Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası
Vekaletin kötüye kullanılması, kendisine yetki verilen vekilin bu yetkiyi vekâlet verenin çıkarına değil kendi çıkarına ya da yakınlarının çıkarına kullanmasıdır. Uygulamada en çok karşılaşılan biçimi, taşınmaz satış yetkisi içeren bir vekâletnameyle malikin evinin ya da arsasının vekilin eşine, çocuğuna veya tanıdığına düşük bedelle yahut hiç bedel ödenmeden devredilmesidir. Böyle bir devirde taşınmazın tapusu iptal ettirilebilir; ancak davanın kim tarafından, kime karşı ve hangi kapsamda açıldığı sonucu esastan daha çok belirler.
Tapu kaydını geri almak isteyen kişilerin çoğu davayı yanlış kurguladığı için kaybediyor. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin son iki yıldaki kararları, esasa hiç girilmeden verilen ret kararlarının büyük bölümünün tek bir usul hatasından kaynaklandığını gösteriyor: mirasçının, kendi payı oranında ve tek başına dava açması.
Öne çıkanlar
Vekilin yetkisini kötüye kullanarak yaptığı taşınmaz devri, yolsuz tescil oluşturur ve tapu iptali istenebilir. Davanın kaderini belirleyen dört nokta şudur:
- Zamanaşımı: Yolsuz tescile dayalı tapu iptal ve tescil davası zamanaşımına tabi değildir; vekile karşı açılan tazminat davası ise on yıllık süreye tabidir.
- Kim açar: Mirasçı, mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı bu davayı tek başına ve pay oranında açamaz; tüm mirasçılar birlikte hareket etmeli ya da diğerlerinin muvafakati alınmalıdır.
- Kime karşı: Dava, tapuda kayıtlı malike yöneltilir; vekil tek başına davalı gösterilirse tapu kaydı iptal edilemez.
- Sınır: Vekilin kötü niyetini bilmeyen ve bilmesi de beklenemeyecek üçüncü kişinin kazanımı korunur.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedir?
Vekaletin kötüye kullanılması, geçerli bir vekâletname bulunmasına rağmen vekilin bu yetkiyi vekâlet verenin haklı menfaatine aykırı biçimde kullanmasıdır. Yetki gerçektir, imza gerçektir, noter işlemi usulünce yapılmıştır; sakatlık yetkinin varlığında değil kullanılış biçimindedir. Bu ayrım davanın hukuki dayanağını doğrudan değiştirdiği için baştan netleştirilmelidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi vekile üç ayrı yükümlülük yükler: işi bizzat görmek, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözetmek ve özenli davranmak. Maddenin son fıkrası özen ölçüsünü de belirler; kıstas, benzer işi üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranıştır. Vekil kendi çıkarını vekâlet verenin çıkarının önüne koyduğunda bu ölçütün altına düşmüş olur.
Kötüye kullanmanın tespiti için vekilin kasten hareket ettiğini ispat etmek şart değildir. Taşınmazın piyasa değerinin çok altında devredilmesi, bedelin hiç ödenmemesi, satış parasının vekâlet verenin hesabına hiç girmemesi, alıcının vekilin yakını olması gibi olgular birlikte değerlendirildiğinde kötüye kullanma kabul edilir. Uygulamada mahkemeler bu olguları “vekâlet verenin iradesiyle bağdaşmayan temlik” başlığı altında toplar.
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Hangi Hâllerde Söz Konusu Olur?
En sık görülen hâl, satış yetkisini taşıyan vekilin taşınmazı kendi eşine, çocuğuna, kardeşine veya arkadaşına devretmesidir. Vekil burada hem satıcının temsilcisi hem de alıcı tarafın yakınıdır; işlemin görünüşte bir satış, gerçekte bir kazandırma olduğu bu yakınlıktan çıkarılır.
İkinci sık hâl, bedelin hiç ödenmemesi ya da ödendiğinin ispat edilememesidir. Vekil, satış bedelini tahsil ettiğini ileri sürüyorsa bu bedelin vekâlet verene ulaştığını göstermek zorundadır. Banka kaydı, dekont veya vekâlet verenin harcamalarına ilişkin belge sunulamıyorsa bedelin ödendiği kabul edilmez.
Üçüncü hâl, vekâlet verenin böyle bir işleme ihtiyacı olmamasıdır. Düzenli geliri olan, bankada parası bulunan ve taşınmazını satmayı gerektirecek bir ihtiyacı görünmeyen bir kişinin evinin aniden elden çıkarılması tek başına ispat aracı değildir; ancak diğer olgularla birleştiğinde mahkemenin sonuca ulaşmasında ağırlık taşır. Vekâletname vermenin taşıdığı riskler ve genel yetkinin kapsamı için genel vekaletname vermenin sakıncaları başlıklı yazımız ayrıntılı bir çerçeve sunar.
Vekilin Sadakat ve Özen Borcunun Kapsamı
Sadakat borcu, vekilin işi görürken kendi menfaatini değil vekâlet verenin menfaatini esas almasını gerektirir. Bu borç sözleşmede yazılı olmasa dahi kanundan doğar; vekâletnameye “vekil dilediği bedelle satabilir” ibaresi konulmuş olması sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
Talimata uygun ifa yükümlülüğü Türk Borçlar Kanunu’nun 505. maddesinde düzenlenmiştir. Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymak zorundadır. İzin alma imkânı bulunmayan ve durumu bilseydi vekâlet verenin de izin vereceği açık olan hâller dışında talimattan ayrılan vekil, doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş sayılmaz.
Özen borcunun ihlali yalnız tapu iptali sonucu doğurmaz; vekilin kişisel sorumluluğunu da gündeme getirir. Taşınmaz üçüncü kişide kalsa bile vekil, vekâlet verenin uğradığı zarardan sorumludur. Bu iki yolun birbirinden ayrı işlediği ve farklı sürelere tabi olduğu, aşağıdaki zamanaşımı bölümünde ayrıca ele alınmıştır.
Vekaletname Olmadan Taşınmaz Satılabilir mi?
Satılamaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 504. maddesinin son fıkrası, vekilin özel olarak yetkili kılınmadıkça taşınmazı devredemeyeceğini ve bir hakla sınırlandıramayacağını açıkça yazar. Aynı fıkra bağışlama, kefalet, kambiyo taahhüdü, sulh ve hakeme başvurma için de özel yetki arar.
Bu hüküm pratikte şu sonucu doğurur: elinde yalnızca “her türlü işlemi yapmaya yetkilidir” biçiminde genel ibare bulunan bir vekâletnameyle tapu müdürlüğüne gidildiğinde işlem yapılamaz. Tapu müdürlükleri satış yetkisinin vekâletnamede açıkça yazılmasını arar. Dolayısıyla kötüye kullanma iddiasının konusu olan devirlerin neredeyse tamamında, vekâletnamede satış yetkisi gerçekten vardır.
Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, kanunun aynı maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Yetkinin sınırı geniş yazıldığında bile bu genişlik, vekilin kendi lehine işlem yapmasına izin verdiği anlamına gelmez. Yetkinin varlığı ile yetkinin dürüstlük kuralına uygun kullanımı iki ayrı meseledir.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?
Vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, vekilin yetkisini amacına aykırı kullanarak gerçekleştirdiği devrin tapu kaydından silinmesini ve taşınmazın eski malik ya da onun mirasçıları adına yeniden tescilini sağlayan bir mülkiyet davasıdır. Dava, tapu sicilindeki kaydın gerçek hukuki duruma aykırı olduğu, yani yolsuz tescil bulunduğu iddiasına dayanır.
Davanın niteliği önemlidir çünkü mülkiyet hakkına dayanan bir istem, alacak istemlerinden farklı kurallara tabidir. Ayni hakka dayalı bu talep süreyle sınırlanmaz, ancak davanın taraflarının doğru kurulması zorunludur. Yolsuz tescilin düzeltilmesi Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesinde ayrıca düzenlenmiş, ayni hakkı zedelenen kimseye tapu sicilinin düzeltilmesini dava etme hakkı tanınmıştır.
Terditli talep bu davalarda sık kullanılır. Taşınmazın aynen iadesi mümkün değilse — örneğin üçüncü kişi iyiniyetliyse — davacı bedelin tahsilini isteyebilir. Ancak asıl talep usulden reddedilirse terditli bedel talebi de değerlendirilemez; bu sonuç Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2025/4011 E., 2026/2670 K. sayılı 6 Nisan 2026 tarihli kararında açıkça belirtilmiştir.
Tapu İptal ve Tescil Davası Kimler Açabilir?
Davayı açma hakkı, mülkiyeti zedelenen kişiye aittir. Vekâlet veren hayattaysa davayı bizzat açar; bu durumda husumet sorunu yaşanmaz. Vekâlet veren ölmüşse dava hakkı mirasçılara geçer ve asıl karmaşa burada başlar.
Mirasçıların dava açma biçimi, davalının kim olduğuna göre değişir. Davalı da mirasçılardan biriyse, yani taşınmaz mirasçılardan birine geçmişse, dava mirasçılar arasında görülür ve pay oranında tescil istenebilir. Buna karşılık taşınmaz mirasçı olmayan bir üçüncü kişiye geçmişse tablo tamamen değişir.
Bu ayrımı görmeden açılan davalar esasa girilmeden reddediliyor. Mirasla ilgili işlemlerde tapu aşamasının nasıl yürüdüğü konusunda veraset ilamı alındıktan sonra tapu işlemleri yazısı süreç haritası sunar; ancak dava ehliyeti meselesi tapu işlemlerinden bağımsız bir usul konusudur.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Davasını Mirasçılar Açabilir mi?
Açabilirler, fakat tek başlarına ve miras payı oranında değil. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2024/4023 E., 2025/4593 K. sayılı 20 Ekim 2025 tarihli kararı kuralı şöyle koyar: haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve el atmanın önlenmesi davalarının dışında, mülkiyetten kaynaklanan ve mirasbırakana teb’an açılacak ehliyetsizlik ile vekalet görevinin kötüye kullanılması gibi davalarda, mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket ederek davayı birlikte açmaları gerekir.
Aynı karar iki alternatif yol da gösterir. Mirasçılardan biri terekeye iade şeklinde dava açacaksa tüm mirasçıların davaya muvafakati sağlanmalıdır; bu sağlanamıyorsa tereke, atanacak bir temsilci eliyle davada temsil edilmelidir. Dayanak, elbirliği mülkiyetinde tasarrufun oybirliğiyle yapılmasını arayan Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesidir.
Kararın sonucu nettir: “Mirasçı olmayan kişiye karşı ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması gibi hukuki nedenlere dayalı miras payı oranında açılan tapu iptali ve tescil davasının dinlenme olanağının bulunmadığı açıktır.” Bu cümle, tapu kaydını geri almak için doğru gerekçeyle ama yanlış çerçeveyle açılan davaların neden kaybedildiğini tek başına açıklar.
Miras Payı Oranında Açılan Dava Neden Reddedilir?
Ret kararının dayanağı aktif husumet yokluğudur. Terekeye dahil bir hak, mirasçılar arasında elbirliği mülkiyetine tabidir ve bu haktan tasarruf tek bir mirasçının iradesiyle yapılamaz. Mirasçı, terekeye ait taşınmazın iadesini isterken kendi payı için değil tereke için hareket etmek zorundadır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2025/4011 E., 2026/2670 K. sayılı kararı, aynı sonuca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111/2. maddesi ve Hukuk Genel Kurulu’nun 2022/1-127 E., 2023/766 K. sayılı kararına atıfla ulaşır: harcı miras payı oranında tamamlayan ve talebini payına hasreden davacının, terekeye karşı üçüncü kişi konumundaki davalıya karşı açtığı dava dinlenemez.
Bu noktada çoğu davacının bilmediği bir sonuç daha vardır. Dava ehliyeti kamu düzenine ilişkindir; bu nedenle daha önce verilmiş bir bozma kararı, taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaz. Nitekim 2025/4593 sayılı dosyada Yargıtay önce esasa ilişkin araştırma yapılması için kararı bozmuş, mahkeme bozmaya uyup yargılamayı sürdürmüş, sonunda husumet yokluğundan ret kararı vermiş ve bu ret kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Yıllar süren yargılamanın sonucu, en baştaki taraf hatasıyla belirlenmiştir.
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması ile Muris Muvazaası Arasındaki Fark Nedir?
İki dava sık karıştırılır çünkü ikisinde de sonuç tapu iptali, ikisinde de davacı çoğunlukla mirasçıdır. Ayrım, davaların hukuki niteliğinde yatar: muris muvazaası haksız fiil niteliğindedir ve mirasçı kendi payı oranında tek başına dava açabilir; vekalet görevinin kötüye kullanılması ise mülkiyet hakkına dayanır ve mirasbırakana teb’an açılır.
| Ölçüt | Muris muvazaası | Vekaletin kötüye kullanılması |
|---|---|---|
| Hukuki niteliği | Haksız fiil niteliğinde | Mülkiyete dayalı, mirasbırakana teb’an |
| Mirasçı tek başına açabilir mi | Evet | Hayır, mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı açılamaz |
| Pay oranında talep | Mümkün | Mümkün değil, terekeye iade istenir |
| Diğer mirasçıların muvafakati | Aranmaz | Aranır ya da tereke temsilcisi atanır |
| İşlemi yapan | Mirasbırakanın kendisi | Vekil |
| Temel iddia | Görünürdeki satış, gizli bağış | Yetkinin amaca aykırı kullanımı |
Uygulamada aynı dava dilekçesinde her iki sebep birlikte, çoğu zaman ehliyetsizlik iddiasıyla üçlü olarak ileri sürülür. Bu tercih mantıklıdır; ancak sebepler birlikte ileri sürüldüğünde her birinin kendi usul kuralına uyulması gerekir. Sadece muvazaa sebebine uygun kurulmuş bir dava, vekalet kötüye kullanımı yönünden dinlenmez.
Muris muvazaasının unsurları, ispat ölçütleri ve süreleri için muris muvazaası ve mirastan mal kaçırma davası yazısı ayrı bir çerçeve sunar. Mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufla yaptığı kazandırmalar söz konusuysa değerlendirme vasiyetnamenin iptali ekseninde yapılır.
Tapu İptal ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır?
Dava, tapuda kayıtlı malike karşı açılır. Taşınmaz vekilin kendi adına tescil edilmişse davalı vekildir; vekilin yakınına devredilmişse davalı o kişidir. Zincirleme devir varsa, yani taşınmaz birden çok kez el değiştirmişse, son kayıt maliki mutlaka davalı gösterilmelidir.
Vekilin tek başına davalı gösterilmesi sık yapılan bir hatadır. Vekil artık malik değilse ona karşı açılan davada tapu kaydı iptal edilemez; vekile karşı ancak tazminat istenebilir. Tapu kaydına yönelik sonuç almak için kayıt maliki davada taraf olmalıdır.
Uygulamada hem vekil hem kayıt maliki birlikte davalı gösterilir. Bu tercih, tapu iptali mümkün olmadığında bedel talebinin vekile yöneltilebilmesi için de gereklidir. Alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapılan devirlerde ise farklı bir yol işler; o durumda tasarrufun iptali davası gündeme gelir ve tapu kaydı iptal edilmeden alacaklıya cebri icra imkânı tanınır.
Tapu iptal ve tescil davası kime açılır?
Dava, tapu müdürlüğüne veya Hazine’ye değil, taşınmazı tapuda üzerinde bulunduran gerçek ya da tüzel kişiye açılır. Tapu müdürlüğü kural olarak davalı değildir; kararın infazı için taraf gösterilmesi de gerekmez.
Ara devirler varsa halkanın tamamı davalı gösterilir. Aksi hâlde yalnız son kayıt maliki hakkında hüküm kurulur ve önceki devirlerdeki kötü niyet ileri sürülemez hâle gelir.
İyiniyetli Üçüncü Kişi Korunur mu?
Korunur. Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımını korur. Bu hüküm, tapu siciline duyulan güveni ayakta tutan temel kuraldır ve vekaletin kötüye kullanılması davalarında en sık karşılaşılan savunmadır.
İyiniyet, vekilin yetkisini kötüye kullandığını bilmemek ve kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilebilecek durumda olmamaktır. Alıcının vekille akrabalık bağı bulunması, taşınmazı rayicin çok altında alması, bedeli hiç ödememesi ya da işlemin olağan piyasa koşullarının dışında yürümesi iyiniyeti ortadan kaldıran olgulardır.
Buna karşılık taşınmazı gerçek bedelini ödeyerek, tarafları önceden tanımadan ve tapu kaydına güvenerek satın alan kişinin mülkiyeti korunur. Bu durumda davacının eli boş kalmaz; kaybettiği değeri vekilden tazminat olarak isteyebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2025/4593 sayılı dosyasında kayıt malikinin savunması tam da bu yöndeydi: bedeli peşin ödeyerek usulünce satın aldığı ve diğer davalılarla önceden tanışıklığının bulunmadığı.
Yolsuz Tescil ve TMK m.1024’ün Getirdiği İmkân
Türk Medeni Kanunu’nun 1024. maddesinin ikinci fıkrası tanımı verir: bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Vekilin yetkisini kötüye kullanarak yaptığı devir, vekâlet verenin iradesiyle bağdaşmadığı için bu tanıma girer.
Aynı maddenin birinci fıkrası, yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişinin bu tescile dayanamayacağını belirtir. Üçüncü fıkra ise ayni hakkı zedelenen kimseye, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürme imkânı tanır. Yani kötüniyetli üçüncü kişiye karşı ayrıca bir işlem iptali davası açmaya gerek yoktur.
| Hüküm | Kimi korur / kime imkân verir | Sonuç |
|---|---|---|
| TMK m.1023 | Tapuya iyiniyetle güvenen üçüncü kişi | Kazanım korunur, tapu iptal edilemez |
| TMK m.1024/1 | Ayni hakkı zedelenen malik | Kötüniyetli üçüncü kişi tescile dayanamaz |
| TMK m.1024/3 | Ayni hakkı zedelenen malik | Yolsuzluk doğrudan ileri sürülebilir |
| TMK m.1025 | Ayni hakkı zedelenen malik | Tapu sicilinin düzeltilmesi davası |
| TMK m.1007 | Zarar gören malik | Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararda Devletin sorumluluğu |
Kanun metninin tamamı Türk Medeni Kanunu üzerinden incelenebilir.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Zamanaşımı Var mı?
Tapu iptal ve tescil talebi bakımından yoktur. Yolsuz tescile dayanan ve mülkiyet hakkından kaynaklanan bu talep, niteliği gereği zamanaşımına ya da hak düşürücü süreye tabi değildir. Devrin üzerinden yirmi yıl geçmiş olması dava hakkını tek başına ortadan kaldırmaz.
Ancak “hiçbir süre yoktur” biçimindeki genelleme yanıltıcıdır ve pratikte hak kaybına yol açar. Aynı olaydan doğan diğer talepler kendi sürelerine tabidir: vekile karşı açılacak tazminat ya da alacak davası sözleşmeye dayandığı için Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımına, ceza şikâyeti ise ilgili suçun şikâyet ve dava zamanaşımı sürelerine tabidir.
| Talep | Süre | Dayanak |
|---|---|---|
| Tapu iptal ve tescil | Süreye tabi değil | Yolsuz tescil, mülkiyet hakkı |
| Vekile karşı tazminat / alacak | 10 yıl | TBK m.146 genel zamanaşımı |
| Taşınmaz elden çıkmışsa bedel | 10 yıl | Sözleşmeye aykırılık |
| Ceza şikâyeti | Suçun şikâyet süresi | TCK’nın ilgili hükümleri |
Bu ayrım gözetilmediğinde şu tablo doğar: tapu iptali davası süresiz açılabildiği için beklenir, taşınmaz bu arada iyiniyetli bir alıcıya geçer, tapu iptali imkânsız hâle gelir ve geriye kalan tazminat talebi de on yılı doldurduğu için zamanaşımına uğrar. Süresizlik, beklemeyi haklı çıkarmaz.
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tazminat Davası Nasıl Açılır?
Tazminat davası, vekilin sadakat ve özen borcuna aykırı davranması nedeniyle vekâlet verenin uğradığı zararın giderilmesini amaçlar. Dayanağı vekâlet sözleşmesidir; bu nedenle haksız fiil zamanaşımı değil sözleşme zamanaşımı uygulanır.
Zararın hesabında ölçüt, taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri ile vekâlet verene fiilen intikal eden bedel arasındaki farktır. Bedel hiç ödenmemişse zarar taşınmazın tam değeridir. Değer tespiti bilirkişi incelemesiyle yapılır ve emsal satışlar esas alınır.
Tazminat davası, tapu iptal davasıyla birlikte terditli olarak da açılabilir. Bu yöntemde mahkemeden önce tapunun iptali, bu mümkün olmazsa bedelin tahsili istenir. Terditli talebin değerlendirilebilmesi için asıl talebin usulen dinlenebilir olması gerektiği, yukarıda aktarılan 2026 tarihli Yargıtay kararında özellikle vurgulanmıştır.
Taşınmaz Üçüncü Kişiye Satılmışsa Bedel İstenebilir mi?
İstenebilir. Taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçtiği için aynen iade mümkün değilse, davacı uğradığı zararın parasal karşılığını vekilden ve kötüniyetli olduğu ispatlanan devir halkalarından talep edebilir. Bu talep, mülkiyet iadesinin yerine geçen ikame bir taleptir.
Bedelin hangi tarihe göre hesaplanacağı önemlidir. Uygulamada dava tarihindeki değer esas alınır; enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde devir tarihindeki bedelin talep edilmesi ciddi kayıp doğurur. Dava dilekçesinde bu husus açıkça belirtilmelidir.
Müteselsil sorumluluk da gündeme gelebilir. Vekil ile devrin kötüniyetli tarafları arasında iş birliği bulunduğu ispat edilirse, zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları istenebilir. Bu talep dilekçede ayrıca ileri sürülmediğinde mahkeme kendiliğinden hükmetmez.
Tapu İptal ve Tescil Davası Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıklar, dava değeri ne olursa olsun sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girmez. Taraflardan biri tacirse ve uyuşmazlık ticari işletmeyle ilgiliyse asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir; bu istisna, uyuşmazlığın ticari nitelik taşımasına bağlıdır.
Yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Taşınmazın aynına ilişkin davalarda yetki kesindir; taraflar yetki sözleşmesiyle başka bir mahkemeyi yetkili kılamaz ve davalı yetkiye itiraz etmese bile mahkeme kendiliğinden yetkisizlik kararı verir. Birden çok taşınmaz farklı yerlerdeyse her biri için ayrı dava açılması ya da davanın bölünmesi gündeme gelir.
Devletin sorumluluğuna dayanan talep bakımından ayrı bir kural işler. Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinin son fıkrası, Devletin sorumluluğuna ilişkin davaların tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceğini belirtir.
Tapu iptal ve tescil davası hangi mahkemede açılır?
Dava, taşınmazın tapu kaydının bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Taşınmaz bir ilçede, davalı başka bir ilde oturuyor olsa dahi bu kural değişmez; belirleyici olan taşınmazın yeridir.
Birden fazla taşınmaz farklı yargı çevrelerindeyse her taşınmaz için kendi yer mahkemesinde dava açılması gerekir. Bu durum masrafı artırdığı için dilekçe hazırlanmadan önce taşınmaz listesinin ve tapu kayıtlarının çıkarılması gerekir.
Tapu İptal Tescil Davası Arabuluculuk Zorunlu mu?
Zorunlu değildir. Dava şartı olarak arabuluculuk, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesinde dört bent hâlinde sayılmıştır: kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından doğan uyuşmazlıklar. Tapu iptal ve tescil davası bu listede yer almaz, dolayısıyla arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açılabilir.
Buna karşılık aynı kanunun 17/B maddesi, taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olduğunu belirtir. Yani taraflar isterse arabuluculuk yolunu seçebilir. Bu tercih iki pratik avantaj sağlar: taraflar yazılı olarak kararlaştırırsa, arabulucunun talebiyle tapu siciline en fazla üç ay süreyle tasarruf yetkisinin kısıtlandığına dair şerh verilir ve taşınmazın süreç devam ederken elden çıkarılması engellenir.
İkinci avantaj 7 Kasım 2024 tarihli değişiklikle geldi. 17/B maddesine eklenen altıncı fıkra uyarınca, anlaşma belgesine sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alındıktan sonra taraflardan biri tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir ve tapu müdürlüğü gerekli incelemeyi yaptıktan sonra resmî senet düzenlenmeksizin tescili gerçekleştirir. Kanunun tam metni Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu üzerinden görülebilir.
Tapu İptal ve Tescil Davası Harç Hesaplama Nasıl Yapılır?
Harç nispidir ve taşınmazın değeri üzerinden hesaplanır. Dava açılırken nispi peşin harcın dörtte biri yatırılır, kalan kısım yargılama sırasında tamamlanır. Değerin dilekçede gösterilmemesi işlemi durdurur; mahkeme değer bildirilmesi için süre verir.
Harcın yüksekliği bu davalarda en sık karşılaşılan pratik engeldir. Taşınmazın rayiç değeri yükseldikçe peşin harç da yükselir ve dava açma maliyeti artar. Adli yardım talebi, harçtan geçici muafiyet sağlayarak bu engeli aşmanın yoludur.
Harcın nasıl hesaplandığı, tamamlanmadığında ne olacağı ve fazla ödenen harcın nasıl geri alınacağı ayrı bir teknik konudur; tapu iptal ve tescil davası harç tamamlama yazısı bu hesabı adım adım gösterir. Taşınmaz satışının vergisel yönü ise değer artış kazancı vergisi ve tapuda beş yıl kuralı yazısında ele alınmıştır.
Tapu iptal ve tescil davası harç tamamlanmazsa ne olur?
Mahkeme, eksik harcın tamamlanması için davacıya kesin süre verir. Bu süre içinde harç yatırılmazsa dosya işlemden kaldırılır ve üç ay içinde yenilenmezse dava açılmamış sayılır.
Harç tamamlanmadığı sürece dosyada esasa ilişkin işlem yapılmaz; keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık dinlenmesi gibi adımlar askıya alınır. Bu nedenle harç yükü, dava stratejisi kurulurken en baştan hesaba katılmalıdır.
Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer?
Bu davalar uygulamada ortalama iki ila dört yıl arasında sonuçlanır. Süreyi uzatan unsurlar bellidir: taşınmazın değer tespiti için bilirkişi incelemesi, keşif, banka kayıtlarının celbi ve ehliyetsizlik iddiası varsa Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi.
İstinaf ve temyiz aşamaları eklendiğinde toplam süre beş yılı bulabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2025 tarihli kararlarına konu dosyalarda ilk derece yargılamasının 2011 ve 2020 yıllarında başladığı görülmektedir; yani bazı dosyalar on yılı aşan bir sürede sonuçlanmaktadır.
Süreyi kısaltmanın en etkili yolu, dava açılmadan önce delilleri toplamaktır. Banka kayıtları, tapu akit tablosu, emsal satış verileri ve varsa veraset ilamı dilekçe ekinde sunulduğunda ara kararlarla geçen aylar kazanılır.
Tapu iptal ve tescil davası adli tatile tabi mi?
Taşınmazın aynına ilişkin davalar adli tatilde de görülen işlerden değildir; bu nedenle adli tatil süresince duruşma yapılmaz. Ancak dava açılması ve harç yatırılması adli tatilde de mümkündür.
Adli tatile denk gelen süreler bakımından uzama kuralı işler: adli tatilde biten süreler, tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzamış sayılır. Temyiz ve istinaf süreleri hesaplanırken bu kural gözden kaçırılmamalıdır.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Nasıl İspat Edilir?
İspat yükü, kötüye kullanmayı iddia eden tarafa aittir. Vekâletnamenin geçerli olduğu ve tapu işleminin usulünce yapıldığı kabul edildiğinden, davacının işlemin vekâlet verenin iradesiyle bağdaşmadığını ortaya koyması gerekir.
En güçlü delil, bedelin akıbetine ilişkin banka kayıtlarıdır. Satış bedelinin vekâlet verenin hesabına hiç girmemiş olması ya da girip aynı gün vekilin hesabına aktarılmış olması, iddiayı tek başına destekler. Bu nedenle dava açılmadan önce ilgili dönemin hesap hareketleri temin edilmelidir.
Tapu iptal ve tescil davası tanıkla ispat edilebilir mi?
Edilebilir, ancak tanık beyanı tek başına yeterli görülmez. Vekaletin kötüye kullanılması iddiası, resmî senetle yapılmış bir işleme yöneltildiği için mahkemeler belge deliline ağırlık verir; tanık anlatımı bu belgeleri destekleyici işlev görür.
Muris muvazaası iddiasında tanık deliline daha geniş bir alan tanınır, çünkü orada mirasbırakanın gerçek iradesi araştırılır. Aynı dilekçede iki sebep birlikte ileri sürüldüğünde delil listesinin buna göre ayrıştırılması gerekir.
İkinci grup delil, işlemin ekonomik mantığına ilişkindir: taşınmazın devir tarihindeki rayiç değeri, tapuda gösterilen bedel, alıcının ödeme gücü ve tarafların yakınlık derecesi. Tanık beyanı da dinlenir; ancak tanık anlatımı tek başına sonuca götürmez, belge delilleriyle desteklenmesi beklenir. Vekâlet verenin işlem tarihinde ayırt etme gücünün tartışmalı olduğu dosyalarda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu’ndan rapor alınması, Yargıtay’ın aradığı bir araştırma adımıdır.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Yargıtay Kararları Ne Diyor?
Bu uyuşmazlıklar Yargıtay 1. Hukuk Dairesi‘nde görülür. Karar arama sisteminde “vekalet görevinin kötüye kullanılması” ifadesiyle yapılan tam ifade taraması 3.765 kayıt döndürmekte ve ilk sayfaların neredeyse tamamı 1. Hukuk Dairesi kararlarından oluşmaktadır. Daire hâlen faaldir; en güncel örneklerden biri 6 Nisan 2026 tarihlidir.
Son dönem kararlarının ortak vurgusu esasa değil usule ilişkindir. 1. HD 2024/4023 E., 2025/4593 K., 20.10.2025 kararı, mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı pay oranında açılan davanın dinlenemeyeceğini açıkça yazar ve dava ehliyetinin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bozma kararının usuli kazanılmış hak oluşturmayacağını belirtir.
Vekaletin kötüye kullanılması yargıtay kararı nereden okunur?
Kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden erişilebilir. Arama kutusuna ifade tırnak içinde yazıldığında yalnızca o ibarenin geçtiği kararlar listelenir; daire filtresi 1. Hukuk Dairesi seçilerek sonuç daraltılabilir.
Karar okurken dikkat edilmesi gereken nokta tarihtir. 2020 öncesi kararların bir bölümü, o tarihte yürürlükte olan usul hükümlerine göre verilmiştir ve taraf teşkiline ilişkin güncel içtihadı yansıtmayabilir.
1. HD 2025/4011 E., 2026/2670 K., 06.04.2026 kararı aynı kuralı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.111/2 üzerinden tekrarlar. Dosyada ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası birlikte ileri sürülmüş, yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş, Yargıtay kararı onarken pay oranında açılan davanın dinlenme imkânı bulunmadığını ve bu nedenle terditli bedel isteminin de değerlendirilemeyeceğini vurgulamıştır.
Sahte Vekaletname ile Taşınmaz Devri Aynı Dava mıdır?
Değildir ve bu ayrım dosyanın hukuki dayanağını baştan değiştirir. Vekaletin kötüye kullanılmasında gerçek bir vekâletname vardır, sakatlık yetkinin kullanılışındadır. Sahte vekaletnamede ise ortada geçerli bir yetki hiç yoktur; imza taklit edilmiş ya da kimlik bilgileri sahte kullanılmıştır.
Sonuç bakımından fark şudur: sahte vekâletnameye dayanan devirde temsil yetkisi hiç doğmamıştır, dolayısıyla işlem baştan itibaren hüküm doğurmaz. Tapu kaydı yolsuzdur ve iyiniyetli üçüncü kişinin durumu ayrı bir tartışma konusudur. Kötüye kullanma hâlinde ise geçerli bir yetkinin amaca aykırı kullanımı söz konusudur.
| Ölçüt | Sahte vekaletname | Vekaletin kötüye kullanılması |
|---|---|---|
| Vekâletname | Yok, taklit veya sahte | Var, geçerli |
| İşlemin durumu | Baştan hüküm doğurmaz | Geçerli ama amaca aykırı |
| Sorumlu olabilecekler | Vekil, noter, Devlet | Vekil ve kötüniyetli devralan |
| Ceza boyutu | Belgede sahtecilik gündeme gelir | Güveni kötüye kullanma gündeme gelir |
| Ek talep yolu | TMK m.1007 ile Devlete başvuru | Vekile karşı tazminat |
Bu ikisi aynı dosyada birlikte de ileri sürülebilir; imzanın gerçek olup olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenir ve sonucuna göre dosyanın ekseni değişir.
Sahte vekaletname nasıl anlaşılır?
İlk kontrol noktası noterlik kaydıdır. Vekâletnamenin üzerindeki noterlik adı, yevmiye numarası ve tarih ilgili noterlikten sorulduğunda böyle bir işlemin yapılıp yapılmadığı öğrenilir; kayıtta bulunmayan bir yevmiye numarası sahteliğin en açık göstergesidir.
İkinci kontrol, vekâlet verenin o tarihteki fiili durumudur. İşlem tarihinde yurt dışında olmak, hastanede yatmak ya da başka bir şehirde bulunmak, vekâletnamenin o noterlikte bizzat verilmiş olamayacağını gösterir. Pasaport giriş-çıkış kayıtları ve hastane kayıtları bu yönden delil değeri taşır.
Üçüncü kontrol imza ve fotoğraf incelemesidir. İmzanın vekâlet verene ait olup olmadığı adli bilirkişi incelemesiyle belirlenir; vekâletnameye eklenen fotoğrafın başka bir kişiye ait olması da kimlik sahteciliğini ortaya çıkarır.
Sahte Vekaletnamede Noterin Sorumluluğu Var mı?
Vardır. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinin birinci fıkrası, stajyer veya kâtip tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından ya da hatalı veya eksik yapılmasından zarar görenlere karşı sorumlu olduğunu düzenler. Aynı kanunun 72. maddesi noteri, iş yaptıracak kişilerin kimliğini, adresini, yeteneğini ve gerçek isteklerini tamamen öğrenmekle yükümlü kılar.
Sahte kimlikle düzenlenmiş bir vekâletname bu yükümlülüğün ihlali anlamına gelebilir. Kimlik denetiminin gereği gibi yapılmadığı ispat edilirse noter, zarardan sorumlu tutulur. Noterin ödediği tazminat için kusurlu personele rücu hakkı saklıdır.
Bu alanda taze bir kırılma vardır. 23 Haziran 2022 tarihli 7413 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle aynı maddeye eklenen ve taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden doğan zarardan noterleri sorumlu tutan fıkra, Anayasa Mahkemesi’nin 25 Aralık 2025 tarihli E.2025/209, K.2025/276 sayılı kararıyla iptal edilmiştir; maddenin üçüncü fıkrasındaki “ve ikinci” ibaresi de iptal kapsamındadır. İptal, noterlerin taşınmaz satış sözleşmesi düzenlemesine özgü bu ek sorumluluk fıkrasını ortadan kaldırmıştır; birinci fıkradaki genel sorumluluk yürürlüktedir.
Sahte Vekaletnamede Devletin Sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi tek cümleyle çok geniş bir sorumluluk kurar: tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Sahte vekâletnameye dayanan tescil sonucu taşınmazını kaybeden malik, bu hükme dayanarak Hazine’den tazminat isteyebilir.
Sorumluluk kusura bağlı değildir; tapu sicilinin tutulmasından doğan zarar yeterlidir. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Bu yol özellikle taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçtiği ve aynen iade imkânsız hâle geldiği dosyalarda tek anlamlı çözüm olarak kalır.
Dava adli yargıda açılır ve maddenin son fıkrası uyarınca tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Talep, tapu iptal davasıyla birlikte değil genellikle onun sonucuna göre gündeme gelir; taşınmazın iadesi mümkünse Devlete başvurmayı gerektirecek bir zarar doğmaz.
Vekaletin Kötüye Kullanılması Suç mu?
Hukuk davasından bağımsız olarak ceza sorumluluğu doğabilir. Vekilin, kendisine tevdi edilen yetkiyi kullanarak vekâlet verenin malvarlığını kendi lehine geçirmesi, güveni kötüye kullanma suçunu gündeme getirir. Vekâlet ilişkisi bir hizmet ilişkisi niteliği taşıdığında nitelikli hâl uygulanabilir.
Sahte vekâletname söz konusuysa tablo değişir ve resmî belgede sahtecilik ile dolandırıcılık hükümleri tartışılır. Bu suçlar şikâyete bağlı olmadığından savcılık kendiliğinden soruşturma yürütür.
Ceza dosyasının hukuk davasına etkisi sınırlıdır: ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı tapu kaydını kendiliğinden iptal etmez, tapunun iptali için ayrıca hukuk davası açılması gerekir. Ancak ceza dosyasında toplanan deliller hukuk davasında kullanılabilir. Suçun unsurları ve şikâyet süreci için güveni kötüye kullanma suçunun unsurları ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma yazıları ayrıntılı bilgi verir.
Vekaletnamenin İptali ve Azlin Sonuçları
Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesi uyarınca vekâlet veren, sözleşmeyi her zaman tek taraflı olarak sona erdirebilir. Bu hak sınırlandırılamaz; ancak uygun olmayan zamanda sona erdiren taraf, karşı tarafın bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Azil işleminin usulünce yapılması hayati önemdedir. Aynı kanunun 42. maddesinin son fıkrası, yetkiyi üçüncü kişilere bildirmiş olan temsil olunanın, yetkiyi geri aldığını onlara bildirmediği takdirde iyiniyetli üçüncü kişilere karşı yetkinin geri alındığını ileri süremeyeceğini belirtir. Azil noterden yapılmalı ve mümkünse tapu müdürlüğüne bildirilmelidir.
Vekilin, sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlemler bakımından ayrı bir kural vardır. 514. madde uyarınca bu işlemlerden vekâlet veren ya da mirasçıları, sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur. Vekâlet verenin ölümü hâlinde temsil yetkisinin sona ereceğini düzenleyen 43. madde ise, işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça uygulanır.
Vekalet Verirken Alınabilecek Somut Önlemler
En etkili önlem, vekâletnameyi işe özgü düzenletmektir. “Her türlü işlemi yapmaya yetkilidir” biçimindeki genel ibare yerine, hangi taşınmaz için hangi işlemin yapılacağı ada, parsel ve bağımsız bölüm numarasıyla yazılmalıdır. Yetki daraldıkça kötüye kullanma alanı daralır.
İkinci önlem, satış yetkisine bedel ve alıcı sınırlaması koymaktır. Vekâletnameye asgari satış bedeli yazılabilir, bedelin doğrudan vekâlet verenin banka hesabına yatırılması şartı konulabilir ve vekilin kendisine, eşine veya alt-üst soyuna satış yapamayacağı açıkça belirtilebilir. Tapu müdürlüğü bu sınırlamaları dikkate alır.
Üçüncü önlem süre koymaktır. Vekâletnameye geçerlilik süresi yazılabilir; süre dolduğunda yetki kendiliğinden sona erer. İş bittiğinde vekâletnamenin gecikmeden azledilmesi ve azlin ilgili kurumlara bildirilmesi de aynı ölçüde önemlidir.
Bu Dosyalarda En Sık Yapılan Beş Hata
Birincisi ve en pahalısı, mirasçının davayı tek başına ve kendi payı oranında açmasıdır. Bu hata esasa hiç girilmeden ret kararı doğurur ve harç, vekâlet ücreti ve yıllar kaybedilir.
İkincisi, davanın yalnız vekile yöneltilip kayıt malikinin taraf gösterilmemesidir. Üçüncüsü, terditli bedel talebinin dilekçeye hiç yazılmaması; taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçmişse davacı elinde hiçbir talep kalmaz. Dördüncüsü, banka kayıtlarının dava açılmadan önce temin edilmemesi ve bedelin akıbetinin ispatsız bırakılmasıdır.
Beşincisi, “zamanaşımı yok” bilgisine güvenip yıllarca beklemektir. Tapu iptali talebi süresiz olsa da vekile karşı tazminat talebi on yılda zamanaşımına uğrar ve taşınmaz bu arada iyiniyetli bir alıcıya geçerse iade imkânı fiilen kapanır.
Dosyanızı Değerlendirmek İçin
Vekâletle yapılmış bir devirde tapu kaydının geri alınıp alınamayacağı, vekâletnamenin kapsamına, devrin kime yapıldığına, bedelin akıbetine ve mirasçı sayısına göre değişir. Dosyanın ilk incelemesinde bakılması gereken belgeler bellidir: vekâletname örneği, tapu kaydı ve akit tablosu, devir tarihine ait banka hareketleri ve varsa veraset ilamı.
Taraf teşkilinin doğru kurulması, bu dosyalarda esastan daha önce gelen konudur. Çalışma alanlarımız sayfasında gayrimenkul ve miras uyuşmazlıklarına ilişkin çalışma başlıkları yer alıyor; dosyanızdaki belgeleri paylaşarak iletişim sayfasından değerlendirme talep edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası zamanaşımına tabi midir?
Hayır. Yolsuz tescile ve mülkiyet hakkına dayanan bu talep zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Buna karşılık vekile yöneltilen tazminat talebi TBK m.146 uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir.
Vekaletin kötüye kullanılması davasını mirasçılar açabilir mi?
Açabilirler, ancak mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı tek başına ve miras payı oranında açamazlar. Tüm mirasçıların birlikte dava açması, diğerlerinin muvafakatinin alınması veya terekeye temsilci atanması gerekir.
Miras payı oranında açılan tapu iptal davası neden reddediliyor?
Terekeye ait hak elbirliği mülkiyetine tabi olduğu için tek mirasçının tasarrufuna kapalıdır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, mirasçı olmayan kişiye karşı pay oranında açılan bu davanın dinlenme olanağı bulunmadığını 2025/4593 sayılı kararında açıkça belirtmiştir.
Vekalet görevinin kötüye kullanılması ile muris muvazaası arasındaki fark nedir?
Muris muvazaası haksız fiil niteliğindedir ve mirasçı kendi payı için tek başına dava açabilir. Vekaletin kötüye kullanılması ise mülkiyete dayanır, mirasbırakana teb’an açılır ve tüm mirasçıların birlikte hareketini gerektirir.
Tapu iptal ve tescil davası kime karşı açılır?
Dava, tapuda kayıtlı malike karşı açılır. Taşınmaz el değiştirmişse son kayıt maliki mutlaka davalı gösterilmelidir; vekil tek başına davalı gösterilirse tapu kaydı iptal edilemez.
Vekaletle satılan ev tapusu iptal edilebilir mi?
Edilebilir. Vekilin yetkisini vekâlet verenin çıkarına aykırı kullandığı ve alıcının bunu bildiği ya da bilmesi gerektiği ispat edilirse tapu kaydı iptal edilir ve taşınmaz eski malik veya terekesi adına tescil edilir.
İyiniyetli üçüncü kişiden taşınmaz geri alınabilir mi?
Alınamaz. TMK m.1023 uyarınca tapu kaydına iyiniyetle güvenerek kazanım sağlayan üçüncü kişinin mülkiyeti korunur. Bu durumda zararın karşılığı vekilden tazminat olarak istenir.
Tapu iptal tescil davası arabuluculuk zorunlu mudur?
Hayır. 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesindeki dava şartı listesinde tapu iptal ve tescil davası yer almaz. Taraflar isterse 17/B maddesi uyarınca ihtiyari arabuluculuk yolunu seçebilir.
Arabuluculukta tapuya şerh konulabilir mi?
Konulabilir. Taraflar yazılı olarak kararlaştırır ve arabulucu tutanak altına alırsa, arabulucunun talebiyle tapu siciline tasarruf yetkisinin kısıtlandığına dair şerh verilir. Şerh en fazla üç ay sürer ve sürenin sonunda kendiliğinden kalkar.
Tapu iptal ve tescil davasında görevli mahkeme hangisidir?
Asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; taraflar başka bir mahkemeyi yetkili kılamaz.
Vekaletin kötüye kullanılması nasıl ispat edilir?
En güçlü delil bedelin akıbetini gösteren banka kayıtlarıdır. Bunun yanında taşınmazın rayiç değeri ile tapudaki bedel arasındaki fark, alıcının vekille yakınlığı ve vekâlet verenin satış ihtiyacının bulunmaması birlikte değerlendirilir.
Sahte vekaletname ile yapılan devirde noter sorumlu olur mu?
Olabilir. Noterlik Kanunu m.72 noteri kimlik ve gerçek iradeyi tespitle yükümlü kılar; m.162/1 ise işin hatalı veya eksik yapılmasından doğan zarardan noteri sorumlu tutar. Kimlik denetiminin gereği gibi yapılmadığı ispat edilirse sorumluluk doğar.
Sahte vekaletnamede Devletin sorumluluğu nedir?
TMK m.1007 uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Taşınmazın aynen iadesi mümkün değilse zarar bu hükme dayanılarak Hazine’den istenebilir; dava tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Vekaletin kötüye kullanılması suç oluşturur mu?
Vekilin malvarlığını kendi lehine geçirmesi güveni kötüye kullanma suçunu gündeme getirir; sahte vekâletname varsa belgede sahtecilik hükümleri tartışılır. Ceza mahkemesinin kararı tapu kaydını kendiliğinden iptal etmez.
Vekaletname nasıl iptal edilir?
Vekâlet veren sözleşmeyi her zaman tek taraflı sona erdirebilir. Azil noterden yapılmalı ve yetkinin bildirildiği üçüncü kişilere duyurulmalıdır; aksi hâlde TBK m.42/3 uyarınca azil iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
Vekalet görevinin kötüye kullanılması davaları hangi Yargıtay dairesinde görülür?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nde görülür. Daire hâlen faaldir ve konuya ilişkin en güncel kararlarından biri 6 Nisan 2026 tarihli 2026/2670 sayılı karardır.
Bu yazı yürürlükteki mevzuat ve Yargıtay uygulaması esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlığa doğrudan uygulanabilecek hukuki görüş yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebildiğinden, dava açmadan önce dosyanızı bir avukatla değerlendirmenizi öneririz. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.