Hukuk

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Arasındaki Farklar

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Arasındaki Farklar

Adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar tek cümlede özetlenebilir: ev hapsi ayrı bir kurum değil, adli kontrolün Ceza Muhakemesi Kanunu m.109/3-(j) bendinde sayılan en ağır yükümlülüğüdür. İkisi de tutuklamaya alternatiftir, ikisine de hâkim karar verir, ikisi de soruşturma ve kovuşturma boyunca sürebilir. Ayrıştıkları yer ise çoğu kaynakta hiç yazmayan noktadadır: adli kontrolde geçen süre kural olarak cezadan düşülmez, ev hapsinde geçen her iki gün ise bir gün olarak mahsup edilir.

Makale İçeriği

Karışıklığın asıl kaynağı, Türk hukukunda “ev hapsi” denince birbirinden bağımsız üç ayrı rejimin aynı adla anılmasıdır. Biri şüpheli ve sanık için koruma tedbiri, ikisi ise kesinleşmiş cezanın infaz biçimidir. Bu yazıda önce her iki kavramın kendi hukuki çerçevesi kurulmuş, ardından süre, mahsup, elektronik kelepçe, ihlal, itiraz ve tazminat başlıklarında ikisi madde madde karşılaştırılmıştır.

Ana hatlarıyla

Ev hapsi, adli kontrol tedbirlerinden biridir; bağımsız bir ceza türü değildir.

  • Dayanak: Adli kontrol CMK m.109-115’te düzenlenir; ev hapsi bu maddenin üçüncü fıkrasının (j) bendidir: “Konutunu terk etmemek.”
  • Mahsup: Adli kontrolde geçen süre cezadan düşülmez (m.109/6). İki istisna: tedavi yükümlülüğü (e) ve ev hapsi (j). Ev hapsinde her iki gün bir gün sayılır.
  • Süre: Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok 2 yıl (+1 yıl), giren işlerde 3 yıl; uzatma tavanı 3, terör ve devlete karşı suçlarda 4 yıldır. Çocuklarda bu süreler yarı orandadır.
  • Kelepçe: Elektronik izleme zorunlu değildir; 5402 sayılı Kanun m.15/A “elektronik cihazların kullanılması suretiyle de” der. Kelepçesiz ev hapsi mümkündür.
  • İhlal: Her iki tedbirin ihlalinde de yaptırım para cezası değil, hemen tutuklamadır (m.112/1).

Adli Kontrol Nedir ve Hukuki Boyutu

Adli kontrol, ceza muhakemesi alanında tutuklama kararının yerine uygulanabilen, bireyin özgürlüğünü tamamen kısıtlamayan ancak belirli yükümlülükler doğrultusunda kontrol altında tutulmasını sağlayan bir hukuki tedbirdir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109. maddesi kapsamında düzenlenen adli kontrol, tutuklama gerekliliklerinin geçerli olduğu durumlarda kullanılan, bireylerin toplumsal ve ailevi hayata devam edebilmesine olanak tanıyan bir uygulamadır.

Hukuki boyutuyla ele aldığımızda adli kontrol, anayasal olarak güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkıyla yakından ilişkilidir. Bu bağlamda, adli kontrol tedbirlerine başvurulurken orantılılık ilkesi göz önünde bulundurulmaktadır. Yani, uygulanacak tedbir, suçun ağırlığı ve bireyin topluma olan potansiyel etkisiyle uyumlu olmalıdır. CMK m.110/1 uyarınca soruşturma evresinde adli kontrol kararı Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla verilir; hâkim soruşturmada kendiliğinden adli kontrole hükmedemez. Kovuşturma evresinde ise aynı yetki, m.110/3 gereği davayı gören mahkemededir ve mahkeme bu kararı resen alabilir.

Adli Kontrolün Kapsamı ve Hukuki Tanımı

Ceza muhakemesi sürecinde, özellikle kaçma şüphesinin varlığı, delillerin karartılma riski veya tanıklar üzerinde baskı oluşturulması ihtimali gibi durumlar, adli kontrol kararlarının verilmesine sebep olabilir. Adli kontrol kararları, tutuklamanın sert ve ağır sonuçlarını hafifletmek amacıyla bireye farklı yükümlülükler yükler. CMK m.109/3 bu yükümlülükleri on iki bent hâlinde sınırlı olarak sayar; hâkim bu listenin dışında bir yükümlülük icat edemez, ancak listedeki bir veya birden fazlasını birlikte uygulayabilir:

Bent Yükümlülük
a Yurt dışına çıkamamak
b Hâkimin belirlediği yerlere, belirtilen sürelerde düzenli başvurmak (imza)
c Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına, mesleki uğraş veya eğitime ilişkin kontrol tedbirlerine uymak
d Taşıt kullanmamak, gerektiğinde sürücü belgesini makbuz karşılığı teslim etmek
e Uyuşturucu, uyarıcı, uçucu madde veya alkol bağımlılığından arınmak için hastaneye yatmak dâhil tedavi/muayene tedbirlerine tabi olmak
f Hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak
g Silah bulundurmamak veya taşımamak, silahları adli emanete teslim etmek
h Suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvence göstermek
i Aile yükümlülükleri ve nafakayı düzenli ödeyeceğine dair güvence vermek
j Konutunu terk etmemek (ev hapsi)
k Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek
l Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek

Tablo, ev hapsinin hukuki konumunu da gösterir: ev hapsi listenin (j) bendidir, ayrı bir kurum değildir. (j), (k) ve (l) bentleri kanuna 2012 yılında 6352 sayılı Kanun’la eklenmiştir; yani konutu terk etmeme yükümlülüğü Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilk hâlinde yoktu.

Sık yapılan bir hata, elektronik kelepçenin ayrı bir adli kontrol yükümlülüğü sanılmasıdır. Yukarıdaki listede elektronik kelepçe adında bir bent bulunmaz. Kelepçe bir yükümlülük değil, mevcut yükümlülüğün denetlenme yöntemidir ve dayanağı 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu m.15/A’dır.

Adli kontrol kararları, uygulama biçimi ve kapsam açısından değişkenlik gösterebilir. Örneğin, hafif suçlarda yalnızca imza zorunluluğu yeterli görülürken, daha ciddi suçlarda yurt dışına çıkış yasağı, belirli yerlere giriş-çıkış sınırlamaları da karara dahil edilebilir.

Hukuki Çerçeve ve Adli Kontrolün Amacı

Adli kontrol, esas itibarıyla tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiridir. Bu nedenle, adli kontrolün uygulanma amacı, bir yandan bireyin özgürlüğünü aşırı şekilde sınırlandırmadan ceza muhakemesi sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini temin etmek, diğer yandan da toplumsal düzenin korunmasını sağlamaktır.

Adli kontrolün ne kadar süreyle uygulanabileceği 2021 yılına kadar kanunda hiç yazmıyordu. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la eklenen CMK m.110/A bu boşluğu kapattı ve tedbire üst sınır getirdi. Bu nedenle “adli kontrolün süresi yoktur, dosya bitene kadar sürer” bilgisi 2021 öncesine ait olup bugün geçerli değildir. Sürelerin tam dökümü aşağıda “Adli Kontrol ve Ev Hapsi Ne Kadar Sürer?” başlığındadır.

Adli Kontrol Kimler Hakkında Uygulanır, Kimler Hakkında Uygulanamaz?

Adli kontrol yalnızca şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Kanunun lafzı bu noktada nettir: m.109/3 “şüphelinin”, m.110/4 “şüpheli veya sanığın” der. Buradan çıkan sonuçlar, uygulamada en çok karıştırılan noktalardır:

  • Tanık, mağdur, katılan veya bilirkişi hakkında adli kontrol kararı verilemez. Bu kişiler soruşturmanın süjesi değildir; haklarında koruma tedbiri uygulanmasının kanuni dayanağı yoktur.
  • Hükümlü hakkında adli kontrol uygulanmaz. Hüküm kesinleştiği anda ceza muhakemesi biter, infaz hukuku başlar; kesinleşmiş cezanın infazı 5275 sayılı Kanun’a tabidir.
  • Tutuklama yasağı olan hâllerde bile adli kontrol uygulanabilir. CMK m.109/2 bunu açıkça söyler. Yani m.100/4 gereği tutuklanamayacak bir suçta dahi kişiye imza veya yurt dışı yasağı konabilir.
  • Azami tutukluluk süresi dolduğu için tahliye edilenler hakkında adli kontrole hükmedilebilir (m.109/7).

CMK m.109/4, tutuklama yerine adli kontrole karar verilmesini iki grup için özel olarak öngörür: 5275 sayılı Kanun m.16/3 usulüne göre tespit edilen, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheliler ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheliler. Aynı fıkra, mahkûmiyet hükmü istinaf veya temyiz aşamasındayken hükmü veren ilk derece mahkemesinin de UYAP kayıtlarını inceleyerek adli kontrol kararı verebileceğini düzenler.

Adli Kontrolün Hukukun Üstünlüğü Bağlamında Değerlendirilmesi

Türk hukuk sistemi, birey hak ve özgürlüklerini koruyarak suç ve ceza dengesini tesis etmeyi amaçlar. Adli kontrol kararları, bu hedef doğrultusunda önemli bir araçtır. Hem toplumu hem de bireyi koruma dengesini sağlayan bu tedbir, suça ilişkin kuvvetli şüphe mevcut olduğunda dahi tutuklama gibi sert müdahalelerin önüne geçerek adaletin hakkaniyetli şekilde uygulanmasına olanak sağlar.

Bununla birlikte adli kontrol tedbirine karar verilebilmesi için birtakım yasal yükümlülüklerin ve gerekliliklerin karşılanması zorunludur. Somut delillerle desteklenmeyen bir kararın uygulamaya konulması, hem bireysel özgürlüğü hem de hukukun güvenilirliğini zedeler. Kanun bu denetimi kâğıt üzerinde bırakmamış, m.110/4 ile tedbirin devamının gerekip gerekmediğinin en geç dört aylık aralıklarla incelenmesini zorunlu kılmıştır.

Sonuç Olarak Adli Kontrolün Hukuki Önemi

Adli kontrol, suç şüphesi altındaki bireylerin cezai sürece uyum sağlayarak toplumsal yaşama devam edebilmesi açısından önemli bir alan yaratır. Tutuklamanın bir alternatifi olarak nitelendirilen bu tedbir, hukukun üstünlüğü ilkesine riayet ederek bireylerin temel haklarını koruma altına alır. Tedbirin süresine üst sınır getiren m.110/A ve dört aylık denetimi zorunlu kılan m.110/4, bu koruma iddiasını uygulanabilir kılan iki hükümdür; ikisi de 2021 yılında kanuna eklenmiştir.

Ev Hapsi Uygulamasının Genel Çerçevesi

Ev hapsi, hukuki literatürde “konutu terk etmeme tedbiri” olarak bilinen ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (j) bendinde düzenlenen bir koruma tedbiridir. Bu uygulama, bireyin belirli bir süre boyunca konutunda kalmasını zorunlu kılan ve hareket özgürlüğünü ciddi şekilde sınırlasa da tutuklamaya alternatif olarak düşünülen bir yöntemdir. Ev hapsi, bireyin sosyal sorumluluklarını ve ailevi yükümlülüklerini yerine getirirken aynı zamanda denetim altında tutulmasını sağlamayı amaçlar.

Burada kritik bir ayrım vardır: CMK m.109/3-(j) ev hapsi hapis cezasının alternatifi değildir, tutuklamanın alternatifidir. Kesinleşmiş hapis cezasının evde çektirilmesi ayrı bir kurumdur ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.110’da düzenlenir. Aynı adı taşıyan bu üç ayrı rejimin dökümü bir sonraki başlıktadır.

Uygulama Kapsamı ve Amaçları

Ev hapsi uygulamasının temel amacı, suç işlediğinden şüphelenilen veya bir davanın sanığı konumunda bulunan kişilerin hem toplumdan tamamen izole edilmeden hem de toplum güvenliğini riske atmadan denetim altında tutulmasını sağlamaktır. Bu yöntem, tutuklamanın daha ağır sonuçlar doğurduğu durumlarda, özellikle de tutuklamanın ölçüsüz görüldüğü hallerde tercih edilir. Ev hapsi kararları, genellikle şu amaçlarla uygulanır:

  • Bireyin kaçmasını önlemek: Sanığın soruşturma veya kovuşturma süreçlerinden kaçma ihtimali bulunduğu durumlarda, bu ihtimali bertaraf etmek amacıyla ev hapsi uygulanabilir.
  • Delillerin karartılmasını engellemek: İlgili bireyin dış dünya ile fiziksel temasını sınırlayarak delil yok etme veya tanıklara baskı yapma gibi olasılıkların önüne geçilir.
  • Toplum düzenini korumak: Potansiyel risk taşıyan bireylerin toplum içinde serbest dolaşımlarını sınırlayıp kamu güvenliğini tesis etmek amaçlanır.

Hukuki Dayanak ve Yetkili Makamlar

Ev hapsi kararları, hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında verilebilir. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi karar alır (CMK m.110/1); kovuşturma aşamasında ise davanın görüldüğü mahkeme bu tedbiri resen uygulayabilir (m.110/3).

Ev hapsinin özel olarak gündeme geldiği hâlleri düzenleyen hüküm CMK m.109/4‘tür. Kanun burada iki grubu sayar: ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheliler ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheliler. Bu hükmün dayanağı Türk Ceza Kanunu değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’dur; ayrıca fıkrada “çocuk” ibaresi geçmez. Çocuklar bakımından özel düzenleme, adli kontrol sürelerini yarıya indiren m.110/A/3’tür.

Ev hapsi kararının uygulanabilmesi için yasal koşullar şu şekilde özetlenebilir:

  • Kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni: CMK m.109/1, adli kontrol için m.100’deki tutuklama sebeplerinin varlığını arar. Yani kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeni (kaçma şüphesi ya da delilleri karartma girişimi) bulunmalıdır.
  • Ölçülülük ilkesi: Ev hapsi kararı, kişisel hak ve özgürlükleri en az sınırlayacak şekilde ve alternatif tedbirlerin yetersiz olduğu durumlarda alınır.

Uygulama Süreci ve Kontrol Mekanizmaları

Ev hapsi tedbirinin denetimi Denetimli Serbestlik Müdürlükleri tarafından yürütülür. Denetim iki yoldan yapılabilir: kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen adres kontrolü ziyaretleri ve elektronik izleme. Elektronik izleme uygulandığında, kişinin belirlenen alan sınırını aşması sistem tarafından algılanır ve yetkili makamlara bildirilir.

Elektronik izlemenin zorunlu olmadığını vurgulamak gerekir. 5402 sayılı Kanun m.15/A, şüpheli, sanık ve hükümlülerin izlenmesinin elektronik cihazların kullanılması suretiyle “de” yerine getirilebileceğini söyler. Kanun bir imkân tanır, bir zorunluluk getirmez. Aynı maddeye 2020 yılında 7242 sayılı Kanun’la eklenen cümle ise izlemenin, rızası alınmak koşuluyla kişinin kendisine ait elektronik cihazlar kullanılarak da yapılabilmesine imkân verir.

Ev Hapsinin Sınırlı Alan Tanımı

Ev hapsi kararlarında bireye hangi alan içinde hareket özgürlüğü tanınacağı açıkça belirtilir. Genellikle bu alan, bireyin ikamet adresindeki daire veya müstakil ev sınırlarını kapsar. Ancak bazı durumlarda, bireyin yaşadığı apartmanın ortak kullanım alanları veya bir bahçe de bu kapsama dahil edilebilir. Bu sınırlar, kararı veren mahkeme tarafından özel ihtiyaçlar dikkate alınarak belirlenir.

Kanunda ev hapsi için metre cinsinden bir sınır yazmaz. Ölçü, karar metninde tarif edilen konut ve eklentileridir; sık karşılaşılan “ev hapsinde kaç metre serbestlik var” sorusunun kanuni bir karşılığı bulunmaz. Ev hapsinin gündelik kuralları, izin usulü ve denetim ziyaretleri hakkında ayrıntı için Ev hapsi nedir, şartları ve hakları başlıklı rehberimize bakabilirsiniz.

Ev Hapsinin Avantaj ve Dezavantajları

Ev hapsi, hem yargı makamları hem de birey açısından çeşitli avantajlar ve dezavantajlar taşır. Avantajlar arasında, cezaevlerinde aşırı doluluğun önüne geçilmesi, ailesi ile birlikte yaşama imkânı ve ekonomik maliyetlerin azaltılması sayılabilir. Öte yandan, bireyin sosyal çevresiyle bağlantısının kesilmesi, psikolojik etkiler ve hareket özgürlüğünün ciddi şekilde sınırlandırılması dezavantajlar arasında yer alır.

Hukuki açıdan en somut avantaj mahsuptur: adli kontrolün diğer yükümlülüklerinden farklı olarak ev hapsinde geçen süre, koşullu da olsa cezadan düşülür. Bu hesabın nasıl işlediği aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır.

Sonuç olarak, ev hapsi uygulaması ceza hukuku açısından önem taşıyan ve kimi durumlarda tutuklamaya alternatif olarak kişisel hakların korunmasında etkin bir yöntemdir. Ancak bu tedbirin uygulanmasında keyfiyetin önlenmesi, ölçülülük ilkesine bağlılığın sağlanması ve kontrol mekanizmalarının düzgün işletilmesi büyük bir önem arz etmektedir.

Ev Hapsi Adli Kontrol mü, Ceza mı? Aynı Adı Taşıyan Üç Ayrı Rejim

Günlük dilde “ev hapsi” denen uygulama, Türk hukukunda birbirinden bağımsız üç ayrı rejime karşılık gelir. Bu üçü farklı kanunlarda düzenlenir, farklı makamlarca karara bağlanır, farklı kişilere uygulanır ve cezaya etkileri birbirinden tamamen ayrıdır. “Ev hapsi adli kontrol mü” sorusunun tek bir cevabı olmamasının sebebi budur: hangisinden söz edildiğine bağlıdır.

Ölçüt Adli kontrol ev hapsi Konutta infaz Denetimli serbestlikte konut denetimi
Dayanak CMK m.109/3-(j) 5275 s.K. m.110 5275 s.K. m.105/A
Hukuki niteliği Koruma tedbiri Cezanın özel infaz usulü Cezanın infaz biçimi
Kime uygulanır Şüpheli / sanık Hükümlü Hükümlü
Karar mercii Sulh ceza hâkimi veya mahkeme İnfaz hâkimi İnfaz hâkimi (denetim müdürlüğü yükümlülüğü belirler)
Hüküm kesinleşmiş mi Hayır Evet Evet
Cezaya etkisi Her 2 gün = 1 gün mahsup Süre tamamen mahsup edilir Cezanın kendisi infaz edilmiş olur
İhlalin sonucu Hemen tutuklama (CMK m.112/1) Özel infaz usulü sona erer, ceza kurumda çekilir Açık ceza infaz kurumuna iade

Adli Kontrol Kapsamındaki Ev Hapsi (CMK m.109/3-j)

Bu yazının ana konusu olan rejimdir. Henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet yoktur; kişi şüpheli veya sanık sıfatını taşır. Amaç cezalandırmak değil, yargılamayı güvence altına almaktır. Bu nedenle karar tutuklamanın koşullarına (m.100) bağlıdır ve tedbir m.110/A’daki azami sürelere tabidir.

Konutta İnfaz (5275 s.K. m.110)

Kesinleşmiş hapis cezasının evde çektirilmesidir. İnfaz hâkimi, hükümlünün talebi üzerine karar verir. Kanun burada yaş ve süre eşiklerini birlikte arar:

Hükümlü Toplam ceza üst sınırı
Kadın, çocuk veya 65 yaşını bitirmiş kişiler 3 yıl
70 yaşını bitirmiş kişiler 4 yıl
75 yaşını bitirmiş kişiler 5 yıl
80 yaşını bitirmiş kişiler 6 yıl

Son satırdaki 80 yaş / 6 yıl kademesi kanuna 4/6/2025 tarihli 7550 sayılı Kanun’la eklenmiştir; bu tarihten önce yazılmış kaynaklarda bu kademe bulunmaz. Ayrıca m.110/3 uyarınca ağır hastalık veya engellilik nedeniyle kurumda hayatını yalnız idame ettiremeyeceği tespit edilen hükümlülerin cezası da konutta çektirilebilir ve bu hâlde toplam cezası on yıldan fazla olan hükümlülerin elektronik cihazlarla takibi zorunludur. Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen kadın hükümlüler için m.110/4 ayrı bir yol açar.

Konutta infaz, terör ve örgüt suçları ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan mahkûm olanlar ve adli para cezası infaz sürecinde hapse çevrilenler bakımından uygulanmaz (m.110/9). Ancak bu yasak, ağır hastalık (m.110/3) ve doğum (m.110/4) hâllerini kapsamaz.

Denetimli Serbestlikte Konut Denetimi (5275 s.K. m.105/A)

Koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin cezalarının kalan kısmını toplum içinde infaz etmesidir. Denetimli serbestlik müdürlüğü, hükümlüyü m.105/A/5 uyarınca kamuya yararlı işte çalışma, bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulma, belirlenen yerlere gitmeme ve programlara katılma yükümlülüklerinden birine veya birkaçına tabi tutar. Halk arasında “denetimli serbestlikte ev hapsi” denen uygulama, listedeki ikinci yükümlülüktür.

4/6/2025 tarihli 7550 sayılı Kanun’la eklenen cümle uyarınca, hükümlünün bu infaz usulünden yararlanabilmesi için koşullu salıverilme tarihine kadar kurumda geçirmesi gereken sürenin en az onda birini ve her hâlde beş günden az olmamak üzere kurumda geçirmiş olması gerekir. Ayrıntılar için denetimli serbestlik kaç yıl, şartları ve süreleri ve açık cezaevine ayrılma şartları başlıklı yazılarımıza bakabilirsiniz.

Adli Kontrol ile Ev Hapsi Arasındaki Temel Farklılıklar

Adli kontrol ve ev hapsi, ceza muhakemesi sistemimizde tutuklamaya alternatif olarak öngörülen ve kişinin özgürlüğünü kısıtlayan tedbirler arasında yer alır. Ancak her iki tedbirin uygulanma biçimi, kapsadığı yükümlülükler ve yasal gerekçeler bağlamında birbirinden önemli noktalarda ayrışmaktadır. Aşağıdaki tablo, adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar bakımından belirleyici olan dokuz ölçütü tek bakışta karşılaştırır; ardından her satır ayrı ayrı açıklanmıştır.

Ölçüt Adli kontrol (genel) Ev hapsi (m.109/3-j)
Hukuki konum Üst kurum; 12 yükümlülüğü kapsar Bu 12 yükümlülükten biri
Hareket serbestisi Yükümlülük dışında serbest Konut ve eklentileriyle sınırlı
Cezadan mahsup Kural olarak yok (m.109/6) Her 2 gün = 1 gün
Elektronik izleme Mümkün ama seyrek Sık, yine de zorunlu değil
Azami süre m.110/A (2+1 / 3+3 / 3+4 yıl) Aynı sürelere tabi
İhlalin yaptırımı Hemen tutuklama (m.112/1) Hemen tutuklama (m.112/1)
Kaldırma istemi m.111/1, beş gün içinde karar m.111/1, beş gün içinde karar
Resen denetim En geç dört ayda bir (m.110/4) En geç dört ayda bir (m.110/4)
İtiraz süresi ve mercii İki hafta; asliye ceza hâkimi (m.268/3-b) İki hafta; asliye ceza hâkimi

Kapsam ve Amaç Farkları

Adli kontrol, kişinin tamamen özgürlüğünden yoksun bırakılmadan belirli yükümlülüklere tabi tutulmasını sağlayan genel bir çerçeveye sahiptir. Bu yükümlülükler, şüpheli veya sanığın mahkemeye çağrıldığında hazır bulunmasını temin etmek, delillerin karartılmasını önlemek veya kamu düzenini korumak amacıyla uygulanır. Genellikle tutuklama tedbirinin yerine geçen daha hafif bir seçenek olarak görülür.

Ev hapsi ise, adli kontrol tedbirlerinden yalnızca bir tanesidir ve daha spesifik bir yükümlülüğü ifade eder. Ev hapsi kararı verilen kişiler, kendilerine tahsis edilen konutun sınırları dışına çıkamazlar. Bu tedbir daha sıkı bir kontrol mekanizmasıdır ve genellikle daha ciddi suçlamalar söz konusu olduğunda uygulanır.

Hareket Serbestisi

Adli kontrol altında bulunan kişiler, hâkimin belirlediği yükümlülükleri yerine getirmek koşuluyla sosyal hayatlarına belirli bir çerçevede devam edebilirler. Örneğin, düzenli olarak imza vermek, belirli yerlere gitmekten kaçınmak veya yurt dışına çıkış yasağı gibi yükümlülüklere tabi olurlar.

Ev hapsi ise kişinin hareket özgürlüğünü daha ciddi bir şekilde sınırlar. Kişi, ev hapsi kararının süresi boyunca kural olarak konutunun dışına çıkamaz. Ancak bu mutlak bir yasak değildir: CMK m.110/2, hâkimin Cumhuriyet savcısının istemiyle yükümlülükleri kısmen veya tamamen kaldırabileceğini, değiştirebileceğini ya da şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabileceğini düzenler. Tedavi, zorunlu iş veya benzeri sebeplerle verilen çıkış izinlerinin dayanağı bu fıkradır. İzinsiz çıkış ise ihlaldir.

Teknolojik Destek ve Denetim

Adli kontrolün imza, yurt dışı yasağı gibi yükümlülüklerinde denetim çoğunlukla klasik yollarla yapılır: kişi belirlenen kolluk birimine gider ve imza atar, yurt dışı yasağı sınır kapısı kayıtlarına işlenir. Bu tür yükümlülüklerde elektronik izlemeye pratikte nadiren başvurulur.

Buna karşılık kanun, elektronik izlemeyi belirli bir yükümlülük türüyle sınırlamaz. 5402 sayılı Kanun m.15/A “şüpheli, sanık ve hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, gözetimi ve denetimi elektronik cihazların kullanılması suretiyle de yerine getirilebilir” der. Yani elektronik kelepçe yalnızca ev hapsine özgü bir araç değildir; belirli bir bölgeye girmeme ya da mağdura yaklaşmama gibi yükümlülüklerde de kullanılabilir. Ev hapsinde daha sık görülmesinin sebebi hukuki bir zorunluluk değil, yükümlülüğün doğasıdır: konutu terk etmeme yükümlülüğü sürekli bir denetim gerektirir.

İhlal Durumunda Karşılaşılan Yaptırımlar

Kanun, adli kontrol yükümlülüklerinin ihlali için tek bir yaptırım öngörür. CMK m.112/1’in lafzı şudur: “Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.”

Bu hüküm iki bakımdan çarpıcıdır. Birincisi, tutuklama kararının verilebilmesi için suçun ağırlığına bakılmaz; hatta m.100/4 gereği normalde tutuklama yasağı bulunan bir suçta bile ihlal hâlinde tutuklama mümkün hâle gelir. İkincisi, kanunda ihlal karşılığı para cezası öngörülmemiştir. “Adli kontrolü ihlal edene para cezası verilir” bilgisinin kanuni dayanağı yoktur.

Ev hapsi de bir adli kontrol yükümlülüğü olduğundan aynı hükme tabidir. Aradaki fark yaptırımın türünde değil, ihlalin tespit edilme hızındadır: elektronik izleme uygulanıyorsa konut sınırının aşılması anında kayda geçer.

Kararın Koşulları ve Uygulama Alanı

Adli kontrol, tutuklama koşullarının bulunduğu ancak tutuklamanın ölçüsüz kalacağı durumlarda uygulanır. Uygulama alanı geniştir; kanun herhangi bir suç kataloğu ile sınırlama getirmemiştir. Bu noktada sık yapılan bir hata, m.100/3’teki katalog suçların adli kontrolle ilişkilendirilmesidir. O liste tutuklama nedeninin var sayılabileceği hâlleri gösterir; adli kontrolün uygulanıp uygulanmayacağının ölçütü değildir.

Ev hapsi ise genellikle daha ağır suçlar veya suça konu olan ciddi risk faktörleri durumunda tercih edilir. Ayrıca, şüphelinin veya sanığın sağlık durumu gibi kişisel nedenler de ev hapsine karar verilmesinde etkili olabilir.

Özet

  • Esneklik: Adli kontrol, ev hapsine kıyasla daha esnektir ve kişiye sınırlı da olsa özgürlük tanır. Ev hapsi, konut ve eklentileriyle sınırlı bir hareket alanı bırakır.
  • Denetim araçları: Ev hapsinde elektronik izleme daha sık kullanılır; ancak kanun bunu ne ev hapsine özgülemiş ne de zorunlu kılmıştır.
  • Yaptırımlar: Her iki hâlde de ihlalin karşılığı m.112/1 uyarınca hemen tutuklamadır; para cezası yoktur.
  • Mahsup: Bu, ikisi arasındaki en somut hukuki farktır. Adli kontrolün diğer yükümlülüklerinde geçen süre cezadan düşülmez; ev hapsinde her iki gün bir gün sayılır.

Yukarıdaki farklar ışığında, her iki tedbirin de ceza muhakemesi amaçlarına hizmet ettiği, ancak uygulanma biçimi ve sonuçları bakımından birbirinden ayrıldığı görülmektedir. Bu nedenle, hangi tedbirin uygulanacağına karar verilirken olası tüm durumlar ve riskler dikkatle değerlendirilmelidir.

Adli Kontrol ile Denetimli Serbestlik Arasındaki Fark Nedir?

Adli kontrol ile denetimli serbestlik arasındaki fark, ikisinin ceza sürecinin farklı evrelerine ait olmasından doğar. Adli kontrol yargılama sürerken uygulanan bir koruma tedbiridir; denetimli serbestlik ise hüküm kesinleştikten sonra cezanın infaz edilme biçimidir. Bu ayrım kavrandığında, yükümlülüklerin benzemesi artık kafa karıştırmaz.

Ölçüt Adli kontrol Denetimli serbestlik
Dayanak CMK m.109-115 5275 s.K. m.105/A, 5402 s.K.
Evre Soruşturma ve kovuşturma İnfaz
Kişinin sıfatı Şüpheli / sanık Hükümlü
Hüküm kesinleşmiş mi Hayır Evet
Karar mercii Sulh ceza hâkimi / mahkeme İnfaz hâkimi
Yükümlülükleri belirleyen Hâkim (m.109/3 listesinden) Denetimli serbestlik müdürlüğü (m.105/A/5)
İhlalin sonucu Hemen tutuklama Açık ceza infaz kurumuna iade
Cezaya etkisi Kural olarak mahsup yok Geçen süre cezanın infazı sayılır

Denetimli serbestlikte yükümlülüğe uymamakta ısrar edilmesi hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verir (m.105/A/6-b). Kurumdan ayrıldıktan sonra beş gün içinde müdürlüğe başvurmayan ya da iade kararına rağmen iki gün içinde teslim olmayan hükümlü hakkında ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 292 ve 293. maddeleri (hükümlü veya tutuklunun kaçması) uygulanır (m.105/A/8).

İmza yükümlülüğünün ihlali her iki rejimde de farklı sonuç doğurur: adli kontrolde m.112/1 uyarınca tutuklama gündeme gelirken, denetimli serbestlikte kuruma iade söz konusudur. Bu ayrımın ayrıntısı için denetimli serbestlik imza ihlali cezası başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.

Adli Kontrolün Uygulanma Şartları ve Sıkça Kullanılan Yöntemler

Adli kontrol, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamındaki önemli koruma tedbirlerinden biridir. Uygulama alanı geniş olmakla birlikte, özellikle suç şüphesi altındaki bireylerin toplum içinde belirli yükümlülüklere tabi tutularak özgürlüklerinin sınırlanmasını, böylece kamu düzeni ve yargılama süreçlerinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesini hedefler. Adli kontrolün uygulanabilmesi ve bu sürecin etkili bir şekilde yürütülmesi için belirli hukuki şartların yerine getirilmesi gerekmektedir.

Adli Kontrolün Uygulanabilmesi İçin Gerekli Şartlar

Adli kontrolün uygulanabilmesi belirli yasal koşullara bağlıdır. CMK m.109/1 uyarınca hâkim tarafından adli kontrol kararının verilebilmesi için şu temel kriterlerin karşılanması gereklidir:

  • Tutuklama sebeplerinin mevcudiyeti: Adli kontrol, tutuklamaya alternatif olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK m.100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin, yani kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması şarttır. Tutuklamanın orantılı bir tedbir olmayacağı durumlarda adli kontrol tercih edilir.
  • Tutuklama yasağı adli kontrole engel değildir: CMK m.100/4, sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda ve — vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere — hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilmesini yasaklar. Buna karşılık m.109/2, kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceğini açıkça söyler. Yani tutuklanamayacak bir suçta bile imza veya yurt dışı yasağı konabilir.
  • Yetkili merci: Soruşturma evresinde karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir (m.110/1). Kovuşturma evresinde ise davayı gören mahkeme, gerekli gördüğünde resen karar verebilir (m.110/3).

Bu şartlar, adli kontrolün gereksiz yere uygulanmasını önlemek ve yalnızca hukuk çerçevesinde düzenlenmesini sağlamak amacıyla getirilmiştir.

Sıkça Kullanılan Adli Kontrol Yöntemleri

Adli kontrol uygulamaları, denetimi sağlamak üzere farklı yükümlülükler içermektedir. CMK m.109/3’teki on iki bent arasından uygulamada en sık başvurulanlar şunlardır:

  • Yurt dışına çıkamamak (a bendi): En yaygın uygulanan yükümlülüktür. Hukukumuzda “yurt dışı çıkış yasağı” adında bağımsız bir kurum bulunmaz; verilen karar bir adli kontrol kararıdır. Ayrıntı için yurt dışı çıkış yasağı nedir, uygulama ve kapsamı başlıklı rehberimize bakabilirsiniz.
  • Düzenli imza (b bendi): Hâkim tarafından belirlenen kolluk birimine, belirtilen aralıklarla başvurup imza atma yükümlülüğüdür. İmza aralığı kararda gösterilir.
  • Konutunu terk etmemek (j bendi): Ev hapsidir; listenin en ağır yükümlülüğüdür ve mahsup bakımından diğerlerinden ayrılır.
  • Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek (k bendi): Halk arasında “şehir dışına çıkış yasağı” denen yükümlülüktür.
  • Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek (l bendi): Olay yerine, mağdurun konutuna veya belirli mekânlara yaklaşmama yükümlülüğüdür.
  • Taşıt kullanmamak (d bendi): Suç ulaşım aracıyla ilişkiliyse uygulanır; sürücü belgesi makbuz karşılığı teslim alınabilir. Hâkim veya Cumhuriyet savcısı, m.109/5 uyarınca kişinin mesleki uğraşında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.
  • Tedavi veya muayene tedbirine tabi olmak (e bendi): Madde veya alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dâhil tedaviyi kabul etme yükümlülüğüdür. Mahsup bakımından ev hapsiyle birlikte istisna oluşturan ikinci bent budur.
  • Güvence yatırmak (f, h, i bentleri): Kişinin parasal durumu gözetilerek belirlenen bir güvence bedelinin yatırılması, mağdurun haklarının ayni veya kişisel güvenceye bağlanması ve nafakanın düzenli ödeneceğine dair güvence verilmesi. Bu üç bent uygulamada en az bilinen, ancak kanunda açıkça yer alan yükümlülüklerdir.
  • Silah bulundurmamak veya taşımamak (g bendi): Sahip olunan silahlar makbuz karşılığı adli emanete teslim edilir.

Elektronik kelepçe bu listede yer almaz. Kelepçe, yukarıdaki yükümlülüklerden birinin denetlenme aracıdır; hukuki dayanağı 5402 sayılı Kanun m.15/A’dır.

Uygulamada Karşılaşılan Zorluklar

Adli kontrolün uygulanmasında bazı hukuki ve teknik zorluklarla karşılaşılabilir. Örneğin, yükümlülüklerin uygunsuz şekilde şekillendirilmesi veya denetim süreçlerinin etkin bir biçimde gerçekleştirilmemesi, adli kontrolün amacına ulaşmasını engelleyebilir. Özellikle teknik denetim araçları konusunda altyapının eksik olduğu durumlarda aksaklıklar gözlemlenebilir. Bunun yanı sıra, gerekçe ve somut deliller yetersizken adli kontrol kararlarının verilmesi, bireylerin özgürlük hakkını ihlal edebilir.

Uygulamada sık rastlanan bir başka sorun, m.110/4’ün öngördüğü dört aylık resen denetimin yapılmamasıdır. Bu denetimin ihmal edilmiş olması, hem kaldırma talebinde hem de itirazda somut bir gerekçe oluşturur.

Hukuki ve Toplumsal Önemi

Adli kontrol, tutuklamayı orantısız bir tedbir olmaktan uzaklaştırarak hem bireylerin temel haklarını gözetmek hem de yargılama sürecine zarar vermeyecek en uygun önlemi sunmak açısından hayati öneme sahiptir. Hangi yöntemlerin kullanılacağını belirlerken, cezai sürecin hassas dengelerini ve bireyin durumunu göz önünde bulundurmak gerektiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, adli kontrolün uygulanması sırasında yargılama sürecinin adil, etkin ve hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlayacak dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerekir. Her bir adli kontrol kararı, hem hukuk hem de toplum açısından derin etkiler yaratacak potansiyele sahiptir. Dolayısıyla, bu tedbirlerin özenle ve titizlikle ele alınması elzemdir.

Ev Hapsinin Hukuki Gerekçeleri ve Süreçleri

Ev hapsi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) belirtilen yükümlülükler çerçevesinde bir şüpheli veya sanığın, belirli bir adreste sürekli bulunmasını sağlayan bir denetim tedbiridir. Hukuki olarak “konutunu terk etmemek” yükümlülüğü başlığı altında düzenlenen bu tedbir, özellikle bir bireyin özgürlüğünün tamamen kısıtlanmaksızın denetim altında tutulmasını sağlamak amacıyla uygulanır. Ev hapsi kararı, toplum düzenini ve adaleti koruma ile kişi hak ve özgürlüklerini dengeleme amacı taşır.

Ev Hapsinin Hukuki Gerekçeleri Nelerdir?

Hukuki olarak ev hapsi, hem bireyin haklarının hem de toplum güvenliğinin korunmasını sağlamak için belirli durumlarda uygulanan bir tedbirdir. Bu tedbirin gerekçeleri şunlardır:

  • Delilleri koruma ve kaçma şüphesinin önlenmesi: Ev hapsi, şüpheli ya da sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında delilleri karartma veya tanıkları etkileme ihtimaline karşı bir önlem olarak devreye alınabilir.
  • Tutuklamaya alternatif getirme: Ev hapsi, CMK m.100/1’de öngörülen ölçülülük ilkesi gereği, tutuklama gibi daha sert tedbirlere başvurmaktan kaçınmak adına uygulanan bir alternatif koruma tedbiridir.
  • Toplum düzeyinde risk azaltımı: Şiddet içerikli suçlarda ya da toplumsal huzuru tehdit eden durumlarda, şüpheli veya sanığın özgürlüğü sınırlandırılarak topluma yönelik risk en aza indirgenir.
  • Özel durumların göz önünde bulundurulması: CMK m.109/4, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli bakımından tutuklama yerine adli kontrole karar verilebileceğini düzenler.

Ev Hapsi Süreçleri Nasıl İşler?

Ev hapsi kararı, sıkı hukuki prosedürlere tabidir ve bu süreç bir dizi adımdan oluşur. Ev hapsinin doğru bir şekilde uygulanması için aşağıdaki süreçler takip edilir:

  1. Karar verme yetkisi: Ev hapsi kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir. Kovuşturma aşamasında ise bu kararı davayı gören mahkeme kendiliğinden alabilir.
  2. Gerekçelendirmenin önemi: Hâkim, ev hapsi kararını vermeden önce CMK m.100’de düzenlenen tutuklama nedenlerini ve kuvvetli suç şüphesi durumunu göz önünde bulundurur. Kararın gerekçesi ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.
  3. Denetim biçiminin belirlenmesi: Denetimin elektronik izleme ile mi yoksa adres kontrolüyle mi yapılacağı karara bağlanır. Elektronik izleme kanunen zorunlu değildir.
  4. Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nün rolü: Ev hapsi tedbiri, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından takip edilir. Müdürlük, yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetler ve hâkime rapor sunar.
  5. Belirlenen kurallara uyma zorunluluğu: Ev hapsi altındaki kişi, kararda gösterilen adreste bulunmakla yükümlüdür. Zorunlu hâllerde çıkış izni, m.110/2 uyarınca hâkimden talep edilir.
  6. Periyodik denetim: Tedbirin devamının gerekip gerekmediği, en geç dört aylık aralıklarla yeniden değerlendirilir (m.110/4).

Ev Hapsinin Süresi ve İhlal Durumlarında İşleyen Süreç

Ev hapsi bir adli kontrol yükümlülüğü olduğundan süresi, CMK m.110/A’daki azami sürelere tabidir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde süre en çok iki yıldır; zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süre en çok üç yıldır ve uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Bu sürelerin tam dökümü ve çocuklara ilişkin yarı oran kuralı bir sonraki başlıktadır.

Ev hapsi tedbirinin ihlali hâlinde, denetim sürecini yürüten Denetimli Serbestlik Müdürlüğü durumu adli makamlara bildirir. CMK m.112/1 uyarınca yetkili yargı mercii, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun hemen tutuklama kararı verebilir. Dolayısıyla ev hapsi ihlalinin kanuni karşılığı doğrudan tutuklamadır.

Sonuç Olarak Ev Hapsinin Önemi

Ev hapsi, tutuklama gibi özgürlüğü tamamen kısıtlayıcı tedbirlerden daha hafif bir uygulama olarak hukuk sisteminde yer almaktadır. Ancak, bu uygulamanın hukuki gerekçelerle desteklenmesi ve süreçlerin titizlikle işletilmesi büyük önem taşır. Doğru bir şekilde uygulandığında, hem birey haklarının korunması hem de toplum güvenliğinin sağlanması açısından etkin bir araçtır.

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Ne Kadar Sürer?

Adli kontrolün ve dolayısıyla ev hapsinin azami süresi, 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la eklenen CMK m.110/A‘da düzenlenmiştir. Bu madde 2021’den önce mevcut değildi; tedbirin süresi konusunda kanunda bir üst sınır bulunmuyordu. “Adli kontrolün süresi yoktur” bilgisi bu nedenle eskimiştir.

Dosyanın niteliği Azami süre Uzatma
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler 2 yıl Zorunlu hâlde gerekçeli olarak +1 yıl
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler 3 yıl Uzatma toplamı 3 yılı geçemez
TCK 2. Kitap 4. Kısım 4, 5, 6 ve 7. Bölüm suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar 3 yıl Uzatma toplamı 4 yılı geçemez
Çocuklar Yukarıdaki sürelerin yarısı Yarı oran uzatmaya da yansır

Üçüncü satırdaki bölümler devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluğu kapsar. Dördüncü satır ise m.110/A/3’ün doğrudan hükmüdür: “Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.”

Süre üst sınırı tek başına yeterli bir güvence değildir. Kanun ayrıca m.110/4 ile, tedbirin devamının gerekip gerekmediğinin en geç dört aylık aralıklarla incelenmesini zorunlu tutar: soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde resen mahkeme karar verir. Yani süre dolmasa bile tedbir dört ayda bir yeniden tartılmalıdır.

Ev Hapsinde Geçen Süre Cezadan Düşer mi? Mahsup Nasıl Hesaplanır?

Ev hapsinde geçen süre cezadan düşer, ancak tam olarak değil: her iki gün bir gün sayılır. Bu oran, adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar içinde pratikte en çok sonuç doğuranıdır; dayanağı CMK m.109/6’dır.

Fıkra üç cümleden oluşur ve üçü birlikte okunmadığında yanlış sonuca varılır:

  1. Kural: “Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez.”
  2. İstisna: “Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz.” Yani tedavi yükümlülüğü ve konutu terk etmeme yükümlülüğü mahsup kapsamındadır.
  3. Oran (Ek cümle: 8/7/2021-7331/15 md.): “Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.”

Buradan çıkan tablo, dört ayrı durumu birbirinden ayırır:

Durum Mahsup oranı Dayanak
Gözaltı ve tutukluluk 1 gün = 1 gün TCK m.63
Ev hapsi (CMK m.109/3-j) 2 gün = 1 gün CMK m.109/6 son cümle
Tedavi/muayene tedbiri (m.109/3-e) Mahsup edilir CMK m.109/6 ikinci cümle
İmza, yurt dışı yasağı, taşıt yasağı vb. diğer yükümlülükler Mahsup edilmez CMK m.109/6 birinci cümle
Konutta infaz (5275 s.K. m.110) Süre tamamen mahsup edilir 5275 s.K. m.110/7

Son satır çoğu kaynakta atlanır. 5275 sayılı Kanun m.110/7, özel infaz usulünün gereklerine uyulmaması hâlinde infaza genel hükümlere göre devam edileceğini düzenledikten sonra şunu ekler: “Özel infaz usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilir.” Yani hükümlü olarak evde geçirilen süre birebir sayılırken, şüpheli veya sanık olarak evde geçirilen sürenin yarısı sayılır. İki gün-bir gün oranının yalnızca CMK m.109/3-(j) ev hapsine ait olduğunu bilmek, iki rejimin karıştırılmasını önler.

Pratik sonuç şudur: yedi ay ev hapsinde kalan bir sanık hakkında sonradan mahkûmiyet hükmü kurulursa, bu süreden üç buçuk ay cezasından düşülür. Aynı kişi bu süreyi tutuklu geçirseydi yedi ayın tamamı mahsup edilecekti. Buna karşılık yalnızca imza yükümlülüğü altında geçen yedi aydan hiçbir gün düşülmez.

Adli Kontrolde ve Ev Hapsinde Elektronik Kelepçe Takılır mı?

Elektronik kelepçe takılabilir, ancak zorunlu değildir. Dayanak 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu m.15/A’dır ve maddenin lafzı bu konudaki tartışmayı bitirir: “Şüpheli, sanık ve hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, gözetimi ve denetimi elektronik cihazların kullanılması suretiyle de yerine getirilebilir.”

Cümledeki “de” edatı belirleyicidir: elektronik izleme, denetimin tek yolu değil, yollarından biridir. Aynı maddenin ikinci fıkrası izleme, gözetim ve denetime ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle düzenleneceğini söyler.

Kelepçesiz Ev Hapsi Mümkün mü?

Mümkündür. Kanun kelepçeyi ev hapsinin unsuru saymaz; denetim, kolluk tarafından yapılan adres kontrolü ziyaretleriyle de yürütülebilir. Uygulamada elektronik izleme kararı, cihaz kapasitesi, ihlal riski ve suçun niteliği gibi ölçütlere göre verilir.

5402 m.15/A’ya 14/4/2020 tarihli 7242 sayılı Kanun’la eklenen cümle ise üçüncü bir imkân tanır: izleme, rızası alınmak koşuluyla şüpheli, sanık ve hükümlüye ait elektronik cihazlar kullanılarak da yapılabilir. Yani denetimin mutlaka devlete ait bir kelepçeyle yapılması gerekmez.

Elektronik Takibin Zorunlu Olduğu Tek Hâl

Kanunda elektronik takibi açıkça zorunlu kılan hüküm, adli kontrole değil konutta infaza ilişkindir. 5275 sayılı Kanun m.110/3, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle cezası konutunda çektirilen hükümlülerden toplam cezası on yıldan fazla olanların elektronik cihazlarla takibinin zorunlu olduğunu düzenler. Adli kontrol kapsamındaki ev hapsi için böyle bir eşik yoktur; karar hâkimin takdirindedir.

Elektronik kelepçenin çalışma biçimi, ihlal alarmları ve cihaza müdahalenin sonuçları hakkında ayrıntı için ceza hukukunda elektronik kelepçe uygulaması başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Kararlarının İhlali Durumunda Karşılaşılabilecek Sonuçlar

Adli kontrol ve ev hapsi, kişilerin özgürlüğünün kısmen sınırlanmasıyla yargılama süreçlerinde güvence sağlamayı amaçlayan tedbirlerdir. Ancak bu tedbirlerin ihlal edilmesi ciddi hukuki sonuçlara yol açar. İhlalin sonucu, hangi rejimin ihlal edildiğine göre değişir; üç rejimin karşılığı aşağıdaki tabloda ayrılmıştır.

İhlal edilen Yaptırım Dayanak
Adli kontrol yükümlülüğü (ev hapsi dâhil) Hükmedilebilecek ceza ne olursa olsun hemen tutuklama CMK m.112/1
Azami tutukluluk dolduğu için verilen adli kontrol Tutuklama; süre ağır cezada 9 ayı, diğer işlerde 2 ayı aşamaz CMK m.112/2
Konutta infaz (özel infaz usulü) Usule son verilir, ceza kurumda çektirilir 5275 s.K. m.110/7
Denetimli serbestlik yükümlülüğü Açık ceza infaz kurumuna iade; teslim olmayana TCK m.292-293 5275 s.K. m.105/A/6-8

Adli Kontrol Kararlarının İhlali

Adli kontrol altında bulunan bir kişinin kendisine verilen yükümlülüklere isteyerek uymaması hâlinde karşılaşılabilecek sonuçlar şunlardır:

  • Tutuklama kararı: CMK m.112/1 uyarınca yetkili yargı mercii, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun hemen tutuklama kararı verebilir. 2020 yılında 7242 sayılı Kanun’la eklenen cümle uyarınca, mahkûmiyet hükmü istinaf veya temyiz aşamasındayken hükmü veren ilk derece mahkemesi de UYAP kayıtlarını inceleyerek tutuklama kararı verebilir.
  • Yükümlülüklerin ağırlaştırılması: Hâkim, m.110/2 uyarınca Cumhuriyet savcısının istemiyle yeni yükümlülükler ekleyebilir. Örneğin yalnızca imza yükümlülüğü varken buna yurt dışı yasağı eklenebilir.
  • Azami süre dolmuşsa özel sınır: İhlal, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilmiş bir adli kontrole ilişkinse tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz (m.112/2).

Kanunda adli kontrol ihlaline karşılık para cezası öngörülmemiştir; m.112’nin tek yaptırımı tutuklamadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir sözcük daha vardır: m.112/1 “isteyerek yerine getirmeyen” der. Yani mazerete dayanan, iradi olmayan uyumsuzluk maddenin kapsamında değildir; hastalık, kaza, tebligat aksaklığı gibi durumların belgelendirilmesi savunmanın esasını oluşturur.

Ev Hapsi Kararlarının İhlali

Ev hapsi bir adli kontrol yükümlülüğü olduğundan, ihlalinin kanuni karşılığı da CMK m.112/1’dir. Yaptırım aynı olmakla birlikte sürecin işleyişinde şu özellikler öne çıkar:

  • Tespitin hızı: Elektronik izleme uygulanıyorsa konut sınırının aşılması anında kayda geçer ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğü durumu adli makamlara bildirir. Adres kontrolüyle denetlenen dosyalarda tespit ziyaret sırasında yapılır.
  • İhlal sebebinin araştırılması: İhlalde bulunan kişinin mazereti olup olmadığı incelenir. Sağlık sorunu veya benzeri zorunluluk hâlleri değerlendirmeye alınır; m.112/1’in aradığı “isteyerek” unsuru burada devreye girer.
  • Ek yükümlülük getirilmesi: Tutuklama yerine, m.110/2 uyarınca yükümlülüklerin ağırlaştırılması da mümkündür.
  • Mahsubun kesilmesi: Tutuklama kararı verilirse kişi artık tutuklu statüsüne geçer ve o tarihten itibaren geçen süre 2 gün-1 gün oranıyla değil, TCK m.63 uyarınca birebir mahsup edilir.

Mahkemelerin Tavrı ve İhlallerin Değerlendirilmesi

Adli kontrol ve ev hapsi tedbirlerini ihlal eden kişiler hakkında mahkemeler, genellikle durumun ciddiyetine ve ihlalin tekrar eden bir davranış olup olmadığına dikkat eder. İhlalin kasıtlı olduğu kanaatine varılırsa, kişinin ceza yargılaması sürecindeki durumu daha da ağırlaşabilir.

Adli kontrol kararını uygulamaktan sorumlu Denetimli Serbestlik Müdürlükleri, bu tür ihlallerde düzenli raporlar hazırlar ve mahkemeleri bilgilendirir. Özellikle ihlalin niteliği ve kişisel davranışlar bu süreçte önem kazanır.

Özetle, adli kontrol ve ev hapsi kararlarının ihlali, kişinin özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtlayabilecek yeni tedbirlerin uygulanmasına sebep olabilir. Bu sebeple her iki kararın da şartlarının eksiksiz yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Kararı Nasıl Kaldırılır, Nereye İtiraz Edilir?

Bu iki yol birbirine karıştırılır, oysa farklı maddelere dayanır, farklı mercilere gider ve farklı sürelere tabidir. Kısaca: kaldırma talebi aynı mercie, süresiz olarak ve tekrar tekrar yapılabilir; itiraz başka bir mercie, iki hafta içinde yapılır.

Kaldırma talebi İtiraz
Dayanak CMK m.111/1 CMK m.111/2 ve m.268
Kime verilir Kararı veren hâkim veya mahkeme Kararı veren mercie (o merci gönderir)
Süre Süre sınırı yok, tekrarlanabilir Kararı öğrenmeden itibaren iki hafta
Usul Cumhuriyet savcısının görüşü alınır Merci yerinde görmezse en çok 3 günde gönderir
Karar süresi Beş gün içinde Kanunda süre öngörülmemiştir
İnceleyen Aynı merci Asliye ceza mahkemesi hâkimi (m.268/3-b)

İtiraz merciine dikkat. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun m.24 ile değiştirilen CMK m.268/3-(b) şu hükmü getirmiştir: “Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.” Bu değişiklikten önce itirazı “numara olarak kendisini izleyen sulh ceza hâkimliği” incelerdi ve o kural bugün yalnızca adli kontrol/tutuklama dışındaki kararlar için geçerlidir. Sulh ceza hâkimliği işleri asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir.

Kaldırma talebinde ise CMK m.111/1 üç unsuru birlikte arar: talep şüpheli veya sanıktan gelir, Cumhuriyet savcısının görüşü alınır ve hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verir. Talebin reddi hâlinde yeni bir talepte bulunmak mümkündür; kanun sayı sınırı koymaz.

Üçüncü bir yol daha vardır ve talep gerektirmez: m.110/4 uyarınca tedbirin devamının gerekip gerekmediği en geç dört aylık aralıklarla resen incelenir. Bu incelemenin yapılmamış olması, kaldırma talebinin ve itirazın somut gerekçesi hâline gelir.

İtiraz dilekçesinin nasıl hazırlanacağı ve süreç ayrıntıları için adli kontrol kararına itiraz süreci nasıl işler ve ev hapsi kararına itiraz: nasıl başvurulur başlıklı yazılarımıza bakabilirsiniz.

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Adli Sicile İşler mi?

Adli sicil kaydına, yani halk arasındaki adıyla sabıka kaydına işlemez. 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu m.4/1 bu konuda açıktır: adli sicile “Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri” kaydedilir. Adli kontrol ve ev hapsi ise mahkûmiyet hükmü değil, yargılama sürerken uygulanan koruma tedbiridir. Aynı maddenin devamındaki liste de yalnızca hapis cezası, adli para cezası, seçenek yaptırım, hak yoksunluğu gibi mahkûmiyete bağlı kayıtlardan oluşur.

Ancak bu, “hiçbir yerde görünmez” anlamına gelmez. 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu m.4/1-(c), arşiv araştırmasının kişi hakkında “devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguları” da tespit edeceğini düzenler. Dolayısıyla adli kontrol veya ev hapsi tedbirinin uygulandığı bir soruşturma, adli sicil belgesinde çıkmasa da arşiv araştırmasına tabi bir işe girişte görülebilir. Kamu görevine giriş, silah ruhsatı ve benzeri süreçlerde bu ayrım önem taşır.

Haksız Uygulanan Adli Kontrol ve Ev Hapsi İçin Tazminat Alınabilir mi?

Alınabilir; üstelik bu imkân 2024 yılında genişletilmiştir ve pek çok kaynakta hâlâ yer almaz.

CMK m.141/1’e 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle (l) bendi eklenmiştir. Bende göre, “konutunu terk etmemek” veya “uyuşturucu, uyarıcı, uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak” şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilir.

Bu düzenlemenin üç sonucu vardır:

  1. İşlemin hukuka aykırı olması aranmaz. Karar usulüne uygun verilmiş olsa bile, sonuçta takipsizlik veya beraat kararı çıkmışsa tazminat hakkı doğar.
  2. Kararı veren merci tazminat hakkını bildirmek zorundadır. CMK m.141/2, (e), (f) ve (l) bentlerine ilişkin kararları veren mercilerin ilgiliye tazminat hakkı bulunduğunu bildirmesini ve bu hususun karara geçirilmesini emreder.
  3. Merci değişmiştir. Aynı kanunun 13. maddesiyle CMK m.142/2’ye eklenen cümleler uyarınca, (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 6384 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; yani istem ağır ceza mahkemesinde değil, Tazminat Komisyonu‘nda karara bağlanır. Kanun geçişi de düzenlemiştir: ağır ceza mahkemesine yapılan istemler Komisyona gönderilir ve bu hâlde ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınır. Görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmışsa mahkeme, girmeyen kısmı ayırarak Komisyona gönderir.

Süre bakımından CMK m.142/1 geçerlidir: karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde istemde bulunulmalıdır. Burada sık yapılan hata, kararın tebliği ile kesinleşme şerhinin tebliğini aynı işlem sanmaktır; üç aylık süre ikincisinden işler.

Ayrıca m.141/1-(k) bendi, yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişilere de tazminat hakkı tanır. Karar metninde itiraz hakkının, süresinin ve merciinin gösterilmemiş olması bu bent bakımından değerlendirilebilir.

Hangi Durumlarda Adli Kontrol ve Ev Hapsi Tercih Edilir?

Adalet sisteminde bireyin özgürlüğünü kısıtlayıcı tedbirler uygulanırken, bu tedbirlerin hangi koşullarda tercih edileceği ve hukuki gerekçeleri büyük önem taşımaktadır. Adli kontrol ve ev hapsi, ceza yargılaması sürecinde sanığın ya da şüphelinin topluma tamamen kapatılmaksızın denetlenmesine olanak tanıyan iki seçenektir. Bu iki yöntemin uygulanmasına yönelik tercih, hem yargı mercilerinin takdir yetkisi hem de suça ilişkin koşullar çerçevesinde şekillenir.

Adli Kontrolün Tercih Edildiği Durumlar

Adli kontrol, temel olarak şüpheli ya da sanığın özgürlüğünü tam anlamıyla kısıtlamadan, belirli yükümlülükler altına alınmasını sağlar. Dolayısıyla şu gibi durumlarda öncelikli bir seçenek olarak değerlendirilir:

  • Kaçma şüphesi varsa: Yurt dışına çıkış yasağı konulabilir; kararın kapsamına göre pasaporta el konulması da gündeme gelebilir.
  • Delilleri karartma ihtimali mevcutsa: Belirlenen yer veya bölgelere gitmeme, belirli kişilerle görüşmeme türü yükümlülüklerle delil karartma ve tanık üzerinde baskı riski azaltılır.
  • Tutuklama yasağı bulunan hâllerde: CMK m.100/4 gereği tutuklama yasak olsa bile, m.109/2 uyarınca adli kontrol uygulanabilir.
  • Kişinin çalışma veya eğitim hayatı sürüyorsa: m.109/3-(c) bendi, mesleki uğraş veya eğitime devam konusundaki kontrol tedbirlerine uyma yükümlülüğünü ayrıca düzenler; m.109/5 ise mesleki araç kullanımına izin verilmesine imkân tanır.
  • Alternatif yöntemler yeterli görülüyorsa: Sulh ceza hâkimliği ya da mahkeme, tutuklamanın orantısız olduğu kanaatindeyse daha hafif bir tedbir olarak adli kontrole hükmeder.

Ev Hapsinin Tercih Edildiği Durumlar

Ev hapsi, daha sıkı gözetim gerektiren ve belirli bir alanda kalmayı zorunlu kılan bir yükümlülüktür. Bu yönteme şu durumlarda başvurulur:

  • Kaçma riski yoğun ancak tutuklama ölçüsüz görülüyorsa: Yargılamanın uzun süreceği dosyalarda tutuklama yerine tercih edilen sıkı bir denetim yöntemidir.
  • Sağlık veya yaş durumu özel ihtiyaç doğuruyorsa: CMK m.109/4, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli bakımından tutuklama yerine adli kontrole karar verilebileceğini düzenler.
  • İmza gibi hafif yükümlülükler yetersiz kalıyorsa: Kademeli yaklaşımda ev hapsi, tutuklamadan önceki son basamaktır.
  • Aile içi sorumluluklar tutuklamayı orantısız kılıyorsa: Bakıma muhtaç yakını bulunan kişilerde ev hapsi, denetimi sürdürürken bakım yükümlülüğünün yerine getirilmesine imkân tanır.

Mahkeme Yetkisi ve Değerlendirme Kriterleri

Adli kontrol ile ev hapsi arasındaki seçim, kanunun çizdiği çerçeve içinde hâkimin takdirindedir. Değerlendirmede şu ölçütler öne çıkar:

  • Suçun niteliği ve kanunda öngörülen ceza sınırları,
  • Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin ağırlığı,
  • Kaçma veya delil karartma riskinin somut olgulara dayanıp dayanmadığı,
  • Kişinin sosyal bağları, sağlık durumu ve ailevi yükümlülükleri,
  • Tedbirin, beklenen ceza ile ölçülü olup olmadığı (CMK m.100/1).

Adli kontrol daha esnek olduğu için hafif suçlarda ve kısa süreli denetim gerektiğinde öncelikli seçenek olarak öne çıkar. Ev hapsi ise daha sıkı gözetim gerektiren koşullarda tercih edilir. Her iki yöntemin de amacı, yargılama sürecini sağlıklı biçimde yürütmek ve toplumun güvenliğini korurken bireyin özgürlüğü ile haklarını dengede tutmaktır.

Adli kontrol veya ev hapsi kararıyla karşılaşan bir dosyada süreler kısa, sonuçlar ağırdır: itiraz iki hafta içinde yapılır, kaldırma talebi beş günde karara bağlanır, ihlalin karşılığı doğrudan tutuklamadır. Kararın gerekçesi, yükümlülüğün kapsamı ve dört aylık denetimin yapılıp yapılmadığı bir avukatla birlikte değerlendirildiğinde hangi yolun açık olduğu netleşir. Ceza yargılaması süreçlerine ilişkin çalışmalarımız Ankara ceza avukatı sayfamızda yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; her dosyanın koşulları farklı olduğundan somut bir karar hakkında adım atmadan önce bir avukata danışmanız önerilir.

Adli Kontrol ve Ev Hapsi Arasındaki Farklar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar nelerdir?

Ev hapsi, adli kontrolün on iki yükümlülüğünden biridir (CMK m.109/3-j); adli kontrol ise bu yükümlülüklerin tamamını kapsayan üst kurumdur. En somut fark mahsupta ortaya çıkar: imza veya yurt dışı yasağı gibi yükümlülüklerde geçen süre cezadan düşülmezken, ev hapsinde geçen her iki gün bir gün olarak sayılır. Süre, itiraz mercii, kaldırma usulü ve ihlalin yaptırımı ise ikisinde de aynıdır.

Ev hapsi adli kontrol mü?

Evet. Ev hapsi, CMK m.109/3’ün (j) bendinde “konutunu terk etmemek” adıyla düzenlenen bir adli kontrol yükümlülüğüdür. Bağımsız bir ceza türü ya da ayrı bir kurum değildir. Kesinleşmiş hapis cezasının evde çektirilmesi ise farklı bir rejimdir ve 5275 sayılı Kanun m.110’da düzenlenir.

Ev hapsi tutukluluktan sayılır mı?

Kısmen sayılır. Tutuklulukta geçen sürenin tamamı TCK m.63 uyarınca cezadan mahsup edilirken, ev hapsinde geçen her iki gün bir gün olarak mahsup edilir (CMK m.109/6 son cümle). Yani ev hapsi tutuklulukla eşdeğer sayılmaz, yarı oranda dikkate alınır.

Ev hapsi cezadan düşer mi?

Düşer. Adli kontrolde geçen süre kural olarak mahsup edilmez; ancak konutu terk etmeme (j) ve tedavi/muayene (e) yükümlülükleri bu kuralın istisnasıdır. Ev hapsinde geçen her iki gün cezanın mahsubunda bir gün sayılır.

Ev hapsi ihlal edilirse ne olur?

CMK m.112/1 uyarınca, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Kanunda ihlal karşılığı para cezası öngörülmemiştir. Madde “isteyerek yerine getirmeyen” ifadesini kullandığından, belgelenebilir mazerete dayanan uyumsuzluk ayrı değerlendirilir.

Ev hapsinden sonra tutuklama olur mu?

Olabilir. Bunun iki yolu vardır: yükümlülüğün ihlali hâlinde m.112/1 uyarınca tutuklama ve tedbirin yetersiz kaldığı kanaatine varılması hâlinde m.110/2 uyarınca yükümlülüklerin değiştirilmesi. Azami tutukluluk süresi dolduğu için verilmiş bir adli kontrolün ihlalinde ise tutuklama süresi ağır cezada dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz (m.112/2).

Adli kontrol ihlal edilirse ne olur?

Ev hapsiyle aynı hükme tabidir: CMK m.112/1 uyarınca hemen tutuklama kararı verilebilir. İmza yükümlülüğünün ihlali de bu kapsamdadır. Alternatif olarak m.110/2 uyarınca mevcut yükümlülüklere yenileri eklenebilir.

Ev hapsinde kelepçe takılır mı?

Takılabilir ama zorunlu değildir. 5402 sayılı Kanun m.15/A, izlemenin elektronik cihazların kullanılması suretiyle “de” yerine getirilebileceğini söyler; bu bir imkândır, zorunluluk değil. Denetim, kolluğun adres kontrolü ziyaretleriyle de yürütülebilir.

Kelepçesiz ev hapsi olur mu?

Olur. Kanun kelepçeyi ev hapsinin unsuru saymaz. Ayrıca 2020 yılında 5402 m.15/A’ya eklenen cümle uyarınca izleme, rızası alınmak koşuluyla kişinin kendisine ait elektronik cihazlar kullanılarak da yapılabilir.

Adli kontrol ve ev hapsi ne kadar sürer?

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıl, zorunlu hâlde gerekçeli olarak bir yıl daha uzatılabilir. Ağır cezanın görevine giren işlerde en çok üç yıl olup uzatma toplamı üç yılı; devletin güvenliğine, anayasal düzene, millî savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile terör suçlarında dört yılı geçemez (CMK m.110/A). Çocuklarda bu süreler yarı orandadır.

Ev hapsi ve adli kontrol sicile işler mi?

Adli sicile işlemez. 5352 sayılı Kanun m.4/1 yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin kaydedileceğini düzenler; adli kontrol bir koruma tedbiridir. Ancak 7315 sayılı Kanun m.4/1-(c) uyarınca arşiv araştırmasında, devam eden veya sonuçlanmış soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin olgular görülebilir.

Ev hapsi nasıl kaldırılır?

İki ayrı yol vardır. Kaldırma talebi CMK m.111/1 uyarınca kararı veren mercie yapılır, Cumhuriyet savcısının görüşü alınır ve beş gün içinde karara bağlanır; süre sınırı olmadığı için tekrarlanabilir. İtiraz ise kararı öğrenmeden itibaren iki hafta içinde yapılır ve m.268/3-(b) uyarınca asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenir.

Adli kontrol ile denetimli serbestlik arasındaki fark nedir?

Adli kontrol yargılama sürerken uygulanan bir koruma tedbiridir ve şüpheli/sanık hakkındadır. Denetimli serbestlik ise hüküm kesinleştikten sonra cezanın infaz biçimidir ve hükümlü hakkındadır. İhlalin sonucu da farklıdır: adli kontrolde tutuklama, denetimli serbestlikte açık ceza infaz kurumuna iade söz konusudur.

Konutu terk etmeme adli kontrol mü, ceza mı?

Koruma tedbiridir. “Konutu terk etmemek”, CMK m.109/3-(j) bendinin lafzıdır ve 2012 yılında 6352 sayılı Kanun’la eklenmiştir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet gerektirmez; şüpheli veya sanık hakkında uygulanır.

Ev hapsi neden verilir?

CMK m.109/1 uyarınca tutuklama sebeplerinin bulunduğu ancak tutuklamanın ölçüsüz kalacağı hâllerde verilir. Kaçma şüphesi, delil karartma riski, sağlık durumu veya gebelik gibi ölçütler kararda birlikte değerlendirilir. Tedbir, m.100/1’deki ölçülülük ilkesine bağlıdır.

Adli kontrol kararı için tazminat alınabilir mi?

Alınabilir. CMK m.141/1-(l) uyarınca, konutu terk etmeme veya tedavi/muayene yükümlülüğü uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraatine karar verilen kişi maddi ve manevi zararlarını Devletten isteyebilir. İstem, m.142/2 gereği Tazminat Komisyonu’nda karara bağlanır. Süre, kesinleşmenin tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde bir yıldır.

Adli kontrol kararı dört ayda bir gözden geçirilir mi?

Evet. CMK m.110/4, tedbirin devamının gerekip gerekmediğinin en geç dört aylık aralıklarla incelenmesini zorunlu kılar. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde resen mahkeme karar verir. Bu incelemenin yapılmamış olması, kaldırma talebi ve itiraz bakımından somut bir gerekçedir.

Bu yazıda anılan kanun maddelerinin güncel metinlerine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir