Hissemi Devrettim, Şirketin Banka ve Tedarikçi Borçlarından Sorumlu muyum?
Hisse devreden ortağın sorumluluğu, şirketin banka ve tedarikçi borçları bakımından kural olarak devirle birlikte değil, hiç doğmadığı için yoktur: limited şirketin borcundan şirket kendi malvarlığıyla sorumludur, ortak değil. Sizi eski şirketin borcuna bağlayan şey ortaklık payı değil, ortakken attığınız kişisel imzalardır. Bankaya verdiğiniz müteselsil kefalet, teminat bonosundaki avaliniz, tedarikçiye imzaladığınız kefaletname, ödenmemiş sermaye borcunuz ve şirket sözleşmesinde varsa ek ödeme yükümlülüğünüz hisseyi devrettiğiniz gün kendiliğinden sona ermez. Yargıtay bu konuda tutarlıdır: ortaklıktan ayrılmak kefaleti bitiren bir sebep değildir. Aynı içtihadın öbür yüzü ise çoğu zaman gözden kaçar. Kefil olmadığınız yeni bir kredi sözleşmesiyle devirden sonra kullandırılan kredilerden sorumlu tutulamazsınız ve gerçek kişi olarak verdiğiniz kefalet, imzadan itibaren on yıl dolunca kendiliğinden ortadan kalkar.
Hissenizi devrettikten aylar ya da yıllar sonra bankadan bir hesap kat ihtarı, eski şirketin alacaklısından bir ödeme emri veya haciz ihbarnamesi geldiyse, ilk bakılacak şey hangi borcun hangi imzanıza dayandığıdır. Aşağıda devrin hangi tarihte tamamlanmış sayıldığını, bankaya ve tedarikçiye verilen kefaletlerin hangi kredileri kapsayıp hangilerini kapsamadığını, kefaletten dönme ihtarının ne işe yaradığını, on yıllık sürenin nasıl hesaplandığını, sermaye ve ek ödeme borcunun kime geçtiğini ve ödeme yaptıysanız parayı kimden geri isteyeceğinizi Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay kararlarıyla birlikte anlatıyoruz.
Ana hatlarıyla
- Şirketin borcu şirkette kalır. Limited şirket ortağı, şirketin banka veya tedarikçi borcundan ortak sıfatıyla sorumlu değildir; hisseyi devretmek bu durumu değiştirmez.
- Kişisel imzanız sizinle gelir. Genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefalet, teminat bonosundaki aval ve tedarikçiye verilen kefaletname, hisse devriyle sona ermez.
- Yeni sözleşme ayrı değerlendirilir. Devirden sonra imzanızın bulunmadığı yeni bir kredi sözleşmesiyle kullandırılan kredilerden sorumlu tutulmazsınız; eski sözleşmede açık kalan limitler, çek yaprakları ve teminat mektupları ise risk olarak kalır.
- On yıl sınırı var. Gerçek kişinin verdiği kefalet, sözleşmenin kurulmasından itibaren on yıl geçince kendiliğinden ortadan kalkar; bu kural 2012 öncesi kefaletlere de ek süreyle uygulanır.
- Sermaye ve ek ödeme. Ödenmemiş sermaye borcu kural olarak pay defterine kayıtla devralana geçer; ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüşse şirket, ayrılmanızın tescilinden itibaren iki yıl içinde iflas ederse sizden de istenebilir.
Hisse Devreden Ortağın Sorumluluğu Hangi Borçlarda Sürer?
Hisse devreden ortağın sorumluluğunu doğru okumak için önce iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir: şirketin borcu ve sizin kişisel borcunuz. Türk Ticaret Kanunu’nun 573. maddesinin ikinci fıkrası, limited şirket ortaklarının “şirket borçlarından sorumlu olmayıp” yalnızca taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemek ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlü olduklarını söyler. Aynı Kanun’un 602. maddesi bunu tek cümleyle tekrarlar: şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur.
Bu kuralın sonucu şudur: hisseyi devretmeden önce de şirketin bankaya veya tedarikçiye olan borcundan ortak sıfatıyla sorumlu değildiniz. Hisse devri sizi bu borçtan “kurtarmaz”, çünkü zaten bağlı değildiniz. Sizi bağlayan, ortaklık döneminde kendi adınıza üstlendiğiniz yükümlülüklerdir ve bunlar ortaklık payına değil, imzaya bağlıdır. Devirden sonra hâlâ gündeme gelebilecek borçlar aşağıdaki tabloda toplanmıştır.
| Borcun kaynağı | Hisse devrinden sonra durum | Dayanak |
|---|---|---|
| Şirketin banka kredisi, tedarikçi faturası, kira borcu | Şirketin borcudur; ortak sıfatıyla sorumluluk yoktur | TTK m.573/2, m.602 |
| Genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefaletiniz | Devam eder; kapsamı ve süresi ayrıca incelenir | TBK m.581 vd., m.598 |
| Teminat bonosu veya şirket çekindeki avaliniz | Devam eder; tek taraflı ihtarla sona erdirilemez | TTK m.701-702, m.778/3, m.794 |
| Tedarikçiye verilen kefaletname | Devam eder; limit ve şekil şartları incelenir | TBK m.583, m.603 |
| Ödenmemiş sermaye borcu | Kural olarak pay defterine kayıtla devralana geçer | TTK m.585/1, m.501 |
| Şirket sözleşmesindeki ek ödeme yükümlülüğü | Ayrılmanın tescilinden itibaren iki yıl içinde iflas hâlinde istenebilir | TTK m.603, m.604 |
| Vergi ve SGK prim borcu | Kamu alacağına özgü ayrı rejim uygulanır | 6183 s.K. m.35, 5510 s.K. m.88 |
| Müdürlük döneminde kusurla verilen zarar | Müdürlükten ayrılmak geçmişteki sorumluluğu kaldırmaz | TTK m.553, m.644/1-a |
Şirketin borcu neden sizinle birlikte gitmez?
Ortaklık payının devri, şirketin kişiliğinde hiçbir değişiklik yapmaz. Borçlu, devirden önce de sonra da aynı tüzel kişidir; değişen yalnızca o tüzel kişinin ortaklarıdır. Bu nedenle şirketin alacaklısı, alacağını yine şirketten ister. Ortaklığınız sürerken sizi takip edemediği gibi, hisseyi devrettikten sonra da ortaklık sıfatınıza dayanarak takip edemez. Alacaklının size gelebilmesi için sizin ayrıca kendi adınıza bir borç altına girmiş olmanız gerekir. Limited şirket ortağının şirketin ticari borçlarından kendi malıyla sorumlu olup olmadığı sorusu, hisse devrinden bağımsız olarak ayrı bir yazının konusudur; burada yalnızca devirden sonraki tabloya odaklanıyoruz.
Pay devri ile işletme devri aynı şey değildir
Bazı kaynaklarda hisseyi devreden ortağın, Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesi uyarınca devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsil sorumlu kaldığı yazılır. Bu bilgi hisse devri için doğru değildir. 202. madde, bir malvarlığının veya bir ticari işletmenin “aktif ve pasifleri ile birlikte” devralınmasını düzenler. Orada borçlu gerçekten değişir: işletmeyi devreden kişi, devralanla birlikte iki yıl daha alacaklılara karşı sorumlu kalır. Limited şirkette pay devredildiğinde ise borçlu değişmez; şirket, borçlarıyla birlikte olduğu yerde durur. Bu yüzden pay devrinde 202. maddedeki iki yıllık müteselsil sorumluluk söz konusu olmaz.
Karışıklığın kaynağı, kamu alacakları için öngörülen özel düzenlemedir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, limited şirket ortaklarını şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağından sermaye payları oranında sorumlu tutar ve payını devreden ortakla devralanı devirden önceki dönemin kamu alacağı için müteselsil sorumlu kılar. Bu kural vergi ve benzeri kamu alacakları içindir; bankanın veya tedarikçinin özel hukuk alacağına uygulanmaz. Vergi borcu tarafını limited şirket ortağının şirketin vergi borcundan sorumluluğu yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.
“Borçlar devralana aittir” maddesi bankayı bağlar mı?
Hisse devir sözleşmelerinde sık görülen “devir tarihine kadar doğmuş ve doğacak tüm borçlar devralana aittir” ya da “devralan, devredenin şirket borçları için verdiği kefaletleri kaldırtmayı taahhüt eder” gibi hükümler, yalnızca sözleşmenin tarafları arasında sonuç doğurur. Banka veya tedarikçi bu sözleşmenin tarafı değildir. Kefalet sözleşmesini banka ile siz imzaladınız; banka rıza göstermedikçe kefaletiniz, sizinle devralan arasındaki anlaşma yüzünden sona ermez.
Bu hükmün değeri, bankaya ödeme yapmak zorunda kaldığınızda ortaya çıkar. Devralan kefaletlerinizi kaldırtacağını taahhüt etmiş ve bunu yapmamışsa, ödediğiniz tutarı sözleşmeye dayanarak ondan isteyebilirsiniz. Bunun yanında kefil olarak ödediğiniz para için şirkete başvurma hakkınız da kanundan doğar ve hisseyi devretmiş olmanız bu hakkı ortadan kaldırmaz; aşağıda rücu bölümünde bir Hukuk Genel Kurulu kararıyla anlatıyoruz. Devir sözleşmesinde hangi güvencelerin yer alması gerektiği ise sözleşmenin içeriğine ilişkin ayrı bir konudur.
Hisse Devri Ne Zaman Hüküm İfade Eder?
Devirden sonra doğan bir borçtan sorumlu tutulmamak için önce devrin hangi gün tamamlandığını bilmek gerekir. Limited şirkette bu tarih, noterdeki imza günü değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesine göre esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse devir için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır ve Kanun’un ifadesiyle “devir bu onayla geçerli olur.” Genel kurul, başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmezse onay vermiş sayılır.
Sıra şöyle işler: noterde onaylı devir sözleşmesi, genel kurulun onay kararı veya üç aylık sürenin reddedilmeden dolması, devrin pay defterine yazılması ve ticaret siciline tescil. Burada önemli olan, onay gelene kadar ortaklığınızın hukuken sürmesidir. Genel kurulun onayı reddetmesi hâlinde ise ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklıdır (TTK m.595/5). Onay gelene kadar bankaya veya tedarikçiye yeni bir kefalet ya da aval imzası vermemek, hisse devreden ortağın sorumluluğunu sonradan genişletecek en yaygın hatayı önler.
Noter onayı olmayan bir “ortaklıktan ayrılma protokolü” ise devir sonucunu doğurmaz. Yargıtay’ın onadığı bir istinaf kararında, iki ortağın adi yazılı bir protokolle ortaklığı sona erdirdiği, ancak noterde onaylanmış bir devir sözleşmesi yapılmadığı için ayrılan tarafın hâlâ şirketin hissedarı olduğu kabul edildi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2022/2418 K.2023/6131). Kendini yıllardır “eski ortak” sanan kişi, hukuken hâlâ ortak olabilir. Devir mümkün olmuyorsa şirketten ayrılmanın yolu limited şirkette ortaklıktan çıkma davası olabilir.
Hisse devri kaç gün içinde tescil edilmeli?
Tescil başvurusunu yapma görevi şirket müdürlerindedir (TTK m.598/1). Kanun burada ayrılan ortağa da bir imkân tanır: başvuru otuz gün içinde yapılmazsa ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline kendisi başvurabilir; sicil müdürü de şirkete, payı iktisap edenin adını bildirmesi için süre verir (TTK m.598/2). Devri yaptıktan sonra müdürlerin tescili geciktirmesini beklemek zorunda değilsiniz.
Tescilin üçüncü kişiler bakımından sonuç doğurduğu tarih de ayrıca önemlidir. Ticaret sicili kayıtları, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiği günü izleyen iş gününden itibaren üçüncü kişiler hakkında hukuki sonuç doğurur (TTK m.36/1). Ek ödeme yükümlülüğünde iki yıllık süre de ayrılmanın tescil edildiği tarihten başlar.
Hisse devri tescil edilmezse ne olur?
Tescil edilmemiş devir, taraflar arasında genel kurul onayıyla geçerlidir; ancak sicile güvenen iyiniyetli üçüncü kişiler korunur (TTK m.598/3). Uygulamada tescilsiz devrin en somut zararı şudur: sicilde hâlâ ortak görünen kişi, şirketin alacaklılarının ve kamu idaresinin radarında kalmaya devam eder. Özel hukuk alacaklısı ortaklık sıfatına dayanarak size gelemese bile, sicil kaydı haciz ihbarnamesi gibi işlemlerde muhatap seçilmenize yol açabilir. Kamu alacaklarında ise ayrılma tarihinin ispatı doğrudan sorumluluk dönemini belirler. Tescil ve ilanın yapıldığını Ticaret Sicili Gazetesi’nden kontrol etmek, devrin son adımıdır.
Bankaya Verdiğiniz Kefalet Hisse Devriyle Bitmez
Bankalar limited şirkete kredi açarken ortaklarını genel kredi sözleşmesine “müşterek borçlu ve müteselsil kefil” olarak imzalatır. Bu imzayla bankaya karşı, şirketin borcunu ödememesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlenmiş olursunuz (TBK m.581). Kefalet, ortaklığa değil bu sözleşmeye bağlıdır. Hisseyi devretmeniz kefalet sözleşmesinin taraflarını, konusunu veya limitini değiştirmez. Hisse devreden ortağın sorumluluğu uygulamada en çok bu imza yüzünden gündeme gelir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesi kefaletin kanun gereğince sona erdiği hâlleri sayar: asıl borcun sona ermesi ve gerçek kişi kefaletinde on yıllık sürenin dolması. Ortaklıktan ayrılma bu hâller arasında yoktur. Yargıtay’ın incelediği dosyalarda mahkemeler bu noktayı aynı cümlelerle kurmuştur:
- İstinaf mahkemesi, genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil olarak imzalayan kişinin sorumluluğunun şirket ortaklığından ayrılmakla sona ermeyeceğini, çünkü bu sorumluluğun ortak olmakla bağlantılı olmadığını belirtti; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2020/4418 K.2021/5782).
- Hissesini devrederek şirketten ayrılan kişi, bankanın sonradan yalnızca kalan ortaktan kefalet aldığını savundu. İlk derece mahkemesi takibin dayandığı ve eski ortağın da müteselsil kefil olarak imzaladığı 2012 tarihli sözleşmeyi esas aldı ve şirket ortaklığından ayrılmanın müteselsil kefaleti sona erdirmeyeceğini belirtti; karar istinaf ve temyiz aşamalarından geçti (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2024/1502 K.2025/1906).
- Hisse devri tescil ve ilan edilmiş, kefil bankaya kefaletin iptali için ihtarname de göndermişti. İlk derece mahkemesi, müteselsil kefilin şirket tüzel kişiliğinden ayrı olarak şahsi teminat verdiğini ve hisse devrinin bu teminatı ortadan kaldırmayacağını söyledi; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2020/2910 K.2020/5148).
Bu tablo ilk bakışta umutsuz görünür. Oysa aynı kararların içinde, eski ortağın hangi borçlardan sorumlu olmadığını gösteren ayrımlar vardır ve savunma bu ayrımlar üzerine kurulur.
Devirden sonra açılan yeni kredilerden sorumlu musunuz?
Belirleyici soru, takibe konu kredinin hangi sözleşmeye dayandığıdır. Siz ortakken imzaladığınız genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediler kefaletinizin kapsamındadır. Banka devirden sonra şirketle yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalamış, yeni kefiller almış ve yeni bir limit belirlemişse, bu sözleşmeden doğan krediler sizin kefaletinizin kapsamına girmez.
Yargıtay’ın onadığı bir kararda eski ortak 2013’te hisselerini devretmişti. Kefil olduğu 2013 tarihli sözleşmeye dayanan krediler kapatılmış, banka 2014 ve 2015’te aynı şirketle iki yeni genel kredi sözleşmesi imzalamış ve bunlara başka kişileri kefil yapmıştı. Banka eski ortağı, ilk sözleşmedeki “doğmuş ve doğacak borçlar” ibaresine dayanarak yeni kredilerden de sorumlu tutmak istedi. İlk derece mahkemesi, bu ibarenin kefilin bilgisi dışında sonradan imzalanan ayrı sözleşmeleri kapsayacak şekilde yorumlanmasının genel işlem koşullarına ilişkin Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olacağını, ibarenin ancak aynı sözleşme kapsamında kullandırılan kredileri ifade ettiğini kabul etti ve eski ortağın borçlu olmadığına karar verdi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2021/9027 K.2023/3169).
Aynı çizgi başka dosyalarda da görülür:
- Devirden sonra imzalanan ve eski ortağın imzası bulunmayan genel kredi sözleşmesi kapsamındaki çek iştira kredisi ve ticari kredi kartı borcundan eski ortak sorumlu tutulmadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2020/2910 K.2020/5148).
- Devirden sonra Kredi Garanti Fonu kefaletiyle kullandırılan ve eski ortağın imzasının bulunmadığı kredi yeni bir kredi sayıldı. Bu kredinin parasıyla eski sözleşmedeki borç kapatıldığı için eski ortağın kefaleti sona erdi, bankadaki teminat bonosu da bedelsiz kaldı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2022/5111 K.2024/1488).
- Yargıtay, bilirkişinin yalnızca kredilerin açılış ve kapanış tarihlerine bakmasını yeterli görmedi. Eski ortağın kefaletinin bulunduğu 2013 tarihli sözleşme ile kefaletinin bulunmadığı 2014 tarihli sözleşmenin bağlantılı olup olmadığının, bankacı bilirkişilerden oluşan üç kişilik bir kurulla banka kayıtları üzerinde yerinde incelenmesini istedi ve kefilin “sadece kefaletinin bulunduğu sözleşmeden doğan borçtan kefalet limitince” sorumlu olacağını vurgulayarak kararı bozdu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2024/6449 K.2025/4121).
Bankanın yeni kredileri eski sözleşmenin “yapılandırması” olarak göstermesi sık rastlanan bir savunmadır. Bu nedenle hesap kat ihtarı geldiğinde ilk istenecek belgeler, takibe konu her kredinin hangi sözleşme numarasına bağlandığını gösteren kredi dökümü ve kefaletinizin bulunduğu sözleşmenin tam metnidir.
Açık kalan limitler, çek yaprakları ve teminat mektupları
Yeni sözleşme ayrımının bir sınırı vardır. Sizin kefil olduğunuz eski sözleşme kapsamında açılmış ve devirden sonra da kullanılmaya devam eden limitler, kefaletinizin içinde kalır. Bir dosyada eski ortak, devirden sonra imzalanan üç yeni sözleşmeden doğan taksitli ve rotatif kredilerden sorumlu tutulmadı. Ancak kefil olduğu eski sözleşmelerde açık kalan “dost hesap” limitindeki borçtan ve şirkete eski sözleşme kapsamında verilmiş 55 çek yaprağı için bankanın yasal sorumluluk tutarından sorumlu bulundu. Çek yapraklarına ilişkin tutar, ödeme yapılmadığı için faiz işletilmeden depo edilecek gayrinakdi alacak olarak kabul edildi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2022/1917 K.2023/1850).
Teminat mektupları için de aynı mantık geçerlidir. Bir dosyada kefalet dönme ihtarı bankaya ulaşmadan önce düzenlenmiş teminat mektuplarından doğan gayrinakdi riskten eski ortağın sorumlu olduğu kabul edildi. Buna karşılık nakdi alacak, eski ortağın kefaletinin bulunmadığı bir sözleşmeden doğduğu için ondan istenemedi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2021/2644 K.2023/2316).
Bankanın kefilden çek yaprakları için depo istemesinin de bir şartı vardır. Yargıtay, bankanın kefilden çek sorumluluk bedelinin depo edilmesini isteyebilmesi için sözleşmede bu yönde açık bir hüküm bulunmasını aramış, böyle bir hüküm olmadığı hâlde kefilin depo bedelinden sorumlu tutulmasını bozma sebebi saymıştır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E.2015/6210 K.2015/11998). Sözleşmenizde bu hüküm varsa, devirden önce şirketin elindeki kullanılmamış çek yapraklarının bankaya iade edilmesi riski doğrudan azaltır.
Cari hesap sıfırlandıysa kefalet biter mi?
Birçok eski ortak, “ben ayrılırken şirketin bankaya borcu yoktu” diye düşünür. Borcun o tarihte sıfır olması, kefaletin sona erdiği anlamına gelmez. Genel kredi sözleşmeleri çoğunlukla belirli bir limit içinde açılıp kapanan, azalıp çoğalan hesaplar içerir. Yargıtay’ın onadığı bir istinaf kararında, cari hesap kredilerinde alacağın bir dönem sıfırlanmasının cari hesap borcunun sona erdiği anlamına gelmeyeceği vurgulandı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2021/5660 K.2023/27). Kefaletten kurtulmak isteyen kişi için güvenli sonuç, ilgili kredi hesabının sıfırlanıp kapatılması ve bankadan kefaletin sona erdiğini gösteren yazılı bir belge alınmasıdır.
Borcun hangi tarihte doğduğu da tartışılır. Bir dosyada banka, doğrudan borçlandırma sistemi (DBS) kapsamında şirketin tedarikçisine fatura bedellerini ödemişti. Faturalar kefillerin kefaletten döndüklerini bildiren ihtarnameden önce düzenlenmiş ve şirketin defterlerine kaydedilmişti. Ödeme ihtardan sonra yapılsa da borcun ihtardan önce doğduğu kabul edildi ve kefiller sorumlu tutuldu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2022/2308 K.2023/4463).
Kefaletten Dönme İhtarı Ne İşe Yarar?
Hisseyi devreden ortakların çoğu, noter aracılığıyla bankaya “ortaklıktan ayrıldım, bundan sonra kullandırılacak kredilerden sorumlu değilim” diye bir ihtarname gönderir. Bu ihtarın hukuki dayanağı Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesidir, ancak madde herkese serbest bir çıkış kapısı açmaz. Gelecekte doğacak bir borca kefalette kefil, alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak ve borç doğmadığı sürece kefaletten dönebilir. Bunun için iki şarttan birinin bulunması gerekir: borçlunun mali durumunun kefalet sözleşmesinden sonra önemli ölçüde bozulmuş olması ya da mali durumunun kefilin kefalet sırasında iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun ortaya çıkması. Dönen kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Maddede “ortaklıktan ayrılma” diye bir sebep yoktur. Bu yüzden yalnızca hisse devrine dayanan ihtarlar mahkemelerde zorlanır:
- İlk derece mahkemesi, kefaletten dönme sebebi olarak yalnızca şirket ortaklığından ayrılmayı gösteren ve mali durumla ilgili hiçbir sebep belirtmeyen ihtarı geçersiz saydı. İstinaf mahkemesi ayrıca, kefilin teminat bonosuna attığı aval imzasının tek taraflı iradeyle sona erdirilemeyeceğini belirtti; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2023/3631 K.2024/6279).
- Başka bir dosyada istinaf mahkemesi, borçlunun mali durumunun kefaletten sonra önemli ölçüde bozulduğunun ispatlanamadığını ve bankanın onayı olmadan kefilin tek taraflı olarak sözleşmeden dönmesinin sonuç doğurmayacağını kabul etti (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2024/6449 K.2025/4121).
Aynı ihtar, başka bir dosyada ise sınırlı da olsa işe yaradı. Kefil, ortaklıktan ayrıldığını ve kefillikten istifa ettiğini noterden bildirmiş, banka da kefaletin devam edeceğini cevaben bildirmişti. İstinaf mahkemesi, ihtardan sonra açılıp kullandırılan kredi kartı kredisi ile taksitli ticari krediden kefilin sorumlu olmadığını, ihtardan önce açılıp kullanılmaya devam eden cari hesap kredisi ile kredili mevduat hesabından ise sorumlu olduğunu kabul etti; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2021/5660 K.2023/27).
Bu kararların ortak paydası, ihtarın geriye değil ileriye etkili olmasıdır. Aşağıdaki tablo mahkemelerin kurduğu ayrımı özetler.
| Kredinin durumu | İhtardan sonra kefilin sorumluluğu | Kararlardaki yaklaşım |
|---|---|---|
| İhtardan önce açılmış ve kullanılmış nakdi kredi | Devam eder | 11. HD 2021/5660 (cari hesap, KMH) |
| İhtardan önce düzenlenmiş teminat mektubu veya fatura | Devam eder | 11. HD 2021/2644 · 2022/2308 |
| İhtardan sonra ilk kez açılan kredi ürünü | Mahkeme sorumluluğu kaldırabilir, ancak 599 şartları tartışılır | 11. HD 2021/5660 ↔ 2023/3631 |
| Teminat bonosundaki aval | Tek taraflı ihtarla sona ermez | 11. HD 2023/3631 |
İhtar göndereceksiniz, metni hisse devrine değil 599. maddenin şartlarına dayandırın. Şirketin mali durumundaki bozulmayı somut olgularla (takipler, haciz kayıtları, ödenmeyen çekler, bilanço verileri) gösterin ve ihtardan sonra kullandırılacak kredilerden sorumlu olmadığınızı açıkça yazın. Kefaletinize dayanarak halihazırda kullandırılmış kredilerin bu ihtarla ortadan kalkmayacağını da bilerek hareket edin.
Sözleşmedeki “kefaletten dönme hakkımdan vazgeçiyorum” hükmü geçerli mi?
Banka sözleşmelerinde kefilin kanundan doğan haklarından önceden feragat ettiğine dair hükümler bulunur. Yukarıda andığımız 2021/2644 sayılı dosyada istinaf mahkemesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan sözleşmedeki böyle bir feragat hükmüne değer vermiş ve eski Kanun’un ilgili maddelerinin emredici olmadığını belirtmişti. Türk Borçlar Kanunu’nun 582. maddesinin son cümlesi ise bugün açıktır: kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, kefalet bölümünde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez. 1 Temmuz 2012’den sonra imzaladığınız bir sözleşmedeki toptan feragat hükmü bu nedenle tartışmaya açıktır.
Kefaletiniz On Yıl Sonra Kendiliğinden Sona Erer
Hisseyi yıllar önce devretmiş biri için en güçlü savunma çoğu zaman bu kuraldır; hisse devreden ortağın sorumluluğunu zaman bakımından sınırlayan kural da budur. Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet on yıldan uzun bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Süre, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce ve kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamayla, en fazla on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.
Kural, Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2012’den önce verilmiş kefaletlere de uygulanır. Yargıtay, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesine dayanarak on yıllık süreyi hak düşürücü süre saymakta ve süresi 1 Temmuz 2012’de zaten dolmuş kefaletler için alacaklıya bir yıllık ek süre tanımaktadır:
- 1999 tarihli genel kredi sözleşmesine verilen kefalette on yıllık süre 2009’da dolmuş, 6101 sayılı Kanun’un tanıdığı bir yıllık ek süre de 1 Temmuz 2013’te sona ermişti. 2020’de başlatılan takipte kefil sorumlu tutulmadı. Kararın önemli bir cümlesi, kefalete konu borcun muaccel olduğu tarihin bu sürenin başlangıcına etkili olmadığıdır; süre, kefalet sözleşmesinin kurulmasından işler (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2025/4563 K.2026/1431).
- 1997’de süresiz olarak verilen kefalete dayanılarak 2017’de başlatılan takipte kefaletin sona erdiği kabul edildi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2024/6502 K.2025/3976).
- Kefilin imzaladığı en son genel kredi sözleşmesi 2004 tarihliydi; 2015’te başlatılan takip süre geçtikten sonra yapılmış sayıldı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2024/431 K.2024/8845).
Hesabı yaparken iki şeye dikkat edin. Birincisi, süre hisse devrinden değil, kefalet sözleşmesini imzaladığınız tarihten başlar. İkincisi, ortaklık döneminde imzaladığınız her yeni genel kredi sözleşmesi veya limit artırımı, kendi tarihinden itibaren yeni bir değerlendirme gerektirebilir. Bu yüzden kefil olarak imzaladığınız bütün sözleşmelerin tarihlerini tek tek çıkarmak gerekir.
On yıllık süre dolmadan başlatılmış takipte ise durum farklıdır. Bir dosyada 2004’te kredi tahsis edilmiş, şirket 2005’te devredilmiş, yeni sahipler yıllar içinde kredi kullanmış ve banka 2012’de eski ortaklara başvurmuştu. Eski ortaklar kefalet tutarının sözleşmede sonradan değiştirildiğini ileri sürdü. Yargıtay, tutarın 50.000 TL’den 250.000 TL’ye düzeltildiği yerde kefillere ait paraf bulunup bulunmadığının imza incelemesiyle tespit edilmesi gerektiğini belirtti (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2025/6294 K.2026/1054). Hisseyi devretmiş olmak bu dosyada eski ortakları korumadı; savunma, kefalet belgesinin kendisi üzerinden yürüdü.
Teminat Bonosu ve Şirket Çekindeki İmzanız
Bankalar genel kredi sözleşmesiyle birlikte çoğu zaman bir teminat bonosu da alır ve ortaklardan bu bonoya “aval” imzası atmalarını ister. Aval, kefaletten farklı bir kurumdur. Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur (TTK m.702/1). Bu hükümler bonolara da uygulanır (TTK m.778/3); çekte yazılı bedelin aval ile teminat altına alınabileceği de ayrıca düzenlenmiştir (TTK m.794). Kanun’a göre muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında senedin ön yüzüne atılan her imza aval sayılır (TTK m.701/3). Şirket kaşesinin yanına değil de kendi adınıza, senedin ön yüzüne attığınız imza sizi kişisel olarak bağlar.
Aval, kefalete ilişkin 599. madde gibi bir dönme imkânı tanımaz. Yukarıda andığımız dosyada eski ortak, bankaya ortaklıktan ve kefaletten ayrıldığını bildirmiş ve ayrıldığı sırada şirkete henüz kredi kullandırılmadığını ileri sürmüştü. İstinaf mahkemesi buna rağmen soyut borç ikrarı içeren bonodan tek taraflı dönmenin mümkün olmadığını ve bononun teminatı olduğu sözleşme kapsamında şirketin borcu bulunduğunu belirterek aval borcunun sona ermediğine karar verdi; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2023/3631 K.2024/6279).
Teminat bonosunun bağlı olduğu kredi borcu sona ermişse ise bono bedelsiz kalır. Yukarıda andığımız Kredi Garanti Fonu dosyasında, eski ortağın kefil olduğu sözleşmedeki borç yeni bir krediyle kapatıldığı için aynı tarihli teminat bonosunun bedelsiz kaldığı ve eski ortağın bu bonoya dayalı takipte borçlu olmadığı kabul edildi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2022/5111 K.2024/1488). Bono takibi, genel kredi sözleşmesindeki savunmaları ortadan kaldırmaz. Ancak kambiyo senedine dayalı takipte itiraz süreleri kısadır ve imzaya itiraz ile borca itiraz, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine yapılır (İİK m.168).
Şirketin tedarikçiye verdiği çeklerde durum farklıdır. Şirket kaşesi üzerine yetkili müdür sıfatıyla atılan imza şirketi bağlar; çekin borçlusu şirkettir. Sizi kişisel olarak bağlayan, çekin veya senedin ön yüzüne ayrıca şahsınız adına attığınız aval imzası ya da senedi kendi adınıza ciro etmenizdir. Şirketin karşılıksız çıkan çekinin ceza hukuku bakımından kimi sorumlu kıldığı ise ayrı bir sorudur ve çekin düzenlendiği tarihteki yetkili kişiyle ilgilidir.
Tedarikçiye Verilen Kefaletname ve Cari Hesap Borçları
Bayilik, distribütörlük ve toptan mal alımı ilişkilerinde tedarikçiler de bankalar gibi ortaklardan kişisel güvence ister. Bu güvence genellikle “müşterek borçlu ve müteselsil kefil” başlıklı bir kefaletname ya da cari hesap sözleşmesine eklenen bir kefalet sayfasıdır. Hukuki niteliği banka kefaletinden farklı değildir. Gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan sözleşmelere de kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler uygulanır (TBK m.603). Metin “taahhütname” ya da “garanti” diye adlandırılmış olsa bile şekil şartları aranır.
Bu nedenle tedarikçi kefaletnamesinde de ilk incelenecek şey şekildir. Kefalet sözleşmesi yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefil, azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olduğunu kendi el yazısıyla belirtmelidir (TBK m.583/1). Eşin yazılı rızası kural olarak aranır (TBK m.584/1); ancak ticaret şirketinin ortağı veya yöneticisi tarafından şirketle ilgili olarak verilen kefaletlerde eşin rızası aranmaz (TBK m.584/3). Ortakken verdiğiniz kefalette “eşim onay vermedi” savunması bu yüzden sonuç vermez.
Ortaklıktan ayrılmanın tedarikçi kefaletine etkisi de banka kefaletinden farklı değerlendirilmemiştir. Bir beyaz eşya bayiliğinde ortaklar, bayinin tedarikçiye karşı her türlü borcu için 100.000 TL limitle müteselsil kefil olmuş, sonra ortaklıktan ayrılmıştı. İstinaf mahkemesi, kefil olan ortağın ortaklıktan ayrılsa bile ortak olduğu dönemde yüklendiği kefaletten dolayı sorumluluğunun devam edeceğini ve ortaklıktan ayrılmanın kefaleti sona erdiren bir sebep olarak düzenlenmediğini belirtti. Yargıtay kararı bozdu; ancak bozma sebebi bu değerlendirme değil, icra dosyasındaki borcun yargılama sırasında eski ortaklardan biri tarafından ödenmiş ve davanın konusuz kalmış olmasıydı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2021/6101 K.2023/817). Bu dosyada kefalet 100.000 TL limitle verilmişti ve eski ortakların sorumluluğu da bu tutarla sınırlı tutuldu; kefil her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur ve asıl borç, temerrüt sonuçları, takip masrafları ile faizler de bu sınırın içinde kalır (TBK m.589).
Sermaye ve Ek Ödeme Borcu Devirle Kime Geçer?
Kefalet ve aval dışında hisse devreden ortağın sorumluluğunu doğurabilecek iki kanuni yükümlülük vardır: taahhüt edilip ödenmemiş sermaye ve şirket sözleşmesinde öngörülmüşse ek ödeme. Bu iki borç, şirketin alacaklısına değil şirkete karşıdır; ancak alacaklılar bu borçlara haciz yoluyla ulaşabilir.
Ödenmemiş sermaye borcu
Limited şirkette bedelleri tamamen ödenmemiş payların devrinde anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyasen uygulanır (TTK m.585/1). İlgili hüküm Türk Ticaret Kanunu’nun 501. maddesidir. Bedeli tamamen ödenmemiş bir payı iktisap eden kişi, pay defterine kaydedilmekle şirkete karşı geri kalan pay bedelini ödemekle yükümlü olur. Payını devreden kişi de, iktisap edenin pay defterine kaydedilmesiyle borcundan kurtulur. Kanun bu kurala tek bir istisna getirir: şirketin kurulması veya sermayenin artırılması sırasında taahhütte bulunan kişi, şirket kuruluş veya artırım tarihinden itibaren iki yıl içinde iflas etmiş ve payı devralan kişi paydan doğan haklardan yoksun bırakılmışsa, bedelin ödenmemiş kısmı ondan da istenebilir (TTK m.501/2-3).
Pratikte ödenmemiş sermaye, şirketin alacaklısı tarafından İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesindeki haciz ihbarnamesiyle takip edilir. Hukuk Genel Kurulu, şirket ortağının borçlu şirket bakımından üçüncü kişi sayılacağını ve kendisine haciz ihbarnamesi gönderilebileceğini kabul etmiştir; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de bu karar üzerine önceki görüşünü değiştirerek şirket ortağı nezdindeki sermaye alacağının haczinin mümkün olduğunu belirtmiştir (Hukuk Genel Kurulu E.2014/1078 K.2016/600; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2021/1662 K.2021/2582).
Hissesini devretmiş kişiye gönderilen haciz ihbarnamesi ise farklı sonuç doğurur. Bir dosyada şirketin alacaklısı, hissesini noterde onaylı sözleşmeyle devretmiş ve devri Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmiş eski ortağa üç ayrı haciz ihbarnamesi göndermişti. Mahkeme, ihbarnameler gönderildiği tarihte eski ortağın şirketle hukuki bağının kalmadığını, ödenmemiş sermaye borcu olsa bile payı devralanın bu yükümlülüğü de devraldığını ve eski ortağın sorumluluğunun devirle sona erdiğini kabul etti; Yargıtay kararı onadı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2020/4350 K.2021/6261).
Bir ayrıntı daha önemlidir: pay devri, şirketle aranızdaki ayrı borç ilişkilerini kendiliğinden devralana taşımaz. Ortaklar cari hesabında şirketten çektiğiniz ve geri ödemediğiniz bir para varsa bu, sermaye borcu değil sizin kişisel borcunuzdur ve şirketin alacaklısı bu alacağı da haczettirebilir. Bir dosyada şirketin defterlerinde ortaklardan alacak kaydı bulunduğu, ancak muavin defter kayıtlarına göre bu borcun davacıya değil diğer ortağa ait olduğu tespit edildi ve davacının borçlu olmadığına karar verildi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2020/5174 K.2021/4759). Devirden önce ortaklar cari hesabının kapatılması bu nedenle yalnızca muhasebe işi değildir.
Ek ödeme yükümlülüğü
Ek ödeme yükümlülüğü, ancak şirket sözleşmesinde öngörülmüşse vardır ve esas sermaye payının itibari değerinin iki katını aşamaz (TTK m.603/1 ve 603/3). Şirketin iflasının açılmasıyla muaccel olur (TTK m.603/2). Hisse devreden ortak bakımından kritik hüküm 604. maddedir: şirket, ortağın şirketten ayrılmasının tescil edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde iflas etmişse ek ödeme yükümlülüğünün bu eski ortaktan da yerine getirilmesi istenir. Ek ödeme yükümlülüğü halef tarafından yerine getirilmemişse, eski ortağın sorumluluğu yükümlülüğün gerçekleştiği tarihte ona karşı ileri sürülebileceği ölçüde devam eder (TTK m.604/2).
Bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağını anlamak için şirket sözleşmesini açıp “ek ödeme” veya “yan edim” başlıklı bir madde olup olmadığına bakmanız yeterlidir. Böyle bir madde yoksa ek ödeme riski de yoktur. Varsa, iki yıllık süre devrin noterde imzalandığı günden değil, ayrılmanın ticaret siciline tescil edildiği günden başlar. Tescili geciktirmek bu süreyi de uzatır.
Vergi, SGK ve Müdürlük Döneminin Borçları
Özel hukuk borçları için kurulan tablo, kamu alacaklarında geçerli değildir; hisse devreden ortağın sorumluluğu vergi ve prim borçlarında ayrı bir kanuni rejime tabidir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi limited şirket ortağını şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağından sermaye payı oranında doğrudan sorumlu tutar ve payını devreden ortağı devirden önceki döneme ait kamu alacakları için devralanla birlikte müteselsil sorumlu kılar. Hangi dönemin borcundan, hangi tarihten itibaren ve hangi tutarla sorumlu olduğunuz, vergi dairesinin önce şirkete başvurup başvurmadığı gibi sorular Danıştay kararlarıyla birlikte ayrı bir yazının konusudur ve bunları limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu yazımızda ele aldık.
Hisse devreden kişi aynı zamanda şirket müdürüyse ayrıca dikkatli olmak gerekir. Limited şirkette şirketin yönetimi ve temsili ortak olmayan üçüncü kişilere de verilebilir (TTK m.623/1). Bu nedenle hisse devri, müdürlük görevini kendiliğinden sona erdirmez. Müdürlükten istifa etmediyseniz ya da görevden alınmadıysanız ve bu durum sicile tescil edilmediyse, hissesi olmayan bir müdür olarak şirketi temsile devam edersiniz. Müdürlük döneminde kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülükleri kusurla ihlal ederek şirkete, ortaklara veya alacaklılara verdiğiniz zarardan sorumluluk (TTK m.553, m.644/1-a) ile vergi ve prim borçlarında kanuni temsilci sıfatıyla sorumluluk da devirden etkilenmez. Müdürün kamu borçlarındaki durumunu şirketin vergi borcundan müdürün sorumluluğu yazımızda anlattık.
Kefil Olarak Ödediyseniz Parayı Kimden Geri Alırsınız?
Bankaya ya da tedarikçiye kefil olarak ödeme yaptıysanız, ödediğiniz ölçüde alacaklının haklarına halef olursunuz ve bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilirsiniz (TBK m.596/1). Asıl borçlu şirkettir; ilk başvuracağınız yer de şirkettir. Hisseyi devretmiş olmanız bu hakkı ortadan kaldırmaz.
Hukuk Genel Kurulu bu soruyu doğrudan cevaplamıştır. Şirketin kredisine kefil olan ve borcu, paydaşı olduğu taşınmazın satış bedeliyle kapatan ortak, daha sonra hissesini devretmişti. Şirkete göre pay devir protokolündeki taahhüt yalnızca devir sırasında devam eden kefaletleri kapsıyordu; devirden önce yapılmış ödemeler için protokolde açık bir hüküm yoktu. İlk derece mahkemesi bu nedenle ortağın ödediği tutarı şirketten isteyemeyeceğine karar verdi ve Özel Dairenin bozma kararına karşı direndi. Hukuk Genel Kurulu, ortaklıktan ayrılmanın kefaleten ödenen şirket borcunu asıl borçludan istemeye engel olmadığını, protokolde kefilin şirkete rücu etmeyeceğine dair bir hüküm bulunmadığını ve şirketin bu protokolün tarafı dahi olmadığını belirterek direnme kararını bozdu (Hukuk Genel Kurulu E.2017/3088 K.2021/1641).
Karardan çıkan pratik sonuç şudur: devir sözleşmesinde “devredenin şirkete karşı hiçbir talebi yoktur” gibi genel bir ibra cümlesi yer alıyorsa, bu cümle kefaleten yapacağınız ödemeler için rücu hakkınızı tartışmaya açabilir. Aynı borca başka kefiller de varsa, iç ilişkideki paylara göre onlara da başvurabilirsiniz. Kefil olarak ödediğiniz tutar için rücu zamanaşımı, alacaklıya ödeme yaptığınız anda işlemeye başlar (TBK m.596). Kanuni temsilci sıfatıyla ödenen vergi ve prim borçlarında rücu ise kendine özgü kurallara bağlıdır.
Borç varken hisseyi yakınınıza devretmek
Kefil olduğunuz bir borç ödenmemişken hissenizi eşinize, kardeşinize veya çocuğunuza devretmek, sizi kefaletten kurtarmadığı gibi devrin kendisini de tartışmalı hâle getirir. Borçlunun eşi, üstsoyu, altsoyu ve üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları, borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiği varsayılan kişilerdir (İİK m.280). Yargıtay, genel kredi sözleşmesine kefil olan kişinin kardeşine ve yeğenine yaptığı hisse devirlerini bu hüküm çerçevesinde değerlendirmiş (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E.2021/25318 K.2023/12972), çeklere kefil olan kişinin şirketteki yarı hissesini ortağına devretmesini de iptale tabi görmüştür (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E.2021/1662 K.2023/7946). Bu davanın şartlarını ve sürelerini tasarrufun iptali davası yazımızda anlattık.
Hisseyi Devretmeden Önce ve Devrettikten Sonra
Hisse devreden ortağın sorumluluğunu en aza indirmenin en ucuz yolu, devir sırasında birkaç belgeyi eksiksiz toplamaktır. Aşağıdaki liste, bu yazıda anlattığımız kararlarda eski ortakların karşılaştığı sorunlardan çıkarılmıştır.
- Kefil olduğunuz sözleşmelerin listesini çıkarın. Hangi bankaya, hangi tarihte, hangi limitle kefil olduğunuzu ve teminat bonosu verip vermediğinizi belgeleyin. Tedarikçilere verilen kefaletnameleri de unutmayın.
- Bankadan risk yazısı isteyin. Şirketin kefil olduğunuz sözleşmeler kapsamında açık nakdi ve gayrinakdi riskini, kullanılmamış çek yapraklarını ve teminat mektuplarını gösteren yazıyı devirden önce alın.
- Kefaletten kurtarma şartını devre bağlayın. Devralanın bankaya yeni kefalet vermesi ve bankanın sizin kefaletinizi yazılı olarak sona erdirmesi, devir bedelinin ödenme şartı olarak kararlaştırılabilir.
- Teminat bonolarının iadesini isteyin. Kefaletiniz sona erse bile bankada kalan ve üzerinde aval imzanız bulunan bono, yıllar sonra takibe konu edilebilir.
- Ortaklar cari hesabını kapatın. Şirkete kişisel borcunuz varsa ödeyin, alacağınız varsa belgeleyin.
- Tescil ve ilanı takip edin. Otuz gün içinde tescil yapılmazsa TTK 598/2 uyarınca kendiniz başvurun; müdürseniz müdürlükten ayrılmanızı da ayrıca tescil ettirin.
- İhtarı doğru kurun. Banka kefaleti sona erdirmeyi kabul etmiyorsa, 599. maddenin şartlarına dayanan noter ihtarını gecikmeden gönderin ve devirden sonra hiçbir yeni sözleşmeye kefil olarak imza atmayın.
- On yıllık süreyi takvime yazın. Her kefalet sözleşmesinin imza tarihine on yıl ekleyin; bu tarihten sonra başlatılan takiplerde hak düşürücü süre savunmasını ileri sürün.
İcra Takibi veya Haciz İhbarnamesi Geldiyse
Eski şirketin borcu için size gelen belgenin türü, izleyeceğiniz yolu ve süreyi belirler. Süreler kısadır ve kaçırıldığında savunma çok daha pahalı bir davaya dönüşür.
| Gelen belge | Süre | Yapılacak iş |
|---|---|---|
| Genel haciz yoluyla ödeme emri (kefalete dayalı) | Tebliğden itibaren 7 gün | İcra dairesine itiraz (İİK m.62) |
| Kambiyo senedine dayalı ödeme emri (teminat bonosu) | Tebliğden itibaren 5 gün | İcra mahkemesine imza veya borca itiraz (İİK m.168) |
| Birinci haciz ihbarnamesi (İİK m.89) | Tebliğden itibaren 7 gün | İcra dairesine “borcum yoktur” itirazı |
| Üçüncü haciz ihbarnamesi | Tebliğden itibaren 15 gün | Menfi tespit davası |
Haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmezseniz borç zimmetinizde sayılır. Yine de Hukuk Genel Kurulu, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz etmemiş kişinin üçüncü ihbarnameden sonra menfi tespit davası açabileceğini ve davayı kazanırsa, alacaklı davayı ön inceleme duruşmasına kadar kabul etmedikçe yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin alacaklıya yükletileceğini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulu E.2022/62 K.2023/464). Bu yazıda andığımız dosyaların bir kısmında banka, kefillere karşı takibe ihtiyati haciz kararı alarak başlamıştı; böyle bir kararda itiraz süresi ve yolu ayrıca işler. Ödeme emrine itiraz ettiğinizde banka itirazın iptali davası açabilir; takip kesinleşmişse borçlu olmadığınızı menfi tespit davası ile ileri sürebilirsiniz. İtirazdan sonraki süreci itirazın iptali davası yazımızda anlattık.
Bu dosyalarda sonucu çoğu zaman ayrıntılar belirler: takibe konu kredinin hangi sözleşmeye bağlandığı, kefalet sözleşmesinin el yazısı şartını taşıyıp taşımadığı, on yıllık sürenin dolup dolmadığı, teminat bonosunun hangi borcu güvence altına aldığı. Hisse devrinden sonra eski şirketin borcu nedeniyle hakkınızda takip başlatıldıysa, hisse devreden ortağın sorumluluğunu belirleyen bu belgeleri, yani kefalet sözleşmelerinizi, teminat bonolarını ve banka yazışmalarınızı Ankara şirket avukatı olarak birlikte inceleyebiliriz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hisse devri yapan ortağın sorumluluğu ne zaman biter?
Hisse devreden ortağın sorumluluğu, şirketin kendi borçları bakımından zaten doğmaz; ortak sıfatıyla bu borçlardan sorumlu değilsiniz. Ortakken verdiğiniz kişisel kefalet ise hisse devriyle değil, asıl borcun sona ermesiyle, bankanın yazılı olarak kefaleti sona erdirmesiyle veya kefalet sözleşmesinin kurulmasından itibaren on yıl geçmesiyle biter. Ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüşse, ayrılmanın tescilinden itibaren iki yıl içinde şirketin iflas etmesi riski ayrıca vardır.
Hisse devri sonrası sorumluluk hangi borçlarda devam eder?
Devirden sonra doğan borçlardan, kefil olmadığınız yeni bir sözleşmeye dayanıyorsa sorumlu olmazsınız. Devirden önce kefil olduğunuz genel kredi sözleşmesi kapsamında devirden sonra kullandırılan krediler ise kefaletinizin kapsamında kalabilir. Belirleyici olan, borcun hangi sözleşmeye dayandığıdır.
Hisse devri borçlardan sorumluluğu devralana geçirir mi?
Şirketin borcu zaten şirkette kalır, devralana da geçmez. Sizin kişisel kefaletiniz ise bankanın veya tedarikçinin rızası olmadan devralana geçmez. Devir sözleşmesindeki “borçlar devralana aittir” hükmü yalnızca sizinle devralan arasında sonuç doğurur ve ödeme yaparsanız devralana başvurmanızı sağlar.
Hisse devrinden sonra banka yeni kredi verirse ben sorumlu muyum?
Yeni kredi, imzanızın bulunmadığı yeni bir genel kredi sözleşmesiyle verilmişse sorumlu değilsiniz. Yargıtay, ilk sözleşmedeki “doğmuş ve doğacak borçlar” ibaresinin kefilin bilgisi dışında sonradan imzalanan ayrı sözleşmeleri kapsamayacağını kabul eden kararı onamıştır. Kredi sizin kefil olduğunuz eski sözleşmenin limiti içinde kullandırılmışsa ise sorumluluk devam edebilir.
Kefaletten dönmek için bankaya ihtarname göndermek yeterli mi?
Tek başına yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesi dönmeyi, borçlunun mali durumunun önemli ölçüde bozulması gibi şartlara ve borcun henüz doğmamış olmasına bağlar. Yalnızca ortaklıktan ayrıldığını gerekçe gösteren ihtar geçersiz sayılabilir. İhtar, en iyi ihtimalle ihtardan sonra açılacak kredileri etkiler; önceki krediler ve teminat bonosundaki aval için sonuç doğurmaz.
On yıl önce kefil olduğum kredi için hâlâ takip edilebilir miyim?
Gerçek kişinin verdiği kefalet, sözleşmenin kurulmasından itibaren on yıl geçince kendiliğinden ortadan kalkar ve kefil ancak bu süre doluncaya kadar takip edilebilir. Süre, borcun muaccel olduğu tarihten değil kefalet sözleşmesinin kurulmasından işler. 2012’den önce verilen kefaletlerde de uygulanır; süresi 1 Temmuz 2012’de dolmuş olanlar için alacaklıya 1 Temmuz 2013’e kadar ek süre tanınmıştır.
Tedarikçiye verdiğim kefaletname hisse devriyle sona erer mi?
Hayır. Tedarikçiye verilen kefaletname de kefalet hükümlerine tabidir ve ortaklıktan ayrılmak onu sona erdirmez. Sorumluluğunuz kefaletnamede yazılı azami tutarla sınırlıdır ve belgenin geçerli olması için azami tutarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefil olduğunuzun kendi el yazınızla yazılmış olması gerekir.
Hisse devri tescil edilmezse ne olur?
Devir taraflar arasında genel kurul onayıyla geçerlidir, ancak sicile güvenen iyiniyetli üçüncü kişiler korunur. Müdürler devri otuz gün içinde tescile başvurmazsa ayrılan ortak, adının silinmesi için ticaret siciline kendisi başvurabilir. Ek ödeme yükümlülüğündeki iki yıllık süre de ancak ayrılmanın tescilinden itibaren işlemeye başlar.
Eski şirketin alacaklısı bana haciz ihbarnamesi gönderebilir mi?
Gönderebilir. Yargıtay şirket ortağını borçlu şirket bakımından üçüncü kişi saymaktadır. Hissesini devretmiş ve devri tescil ettirmiş kişi ise, ödenmemiş sermaye dahil şirkete borcu olmadığını ileri sürerek ihbarnameye tebliğden itibaren yedi gün içinde itiraz etmelidir. Süre kaçırılsa bile üçüncü ihbarnameden sonra on beş gün içinde menfi tespit davası açılabilir.
Anonim şirket hissesini devreden ortak için de aynı kurallar mı geçerli?
Temel kural aynıdır: anonim şirket de borçlarından yalnızca kendi malvarlığıyla sorumludur (TTK m.329) ve pay sahibinin kişisel kefaleti veya avali pay devriyle sona ermez. Bedeli ödenmemiş payların devrine ilişkin 501. madde doğrudan anonim şirketler için yazılmıştır. Limited şirketten farklı olarak anonim şirkette, kanundaki istisnalar dışında, esas sözleşmeyle pay sahibine pay bedelini ve primi ödemek dışında borç yükletilemez (TTK m.480/1). Bu nedenle limited şirkete özgü 604. maddedeki iki yıllık ek ödeme riski anonim şirket pay sahibi için gündeme gelmez.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut dosyanız için hukuki görüş yerine geçmez. Anlatılan Yargıtay kararları kendi olaylarına bağlıdır; onama kararlarında aktarılan gerekçelerin bir kısmı ilk derece veya istinaf mahkemesine aittir ve bu durum metinde ayrıca belirtilmiştir. Metin, 30 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Yargıtay karar arama sisteminde yayımlanan kararlara dayanmaktadır. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.