Hukuk

Trafik Kazasında Yayanın Taksirle Ölüme Veya Yaralanmaya Neden Olmasına Dair Yargıtay Kararları

Trafik Kazasında Yayanın Taksirle Ölüme Veya Yaralanmaya Neden Olmasına Dair Yargıtay Kararları

Trafik kazasında yayanın taksirle ölüme neden olması — ve aynı şekilde yaralanmaya sebebiyet vermesi — Yargıtay kararlarında uzun süre tartışılmış, 2016 yılında Ceza Genel Kurulu tarafından açık bir sonuca bağlanmıştır: taksirle öldürme ve taksirle yaralama suçları herkes tarafından işlenebilen suçlardır, bu nedenle yayaların bu suçların faili olamayacağı kategorik olarak söylenemez. Yani trafik kazasının tarafı olan bir yaya, kendisi için öngörülen trafik kurallarını ihlal ederek başkasının yaralanmasına ya da ölümüne yol açtıysa, hakkında kamu davası açılabilir ve mahkûmiyet kararı verilebilir.

Makale İçeriği

Bu yazıda konuyu iki yönden birden ele alıyoruz. Bir yandan yayanın fail olduğu hâller — yani yayanın kusuruyla sürücünün ya da araçtaki yolcuların zarar gördüğü kazalar — inceleniyor; diğer yandan pratikte çok daha sık karşılaşılan ters durum, yani sürücünün yayaya çarpması hâlinde kusurun nasıl dağıtıldığı, hangi hâlde asli kusurdan söz edilebileceği ve cezai sorumluluğun sınırı ele alınıyor. Anlatımın dayanağı Türk Ceza Kanunu ile Karayolları Trafik Kanunu’nun yürürlükteki metinleri ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi ile Ceza Genel Kurulunun kararlarıdır.

Özet

Yaya da trafiğin bir unsurudur; kural ihlali başkasının zarar görmesine yol açtığında yayanın taksirle ölüme neden olması ceza sorumluluğu doğurabilir. Ancak bu sorumluluk otomatik değildir, her olayda ayrı ayrı aranan koşullara bağlıdır.

  • Ceza Genel Kurulu 2016 yılında verdiği iki kararla, yayaların taksirle öldürme ve yaralama suçlarının faili olamayacağı yönündeki kategorik görüşü reddetti.
  • Belirleyici ölçüt neticenin öngörülebilir olmasıdır. Öngörülemeyen sonuçta taksir değil, hukuken “kaza veya tesadüf” söz konusu olur ve ceza sorumluluğu doğmaz.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2016 sonrasında yaya sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerini hem asli hem tali kusur hâlinde onadı; az kusur cezayı kaldırmaz, yalnızca miktarını etkiler.
  • Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesindeki asli kusur listesi kapalıdır ve “yaya geçidinde yayaya çarpma” bu listede yer almaz; kusur, 84. maddenin son fıkrası uyarınca yönetmelik esaslarına göre belirlenir.
  • Yayaların uyacağı kuralları düzenleyen 68. maddenin (b) bendinin 3 numaralı alt bendi 2018 yılında yürürlükten kaldırılmıştır; 2016 tarihli karar metninde geçen bu hüküm bugün yürürlükte değildir.
  • Taksirle yaralama cezaları 25 Aralık 2025’te değişti: birinci fıkra dört aydan iki yıla, dördüncü fıkra dokuz aydan beş yıla çıkarıldı.

Yayanın Trafik Kurallarına Uygunsuz Davranışlarının Hukuki Sonuçları

Trafik güvenliği yalnızca sürücülerin değil, yayaların da yükümlülüklerini yerine getirmesiyle sağlanır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesi trafiği “yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hâl ve hareketleri” olarak tanımlar. Bu tanım tek başına, kanunun yalnızca taşıtlara özgülenmiş bir düzenleme olmadığını gösterir. Yayanın kurallara uymaması bir kazaya yol açtığında ise sonuç ikiye ayrılır: hukuki sorumluluk (tazminat) ve cezai sorumluluk (kamu davası). İkisi aynı anda doğabilir, ancak biri diğerinin varlığını zorunlu kılmaz.

Yaya geçidini kullanmamak, kırmızı ışıkta taşıt yoluna girmek, yaya yolu varken taşıt yolunda yürümek ya da hızla yaklaşan bir aracın önüne aniden çıkmak gibi davranışlar, kazaya sebebiyet verdiğinde cezai sorumluluğu gündeme getirebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Türk Ceza Kanunu’nun 85. ve 89. maddeleri failin kim olacağı konusunda hiçbir sınırlama içermez. 85. madde “taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi“, 89. madde ise “taksirle başkasının… neden olan kişi” der. Belirli bir sıfata — örneğin sürücü sıfatına — bağlanmış bir suç tipi düzenlenmemiştir.

Bununla birlikte, kural ihlali tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında taksirin beş unsuru aranır: fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradi olması, neticenin iradi olmaması, hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması. Son unsur, yaya dosyalarında çoğu zaman tartışmanın kilitlendiği noktadır. Netice ortak hayat tecrübesine göre öngörülemiyorsa taksirden değil, hukuken “kaza veya tesadüf”ten söz edilir ve failin cezai sorumluluğuna gidilemez.

Bu nedenle “yaya kusurluysa mutlaka ceza alır” biçimindeki genelleme doğru değildir. Ceza Genel Kurulu da kararında bu kadar ileri gitmemiş, yalnızca yayaların kategorik olarak fail sayılamayacağı yönündeki ön kabulü reddetmiştir. Somut olayda öngörülebilirliğin bulunup bulunmadığı, kusur oranı, illiyet bağı ve delil durumu ayrı ayrı değerlendirilir. Uygulamada yaya sanıkların yargılandığı dosya sayısının az olmasının sebebi de budur: kural ihlali yapan yaya çoğu zaman bizzat zarar gören taraftır.

Yaya geçidinde karşıdan karşıya geçen yayalar ve yaklaşan araç: yayanın taksirle ölüme neden olması

Yayaların Uyacağı Kurallar Hangi Maddede Düzenlenir?

Yayaların yükümlülükleri Karayolları Trafik Kanunu‘nun 68. maddesinde toplanmıştır. Madde üç bent hâlinde düzenlenir: nerede yürüneceği (a bendi), taşıt yolunun karşı tarafına nasıl geçileceği (b bendi) ve trafiği tehlikeye düşürecek davranış yasağı (c bendi). Aşağıdaki tablo, maddenin yürürlükteki metnini özetler.

KuralYükümlülükDayanak
Nerede yürünürTaşıt yolu bitişiğinde yaya yolu, banket veya alan varsa orada yürümek zorunludurKTK m.68/a
Yaya yolu yoksaBisiklet trafiğine engel olmamak şartıyla bisiklet yolunda veya şeridinde; o da yoksa taşıt yolu kenarına yakın yürünürKTK m.68/a-2
İki yönlü yoldaYaya yolu ve banket yoksa taşıt yolunun sol kenarı izlenirKTK m.68/a-3
Karşıya geçişYaya ve okul geçidi ile kavşak giriş-çıkışları dışında bir yerden geçmek yasaktırKTK m.68/b
Işıklı geçitteYayalar için ışıklı işaret varsa ona uyulurKTK m.68/b-1
Yalnız taşıt ışığı varsaGeçilecek doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girilirKTK m.68/b-2
Yüz metre kuralıYüz metre kadar mesafede geçit veya kavşak yoksa, trafiğe engel olmamak ve yolu kontrol etmek şartıyla en kısa doğrultudan geçilebilirKTK m.68/b son cümle
Davranış yasağıTrafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek davranışta bulunmak, yolu saygısızca kullanmak yasaktırKTK m.68/c

Maddenin son fıkrası, bu kurallara uymayan yayalar için idari para cezası öngörür. Kanunun konsolide metninde bu ceza hâlâ “1.800.000 lira” olarak yazılıdır; bu, 1997 yılında yapılan bir değişiklikten kalan ve paradan altı sıfır atılmadan önceki döneme ait rakamdır. Uygulanan tutar her yıl yeniden değerleme oranında güncellendiği için, güncel miktarın Emniyet Genel Müdürlüğünün yürürlükteki trafik ceza tarifesinden teyit edilmesi gerekir. Kanun metnindeki rakamı olduğu gibi aktaran kaynaklar bu yüzden yanıltıcıdır.

2018’de Yürürlükten Kaldırılan Bent: Yayanın Araçların Hız ve Uzaklığını Gözetme Yükümlülüğü

Bu damarda çok az kaynağın fark ettiği bir ayrıntı vardır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 68. maddesinin (b) bendinde eskiden üç numaralı bir alt bent bulunuyordu: “Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne almak.” Bu alt bent, 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle mülga edilmiştir, yani yürürlükten kaldırılmıştır.

Ayrıntının önemi şuradan gelir: Ceza Genel Kurulunun aşağıda tam metnini verdiğimiz 2016 tarihli kararı, yayanın cezai sorumluluğunu tartışırken 68. maddenin o tarihteki metnine dayanmış ve bu alt bendi de gerekçesine almıştır. Karar 2016’da verildiği için metinde bent yürürlüktedir; bugün ise değildir. Kararı alıntılayan pek çok kaynak bu farkı belirtmeden, kaldırılmış bir hükmü yürürlükteymiş gibi aktarmaya devam etmektedir.

Bu, kararın geçerliliğini ortadan kaldırmaz. Kararın ana gerekçesi tek bir alt bende değil, trafik kurallarının yayaları da bağladığı ve Türk Ceza Kanunu’nun 85 ile 89. maddelerinin faili sınırlamadığı temeline dayanır; bu temel bugün de aynıdır. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020 ve 2022 tarihli kararlarında, yani bent kaldırıldıktan sonra da, aynı gerekçeye atıf yaparak yaya sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerini onamıştır. Ancak somut bir dosyada yayanın hangi kuralı ihlal ettiği tartışılıyorsa, dayanak gösterilen hükmün olay tarihinde yürürlükte olup olmadığı ayrıca denetlenmelidir.

Yaya Geçidi Olmayan Yerde Yayaya Çarpmak Suç Mudur?

Yaya geçidi olmayan yerde yayaya çarpmak, tek başına ve otomatik olarak sürücüyü suçlu kılmaz; ancak sonuç ölüm veya yaralanma ise ortada resen ya da şikâyete bağlı olarak soruşturulan bir suç vardır ve sürücü hakkında da yaya hakkında da kusur incelemesi yapılır. Belirleyici olan, geçidin bulunup bulunmaması değil, tarafların hangi kuralı ihlal ettiği ve neticenin öngörülebilir olup olmadığıdır. Yayanın geçit dışından yola girmesi kendi başına kusur doğurur, fakat sürücünün hız, dikkat ve yola göre sürüş yükümlülüğü ortadan kalkmaz.

Bu ayrımı doğru kurmak, dosyanın seyrini belirler. Kusur dağılımı, hem ceza mahkemesinde verilecek cezanın miktarını hem de açılacak tazminat davasında ödenecek tutarı doğrudan etkiler. Aşağıdaki bölümlerde önce yayanın hangi hâllerde geçit dışından geçebileceğini, ardından sürücünün bu durumda asli kusurlu sayılıp sayılmayacağını inceliyoruz.

Yüz Metre Kuralı: Yaya Geçit Dışından Ne Zaman Geçebilir?

Kanun, yayanın geçit dışından karşıya geçmesini mutlak biçimde yasaklamaz. Karayolları Trafik Kanunu’nun 68. maddesinin (b) bendinin son cümlesi şu istisnayı getirir: “Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.”

Bu cümle, geçit dışı geçişi dört şarta bağlar ve dördü birlikte aranır:

  • Mesafe şartı: Yaklaşık yüz metre içinde yaya geçidi veya kavşak bulunmayacak.
  • Engel olmama şartı: Geçiş, taşıt trafiği için engel oluşturmayacak.
  • Kontrol şartı: Yaya yolu kontrol edip kendi güvenliğini sağlayacak.
  • En kısa yol ve süre şartı: Geçiş en kısa doğrultudan ve en kısa zamanda yapılacak.

Yüz metre içinde geçit varken yaya oradan geçmiyorsa, istisnadan yararlanamaz ve (b) bendindeki genel yasağı ihlal etmiş olur. Buna karşılık geçidin yüz metreden uzak olduğu bir yerde, yolu kontrol ederek ve kısa doğrultudan geçen yayanın davranışı kanuna uygundur; böyle bir olayda kusurun tamamının yayaya yüklenmesi mevzuata aykırı olur. Kaza tespit tutanağında yalnızca “yaya geçit dışından geçmiştir” ibaresinin bulunması, bu dört şartın incelendiği anlamına gelmez; dosyada ölçülü bir tespit yoksa bilirkişi raporuna bu yönden itiraz edilebilir.

Yaya Geçidi Olmayan Yerde Çarpan Sürücü Asli Kusurlu Sayılır mı?

Hayır — en azından kanunun “asli kusur” saydığı hâller listesine dayanarak böyle bir sonuca varılamaz. Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesi, araç sürücülerinin hangi hâllerde asli kusurlu sayılacağını on iki bent hâlinde tek tek sayar ve liste kapalıdır: kırmızı ışık ihlali, taşıt giremez işaretli yola veya karşı yönün şeridine girme, karşı yönden gelen trafiğin şeridine girme, arkadan çarpma, geçme yasağı olan yerde geçme, doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, şeride tecavüz, kavşakta geçiş önceliğine uymama, kaplamanın dar olduğu yerde geçiş önceliğine uymama, manevraları düzenleyen genel şartlara uymama, yerleşim dışında taşıt yolunda park etme veya duraklama ve kurallara uygun park edilmiş araca çarpma.

Bu listede yaya geçidi de yayaya çarpma da yer almaz. Aynı liste Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 157/a maddesinde de aynen tekrarlanır. Dolayısıyla “yaya geçidinde yayaya çarpan sürücü asli kusurludur” ya da “geçit dışında çarpan sürücü asli kusurlu değildir” biçimindeki kesin cümlelerin mevzuatta doğrudan bir karşılığı bulunmamaktadır.

Peki kusur nasıl belirlenir? Cevap 84. maddenin son fıkrasındadır: “Ancak, kazada bu hareketlerden herhangi biri, kazaya karışan araç sürücülerinden birden fazlası tarafından yapılmış veya kaza bu hareketler dışında kurallarla, yasaklamalara, kısıtlamalara ve talimatlara uyulmaması nedenlerinden doğmuşsa, karayolunu kullananlar için kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir.” Yani liste dışındaki her durumda kusur, kapalı bir kategoriye göre değil, Yönetmelik’in 157/b maddesindeki esaslara — izler, deliller, taraf ve tanık ifadeleri — göre serbestçe takdir edilir. Bu konudaki ayrıntılı çerçeveyi asli kusurlu sayılan kişinin tazminat hakkı ve tali kusurlu kişinin tazminat hakkı başlıklı yazılarımızda ayrıca ele aldık.

Yaya Geçidinde Yayaya Çarpmak: Sürücünün Sorumluluğu Nedir?

Yaya geçidinde yayaya çarpan sürücü, kural olarak ağır kusurlu duruma düşer; çünkü Karayolları Trafik Kanunu bu noktada sürücüye yalnızca dikkatli olma değil, durma yükümlülüğü getirir. 74. madde — başlığıyla birlikte 18/10/2018 tarihli 7148 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilmiştir — şöyledir: “Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar.”

Maddenin iki ayrı emri vardır ve ikisi de yerine getirilmelidir. Birincisi geçide yaklaşırken yavaşlamak, ikincisi geçen veya geçmek üzere olan yayaya durarak ilk geçiş hakkını vermektir. “Yavaşladım ama yaya aniden çıktı” savunması, ikinci yükümlülüğü karşılamaz. Ayrıca hüküm yalnızca geçitte bulunan yayayı değil, “geçmek üzere bulunan” yayayı da korur; yani yaya henüz taşıt yoluna adım atmamış olsa bile ilk geçiş hakkı doğar. Maddeye uymayan sürücüler için kanun metninde 488 Türk lirası idari para cezası öngörülmüştür; bu tutar da her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir.

Yaya Geçidinde Yayaya Çarpma Asli Kusur Mudur?

Kanunun asli kusur listesi bakımından cevap yukarıda verildi: 84. maddedeki on iki hâl arasında bu davranış yoktur. Ancak bu, sürücünün hafif kusurlu sayılacağı anlamına gelmez — tam tersine, 74. maddede düzenlenen ilk geçiş hakkı ihlali uygulamada kusurun ağırlıklı biçimde sürücüye yüklenmesine yol açar. Aradaki fark teknik ama sonucu değiştirebilecek niteliktedir:

KTK m.84 asli kusurKTK m.74 ihlali
NiteliğiKanunun kendisinin saydığı, kapalı listeGenel kural ihlali
Kusur belirlemesiKanun gereği asli kusurm.84 son fıkra + KTY m.157/b uyarınca takdir
Karşı tarafın kusuruAyrıca değerlendirilirAyrıca değerlendirilir, oran dengelenebilir
Ehliyet yaptırımı (ölümlü kaza)KTK m.118: asli kusurluysa 1 yıl geri almaAsli kusur tespiti yapılmadıysa bu yaptırım işlemez

Tablodaki son satır pratikte önemlidir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 118. maddesi, sürücü belgesinin bir yıl süreyle geri alınmasını “ölümle sonuçlanan trafik kazalarına asli kusurlu olarak sebebiyet verme” şartına bağlar. Dosyada sürücünün asli kusurlu olduğuna dair bir tespit yoksa, yalnızca 74. madde ihlali gerekçesiyle bu idari yaptırım uygulanamaz. Sürücü belgesine yönelik ikinci ve ayrı kanal, mahkûmiyet hâlinde Türk Ceza Kanunu’nun 53/6. maddesi uyarınca üç aydan üç yıla kadar verilebilen belge geri alma tedbiridir; bu tedbir takdiridir ve süresi cezanın tümüyle infazından sonra işlemeye başlar.

Yaya Geçidini Kullanmayan Yayanın Kusuru Nasıl Belirlenir?

Yaya geçidini kullanmayan yayanın kusuru, kaza tespit tutanağında değil, bilirkişi raporunda belirlenir. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 156/a-3 maddesi bu konuda açıktır: “Tutanak düzenleyenler, tutanakta taraflar için kusur oranı belirtmeksizin sadece kazanın oluşumunda kimin hangi trafik kuralını ihlal ettiğini belirtirler.” Yani kolluğun düzenlediği tutanakta oran yazmaz; tutanak yalnızca hangi kuralın ihlal edildiğini tespit eder.

Oranı belirleyen esaslar Yönetmelik’in 157/b maddesindedir: kusur durumu, kanun ve yönetmelikte belirtilen kurallar, şartlar, hak ve yükümlülükler ile asli kusur sayılan hâller dikkate alınarak; izler, deliller, tarafların ve tanıkların ifadeleri değerlendirilerek belirlenir. Maddenin başındaki “adli mevzuat ve yargılama hükümleri saklı kalmak üzere” ibaresi ise şu anlama gelir: kolluğun tespiti yargı organını bağlamaz. Ceza yargılamasında ya da tazminat davasında bilirkişi farklı bir sonuca varabilir.

Ölümlü ve yaralanmalı dosyalarda kusur değerlendirmesi çoğu zaman Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından yapılır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 07.06.2022 tarihli kararına konu olayda bu daire, yaya geçidinin bir iki metre yanından kavşağa giren yaya için şu değerlendirmeyi yapmıştır: yaya “yaya geçidini kullanmadığı, karşıya geçmek için her ne kadar yaya geçidi mahallinden yola girmiş ise de gelen aracın hız ve mesafesini dikkate almayıp kendi can güvenliğini tehlikeye attığı ve korunma tedbiri almadığı” gerekçesiyle tali kusurlu bulunmuştur. Yani geçidin hemen yanından geçmek, geçidi kullanmakla aynı sonucu doğurmamıştır.

Kusur oranına itiraz etmek isteyen taraf için usul kanalı bellidir: soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısına, kovuşturma aşamasında mahkemeye başvurulur ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 234/1-a-1 maddesindeki “delillerin toplanmasını isteme” hakkı kullanılır. Kaza tespit tutanağının kendisine karşı açılabilecek müstakil bir iptal davası yoktur; tutanak bir karar değil, aksi ispat edilebilen bir delildir. Ayrıntı için kusur oranına itiraz ve bilirkişi raporuyla kusur oranının değiştirilmesi yazılarımıza bakabilirsiniz.

Yargıtay Kararlarında Yayanın Taksirle Ölüme Veya Yaralanmaya Neden Olma Durumları

Yargıtay’ın yayanın taksirle ölüme neden olması konusundaki içtihadı tek bir kararla değil, birbirini izleyen üç aşamada oluştu. Önce 12. Ceza Dairesi, yayanın kazadaki kusurunun yalnızca tazminat sorumluluğu doğuracağını, ceza sorumluluğu doğurmayacağını kabul ederek beraat hükümlerini onadı. Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu görüşe itiraz etti. Son aşamada Ceza Genel Kurulu, 2016 yılında verdiği iki ayrı kararla Başsavcılığın itirazını kabul etti ve Dairenin kategorik yaklaşımını isabetsiz buldu.

Ceza Genel Kurulunun ulaştığı sonuç şudur: “Taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacakları söylenemez.” Bu cümlenin iki tarafı vardır. Bir yanda yayanın fail olabileceği kabul edilmiştir; öte yanda “kategorik olarak” ifadesi, sorumluluğun her olayda ayrıca kurulması gerektiğini gösterir. Kurul, “her kusurlu yaya cezalandırılır” dememiş, yalnızca “yaya olduğu için cezalandırılamaz” biçimindeki peşin kabulü reddetmiştir.

Kurulun dayandığı akıl yürütme dört adımdan oluşur. Birincisi, Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliği yalnızca taşıtlara özgülenmiş kurallardan ibaret değildir; kanun trafiği bizzat “yayaların, hayvanların ve araçların” hâl ve hareketleri olarak tanımlar. İkincisi, yayaların karşıdan karşıya nereden ve nasıl geçecekleri, ilk geçiş hakkının kime ait olduğu gibi hususlar kanunla düzenlenmiştir; dolayısıyla yayalar da uyulması zorunlu kurallara tabidir. Üçüncüsü, Türk Ceza Kanunu’nun 85 ve 89. maddeleri faili belirli bir sıfata bağlamamıştır. Dördüncüsü, yayanın trafik kurallarına aykırı davranışı nedeniyle idari para cezasıyla cezalandırılabilir olması, aynı fiil için ceza sorumluluğunun doğmasına engel değildir — aynı durum araç sürücüleri için de geçerlidir.

Kurul ayrıca, öngörülebilirlik bakımından önemli bir açıklama yapmıştır: “yayanın trafik kurallarını ihlal etmek suretiyle aniden yola çıkması hâlinde bir aracın ona çarpabileceği ya da çarpmamak için direksiyonu kırması nedeniyle trafik düzeninin bozulabileceği, böylelikle de başkalarının hayatı ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak yaralanma ya da ölüm olayının gerçekleşebileceği herkes için öngörülebilir bir durumdur.” Neticenin bütün ayrıntılarının önceden tahmin edilebilir olması aranmaz; sonucun genel olarak öngörülebilir olması yeterlidir.

İki Ceza Genel Kurulu Kararı: İçtihat Nasıl Yerleşti?

Konu hakkında Ceza Genel Kurulunun iki ayrı kararı bulunur ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi sonraki kararlarında ikisini birlikte anar. Bu, tekil bir karar değil yerleşik bir uygulama olduğunu gösterir:

KararTarihKonu
Ceza Genel Kurulu, E. 2014/12-67, K. 2016/4509.02.2016Taksirle yaralama — alkollü yayanın yaya geçidinden geçişi sırasında sürücünün manevrayla başka araca çarpması
Ceza Genel Kurulu, E. 2014/12-13, K. 2016/42415.11.2016Aynı hukuki sorun — yayanın taksirli suçların faili olup olamayacağı

İçtihadın geçmişi bundan da eskidir. Kurul, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde 13.12.1993 tarihli kararında yayaların ceza sorumluluğu bulunmadığını kabul etmiş, ancak 21.10.1997 tarihli kararıyla bu görüşten dönerek yayaların ceza sorumluluğunun bulunduğunu benimsemiştir. 2016 kararları, 5237 sayılı Kanun döneminde aynı çizginin sürdürüldüğünü göstermektedir.

2016 Sonrası Uygulama: Yaya Sanıklar Hakkında Onanan Mahkûmiyetler

Ceza Genel Kurulunun kararı soyut bir ilke olarak kalmadı; 12. Ceza Dairesi sonraki yıllarda bu gerekçeye dayanarak yaya sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerini onadı. Aşağıdaki üç karar, uygulamanın nasıl işlediğini somut olarak gösterir.

KararOlayYayanın kusuruSonuç
12. CD, E. 2019/4741, K. 2020/902 (23.01.2020)Yaya buzlu yolda orta refüjden yola indi, kayarak düştü; çarpmamak için manevra yapan sürücü direksiyon hâkimiyetini kaybedip takla attı, araçtaki iki kişi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde yaralandıAsli kusurluTCK m.89/4’ten mahkûmiyet — ONAMA
12. CD, E. 2020/4219, K. 2022/4461 (07.06.2022)Yaya, yaya geçidinin 1-2 metre yanından üç yönlü kavşağa girdi; kavşağa giriş yapan motosiklet sürücüsü yayaya çarparak savruldu ve öldüTali kusurlu (ATK raporu)TCK m.85/1’den mahkûmiyet — ONAMA
12. CD, E. 2017/2374, K. 2017/4304 (24.05.2017)Ceza Genel Kurulu kararı sonrası esastan inceleme; sanık hükümden sonra vefat ettiTCK m.64/1 uyarınca düşme için bozma

Tablodaki ikinci satır, bu damarın en çok yanlış bilinen noktasını düzeltir: tali kusurlu yaya da ceza almıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 22/4. maddesi “taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” der; 22/5. maddesi ise “birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur, her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir” hükmünü taşır. Yani az kusur cezayı kaldırmaz, yalnızca miktarını belirler. Aynı olayda ölen motosiklet sürücüsünün tam kusurlu bulunmuş olması da yayanın cezasını ortadan kaldırmamıştır.

Üçüncü satır ise ayrı bir kural içerir: sanık ölürse, Türk Ceza Kanunu’nun 64/1. maddesi uyarınca kamu davası düşer. Bu, yaya dosyalarında pratik önem taşır; çünkü kural ihlali yapan yaya çoğu zaman aynı kazada ağır biçimde yaralanan ya da hayatını kaybeden taraftır.

Trafik Kazasında Yaya Ölürse Ne Olur?

Trafik kazasında yaya ölürse, kusur dağılımından bağımsız olarak ölümlü kaza soruşturması başlar; Cumhuriyet savcılığı olaya el koyar, kolluk kaza tespit tutanağı düzenler ve dosya bilirkişi incelemesine gönderilir. Taksirle öldürme suçu şikâyete bağlı değildir, resen soruşturulur. Ölen yayanın kendi kusuru ne kadar ağır olursa olsun, sürücü hakkında da kusur değerlendirmesi yapılır; ölenin tam kusurlu bulunması sürücünün beraati sonucunu doğurabilir, ancak bu sonuç dosyadaki teknik tespite bağlıdır.

Süreç iki ayrı kanaldan ilerler ve bu kanalların sonuçları birbirinden bağımsızdır:

Ceza yargılamasıTazminat davası
KonuTCK m.85 taksirle öldürmeDestekten yoksun kalma, cenaze gideri, manevi tazminat
BaşlamaResen (şikâyet aranmaz)Hak sahiplerinin davasıyla
Kusurun etkisiCeza miktarını belirler (TCK m.22/4)Tazminattan indirim sebebidir (TBK m.52)
ZamanaşımıDava zamanaşımı 15 yıl (TCK m.66/1-d), kaza günündenKTK m.109: 2 yıl / 10 yıl; fiil suç oluşturduğu için uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır
UzlaştırmaYok — CMK m.253/1-b listesinde taksirle öldürme sayılmamıştırTaraflar sulh olabilir; KTK m.111 sınırı saklıdır

Tablodaki son satır özellikle önemlidir. Taksirle yaralama suçu Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253/1-b-2 maddesi uyarınca uzlaştırmaya tabidir; buna karşılık taksirle öldürme bu listede yer almaz. Dolayısıyla ölümlü kazada uzlaştırma yolu kapalıdır. Taraflar arasında yapılan bir anlaşma, tazminat yönünden sonuç doğursa bile kamu davasını sona erdirmez. Ölümlü kazalarda tazminat sürecinin işleyişini ölümlü trafik kazası tazminatı ve ölümlü kazalarda manevi tazminat yazılarımızda ayrıntılı biçimde inceledik.

Trafik Kazasında Yüzde Yüz Kusurlu Yayanın Sorumluluğu

Yayanın yüzde yüz kusurlu bulunması hâlinde iki ayrı sonuç doğar. Hukuki yönden yaya, kusuru oranında — bu oran tamsa tamamen — meydana gelen zarardan sorumludur; sürücünün aracında oluşan hasar, araçtaki kişilerin yaralanması ve varsa iş göremezlik kalemleri yayadan istenebilir. Cezai yönden ise sorumluluk otomatik değildir: yayanın hareketinin iradi olması, netice ile arasında illiyet bağı bulunması ve neticenin öngörülebilir olması gerekir. Bu üç koşul birlikte gerçekleşmişse yaya hakkında taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçundan kamu davası açılabilir.

Uygulamada dikkat çeken nokta şudur: yayanın tam kusurlu olması, mahkûmiyet için aranan bir eşik değildir. Yukarıda aktarılan 07.06.2022 tarihli karar bunu açıkça göstermektedir; orada yaya yalnızca tali kusurlu bulunmuş, buna rağmen taksirle öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü onanmıştır. Buna karşılık kusur oranı ceza miktarını doğrudan etkiler: Türk Ceza Kanunu’nun 22/4. maddesi cezanın failin kusuruna göre belirlenmesini emreder.

Bilinçli taksir hâli ayrıca değerlendirilir. Yaya öngördüğü neticeyi istememesine rağmen sonuç gerçekleşmişse, Türk Ceza Kanunu’nun 22/3. maddesi uyarınca ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Maddenin lafzı “artırılır” biçimindedir; yani artırım emredicidir, yalnızca oranı hâkimin takdirine bırakılmıştır. “Artırılabilir” biçimindeki aktarımlar hatalıdır.

Öte yandan, “yaya tam kusurluysa ceza alması kaçınılmazdır” gibi kesin bir cümle de doğru değildir. Ceza Genel Kurulu kararında, bir yayanın hareketinin her hâlde sonucu doğurmaya elverişli sayılamayacağı yönündeki karşı görüş ayrıntılı biçimde tartışılmış ve karar oy çokluğuyla verilmiştir. Somut olayda öngörülebilirlik gerçekleşmemişse — kanunun deyimiyle ortada “kaza veya tesadüf” varsa — kusur atfedilemez ve beraat kararı verilmesi gerekir. Yüzde yüz kusurun tazminat tarafındaki sonuçlarını ölen kişinin yüzde yüz kusurlu olması ve yüzde yüz kusurlu kişinin tazminat davası yazılarımızda ele aldık.

Sürücünün Kusuru Olmadan Yayaya Çarpması Hâlinde Beraat Mümkün Müdür?

Evet, mümkündür ve bu sonuç Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Sürücüye kusur izafe edilemiyorsa verilmesi gereken karar “ceza verilmesine yer olmadığı” değil, doğrudan beraattır. Maddenin ikinci fıkrası beş beraat sebebi sayar ve trafik dosyalarında bunlardan ikisi öne çıkar.

BentBeraat sebebiYaya kazasındaki karşılığı
aFiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olmasıSalt maddi hasarlı olayda ceza sorumluluğu doğmaz
bSuçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olmasıAracı başkasının kullandığının ispatlanması
cFailin kast veya taksirinin bulunmamasıKusur izafe edilememesi — ana dayanak
dHukuka uygunluk nedeninin bulunmasıZorunluluk hâli; nadir
eSuçun işlendiğinin sabit olmamasıKusur dağılımının belirlenememesi

(b) bendi olumlu bir ispatı, (e) bendi ise ispatsızlığı ifade eder. İkisi de beraatle sonuçlanır, ancak gerekçedeki fark sonraki tazminat davasında ceza dosyasının delil değerini değiştirir. Ayrıca 223. maddenin dokuzuncu fıkrası şu güvenceyi getirir: “Derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.” Yani sanığın aklanma hakkı usul ekonomisine feda edilemez.

Uygulamada sık karıştırılan bir ayrım daha vardır. Kusursuz sanık hakkında bazı yerel mahkemeler Türk Ceza Kanunu’nun 22/6. maddesini uygulayarak “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı vermektedir. Bu, 22/6’nın kapsamını aşan bir uygulamadır; söz konusu hüküm fiilin sabit ve failin kusurlu olduğu, ancak neticenin failin kişisel ve ailevi durumu bakımından onu münhasıran mağdur ettiği hâllere ilişkindir. Kusur yoksa doğru hüküm beraattır. Beraat kararlarının hangi hâllerde verildiğini taksirle ölüme neden olmada beraat kararları yazımızda Yargıtay kararlarıyla birlikte inceledik.

Bir noktanın altını çizmek gerekir: illiyet bağının kesildiği savunması pratikte sanıldığı kadar güçlü değildir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle yapılan temyiz başvurularını somut teknik tespitle desteklenmedikleri sürece rutin biçimde reddetmektedir. Bu savunma; bilirkişi raporu, kaza tespit tutanağı, kroki, fren izi ölçümü ve görüş mesafesi hesabı gibi somut verilerle birlikte kurulmalıdır.

Taksirle Ölüme veya Yaralanmaya Sebebiyet Veren Yayaların Cezai Yaptırımları

Yayanın taksirle ölüme neden olması hâlinde uygulanacak ceza Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde, taksirle yaralamanınki 89. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeler failin sıfatına göre değişmez; yaya için de sürücü için de aynı hükümler uygulanır. Aşağıdaki tablo yürürlükteki ceza aralıklarını gösterir.

HükümFiilCeza
TCK m.85/1Taksirle bir insanın ölümüne neden olma2 – 6 yıl hapis
TCK m.85/2Birden fazla ölüm ya da ölümle birlikte yaralanma2 – 15 yıl hapis
TCK m.89/1Taksirle yaralama (basit)4 ay – 2 yıl hapis veya adli para cezası
TCK m.89/2Duyu/organ işlevinde sürekli zayıflama, kemik kırılması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum, erken doğumBirinci fıkra cezası yarı oranında artırılır
TCK m.89/3İyileşmesi olanaksız hastalık veya bitkisel hayat, organ işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybı, yüzde sürekli değişiklik, çocuk düşmesiBirinci fıkra cezası bir kat artırılır
TCK m.89/4Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması9 ay – 5 yıl hapis
TCK m.22/3Bilinçli taksirCeza üçte birden yarıya kadar artırılır
TCK m.62/1Takdiri indirim sebebiCeza altıda birine kadar indirilebilir

Taksirle Yaralama Cezaları 25 Aralık 2025’te Değişti

Bu başlık, konuyla ilgili eski kaynakların büyük bölümünü geçersiz kılan bir değişikliğe işaret eder. Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarındaki ceza aralıkları 7571 sayılı Kanun’la 25/12/2025 tarihinde artırılmıştır. Aşağıdaki karşılaştırma, hangi rakamın eskidiğini gösterir.

HükümÖnceki rejimBugün
TCK m.89/1 taksirle yaralama3 ay – 1 yıl4 ay – 2 yıl
TCK m.89/4 birden fazla kişinin yaralanması6 ay – 3 yıl9 ay – 5 yıl

Değişikliğin bu yazı bakımından özel bir önemi vardır: aşağıda tam metnini verdiğimiz Ceza Genel Kurulu kararı 2016 tarihlidir ve gerekçesinde 89. maddenin o günkü metni aynen aktarılmıştır. Karar metninde “üç aydan bir yıla kadar” ve “altı aydan üç yıla kadar” ifadeleri geçer; bunlar kararın verildiği tarihteki hükümlerdir ve bugün yürürlükte değildir. Yargıtay kararlarını olduğu gibi aktaran kaynaklar bu uyarıyı koymadığı için, okuyucular sıklıkla yürürlükten kalkmış ceza aralıklarını güncel sanmaktadır.

Aynı dikkat kasten yaralama hükümleri için de gereklidir: Türk Ceza Kanunu’nun 86 ve 87. maddelerindeki ceza aralıkları 7550 sayılı Kanun’la 4/6/2025 tarihinde yükseltilmiştir. Bu hükümler taksirli trafik dosyalarında uygulanmaz, ancak kasten yaralama sonucu ölüm (m.87/4) ile taksirle öldürmenin (m.85) karıştırıldığı sık görülür; ikisi tamamen farklı suçlardır.

Bilinçli Taksirin Asıl Sonucu: Cezanın Paraya Çevrilememesi

Bilinçli taksirin bilinen sonucu, Türk Ceza Kanunu’nun 22/3. maddesindeki üçte bir ila yarı oranındaki artırımdır. Ancak pratikte çok daha ağır olan ikinci bir sonucu vardır ve bu sonuç kaynakların neredeyse tamamında atlanır. Kanunun 50/4. maddesi şöyledir: “Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığında, birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.

Bunun anlamı şudur: basit taksirle işlenen bir suçtan verilen hapis cezası, süresi uzun olsa bile adli para cezasına çevrilebilirken, aynı miktardaki ceza bilinçli taksir hâlinde hapis olarak kalır. Yani bilinçli taksir yalnızca cezayı artırmaz, cezanın infaz biçimini de değiştirir. Savunma stratejisi kurulurken bilinçli taksir nitelemesine itiraz, çoğu zaman artırım oranından çok bu sonuç nedeniyle kritiktir.

Bilinçli taksir ile basit taksiri ayıran ölçüt, failin neticeyi öngörüp öngörmediğidir. Basit taksirde fail öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememiştir; bilinçli taksirde ise öngörmüş ancak istememiştir. Yaya dosyalarında bu ayrım genellikle şu soruya indirgenir: yaya, yola girerken bir aracın kendisine çarpabileceğini ya da çarpmamak için manevra yapan sürücünün zarar görebileceğini fiilen öngörmüş müdür? Öngörü yalnızca soyut bir ihtimal düzeyinde kalıyorsa basit taksir söz konusu olur.

Hangi Mahkeme Bakar? Görevli Mahkemenin Belirlenmesi

Görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun’un 14. maddesindeki ölçüte göre belirlenir: “Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.” Aynı Kanun’un 12. maddesi ağır ceza mahkemesinin görevini “on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlar” olarak belirler; kalan işler 11. madde uyarınca asliye ceza mahkemesine aittir.

SuçCezanın üst sınırıGörevli mahkeme
TCK m.85/1 — tek ölüm6 yılAsliye ceza mahkemesi
TCK m.85/2 — birden fazla ölüm veya ölüm + yaralanma15 yılAğır ceza mahkemesi
TCK m.89 — taksirle yaralama5 yıla kadarAsliye ceza mahkemesi

14. maddenin lafzından çıkan önemli sonuç şudur: bilinçli taksir artırımı cezayı dokuz yıla çıkarsa bile görev değişmez, çünkü görev belirlenirken ağırlaştırıcı nedenler hesaba katılmaz. Ayrıca sık yapılan bir terim hatasını düzeltmek gerekir: Türk yargı teşkilatında “trafik mahkemesi” adında bir merci yoktur. Bu ad halk arasında, trafik idari para cezalarına itirazın bakıldığı sulh ceza hâkimliği için kullanılmaktadır; ölümlü veya yaralanmalı kaza dosyalarına bakan yer asliye ceza ya da ağır ceza mahkemesidir.

Yayaya Çarpıp Kaçmanın Cezası Nedir?

Yayaya çarpıp olay yerinden ayrılmak, kazanın kendisinden ayrı ve bağımsız bir yaptırıma tabidir; sürücü kazada kusursuz bulunsa bile bu yaptırım uygulanır. Dayanak, Karayolları Trafik Kanunu’nun 12/2/2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun’la değiştirilen 81. maddesinin üçüncü fıkrasıdır. Buna göre anlaşma hâli dışında maddi hasarlı, ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarında zabıtanın iznini almadan zaruret dışında olay yerinden ayrılan sürücüler idari para cezasıyla cezalandırılır; ölümlü veya yaralanmalı kazalarda ayrılan sürücülere ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

Kazanın türüİdari para cezasıHapisSürücü belgesi
Maddi hasarlıVar (KTK m.81/3, kanun metninde 46.000 TL)YokKanun gereği geri alma yok
Yaralanmalı veya ölümlüVar1 – 3 yıl2 yıl geri alma

Tablodaki ilk satır, bu konudaki en yaygın yanlışı düzeltir. Kanun, sürücü belgesinin geri alınmasını açıkça “bu fıkranın ikinci cümlesi kapsamında” ifadesiyle sınırlar; ikinci cümle ise yalnızca ölümlü ve yaralanmalı kazaları düzenler. Dolayısıyla salt maddi hasarlı bir olayda kaza yerinden ayrılmak, kanun gereği ehliyet geri alma sonucunu doğurmaz. Ayrıca maddede geçen “zaruret dışında” ibaresi kanunun kendi istisnasıdır: yaralıyı hastaneye yetiştirmek gibi zorunlu hâllerde ayrılma hukuka aykırı sayılmaz. Belge iadesi için ise Karayolları Trafik Kanunu kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şarttır; ödenmemiş eski bir ceza, süresi dolan belgenin iadesini engeller.

Olay yerinden ayrılmanın ikinci ve ayrı sonucu, Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesindeki yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçudur. Bu suçun cezası bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır; kişi ölmüşse bir yıldan üç yıla kadar hapis öngörülür. Burada çoğu kaynağın atladığı bir imkân vardır: 98. maddenin birinci fıkrası, Türk Ceza Kanunu’nun 75/6-a-1 maddesi uyarınca ön ödeme kapsamındadır. Savcılığın tebliği üzerine on gün içinde ödeme yapılırsa kamu davası açılmaz; talep hâlinde birer ay arayla üç eşit taksit de mümkündür. Buna karşılık Karayolları Trafik Kanunu’nun 81/3. maddesindeki bir ila üç yıllık hapis, alt sınırı bir yıl olduğu için ön ödeme kapsamı dışındadır.

Son olarak bir kavram ayrımı: olay yerini terk etmek, Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesindeki on iki asli kusur hâli arasında yer almaz. Kusur, kazanın oluş biçimine göre belirlenir; terk ise kaza gerçekleştikten sonraki bir davranıştır. Kaçmak sürücünün kusurunu artırmaz, ancak ayrı bir suç ve ayrı bir idari yaptırım doğurur.

Yayaya Çarptım, Şikâyetçi Oldu: Süreç Nasıl İşler?

Sürecin nasıl işleyeceği, yaralanmanın niteliğine ve kusurun bilinçli taksir düzeyine ulaşıp ulaşmadığına bağlıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 89/5. maddesi şöyledir: “Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz.” Bu hükümden üç ayrı sonuç çıkar.

  • Basit yaralama (m.89/1): Her hâlde şikâyete bağlıdır; bilinçli taksirle işlense bile şikâyet aranır.
  • Nitelikli yaralama (m.89/2, 89/3, 89/4) + bilinçli taksir: Şikâyet aranmaz, soruşturma resen yürütülür.
  • Taksirle öldürme (m.85): Şikâyete bağlı değildir; her hâlde resen soruşturulur.

Şikâyet süresi, Türk Ceza Kanunu’nun 73/1-2. maddeleri uyarınca fiilin ve failin öğrenildiği günden itibaren altı aydır. Bu süre adli raporun düzenlendiği tarihten değil, öğrenme tarihinden işlemeye başlar — kaynaklarda sık rastlanan bir hatadır. Ayrıca birkaç hak sahibinden birinin süreyi kaçırması diğerlerinin hakkını düşürmez (m.73/3).

Şikâyete bağlı bir yaralama dosyasında uzlaştırma devreye girer. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253/1-b-2 maddesi taksirle yaralamayı, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma kapsamına almıştır. Süreç şöyle işler: teklife cevap için yedi gün tanınır ve cevapsızlık ret sayılır; uzlaştırmacının süresi otuz gündür ve iki kez yirmişer gün uzatılabilir; birden fazla mağdur varsa hepsinin kabulü aranır; müzakereler sırasında söylenenler delil olarak kullanılamaz ve gider Hazine’den karşılanır. Uzlaşma sağlanırsa kamu davası açılmaz.

Şikâyetten vazgeçmenin tazminat hakkına etkisi ayrı bir sorudur ve cevabı Türk Ceza Kanunu’nun 74/2. maddesindedir: kamu davasının düşmesi, şahsi hak davasını etkilemez. Yani şikâyetçi olunmaması tazminat hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak iki istisnayı bilmek gerekir. Birincisi, 73/7. madde uyarınca vazgeçen kişi şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamışsa hukuk mahkemesinde de dava açamaz; tutanaktaki “hiçbir hak ve alacak talebim yoktur” kalıbı bu sonucu doğurur. İkincisi, 253/19. madde uyarınca uzlaşma sağlanırsa — uzlaşma anında tespit edilemeyen veya sonradan ortaya çıkan zararlar hariç — o suç nedeniyle tazminat davası açılamaz. Konunun ayrıntısını taksirle yaralamada şikâyetten vazgeçme yazımızda ele aldık.

Yaya Geçidinde Yayaya Çarpmada Tazminatı Kim Öder?

Yayaya çarpan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası (trafik sigortası), yayanın bedensel zararlarını poliçe limitleri içinde karşılar. Ancak sigorta her kalemi ödemez. Karayolları Trafik Kanunu’nun 92. maddesi teminat dışında kalan hâlleri sayar ve bunlardan ikisi yaya kazalarında doğrudan işler:

KalemTrafik sigortası öder mi?Dayanak / açıklama
Tedavi ve sağlık giderleriSosyal güvenlik kurumunca karşılanırKTK m.98 — sigortacılar SGK’ya katkı payı aktarır
Geçici ve sürekli iş göremezlikEvet, limit dâhilindeBedensel zarar kalemi
Destekten yoksun kalma (ölüm hâlinde)Evet, limit dâhilindeBedensel zarar kalemi
Manevi tazminatHayırKTK m.92/f — teminat dışıdır, sürücü ve işletene karşı açılır
Hak sahibinin kendi kusur payıHayırKTK m.92/g
Kazanç kaybı, iş durması, kira mahrumiyetiHayırKTK m.92/k

Yayanın kendi kusuru tazminatı azaltır ancak çoğu zaman tamamen ortadan kaldırmaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi, zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkili olması hâlinde hâkimin tazminatı indirebileceğini veya tamamen kaldırabileceğini düzenler. Uygulamada kusur oranı doğrudan indirim oranına dönüşür.

Birden fazla sorumlu varsa — örneğin yayaya iki araç birlikte sebep olmuşsa — Karayolları Trafik Kanunu’nun 88. maddesi devreye girer. Birinci fıkra şöyledir: “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” Yaya bu ilişkide üçüncü kişidir; dolayısıyla düşük kusurlu bir sürücüden zararın tamamı istenebilir. Kusura göre paylaştırma, ikinci fıkra uyarınca sorumlular arasındaki iç ilişkide yapılır. Bu ayrım — dış ilişkide müteselsil sorumluluk, iç ilişkide kusura göre paylaşım — pratikte davanın kime yöneltileceğini belirler.

Dava yolu bakımından da bir ayrım vardır. Sigorta şirketine karşı açılacak dava ticari nitelikte olduğundan asliye ticaret mahkemesinde görülür ve öncesinde Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk dava şartıdır; sürücü ve işletene karşı açılacak dava ise asliye hukuk mahkemesinde görülür. Ayrıca Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca dava veya tahkim yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapılması ve on beş gün beklenmesi gerekir.

Yayanın Alkollü Olması Kusur Dağılımını Değiştirir mi?

Yayanın alkollü olması tek başına kusur doğurmaz, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın somut göstergesi olarak değerlendirilir. Bu ayrım önemlidir: kanun, yayalar için sürücülerdekine benzer bir promil sınırı öngörmemiştir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesindeki alkol sınırları ve idari yaptırımlar sürücülere ilişkindir. Yaya bakımından belirleyici olan promil değeri değil, alkolün somut olayda davranışı nasıl etkilediğidir.

Ceza Genel Kurulunun 2016 tarihli kararına konu olayda sanık yaya 238 promil alkollüydü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında bu duruma özellikle dayanmıştı: “alkollü bir şekilde yola çıkan bir yaya, yoldan geçmekte olan bir araç sürücüsünün güvenli sürüş yeteneğini etkileyebileceği konusunda dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekir.” Buradaki akıl yürütme, alkolü doğrudan bir kusur sebebi değil, öngörülebilirlik değerlendirmesinde dikkate alınan bir olgu olarak konumlandırır.

Aynı olayda mağdur sürücünün de 69 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Bu, iki tarafın da kural ihlali yaptığı dosyalarda kusurun nasıl bölüşüleceği sorusunu doğurur. Cevap Türk Ceza Kanunu’nun 22/5. maddesindedir: birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan sorumlu olur ve her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Ceza hukukunda kusur mahsuplaşması yoktur; karşı tarafın da kusurlu olması failin cezasını kaldırmaz, yalnızca miktarını etkileyebilir.

Taksirle Ölüme veya Yaralanmaya Sebebiyet Veren Yayaların Durumuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Aşağıda, konuyu esastan çözüme bağlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının tam metni yer almaktadır. Karar; Özel Dairenin görüşünü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını, Kurulun gerekçesini ve karşı oyu birlikte içerdiği için konunun bütün yönlerini gösterir. Okumayı kolaylaştırmak amacıyla metin bölümlere ayrılmış, başlıklandırılmış ve alıntı yazılımından kaynaklanan sayfa numarası işaretleri temizlenmiştir; kararın kendi ifadelerine dokunulmamıştır.

Karar bilgisiDeğer
MerciYargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No2014/12-67
Karar No2016/45
Karar tarihi09.02.2016
SuçTaksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak
UyuşmazlıkSanığın yaya olması ve herhangi bir trafik aracını kullanmaması nedeniyle suçun faili olup olamayacağı
SonuçYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü, Özel Daire onama kararının kaldırılması, dosyanın esastan incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi
Oy durumuOy çokluğu
Anılan mevzuat5237 s. K. m. 22, 85, 89 — 5271 s. K. m. 308 — 2918 s. K. m. 3, 46, 68, 81 — Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 94, 95, 138

Metni okurken dikkat edilmesi gereken iki nokta

Karar 2016 tarihlidir ve gerekçesinde kanun metinleri o günkü hâliyle aktarılmıştır. Bugün itibarıyla iki hüküm değişmiştir:

  • TCK m.89/1 ve m.89/4: Karar metninde “üç aydan bir yıla” ve “altı aydan üç yıla” olarak geçen ceza aralıkları, 7571 sayılı Kanun’la 25/12/2025 tarihinde dört aydan iki yıla ve dokuz aydan beş yıla çıkarılmıştır.
  • KTK m.68/b-3: Karar metninde aktarılan “yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne almak” yükümlülüğü, 18/10/2018 tarihli 7148 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Kararın ana gerekçesi bu iki hükme değil, trafik kurallarının yayaları da bağlaması ile TCK m.85 ve m.89’un faili sınırlamaması esasına dayandığı için içtihat geçerliliğini korumaktadır.

ÖZET: Taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacakları söylenemez. Dolayısıyla trafik kazalarında sürücüler gibi yayaların da kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket ederek başkasının yaralanmasına veya ölümüne neden olması durumunda taksirli ilgili suçtan cezalandırılması mümkündür. Bu nedenle Özel Dairece yaya olan sanığın kusuruyla sebebiyet verdiği trafik kazasında sadece tazminat sorumluluğu bulunup ceza sorumluluğunun olamayacağının kabulünde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün ulaşılan bu sonuç ile birlikte esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Kararın Özeti ve Dayanakları

Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan sanık …’nün beraatine ilişkin, Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2010 gün ve 830-1016 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 02.05.2013 gün ve 27861-12220 sayı ile; “…69 promil alkollü mağdur sürücü …, yönetimindeki otomobil ile gece vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü, meskun mahal yolda seyrederek olay mahalline geldiğinde, seyir yönüne göre sağ tarafından kaplamaya, yola girip, yaya geçidini kullanarak, yolun karşısına geçmekte olan, 238 promil alkollü sanık yaya …’ye çarpmamak için, direksiyonu kırdığında, başka bir araca çarpması sonucu, mağdur sürücünün basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı olayda, sanık yaya hakkında kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda sanığın beraatine karar verilmiştir.

Yayanın sebebiyet verdiği trafik kazasından dolayı sanık olup olmayacağı sorununun öncelikle çözümlenmesi gerekmektedir. Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Fail, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır.

Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme olanak ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmak olup Türk Ceza Kanununun 22/2. maddesi ‘Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi’ olarak tanımlamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun son olarak verdiği 07.06.2011 gün 54-120 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı gibi, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Neticenin iradi olmaması, 4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Neticenin öngörülebilir olmasına karşın fail tarafından öngörülememesi, şeklinde kabul edilmektedir.

Yayanın karşıdan karşıya geçerken kendisine motorlu bir vasıtanın çarpacağı ve bu vasıtada bulunanların yaralanacağını öngörebilmesinin kabulü toplumda yaygın olan ortak düşünceye aykırıdır. Yayaların motorlu taşıt sürücülerine zarar vereceklerini, bu nedenle daha fazla basiretli davranmaları gerektiğini bildikleri ve cezalandırılmaları gerektiği kabul edilemez. İntihar etmek için kendisini hızla gelen otomobilin altına atan ve kazaya neden olan şahsın amacı, kendi yaşamına son vermek olup sürücünün yaralanabileceğini de önceden görebileceği söylenemez. Bu nedenle taksirin ‘neticenin öngörülebilmesi’ unsuru bu gibi olaylarda gerçekleşmemiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 46-67. maddelerinde sürücülerin uyacakları kurallar, 68-70. maddelerde ise yayalar, hayvanla çekilen veya elle sürülen araçlarla hayvan sürücülerinin ve yarışlar hakkında kurallar düzenlenmiştir.

Yayalarla ilgili düzenlemelerde uyacakları kurallar belirtilmiş, ışıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından araçların uzaklık ve hızını göz önüne almaları, yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra, en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilecekleri hükme bağlanmıştır. Belirtilen kurallara uymayanlar hakkında ise idari para cezasına hükmolunacaktır. Kanun koyucu tarafından da yayanın kendi can güvenliğini sağlaması için bir takım kurallar konulmuş, trafik kazaları ile ilgili 81. madde ve devamı maddelerinde sadece sürücülerden bahsedilmiş, yayaların motorlu taşıt sürücülerine veya başkalarına verebilecekleri zararlardan dolayı cezai sorumlulukları yönüne gidilmemiştir. Ayrıca ister kasdi, isterse taksirli olsun, bir fiilin cezalandırılabilmesi için uygunluk, elverişlilik, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir.

Bir yayanın motorlu taşıt vasıtasına çarpmasında bu koşulların gerçekleştiği öne sürülemez. Örneğin bir yayanın otobüse çarpması halinde meydana gelen kazada otobüs içindekilerin ölmesinde veya yaralanmasında, aranılan bu yeterlilik, elverişlilik ve uygunluk koşulları yoktur. Bu nedenle trafik kazasına karışan yayanın TCK’nın 85 veya 89. maddeleri gereğince cezalandırılması, Ceza Hukukunun vurgulanan bu temel kriterlerine aykırıdır. Bir olayda hukuki sorumluluk ile cezai sorumluluk farklı olup, taksirli cezai sorumluluk daha dar olarak düzenlenmiş ve bunun çerçevesi TCK’nun 22. maddesinde çizilmiştir. Trafik kazasında yayanın hukuki sorumluluğunun bulunması, cezai yönden de sorumlu olmasını gerektirmez.

Yayanın kusurlu olması, yeni Türk Ceza Kanunu uygulamasında sürücünün cezasının belirlenmesinde ve hakkında lehe hükümlerin uygulanmasında nazara alınıp adaletli bir cezalandırma sağlanmaya çalışılmaktadır. Yayaların kusurlu olmaları tazmini sorumluluğu gerektirir. Meydana gelen kazadan dolayı cezai sorumluluğun var olduğu kabul edilemez” açıklaması ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.07.2013 gün ve 114089 sayı ile; “Kanun düzenlemesinde suçun failine ilişkin herhangi bir özellik ve nitelendirmede bulunulmadığından, olayımız taksir sorumluluğunu düzenleyen TCK’nun 22/2. fıkrası ve TCK’nun taksirle yaralama suçunu düzenleyen 89. maddesi göz önünde bulundurularak çözülmelidir. 2918 sayılı Kanundaki düzenlemeler, taksirle yaralama suçunda kusurun tespiti ve oranı açısından önem arzeder, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespitinde esas alınacak olan düzenleme suçun düzenlendiği TCK’nun ilgili maddeleridir. Dosyadaki olayı mevzuat ile birlikte irdeleyecek olursak; TCK’nun 89/1. maddesinde ‘Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi’den bahsedilmektedir.

Taksir kavramı, TCK’nun 22. maddesinin 2. fıkrasında: ‘Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.’ şeklinde tanımlanmıştır. Bir başka deyişle, kişinin istememekle beraber kendisinden beklenen ve göstermek zorunda olduğu özeni göstermemek suretiyle suç tipinde belirtilen neticenin gerçekleşmesi hali olarak da ifade edilebilir. Taksirle işlenen haksızlıklarda hareket iradidir. Dosyadaki olayımızda sanığın hareketinin iradi veya istem dışı olup olmamasında bir çekişme yoktur. Suça ilişkin kanuni tarifte belirtilen maddi unsurlardan birinin gerçekleşmesinin ‘öngörülmemiş olması’, taksirin bir özelliğidir. Buna ek olarak ‘dikkat ve özen’ unsuru da olmalıdır.

Gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı kanuni tarifte yer alan bir unsurun gerçekleşeceği öngörülecekti diyebiliyorsak, bu fiil taksirle işlenmiş demektir. Taksirin esası, öngörebilme olanağına rağmen failin toplumsal düzeni ilgilendiren zararlı ya da tehlikeli neticeleri öngörmemesi veya öngördüğü halde neticeyi önlememesidir. Objektif özen yükümlülüğünün kaynaklarından biri de toplumdaki ortak deneyim ve tecrübelerdir. Özen yükümlülüğünün ihlali olarak ortak tecrübe ve hayat deneyimlerinin gerektirdiği dikkat ve özen yükümüne aykırılık da taksirli hareketi doğurabilir. İhlal edilen objektif özen yükümlülüğünün mutlaka belli bir hukuki değerle alakalı olması gerekir. Öngörebilme somut olayın özelliklerine göre bizzat failin şahsi niteliklerinin dikkate alınması suretiyle belirlenir. Dikkat ve özen yükümlülüğünün kaynağı, davranış normlarıdır.

Ancak bunlar karşımıza pozitif hukuk metinlerine yansımış yükümlülükler şeklinde çıkabileceği gibi, müşterek hayat tecrübeleri ile de bu yükümlülükler ifade edilebilirler. Olayımızda sanık özen yükümlülüğüne riayet etmemiştir. Zira, alkollü bir şekilde yola çıkan bir yaya, yoldan geçmekte olan bir araç sürücüsünün güvenli sürüş yeteneğini etkileyebileceği konusunda dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekir. Yaya olan sanığın hareketi ile şikayetçinin yaralanması arasında illiyet bağı vardır. Sanığın alkollü bir şekilde yola çıkma şeklinde gelişen davranışı ile zararlı netice arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulmaktadır. Sanığın bu fiili olmasaydı netice meydana gelmeyecekti. Olayımızda ‘neticenin öngörülebilir olması’ unsuru açısından da problem yoktur.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, yayanın motorlu araca çarpması ve sürücüsüne zarar vermesi değil, yayanın kusurlu hareketi ile aracını kullanmakta olan şikayetçinin sürüş yeteneğini olumsuz olarak etkilenmesi ve bunun sonucunda da araç sürücüsünün ister yaya olan sanığa çarpması, isterse yayaya çarpmadan direksiyon hakimiyetini kaybetmek suretiyle devrilmesi ve bir başka şeye çarpması ile olsun, bir şekilde zarar görmesidir. Daire kararında geçen ‘…Yayaların motorlu taşıt sürücülerine zarar vereceklerini, bu nedenle daha fazla basiretli davranmaları gerektiğini bilmeleri ve cezalandırılmaları gerektiği kabul edilemez.’ şeklindeki ifade ‘dikkat ve özen yükümlülüğü’ ve ‘öngörme’ kavramları ile çelişmektedir.

Taksirli hareket sonucunda zarar neticesinin doğması ile ilgili olarak örnek verecek olursak; yolda yürümemesi gereken hayvanların bir kazaya sebebiyet vermeleri durumunda hayvan sahibinin cezai sorumluluğunun bulunduğu kabul edildiğine göre, olmaması gereken bir yerde bulunup da yoldan geçmekte olan sürücüleri etkileyen, onların güvenli sürüş yeteneklerinin kaybolmasına neden olan yayaların cezai sorumluluklarının olamayacağını iddia etmek, ilamdaki kabulün aksine, toplum yaşantısındaki genel algılamaya aykırıdır. Sonuç olarak, yayanın alkollü veya normal şekilde karşıdan karşıya geçerken, olmaması gereken bir yerde yayanın bulunması sonucunda araç sürücüsünün dikkatli sürüş yeteneğini kaybetmesine ve bir şekilde zarar görebileceğine neden olabileceğini öngörebilmesi gerekir.

İradi hareket sonucunda sadece araç sürücüsünün zarar görebileceğinden ziyade, araçtaki yolcular da zarar görebilir ve yaya olan kişiden motorlu araç sürücüsü veya araçta yolcu olarak bulunan kişilere zarar vermemesi için, dikkat ve özen yükümlülüğüne riayet etmesi beklenir. Bu gibi olaylarda ‘neticenin öngörülebilmesi’ koşulunun gerçekleşmeyeceği yönündeki görüşe katılmamız mümkün değildir. Yukarıdaki nedenlerden dolayı yerel mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı bulunduğundan hükmün tebliğnamedeki gerekçe doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle onamasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12.

Ceza Dairesince 23.12.2013 gün ve 17297-30342 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Ceza Genel Kurulunun Değerlendirmesi

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasında sanığın yaya olması ve herhangi bir trafik aracını kullanmaması nedeniyle, taksirle yaralama suçunun faili olup olamayacağının tespitine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından; 69 promil alkollü müşteki sanık …’ın yönetimindeki otomobil ile gece vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü, meskun mahalde bulunan yolda seyir halinde iken seyir yönüne göre sağ tarafından yola girip, yaya geçidini kullanarak, yolun karşısına geçmekte olan, 238 promil alkollü olan sanık …’ye çarpmamak için, direksiyonu kırdığında, başka bir araca çarpması sonucu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, Müşteki sanık …’ın soruşturma aşamasında alınan beyanında yaya olan sanık …’den şikayetçi olduğu, … hakkında taksirle yaralamaya neden olma, … hakkında ise trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan kamu davası açıldığı, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.

Kural olarak suç, ancak kastla, işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebilecektir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun 07.06.2001 gün ve 54-120 ile 06.10.2009 gün ve 189-220 sayılı kararlarında da; “Taksir istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir.

Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır” açıklamalarına yer verilmiştir. Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Neticenin iradi olmaması, 4- Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir. Uyuşmazlığa konu olayda, diğer şartların gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, 5. bentte yer alan neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.

Taksirle gerçekleştirilen bazı eylemlerin suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hale gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarının temin edilmesi amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübesinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden sözedilemek için de kanunî tarife uygun fiilin işlenebileceğinin öngörülme imkanının mevcut olması aranmıştır. Bilindiği üzere, failin iradesi kasten işlenen suçlarda neticeye, taksirli suçlarda ise harekete yöneliktir.

Gerek kanun tarafından konulan, gerekse ortak deneyimler ürünü olan kurallara iradi olarak riayetsizlik suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı takdirde, bir takım zararlı neticelerin doğabileceği öngörülebiliyorsa taksir söz konusu olacaktır. Yapılan hareketin neticesi ortak tecrübeye göre öngörülemiyorsa ve hukuken de böyle bir yükümlülük getirilmemişse, taksirli hareketten söz edilemeyecek, “kaza” ya da “tesadüf” olarak adlandırılan bu hal nedeniyle cezai sorumluluk gündeme gelmeyecektir. Diğer bir anlatımla; taksirle işlenen suçlarda icrai ya da ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmekte olup, iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de kaza ya da tesadüf söz konusu olacağından, failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Öngörülebilme, belirli niteliklere sahip olan failin gerçekleştireceği hareketinin zararlı neticelerini tahmin edebilmesi imkanı olarak açıklanabilecek olup, öngörülebilme imkansız ise, kaza ve tesadüf söz konusu olacaktır. Aslında öngörülebilirlik taksiri kaza ve tesadüften ayırdığı gibi, ayrıca bilinçli – bilinçsiz taksir ayrımında da önem arzetmektedir. 5237 sayılı TCK’nun 22/3. fıkrasında ise bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış ve bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre, basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir.

Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, neticeyi öngöremeyen faile oranla yaptırımı ağırlaştırılarak cezasının artırılması öngörülmüştür. Özetle, öngörülebilir neticenin öngörülmemiş olması taksirin basit şekli, öngörülebilir neticenin öngörülmüş ancak istenmemiş olması hali ise bilinçli taksir olarak nitelenecek, neticenin istenmesi halinde ise kasıt gündeme gelecektir.

Taksirle işlenen suçlarda “neticenin öngörülebilirliği” şartı ile ilgili olarak Ceza Genel Kurulunun 12.10.2004 gün ve 163-194 sayılı kararında; “Neticenin istenmemiş olması (iradi olmaması), taksirin önemli bir özelliğini oluşturmakta ve onu kasttan ayırmaktadır. Yine, neticenin öngörülebilir olması, taksirin başlıca şartını hatta sınırını oluşturur. Netice öngörülebilir değilse, bu gibi neticeleri doğurabilecek hareketlerde bulunmaktan çekinmesi kimseden doğal olarak istenemeyeceği için, ortada kusurluluk kalmaz ve artık bir kaza veya tesadüfün bulunduğundan söz edilir”; 11.05.2004 gün ve 97- 115 sayılı kararında da; “Neticenin öngörülebilmesi (tahmin edilebilmesi) ise failin hareketlerinin sonuçlarını tahmin edebilme yeteneğini ifade eder.

Bu bakımdan failce neticenin öngörülebilir olup olmadığının belirlenmesi bakımından failin yaş, görgü, meslek vs. gibi niteliklerinin nazara alınmasını zorunlu kılar. Zira öngörülebilmenin imkansız olması durumunda taksirden değil, kaza ve tesadüflerden söz edilebilir. Öngörebilme olanağının belirlenmesinde nasıl bir ölçüt uygulanacağı hususu uygulama ve öğretide de tartışılmış, failin kişisel niteliklerini gözönünde bulunduran subjektif görüş eğilim kazanmıştır. Bu görüşe göre failin görgüsü, sosyal seviyesi, yaşam tecrübesi, bedeni ve akli hali, zeka düzeyi gibi hususlar öngörme olanağının belirlenmesinde nazara alınacaktır” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öğretide de; sonucun öngörülebilirliğinin, failin içinde bulunduğu, sosyal çevre, mensup olduğu meslek, eğitim durumu, ortak tecrübe, bilgi düzeyi ve failin kişisel özellikleri dikkate alınarak saptanması gerektiği, öngörülebilir sonucun, fiilen meydana gelen sonuç olmayıp, failin yaptığı iradi hareketin neden olabileceği benzer sonuçlar olduğu, fiilen oluşan sonucun sadece genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterli olup, sonucun bütün inceliklerinin öngörülmesine gerek bulunmadığı görüşleri ileri sürülmüştür. (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 8. Bası, İstanbul, 2012, s. 358 vd.; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 277; Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 6. Bası, Ankara, 2013, s.219; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15.

Bası, Ankara, 2013, s.216 vd.) Bu genel açıklamalardan sonra, Türk Ceza Kanununun taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçlarına ilişkin hükümleri ile Karayolları Trafik Kanununun konuyla ilgili düzenlemelerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun “Taksirle yaralama” başlıklı 89. maddesi; “(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. [Editör notu: bu aralık, 7571 sayılı Kanun’la 25/12/2025 tarihinden itibaren dört aydan iki yıla çıkarılmıştır.] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. [Editör notu: bu aralık, 7571 sayılı Kanun’la 25/12/2025 tarihinden itibaren dokuz aydan beş yıla çıkarılmıştır.] (5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.

Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz”, “Taksirle öldürme” başlıklı 85. maddesi ise; “(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”, Şeklinde düzenlenmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde trafik; yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri olarak tanımlanmış, “Karayollarında trafiğin akışı” başlıklı 46. maddesinde sürücülerin, 81. maddesinde trafik kazalarına karışanların uymak zorunda olduğu kurallar hüküm altına alınmış ve anılan kurallara uymayanlar için idari para cezaları öngörülmüş, 68. maddesinde ise; “Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir. a) Yayalar, aşağıda sayılan haller dışında, taşıt yolu bitişiğinde ve yakınında yaya yolu, banket veya alan varsa burada yürümek zorundadır. 1.

Yönetmelikte belirtilen tedbirler alınmak şartı ile diğer yayalar için ciddi rahatsızlık verecek boyutta eşyaları iten veya taşıyan kişiler ile, taşıt yolunun en sağ şeridinden fazla kısmını işgal etmemek, gece ve gündüz görüşün az olduğu hallerde de imkan oranında tek sıra halinde yürümek şartı ile bir yetkili veya görevli yönetiminde düzenli şekilde yürüyen yaya kafileleri taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler. 2. Yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmaması veya bulunmaması hallerinde yayalar, bisiklet trafiğine engel olmamak şartı ile bisiklet yolunda bisiklet yolu yoksa taşıt yolu üzerinde, imkan oranında taşıt yolu kenarına yakın olmak şartı ile yürüyebilirler. 3.

Her iki tarafında, yaya yolu ve banket bulunmayan veya kullanılır durumda olmayan iki yönlü trafiğin kullanıldığı karayollarında yaya kafileleri dışındaki yayalar, taşıt yolunun sol kenarını izlemek zorundadır. b) Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, yaya ve okul geçidi ile kavşak giriş ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmeleri yasaktır. Yayalar, bu yerlerden geçerken; 1. Yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlerde, geçitte yayalar için ışıklı işaret varsa bu işaretlere uymak, 2. Geçitte yayalar için ışıklı işaret yoksa ve geçit sadece taşıt trafiği ışıklı işareti veya yetkili kişi tarafından yönetiliyorsa geçecekleri doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girmek, 3. Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne almak, Zorundadırlar. [Editör notu: karar metninde aktarılan bu alt bent (KTK m.68/b-3), 18/10/2018 tarihli 7148 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle mülga edilmiştir.]

Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler. c) Yaya yollarında, geçitlerde veya zorunlu hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların, trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek şekilde davranışlarda bulunmaları veya buraları saygısızca kullanmaları yasaktır. Bu madde hükümlerine uymayan yayalar 1.800.000 lira para cezası ile cezalandırılırlar” [Editör notu: kanunun konsolide metnindeki 1997 tarihli rakamdır; uygulanan tutar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir.] şeklindeki hükme yer verilerek yayaların uyacakları kurallar belirlenmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Karayollarında trafiğin akışı ve karayolunun kullanılması” başlıklı 94. maddesinde; “Karayollarında trafik sağdan akar.

Aksine bir hüküm veya işaret bulunmadıkça karayollarında; …C) Yayalar; Bu Yönetmeliğin 95 inci maddesinde sayılan hal ve şartlar dışında; a) Taşıt yolu bitişiğindeki ve yakınındaki yaya yolu, banket ve alanlarda yürümek, buralarda ve mecburi hallerde taşıt yolunda yürüme halinde bu Yönetmeliğin 138 ncı maddesindeki şartlara uymak, b) Taşıt yolunun karşı tarafına; yaya ve okul geçitleri ile kavşak giriş ve çıkışlarından, bunların bulunmadığı yerlerde ise, şartlarına uyulmak suretiyle taşıt yolunun uygun kısımlarından geçmek, c) Yaya ve okul geçitlerinden geçerken, geçidin sağ bölümünden yürümek, Zorundadırlar”, “Trafik İşaretlerine Uyma” başlıklı 95. maddesinde; “Araç ve hayvan sürücüleri ile yayalar yolu kullanırken; a) Trafiği düzenleme ve denetlemeye yetkili üniformalı veya özel işaret taşıyan görevlilerin uyarı ve işaretlerine, b) Işıklı ve sesli trafik işaretlerine, c) Trafik işaret levhaları, tertipleri ve yer işaretlemelerine, d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olarak Karayolları Trafik Kanununda ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk ve yükümlülüklere, Uymak zorundadırlar.

Bunlara uymadaki öncelik yukarıda yapılan sıralamaya göredir”, “Yayalar” başlıklı 138. maddesinde; “Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir. a) Yayalar taşıt yolu bitişiğinde veya yakınında yaya yolu, banket veya alan varsa buralardan yürümek, her iki tarafında banket bulunan ve kullanılabilir durumda olan yollarda kendi gidiş yönüne göre sol bankette yürümek zorundadırlar. Ancak; 1) Diğer yayalar için ciddi rahatsızlık ve tehlike verecek boyut veya biçimde eşya iten veya taşıyan kişiler, taşıt yolunun en sağ şeridinde mümkün olan en az kısmı işgal etmek, araçların ilerlemelerine engel olmamak, çarpmayı önleyici ve uyarıcı tedbirleri almak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.

2) Bir yetkili veya görevli yönetiminde düzenli şekilde yürüyen yaya kafileleri taşıt yolunun en sağ şeridinden fazla kısmını işgal etmemek, gece ve gündüz görüşün az olduğu hallerde imkan oranında tek sıra halinde yürümek, araçların hareketlerini engellememek ve güçleştirmemek, çarpmayı önleyici ve uyarıcı tedbirleri almak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler. 3) Yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmaması veya mevcut bulunmaması halinde, bisiklet yolu varsa bisiklet trafiğine engel olmamak şartıyla bisiklet yolunda, bisiklet yolu yoksa imkan oranında taşıt yolu kenarına yakın olmak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.

4) Her iki tarafında yaya yolu ve banket bulunmayan veya kullanılır durumda olmayan iki yönlü yollarda yaya kafileleri taşıt yolunun sağ kenarında diğer yayalar gidişlerine göre taşıt yolunun sol kenarında yürümek zorundadırlar. b) Karşıdan karşıya geçişler; Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayalar, taşıt yolunu yaya ve okul geçidiyle kavşak giriş ve çıkışlarından geçmek zorundadırlar. 1) Yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlerde yayalar için ışıklı işaret varsa bu işaretlere uymak, 2) Geçitte yayalar için ışıklı işaret yoksa ve geçit sadece taşıt trafiği ışıklı işareti veya yetkili kişi tarafından yönetiliyorsa, geçecekleri doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girmek, 3) Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne alarak uygun zamanda geçmek, Zorundadırlar.

Ancak, 100 metre kadar mesafede yaya geçidi, okul geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir zorluk veya engel yaratmamak şartıyla ve yoldan gelen taşıtların uzaklık ve hızını kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler. Yollarda güvenli geçiş, önce sola sonra sağa bakılarak sakınca yoksa taşıt yoluna girmek, geçiş sırasında sola ve sağa bakılarak yürüyüşe devam etmek, taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa ilk geçiş hakkını onlara verip geçişlerini beklemek suretiyle yapılır.

Yayalar için özel olarak yapılmış alt veya üst geçit, yaya köprüsü veya yaya tüneli gibi tesisler varsa yayalar buralardan yararlanmak zorundadırlar. c) Yaya yolu bulunmayan yollarda yürümek zorunda kalan yayalar, araç sürücülerine karşı görünürlüklerini sağlamak, can güvenliklerini daha olumlu yönde artırmaları için alaca karanlık ve gece karanlığında üzerlerinde reflektif aksesuar bulundurmak, uyarıcı açık renk elbise giymek veya ışık taşımak gibi tedbirleri almak zorundadırlar. d) Yaya yollarında, geçitlerde veya mecburi hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların, trafiği engelleyecek, tehlikeye düşürecek davranışlarda bulunmaları, dikkatsiz hareket etmeleri, oynamaları veya bu yerleri saygısızca kullanmaları yasaktır”, Şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi, ne Karayolları Trafik Kanunu ne de Karayolları Trafik Yönetmeliğinin münhasıran taşıtlara özgülenen kurallardan ibaret olduğu söylenemeyecektir. Zira kanunda bizzat “yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri” olarak tanımlanan trafiğin tüm unsurlarının sorumlulukları ile ilgili düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde öngörülmüştür. Belirtilen kanun ve yönetmeliğin amacı, karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğundan, bu hükümler sadece yayaların güvenliği için değil, tüm trafik güvenliğini ve düzenini sağlamak için kabul edilmiştir.

Yayaların karşıdan karşıya nereden ve nasıl geçecekleri, karayollarında nasıl hareket edecekleri, ilk geçiş hakkının kime ait olduğu gibi hususlar kanuni düzenleme ile açıklanmak suretiyle yayalar da dahil olmak üzere herkesin uymakla yükümlü olduğu hükümler oluşturulmuştur. Bu kapsamda, trafikte kazaya karışmış olan kişinin ceza hukuku bakımından sorumluluğundan söz edilebilmesi için karayolu trafiği için belirlenmiş olan bu kurallardan en az birini ihlal etmiş olması gerekmektedir. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK’nun “Taksirle öldürme” başlıklı 85 ve “Taksirle yaralama” başlıklı 89. maddelerindeki hükümler, münhasıran nakil vasıtaları ile işlenen ya da araç sürücüleri tarafından gerçekleştirilen eylemler için kabul edilmediğinden fail herkes olabilecektir.

Nitekim 85. maddede; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi…”, 89. maddede ise; “Taksirle başkasının … neden olan kişi” denmek suretiyle, bu suçun herkes tarafından işlenebileceği kabul edilmiş ve failin herkes olabileceği ortaya konulmuştur. Bu hükümlerde belirli niteliklere sahip faile özgülenmiş suç tipi düzenlenmediğinden, bahse konu suçların münhasıran nakil vasıtaları ile işlenebileceği ya da sadece araç sürücülerinin gerçekleştirdiği eylemlerin taksirle yaralama ya da öldürme suçlarını oluşturacağı ileri sürülemeyecek, kategorik şekilde yayaların bu suçların faili olamayacaklarına ilişkin ön kabul de isabetli olmayacaktır.

Kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket eden yayalar çoğunlukla bizatihi suçtan zarar görmüş oldukları için, örneğin kusurlu olan yayanın hareketi sonucunda kendi ölümü gerçekleştiği ya da ağır şekilde yaralandığı için yayaların sanık olarak yargılandığı uygulamaların sayıca az olduğu görülmektedir. Ancak bu durum, kusurlu hareket eden ve davranışı sonucunda başkalarının zararına neden olan yayanın taksirle öldürme ya da taksirle yaralama suçlarının fail olamayacağı anlamına gelmemektedir. Sürücü ya da yayanın, kurallara aykırı hareket ettiğinde bir trafik kazasının meydana gelebileceğini tahmin etme imkanının bulunduğu hallerde öngörülebilirlik şartının gerçekleştiği ve buna bağlı olarak kişinin taksirli hareketinden dolayı sorumlu olması gerektiği kabul edilmelidir.

Nitekim 5237 sayılı TCK’nun 22. maddesinin gerekçesinde de açıkça; “…bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir…” denilmek suretiyle meydana gelen trafik kazalarında yayaların da taksirle hareket edebilecekleri belirtilmiştir. Kaldı ki, taksirli suçlarda öngörülebilir sonucun tüm detaylarının öngörülmesi ya da öngörülebilir olması da şart değildir, yayanın trafik kurallarını ihlal etmek suretiyle aniden yola çıkması halinde bir aracın ona çarpabileceği ya da çarpmamak için direksiyonu kırması nedeniyle trafik düzeninin bozulabileceği, böylelikle de başkalarının hayatı ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak yaralanma ya da ölüm olayının gerçekleşebileceği herkes için öngörülebilir bir durumdur.

Gerçekleşen neticenin bütün ayrıntı ve inceliklerinin tahmin edilebilir olmasına gerek bulunmayıp, sonucun genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterlidir. Bunun yanında yayaların zarara uğrama ihtimalinin daha yüksek olması, araç yoluna kontrolsüz giren yayanın başkalarına zarar vermek suretiyle tehlikeye neden olacağının öngörülebilir olması gerçeğini değiştirmeyecektir. Benzer uyuşmazlık, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükte olduğu dönemde Ceza Genel Kurulu kararlarına konu olmuş, 13.12.1993 gün 221-317 sayılı kararda taksirle ölüme ya da yaralanmaya neden olma suçlarında taksirin önceden öngörülebilir olma şartı gerçekleşmediğinden yayaların ceza sorumluluklarının bulunmadığı kabul edilmişken, 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararda ise yayaların ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilerek önceki karardan dönülmüştür.

Öte yandan, yayaların trafik kurallarına uymamaları nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılmalarının hüküm altına alınmış olması, TCK’nun 85 veya 89. maddeleri ile cezalandırılmalarına engel teşkil etmemektedir. Trafik kurallarına uymama nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılabilir olma durumu araç sürücüleri için de söz konusu olduğundan bu hususun cezai sorumluluk ile karıştırılmaması gerekir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 18.02.2014 gün ve 10-80 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Ceza Genel Kurulunun Vardığı Sonuç

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacakları söylenemez. Dolayısıyla trafik kazalarında sürücüler gibi yayaların da kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket ederek başkasının yaralanmasına veya ölümüne neden olması durumunda taksirli ilgili suçtan cezalandırılması mümkündür. Bu nedenle Özel Dairece yaya olan sanığın kusuruyla sebebiyet verdiği trafik kazasında sadece tazminat sorumluluğu bulunup ceza sorumluluğunun olamayacağının kabulünde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün ulaşılan bu sonuç ile birlikte esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Karşı Oy: Yayanın Sanık Olamayacağı Görüşü

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi …; “Bir kişinin yaralanması ile sonuçla nan trafik kazasında tali kusurlu olduğu tespit edilen sanığın yaya olması ve herhangi bir trafik aracını kullanmaması nedeniyle, taksirle yaralamaya neden olma suçundan cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunda; 69 promil alkollü mağdur sürücü … yönetimindeki otomobil ile gece vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü, meskun mahal yolda seyrederek olay mahalline geldiğinde, seyir yönüne göre sağ tarafından kaplama, yola girip, yaya geçidini kullanarak, yolun karşısına geçmekte olan, 238 promil alkollü sanık yaya …’ye çarpmamak için direksiyonu kırdığında, başka bir araca çarpması sonucu, mağdur sürücünün basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı olayda, sanık yaya hakkında kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda sanığın beraatine karar verilmiştir.

Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Fail, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme olanak ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmak olup Türk Ceza Kanununun 22/2. maddesi ‘Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi’ olarak tanımlamaktadır.

Yayanın karşıdan karşıya geçerken kendisine motorlu bir vasıtanın çarpacağı ve bu vasıtada bulunanların yaralanacağını öngörebilmesinin kabulü toplumda yaygın olan ortak düşünceye aykırıdır. Yayaların motorlu taşıt sürücülerine zarar vereceklerini, bu nedenle daha fazla basiretli davranmaları gerektiğini bildikleri ve cezalandırılmaları gerektiği kabul edilemez. İntihar etmek için kendisini hızla gelen otomobilin altına atan ve kazaya neden olan şahsın amacı, kendi yaşamına son vermek olup sürücünün yaralanabileceğini de önceden görebileceği söylenemez. Bu nedenle taksirin ‘neticenin öngörülebilmesi’ unsuru bu gibi olaylarda gerçekleşmemiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 46-67. maddelerinde sürücülerin uyacakları kurallar, 68-70. maddelerde ise yayalar, hayvanla çekilen veya elle sürülen araçlarla hayvan sürücülerinin ve yarışlar hakkında kurallar düzenlenmiştir.

Yayalarla ilgili düzenlemelerde uyacakları kurallar belirtilmiş, ışıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından araçların uzaklık ve hızını göz önüne almaları, yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra, en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilecekleri hükme bağlanmıştır. Belirtilen kurallara uymayanlar hakkında ise idari para cezasına hükmolunacaktır. Kanun koyucu tarafından da yayanın kendi can güvenliğini sağlaması için bir takım kurallar konulmuş, trafik kazaları ile ilgili 81. madde ve devamı maddelerinde sadece sürücülerden bahsedilmiş, yayaların motorlu taşıt sürücülerine veya başkalarına verebilecekleri zararlardan dolayı cezai sorumlulukları yönüne gidilmemiştir. Ayrıca ister kasdi, isterse taksirli olsun, bir fiilin cezalandırılabilmesi için uygunluk, elverişlilik, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir.

Bir yayanın motorlu taşıt vasıtasına çarpmasında bu koşulların gerçekleştiği öne sürülemez. Örneğin bir yayanın otobüse çarpması halinde meydana gelen kazada otobüs içindekilerin ölmesinde veya yaralanmasında, aranılan bu yeterlilik, elverişlilik ve uygunluk koşulları yoktur. Bu nedenle trafik kazasına karışan yayanın TCK’nun 85 veya 89. maddeleri gereğince cezalandırılması, ceza hukukunun vurgulanan bu temel kriterlerine aykırıdır. Bir olayda hukuki sorumluluk ile cezai sorumluluk farklı olup, taksirli cezai sorumluluk daha dar olarak düzenlenmiş ve bunun çerçevesi TCK’nın 22. maddesinde çizilmiştir. Trafik kazasında yayanın hukuki sorumluluğunun bulunması, cezai yönden de sorumlu olmasını gerektirmez.

Yayanın kusurlu olması, yeni Türk Ceza Kanunu uygulamasında sürücünün cezasının belirlenmesinde ve hakkında lehe hükümlerin uygulanmasında nazara alınıp adaletli bir cezalandırma sağlanmaya çalışılmaktadır. Yayaların kusurlu olmaları tazmini sorumluluğu gerektirir. Meydana gelen kazadan dolayı cezai sorumluluğun var olduğu kabul edilemez, Yayanın sanık olarak yargılanamayacağını ifade ederken, kastettiğimiz karayolu ulaşımında trafik kazasına karışan araç ile yolda yürümekte olan insanın çarpışan veya çarpışma ile karşı karşıya kalan kişi olması halidir. Aracını yol kenarına bırakıp giden kişi bu eyleminden zararlı bir sonuç doğduğunda’ kusurlu olması halinde tabi ki sanık olarak yargılanabilecektir.

Yine hayvan sürüsünü otobana çıkaran karşıdan karşıya geçirmek isteyen kişi elverişlilik ve yeterlilik koşulları taşıyan, kazaya neden olan sürü sahibi olarak, elbette ki sorumlu ve kusurludur. Çünkü dikkat ve özen yükümlülüğüne uymamanın meydana getirdiği netice dolayısıyla kişinin kusuru mevcuttur. Yayaların katıldıkları trafik kazalarında kusuru olan yayanın sanık olması, işin içinden çıkılmaz bir uygulama olarak karşımıza çıkacaktır. Her gün örneklerini gördüğümüz, okul çıkışında çocukların, köy yolu kenarında yürüyen yayaların hastaneden çıkan hasta yakınları ve hastalar gibi kişilerin kazaya sebebiyet vermeleri halinde binlercesinin sanık olması sonucunu doğurur ki bunun pratikte uygulaması düşünüldüğünde karmaşık bir sorunlar yumağı oluşturacağı anlaşılacaktır.

Trafik kazasına sebep olan sürücü ve yaya eşit kusurlu olduğu bir olayda meydana gelen ölümün aracın çarpması sonucu mu ya da yayanın çarpması sonucu mu meydana geldiği düşünüldüğünde aracın çarptığının kabulü gerekeceği ve neticeyi oluşturanın yaya olmadığı açıktır. Görüldüğü gibi elverişlilik olma bakamından da yayanın hareketi, sonucu meydana getirmeye elverişli değildir. Yayanın sanık olarak kabul edilemeyeceğini söylerken, yayanın hiç sorumlu olmadığını düşünmüyoruz. Kusuru oranında maddi ve manevi tazminattan sorumludur. Benzer uyuşmazlıklarla ilgili Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yayaların sanık olamayacağı yönünde birden fazla kararı olduğu gibi sanık olabileceğine dair de kararları vardır.

Bu nedenlerden dolayı daire kararının yerinde olup Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne muhalifim” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Hüküm Fıkrası

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.05.2013 gün ve 27861-12220 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Yerel mahkeme hükmünün ulaşılan bu sonuç ile birlikte esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.02.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı: yayanın taksirle yaralamaya neden olmasında ceza sorumluluğu

Yayanın Taksirle Ölüme Neden Olmasında Zamanaşımı ve Kanun Yolları

Taksirle öldürme suçunda dava zamanaşımı süresi on beş yıldır. Dayanak Türk Ceza Kanunu’nun 66/1-d maddesidir; süre, aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın üst sınırına göre belirlendiği için hem 85/1 hem 85/2 bakımından aynıdır. Sürenin başlangıcı, 66/6. madde gereğince suçun işlendiği gün — yani kaza günüdür. Taksirle yaralamada ise süre suçun ağırlığına göre değişir ve genel kurallara tabidir.

Kanun yolları bakımından iki aşama vardır. İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulur; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 273/1. maddesi uyarınca süre gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır. Bu sürenin “yedi gün” olduğu bilgisi eskimiştir: 273. madde 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la değiştirilmiş, süre iki haftaya çıkarılmış ve başlangıç tefhim değil gerekçeli kararın tebliği olarak belirlenmiştir.

AşamaSüre / kuralDayanak
İstinaf başvurusuGerekçeli kararın tebliğinden iki haftaCMK m.273/1
Resen inceleme15 yıl ve daha fazla hapis cezalarında bölge adliye mahkemesi re’sen incelerCMK m.272/1
Temyiz sınırıİlk derecede 5 yıl veya daha az hapis cezasında, bölge adliye mahkemesinin esastan ret veya cezayı artırmayan kararları temyiz edilemezCMK m.286/2-a, b
Dosya incelemeTaksirli suçlar kısıtlama listesinde yer almadığından dosya inceleme yetkisi kısıtlanamazCMK m.153/2
Delil toplama talebiBilirkişi raporuna itirazın usul kanalıCMK m.234/1-a-1

Tablodaki üçüncü satırın pratik sonucu şudur: tek ölümlü ya da yaralanmalı dosyaların büyük bölümü, verilen ceza beş yılı aşmadığı için istinaf aşamasında kesinleşir. Bu nedenle savunmanın ağırlık merkezi temyiz değil, ilk derece ve istinaf aşamalarıdır; bilirkişi raporuna itiraz ve delil toplama talepleri bu aşamalarda kullanılmalıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), iki yıl veya daha az hapis cezalarında gündeme gelir ve zararın tamamen giderilmesi koşuluna bağlıdır. Kurum, 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir; iki yenilik özellikle önemlidir: HAGB kararı verildiğinde hapis cezası ayrıca ertelenemez ve seçenek yaptırıma çevrilemez; ayrıca karara karşı kanun yolu artık itiraz değil istinaftır. Eski tarihli kaynakların tamamı bu noktada “itiraz” demektedir.

Yaya Kazası Dosyalarında Sık Karşılaşılan Altı Yanlış

Yayanın taksirle ölüme neden olması konusunda kaynaklarda tekrarlanan bilgi hatalarını, doğrularıyla birlikte tek tabloda topladık.

Yaygın bilgiDoğrusu
“Yaya trafik kazasında sanık olamaz, yalnızca tazminattan sorumludur.”Ceza Genel Kurulu 2016’da bu kategorik kabulü reddetti; koşulları varsa yaya hakkında mahkûmiyet kurulabilir.
“Yaya geçidinde yayaya çarpan sürücü kanunen asli kusurludur.”KTK m.84’teki on iki asli kusur hâli kapalı listedir ve bu davranış listede yoktur; kusur m.84 son fıkra + KTY m.157/b uyarınca belirlenir.
“Kaza tespit tutanağında kusur oranı yazar.”KTY m.156/a-3: tutanakta oran belirtilmez, yalnızca hangi kuralın ihlal edildiği yazılır.
“Tali kusurlu olan ceza almaz.”TCK m.22/4-5: ceza kusura göre belirlenir; az kusur cezayı kaldırmaz. 12. CD 07.06.2022 tarihli kararında tali kusurlu yayanın mahkûmiyeti onandı.
“Taksirle yaralama cezası üç aydan bir yıla kadardır.”7571 sayılı Kanun’la 25/12/2025’te dört aydan iki yıla çıkarıldı.
“Ölümlü kazada taraflar uzlaşabilir.”CMK m.253/1-b listesinde taksirle öldürme yer almaz; ölümlü kazada uzlaştırma yolu kapalıdır.

Yaya kazası dosyalarında sonucu belirleyen şey çoğu zaman kanun metni değil, kusur raporunun nasıl kurulduğudur. Kaza tespit tutanağı, kroki, kamera kaydı ve bilirkişi raporu arasındaki çelişkiler süresi içinde ileri sürülmezse dosya o hâliyle kesinleşir. Sürecin başında hukuki destek almak isteyenler trafik kazası avukatı sayfamızdan, ceza yargılamasına ilişkin çalışmalarımız için Ankara ceza avukatı sayfamızdan bilgi alabilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her dosyanın kusur dağılımı, delil durumu ve olay tarihinde yürürlükte olan mevzuat farklıdır; somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

Taksirle ölüme neden olma nedir?

Taksirle ölüme neden olma; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak, öngörülebilir bir neticenin öngörülmeyerek gerçekleşmesi sonucunda bir kişinin ölümüne sebebiyet verilmesidir. Suç, Türk Ceza Kanunu‘nun 85. maddesinde düzenlenir. Failin neticeyi istememiş olması, ancak hareketi ile netice arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Ceza tek ölümde iki yıldan altı yıla, birden fazla ölüm ya da ölümle birlikte yaralanma hâlinde iki yıldan on beş yıla kadar hapistir.

Bir yayanın trafik kazası nedeniyle taksirle ölüme neden olması mümkün müdür?

Evet. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016 yılında verdiği iki kararla, taksirle öldürme ve yaralama suçlarının herkes tarafından işlenebileceğini, yayaların bu suçların faili olamayacağının kategorik olarak söylenemeyeceğini kabul etmiştir. Ancak sorumluluk otomatik değildir: hareketin iradi olması, illiyet bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olması aranır. Netice öngörülemiyorsa hukuken kaza veya tesadüf söz konusu olur ve ceza sorumluluğu doğmaz.

Taksirle ölüme neden olma suçu şikayete tabi midir?

Hayır. Taksirle öldürme suçu şikâyete bağlı değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez. Şikâyet şartı yalnızca taksirle yaralama bakımından, Türk Ceza Kanunu’nun 89/5. maddesinde düzenlenmiştir. Taksirle öldürmede dava zamanaşımı süresi on beş yıldır ve kaza gününden itibaren işler.

Yaya geçidi olmayan yerde yayaya çarpmanın cezası nedir?

Cezayı belirleyen şey geçidin bulunup bulunmaması değil, ortaya çıkan neticedir. Ölüm varsa Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesi (iki yıldan altı yıla kadar hapis), yaralanma varsa 89. maddesi uygulanır; 89/1 için ceza dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Geçidin bulunmaması sürücünün kusurunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz; buna karşılık yayanın geçit dışından geçmesi de her hâlde kusur sayılmaz, çünkü Karayolları Trafik Kanunu’nun 68/b maddesi yüz metre içinde geçit bulunmayan yerlerde şartlı geçiş imkânı tanır.

Yaya geçidinde yayaya çarpan sürücü asli kusurlu sayılır mı?

Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesindeki on iki asli kusur hâli kapalı bir listedir ve bu davranış listede yer almaz. Ancak sürücü, 74. madde uyarınca yaya geçidine yaklaşırken yavaşlamak ve geçen veya geçmek üzere olan yayaya durarak ilk geçiş hakkı vermek zorundadır; bu yükümlülüğün ihlali kusurun ağırlıklı olarak sürücüye yüklenmesine yol açar. Ayrım pratikte önemlidir, çünkü ölümlü kazada sürücü belgesinin bir yıl geri alınması yaptırımı (KTK m.118) yalnızca asli kusurlu sürücüler için öngörülmüştür.

Yaya yüzde yüz kusurluysa sürücü beraat eder mi?

Sürücüye kusur izafe edilemiyorsa verilecek karar beraattır; dayanak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-c maddesidir (failin kast veya taksirinin bulunmaması). Kusur dağılımı belirlenemiyorsa 223/2-e maddesi (suçun işlendiğinin sabit olmaması) uygulanır. Bu hâllerde “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi hatalıdır; 223/9. madde, derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceğini açıkça düzenler.

Tali kusurlu yaya ceza alır mı?

Evet, alabilir. Türk Ceza Kanunu’nun 22/4. maddesi cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini, 22/5. maddesi ise birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkesin kendi kusurundan sorumlu olacağını ve cezaların ayrı ayrı belirleneceğini düzenler. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 07.06.2022 tarihli kararında, Adli Tıp raporunda tali kusurlu bulunan yaya hakkında taksirle öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü onamıştır. Az kusur cezayı kaldırmaz, yalnızca miktarını etkiler.

Yayaya çarpıp kaçmanın cezası nedir?

Ölümlü veya yaralanmalı bir kazada zabıtanın izni olmadan ve zaruret bulunmadan olay yerinden ayrılan sürücüye Karayolları Trafik Kanunu’nun 81/3. maddesi uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır. Salt maddi hasarlı olayda hapis cezası ve kanun gereği belge geri alma söz konusu değildir; yalnızca idari para cezası uygulanır. Ayrıca yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.

Yaya kazasında kusur oranını kim belirler?

Kusur oranını kolluk değil, yargılama sırasında görevlendirilen bilirkişi belirler. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 156/a-3 maddesi, tutanak düzenleyenlerin kusur oranı belirtmeksizin yalnızca hangi trafik kuralının ihlal edildiğini yazacağını açıkça hükme bağlar. Ölümlü ve yaralanmalı dosyalarda değerlendirme çoğu zaman Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından yapılır. Rapora itirazın usul kanalı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 234/1-a-1 maddesindeki delillerin toplanmasını isteme hakkıdır.

Yayanın alkollü olması kusurunu artırır mı?

Kanun yayalar için promil sınırı öngörmemiştir; Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesindeki sınırlar sürücülere ilişkindir. Yayanın alkollü olması kendiliğinden kusur doğurmaz, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın somut göstergesi olarak değerlendirilir. Ceza Genel Kurulu kararına konu olayda hem yaya hem sürücü alkollüydü; böyle dosyalarda her fail kendi kusurundan sorumlu olur ve cezalar ayrı ayrı belirlenir.

Yaya kazasında bilinçli taksir cezayı nasıl etkiler?

Bilinçli taksir hâlinde ceza, Türk Ceza Kanunu’nun 22/3. maddesi uyarınca üçte birden yarıya kadar artırılır; artırım emredicidir, yalnızca oranı hâkimin takdirindedir. Daha ağır olan ikinci sonuç ise 50/4. maddededir: taksirli suçlardan hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebilirken, bu imkân bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. Yani aynı miktardaki ceza bilinçli taksirde hapis olarak kalır.

Yaya kazasına hangi mahkeme bakar?

Tek ölümlü dosyalarda (TCK m.85/1, üst sınır altı yıl) ve taksirle yaralama dosyalarında görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Birden fazla ölüm ya da ölümle birlikte yaralanma hâlinde (TCK m.85/2, üst sınır on beş yıl) ağır ceza mahkemesi görevlidir. 5235 sayılı Kanun’un 14. maddesi görevin belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenlerin gözetilmeyeceğini düzenlediği için, bilinçli taksir artırımı görevi değiştirmez. “Trafik mahkemesi” adında bir merci bulunmamaktadır.

Yaya kazasında ölümlü dosyada uzlaşma yapılabilir mi?

Hayır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253/1-b maddesindeki uzlaştırma kapsamındaki suçlar listesinde taksirle yaralama yer alır, taksirle öldürme yer almaz. Bu nedenle ölümlü kazada uzlaştırma yolu kapalıdır ve taraflar arasında yapılan bir anlaşma kamu davasını sona erdirmez. Anlaşma yalnızca tazminat yönünden sonuç doğurur; Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesi uyarınca yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli anlaşmalar iki yıl içinde iptal edilebilir.

Yaya kazasında manevi tazminat sigortadan alınabilir mi?

Hayır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 92/f maddesi manevi tazminatı zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı dışında bırakmıştır. Manevi tazminat, kusurlu sürücüye ve aracın işletenine karşı açılacak davada istenir. Aynı maddenin (g) bendi hak sahibinin kendi kusur payını, (k) bendi ise kazanç kaybı ve iş durması gibi kalemleri de teminat dışında tutar. Bedensel zararlar ise poliçe limitleri içinde sigortadan karşılanır.

Yaya kazası dosyasında sanık ölürse ne olur?

Sanığın ölümü hâlinde kamu davası düşer; dayanak Türk Ceza Kanunu’nun 64/1. maddesidir. Bu durum yaya dosyalarında pratik önem taşır, çünkü kural ihlali yapan yaya çoğu zaman aynı kazada ağır biçimde yaralanan ya da hayatını kaybeden taraftır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 24.05.2017 tarihli kararında, Ceza Genel Kurulu kararı sonrası yapılan esas incelemesinde sanığın hükümden sonra vefat ettiğini tespit ederek düşme kararı verilmesi için hükmü bozmuştur. Ceza davasının düşmesi, mirasçılara karşı açılacak tazminat davasını engellemez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir