Üst Geçit Olmayan Yolda Kaza: Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Davası
Üst geçit olmayan bir yolda meydana gelen kazada idareye karşı hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası açılabilir; fakat bu davanın kurulacağı zeminde şaşırtıcı bir boşluk vardır. Türk mevzuatında “üst geçit yapmak” adıyla tanımlanmış bir kamu görevi yoktur: ne Karayolları Trafik Kanunu’nun Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ve belediyelere görev yükleyen maddelerinde, ne Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda, ne de Belediye Kanunu’nda böyle bir ibare geçer. Buna rağmen üst geçidin yapılmaması hizmet kusuru sayılabilir; çünkü sorumluluk, adı konulmuş bir yapım borcundan değil, idarenin yolu trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurma yükümlülüğünden doğar.
Bu ayrım yalnız teorik değildir. Eksik olan şeyin kanunda adının geçip geçmemesi, davanın hangi yargı koluna açılacağını, hangi süreye tabi olacağını ve dava açılmadan önce idareye başvurulmasının zorunlu olup olmadığını doğrudan değiştirir. Aşağıda bu zincirin her halkası, dayandığı kanun hükmü ve mahkeme kararıyla birlikte ayrı ayrı ele alınmıştır.
Ana hatlarıyla
Üst geçit olmayan yolda meydana gelen kazada idarenin sorumluluğu, hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası yoluyla istenir. İki ölçüm belirleyicidir. Birincisi, eksik olan şeyin adıdır: bakım, onarım ve işaretleme gibi Karayolları Trafik Kanunu’nun idareye adıyla yüklediği görevlerden doğan davalar KTK m.110/1 uyarınca adli yargıda görülür; buna karşılık “üst geçit yapmak” adıyla bir görev hiçbir kanunda yer almadığı için üst geçitle ilgili uyuşmazlıklar idari eylem sayılır ve 2577 sayılı Kanun m.2/1-b uyarınca idare mahkemesinde tam yargı davasına konu olur. İkincisi, kaza noktasına en yakın geçidin mesafesidir: KTK m.68/1-b, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayaya taşıt yolunu geçme imkânı tanır; geçit yoksa yaya kural ihlali yapmış sayılmaz. İdari yargıda dava açmadan önce 2577 m.13/1 uyarınca idareye başvuru zorunludur: öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde eylemden itibaren beş yıl. Adli yargıya açılıp görevden reddedilen davada bu başvuru şartı aranmaz (m.13/2).
Üst Geçit Yapılmaması Hizmet Kusuru Sayılır mı?
Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde bir bozukluk bulunmasıdır. Kavramın klasik üç görünümü vardır: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ve kötü işlemesi. Bir yapının yıllarca yapılmaması bu üçlünün ilk kalemine girer; idarenin sorumluluğu yalnız yaptığı işlemlerden değil, yapması gerekirken yapmadığı hizmetten de doğar.
Ancak “hizmet kusuru vardır” cümlesi tek başına bir dava kurmaz. Hizmet kusurunun varlığı için üç unsurun birlikte bulunması aranır:
- Yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti ve bu hizmetin idareye ait olması,
- Hizmetin gereği gibi yürütülmemesi, yani kusurun nesnel olarak ortaya konulabilmesi,
- Ortaya çıkan zarar ile bu eksiklik arasında nedensellik bağı bulunması.
Üst geçit özelinde ikinci ve üçüncü unsur tartışmalıdır ve dosyanın gerçek mücadele alanı burasıdır. İdare, üst geçidin yapılıp yapılmayacağına ilişkin kararın bir takdir yetkisi olduğunu, yatırım planlaması ve bütçe imkânlarıyla sınırlı bulunduğunu savunur. Bu savunmanın hukuki bir tarafı vardır: 2577 sayılı Kanun m.2/2 uyarınca idari mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz, idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez.
Savunmanın kırıldığı nokta şudur: takdir yetkisi, o yerde kaza olduğunun ve ihtiyacın bilindiğinin kayda geçtiği andan itibaren daralır. Kanun bunu açıkça söyler. Karayolları Trafik Kanunu m.10/b-5, belediyeye “yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vukubulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak” görevini verir. Aynı Kanun’un m.7/h bendi Karayolları Genel Müdürlüğü’ne, “trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak” görevini yükler. Bu iki hüküm, “yapıp yapmamak bizim takdirimizde” savunmasını, kaza kaydı ve teklif edilmiş tedbir bulunduğunda büyük ölçüde işlevsiz bırakır.
Uygulamada bu yüzden en güçlü delil, olayın kendisi değil olay öncesine ait yazışmalardır. İdareye yapılmış başvurular, muhtarlık veya okul yazıları, kurumlar arasında imzalanmış protokoller, trafik zabıtasının kaza analizi raporları ve aynı noktada daha önce meydana gelmiş kazalara ilişkin tutanaklar, hizmetin geç değil hiç işlemediğini gösteren kayıtlardır.
Üst Geçit Yapmak Kimin Görevi?
Bu sorunun cevabı, sanıldığından daha belirsizdir ve belirsizliğin kaynağı doğrudan mevzuattır. Türk hukukunda “üst geçit yapmak” adıyla tanımlanmış bir kamu görevi yoktur. Bu bir yorum değil, metin üzerinde yapılan bir sayımın sonucudur:
| Metin | Hangi görevleri sayar | “üst geçit” / “geçit” geçişi |
|---|---|---|
| KTK m.7 | Karayolları Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri | 0 |
| KTK m.10/b | Belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri | 0 |
| 5216 sayılı Kanun m.7 | Büyükşehir belediyesinin görev ve yetkileri | 0 |
| 5393 sayılı Kanun m.14-15 | Belediyenin görev ve sorumlulukları | 0 |
| 5302 sayılı Kanun m.6 | İl özel idaresinin görev ve yetkileri | 0 |
Bu boşluğun bilinçli olduğunu gösteren bir veri daha vardır. Kanun koyucu 24 Aralık 2020 tarihli ve 7261 sayılı Kanun’la görev listelerini genişletmiştir: büyükşehir belediyesine (5216 m.7/1-aa) ve il özel idaresine (5302 m.6/c) aynı cümleyle “bisiklet yollarının ve şeritlerinin, bisiklet ve elektrikli skuter park ve şarj istasyonlarının, yaya yollarının ve gürültü bariyerlerinin planlanması, projelendirilmesi, yapımı, bakımı ve onarımıyla ilgili işleri yürütmek” görevi verilmiş; Karayolları Genel Müdürlüğü’ne de aynı Kanun’la yolların kenarına bisiklet yolu ve gürültü bariyeri yapma görevi eklenmiştir (KTK m.7/o). Yani listeler yaya yolu ve gürültü bariyeri gibi yapıları adıyla sayacak kadar ayrıntılandırılmışken üst geçit gene sayılmamıştır.
Sorumluluk bu yüzden “üst geçit yapma borcu” şeklinde değil, yolu güvenli durumda bulundurma yükümlülüğü üzerinden kurulur. KTK m.10/b-1 belediyeye “yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak”, m.7/a ise Karayolları Genel Müdürlüğü’ne “yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak” görevini verir. Üst geçit, bu genel yükümlülüğün somut görünümlerinden yalnız biridir; aydınlatma, yaya geçidi, bariyer, hız kesici ve ışıklı işaret de aynı yükümlülükten türer.
Yol devlet yolu mu, şehir içi yol mu?
Husumetin yöneltileceği idare, kazanın olduğu yolun statüsüne göre belirlenir. Bu ayrım yapılmadan açılan dava, esas incelenmeden husumet yokluğundan reddedilebilir.
| Yolun niteliği | Yapım ve bakımdan sorumlu | Dayanak |
|---|---|---|
| Otoyol, devlet yolu, il yolu | Karayolları Genel Müdürlüğü | KTK m.7 · 6001 sayılı Kanun |
| Büyükşehirde mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar ile meydan, bulvar, cadde ve ana yollar | Büyükşehir belediyesi | 5216 m.7/1-g |
| Büyükşehirde bu listenin dışında kalan yollar | İlçe belediyesi | 5216 m.7 · 5393 m.14 |
| Büyükşehir dışında belediye sınırı içindeki yollar | Belediye | 5393 m.14/a · KTK m.10 |
| Belediye sınırları dışındaki yollar (köy yolları dâhil) | İl özel idaresi, büyükşehir illerinde yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı | 5302 m.6/b |
Tereddüt hâlinde yolun statüsü tahmin edilmez; kaza tespit tutanağındaki yol tanımı, Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne veya belediyeye yazılacak bir bilgi talebiyle teyit edilir. Dava dilekçesinde husumetin birden fazla idareye yöneltilmesi ve mahkemeden yolun statüsünün sorulmasının istenmesi, uygulamada sık başvurulan güvenli yoldur.
İdareler arasında protokol imzalanmış ama yapı yapılmamışsa
Kurumların “bu iş bizde değil” savunmasını en çok zorlayan belge, kendi aralarında imzaladıkları protokoldür. Protokol, idarenin ihtiyacı kabul ettiğini, iş bölümünü belirlediğini ve edimi üstlendiğini gösteren bir kayıttır. İhtiyacın varlığı tartışmadan çıktığı anda savunma, yalnız “henüz sırası gelmedi” noktasında toplanır; aradan geçen süre uzadıkça bu savunmanın ağırlığı azalır.
Protokolün ikinci işlevi husumete ilişkindir. Birden fazla idarenin aynı yapıya ilişkin edim üstlendiği hâllerde zarar, birlikte yürütülmesi gereken bir hizmetin yürütülmemesinden doğar; bu durumda davanın protokol taraflarının tamamına yöneltilmesi ve mahkemeden sorumluluk paylaşımının belirlenmesinin istenmesi gerekir.
Üst geçit kim yapar sorusunun idari yargıdaki karşılığı
Vatandaş bu soruyu “kime dilekçe vereyim” anlamında sorar; idari yargı ise “hangi idareye husumet yöneltilecek” anlamında cevaplar. İkisi aynı kapıya çıkar: yolun yapım ve bakımından sorumlu idare. Bu yüzden dava öncesinde yapılacak ilk iş, yolun hangi kurumun sorumluluğunda olduğunu belgeye bağlamaktır. Aynı belge, hem 2577 m.13 kapsamındaki zorunlu başvurunun muhatabını hem de dava dilekçesindeki davalıyı belirler.
Üst geçit hakkı diye bir hak var mı?
Mevzuatta “üst geçit hakkı” adıyla tanınmış bir hak yoktur. Bulunan şey, idarenin yolu trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurma yükümlülüğü ile yayanın Karayolları Trafik Kanunu m.68’de düzenlenen geçiş kurallarıdır. Vatandaşın talebi, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini istemek biçiminde ileri sürülür; talep reddedilir ya da cevapsız bırakılırsa ortaya dava konusu edilebilecek bir işlem çıkar. Bu işlem, hem iptal davasına hem de sonradan doğacak zarar bakımından tam yargı davasına dayanak oluşturabilir.
Kanunda Üst Geçit Terimi Ne Anlama Geliyor?
Mevzuat okunurken karşılaşılan ilk sürpriz, kanunun “üst geçit” terimini halkın kullandığı anlamda kullanmamasıdır. Karayolları Trafik Kanunu m.3’teki tanım şudur:
“Üst geçit: Karayolunun, diğer bir karayolu veya demiryolunu üstten geçmesini sağlayan yapıdır.”
Yani kanunun tanımladığı üst geçit, bir karayolunun başka bir karayolunu veya demiryolunu üstten geçmesini sağlayan yapıdır; halkın kastettiği yaya üst geçidi bu tanımın içinde değildir. Aynı maddedeki “alt geçit” tanımı da aynı mantıkla kurulmuştur. Kanunda yayaya ayrılmış geçiş yapısı olarak tanımlanan tek yapı yaya geçididir: “Yaya geçidi: Taşıt yolunda, yayaların güvenli geçebilmelerini sağlamak üzere, trafik işaretleri ile belirlenmiş alandır.” Bu da hemzemin, yani taşıt yolu üzerinde yer alan bir alandır.
Bu tespitin pratik sonucu iki yönlüdür. Birincisi, “üst geçit yapılması kanunen zorunludur” biçiminde kurulan bir iddianın doğrudan dayanağı yoktur; iddia, yolu güvenli durumda bulundurma yükümlülüğü üzerinden kurulmalıdır. İkincisi ve daha önemlisi, üst geçide ilişkin uyuşmazlık Karayolları Trafik Kanunu’nun düzenlediği bir görevden doğmadığı için, aşağıda görüleceği üzere davanın açılacağı yargı kolu da değişir.
Otoyolda durum neden farklıdır?
Otoyol, üzerinde erişme kontrolü uygulanan karayoludur. 6001 sayılı Kanun m.3/e, erişme kontrolünü “yaya, hayvan ve motorsuz taşıt ve araçların girmesinin engellenerek, ancak izin verilen motorlu taşıtların yararlandırıldığı” düzen olarak tanımlar. Otoyolda yayanın bulunması hukuken öngörülmemiştir; bu nedenle otoyolda meydana gelen yaya kazasında idarenin sorumluluğu üst geçit yapılmamasından değil, erişimin engellenmemesinden, yani çit, tel örgü ve benzeri fiziki tedbirlerin alınmamasından doğar.
Günlük dilde her geniş ve bölünmüş yol “otoyol” diye anılır. Dosya kurulurken bu adlandırmaya güvenilmez; yolun otoyol mu, devlet yolu mu, yoksa belediye yolu mu olduğu resmi kayıttan teyit edilir, çünkü sorumluluğun kapsamı buna göre değişir.
Üst Geçit Olmazsa Ne Olur? Yayanın Karşıya Geçme Hakkı
Tazminat dosyasında idarenin ilk savunması hemen her zaman aynıdır: “yaya karşıdan karşıya geçmemeliydi, kusur ondadır.” Bu savunmanın kanuni dayanağı Karayolları Trafik Kanunu m.68/1-b’nin ilk cümlesidir. Ancak aynı bendin son cümlesi, savunmanın sınırını da çizer ve uygulamada çoğu zaman gözden kaçar.
Hükmün ilk cümlesi şudur: “Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, yaya ve okul geçidi ile kavşak giriş ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmeleri yasaktır.” Son cümlesi ise şöyledir:
“Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.”
Kanun, geçit bulunmayan yerde yayaya taşıt yolunu geçme imkânını açıkça tanımıştır. Bunun dosyaya yansıması nettir: kaza noktasının yüz metre çevresinde yaya geçidi, üst geçit veya kavşak yoksa yaya, yasaklanmış bir eylemi gerçekleştirmiş sayılmaz. İdarenin “yaya kural ihlali yaptı” savunması bu hâlde kanuni dayanağını kaybeder ve tartışma, yayanın kuralı ihlal edip etmediğinden, yolu kontrol edip etmediği ve geçişini en kısa doğrultuda yapıp yapmadığı noktasına kayar.
Yüz metre kuralı dosyada nasıl ölçülür?
Bu ölçüm, dava dosyasında kendiliğinden yapılmaz; taraf ileri sürmezse gündeme de gelmez. Ölçüm için kullanılabilecek kayıtlar şunlardır:
- Kaza tespit tutanağındaki kroki: geçitlerin çarpma noktasına mesafesi çoğu zaman metre cinsinden burada yazılıdır.
- Olay yeri fotoğrafları ve kamera görüntüleri: en yakın geçidin görüş alanında olup olmadığını gösterir.
- Mahkeme kanalıyla yapılacak keşif: mesafenin bağımsız biçimde tespitini sağlar.
- İdarenin kendi kayıtları: yaya geçidi ve işaretleme envanteri, hangi tarihte hangi yapının mevcut olduğunu gösterir.
Mesafenin kazadan sonra değişmesi ihtimali de gözden kaçırılmamalıdır. Kazanın ardından o noktaya yaya geçidi çizilmesi veya üst geçit yapılması sık görülür; bu durumda ölçümün kaza tarihindeki duruma göre yapılması istenmelidir. Delilin kaybolma riski varsa dava açılmadan önce delil tespiti yoluna gidilebilir; bu yolun işleyişi trafik kazası tazminatında delil toplama rehberi başlıklı yazıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Geçit varsa ve kullanılmamışsa ne olur?
Karşı yönü de görmek gerekir, çünkü mahkeme kararları büyük çoğunlukla bu yöndeki olaylara aittir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin incelediği üç dosya, mesafenin sonucu nasıl değiştirdiğini somut biçimde gösterir:
| Karar | Geçidin mesafesi | Sonuç |
|---|---|---|
| 12. CD E.2020/4334 K.2022/4999 (23.06.2022) | Çarpma noktasına 50 m mesafede yaya alt geçidi | Yaya asli kusurlu, sürücünün kusuru yok → beraat |
| 12. CD E.2020/4368 K.2022/9196 (29.11.2022) | 10 m‘de yaya alt geçidi, 100 m‘de ışıklı yaya geçidi | Yayalar asli, sürücü tali kusurlu → mahkûmiyet onandı |
| 12. CD E.2021/9403 K.2023/3404 (27.09.2023) | Yaya üst geçidinin 41 m ilerisi | Yayalar asli, sürücü tali kusurlu → mahkûmiyet onandı |
Üç dosyanın üçünde de geçit, kanunun çizdiği yüz metrelik eşiğin içindedir. Yani içtihat, farkında olarak ya da olmayarak m.68/1-b’nin ölçüsüyle uyumlu çalışmaktadır. Eşiğin dışında kalan hâl, yani en yakın geçidin yüz metreden uzak olduğu durum, bu kararların hiçbirinde tartışılmamıştır. Üst geçit yapılmamasına dayanan dosyanın açtığı boşluk tam olarak burasıdır.
Yaya asli kusurlu sayılabilir mi?
Bilirkişi raporlarında ve kaza tespit tutanaklarında yaya için sıklıkla “asli kusurlu” ifadesi kullanılır. Bu nitelemenin kanuni dayanağı tartışmalıdır. Karayolları Trafik Kanunu m.84 asli kusur hâllerini sayarken cümleye “Araç sürücüleri trafik kazalarında; a) …” diye başlar; Karayolları Trafik Yönetmeliği m.157’nin başlığı da “Araç sürücülerinin trafik kazalarında asli kusurlu sayılacakları haller” biçimindedir. Yani sayılan hâller sürücülere özgüdür ve yayalar için ayrı bir asli kusur listesi bulunmamaktadır.
Yayanın davranışı, dosyada asli kusur sıfatı üzerinden değil, tazminatı azaltan bir sebep olarak değerlendirilir: KTK m.86/2 ve Türk Borçlar Kanunu m.52, zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkili olması hâlinde hâkime tazminatı indirme yetkisi verir. Bu ayrımın pratik önemi büyüktür, çünkü “asli kusurlu” nitelemesi dosyaya bir kez yerleştiğinde çoğu zaman tazminatın tamamen reddi gibi okunur. Konunun ayrıntılı çözümlemesi trafik kazasında asli kusurlu olduğu belirlenen kişi tazminat alabilir mi başlıklı yazıda yapılmıştır.
Yaya geçidi olmazsa ne olur, yaya geçidi kim yapar?
Yaya geçidi, Karayolları Trafik Kanunu m.3’te “taşıt yolunda, yayaların güvenli geçebilmelerini sağlamak üzere, trafik işaretleri ile belirlenmiş alan” olarak tanımlanmıştır; yapımı ve işaretlenmesi yolun yapım ve bakımından sorumlu idareye aittir. Belediye bakımından dayanak KTK m.10/b-2’dir: “Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak.” Yaya geçidi bulunmayan ve yüz metre kadar mesafede kavşak da olmayan yerlerde yaya, m.68/1-b son cümlesi uyarınca gerekli kontrolü yaparak taşıt yolunu geçebilir.
Bu, üst geçitle kıyaslandığında önemli bir farktır. Yaya geçidi, Kanun’da hem tanımlanmış hem de yapımı idareye görev olarak yüklenmiş bir düzenlemedir; üst geçit ise ne tanımı ne de yapımı bu biçimde yer alır. Dolayısıyla yaya geçidi çizilmemiş olmasına dayanan bir iddia, Kanun’da sayılı bir görevin ihlaline dayanır ve aşağıda anlatılacak yargı yolu ayrımında farklı bir sonuca gidebilir.
Yaya geçidi hakkı ne anlama gelir?
Yayanın taşıt yolunu geçerken korunmasını sağlayan kurallar bütünü, günlük dilde bu adla anılır. Karayolları Trafik Kanunu m.74 sürücülere şu yükümlülüğü getirir: işaret veya levhalarla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile “yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek“. Geçidin hiç bulunmadığı yerlerde ise koruma, m.68/1-b’nin tanıdığı geçiş imkânı ile idarenin yolu güvenli durumda bulundurma yükümlülüğü üzerinden sağlanır.
Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Davası Nedir?
Hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin kusurlu işlemesi ya da hiç işlememesi sonucu uğranılan zararın giderilmesi için açılan davadır. İdari yargıdaki adı tam yargı davasıdır ve dayanağı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2/1-b’dir:
“İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları.”
Hükmün lafzı iki kaynağı birlikte anar: idari işlem ve idari eylem. Üst geçidin yapılmaması bir işlem değil, bir eylemsizliktir; idare hukuku bakımından bu da idari eylem kapsamında değerlendirilir ve tam yargı davasının konusunu oluşturur. Ayrımın pratik sonucu süre rejiminde ortaya çıkar: işlemden doğan davalarda m.12, eylemden doğan davalarda m.13 uygulanır.
Tam yargı davası nedir, adli yargıdaki tazminat davasından farkı nedir?
İkisi de zararın giderilmesini amaçlar; fark, uygulanan hukuk ve usulde ortaya çıkar. Adli yargıdaki tazminat davası haksız fiil ve sözleşme hükümlerine, tam yargı davası ise idare hukuku ilkelerine dayanır. Usul bakımından üç fark belirleyicidir: tam yargı davasında eylemden doğan taleplerde dava öncesi başvuru zorunludur, yargılama kural olarak dosya üzerinden yürür ve duruşma istisnadır, talep sonucu dilekçede miktar gösterilerek belirtilmek zorundadır. Buna karşılık zararın hesabı, aşağıda görüleceği üzere, iki yargı kolunda aynı esaslara tabidir.
Tam yargı davası açma şartları nelerdir?
Tam yargı davası, idari işlem veya eylem nedeniyle kişisel hakları doğrudan zarar görenlerin, bu zararın giderilmesi için idari yargıda açtıkları tazminat davasıdır. Açılabilmesi için aranan şartlar şunlardır:
- Ortada bir idari işlem veya idari eylem bulunmalıdır.
- Davacının kişisel hakkı doğrudan zarar görmüş olmalıdır; dolaylı menfaat yeterli değildir.
- Zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
- Eyleme dayanan davalarda 2577 m.13 uyarınca idareye önceden başvurulmuş olmalıdır.
- Dava süresinde açılmalıdır.
Bu şartlardan dördüncüsü, davanın en sık kaybedildiği noktadır; çünkü esasa ilişkin bütün deliller elde olsa bile başvuru şartının eksikliği davanın usulden reddine yol açar. Uygulamada ikinci sırada gelen eksiklik, husumetin yanlış idareye yöneltilmesidir; her iki hâlde de mahkeme esasa girmeden karar verir.
Hizmet kusuru kişisel kusur ayrımı nasıl yapılır?
İkinci ayrım, davanın kime karşı açılacağını belirler. Kamu görevlisinin hizmetten ayrılabilen, kişisel kastı veya ağır ihmaliyle ortaya çıkan davranışı kişisel kusur sayılır ve bunun sonuçları adli yargıda, görevliye karşı tartışılır. Hizmetin kuruluşundan, düzenlenişinden veya işleyişinden kaynaklanan bozukluk ise hizmet kusurudur ve muhatabı idarenin tüzel kişiliğidir.
Üst geçit yapılmaması, niteliği gereği hizmetin kuruluş ve düzenlenişine ilişkindir; belirli bir görevlinin kişisel davranışına indirgenemez. Bu yüzden dava, ilgili belediye başkanlığına veya Karayolları Genel Müdürlüğü’ne karşı açılır; kurumda görev yapan bir memura karşı açılan dava husumet yönünden reddedilir.
Hizmet kusurunun üç görünümü
| Görünüm | Ne demektir | Üst geçit örneği |
|---|---|---|
| Hizmetin hiç işlememesi | Yapılması gereken hizmet hiç yapılmamıştır | İhtiyaç bilinmesine rağmen geçit hiç yapılmamıştır |
| Hizmetin geç işlemesi | Hizmet yapılmış ancak makul süre aşılmıştır | Protokolden yıllar sonra yapıma başlanmıştır |
| Hizmetin kötü işlemesi | Hizmet yapılmış ancak gereği gibi yürütülmemiştir | Geçit yapılmış fakat aydınlatması, korkuluğu veya erişim rampası eksiktir |
Bu üçlü ayrımın dosyadaki karşılığı, iddianın hangi kayda dayandırılacağıdır. Hiç işlememe iddiası başvuru ve yazışmalarla, geç işleme iddiası tarih karşılaştırmasıyla, kötü işleme iddiası ise yerinde yapılacak tespitle kurulur. Hizmetin geç işlemesine dayanan dosyaların nasıl kurulduğu, yangında itfaiye geç geldi belediyeden tazminat alınır mı başlıklı yazıda aynı hükümler üzerinden ele alınmıştır.
Hizmet Kusuru Görevli Mahkeme: Dava Adli Yargıda mı İdari Yargıda mı Açılır?
Bu başlık, dosyanın en çok zaman kaybettiren eşiğidir ve cevabı “idarenin kusuru varsa idare mahkemesi” biçiminde verilemez. Türk hukukunda yol kaynaklı zararlarda iki ayrı rejim yan yana işler ve hangisinin uygulanacağını, idarenin kusurlu olup olmaması değil, ihlal edilen yükümlülüğün hangi kanunda düzenlendiği belirler.
Karayolları Trafik Kanunu m.110/1 şöyledir:
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.”
Hükmün kilit ifadesi “bu Kanundan doğan”dır. Yolun bakımı, onarımı, işaretlenmesi ve tehlikelerin işaretlenmesi Karayolları Trafik Kanunu’nun m.7 ve m.10’unda idareye adıyla yüklenmiş görevlerdir; bu görevlerin yerine getirilmemesinden doğan dava, idareye karşı açılsa bile “bu Kanundan doğan sorumluluk davası” sayılır ve adli yargıya gider.
Karayolları hizmet kusuru görevli mahkeme hangisidir?
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 7 Temmuz 2025 tarihli iki kararı bu çizgiyi güncel biçimde ortaya koyar.
Birinci dosyada (E.2025/318 K.2025/494) araç, yolda biriken suya girmiş ve motoru zarar görmüştür. Davacı önce adli yargıya başvurmuş, tüketici mahkemesi belediye yönünden “idari yargı görevlidir” diyerek davayı usulden reddetmiş, bunun üzerine açılan idari yargı davasında idare mahkemesi “adli yargı görevlidir” demiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlığın “Karayolları Trafik Kanunu’nda düzenlenen ve davalı idarenin yükümlülükleri arasında sayılan yol bakım ve onarım sorumluluğundan kaynaklandığı” gerekçesiyle adli yargıyı görevli saymıştır. Karar oyçokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir; iki üye, yol yapım, bakım ve işletme hizmetlerinden doğan sorumluluğun idare hukuku ilkelerine göre belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır.
İkinci dosyada (E.2025/336 K.2025/503) karayolunun bozuk olması nedeniyle meydana gelen kazada davacının kemikleri kırılmış, dalağı alınmış ve sürekli sakatlık oluşmuştur. Sonuç aynıdır: adli yargı görevlidir. Bu dosyada dikkat çeken nokta takvimdir; dava 2016 yılında açılmış, görevsizlik kararı 2018’de verilmiş, görevli yargı yeri 2025’te belirlenmiştir. Yalnızca “hangi mahkeme” sorusu dokuz yıl almıştır.
Bu çizginin anayasal dayanağı da tartışılmış ve kabul görmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin 26 Aralık 2013 tarihli E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı, KTK m.110/1’in iptali istemini oybirliğiyle reddetmiş; idari yargının denetimine bağlı olması gereken bir uyuşmazlığın, haklı neden ve kamu yararı bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabileceğini kabul etmiştir. Aynı yargı yolu tartışmasının otoyol ve hayvan kazaları bakımından görünümü, hayvana çarpma trafik kazası başlıklı yazıda ayrıca ele alınmıştır.
Belediyenin hizmet kusuru görevli mahkeme bakımından ne değiştirir?
Davalının belediye olması, tek başına idare mahkemesini görevli kılmaz. Yukarıda anılan iki dosyada da davalı bir belediye veya yol idaresidir ve sonuç adli yargı olmuştur. Belirleyici olan davalının kimliği değil, ihlal edildiği ileri sürülen yükümlülüğün hangi kanunda düzenlendiğidir.
Bu ayrım pratikte şöyle çalışır:
- Yolda çukur, su birikintisi, kapağı açık rögar, eksik veya yanlış işaretleme gibi bakım ve işaretleme kaynaklı zararlar → KTK m.7 ve m.10’daki görevler → adli yargı (m.110/1).
- Üst geçit, kavşak projesi gibi bir yapının hiç yapılmaması, imar ve planlama kararları, ruhsat işlemleri → idari eylem ve işlem → idari yargı (2577 m.2/1-b).
Belediyeye karşı tazminat davasında görevli mahkeme hangisidir?
Belirleyici olan davalının belediye olması değil, ihlal edildiği ileri sürülen yükümlülüğün kaynağıdır. Aynı belediyeye karşı açılan iki dava, iddianın dayanağına göre iki ayrı yargı koluna gidebilir: yolun bakımsızlığına dayanan talep adli yargıda, bir yapının hiç yapılmamasına ya da bir idari işleme dayanan talep idare mahkemesinde görülür. Bu nedenle dava dilekçesindeki hukuki niteleme, bir üslup tercihi değil yargı yolunu belirleyen unsurdur.
Üst geçit uyuşmazlığı neden bu çizginin dışında kalır?
Buraya kadarki kararların ortak paydası şudur: hepsinde eksik olan şey, Karayolları Trafik Kanunu’nun idareye adıyla yüklediği bir görevdir; bakım, onarım, işaretleme. Üst geçit ise bu Kanun’da bir görev olarak sayılmamıştır. Yukarıda yapılan sayım bunu göstermektedir: ne m.7’de ne m.10’da, ne 5216’da ne 5393’te “üst geçit yapmak” diye bir görev yer alır.
Bunun sonucu şudur: üst geçide ilişkin uyuşmazlık “bu Kanundan doğan” bir sorumluluk davası değildir; genel idare hukuku ilkelerine tabi bir idari eylemden doğar ve idari yargıda tam yargı davasına konu olur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E.2012/10815, K.2012/16502 sayılı ve 9 Kasım 2012 tarihli kararı bu sonucu açıkça ortaya koyar. Dosyada davacı, taşınmazının bulunduğu yerde yapılan üst geçit nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmüş, yerel mahkeme davayı kabul etmiştir. Daire, davalı idarelerin eylem ve işlemlerinin “kamusal nitelikte olup kamu hizmeti kavramı çerçevesinde” bulunduğunu belirterek şu sonuca varmıştır: “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/1-b maddesi gereğince bu tür istemlerin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerekir.” Karar, adli yargının işin esasına girmesi nedeniyle bozulmuştur.
İki rejimin karşılaştırması
| Yol bakımı, onarımı, işaretleme eksikliği | Üst geçit gibi bir yapının hiç yapılmaması | |
|---|---|---|
| Sorumluluğun kaynağı | KTK m.7 · m.10’da sayılı görevler | Genel idare hukuku, hizmet kusuru |
| Dava türü | Haksız fiil / işletenin sorumluluğu | Tam yargı davası |
| Görevli yargı | Adli yargı (KTK m.110/1) | İdari yargı (2577 m.2/1-b) |
| Dava öncesi zorunlu başvuru | Yok | Var (2577 m.13/1) |
| Süre | KTK m.109: 2 yıl / 10 yıl | 2577 m.13/1: 1 yıl / 5 yıl |
Sınır her dosyada bu kadar keskin çizilemez. Aynı olayda hem yolun bakımsızlığı hem de yapının yokluğu ileri sürülüyorsa iki rejim iç içe geçer ve görev uyuşmazlığı riski doğar. Bu durumda dosyanın hangi vurguyla kurulacağı, delillerin hangisini daha güçlü desteklediğine göre belirlenir. Aracın maddi zararına ilişkin, tamamen bakım kusuruna dayanan dosyaların nasıl kurulduğu ise çukura düşen araç hasarı tazminatı başlıklı yazıda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Yanlış kapıya gidilirse dava ölür mü?
Ölmez, ancak zaman kaybedilir. Bu noktada 2577 sayılı Kanun m.13/2 önemli bir koruma getirir:
“Görevli olmayan adli (…) yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.“
Yani adli yargıya açılıp görev yönünden reddedilen bir davada, davacı idari yargıya giderken yeniden idareye başvurmak zorunda değildir. Bu hüküm, yukarıda anlatılan görev uyuşmazlığının mağduru hâline gelen davacıyı, bir de başvuru şartı eksikliğinden dava reddi riskiyle karşı karşıya bırakmamak için konulmuştur.
Sürelerin akıbetini düzenleyen hüküm ise 2577 m.9’dur ve iki koruma birden getirir. Birincisi, görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. İkincisi ve daha önemlisi: “Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.” Yani adli yargıya başvurulduğu gün, idari yargı bakımından da başvuru tarihi sayılır. Aynı maddenin ikinci fıkrası, otuz günlük süre kaçırılmış olsa bile idari dava açma süresi henüz dolmamışsa dava açılabileceğini söyler.
Buna bir de harç avantajı eklenir: Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarifenin başvurma harcına ilişkin bölümünde, “Mahkemenin yetkisizlik veya görevsizlik kararı vermesi sebebiyle yetkili veya görevli mahkemeye yeniden başvurması hâlinde bu harç alınmaz” denilmektedir.
Yine de bu korumalar zaman kaybını telafi etmez. Yukarıda anılan iki uyuşmazlık dosyasında görev sorununun çözümü yıllar almıştır. En güvenli yol, yargı yolunun dosya kurulurken belirlenmesi ve gerektiğinde her iki kapının da süresinde açık tutulmasıdır.
Tam Yargı Davası Açmadan Önce İdareye Başvuru Zorunlu mu?
İdari eyleme dayanan tam yargı davalarında doğrudan dava açılamaz; önce idareye başvurulması zorunludur. Hüküm 2577 sayılı Kanun m.13/1’dedir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.”
Bu, bir dava şartıdır. Başvuru yapılmadan açılan dava esas incelenmeden reddedilir. Başvurunun ardından işleyen süreç şöyledir:
- İdare talebi kısmen veya tamamen reddederse, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi işler.
- İdare otuz gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır ve dava süresi bu sürenin bittiği tarihten itibaren işler.
- Dava süresi idare mahkemelerinde altmış gündür (2577 m.7/1).
Başvurunun yazılı olması ve zararın açıkça talep edilmesi gerekir. Uygulamada sık yapılan hata, idareye yalnız “üst geçit yapılsın” talebiyle başvurulmasıdır; bu bir hizmet talebidir, tazminat talebi değildir ve m.13 kapsamında başvuru sayılmayabilir. Başvuru dilekçesinde olayın, zararın ve tazminat isteminin birlikte yer alması gerekir.
Hizmet kusuru nedeniyle tam yargı davası nasıl açılır?
Sürecin sırası bozulduğunda dava esasa girilmeden reddedildiği için, adımların sabit bir düzeni vardır:
- Yolun statüsü belirlenir ve sorumlu idare tespit edilir.
- Zarar belgelenir: ölüm hâlinde nüfus kayıtları ve destek ilişkisini gösteren belgeler, yaralanmada sağlık kurulu raporu ve tedavi giderleri.
- İdareye yazılı başvuru yapılır; olay, zarar ve tazminat istemi birlikte yazılır (2577 m.13/1).
- İdarenin cevabı veya otuz günlük sürenin dolması beklenir.
- Altmış gün içinde eylemin yapıldığı yer idare mahkemesinde dava açılır.
- Dilekçede maddi ve manevi tazminat kalemleri ayrı ayrı ve miktar belirtilerek gösterilir; faiz başlangıcı talep edilir.
- Ceza dosyası, kaza kayıtları ve idari yazışmaların celbi için ara karar talep edilir.
Tam yargı davası açma süresi İYUK’ta hangi maddelerde düzenlenmiştir?
Süreye ilişkin hükümler tek bir maddede toplanmamıştır; üç madde birlikte okunur. 2577 sayılı Kanun m.13 idari eylemlerde başvuru ve dava süresini, m.7 genel dava açma süresini, m.9 ise görevsizlik hâlinde yeniden dava açma süresini düzenler. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin otuz günlük süre bu dosyalarda uygulanmaz; idare mahkemelerinde süre altmış gündür.
Tam yargı davası cevap süresi ve dilekçe teatisi nasıl işler?
Dava dilekçesi davalı idareye tebliğ edilir ve idare otuz gün içinde savunmasını verir. Davacının bu savunmaya cevabı ile idarenin ikinci savunması da aynı süreye tabidir. 2577 sayılı Kanun m.16/3 uyarınca bu süreler haklı sebep hâlinde bir defaya mahsus uzatılabilir; sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez. Aynı maddenin beşinci fıkrası, davaya ilişkin işlem dosyasının aslı veya onaylı örneğinin savunmayla birlikte mahkemeye gönderilmesini zorunlu tutar; idarenin elindeki yazışmalar dosyaya bu yolla girer.
Başvuru hangi idareye yapılır?
Başvurunun muhatabı, yolun yapım ve bakımından sorumlu idaredir. Sorumluluğun hangi kurumda olduğu konusunda tereddüt varsa başvurunun ilgili idarelerin tamamına yapılması, sürenin kaçırılmaması bakımından güvenli yoldur. Yanlış idareye yapılan başvuru, 3071 sayılı Kanun kapsamında ilgili mercie gönderilse dahi, sürenin korunduğu her zaman kabul edilmez.
Tam Yargı Davası Açma Süresi Ne Zaman Başlar?
Kanun iki ayrı başlangıç noktası tanımladığı için süre iki katmanlı işler: öğrenme ve eylem.
| Süre | Ne için | Başlangıç | Dayanak |
|---|---|---|---|
| 1 yıl | İdareye başvuru | Eylemin yazılı bildirimle veya başka suretle öğrenildiği tarih | 2577 m.13/1 |
| 5 yıl | İdareye başvuru (azami) | Eylem tarihi | 2577 m.13/1 |
| 30 gün | İdarenin cevap süresi | Başvurunun idareye ulaşması | 2577 m.13/1 |
| 60 gün | Dava açma | Ret işleminin tebliği veya 30 günlük sürenin bitimi | 2577 m.7/1 · m.13/1 |
| 30 gün | Görevsizlik sonrası yeniden dava | Görevsizlik kararının kesinleşmesi | 2577 m.9/1 |
Ölümle sonuçlanan olaylarda öğrenme tarihi çoğu zaman kaza tarihiyle aynıdır. Buna karşılık zararın niteliği sonradan ortaya çıkan hâllerde, örneğin yaralanmanın kalıcı sakatlığa dönüştüğünün rapora bağlandığı durumlarda, öğrenme tarihinin zararın kapsamının belirlendiği ana kaydığı kabul edilmektedir. Beş yıllık azami süre ise mutlak bir üst sınırdır ve öğrenmeye bağlı değildir.
Sürenin geçirilmesi hâlinde davanın reddedileceği açıktır; bu yüzden dosya kurulurken ilk yapılacak iş, hangi tarihin “öğrenme” sayılacağının belgeyle sabitlenmesidir. Ceza soruşturması sürüyor olması, m.13 süresini kendiliğinden durdurmaz.
Hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası zamanaşımı ne kadardır?
İdari yargıda “zamanaşımı” terimi teknik olarak kullanılmaz; süreler hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Buna karşılık halk arasında ve arama sonuçlarında aynı soru zamanaşımı olarak ifade edildiği için, iki rejimin sürelerini yan yana koymak gerekir:
| İdari yargı (tam yargı davası) | Adli yargı (KTK kapsamındaki yol kusuru) | |
|---|---|---|
| Süre rejimi | Hak düşürücü süre | Zamanaşımı |
| İlk süre | 1 yıl (öğrenmeden, idareye başvuru) | 2 yıl (öğrenmeden) |
| Azami süre | 5 yıl (eylem tarihinden) | 10 yıl (olay tarihinden) |
| Uzamış süre | Yok | Fiil suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı |
| Dayanak | 2577 m.13/1 | KTK m.109 |
Uzamış zamanaşımı farkı önemlidir. Ölümlü veya yaralanmalı kazada adli yargıdaki talep, Karayolları Trafik Kanunu m.109 son fıkrası uyarınca ceza zamanaşımından yararlanabilirken, idari yargıda beş yıllık azami süre mutlaktır.
İdare mahkemesi tazminat davası açma süresi kaç gündür?
Dava açma süresi idare mahkemelerinde altmış gündür (2577 m.7/1). Bu süre, idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin tebliğini izleyen günden ya da idarenin otuz gün içinde cevap vermemesi hâlinde bu sürenin dolduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Tam yargı davası istinaf süresi ne kadardır?
İdare mahkemesi kararına karşı istinaf süresi, kararın tebliğinden itibaren otuz gündür (2577 m.45/1). Danıştay’da temyiz süresi de aynı şekilde otuz gündür (m.46/1). Her iki yol da parasal sınıra bağlıdır; sınırın altındaki kararlar kesindir.
Tam yargı davası zamanaşımı süresi ile hak düşürücü süre aynı şey midir?
Aynı değildir ve bu ayrım dosyanın kaderini belirler. Zamanaşımı, karşı tarafça ileri sürülmedikçe mahkemece gözetilmeyen bir def’idir; hak düşürücü süre ise kendiliğinden dikkate alınır ve süre geçtiğinde hakkın kendisi sona erer. İdari yargıdaki süreler hak düşürücü niteliktedir. Sonuç olarak idarenin süreye ilişkin bir itiraz ileri sürmemiş olması davacıyı korumaz; mahkeme süreyi resen inceler.
İdare mahkemesinde tam yargı davası açma süresi ne zaman dolar?
Süre, başvurunun reddi işleminin tebliğini izleyen günden veya otuz günlük cevap süresinin dolduğu tarihten itibaren altmış gündür. Başvuru hiç yapılmamışsa dava süresi işlemeye başlamaz; ancak bu kez beş yıllık azami başvuru süresi işlemeye devam eder ve o süre dolduğunda talep tümüyle ileri sürülemez hâle gelir. Yani “henüz dava açmadım, sürem işlemiyor” düşüncesi yanıltıcıdır.
Hizmet kusuru zamanaşımı adli yargıya giden dosyalarda nasıl işler?
Yol bakımı ve işaretleme kaynaklı, adli yargıda görülen dosyalarda Karayolları Trafik Kanunu m.109 uygulanır. Hükmün lafzı şöyledir: “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.” Aynı maddenin ikinci fıkrası, fiil suç oluşturuyor ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa o sürenin uygulanacağını belirtir; ölümlü ve yaralanmalı kazalarda çoğu zaman belirleyici olan budur.
Hizmet kusuru dava açma süresi kaçırılırsa ne olur?
Süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir; karşı taraf ileri sürmese bile dava süre yönünden reddedilir. Bu nedenle beş yıllık azami sürenin dolmasına yakın dosyalarda, ceza soruşturmasının veya bilirkişi raporunun beklenmesi ciddi bir risktir. Doğru sıra şudur: başvuru süresinde yapılır, deliller sonradan tamamlanır.
Tam Yargı Davası Kime Karşı ve Hangi Mahkemede Açılır?
Dava, hizmeti yürütmekle yükümlü idarenin tüzel kişiliğine karşı açılır: ilgili belediye başkanlığı, büyükşehir belediye başkanlığı veya Karayolları Genel Müdürlüğü. Birden fazla idarenin edim üstlendiği hâllerde husumetin tamamına yöneltilmesi gerekir.
Görevli mahkeme idare mahkemesidir. Karar, istinaf yoluyla bölge idare mahkemesinde, kanunda öngörülen parasal sınırın üzerindeyse temyiz yoluyla Danıştay’da incelenir.
Tam yargı davası yetkili mahkeme nasıl belirlenir?
Yetki kuralı 2577 sayılı Kanun m.36’dadır ve sıralı biçimde işler. Bendin ikinci sırası bu dosyalara birebir uyar: “Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer“ idare mahkemesi yetkilidir. Yani dava, kazanın meydana geldiği yerdeki idare mahkemesinde açılır; davacının veya idarenin merkezinin başka yerde bulunması sonucu değiştirmez.
Belediyeye karşı tazminat davası nasıl açılır?
Belediyeye karşı açılacak tazminat davasının izleyeceği yol, zararın hangi yükümlülüğün ihlalinden doğduğuna göre ayrışır. Yolun bakımsızlığından doğan maddi zararlarda dava adli yargıda, ilgili asliye hukuk mahkemesinde görülür ve önceden idareye başvuru şartı bulunmaz. Bir yapının hiç yapılmamasına dayanan zararlarda ise önce belediye başkanlığına yazılı başvuru yapılır, ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Her iki hâlde de davalı, belediyenin tüzel kişiliği yani belediye başkanlığıdır.
Davanın iki farklı muhataba karşı ayrı ayrı yürümesi de mümkündür ve uygulamada sık karşılaşılır: aracın sürücüsü ile işletenine ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı adli yargıda, yolun yapım ve bakımından sorumlu idareye karşı idari yargıda iki ayrı dava açılır. Bu ayrım bir tercih değil, yargı yolu kurallarının sonucudur. Sürücü ve sigortacı tarafındaki sürecin işleyişi için yaralanmalı kazalarda tazminat almanın yolları başlıklı yazıya bakılabilir.
Yaya trafik kazası tazminat davası nasıl açılır?
Yayanın veya ölenin yakınlarının talebi iki ayrı muhataba yöneltilir ve iki dosya paralel yürür. Aracın sürücüsü, işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı talep adli yargıda ileri sürülür; burada işletenin sorumluluğu KTK m.85/1 uyarınca kusura bağlı değildir, kusursuz sorumluluktur. Yolun yapısından, aydınlatmasından veya geçit bulunmamasından kaynaklanan kusur iddiası ise ilgili idareye yöneltilir ve yukarıda anlatılan ayrıma göre adli ya da idari yargıda görülür.
İki yol birbirini dışlamaz; ancak aynı zarar iki kez tahsil edilemez. Ayrıca KTK m.88/1, üçüncü kişinin uğradığı zarardan birden fazla kişinin sorumlu olduğu hâllerde bunların müteselsil sorumlu tutulacağını düzenler; bu hüküm, yayanın zararının tamamını tek bir sorumludan isteyebilmesine imkân verir.
Aynı zarardan iki ayrı yargı kolunda tazminat alınması söz konusu değildir. Zarar bir kez giderilir; adli yargıda tahsil edilen tutar, idari yargıda hükmedilecek tazminattan mahsup edilir. Bu nedenle iki dosyanın birbirinden haberdar biçimde yürütülmesi, mükerrer tahsil iddiasıyla karşılaşmamak için gereklidir.
Hangi Zararlar İstenebilir? Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat
İdari yargıda açılan davanın “tam yargı” adını taşımasının sebebi, zararın tamamının istenebilmesidir. Ölümle sonuçlanan olaylarda talep edilebilecek kalemler Türk Borçlar Kanunu m.53’te sayılmıştır: cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
Bu noktada çoğu zaman gözden kaçan bir hüküm devreye girer. Türk Borçlar Kanunu m.55/2 şöyledir:
“Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.”
Yani idare mahkemesinde görülen tam yargı davasında da destekten yoksun kalma ve bedensel zarar, adli yargıdakiyle aynı esaslara göre hesaplanır. Aynı maddenin birinci fıkrasındaki iki sınır da idari yargıda geçerlidir: kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri zarardan indirilemez ve hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.
Faiz rejimi 2026’da değişti
Türk Borçlar Kanunu m.55’e 16 Temmuz 2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıcını ikiye ayırmıştır:
| Tazminatın hangi döneme ait olduğu | Faiz ne zaman başlar |
|---|---|
| Zarar görenin veya destek olanın kazancının bilindiği döneme ilişkin kısım | Haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarih |
| Kazancın bilinemediği döneme ilişkin kısım | Karar tarihi |
Aynı düzenlemenin ikinci fıkrası, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla ödenen bedelin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminattan oransal olarak mahsup edileceğini hükme bağlamıştır. Bu iki kural, daha önce tamamı olay tarihinden faiz yürütülen dosyalarda hesabın yapısını değiştirmiştir ve talep sonucu kurulurken dikkate alınması gerekir.
İdare mahkemesinde manevi tazminat
Manevi tazminat, ölüm hâlinde ölenin yakınlarına, bedensel zarar hâlinde zarar görene hükmedilir. Dayanak Türk Borçlar Kanunu m.56’dır: “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”
İdari yargıda manevi tazminat bakımından iki noktanın altı çizilmelidir. Birincisi, manevi tazminat bir zenginleşme aracı değildir; miktar, olayın ağırlığı, tarafların sıfatı ve ekonomik durum gözetilerek belirlenir. İkincisi, manevi tazminat talebinin de dava dilekçesinde miktar belirtilerek istenmesi gerekir; idari yargıda talep sonucunun belirsiz bırakılması mümkün değildir.
Tam yargı davası belirsiz alacak davası olarak açılabilir mi?
İdari yargıda belirsiz alacak davası kurumu bulunmamaktadır; dava dilekçesinde talep edilen tutarın gösterilmesi zorunludur. Bunun yerine 2577 sayılı Kanun m.16/4 şu imkânı tanır: “tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir.” Artırım dilekçesi, otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.
Bu noktada adli yargı tarafında da bir değişiklik olduğu bilinmelidir: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen m.107 maddesi, 16 Temmuz 2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmış; yerine m.109’a eklenen hükümle bir defaya mahsus artırım imkânı getirilmiştir. Yani iki yargı kolu bu bakımdan birbirine yaklaşmıştır.
Tam yargı davası kısmi dava olarak açılabilir mi?
İdari yargıda kısmi dava kurumu da bulunmaz. Talebin bir bölümünü saklı tutarak dava açmak yerine, dilekçede tutar gösterilir ve gerektiğinde 2577 m.16/4’teki bir defalık artırım hakkı kullanılır. Bu hakkın bir kez kullanılabildiği için hangi aşamada kullanılacağı önemlidir: bilirkişi raporu dosyaya girmeden yapılan artırım, sonradan ortaya çıkacak daha yüksek bir hesap karşısında telafi edilemez.
Tam yargı davası tazminat hesaplama nasıl yapılır?
Maddi tazminat, ölüm hâlinde Türk Borçlar Kanunu m.53’te sayılan kalemler üzerinden; destekten yoksun kalma bakımından ise m.55 uyarınca aktüeryal esaslara göre hesaplanır. Hesabı aktüerya bilirkişisi yapar ve sonuç, trafik bilirkişisinin belirlediği kusur oranıyla birlikte değerlendirilir. Manevi tazminat ise hesaplanan değil, hâkim tarafından takdir edilen bir tutardır. Hesabın sonucunu doğrudan etkileyen üç değişken vardır: kusur indirimi, sosyal güvenlik ödemelerinin durumu ve yukarıda anlatılan faiz başlangıcı ayrımı.
Tam Yargı Davası Harç Hesaplama, Masraf ve Vekalet Ücreti
Dava maliyeti üç kalemden oluşur: başvurma harcı, karar ve ilam harcı, yargılama giderleri. Bunlara bir de karşı taraf vekalet ücreti riski eklenir.
İdare mahkemesi tazminat davası harç hesaplama nasıl yapılır?
Başvurma harcı maktudur ve Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarifede idare mahkemeleri için asliye mahkemeleriyle aynı sırada gösterilmiştir. Bölge idare mahkemesi ve Danıştay’a başvurularda ayrı ve daha yüksek bir maktu harç uygulanır.
Karar ve ilam harcı ise konusu belli bir değere ilişkin davalarda nispidir; hüküm altına alınan tutar üzerinden binde 68,31 oranında hesaplanır. Asıl kritik nokta bu harcın ne kadarının peşin ödeneceğidir. Harçlar Kanunu m.28/a şu istisnayı getirir:
“Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır.“
Üst geçit yapılmamasına dayanan dava ölüm veya yaralanma nedeniyle açıldığında peşin harç, genel kuraldaki dörtte bir değil yirmide birdir. Aradaki fark beş kattır ve dava açma maliyetini doğrudan belirler. Aynı fıkranın son cümlesi de önemlidir: bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel değildir.
İdari yargıda tam yargı davası harç hesaplama adli yargıdan farklı mıdır?
Harç rejimi bakımından iki yargı kolu aynı tarifeye tabidir; Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife, hukuk ve ticaret davalarıyla birlikte idari davaları da kapsar. Farklılık tarifede değil, tarifenin hangi sırasının uygulandığındadır: başvurma harcı idare mahkemeleri için asliye mahkemeleriyle aynı sırada, bölge idare mahkemesi ve Danıştay için ayrı ve daha yüksek bir sırada gösterilmiştir. Karar ve ilam harcının nispi oranı ise her iki yargı kolunda aynıdır.
İdare mahkemesi manevi tazminat harç hesaplama bakımından ne değişir?
Manevi tazminat da konusu belli bir değere ilişkin olduğundan nispi harca tabidir; maddi tazminattan ayrı bir harç rejimi yoktur. İki talebin harcı, dilekçede gösterilen tutarların toplamı üzerinden hesaplanır. Ölüm veya cismani zarar sebebiyle açılan davalarda yirmide birlik peşin harç oranı, manevi tazminat kalemi için de geçerlidir; çünkü Harçlar Kanunu m.28/a istisnayı davanın sebebine bağlamıştır, talebin türüne değil.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken pratik sonuç şudur: manevi tazminat talebinin gerçekçi olmayan biçimde yüksek tutulması, peşin harcı ve reddedilen kısım üzerinden karşı taraf vekalet ücreti riskini birlikte büyütür.
Tam yargı davası vekalet ücreti hesaplama nasıl yapılır?
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.15, Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücretin nasıl hükmedileceğini ayrıca düzenler: birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar davanın feragat, kabul veya konusuz kalma gibi sebeplerle sona ermesi hâlinde tarifedeki ücretin yarısına, diğer hâllerde tamamına hükmedilir.
Konusu para olan davalarda ücret, hükmedilen miktar üzerinden tarifenin oransal bölümüne göre hesaplanır ve tarifede o iş için öngörülen maktu ücretten az olamaz. Maddi ve manevi tazminat talepleri ayrı kalemler olduğundan, idare mahkemesi manevi tazminat vekalet ücreti de hükmedilen manevi tazminat tutarı üzerinden hesaplanır. Davanın kısmen kabulü hâlinde vekalet ücreti kabul ve ret oranına göre karşılıklı hükmedilir; bu nedenle talep edilen tutarın gerçekçi belirlenmesi, yalnız harç değil vekalet ücreti riski bakımından da önemlidir.
Tam yargı davası masraf hesaplama nasıl yapılır?
Harçların dışında kalan yargılama giderleri ayrı bir kalemdir ve dava açılırken mahkeme veznesine gider avansı olarak yatırılır. Bu kalem içinde tebligat ve posta giderleri, bilirkişi ücretleri ve gerektiğinde keşif gideri yer alır. Tazminat dosyalarında genellikle iki bilirkişi incelemesi yapıldığından (kusur dağılımı ve tazminat hesabı) bilirkişi gideri toplam masrafın en büyük kalemi olur. Yargılama giderleri, davayı kazanan taraf lehine karşı tarafa yükletilir; kısmen kabul hâlinde kabul ve ret oranına göre paylaştırılır.
Ödeme gücü bulunmayan davacı için adli yardım yolu açıktır. 2577 sayılı Kanun m.31, adli yardım hâllerinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağını belirtir; talep dava dilekçesiyle birlikte yapılabilir.
İdare mahkemesi tam yargı davası vekalet ücreti kime yüklenir?
Vekalet ücreti, davayı kaybeden tarafa yüklenir. Dava kısmen kabul edilirse kabul ve ret oranına göre karşılıklı hükmedilir: davacı lehine kabul edilen kısım üzerinden, davalı idare lehine ise reddedilen kısım üzerinden ücrete hükmedilebilir. Bu nedenle talep edilen tutarın gerçekçi belirlenmesi doğrudan maliyet etkisi doğurur; yüksek tutulan bir talep, kazanılan davada bile davacıyı borçlu çıkarabilir.
İdare mahkemesi manevi tazminat vekalet ücreti ayrıca hesaplanır mı?
Maddi ve manevi tazminat ayrı talepler olduğundan, vekalet ücreti her biri için hükmedilen tutar üzerinden ayrı ayrı hesaplanır. Manevi tazminat talebinin kısmen kabul edilmesi hâlinde reddedilen kısım üzerinden karşı taraf lehine ücrete hükmedilmesi de mümkündür. Manevi tazminatın hâkimin takdirine bağlı olması bu riski büyütür; talep, benzer olaylarda hükmedilen tutarlar gözetilerek belirlenmelidir.
Ceza Dosyası İdarenin Kusurunu Ölçmez
Yol kusuruna dayanan dosyalarda en sık yapılan hata, ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesi ve oradaki kusur tespitinin idare bakımından da geçerli sayılmasıdır. Bu iki bakımdan yanlıştır.
Birincisi, ceza yargılamasının konusu sanığın kişisel ceza sorumluluğudur. Dosyada taraf olan kişi sürücüdür; idare taraf değildir, yol kusuru bir savunma olarak ileri sürülmedikçe gündeme gelmez. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporları da kusuru sürücü ile yaya arasında paylaştırır; raporun görevi idarenin sorumluluğunu ölçmek değildir.
Bunun en açık örneği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E.2021/9403, K.2023/3404 sayılı ve 27 Eylül 2023 tarihli kararına konu olaydır. Yaya üst geçidinin kırk bir metre ilerisinde karşıya geçen bir anne ile dört yaşındaki çocuğu hayatını kaybetmiştir. Kararda olay yerinin özellikleri sayılırken “olay yerinde aydınlatmanın bulunmadığı” tespiti açıkça yer almaktadır. Buna rağmen dosyada yalnız sürücünün tali, yayanın asli kusuru tartışılmış; aydınlatmanın bulunmamasından kimin sorumlu olduğu sorusu hiç sorulmamıştır. Çünkü o soru, o dosyanın konusu değildir.
İkincisi, ceza dosyasındaki kusur tespiti tazminat yargılamasını bağlamaz. Türk Borçlar Kanunu m.74 uyarınca hâkim, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin kusur değerlendirmesiyle bağlı değildir. Ceza dosyasındaki maddi olgu tespitleri (çarpma noktası, mesafe, aydınlatma durumu, hız) ise tazminat dosyası için son derece değerlidir ve dosyaya celbedilmelidir.
Bu nedenle doğru sıralama şudur: ceza dosyasının sonucu beklenmez, ancak içeriği alınır. İdareye yapılacak 2577 m.13 başvurusu kendi süresinde yapılır, ceza dosyasından alınacak belgeler tazminat dosyasına delil olarak sunulur. Yayanın taksirli davranışının ceza yargılamasındaki görünümü için trafik kazasında yayanın taksirle ölüme veya yaralanmaya neden olmasına dair Yargıtay kararları başlıklı yazı incelenebilir.
Dosyanın Delilleri: Başvurular, Protokoller ve Yazışmalar
Hizmet kusuru iddiasının ispat yükü kural olarak davacıdadır; ancak kamu hizmetinin görünür biçimde aksadığı hâllerde idare aleyhine bir kusur karinesinin işlediği kabul edilir. Karineyi doğuran şey, olayın kendisi değil idarenin bilgisidir. Bu yüzden dosyanın omurgasını, kazadan önceye ait kayıtlar oluşturur.
Toplanması gereken belgeler şunlardır:
- İdareye yapılmış başvurular ve cevapları: mahalle sakinlerinin, muhtarlığın, okul idaresinin veya bir işletmenin geçit talebiyle verdiği dilekçeler ve bunlara verilen cevaplar. Elde yoksa idareden veya CİMER kayıtlarından istenebilir.
- Kurumlar arası protokoller ve yazışmalar: ihtiyacın kabul edildiğini ve işin üstlenildiğini gösterir.
- Aynı noktadaki önceki kazalara ilişkin kayıtlar: trafik zabıtasının kaza tespit tutanakları ve kaza analiz raporları. KTK m.7/h ve m.10/b-5, bu kayıtların varlığı hâlinde idareye tedbir alma görevi yükler.
- Kaza tespit tutanağı ve krokisi: en yakın geçidin mesafesi çoğu zaman burada kayıtlıdır.
- Olay yeri fotoğrafları, kamera kayıtları ve keşif tutanağı: aydınlatma, yaya yolu, refüj ve bariyer durumunu gösterir.
- İdarenin yatırım programı ve meclis kararları: işin programa alınıp alınmadığını, alınmışsa neden yapılmadığını ortaya koyar.
Belgelerin bir kısmı yalnız idarenin elindedir. 2577 sayılı Kanun m.16/5, davalara ilişkin işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneğinin idarenin savunmasıyla birlikte mahkemeye gönderilmesini zorunlu kılar; ayrıca mahkemeden ara kararla belge istenmesi talep edilebilir. Kaybolma riski taşıyan deliller için dava açılmadan önce delil tespiti yoluna başvurulması yerinde olur.
Belediyeye tazminat davası açmak için hangi belgeler gerekir?
Dosya üç belge grubundan oluşur. Zarara ilişkin belgeler: sağlık kurulu raporu, tedavi giderleri, nüfus kayıtları ve destek ilişkisini gösteren belgeler. Olaya ilişkin belgeler: kaza tespit tutanağı ve krokisi, fotoğraflar, kamera kayıtları, ceza soruşturması evrakı. İdarenin bilgisini gösteren belgeler: başvurular, cevaplar, protokoller ve aynı noktadaki önceki kaza kayıtları.
Eylemden doğan taleplerde bunlara bir belge daha eklenir ve dava şartını ispatlayan tek kayıt odur: idareye yapılmış yazılı başvuru ile varsa ret cevabı. Bu belge dilekçeye eklenmediğinde mahkeme, esasa girmeden dava şartı yokluğunu inceler.
Tam Yargı Davası ile İptal Davası Arasındaki Farklar
İki dava türü sık karıştırılır; oysa amaçları ve sonuçları ayrıdır.
| İptal davası | Tam yargı davası | |
|---|---|---|
| Amacı | İdari işlemin hukuka aykırılığı sebebiyle iptali | Uğranılan zararın giderilmesi |
| Konusu | Yalnız idari işlem | İdari işlem ve eylem |
| Dayanağı | 2577 m.2/1-a | 2577 m.2/1-b |
| Sonucu | İşlem geriye etkili olarak ortadan kalkar | Tazminata hükmedilir |
| Dava öncesi başvuru | Zorunlu değil | Eylemden doğuyorsa zorunlu (m.13) |
Üst geçit yapılmaması bir işlem değil eylemsizlik olduğundan, bu dosyada iptal davası gündeme gelmez; doğru yol tam yargı davasıdır. İptal davasının işleyişi ve süreleri hakkında ayrıntı için idari işlemin iptali davası başlıklı yazıya bakılabilir.
Tam yargı davası ve iptal davası birlikte açılabilir mi?
Açılabilir. 2577 sayılı Kanun m.12, ilgililerin doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, önce iptal davası açıp bu davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası da açabileceklerini düzenler. Aynı madde, iptal kararının icrası sebebiyle doğan zararlar için icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabileceğini de belirtir.
Bu imkân, zararın bir idari işlemden doğduğu hâllerde önem taşır. Üst geçit örneğinde ise talep genellikle bir eylemsizliğe dayandığından iptal davası gündeme gelmez; ancak idare, geçit talebini gerekçeli bir yazıyla açıkça reddetmişse ortada iptal davasına konu olabilecek bir işlem doğar ve iki dava birlikte açılabilir.
Tam Yargı Davası Ne Kadar Sürer, Karar Nasıl İcra Edilir?
Sürenin dosyaya göre değiştiğini söylemek yeterli bir cevap değildir; süreyi belirleyen aşamalar bellidir. İdareye başvuru ve otuz günlük cevap süresi, dava dilekçesinin tebliği ve savunma yazışmaları, bilirkişi incelemesi ve gerektiğinde keşif, ardından istinaf incelemesi. Bilirkişi aşamasının iki ayrı konuda yürütülmesi gerekebilir: kusur dağılımı için trafik bilirkişisi, tazminat hesabı için aktüerya bilirkişisi. Yukarıda anılan iki uyuşmazlık dosyası da göstermektedir ki, görev uyuşmazlığı çıktığında süre yıllarla ölçülebilmektedir; bu yüzden yargı yolunun baştan doğru seçilmesi, süreye yapılabilecek en büyük müdahaledir.
Kararın icrası bakımından idari yargının kendine özgü bir rejimi vardır ve bu rejim bilinmediğinde tahsil gecikir. 2577 sayılı Kanun m.28 şu düzeni kurar:
- İdare, mahkeme kararının gereğine göre gecikmeksizin işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak zorundadır; bu süre kararın idareye tebliğinden itibaren otuz günü geçemez.
- Hükmedilen tazminat, vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı olarak bildireceği banka hesap numarasına yatırılır; süre bu bildirim tarihinden itibaren işler.
- Bu süre içinde ödeme yapılmazsa genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.
- Karara göre işlem yapılmaması hâlinde idare aleyhine ayrıca maddi ve manevi tazminat davası açılabilir (m.28/3).
Uygulamadaki en yaygın hak kaybı m.28/6’dan doğar: kararın davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçen süre için faiz işlemez. Yani hesap numarasının bildirilmesindeki gecikme doğrudan faiz kaybıdır. Bildirimden sonra ödeme tarihine kadar geçen süre için ise 6183 sayılı Kanun m.48’e göre belirlenen tecil faizi oranında faiz ödenir.
İdare mahkemesi tazminat kararları kesinleşmeden icraya konulabilir mi?
Sıra şudur: önce idarenin kendiliğinden ödeme yapması beklenir. Davacı veya vekili banka hesap numarasını davalı idareye yazılı olarak bildirir; idare bu bildirimden itibaren en geç otuz gün içinde ödeme yapmak zorundadır. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa karar, m.28/2’nin son cümlesi uyarınca genel hükümler dairesinde icraya konulabilir.
Pratik sonuç iki yönlüdür. Bir yandan icra takibi için kararın kesinleşmesi beklenmez; öte yandan hesap numarası bildirilmeden otuz günlük süre işlemeye başlamaz ve o aralıkta faiz de yürümez. Bu nedenle bildirim, karar tebliğ edilir edilmez yapılmalıdır.
Kanun yolları ve parasal sınırlar
İdare mahkemesi kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde bölge idare mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilir (2577 m.45/1). Bölge idare mahkemesi kararlarının temyize açık olanları ise yine otuz gün içinde Danıştay’da temyiz edilebilir (m.46/1).
Her iki kanun yolu da parasal sınıra bağlıdır: konusu belirli bir tutarı geçmeyen tam yargı davalarında ilk derece kararı kesindir, istinaf yolu kapalıdır; temyiz için ise daha yüksek bir sınır aranır. Bu tutarlar kanun metninde yazılıdır ancak sabit değildir. 2577 sayılı Kanun Ek m.1/1 uyarınca parasal sınırlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılır; Ek m.1/2 ise hangi yılın sınırının uygulanacağını açıkça belirler: “istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınır esas alınır.” Bu nedenle sınır, dava açılmadan önce o yıl için ilan edilen güncel tutar üzerinden kontrol edilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Üst geçit yapılmaması hizmet kusuru sayılır mı?
Sayılabilir. İdarenin sorumluluğu yalnız yaptığı işlemlerden değil, yapması gerekirken yapmadığı hizmetten de doğar; hizmetin hiç işlememesi hizmet kusurunun klasik görünümlerinden biridir. Ancak sonuç, ihtiyacın idare tarafından bilindiğinin belgeyle ortaya konulmasına bağlıdır. Kaza kayıtları, başvurular ve kurumlar arası protokoller bu bilgiyi ispatlayan delillerdir.
Üst geçit yapmak kimin görevi?
Türk hukukunda “üst geçit yapmak” adıyla tanımlanmış ayrı bir görev yoktur. Sorumluluk, yolun yapım ve bakımından sorumlu idarenin yolu trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurma yükümlülüğünden doğar. Bu yükümlülük devlet yolu ve otoyolda Karayolları Genel Müdürlüğü’ne, büyükşehirde ana yollar bakımından büyükşehir belediyesine, diğer yollarda ilgili belediyeye aittir.
Üst geçit olmazsa ne olur, yaya suçlu sayılır mı?
Karayolları Trafik Kanunu m.68/1-b, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayanın, trafiğe engel olmamak ve yolu kontrol etmek şartıyla taşıt yolunu geçebileceğini açıkça düzenler. Geçit yoksa yaya yasaklanmış bir eylemde bulunmuş sayılmaz. Tartışma, yayanın geçişini kontrollü ve en kısa doğrultuda yapıp yapmadığı noktasına kayar.
Hizmet kusuru nedir?
Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde bozukluk bulunmasıdır. Üç görünümü vardır: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ve kötü işlemesi. Kavram belirli bir memurun davranışına değil, hizmetin kendisine bağlanır.
Hizmet kusuru davasında görevli mahkeme hangisidir?
Kural olarak idare mahkemesidir. Ancak yol kaynaklı zararlarda önemli bir istisna vardır: yolun bakımı, onarımı ve işaretlenmesi gibi Karayolları Trafik Kanunu’nda idareye adıyla yüklenmiş görevlerin ihlalinden doğan davalar, aynı Kanun’un m.110/1 hükmü uyarınca adli yargıda görülür. Üst geçit gibi bu Kanun’da sayılmayan bir yapının hiç yapılmamasına dayanan dava ise idari yargıya aittir.
Belediyenin hizmet kusuru nedeniyle dava nereye açılır?
Davalı belediye olsa bile yargı kolu, ihlal edilen yükümlülüğün kaynağına göre belirlenir. Yolda biriken su veya bakımsızlık gibi Karayolları Trafik Kanunu’nda sayılı görevlerin ihlalinde Uyuşmazlık Mahkemesi adli yargıyı görevli saymaktadır. Buna karşılık yapının hiç yapılmamasına, imar ve planlama kararlarına ya da ruhsat işlemlerine dayanan uyuşmazlıklarda idare mahkemesi görevlidir.
Karayolları Genel Müdürlüğü’ne tazminat davası nasıl açılır?
Önce 2577 sayılı Kanun m.13 uyarınca Genel Müdürlüğe veya ilgili bölge müdürlüğüne yazılı başvuru yapılır; başvuruda olay, zarar ve tazminat istemi birlikte belirtilir. Talep reddedilirse ya da otuz gün içinde cevap verilmezse, altmış gün içinde eylemin yapıldığı yer idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.
Tam yargı davası açmadan önce idareye başvuru zorunlu mu, istisnası var mı?
İdari eyleme dayanan tam yargı davalarında zorunludur ve bir dava şartıdır. Başvuru, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır. Adli yargıya açılıp görev yönünden reddedilen davada ise bu şart aranmaz.
Tam yargı davası açma süresi ne zaman başlar?
İdareye yapılan başvurunun reddi hâlinde ret işleminin tebliğini izleyen günden, idare otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış günlük dava süresi işlemeye başlar.
Tam yargı davası kime karşı açılır?
Hizmeti yürütmekle yükümlü idarenin tüzel kişiliğine karşı açılır. Kamu görevlisine karşı açılan dava husumet yokluğundan reddedilir. Birden fazla idarenin aynı hizmete ilişkin edim üstlendiği hâllerde davanın tamamına yöneltilmesi gerekir.
Tam yargı davası hangi mahkemeye açılır?
Görevli mahkeme idare mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise 2577 sayılı Kanun m.36/b uyarınca hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer idare mahkemesidir.
İdare mahkemesi tazminat davasında harç ne kadar ödenir?
Başvurma harcı maktudur. Karar ve ilam harcı ise hüküm altına alınan tutar üzerinden nispi olarak hesaplanır. Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınacak harcın oranı, genel kuraldaki dörtte bir yerine yirmide birdir (492 sayılı Kanun m.28/a).
İdare mahkemesinde manevi tazminata da hükmedilir mi?
Hükmedilir. Ölüm hâlinde ölenin yakınlarına, ağır bedensel zarar hâlinde zarar görene manevi tazminat verilebilir. Talebin dava dilekçesinde miktar belirtilerek ileri sürülmesi gerekir; idari yargıda talep sonucunun belirsiz bırakılması mümkün değildir.
Ceza davasında yaya kusurlu bulunduysa idareden tazminat alınamaz mı?
Alınabilir. Türk Borçlar Kanunu m.74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusur değerlendirmesiyle ve beraat kararıyla bağlı değildir. Ayrıca ceza dosyasının konusu sanığın kişisel sorumluluğudur; idarenin yol kusuru orada tartışılmaz. Yayanın kusuru varsa bu, tazminatın tamamen reddi değil, Karayolları Trafik Kanunu m.86/2 ve Türk Borçlar Kanunu m.52 uyarınca indirim sebebidir.
Tam yargı davası ne kadar sürer?
Süre; idareye başvuru ve otuz günlük cevap süresi, dilekçe teatisi, bilirkişi incelemesi ve gerektiğinde keşif aşamalarına göre değişir. Görev uyuşmazlığı çıkması hâlinde süre ciddi biçimde uzar; Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2025 yılında karara bağladığı bir dosyada, 2016’da açılan davada görevli yargı yerinin belirlenmesi dokuz yıl almıştır.
Tam yargı davası kaç gün içinde açılır?
İdareye yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin tebliğinden ya da otuz günlük cevap süresinin dolmasından itibaren altmış gün içinde açılır. Görevsizlik kararı üzerine yeniden açılacak davada ise sürenin kesinleşmeyi izleyen günden itibaren otuz gün olduğu unutulmamalıdır.
Dosyanızda Kazadan Önceye Ait Bir Kayıt Var mı?
Bu dosyalarda sonucu belirleyen delil, kazanın kendisine değil kazadan önceki döneme aittir: verilmiş dilekçeler, gelen cevaplar, imzalanmış protokoller, aynı noktada daha önce tutulmuş kaza tutanakları. Bu kayıtlar zamanla ulaşılması güçleşen belgelerdir ve 2577 sayılı Kanun m.13’teki bir yıllık süre işlemeye devam eder. Olayın üzerinden uzun süre geçmeden, hangi idarenin sorumlu olduğunun belirlenmesi ve başvurunun süresinde yapılması gerekir.
Trafik kazasından kaynaklanan tazminat taleplerinde sürecin yürütülmesi konusunda trafik kazası avukatı ve tazminat hukuku sayfalarımızdan bilgi alabilirsiniz.
Mevzuat metinlerinin güncel hâli için 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve 492 sayılı Harçlar Kanunu metinlerine bakılabilir.
Bilgilendirme: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır, hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, somut bir uyuşmazlıkta işlem yapılmadan önce dosyanın bir avukat tarafından incelenmesi gerekir. Yazıda yer alan mevzuat hükümleri ve mahkeme kararları yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yürürlükte olan metinlere dayanmaktadır.