Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma: Cezası, Şikâyet ve Beraat (TCK 155/2)
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ve bir yıldan yedi yıla kadar hapis ile üç bin güne kadar adlî para cezası gerektiren nitelikli bir suçtur. Suçun temel hâlinden ayrılan en önemli yönü, şikâyete bağlı olmamasıdır: mağdur şikâyetçi olmasa da savcılık soruşturmayı resen yürütür. Bu fıkra, meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi nedeniyle kişiye teslim edilmiş bir malın, teslim amacının dışında kullanılması ya da iadesinin reddedilmesi hâlinde uygulanır.
Suçun sınırları uygulamada göründüğünden daha incedir. Tahsil edilen paranın işverene teslim edilmemesi ile ödenmeyen bir borç, ilk bakışta benzer görünse de biri ceza hukukunun, diğeri tamamen özel hukukun alanındadır. 25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren yeni bir fıkra ise motorlu taşıtlar bakımından cezayı bir kat artırmış, kiralık araç ve finansal kiralama uyuşmazlıklarının ceza boyutunu köklü biçimde değiştirmiştir.
Öne çıkanlar
TCK 155/2’nin temel hâlden ayrıldığı beş nokta:
- Ceza: 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 3.000 güne kadar adlî para cezası; ikisi birlikte hükmedilir, seçimlik değildir.
- Takip usulü: Şikâyete bağlı değildir, resen soruşturulur; altı aylık şikâyet süresi burada işlemez.
- Uzlaştırma: Şikâyete bağlı olmamasına rağmen uzlaştırma kapsamındadır — bu iki kurum birbirinden bağımsızdır.
- Zamanaşımı: 15 yıl (temel hâlde 8 yıl).
- Yeni fıkra: Suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise ceza bir kat artırılır ve uzlaştırma yolu kapanır.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Nedir?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, kendisine bir hizmet, meslek, sanat veya ticaret ilişkisi gereği mal teslim edilen kişinin, bu malı devir amacının dışında kullanması ya da malı kendisine teslim edildiği olgusunu inkâr etmesidir. Kanun bu hâli ayrı bir suç olarak değil, güveni kötüye kullanma suçunun cezası ağırlaştırılmış bir görünümü olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla güveni kötüye kullanma suçunun unsurları burada da aynen aranır; değişen tek şey, malın hangi ilişki içinde teslim edildiğidir.
Kanun metni bu ilişkiyi geniş tutar. TCK 155/2, suçun “meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında” işlenmesinden söz eder. Buradaki “hangi nedenden doğmuş olursa olsun” ibaresi önemlidir: ilişkinin yazılı bir sözleşmeye dayanması, resmî olması ya da uzun süreli olması aranmaz.
Bu noktada yaygın bir yanlış bilgiye değinmek gerekir. Bazı kaynaklar hizmet ilişkisinin “sürekli” olması gerektiğini, geçici bir hizmette yalnızca suçun temel hâlinin oluşacağını yazar. Kanun metninde böyle bir süreklilik şartı yoktur. Belirleyici olan ilişkinin ne kadar sürdüğü değil, malın failin eline o ilişki nedeniyle geçmiş olmasıdır. Tek seferlik bir tamir işi için bırakılan araç da, yıllardır süren bir istihdam ilişkisinde teslim edilen kasa da aynı fıkra kapsamındadır.
Suçun mağduru malın zilyetliğini devreden kişidir; faili ise malı teslim alan kişidir. Failin malın mülkiyetini kazanmamış olması şarttır. Mülkiyet devredilmişse ortada güveni kötüye kullanma değil, olsa olsa bir sözleşme ihlali vardır.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Cezası Ne Kadar?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma cezası, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasıdır. Buradaki “ve” bağlacı tesadüf değildir: hâkim ikisi arasında seçim yapmaz, her iki cezaya birlikte hükmeder. Suçun temel hâlinde ise ceza altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezasıdır; temel hâl için kanun ayrı bir gün sayısı belirtmediğinden TCK 52’deki genel sınır olan beş ilâ yedi yüz otuz gün uygulanır.
Adlî para cezasının tutarı gün sayısıyla birlikte, bir günlük miktarın da belirlenmesiyle hesaplanır. TCK 52’ye göre bir gün karşılığı en az yüz, en fazla beş yüz Türk lirası olarak takdir edilir. Yani üç bin günlük bir cezada nihai tutar, hâkimin takdir ettiği günlük miktara göre çok geniş bir aralıkta değişir. Kararda hem gün sayısı hem günlük miktar ayrı ayrı gösterilmek zorundadır.
Aşağıdaki tablo, üç fıkranın ceza ve usul rejimini karşılaştırır. Uygulamada en sık karıştırılan noktaların tamamı bu tabloda toplanmıştır.
| Ölçüt | TCK 155/1 (temel hâl) | TCK 155/2 (hizmet nedeniyle) | TCK 155/3 (motorlu taşıt) |
|---|---|---|---|
| Hapis cezası | 6 ay – 2 yıl | 1 – 7 yıl | İlgili fıkranın cezası bir kat artırılır |
| Adlî para cezası | 5 – 730 gün (TCK 52) | 3.000 güne kadar | Artırılmış hâliyle |
| Takip usulü | Şikâyete bağlı | Resen | Bağlı olduğu fıkraya göre |
| Şikâyet süresi | 6 ay | Aranmaz | Bağlı olduğu fıkraya göre |
| Dava zamanaşımı | 8 yıl | 15 yıl | 15 yıl |
| Uzlaştırma | Kapsamda | Kapsamda | Kapsam dışı |
Kanun metninin tamamı için bakınız: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.
Motorlu Taşıtlarda Ceza Neden Bir Kat Artıyor? (TCK 155/3)
24 Aralık 2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle TCK 155’e üçüncü bir fıkra eklenmiş, 25 Aralık 2025’te yürürlüğe girmiştir. Fıkra şunu söyler: suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. Bu düzenleme, kiralanan aracın iade edilmemesi, finansal kiralamaya konu iş makinesinin elde tutulması ya da satılmak üzere teslim edilen aracın başkasına devredilmesi gibi fiillerin cezasını iki katına çıkarmıştır.
Artırım her iki fıkraya da uygulanabilir. Aracın hizmet ilişkisi dışında, sırf emanet olarak bırakıldığı hâllerde temel fıkra üzerinden hesap yapılır ve ceza bir yıldan dört yıla çıkar. Aracın bir hizmet, meslek veya ticaret ilişkisi gereği teslim edildiği hâllerde ise ikinci fıkra esas alınır ve ceza aralığı iki yıldan on dört yıla kadar yükselir. Kiralık araç sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin şikâyetlerinde bu ikinci senaryo çok daha sık karşımıza çıkar.
Fıkranın ikinci ve daha az bilinen sonucu uzlaştırma alanındadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi güveni kötüye kullanma suçunu uzlaştırma kapsamında sayarken parantez içinde “üçüncü fıkra hariç” demektedir. Yani taşıt konulu güveni kötüye kullanmada uzlaştırma yoluna gidilemez. Bu, düzenlemenin en sert yönüdür: dosya doğrudan iddianameyle mahkemeye gider.
Fıkra henüz yeni olduğundan bazı hukuk içerikleri hâlâ güncellenmemiş durumdadır. Kiralık araç uyuşmazlıklarında “bu iş hukuki ihtilaftır, ceza boyutu zayıftır” değerlendirmesi yapan metinler, artık yürürlükte olmayan bir tabloyu anlatmaktadır.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Şikayete Tabi Mi?
Hayır. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma şikâyete tabi değildir; suç resen soruşturulur ve kovuşturulur. Bunun dayanağı doğrudan kanun metnindedir. TCK 155’in birinci fıkrasında failin “şikayet üzerine” cezalandırılacağı açıkça yazar; ikinci fıkrada böyle bir ibare yoktur. Ceza hukukunda kural resen takiptir, şikâyet şartı ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde aranır.
Bunun pratik sonuçları önemlidir. Mağdur, olayı öğrendikten sonra altı ay içinde başvurmak zorunda değildir; ihbar hangi tarihte yapılırsa yapılsın, dava zamanaşımı dolmadığı sürece soruşturma yürütülür. Aynı şekilde mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesi de dosyayı düşürmez. Vazgeçme yalnızca şikâyete bağlı suçlarda davayı sona erdirir; burada olsa olsa mahkemenin takdirini etkileyen bir olgu olarak değerlendirilir.
Üçüncü bir sonuç, ihbarın kimden geldiğinin önemsiz olmasıdır. Bir denetim raporu, bir banka bildirimi ya da üçüncü bir kişinin ihbarı da soruşturma başlatmaya yeter. Mağdur şirketin “biz şikâyetçi değiliz” beyanı, savcılığın soruşturmayı sürdürmesine engel değildir. Şikâyet ile ihbar arasındaki bu ayrımın ayrıntısını nitelikli dolandırıcılık şikâyete tabi mi başlıklı yazımızda da ele almıştık.
Şikâyete Tabi Değil Ama Uzlaştırmaya Tabi: Karıştırılan İki Kurum
Hukuk içeriklerinde en sık rastlanan hatalardan biri, “şikâyete tabi değilse uzlaştırmaya da tabi değildir” çıkarımıdır. Bu çıkarım yanlıştır ve kanun metni tam tersini söyler. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uzlaştırma kapsamındaki suçları iki grupta sayar: birinci grup soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar, ikinci grup ise “şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın” listede sayılan suçlardır. Güveni kötüye kullanma bu ikinci grupta yer alır.
Maddenin ilgili bendi, güveni kötüye kullanma suçunu “üçüncü fıkra hariç, madde 155” biçiminde saymaktadır. Bu ifadeden çıkan sonuç nettir: temel hâl de, hizmet nedeniyle işlenen nitelikli hâl de uzlaştırma kapsamındadır; yalnızca motorlu taşıt fıkrası kapsam dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla mağdur şikâyetçi olmasa bile başlayan bir soruşturmada, taraflara uzlaşma teklifi götürülmesi zorunludur.
Uzlaştırma teklifine yedi gün içinde cevap verilmezse teklif reddedilmiş sayılır. Uzlaşma sağlanırsa soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında davanın düşmesine karar verilir. Bu, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma dosyalarında sanık açısından en hızlı çıkış yoludur ve resen takip edilen bir suçta bile açıktır. Şikâyet ile uzlaştırmayı özdeşleştiren bir okuma, bu imkânın hiç kullanılmamasına yol açar.
Hangi İlişkiler “Hizmet” Sayılır?
Kanun ikinci fıkrada dört ayrı bağlantı sayar ve bunların her biri nitelikli hâlin uygulanması için yeterlidir: meslek ve sanat ilişkisi, ticaret ilişkisi, hizmet ilişkisi ve başkasının mallarını idare etme yetkisi. Bu dördü birbirinin alt başlığı değil, birbirinden bağımsız seçeneklerdir. Uygulamada hepsi topluca “hizmet nedeniyle” başlığı altında anılsa da, iddianamede hangi bağlantının kurulduğu savunma açısından belirleyicidir.
- Meslek ve sanat ilişkisi: tamirciye bırakılan araç, terziye verilen kumaş, teknik servise teslim edilen cihaz.
- Ticaret ilişkisi: komisyoncuya satılmak üzere verilen mal, bayiye konsinye bırakılan ürün.
- Hizmet ilişkisi: işçiye tahsilat için verilen yetki, kasa sorumlusuna teslim edilen para, şirket aracı.
- Malları idare yetkisi: vasi, kayyım, tasfiye memuru, yönetim yetkisi verilmiş şirket görevlisi.
Bağlantının kurulabilmesi için malın failin eline bu ilişki nedeniyle geçmiş olması gerekir. İlişkinin varlığı tek başına yetmez. Bir şirkette çalışan kişinin, işiyle hiçbir ilgisi olmayan bir arkadaşlık ilişkisi içinde emanet aldığı eşyada nitelikli hâl uygulanmaz; burada temel fıkra devreye girer. Bu illiyet bağı, savunmanın en verimli tartışma alanlarından biridir.
Sınırın belirsizleştiği tipik bir örnek, ortaklık ilişkisidir. Ortaklar arasındaki mal ve para hareketleri çoğu zaman hizmet ilişkisine değil, ortaklık payına dayanır; bu durumda uyuşmazlık ceza mahkemesinin değil, ticaret hukukunun konusudur. Aynı belirsizlik, emanet bırakılan kıymetli eşyada da görülür: teslimin ticari bir ilişkiye mi yoksa kişisel bir güvene mi dayandığı, hangi fıkranın uygulanacağını doğrudan değiştirir.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Beraat Gerekçeleri
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma beraat kararları, çoğunlukla suçun unsurlarından birinin hiç oluşmamış olmasına dayanır. Bu dosyalarda beraat, “delil yetersizliği” gibi genel bir gerekçeden çok, teslimin niteliğine ilişkin somut bir tespitten doğar. Aşağıdaki başlıklar, savunmanın üzerine kurulabileceği ayrı ayrı gerekçelerdir ve bir dosyada birden fazlası aynı anda bulunabilir.
- Zilyetlik hiç devredilmemiştir: mal failin fiilî hâkimiyetine bırakılmamış, yalnızca gözetimi altında kalmıştır. Bu durumda fiil güveni kötüye kullanma değil, koşulları varsa hırsızlık olarak değerlendirilir.
- Mülkiyet devredilmiştir: mal failin mülkiyetine geçmişse, iade yükümlülüğü artık ceza hukukunun değil borçlar hukukunun konusudur.
- İlişki hizmet ilişkisi değildir: teslim ortaklık, arkadaşlık ya da salt emanet ilişkisine dayanıyorsa nitelikli hâl uygulanmaz; fiil temel fıkraya kayar ve şikâyet süresi devreye girer.
- Ortada hukuki uyuşmazlık vardır: taraflar arasında karşılıklı alacak-borç ilişkisi, hesap tartışması veya sözleşme ihtilafı bulunuyorsa suç kastından söz edilemez.
- Kast yoktur: malın iade edilmemesi unutkanlık, hastalık, mücbir sebep ya da fiilî imkânsızlıktan kaynaklanmıştır.
- Hapis hakkı kullanılmıştır: failin malı elinde tutmasına kanun izin veriyorsa, tasarruf hukuka aykırı değildir.
- Şahsi cezasızlık hâli vardır: TCK 167 kapsamındaki yakınlık ilişkisi varsa ceza verilmez.
Bu gerekçeler arasında pratikte en çok kullanılanı hukuki uyuşmazlık savunmasıdır. Nitekim ödenmeyen her borç bu suçu oluşturmaz; suçun doğması için failin, malı devir amacının dışında bir tasarrufa konu etmesi ya da teslimi inkâr etmesi gerekir. Hesap uyuşmazlığından kaynaklanan bir ödemeyi geciktirmek, tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Beraat kararı, zamanaşımı ya da uzlaşma nedeniyle verilen düşme kararından farklıdır. Düşme kararı suçun işlenip işlenmediğini tespit etmez; beraat ise fiilin suç oluşturmadığını ortaya koyar. Bu ayrım, özellikle iş sözleşmesinin feshi ve memuriyet başvuruları bakımından belirleyici olur.
Ödenmeyen Borç mu, Suç mu? Sınırın Çizildiği Yer
Bu suçun en çok tartışılan yönü, özel hukuk uyuşmazlığıyla arasındaki sınırdır. Ayrım tek bir ölçüte dayanır: malın failin eline geçiş biçimi ile failin sonraki tasarrufu arasındaki ilişki. Mal, belirli bir amaçla ve iade edilmek üzere teslim edilmiş, fail de bu amacın dışına çıkmışsa suç oluşur. Mal, karşılığı ödenmek üzere satılmış ya da ödünç verilmişse, ortada yalnızca bir alacak vardır.
Uygulamada ikinci bir ölçüt daha kullanılır: failin, malı iade etme iradesini tamamen ortadan kaldıran bir davranışta bulunup bulunmadığı. Malı satmak, rehnetmek, başkasına devretmek veya teslim aldığını tümüyle inkâr etmek bu iradenin ortadan kalktığını gösterir. Buna karşılık ödemeyi geciktirmek, taksitlendirme talep etmek ya da hesap itirazında bulunmak aynı sonucu doğurmaz.
Sınırın nerede çizildiği, tarafların birbirine gönderdiği ihtarname ve yazışmalarda somutlaşır. İade talebine verilen cevabın içeriği, çoğu dosyada suç kastının varlığını ya da yokluğunu gösteren en güçlü delildir. Bu nedenle iade talebinin yazılı ve tarihli biçimde yapılması, hem mağdur hem şüpheli açısından belirleyicidir.
Zamanaşımı ve Süreler: Hangi Süre Neyi Bitirir?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmada dava zamanaşımı on beş yıldır. Bu süre, TCK 66’nın beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezası gerektiren suçlar için öngördüğü süredir ve fıkranın yedi yıllık üst sınırından hesaplanır. Suçun temel hâlinde ise üst sınır iki yıl olduğundan zamanaşımı sekiz yıldır. Motorlu taşıt artırımı uygulandığında üst sınır on dört yıla çıksa da zamanaşımı yine on beş yıl olarak kalır, çünkü aynı ceza bandı içinde kalınmaktadır.
Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden başlar. Eylem aylarca tekrarlanmışsa ve zincirleme suç hükümleri uygulanıyorsa, süre son eylemin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu ayrım, uzun süreli tahsilat yetkisi verilen çalışanların dosyalarında sıkça gündeme gelir.
Altı aylık şikâyet süresi ise yalnızca temel hâlde işler. Nitelikli hâlde şikâyet aranmadığı için böyle bir hak düşürücü süre de yoktur. Buna karşılık iş hukuku tarafında çok daha kısa bir süre vardır ve bu iki süre birbiriyle sık karıştırılır.
| Süre | Ne için | Başlangıç |
|---|---|---|
| 6 iş günü | İşverenin haklı nedenle fesih hakkı | Fiilin öğrenildiği gün |
| 1 yıl | Feshin en son sınırı (işçi maddi çıkar sağlamışsa uygulanmaz) | Fiilin gerçekleştiği gün |
| 6 ay | Şikâyet süresi (yalnız TCK 155/1) | Fiilin ve failin öğrenildiği gün |
| 8 yıl | Dava zamanaşımı (TCK 155/1) | Suçun işlendiği gün |
| 15 yıl | Dava zamanaşımı (TCK 155/2 ve 155/3) | Suçun işlendiği gün |
İşten Çıkarıldım, Bir de Hakkımda Şikâyet Var: İki Süreç Nasıl İlerler?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma iddiası çoğu zaman tek başına gelmez; işveren aynı olaya dayanarak iş sözleşmesini de feshetmiş olur. İş Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci bendinin (e) fıkrası, işçinin “işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması” hâlinde işverene derhal fesih hakkı tanır. Bu iki süreç aynı olaydan doğar ama birbirinden bağımsız yürür.
En kritik fark süredir. İşverenin haklı nedenle fesih hakkı, fiili öğrendiği günden itibaren altı iş günü geçtikten sonra kullanılamaz; her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra bu hak düşer. Ancak işçi olayda maddi çıkar sağlamışsa bir yıllık sınır uygulanmaz. Buna karşılık ceza davasının zamanaşımı on beş yıldır. Yani işveren fesih hakkını çoktan kaybetmişken ceza soruşturması pekâlâ sürebilir.
Ceza dosyasındaki beraat, iş mahkemesini kendiliğinden bağlamaz. İş yargılamasında aranan ölçüt, işverenin güven ilişkisinin sürdürülemez hâle gelip gelmediğidir; ceza yargılamasında ise fiilin suç tanımına uyup uymadığı incelenir. Bununla birlikte beraat kararının dayandığı maddi vakıa tespitleri iş davasında delil olarak kullanılır ve çoğu zaman feshin haksızlığını göstermede belirleyici olur. Kıdem tazminatı hakkının koşulları ile işe iade davasının şartları bu noktada ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle iki süreci ayrı ayrı değil, birlikte planlamak gerekir. Ceza dosyasında verilen bir ifade iş davasında aleyhe delil hâline gelebileceği gibi, iş davasında imzalanan bir ibraname de ceza dosyasında zararın giderildiği yönünde kullanılabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma davalarına asliye ceza mahkemesi bakar. Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kanunu’na göre ağır ceza mahkemesi, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve on yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarla görevlidir; ikinci fıkranın üst sınırı yedi yıl olduğundan dosya asliye ceza mahkemesinde görülür. Yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir; bu, çoğu zaman malın teslim amacının dışına çıkarıldığı yerdir.
Motorlu taşıt artırımı bu tabloyu tartışmalı hâle getirir. Artırım uygulandığında üst sınır on dört yıla çıkar ve ilk bakışta ağır ceza mahkemesinin görev alanına girer gibi görünür. Ancak aynı Kanun, mahkemelerin görevinin belirlenmesinde “ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin” kanunda yer alan cezanın üst sınırının esas alınacağını söyler. Üçüncü fıkra bir artırım hükmü olduğuna göre, lafza bağlı bir okuma görevin yine asliye ceza mahkemesinde kalmasını gerektirir.
Bu nokta düzenlemenin yeni olması nedeniyle henüz yerleşik bir uygulamaya kavuşmamıştır. Pratikte belirleyici olan, iddianamede hangi fıkraların birlikte gösterildiğidir; görev uyuşmazlığı çıkması hâlinde dosya görevsizlik kararıyla ilgili mahkemeye gönderilir. Taşıt konulu dosyalarda savunmanın ilk kontrol etmesi gereken hususlardan biri budur.
Mağdur Malını veya Parasını Nasıl Geri Alır?
Ceza yargılaması tazminata hükmetmez; mağdurun zararının giderilmesi ayrı bir hukuk davasının konusudur. Buna karşılık ceza soruşturmasının kendisi, alacağın tahsilini kolaylaştıran güçlü bir araç sunar. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi, güveni kötüye kullanma suçunu, malvarlığına elkonulabilecek suçlar arasında sayar.
Bu madde uyarınca suçun işlendiğine ve malvarlığının bu suçtan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe varsa; taşınmazlara, kara, deniz ve hava ulaşım araçlarına, banka hesaplarına, hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket paylarına ve kiralık kasa mevcutlarına elkonulabilir. Elkoyma, malın şüphelinin değil başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması hâlinde de mümkündür. Bu yol, borçlunun malvarlığını eritmesini önleyen en hızlı tedbirdir.
İkinci yol etkin pişmanlıktan geçer. Fail zararı kovuşturma başlamadan önce tamamen giderirse cezanın üçte ikisine kadarı, hüküm verilmeden önce giderirse yarısına kadarı indirilir. Kısmen giderme hâlinde ise mağdurun rızası aranır. Bu, mağdur açısından pazarlık gücü demektir: sanığın ciddi bir indirimden yararlanabilmesi mağdurun tutumuna bağlıdır. Alacağın ayrıca dava yoluyla takibi için paranın geri alınmasına ilişkin yolları inceleyebilirsiniz.
HAGB, Erteleme ve Adlî Para Cezası: 31 Temmuz 2026 Sonrası Durum
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurallar, 16 Temmuz 2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’la yeniden yazılmış ve 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmiştir. Yürürlükteki metne göre hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezası ise mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmada alt sınır bir yıl olduğundan, indirim hükümleri uygulandığında bu eşiğin altında kalmak mümkündür.
Yürürlükteki metin üç koşul arar: sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, mahkemenin yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varması ve mağdurun ya da kamunun zararının aynen iade, eski hâle getirme veya tazmin yoluyla tamamen giderilmesi. Zararını derhal karşılayamayan sanık için taksitle ödeme imkânı da öngörülmüştür; denetim süresi boyunca aylık taksitlerle ödeme taahhüdü, karar verilmesine engel değildir.
Denetim süresi beş yıldır. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uyulursa hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Yükümlülük ihlali hâlinde mahkeme hükmü açıklar; ancak yeni düzenleme mahkemeye, cezanın yarısına kadarki kısmının infaz edilmemesine karar verme yetkisi de tanımaktadır. Karara karşı kanun yolu istinaftır. Bu kurumun sicile etkisi için HAGB kararının sicile işleyip işlemediğine ilişkin yazımıza bakabilirsiniz.
Suçun temel hâli için basit yargılama usulü de uygulanabilir; bu usulde duruşma yapılmadan karar verilir ve mahkûmiyet hâlinde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. Ancak usul yalnızca üst sınırı iki yıl veya daha az suçlarda mümkün olduğundan, hizmet nedeniyle işlenen hâlde uygulanamaz. Güveni kötüye kullanma, savcının ceza teklif ettiği seri muhakeme usulünün kapsamında da sayılmamıştır.
Sicile İşler Mi, Memuriyete ve Mesleğe Engel Mi?
Kesinleşmiş bir mahkûmiyet adlî sicile işler. Güveni kötüye kullanma, Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde memuriyete engel sayılan suçlar arasında açıkça sayılmıştır; affa uğramış olsa bile bu suçtan mahkûmiyet memurluk şartlarını ortadan kaldırır. Aynı ölçüt avukatlık, noterlik ve pek çok meslek kuruluşuna kabul bakımından da geçerlidir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise mahkûmiyet hükmü doğurmaz. Bu kararlar genel adlî sicile değil, yalnızca soruşturma ve kovuşturmayla bağlantılı olarak hâkim, mahkeme veya savcı tarafından istenebilen özel bir sisteme kaydedilir. Uygulamada bu ayrım çok sık gözden kaçar ve HAGB kararı sanki mahkûmiyetmiş gibi değerlendirilir.
Kamu görevlisi olan kişiler bakımından ayrıca disiplin boyutu vardır ve bu boyut ceza yargılamasından bağımsızdır. Ceza dosyasının beraatle sonuçlanması, disiplin soruşturmasının da aynı sonuca varacağı anlamına gelmez. Memuriyet ile ceza mahkûmiyeti arasındaki ilişkinin ayrıntısı için memurun hangi cezada görevden çıkarıldığına ilişkin yazımızı inceleyebilirsiniz.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Yargıtay Kararları Neyi Ölçüyor?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma Yargıtay kararları incelendiğinde, tartışmanın neredeyse tamamının tek bir noktada toplandığı görülür: malın failin eline hangi ilişki nedeniyle geçtiği. Ceza miktarına, delillerin değerlendirilmesine veya kastın varlığına ilişkin tartışmalar bile çoğu zaman bu ilk sorunun cevabına bağlanır. Bu nedenle bir kararı okurken bakılması gereken şey sonuç değil, mahkemenin teslim ilişkisini nasıl nitelendirdiğidir.
Emsal karar aramanın bu suçta sınırlı bir değeri vardır, çünkü kararlar birbirine çok benzeyen olaylarda farklı sonuçlara varabilir. Aynı meslek grubuna ilişkin kararlarda dahi, teslimin belgeye bağlanıp bağlanmadığına göre nitelendirme değişir. Kuyumcuya bırakılan altın, tamirciye teslim edilen araç ya da muhasebeciye verilen defter gibi tipik olaylarda ortaya çıkan farklı sonuçların kaynağı budur.
Bu nedenle bir dosyayı değerlendirirken künye aramak yerine şu üç soruyu sormak daha verimlidir: mal kime, hangi belgeye dayanarak ve hangi amaçla teslim edilmiştir; failin tasarrufu bu amacın dışında mıdır; taraflar arasında iade talebi ne zaman ve nasıl iletilmiştir. Bu üç sorunun cevabı, kararların hangi yönde şekillendiğini emsal listelerinden daha iyi gösterir.
Süreci Doğru Kurmak İçin Atılması Gereken Adımlar
Mağdur tarafındaysanız yapılacak ilk iş, teslim ilişkisini belgeleyen kayıtları bir araya getirmektir: teslim tutanağı, irsaliye, banka dekontu, yazışmalar ve iade talebini içeren ihtarname. Soruşturmanın ilk aşamasında malvarlığına elkoyma talebinin dile getirilmesi, alacağın tahsili bakımından sonradan telafisi zor bir avantaj sağlar.
Hakkında soruşturma yürütülen taraftaysanız, ifade vermeden önce teslimin hukuki niteliğini ortaya koyan belgeleri toplamanız gerekir. Bu dosyalarda savunmanın yönü, ilk ifadede kurulan çerçeveyle büyük ölçüde belirlenir; ortaklık, hesap uyuşmazlığı veya hapis hakkı gibi savunmaların sonradan kurulması çok daha zordur. Uzlaştırma teklifine verilecek cevabın da aynı aşamada değerlendirilmesi gerekir.
Her iki durumda da ceza dosyası ile iş veya alacak davasının birlikte planlanması önem taşır. Dosyanızdaki teslim ilişkisinin hangi fıkraya girdiğini ve hangi savunmanın sonuç doğuracağını değerlendirmek için Ankara ceza avukatı sayfamız üzerinden büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma şikayete tabi mi?
Hayır, şikâyete tabi değildir. TCK 155’in birinci fıkrasında yer alan “şikayet üzerine” ibaresi ikinci fıkrada bulunmadığından suç resen soruşturulur. Mağdurun şikâyetçi olmaması ya da şikâyetinden vazgeçmesi soruşturmayı durdurmaz.
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma cezası ne kadardır?
Bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasıdır. İki ceza birlikte hükmedilir. Suçun konusu motorlu bir taşıtsa bu ceza bir kat artırılır ve aralık iki yıldan on dört yıla çıkar.
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma beraat kararı hangi hâllerde verilir?
Zilyetliğin hiç devredilmemiş olması, malın mülkiyetinin faile geçmiş olması, teslimin hizmet ilişkisine dayanmaması, taraflar arasında hukuki uyuşmazlık bulunması, suç kastının yokluğu ve hapis hakkının kullanılması başlıca beraat gerekçeleridir.
Suçun temel hâli ile nitelikli hâli arasındaki fark nedir?
Temel hâlde mal herhangi bir güven ilişkisine dayanarak teslim edilir ve suç şikâyete bağlıdır. Nitelikli hâlde teslim; meslek, sanat, ticaret, hizmet ilişkisi veya malları idare yetkisi nedeniyle yapılır, suç resen takip edilir ve ceza belirgin biçimde ağırlaşır.
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma uzlaşmaya tabi mi?
Evet. CMK 253, güveni kötüye kullanma suçunu “şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın” uzlaştırma kapsamına almıştır. Yalnızca motorlu taşıtlara ilişkin üçüncü fıkra bu kapsamın dışında bırakılmıştır.
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma Yargıtay kararları hangi ölçütü esas alıyor?
Kararların ortak ölçütü, malın faile hangi ilişki nedeniyle teslim edildiğidir. Teslimin belgeye bağlanıp bağlanmadığı ve tasarrufun devir amacının dışına çıkıp çıkmadığı, sonucu belirleyen iki temel unsurdur.
Kiralık aracı zamanında iade etmemek suç mudur?
Gecikme tek başına suç oluşturmaz. Aracın satılması, rehnedilmesi, başkasına devredilmesi ya da teslim alındığının inkâr edilmesi gibi iade iradesini ortadan kaldıran bir tasarruf gerekir. Bu koşullar varsa motorlu taşıt fıkrası nedeniyle ceza bir kat artırılır.
Zararı ödersem ceza indirimi alır mıyım?
Kovuşturma başlamadan önce zararın tamamen giderilmesi hâlinde cezanın üçte ikisine kadarı, hüküm verilmeden önce giderilmesi hâlinde yarısına kadarı indirilir. Kısmi ödemede indirim için mağdurun rızası aranır.
Bu suçta dava zamanaşımı kaç yıldır?
Nitelikli hâlde on beş yıl, temel hâlde sekiz yıldır. Süre suçun işlendiği günden, zincirleme suçta ise son eylemin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar.
Davaya hangi mahkeme bakar?
Asliye ceza mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme suçun işlendiği yer mahkemesidir. Motorlu taşıt artırımının görevi ağır ceza mahkemesine taşıyıp taşımadığı, düzenlemenin yeniliği nedeniyle henüz yerleşmiş değildir.
Eşim veya çocuğum bu suçu işlerse ne olur?
Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler, üstsoy, altsoy ve aynı konutta yaşayan kardeşler bakımından ceza verilmez. Ayrılık kararı verilmiş eş veya ayrı konutta yaşayan kardeş gibi hâllerde ise şikâyet üzerine verilecek ceza yarı oranında indirilir.
İşveren beni bu iddiayla ne kadar sürede işten çıkarabilir?
Fiili öğrendiği günden itibaren altı iş günü içinde. Her hâlde fiilin gerçekleşmesinden bir yıl sonra bu hak düşer; ancak işçi olaydan maddi çıkar sağlamışsa bir yıllık sınır uygulanmaz.
Ceza davasından beraat edersem kıdem tazminatımı alabilir miyim?
Beraat kararı iş mahkemesini kendiliğinden bağlamaz; iş yargılamasında güven ilişkisinin sürdürülebilirliği ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık beraat kararındaki maddi vakıa tespitleri iş davasında delil olarak kullanılır.
Bu suç memuriyete engel olur mu?
Kesinleşmiş mahkûmiyet, affa uğramış olsa bile memuriyete engeldir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise mahkûmiyet sayılmaz ve genel adlî sicile işlenmez.
Şirket adına işlenirse tüzel kişi de sorumlu olur mu?
Tüzel kişilere ceza verilmez, ancak güveni kötüye kullanma yoluyla haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Cezai sorumluluk fiili işleyen gerçek kişiye aittir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Mevzuat ile yargı uygulaması değişebileceğinden, dosyanıza özgü değerlendirme için bir avukata danışmanız gerekir. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.