleme suc ornegi ile fikri içtima nasıl ayrılır?

İki kurum birbirine benzer görünür ama tamamen farklı çalışır. Zincirleme suçta aynı suç birden çok kez işlenir; fikri içtimada tek fiil birden çok farklı suça yol açar. TCK m.44 fikri içtimayı düzenler: “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.”

Sürekli arama dosyalarında bu ayrım şöyle işler: aramaların hepsi yalnızca rahatsız etme niteliğindeyse zincirleme suç gündeme gelir. Aramalardan biri tehdit içeriyorsa o fiil ayrıca TCK m.106’ya girer ve artık zincirleme değil, ayrı suçlardan söz edilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2023/13756 esas sayılı dosyası bu ayrımın iyi bir örneğidir: kapatılan 18. Ceza Dairesi, zincirleme şekilde huzur bozmadan kurulan hükmü bozarken sanığın eyleminin “bir bütün olarak cinsel taciz suçunu oluşturduğunu” belirtmiştir. Yani aramaların niteliği değiştiğinde uygulanacak madde de değişir.

Zincirleme Suç Nasıl Cezalandırılır? Ceza Hesaplama

Zincirleme suç nasıl cezalandırılır, ceza hukukunun en yanlış bilinen konularından biridir. Yaygın kanı, her fiil için ayrı ceza verildiği ve bunların toplandığı yönündedir. Gerçek bunun tersidir: zincirleme suç fail lehine çalışır, çünkü ayrı ayrı cezalar yerine tek ceza verilir.

Hesap şu sırayla ilerler: önce suçun temel cezası belirlenir, sonra zincirleme artırımı uygulanır, ardından varsa diğer artırım ve indirimler sırayla eklenir. Huzur bozma suçunda temel ceza üç aydan bir yıla kadar hapistir.

Bu sıralama önemlidir, çünkü artırım ve indirimlerin uygulanma sırası nihai cezayı doğrudan değiştirir. Yanlış sırayla yapılan hesaplama, tek başına bozma sebebidir.

Zincirleme suç ceza hesaplama nasıl yapılır?

Zincirleme suç ceza hesaplama, temel cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılmasıyla yapılır. Artırım oranını hâkim, fiillerin sayısına ve ağırlığına göre takdir eder; iki fiil varsa oran alt sınıra, çok sayıda fiil varsa üst sınıra yaklaşır.

Basit bir örnekle: temel ceza altı ay hapis olarak belirlenmişse, dörtte bir artırımla yedi ay on beş güne, dörtte üç artırımla on buçuk aya çıkar. Bu rakam üzerine varsa takdiri indirim uygulanır ve sonuç ceza ortaya çıkar.

Adli para cezasına çevrilme söz konusuysa hesap bir adım daha uzar. TCK m.52/2 uyarınca bir gün karşılığı adli para cezası en az yüz, en fazla beş yüz Türk Lirasıdır ve bu miktar kişinin ekonomik durumuna göre takdir edilir. Gün sayısı ile bu miktarın çarpımı ödenecek tutarı verir.

Zincirleme suç hükümleri uygulanınca ceza ne kadar artar?

Artış oranı dörtte bir ile dörtte üç arasındadır. Bu, ilk bakışta sınırlı görünse de huzur bozma gibi üst sınırı bir yıl olan bir suçta belirleyici olabilir; özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ya da cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesi eşiklerinin hesabında fark yaratır.

Artırımın somut oranı gerekçede gösterilmek zorundadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2020/20078 E., 2020/15485 K. sayılı ilamında, hüküm fıkrasında artırımın altıda bir oranında yapılmasına karşın uygulanan oranın hatalı olarak dörtte bir şeklinde yazılması bozma sebepleri arasında sayılmıştır. Rakamsal tutarsızlık, tek başına kararı sakatlar.

Aynı kararda ikinci bir tespit daha vardır: sanığın tek bir eylemle aynı anda birden fazla kişiye hakaret ettiğinin kabul edilmesine rağmen TCK m.43/2’nin uygulanmaması da bozma sebebi olmuştur. Yani zincirleme hükmünün uygulanmaması da, fazla uygulanması kadar hatalıdır.

Zincirleme suç istisnaları: hangi suçlarda uygulanmaz?

Zincirleme suç istisnaları TCK m.43/3’te sayılıdır ve liste kısadır: kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma. Bu dört suçta zincirleme suç hükümleri uygulanmaz; fail her fiil için ayrı ayrı cezalandırılır.

Listenin kısalığı bilinçlidir. Kanun koyucu, kişinin hayatına ve vücut bütünlüğüne yönelen suçlarda her fiilin bağımsız bir ihlal sayılmasını istemiştir. Huzur bozma bu listede yoktur; dolayısıyla sürekli arama dosyalarında zincirleme hükmünün uygulanmasının önünde yasal bir engel bulunmaz.

Bir başka sınır, mağdur birliği şartından doğar. Aynı suç farklı kişilere karşı değişik zamanlarda işlenmişse m.43/1 uygulanmaz; bu durumda her mağdur bakımından ayrı suç oluşur ve her biri için ayrı ceza verilir.

Zincirleme suç hükümleri uygulanmayan suçlar ve mağdur birliği

Zincirleme suç hükümleri uygulanmayan suçlar yalnızca m.43/3’teki dört başlıkla sınırlı değildir; uygulamada mağdur birliğinin bozulduğu her durumda da hüküm devre dışı kalır. İki farklı kişiyi ayrı ayrı zamanlarda rahatsız eden fail, tek bir zincirleme suçtan değil iki ayrı suçtan yargılanır.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: aynı fail birden çok kişiyi rahatsız ediyorsa, mağdurların ayrı ayrı şikâyetçi olması gerekir. Bir mağdurun şikâyeti diğerinin dosyasını kendiliğinden açmaz; suç şikâyete bağlı olduğu için her mağdurun kendi iradesi aranır.

İstisna m.43/2’dedir: tek bir fiille birden çok kişiye karşı aynı suç işlenmişse, örneğin aynı anda gönderilen toplu bir mesajla, zincirleme hükmü yine uygulanır. Burada çokluk fiilde değil mağdurdadır.

Zincirleme suçta suç tarihi hangi gündür?

Zincirleme suçta suç tarihi, son suçun işlendiği gündür. Bunun kaynağı TCK m.66/6’dır: dava zamanaşımı “kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden” itibaren işlemeye başlar.

Bu kuralın sonucu mağdur lehinedir ve çok az biliniyor. Aramalar iki yıldır sürüyorsa, zamanaşımının hesabında ilk aramanın tarihi değil sonuncusunun tarihi esas alınır. “Çok zaman geçti, artık bir şey yapılamaz” düşüncesi bu yüzden çoğu dosyada yanlıştır.

Burada bir ayrımı net tutmak gerekir: m.66/6 zamanaşımını düzenler, şikâyet süresini değil. Şikâyet süresi ayrı bir hükümde, TCK m.73/2’de düzenlenmiştir ve “şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden” başlar. İki kural birbirine karıştırılmamalıdır; ancak zincirleme suçun hukuken tek bir suç sayılması ve son fiille tamamlanması, şikâyet süresinin de son aramadan önce işlemeye başlamayacağı yönündeki kabulün dayanağını oluşturur.

Zincirleme suç yetkili mahkeme hangisidir?

Zincirleme suç yetkili mahkeme sorusunun kanunda doğrudan bir cevabı vardır ve çoğu kaynakta atlanır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.12/1 kuralı koyar: “Davaya bakmak yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.” İkinci fıkra ise özel hâlleri sayar: “Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.”

Bu hüküm, zamanaşımına ilişkin TCK m.66/6 ile birebir aynı mantığı taşır. Zincirleme suçta hem sürenin başlangıcı hem yetkili mahkeme son suça bağlanmıştır; yani arama dizisi farklı şehirlerde sürdüyse belirleyici olan ilk arama değil sonuncusudur.

Görevli mahkeme ise asliye ceza mahkemesidir; zincirleme hükmünün uygulanması bu durumu değiştirmez, çünkü m.43 görev kurallarını etkileyen bir nitelikli hâl değildir. Nitekim bu tür dosyalar Yargıtay kararlarında da asliye ceza mahkemesi hükümleri olarak görünür. Şikâyet doğrudan mahkemeye değil, cumhuriyet başsavcılığına ya da kolluğa yapılır; savcılık soruşturmayı tamamlayıp iddianame düzenlerse dosya asliye ceza mahkemesine gider.

Sürekli Aramak Her Zaman Suç Değil: Özel Kastın Gücü

Kanun metnindeki “sırf” kelimesi, maddenin en çok gözden kaçan ama en belirleyici unsurudur. Bu kelime, failin aramalarının tek amacının mağduru rahatsız etmek olmasını arar. Başka bir amaç varsa — ne kadar rahatsız edici olursa olsun — bu madde uygulanmaz.

Bu unsura ceza hukukunda “özel kast” denir ve ispat yükü iddia makamındadır. Sanığın rahatsız etmek dışında bir amacı olduğunu ortaya koyması yeterlidir; amacın haklı olduğunu kanıtlaması gerekmez.

Yargıtay bu noktada oldukça net davranır ve özel kastın ortaya konmadığı dosyalarda beraat kararlarını onar, mahkûmiyetleri bozar.

Kanundaki sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla ibaresi ne demek?

Bu ibare, failin davranışının başka hiçbir amaca hizmet etmemesi gerektiğini anlatır. Arayan kişinin niyeti bilgi vermek, alacak istemek, barışmak ya da bir işi takip etmekse — bu amaçlar mağdur açısından ne kadar rahatsız edici olursa olsun — suçun manevi unsuru oluşmaz.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2018/2337 E., 2019/16180 K. sayılı ve 13.11.2019 tarihli dosyasında sanık, aile sağlık merkezindeki doktorların mesaiye geç gelip erken gitmelerini tespit etmek amacıyla telefonla görüntü kaydı yaptığını, katılanı huzursuz etme gibi bir amacı olmadığını savunmuştur. Daire, “atılı suçun oluşabilmesi için mağdurun sırf huzur ve sükununu bozma özel kastı ile hareket edilmesinin şart olması ve bu durumun dosya kapsamından anlaşılamaması” gerekçesiyle beraat yerine mahkûmiyet kurulmasını bozmuştur.

Bu karar, davranışın kendisinin rahatsız edici olmasının yetmediğini gösterir. Sanık gerçekten de çalışanları rahatsız etmiştir; ama amacı denetim olduğu için özel kast bulunmamıştır.

Amacı başka olan aramalar hangi hâllerde suç sayılmaz?

Uygulamada özel kastın bulunmadığı kabul edilen tipik durumlar şunlardır:

  • Alacağını isteme — borçluyu arayan alacaklının amacı tahsilattır, rahatsız etmek değildir.
  • İş ve hizmet ilişkisi — randevu, teslimat, servis, tahsilat gibi konularda yapılan aramalar.
  • Aile içi zorunlu iletişim — ortak çocuk, miras, ortak mülk gibi konularda yapılan görüşme girişimleri.
  • Denetim ve tespit amacı — yukarıdaki Yargıtay kararına konu olan durum.
  • Acil durum bildirimi — sağlık, güvenlik veya hukuki bir sürecin bildirilmesi.

Bu listedeki her başlık mutlak bir bağışıklık sağlamaz. Meşru amaç, aramaların makul sınırını aştığı noktada ortadan kalkabilir: alacağını isteme amacı, gece yarısı yapılan yirmi aramayı açıklamaz.

Sınırın nerede olduğunu belirleyen ölçüt, davranışın amaçla orantılı olup olmadığıdır. Amaca ulaşmak için gerekenden açıkça fazla ve mağdurun açık ret beyanına rağmen sürdürülen aramalar, meşru amacı örtü hâline getirir.

Beraat kararı hangi hâllerde verilir?

Özel kastın ispatlanamadığı hâllerde beraat verilir ve Yargıtay bu kararları onar. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2023/1548 E., 2023/4626 K. sayılı ve 01.11.2023 tarihli ilamına konu dosyada, katılanların soyut isnadından başka delil bulunmaması, olayı gören tanık olmaması ve taraflar arasında husumet bulunması gerekçesiyle verilen beraat kararı onanmıştır.

Karar, ceza yargılamasının temel ilkesine dayandırılmıştır: “şüpheden sanık yararlanır”. Daire, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.04.2006 günlü, 2006/3-35/97 sayılı kararına atıfla, ceza mahkûmiyetinin “bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata” dayanması gerektiğini vurgulamıştır.

Aynı kararda daire, özel kast bakımından ayrıca şunu belirtmiştir: sanığın savunmasının aksine “sırf katılanları rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği”. Husumetli taraflar arasındaki karşılıklı şikâyetlerde bu gerekçe sık karşımıza çıkar.

Borçluyu Sürekli Aramak Suç mu? Tahsilat Aramalarının Sınırı

Borçluyu sürekli aramak suç mu sorusu, bu damarın en çok sorulan ama en az cevaplanan sorusudur. Kısa karşılığı şudur: alacağını istemek için yapılan arama, sırf rahatsız etme maksadı taşımadığı sürece TCK m.123 kapsamına girmez. Alacaklının borçluyu arama hakkı vardır ve bu hak kendiliğinden suç oluşturmaz.

Ancak bu bağışıklık sınırsız değildir. Aramalar makul sınırı aştığında, gece saatlerine taştığında, borçlunun yakınlarına ve iş yerine yöneldiğinde tablo değişir; artık amacın tahsilat olduğu savunması inandırıcılığını yitirir.

İkinci bir sınır daha vardır ve çok daha serttir: alacağını tahsil için tehdide ya da cebre başvuran kişinin durumu özel bir hükümle düzenlenmiştir.

Borçluyu sürekli aramak suç mu, alacaklı ne kadar arayabilir?

Kanunda alacaklının kaç kez arayabileceğine dair bir sayı yoktur. Ölçüt yine amaç-araç orantısıdır: tahsilat amacına hizmet eden makul sıklıktaki aramalar hukuka uygundur; borçluyu yıldırmaya yönelen, mesai saatleri dışına taşan, cevapsız kalmasına rağmen sürdürülen aramalar bu amacı aşar.

Amacın aşıldığını gösteren somut işaretler şunlardır: borçlunun ödeme planı önerisine rağmen aramaların sürmesi, borçlunun yakınlarının ya da iş yerinin aranması, gece saatlerinde arama yapılması ve farklı numaralardan arama yapılarak engellemenin aşılması.

Bu işaretlerin bir arada bulunduğu dosyalarda, alacaklının “ben sadece paramı istiyordum” savunması zayıflar. Çünkü artık davranış tahsilat amacıyla değil, baskı kurma amacıyla açıklanabilir hâle gelir.

Banka sürekli arıyor ne yapmalıyım?

Banka sürekli arıyor ne yapmalıyım sorusunun ilk cevabı ceza hukuku değildir. Borç ilişkisinden doğan aramalar öncelikle bir sözleşme ve tüketici hukuku meselesidir; ödeme güçlüğü varsa yeniden yapılandırma talebi yazılı olarak iletilmeli ve bu talep kayıt altına alınmalıdır.

İkinci adım, iletişim kanalını yazılıya çevirmektir. Bankaya ya da alacaklıya yazılı olarak “bundan sonra tarafımla yazılı iletişim kurulmasını talep ediyorum” bildirimi yapıldıktan sonra devam eden yoğun aramalar, artık meşru amaçla açıklanması güçleşen bir davranış hâline gelir.

Üçüncü adımda ceza hukuku devreye girer. Aramalar bildirime rağmen sürüyor, gece saatlerine taşıyor ve yakınlara yöneliyorsa, TCK m.123 bakımından şikâyet yolu açıktır. Bu noktada delil olarak arama kayıtları, yazılı bildirimin tebliğ belgesi ve varsa mesaj içerikleri birlikte sunulmalıdır.

Tahsilat araması ne demek?

Tahsilat araması, vadesi geçmiş bir alacağın ödenmesini sağlamak amacıyla alacaklı ya da onun adına hareket eden kişi tarafından borçluya yapılan aramadır. Bankalar, finans kuruluşları ve varlık yönetim şirketleri bu aramaları çoğunlukla çağrı merkezleri aracılığıyla yürütür.

Hukuken bu aramanın kendisi bir hak kullanımıdır; alacaklının alacağını talep etmesi Borçlar Hukuku’nun tanıdığı en temel yetkidir. Bu yüzden tahsilat araması, tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz.

Hukuka aykırılık, aramanın biçiminden doğar. Borçlunun onurunu zedeleyen ifadeler kullanılması, yakınlarına borç bilgisi verilmesi, iş yerinde küçük düşürücü şekilde aranması gibi davranışlar ayrı hukuki sonuçlar doğurur ve duruma göre hakaret, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi ya da huzur bozma gündeme gelebilir.

Tahsilat araması nasıl yapılır, sınırı nedir?

Tahsilat araması, borçluya doğrudan ve makul saatlerde yapılır. Arama sırasında borcun varlığı, tutarı ve ödeme seçenekleri konuşulur; bunun ötesine geçen, borçluyu korkutmaya ya da küçük düşürmeye yönelen ifadeler aramanın hukuki zeminini ortadan kaldırır.

Sınırı aşan üç davranış özellikle dikkat çeker. Birincisi, üçüncü kişilere borç bilgisi verilmesi; borç ilişkisi taraflar arasındadır ve komşuya, iş arkadaşına ya da akrabaya bilgi verilmesi ayrı bir hukuka aykırılıktır. İkincisi, borçlunun çalıştığı yere ısrarla ulaşılması. Üçüncüsü, hukuki süreç hakkında yanıltıcı beyanda bulunulmasıdır.

Bu davranışların delillendirilmesi için arama kayıtlarının yanında, mümkünse aramanın yapıldığı saat listesi ve varsa üçüncü kişilerin tanıklığı toplanmalıdır. Ses kaydının hangi hâllerde delil sayılacağı ayrı bir tartışmadır ve ses kaydının delil değerini ele aldığımız yazıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Alacaklı tehdit ederse ne olur: TCK m.150/1

Burada çok az bilinen bir hüküm devreye girer. TCK m.150/1 şöyledir: “Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

Bu hüküm, alacağını tahsil için tehdit eden kişiyi yağma suçundan değil, yalnızca tehdit ya da kasten yaralama suçundan sorumlu tutar. Yani hukuki bir alacağın varlığı, fiili yağma olmaktan çıkarır ve çok daha hafif bir rejime sokar.

Pratik sonucu şudur: borçlu, kendisini tehdit eden alacaklıyı yağmadan şikâyet ederse dosya beklediği ağırlıkta ilerlemez. Nitelendirmenin doğru yapılması, hem şikâyetin sonucunu hem de görevli mahkemeyi değiştirir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2016/3461 E., 2020/87 K. sayılı ve 06.01.2020 tarihli ilamında da dosyanın “hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit” suçu esas alınarak ilgili daireye gönderilmesine karar verilmiştir.

Huzur Bozma Cezası Ne Kadar?

Huzur bozma cezası, kanunun temel hâlinde üç aydan bir yıla kadar hapistir. Bu, alt ve üst sınırı gösteren bir aralıktır; hâkim somut olayın ağırlığına göre bu aralık içinde bir temel ceza belirler ve ardından varsa artırım ile indirimleri uygular.

Cezanın hapis olarak öngörülmüş olması, her dosyanın cezaevine gitmekle sonuçlandığı anlamına gelmez. Kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir; ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu da uygulanabilir.

Cezanın nihai miktarını belirleyen asıl etken, zincirleme suç hükmünün uygulanıp uygulanmadığıdır. Bu yüzden aynı davranış için iki dosyada çok farklı sonuçlar çıkabilir.

Huzur bozma suçu cezası kaç yıl?

Huzur bozma suçu cezası üç ay ile bir yıl arasındadır; “kaç yıl” diye bakıldığında üst sınır bir yıldır. Zincirleme suç hükmü uygulanırsa bu üst sınır dörtte üç oranına kadar artırılabilir.

Üst sınırın bir yıl olması, suçun usul hukuku bakımından bir dizi sonucunu da belirler. Dava zamanaşımı TCK m.66/1-e uyarınca sekiz yıldır; çünkü madde, “beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda” sekiz yıllık süreyi öngörür.

Cezanın miktarı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilemeyeceğini de etkiler. Bu kurumun sonuçlarını HAGB kararının sicile işleyip işlemediğini anlattığımız yazıda ayrıntılı bulabilirsiniz.

Huzur ve sukunu bozma cezası hapis mi, para cezası mı?

Kanun yalnızca hapis cezası öngörür; adli para cezası maddede seçenek olarak yer almaz. Ancak hükmedilen kısa süreli hapis cezası, mahkeme kararıyla adli para cezasına çevrilebilir. Bu, kanunun doğrudan para cezası öngörmesinden farklı bir durumdur.

Çevirme zorunlu değildir, hâkimin takdirindedir ve sabıka kaydı bu takdirin önünde engel oluşturabilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2024/393 E., 2026/565 K. sayılı ve 19.01.2026 tarihli ilamında, adli sicil kaydı bulunan sanık hakkında verilen cezaların adli para cezasına çevrilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Aynı dosya, zincirleme suç hükmünün bu damarda ne kadar yaygın uygulandığını da gösterir: ilk derece mahkemesi hem tehdit suçunda hem de ısrarlı takip suçunda TCK m.43/1’i uygulamıştır. Yani zincirleme suç, yalnızca huzur bozma maddesinde değil, onun nitelikli komşusu olan ısrarlı takip maddesinde de gündeme gelmektedir.

Çevirme yapılırsa hesap TCK m.52 üzerinden yürür: hapis cezasının gün karşılığı belirlenir ve her gün için yüz ile beş yüz lira arasında takdir edilen miktarla çarpılır.

Kişilerin huzur ve sükununu bozma para cezası ne kadar?

Kişilerin huzur ve sükununu bozma para cezası, sabit bir rakam değildir; hükmedilen hapis cezasının gün sayısı ile bir gün karşılığı takdir edilen miktarın çarpımıyla bulunur. TCK m.52/2 uyarınca gün karşılığı en az yüz, en fazla beş yüz Türk Lirasıdır.

Bu miktarın kişinin ekonomik ve diğer şahsi hâlleri gözetilerek takdir edilmesi zorunludur. Aynı gün sayısı üzerinden iki farklı sanığa çok farklı tutarlar çıkabilmesinin sebebi budur.

İnternette dolaşan sabit rakamlara dikkat etmek gerekir; birçok kaynak hâlâ eski gün karşılığı aralığını yazmaktadır. Güncel aralık yüz ile beş yüz lira arasıdır ve hesap her dosyada ayrı yapılır.

Aile içi huzur bozma cezası farklı mı?

Kanun m.123 bakımından aile içi olup olmamaya göre ayrı bir ceza öngörmez; temel ceza aynıdır. Ancak fiilin aile içinde işlenmesi, iki ayrı noktada sonucu değiştirebilir.

Birincisi, 123/A ısrarlı takip suçunun nitelikli hâlleri arasında ayrılık kararı verilen veya boşanılan eşe karşı işlenme hâli sayılmıştır; bu durumda ceza bir yıldan üç yıla kadar hapse çıkar. İkincisi, aile içi şiddet mevzuatı kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararları alınabilir.

Bu tedbirler ceza davasından bağımsız işler ve çok daha hızlı sonuç verir. Aile mahkemesinden alınan tedbir kararının ihlali, ayrı bir yaptırım rejimine tabidir.

Rahatsız Eden Kişiyi Şikayet Etme: Adım Adım Süreç

Rahatsız eden kişiyi şikayet etme süreci, doğru sırayla yürütüldüğünde çok daha güçlü ilerler. En sık yapılan hata, deliller toplanmadan ve ret beyanı kayıt altına alınmadan doğrudan şikâyete gidilmesidir.

Sürecin üç aşaması vardır: kayıt altına alma, ret beyanı oluşturma ve şikâyet. Bu sıra bozulduğunda dosya çoğu zaman “ısrar unsuru ispatlanamadı” gerekçesiyle kapanır.

Aşağıdaki adımlar, dosyanın savcılık aşamasında ayakta kalma ihtimalini belirgin biçimde artırır.

Rahatsız eden kişiyi şikayet etme nasıl yapılır?

Şikâyet, cumhuriyet başsavcılığına ya da en yakın kolluk birimine yapılır. Yazılı dilekçe verilebileceği gibi sözlü beyan da tutanağa geçirilebilir. Dilekçede aramaların tarihleri, saatleri ve varsa içerikleri mümkün olduğunca ayrıntılı yazılmalıdır.

Dilekçede kaçınılması gereken şey, yalnızca “sürekli arıyor” ifadesiyle yetinmektir. Savcılığın ısrar unsurunu değerlendirebilmesi için aramaların dağılımını görmesi gerekir; bu nedenle tarihleri dönem dönem listelemek en etkili yoldur.

Şikâyete eklenecek belgeler arasında telefon ekran görüntüleri, varsa mesaj içerikleri ve mağdurun failden uzak durmasını istediğini gösteren yazışmalar bulunmalıdır. Operatörden alınacak arama kayıtlarının dosyaya getirtilmesi ayrıca talep edilebilir.

Telefonla rahatsız etme şikayet dilekçesi nasıl yazılır?

Telefonla rahatsız etme şikayet dilekçesi, kalıp bir metinden çok bir olay anlatısıdır ve gücünü ayrıntıdan alır. Dilekçenin başında taraflar ve iletişim bilgileri, ortasında olayın kronolojisi, sonunda talep bölümü yer alır.

Olay anlatısında şu dört bilgi mutlaka bulunmalıdır: aramaların hangi tarihlerde ve hangi dönemlerde yoğunlaştığı, günün hangi saatlerinde yapıldığı, mağdurun aranmak istemediğini ne zaman ve nasıl bildirdiği, bildirimden sonra aramaların devam edip etmediği. Bu dört bilgi, ısrar unsurunun somutlaşmasını sağlar.

Talep bölümünde yalnızca “şikâyetçiyim” demek yeterli değildir. Operatör kayıtlarının ilgili tarih aralığı için getirtilmesi, numaranın abone bilgisinin sorulması ve varsa tanıkların dinlenmesi ayrıca talep edilmelidir. Hazır dilekçe örnekleri her dosyaya uymadığından, metnin somut olaya göre kurulması gerekir.

Rahatsız eden mesajları şikayet etme ve içerik farkı

Rahatsız eden mesajları şikayet etme, arama şikâyetinden bir noktada ayrılır: mesajda içerik doğrudan kayıtlıdır. Bu, hem ısrarın hem kastın ispatını kolaylaştırır; çünkü failin niyeti çoğu zaman kendi cümlelerinden okunur.

Mesajın içeriği suçun niteliğini de değiştirebilir. Sadece rahatsız edici mesajlar m.123 kapsamındayken, hakaret içerenler m.125, tehdit içerenler m.106, cinsel içerikliler m.105 kapsamına girer. Bu ayrım, şikâyetin hangi maddeden yapılacağını değil ama savcılığın nitelendirmesini etkiler.

Dijital içeriklerin delil değeri ve mahkemeye nasıl sunulacağı ayrı bir teknik konudur. Telefon dökümü, mesaj kayıtları ve bunların dosyaya getirtilme usulü hakkında WhatsApp konuşmalarının ve telefon dökümünün delil değerini ele aldığımız yazı yol gösterici olacaktır.

Biri rahatsız ediyor ne yapmalıyım?

Biri rahatsız ediyor ne yapmalıyım sorusunun ilk cevabı, ret beyanını kayıt altına almaktır. Faile yazılı olarak “bir daha arama, mesaj atma” denmesi ve bu mesajın saklanması, dosyanın en değerli belgesidir. Bu belge olmadan failin “meşru amacım vardı” savunması çok daha güçlü durur.

İkinci adım, aramaları kaydetmektir. Telefonun arama listesinin ekran görüntüleri tarih ve saat bilgisiyle birlikte saklanmalıdır. Numara engellendikten sonra farklı numaralardan gelen aramalar da ayrıca kaydedilmelidir; bu, ısrarın en güçlü göstergelerinden biridir.

Üçüncü adım şikâyettir. Rahatsızlık tehdit ya da fiziki takip boyutuna ulaşmışsa, ceza şikâyetiyle birlikte aile mahkemesinden ya da kolluk amirinden koruyucu tedbir talep edilmesi de değerlendirilmelidir.

Birisi beni rahatsız ediyor ne yapmalıyım, numara bilinmiyorsa?

Birisi beni rahatsız ediyor ne yapmalıyım sorusu, arayanın kimliği bilinmediğinde daha da zorlaşır. Bu durumda mağdurun kendi başına numaranın sahibini öğrenmesi hukuken mümkün değildir; abone bilgileri kişisel veridir ve operatörler bu bilgiyi kişilere vermez.

Kimlik tespiti, soruşturma makamı eliyle yapılır. Şikâyet üzerine savcılık, ilgili operatörden abone bilgilerini ve arama kayıtlarını talep eder. Bu yüzden numaranın bilinmemesi şikâyete engel değildir; aksine, şikâyet kimliği öğrenmenin tek hukuki yoludur.

Sahte hesaplar üzerinden gelen mesajlarda süreç benzer işler. Platform kayıtlarına erişim yine soruşturma makamı aracılığıyla sağlanır; bu konudaki adımları adına sahte hesap açılması hâlinde izlenecek yolu anlattığımız yazıda bulabilirsiniz.

Kaç Aramanın Kaydı Delil Sayılır?

Arama sayısının ispatı, dosyanın kaderini belirleyen teknik meseledir. Mağdurun beyanı tek başına yeterli sayılmaz; Yargıtay, soyut isnadın mahkûmiyete esas alınamayacağını istikrarlı biçimde belirtir.

Delil zinciri üç katmandan oluşur: mağdurun kendi cihazındaki kayıtlar, operatör kayıtları ve tarafların yazışmaları. Üçü bir araya geldiğinde ısrar unsuru somutlaşır.

Hangi katmanın ne kadar ağırlık taşıdığı dosyaya göre değişir; ancak operatör kayıtları tartışmasız en güçlü delildir çünkü taraflardan bağımsız bir kaynaktan gelir.

Arama kayıtları nasıl delil hâline getirilir?

Mağdurun telefonundaki arama listesi, ekran görüntüsü olarak dosyaya sunulabilir. Ancak bu kayıtlar teknik olarak değiştirilebilir nitelikte olduğundan, tek başına kesin delil sayılmaz; destekleyici delil olarak değerlendirilir.

Kesin veri, operatör kayıtlarıdır. Bu kayıtların dosyaya getirtilmesi soruşturma makamından talep edilir ve savcılık ilgili operatöre müzekkere yazar. Talep dilekçesinde tarih aralığı mümkün olduğunca dar ve net verilmelidir.

Kayıtların ne kadar geriye dönük istenebileceği, operatörlerin saklama süreleriyle sınırlıdır. Bu yüzden şikâyetin geciktirilmemesi yalnızca hukuki süre bakımından değil, delil bakımından da önemlidir.

Cevapsız ve sessiz aramalar delil sayılır mı?

Sayılır. Kanun “telefon edilmesi” der; konuşmanın gerçekleşmesini aramaz. Cevapsız bırakılan arama da, açılıp konuşulmayan sessiz arama da hareket unsurunu tamamlar.

Sessiz aramalar ısrarın ispatında ayrı bir ağırlık taşır. Konuşma amacı taşımayan, yalnızca telefonu çaldırmaya yönelen aramalar, failin meşru bir amacı bulunmadığının güçlü göstergesidir. Bu tür dosyalarda savunmanın “görüşmek istiyordum” argümanı zayıflar.

Buna karşılık tek bir cevapsız arama hiçbir sonuç doğurmaz. Değerlendirmeye alınan şey tek tek aramalar değil, oluşturdukları örüntüdür.

Tanık beyanı ve husumet sorunu

Tanık beyanı, özellikle gürültü ve fiziki rahatsızlık iddialarında belirleyici olur. Ancak taraflar arasında husumet varsa, tanık beyanları tek başına mahkûmiyete yetmeyebilir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2023/1548 E., 2023/4626 K. sayılı ve 01.11.2023 tarihli ilamında beraat kararı onanırken, “olayı gören herhangi bir tanığın bulunmadığı” ve tarafların “aralarındaki dargınlık nedeniyle konuşmadıkları” tespitleri birlikte değerlendirilmiştir. Komşuluk ve aile uyuşmazlıklarında bu tablo çok sık karşımıza çıkar.

Bu yüzden husumetli ilişkilerde yazılı ve teknik delil toplamak, tanık aramaktan daha sonuç vericidir. Aynı sorun komşuluk uyuşmazlıklarında da geçerlidir; bu ilişkinin kendine özgü hukuki yollarını rahatsız eden komşuya karşı şikâyet ve dava yollarını anlattığımız yazıda ayrı ayrı ele aldık.

Şikâyet Süresi: Aramalar Sürerken Altı Ay İşler mi?

Şikâyet süresi TCK m.73/1 uyarınca altı aydır ve bu süre geçirilirse soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Süre, m.73/2’ye göre şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

Buradaki kritik nokta, “fiil” kelimesinin ne zaman tamamlandığıdır. Devam eden bir arama dizisinde fiil henüz sona ermemiştir; bu yüzden sürenin ilk aramadan itibaren işlemeye başladığını söylemek doğru olmaz.

Zincirleme suç söz konusuysa dayanak daha da güçlenir. TCK m.66/6 zamanaşımının, CMK m.12/2 ise yetkinin “zincirleme suçlarda son suçun işlendiği” ana bağlanacağını belirtir. Kanun koyucu zincirleme suçu her iki kuralda da son fiille tamamlanmış sayar; bu kabul, şikâyet süresinin hesabında da yol göstericidir.

Altı aylık süre ne zaman başlar?

Süre, mağdurun hem fiili hem de failin kimliğini öğrendiği günden başlar. Numara bilinmiyorsa ve fail ancak soruşturma sonucunda tespit edilmişse, sürenin başlangıcı failin öğrenildiği tarihtir.

Bu kural, “aylar önce aranmaya başlandı, artık geç” düşüncesinin çoğu dosyada yanlış olduğunu gösterir. Failin kimliği bilinmiyorken geçen süre, şikâyet hakkını tüketmez.

Şikâyet hakkı birden çok kişiye aitse, m.73/3 uyarınca birinin süreyi geçirmesi diğerlerinin hakkını düşürmez. Aynı faille muhatap olan birden çok mağdur varsa bu hüküm önem kazanır.

Aramalar devam ederken süre işler mi?

Devam eden bir arama dizisinde sürenin son aramadan önce işlemeye başlamadığı kabul edilir. Dayanağı, zincirleme suçun hukuken tek bir suç sayılması ve tamamlanma anının son fiil olmasıdır; kanun koyucu aynı kabulü zamanaşımında (TCK m.66/6) ve yetkide (CMK m.12/2) açıkça benimsemiştir.

Bu, mağdurlar açısından en önemli pratik sonuçtur. Bir yıldır rahatsız edilen ve “artık çok geç” diye düşünen kişi, aramalar hâlâ sürüyorsa şikâyet hakkını kaybetmiş değildir.

Buna karşılık aramalar kesilmiş ve mağdur hem fiili hem faili bildiği hâlde üzerinden altı aydan fazla geçmişse hak düşer. Bu yüzden şikâyet kararının geciktirilmemesi gerekir.

Şikâyetten vazgeçmenin sonucu nedir?

Suç şikâyete bağlı olduğu için, şikâyetten vazgeçme davayı düşürür. TCK m.73/4 uyarınca kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda suçtan zarar görenin vazgeçmesi davayı düşürür; hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme ise cezanın infazına engel olmaz.

Vazgeçmenin sonuçları geri alınamaz niteliktedir. Aynı fiil için yeniden şikâyette bulunmak mümkün değildir; bu yüzden vazgeçme kararı, aramaların gerçekten sona erdiğinden emin olunduktan sonra verilmelidir.

TCK m.73/7’de ayrıca şu düzenleme vardır: kamu davasının düşmesi, mağdurun şikâyetten vazgeçmesinden kaynaklanmış ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini açıklamışsa, artık hukuk mahkemesinde de dava açılamaz. Yani ceza dosyasındaki vazgeçme beyanının kapsamı, tazminat hakkını da etkileyebilir.

Sürekli Arama Şikâyetinde En Sık Yapılan Dört Hata

Bu dosyaların savcılık aşamasında kapanmasının sebepleri çoğu zaman aynıdır ve önlenebilir niteliktedir. Aşağıdaki dört hata, dosya açılmadan önce fark edilirse sonucu doğrudan değiştirir.

Hata Sonucu Doğrusu
Yalnızca “sürekli arıyor” demek Israr unsuru somutlaşmaz Aramaların tarih ve dönem dökümünü vermek
Ret beyanını kayıt altına almamak Meşru amaç savunması güçlü kalır Yazılı “arama” bildirimi yapmak ve saklamak
Şikâyeti geciktirmek Operatör kayıtları saklama süresini aşabilir Aramalar sürerken şikâyet etmek
Yanlış madde üzerinden ilerlemek Nitelendirme değişir, süreç uzar Aramaların içeriğini de dilekçeye yazmak

Dördüncü hata özellikle önemlidir. Aramanın içeriğinde tehdit varsa dosya yalnızca huzur bozmadan yürütülürse, çok daha ağır bir suç görülmeden geçebilir. Aynı şekilde alacak tahsili amacıyla yapılan tehditlerde TCK m.150/1’in atladığı nokta, dosyanın yanlış daireye gitmesine yol açabilir.

Beşinci bir nokta, uzlaştırma kurumudur. Huzur ve sükûnu bozma suçu uzlaştırma kapsamındadır ve savcılık dosyayı uzlaştırma bürosuna göndermeden iddianame düzenleyemez. Bu adımın atlanması bozma sebebidir; Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2020/20078 E., 2020/15485 K. sayılı ilamında uzlaşma teklifinin yalnızca bir suç yönünden yapılmış olması bozma gerekçeleri arasında sayılmıştır. Uzlaştırma sürecinin nasıl işlediğini uzlaşma sağlanamazsa ne olacağını anlattığımız yazıda ayrıntılı bulabilirsiniz.

Şikâyet ve Savunma Stratejisi Nasıl Kurulur?

Sürekli arama iddiası taşıyan dosyaların sonucu, çoğu zaman şikâyet dilekçesinin nasıl kurulduğuna bağlıdır. Israrın hangi verilerle ortaya konacağı, hangi maddenin uygulanmasının isteneceği ve hangi kayıtların getirtilmesinin talep edileceği baştan planlanırsa süreç çok daha hızlı ilerler.

Aynı durum sanık tarafı için de geçerlidir. Meşru amacın ortaya konması, husumetin gösterilmesi ve ısrar unsurunun gerekçede nasıl kurulduğunun sorgulanması, beraat ihtimalini belirgin biçimde artırır.

Sürekli arama, ısrarlı takip ya da huzur bozma iddiasıyla bir dosyanın tarafıysanız, şikâyet ve savunma stratejinizi birlikte değerlendirmek için Ankara ceza avukatı sayfamız üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Sürekli aramak suç mu?

Sürekli aramak tek başına suç değildir. Suçun oluşması için aramaların ısrarla tekrarlanması ve sırf karşı tarafın huzurunu bozmak maksadıyla yapılması gerekir. Meşru bir amaçla yapılan aramalar bu kapsama girmez.

Kaç arama ısrar sayılır?

Kanunda sayı belirtilmemiştir. Yargıtay, eylemin bir kez yapılmasının yeterli olmadığını, ısrarla tekrarlanması ve süreklilik arz etmesi gerektiğini belirtir. Mahkeme, aramaların dağılımına, saatine ve mağdurun ret beyanına bakar.

Birini sürekli aramak suç mu?

Birini sürekli aramak, ancak sırf huzur bozma kastıyla ve ısrarla yapıldığında suç olur. Arayanın alacak isteme, iş takibi ya da acil durum bildirme gibi bir amacı varsa özel kast unsuru gerçekleşmez.

Israrla aramak suç mu?

Israrla aramak, TCK m.123 kapsamında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu oluşturabilir. Ceza üç aydan bir yıla kadar hapistir ve suç şikâyete bağlıdır.

Tek bir arama ısrar sayılır mı?

Hayır. Kanun “ısrarla” dediği için tek bir arama bu suçu oluşturmaz. Ancak o tek arama tehdit, hakaret veya cinsel taciz içeriyorsa ayrı suçlardan sorumluluk doğar.

Zincirleme suç nedir?

Zincirleme suç, failin tek bir suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçu birden fazla işlemesidir. TCK m.43’te düzenlenir ve tek ceza verilip bu ceza artırılır.

Zincirleme suç şartları nelerdir?

Tek bir suç işleme kararı bulunması, aynı suçun işlenmesi, fiillerin değişik zamanlarda gerçekleşmesi ve aynı kişiye karşı işlenmesi gerekir. Şartlardan biri eksikse hüküm uygulanmaz.

Zincirleme suç nasıl cezalandırılır?

Faile tek bir ceza verilir ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Artırım oranını hâkim, fiillerin sayısına ve ağırlığına göre takdir eder.

Zincirleme suç istisnaları nelerdir?

TCK m.43/3 uyarınca kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmaz. Bu suçlarda her fiil ayrı ayrı cezalandırılır.

Zincirleme suçta suç tarihi hangi gündür?

Zincirleme suçta suç tarihi son suçun işlendiği gündür. TCK m.66/6 zamanaşımının bu günden itibaren işlemeye başlayacağını belirtir.

Huzur bozma cezası ne kadar?

Kanunda öngörülen ceza üç aydan bir yıla kadar hapistir. Zincirleme suç hükmü uygulanırsa bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.

Kişilerin huzur ve sükununu bozma para cezası ne kadar?

Sabit bir tutar yoktur. Hapis cezası adli para cezasına çevrilirse, gün sayısı ile bir gün karşılığı takdir edilen miktar çarpılır; TCK m.52/2 uyarınca gün karşılığı yüz ile beş yüz lira arasındadır.

Borçluyu sürekli aramak suç mu?

Alacağını istemek için yapılan arama, sırf rahatsız etme maksadı taşımadığı sürece suç oluşturmaz. Ancak aramalar gece saatlerine taşıyor, yakınlara ve iş yerine yöneliyorsa meşru amaç savunması zayıflar.

Banka sürekli arıyor ne yapmalıyım?

Önce yazılı iletişim talebinizi bankaya bildirin ve bu bildirimi saklayın. Aramalar buna rağmen sürüyorsa arama kayıtlarıyla birlikte cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunabilirsiniz.

Tahsilat araması ne demek?

Vadesi geçmiş bir alacağın ödenmesini sağlamak amacıyla alacaklı veya onun adına hareket eden kişi tarafından borçluya yapılan aramadır. Kendi başına hukuka aykırı değildir; sınırı aşan biçimi hukuki sonuç doğurur.

Rahatsız eden kişiyi şikayet etme nasıl yapılır?

Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa yazılı ya da sözlü şikâyette bulunulur. Dilekçede aramaların tarihleri dönem dönem yazılmalı, ekran görüntüleri ve varsa yazışmalar eklenmelidir.

Biri rahatsız ediyor ne yapmalıyım?

Önce yazılı olarak aranmak istemediğinizi bildirin ve bu mesajı saklayın. Ardından arama kayıtlarını biriktirin ve aramalar sürerse şikâyet yoluna başvurun.

Cevapsız arama da suç sayılır mı?

Kanun konuşmanın gerçekleşmesini aramaz; telefon edilmesi yeterlidir. Bu nedenle cevapsız ve sessiz aramalar da hareket unsurunu oluşturur ve ısrarın ispatında değerlendirilir.

Sürekli arama şikâyetinde süre ne kadar?

Şikâyet süresi altı aydır ve TCK m.73/2 uyarınca fiili ve faili öğrendiğiniz günden başlar. Zincirleme suç hukuken tek suç sayıldığı ve son fiille tamamlandığı için, aramalar sürerken sürenin işlemeye başlamadığı kabul edilir.

Huzur bozma suçu uzlaşmaya tabi mi?

Evet, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu uzlaştırma kapsamındadır. Savcılık dosyayı uzlaştırma bürosuna göndermeden iddianame düzenleyemez; bu adımın atlanması bozma sebebidir.

Bu yazı yürürlükteki mevzuat ve Yargıtay uygulaması esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir dosyanın koşulları burada anlatılandan farklı sonuç doğurabilir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebileceğinden, karar vermeden önce bir avukata danışmanız yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.