Hukuk, İş Hukuku, Tazminat Hukuku

SGK Rücu Davasında İşveren Kurumun Ödediğinin Tamamını Ödemez

SGK Rücu Davasında İşveren Kurumun Ödediğinin Tamamını Ödemez

SGK rücu davası, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle Kurumun sigortalıya ya da hak sahiplerine yaptığı ödemeleri kusurlu işverenden veya olaya sebep olan üçüncü kişiden geri istemesidir. Dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesidir ve dava iş mahkemesinde görülür. Bu davada en sık yapılan hata, Kurumun ödediği her kalemi olduğu gibi tahsil edeceğini sanmaktır: kanun, işverenden istenebilecek tutarı işçinin kendisinin işverenden isteyebileceği miktarla sınırlamıştır.

Makale İçeriği

Yazının sırası şöyle: önce Kurumun hangi kalemleri geri istediği ve sorumluluğun hangi şartla doğduğu ayrılıyor, ardından tutarın nasıl sınırlandığı, kaza tarihinin hangi kanunu getirdiği, üçüncü kişilerde neden yarım hesap yapıldığı, sigortasız işçinin kazasında kusurun neden aranmadığı, zamanaşımının hangi tarihten başladığı ve davanın arabuluculuk ile mahkeme yönünden nerede durduğu ele alınıyor.

Öne çıkanlar

Rücu davası işçinin tazminat davasından ayrı bir davadır; davacısı Kurum, konusu Kurumun kendi zararıdır ve tutarı işverenin kusuruyla sınırlıdır.

  • Sorumluluğun şartı: işverenin kastı ya da iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı hareketi bulunmalıdır; kusursuz işverene rücu edilmez.
  • Tavan: Kurum, işçinin işverenden isteyebileceği tutardan fazlasını alamaz (5510 m.21/1).
  • Üçüncü kişi: kazaya sebep olan üçüncü kişiye ilk peşin sermaye değerinin yalnızca yarısı rücu edilir (m.21/4).
  • Zamanaşımı: on yıl; başlangıcı kaza tarihi değil, gelirde Kurum onay tarihi, masrafta ödeme tarihidir (m.93/3).
  • Arabuluculuk: rücu davasında dava şartı değildir (7036 m.3/3).

SGK Rücu Davası Nedir?

SGK rücu davası, Kurumun kendi kasasından çıkan parayı, o zarara sebep olan kişiden geri almak için açtığı bir alacak davasıdır. İş kazası geçiren sigortalıya gelir bağlanmış, geçici iş göremezlik ödeneği ödenmiş veya tedavi masrafı karşılanmışsa, bu ödemelerin yükü kanunda sayılan şartlar varsa işverene ya da olaya karışan üçüncü kişiye aktarılır. Kurum burada sigortalının vekili gibi değil, kendi zararını isteyen bir davacı gibi hareket eder.

Bu dava, işçinin veya ölen sigortalının yakınlarının açtığı maddi ve manevi tazminat davasından bağımsızdır. İki dava aynı olaydan doğar, çoğu zaman aynı kusur raporuna dayanır, fakat tarafları ve talep konuları farklıdır. İşçinin davasında istenen şey kişinin uğradığı zarar, rücu davasında istenen şey Kurumun yaptığı sosyal sigorta ödemesidir. İşçinin dava açmamış olması Kurumun rücu hakkını ortadan kaldırmaz; işçi hiç dava açmasa bile Kurum kendi alacağı için işverene yönelebilir. Süreçlerin nasıl ayrıştığını iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat yazımızda ayrıca ele aldık.

Uygulamada dava iki yoldan gelir. Kurum ya doğrudan dava açar ya da önce icra takibi başlatır; borçlu takibe itiraz edince bu kez itirazın iptali davası açılır. İkinci ihtimalde dava adı değişse de esas tartışma aynıdır: işverenin kusuru var mı, varsa oranı nedir ve Kurumun isteyebileceği tutar ne kadardır. Yargıtay’da bu dosyaların temyiz mercii 10. Hukuk Dairesi‘dir; eski tarihli kaynaklarda geçen 21. Hukuk Dairesi 2020’de kapatılmıştır.

Kurum Hangi Ödemeleri Geri İster?

Rücu edilen tutar tek bir kalemden ibaret değildir. Kanun, “yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı” ifadesiyle geniş bir çerçeve çizer. Pratikte dava dilekçesinde şu kalemler ayrı ayrı gösterilir ve her birinin hesap yöntemi ile faiz başlangıcı farklıdır.

KalemDayanakNasıl hesaplanır
Sürekli iş göremezlik geliri5510 m.21/1Gelirin bağlandığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri
Ölüm hâlinde hak sahiplerine bağlanan gelir5510 m.21/1Aynı yöntem; her hak sahibi için ayrı peşin değer
Geçici iş göremezlik ödeneği5510 m.21/1-2Fiilen ödenen tutar
Tedavi ve sağlık hizmeti giderleri5510 m.76Belgelenen sarf tutarı
Bildirim gecikmesinden doğan ödenek5510 m.21/2Bildirime kadar ödenen ödenek, kusur aranmaksızın

Tablodaki ilk iki satırda geçen ilk peşin sermaye değeri, davanın en teknik kavramıdır. Kurum sigortalıya ömür boyu aylık ödeyecektir; bu aylıkların bugünkü toplam karşılığı aktüerya hesabıyla tek bir rakama indirgenir. “İlk” sözcüğü kritiktir: gelire sonradan yapılan artışlar bu değere eklenmez. Yargıtay, gelir artışlarını hesaba katan bilirkişi raporlarına dayanan hükümleri bu yüzden bozmaktadır.

Tedavi giderleri ise ayrı bir hukuki temele oturur. Kanunun 76. maddesi, iş kazasına uğrayan sigortalıya sağlık hizmetini derhal sağlamayı işverene yükler ve bu yükümlülükteki ihmal tedavinin uzamasına ya da maluliyetin artmasına yol açmışsa, Kurumun bu nedenle yaptığı her türlü sağlık gideri işverenden istenir. Trafik kazalarında tedavi giderinin kim tarafından karşılandığını SGK ve sigorta sürecini anlattığımız yazıda karşılaştırmalı olarak bulabilirsiniz.

İşverenin Sorumluluğu Hangi Şartla Doğar?

Kurumun işverene rücu edebilmesi için kazanın gerçekleşmiş olması yetmez. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası iki hâl sayar: iş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı ya da sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmiş olmalıdır. Bu iki hâlden biri yoksa rücu talebi reddedilir.

Mevzuata aykırılık geniş yorumlanır. İş sağlığı ve güvenliği eğitiminin verilmemesi, risk değerlendirmesinin yapılmaması, koruyucu donanımın temin edilmemesi veya temin edilip kullanımının denetlenmemesi, makine koruyucusunun sökülmüş olması, yüksekte çalışmada emniyet tedbirinin alınmaması gibi ihlaller kusur raporlarında en sık karşılaşılan başlıklardır. Bu ihlallerin kaza ile arasında illiyet bağı kurulabilmesi gerekir; ilgisiz bir mevzuat eksikliği tek başına sorumluluk doğurmaz.

Kusur oranı bilirkişi raporuyla belirlenir ve rücu tutarının doğrudan çarpanıdır. İşveren yüzde altmış kusurluysa Kurum, hesaplanan tutarın yüzde altmışını isteyebilir. Sigortalının kendi kusuru bu oranı azaltır. Kusurun nasıl saptandığını, hangi kurumların rapor düzenlediğini ve rapora itirazın yolunu iş kazasında kusur oranı yazımızda ayrıntılı anlattık.

“Suç Sayılabilir Hareket” Ölçütü 5510’da Yer Almaz

İnternette dolaşan pek çok metin, işverenin sorumluluğunu sayarken üç hâlden söz eder: kast, mevzuata aykırı hareket ve suç sayılabilir hareket. Üçüncü ölçüt yürürlükteki kanunda yoktur. O ifade, 5510 ile yürürlükten kaldırılan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 26. maddesinde geçiyordu ve eski metinden alışkanlıkla taşınmaktadır.

Fark yalnızca sözcük düzeyinde değildir. Eski metinde işverenin fiili mevzuata aykırı olmasa bile suç oluşturuyorsa rücu kapısı açıktı. Yeni metin bu üçüncü kapıyı kapatmış, sorumluluğu kast ile mevzuata aykırılığa bağlamıştır. Bu nedenle “işveren hakkında ceza davası açıldı, o hâlde rücu davası kesin kazanılır” akıl yürütmesi doğru değildir; ceza dosyası güçlü bir delildir ama tek başına sorumluluğun kurucu unsuru sayılmaz.

Bu ayrım hangi kanunun uygulanacağı sorusuyla da bağlantılıdır. Kaza 5510’un yürürlüğünden önce olduysa eski metin, sonra olduysa yeni metin uygulanır. Aşağıda bu kırılmayı ayrı bir başlıkta ele alıyoruz, çünkü yalnızca sorumluluk şartlarını değil hesap yöntemini de değiştirmektedir.

Rücu Alacağı İşçinin İsteyebileceği Tutarla Sınırlıdır

Kanun metninin en çok atlanan bölümü şu ifadedir: rücu tutarı, “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere” Kurumca işverene ödettirilir. Yani Kurumun alacağı iki ayrı sınırı birden geçemez. Birinci sınır kusur oranıdır. İkinci sınır, sigortalının işverene karşı açabileceği tazminat davasında elde edebileceği maddi zarar tutarıdır ve uygulamada buna tavan denir.

Bu sınırın pratik sonucu şudur: Kurumun bağladığı gelirin peşin değeri, işçinin gerçek maddi zararından yüksek çıkabilir. Böyle bir dosyada işveren, aradaki farkı ödemez. Rücu davasının kabul edilen tutarı, kusur oranıyla çarpılmış peşin değer ile işçinin isteyebileceği tazminat tutarından hangisi düşükse odur. İşverenin savunmasında bu hesabın yaptırılmasını istemesi, çoğu dosyada tutarı doğrudan aşağı çeker.

AdımİşlemÖrnek (varsayım)
1İlk peşin sermaye değeri + masraflar1.000.000 TL
2İşverenin kusur oranıyla çarpılır%60 → 600.000 TL
3İşçinin isteyebileceği maddi zarar (tavan) hesaplanır520.000 TL
4İkisinden düşük olan hüküm altına alınır520.000 TL

Tablodaki rakamlar yalnızca işleyişi göstermek için seçilmiş varsayımlardır; gerçek dosyada her kalem bilirkişi hesabıyla belirlenir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sıradır: önce kusur uygulanır, sonra tavan karşılaştırması yapılır. Sıranın tersine çevrilmesi tutarı yanlış gösterir.

Kaçınılmazlık İlkesi Kusuru Nasıl Böler?

Kanunun 21. maddesi, “işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır” der. Kaçınılmazlık, olayın gerçekleştiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik önlemlerin tamamı alınmış olsa bile zararın önlenemeyeceği durumları anlatır. Böyle bir pay tespit edilirse, kusur dağılımında işverene değil kaçınılmazlığa yazılır ve rücu tutarı o oranda düşer.

Kavramın sınırı dardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kaçınılmazlığın kabulü için “vuku bulan olaya karşı koyulmazlık hâli ve her türlü tedbirin alınmasına rağmen gerçekleşmesi önlenemeyen ve objektif bir kaçınılmazlık durumunun söz konusu olması” gerektiğini belirtmiştir. Yani işverenin sübjektif imkânsızlığı değil, teknik olarak nesnel bir önlenemezlik aranır. Alınmamış bir önlem varsa kaçınılmazlıktan söz edilemez.

Meslek hastalıklarında kaçınılmazlık payı daha sık gündeme gelir; çünkü uzun süreli maruziyette işin ve işyerinin niteliği gereği hastalığın ortaya çıkma ihtimali tümüyle sıfırlanamayabilir. Buna karşılık aynı işyerinde aynı hastalığa ilişkin çok sayıda dava görülüyorsa mahkemelerin farklı sonuçlara varması ayrı bir sorun doğurur. Hukuk Genel Kurulu 2018/144 E., 2018/1324 K., 04.07.2018 tarihli kararında, aynı işverene karşı görülen benzer dosyalarda kaçınılmazlık uygulanmadan verilen kararların kesinleşmiş olduğu bir olayda, aksi yöndeki bozmanın hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceğini belirterek direnme kararını oy çokluğuyla onamıştır. Meslek hastalığı davalarının genel çerçevesi için meslek hastalığı ve tazminatlar yazımıza bakabilirsiniz.

Hangi Kanunun Uygulanacağını Kaza Tarihi Belirler

Rücu davasında ilk bakılacak şey dava tarihi değil, olayın gerçekleştiği tarihtir. 5510 sayılı Kanun 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonraki iş kazası ve meslek hastalıklarında 21. madde, önceki olaylarda ise mülga 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi uygulanır. Kanunların geriye yürümemesi kuralı gereği yeni metnin eski olaylara uygulanmasına imkân yoktur.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bu ölçütü açıkça kurar. 2014/7000 E., 2015/5802 K., 26.03.2015 tarihli kararda, “iş kazasının meydana geldiği 26.11.2009 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanunun 21. ve 23. maddeleri” ifadesiyle dayanak belirlenmiş, yerel mahkemenin dosyayı 506 sayılı Kanun’un 26. maddesine dayandırmış olması hatalı bulunmuş, ancak sonuca etkili görülmediği için hüküm onanmıştır.

Bu ayrım eski tarihli kazalarda hâlâ canlıdır. On yıllık zamanaşımı ve gelir bağlama sürecinin uzunluğu nedeniyle 2008 öncesi olaylardan doğan rücu dosyaları yıllar sonra da mahkeme önüne gelebilmektedir. Bu yüzden dosyanın hangi rejime tabi olduğunu baştan tespit etmek, savunmanın da talebin de yönünü belirler.

1 Ekim 2008 Öncesi Kazalarda Rejim Tersine Döner

Eski 506 sayılı Kanun’un 26. maddesinde de başlangıçta bir tavan vardı: “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere”. Anayasa Mahkemesi 23.11.2006 tarihli, E.2003/10, K.2006/106 sayılı kararıyla bu ibareleri iptal etmiş, karar 21.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. İptalden sonra Kurumun rücu alacağı, Yargıtay’ın ifadesiyle “kanundan doğan, kendine özgü, sigortalı veya hak sahiplerinin hakkından bağımsız, basit rücu hakkına” dönüşmüştür.

Sonuç, bugünkü rejimin tam tersidir. 10. Hukuk Dairesi’nin 2018/252 E., 2018/1181 K., 19.01.2018 tarihli kararında, 09.01.2005 tarihli kazaya ilişkin dosyada mahkemenin gerçek zarar hesabı yaptırıp hükmü bununla sınırlaması bozma sebebi sayılmış, “ilk peşin sermaye değeri yönünden davalıların %100 kusurlu oldukları da göz önüne alınarak” Kurum talebinin tamamına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı içtihat 2016/17828 E., 2019/3778 K., 24.04.2019 tarihli kararda da tekrarlanmıştır.

ÖlçütKaza 1.10.2008 öncesi (506 m.26)Kaza 1.10.2008 sonrası (5510 m.21)
Sorumluluk hâlleriKast, mevzuata aykırılık, suç sayılabilir hareketKast, mevzuata aykırılık
Gerçek zarar (tavan) hesabıYapılmazYapılır, tutarı sınırlar
Gelir artışlarıİstenemezİstenemez (yalnız ilk peşin değer)
Sorumlunun işçiye yaptığı ödemelerin mahsubuDüşülmezTavan hesabında dikkate alınır
Zamanaşımı kaynağıGenel hükümler5510 m.93/3 (özel hüküm)

Tablodaki dördüncü satır uygulamada sık tartışılır. Eski rejimde, işverenin veya üçüncü kişinin doğrudan sigortalıya yaptığı ödemeler Kurumun rücu alacağından düşülmez; çünkü Kurumun hakkı sigortalının hakkından bağımsızdır. Yeni rejimde ise tavan işçinin isteyebileceği tutara bağlandığı için, işçiye yapılmış ödemeler bu tutarı ve dolayısıyla rücu alacağını etkiler.

Üçüncü Kişiye Rücuda İlk Peşin Sermaye Değerinin Yarısı İstenir

Kaza işverenden değil de dışarıdan birinin kusurundan doğmuşsa hesap yöntemi değişir. Kanunun 21. maddesinin dördüncü fıkrası açıktır: iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, yapılan ödemeler ile bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve kusurları varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir.

Bu yarım oran bir indirim veya takdir değil, kanunun kendisinden gelen sabit bir sınırdır. Hesap şöyle işler: önce peşin sermaye değerinin yarısı bulunur, sonra üçüncü kişinin kusur oranıyla çarpılır. Üçüncü kişi tam kusurlu olsa bile Kurum, ilk peşin sermaye değerinin yarısından fazlasını o kişiden alamaz. İşveren tarafında böyle bir yarım hesap yoktur; oradaki sınır kusur oranı ile işçinin isteyebileceği tutardır.

KarşılaştırmaİşverenÜçüncü kişi
Dayanak fıkra5510 m.21/15510 m.21/4
Sorumluluğun şartıKast veya mevzuata aykırılıkKusur
Hesap tabanıİlk peşin sermaye değerinin tamamıİlk peşin sermaye değerinin yarısı
Ek sınırİşçinin isteyebileceği tutarKusur oranı
Sorumluluğun kaynağıİş sözleşmesi ve mevzuatHaksız fiil

Üçüncü kişiyi çalıştıran kişinin sorumluluğu ise koşulludur. Kanun “şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara” der; yani çalıştıranın kendi kusuru aranır, salt istihdam ilişkisi yeterli değildir. Bu ayrım, alt işveren ilişkilerinin bulunduğu şantiye tipi işyerlerinde davanın kime yöneltileceğini belirler.

Trafik Kazası Aynı Zamanda İş Kazasıysa Kim Öder?

Servis aracının kaza yapması, şoförün seyir hâlindeyken çarpışması ya da işçinin görevli olarak gittiği yolda kaza geçirmesi hâllerinde olay hem trafik kazası hem iş kazasıdır. Bu dosyalarda Kurum, kusurlu sürücüye ve aracın işletenine üçüncü kişi sıfatıyla yönelir; yani yarım hesap kuralı devreye girer. Karşı taraf işveren değilse tavan tartışması değil, kusur ve yarım oran tartışması yürür.

Kusurlu sürücü aynı zamanda işçinin işvereni ise durum karışır. Böyle bir dosyada aynı kişi hem 21. maddenin birinci fıkrası hem dördüncü fıkrası kapsamına girecek gibi görünür; uygulamada işveren sıfatı önceliklidir ve hesap birinci fıkraya göre yapılır. Sigortacının sorumluluğu ile işletenin sorumluluğunun nasıl ayrıldığını alkollü trafik kazası ve rücu yazımızda sigorta şirketinin rücu hakkı üzerinden ayrıca inceledik.

İki rücu mekanizmasının karıştırılmaması gerekir. Sigorta şirketinin poliçe genel şartlarına dayanarak sigortalısına dönmesi ayrı bir kurumdur; kaynağı sözleşme ve genel şartlardır. Kurumun rücu hakkı ise doğrudan kanundan doğar. Aynı kazada her iki mekanizma birlikte işleyebilir ve bunlar birbirinin yerine geçmez.

Sigortasız İşçinin Kazasında Kusur Aranmaz

Kanunun 23. maddesi, rücu davasının en sert hükmüdür ve çoğu işverenin farkında olmadığı bir riski taşır. Sigortalı çalıştırmaya başlandığı süresi içinde işe giriş bildirgesiyle Kuruma bildirilmemişse, bildirgenin sonradan verildiği ya da çalışmanın Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazasında ilgililerin gelir ve ödenekleri yine Kurumca ödenir; işçi mağdur edilmez.

Bedeli ise doğrudan işverene çıkar. Maddenin ikinci fıkrası, yapılan ve ileride yapılması gerekli her türlü masrafın tutarı ile gelirin ilk peşin sermaye değerinin, “21 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı sorumluluk hâlleri aranmaksızın” işverene ayrıca ödettirileceğini söyler. Yani kast veya mevzuata aykırılık aranmaz; işveren kazada hiç kusuru olmasa dahi sorumludur.

Bu, bildirim yükümlülüğünü ihlal eden işveren bakımından kusursuz bir sorumluluk hâlidir ve idari para cezasından bağımsızdır. İşçi sigortasız çalıştırıldığı için kesilen ceza ayrı, kazanın maliyeti ayrı hesaplanır. Sigortasız çalıştırmanın diğer sonuçlarını sigortasız işçi çalıştırma cezası yazımızda topluca ele aldık.

Kazayı Üç İş Gününde Bildirmeyen İşveren Ne Öder?

İş kazası, kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmek zorundadır. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse bu süre, kazanın öğrenildiği tarihten başlar. Meslek hastalığında ise süre, durumun öğrenildiği günden itibaren yine üç iş günüdür.

Süre kaçırılırsa 21. maddenin ikinci fıkrası devreye girer: bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir. Bu yaptırım da kusur şartına bağlı değildir; gecikmenin kendisi yeterlidir. Tutar büyük olmayabilir, ancak dosyaya ayrı bir kalem olarak eklenir ve faizi ödeme tarihinden işler.

Bildirim yükümlülüğünün usulünü ve sık yapılan hataları iş kazası bildirimi yazımızda, gecikmenin doğurduğu sonuçları ise iş kazasının SGK’ya geç bildirilmesi yazımızda anlattık. Kaza tutanağının nasıl düzenleneceği de bu aşamanın parçasıdır ve iş kazası tutanağı yazımızda örneklendirilmiştir.

Sağlık Raporuna Aykırı Çalıştırmanın Ayrı Rücu Sonucu Vardır

Çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gereken işlerde, rapor alınmadan ya da rapora aykırı biçimde bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının bu nedenle ortaya çıkan hastalığı için ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir. Bu, 21. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen bağımsız bir rücu hâlidir ve kazadan değil çalıştırma biçiminden doğar.

Aynı mantık sağlık hizmeti giderleri bakımından 76. maddede tekrarlanır. Sağlık raporuna dayanmaksızın veya raporda çalışması tıbben elverişli olmadığı belirtildiği hâlde genel sağlık sigortalısını çalıştıran işverene, bu nedenle Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri tazmin ettirilir. Sağlık kurulu raporuyla belli bir işte çalışamayacağı belgelenen kişiler o işte çalıştırılamaz.

Bu hükümler, işe giriş ve periyodik muayene kayıtlarının rücu dosyasında neden ilk istenen belgeler arasında olduğunu açıklar. Sağlık gözetimi kayıtlarının eksikliği hem mevzuata aykırılık başlığı altında kusur oranını yükseltir hem de bu bağımsız kalemlerin kapısını açar. Geçici iş göremezlik ödeneğinin şartlarını iş kazasında geçici iş göremezlik ödeneği yazımızda bulabilirsiniz.

Kamu Görevlileri ile Er ve Erbaşlarda Rücu Yasağı

Kanun, belirli kişi grupları bakımından rücu yolunu tümüyle kapatır. 21. maddenin beşinci fıkrasına göre iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmişse, kurumlarına veya ilgililere rücu edilmez.

Bu yasağın tek istisnası, o fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişilerdir. Yani görev sırasında meydana gelen bir olayda kamu görevlisine dönülebilmesi için ceza yargılamasının mahkûmiyetle ve kesin olarak sonuçlanmış olması gerekir. Devam eden ceza davası ya da beraatle biten dosya rücu hakkı doğurmaz.

Hüküm, kamu hizmetinin görülmesi sırasındaki riskin kişiye değil idareye ait olduğu düşüncesine dayanır. Vazife sırasındaki ölüm ve yaralanmalarda ailenin haklarının nasıl işlediğini görevi başında ölen memurun ailesinin hakları yazımızda ayrıca inceledik.

Ölümlü Kazada Kusurlu Hak Sahibine Rücu Edilmez

Aynı fıkranın ikinci cümlesi, ölümle sonuçlanan olaylara özgü bir koruma getirir. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için; kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine ya da kusurlu sigortalının hak sahiplerine Kurumca rücu edilmez.

Hükmün pratik anlamı şudur: eşi veya çocuğu ölen kişi, kazada kendisinin de kusuru bulunsa dahi Kurumun ödediği gelirle muhatap edilmez. Aynı şekilde, kazada kusurlu olan sigortalı ölmüşse geride kalanlara “sigortalınız kusurluydu” denilerek ödeme geri istenmez. Kurum bu hâllerde zararını hak sahiplerine değil, varsa diğer sorumlulara yöneltebilir.

Buna karşılık sigortalının kusuru, işverene karşı yürütülen hesapta etkisini gösterir. Ölen işçinin kusuru, işçinin ya da hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tutarı azaltacağı için tavanı, dolayısıyla rücu alacağını da düşürür. Yani kusur hak sahiplerine yansıtılmaz ama hesabın içinde kalır.

SGK Rücu Davasında Zamanaşımı On Yıldır

Zamanaşımı, rücu dosyalarında en çok ileri sürülen savunmadır ve dayanağı çoğu kaynakta eksik gösterilir. Süreyi belirleyen hüküm genel hükümler değil, 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesinin üçüncü fıkrasıdır: “Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücû davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir.”

Bu hüküm hem işverene hem üçüncü kişiye karşı açılan davaları kapsar. Bazı kaynaklarda üçüncü kişiler için “Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre bir ve on yıl” denmesi iki yönden hatalıdır. Birincisi, o madde 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’na aittir; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde haksız fiil zamanaşımı iki ve on yıldır. İkincisi, 5510’un yürürlüğünden sonraki olaylarda 93. madde özel hüküm olarak uygulandığından genel hükme başvurulmaz.

Kaza 1 Ekim 2008’den önceyse tablo değişir. 506 sayılı Kanun’da rücu davası için özel bir zamanaşımı bulunmadığından genel hükümlere gidilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2013/4039 E., 2013/23211 K., 03.12.2013 tarihli kararında bu ayrımı kurmuştur: işverene karşı sorumluluk akde aykırılık niteliğinde olduğu için süre on yıl, üçüncü kişiler bakımından ise sigortalı ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunmadığından haksız fiil zamanaşımı uygulanır.

Ceza Zamanaşımı Rücu Davasında Uygulanmaz

Haksız fiil suç da oluşturuyorsa, ceza kanunundaki daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat davasında da uygulanacağı bilinen bir kuraldır. İş kazası mağdurunun açtığı tazminat davasında bu uzamış süreden yararlanmak mümkündür. Kurumun rücu davasında ise durum aynı değildir.

Yukarıda anılan 10. Hukuk Dairesi kararı bu noktayı açık bir cümleyle belirtir: “Kurum, ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında, Borçlar Kanununun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır.” Gerekçe usule ilişkindir; Kurum ceza yargılamasının tarafı olamadığı için o yargılamaya bağlanan uzamış süreden de yararlanamaz.

Bu ayrım savunma açısından değerlidir. İşveren hakkında taksirle yaralama ya da ölüme sebebiyet suçundan dava açılmış olması, Kurumun geç açtığı bir rücu davasını kurtarmaz. Süre geçmişse ceza dosyasının varlığı sonucu değiştirmez. Buna karşılık aynı olayda işçinin kendi tazminat davası uzamış süreden yararlanmaya devam eder.

Zamanaşımı Kaza Tarihinden Değil Onay Tarihinden Başlar

Sürenin uzunluğu kadar başlangıcı da önemlidir ve buradaki yaygın yanılgı süreyi kaza tarihinden saymaktır. Kanun başlangıcı ayrıca düzenler: zamanaşımı, rücu konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden başlar.

Mantığı alacağın muaccel olmasına dayanır. Kurumun alacağı, bağladığı gelirin yetkili organca onaylandığı anda istenebilir hâle gelir; zarar da o anda kesinleşmiş sayılır. Gelir bağlama süreci kazadan yıllar sonra tamamlanabildiği için, kaza tarihinden on yıl geçmiş olması tek başına zamanaşımı savunmasını haklı çıkarmaz.

KalemZamanaşımı başlangıcıFaiz başlangıcı
Bağlanan gelirGelir bağlama onay tarihiGelir bağlama onay tarihi
Geçici iş göremezlik ödeneğiÖdeme tarihiÖdeme tarihi
Tedavi ve sağlık gideriSarf/ödeme tarihiSarf/ödeme tarihi

Tabloyu okurken dikkat edilmesi gereken nokta, her ödemenin kendi tarihini taşımasıdır. Farklı zamanlarda yapılmış masraflar için süre ayrı ayrı işler; bir kalem zamanaşımına uğramışken diğeri ayakta kalabilir. Bu yüzden zamanaşımı savunması dosyanın tamamı için değil, kalem kalem ileri sürülür.

Faiz Hangi Tarihten İşler?

Faiz başlangıcı, hüküm altına alınan tutarı yıllar içinde kat kat büyütebildiği için rücu dosyalarının en çok temyiz edilen kalemlerindendir. Yargıtay’ın ölçütü nettir: rücu davalarında faiz başlangıcı, gelirler yönünden gelir bağlama kararının Kurumun yetkili organı tarafından onaylandığı tarihtir.

10. Hukuk Dairesi’nin 2017/3954 E., 2019/6112 K., 16.09.2019 tarihli kararında, yerel mahkeme aylıkların her biri için ayrı tahsis tarihlerinden faize hükmetmiş; Daire bunu hatalı bulmuş ve hükmü, ilk peşin sermaye değerli gelirin tamamı için tek bir gelir bağlama onay tarihinden faiz işleyecek şekilde düzelterek onamıştır. Tedavi masrafı bakımından ise ödeme tarihi esas alınmıştır.

Bu ölçüt işveren açısından şu anlama gelir: dava kendisine yıllar sonra tebliğ edilse bile faiz, davanın açıldığı tarihten değil çok daha eski bir tarihten yürür. Rücu dosyalarında asıl alacak ile faizin toplamı arasındaki farkın büyük olmasının sebebi budur ve savunmada faiz başlangıcının doğru belirlenip belirlenmediği ayrıca denetlenmelidir.

Rücu Davasında Arabuluculuk Dava Şartı Yoktur

İşçi ve işveren arasındaki alacak ve tazminat davalarında arabuluculuğa başvurmuş olmak dava şartıdır. Rücu davası bu kuralın dışındadır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin üçüncü fıkrası şunu söyler: “İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.”

İstisnanın kapsamı iş kazası ve meslek hastalığıyla sınırlıdır. Kurumun başka bir sebeple, örneğin yersiz ödemenin tahsili amacıyla açtığı davalarda bu fıkra çalışmaz. Buna karşılık iş kazasından doğan rücu talebi için, dava ister doğrudan alacak davası ister itirazın iptali biçiminde açılsın, arabuluculuk tutanağı aranmaz.

İstisna yalnızca Kurum için değil, aynı olaydan doğan işçi-işveren tazminat davaları için de geçerlidir. Hangi iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun zorunlu olduğunu, hangilerinin dışarıda kaldığını iş kazasında arabuluculuk yazımızda tek tek listeledik. İlgili kanun metnine 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu üzerinden ulaşabilirsiniz.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Görev konusunda 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi tek cümleyle karar verir: bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde, Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür. Rücu davası da bu kapsamdadır. İş mahkemesi bulunmayan yerlerde davaya, iş mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar.

Yetki bakımından 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesi uygulanır: dava, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesinde açılabilir. Davalı birden fazlaysa herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir ve bu yetki kuralına aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.

Yargılama usulü basit yargılama usulüdür; bu, delillerin dilekçelerle birlikte sunulması ve sürelerin kısa olması anlamına gelir. Kusur raporuna itiraz, hesap raporuna itiraz ve zamanaşımı savunması ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Görevli mahkemenin belirlenmesindeki hatalar dosyanın yıllarca gecikmesine yol açtığından, dava açılmadan önce bu tespitin yapılması gerekir.

İşçinin Açtığı Tazminat Davası Rücu Davasını Bağlar mı?

Aynı kazadan iki dava doğduğunda, birinde alınan kusur raporunun diğerini bağlayıp bağlamayacağı sorusu gündeme gelir. İki davanın tarafları aynı olmadığı için kesin hüküm etkisinden söz edilemez; Kurum işçinin davasının tarafı değildir, işçi de rücu davasının tarafı değildir. Bu nedenle her dosyada kusur ayrıca değerlendirilebilir.

Bununla birlikte uygulamada mahkemeler, diğer dosyadaki kusur raporunu güçlü bir delil olarak dikkate alır ve çelişki doğmaması için dosyayı getirtir. Yargıtay incelemesinde de temyiz mercii çoğu kez ceza dosyasının ve tazminat dosyasının tüm kusur raporlarını içerecek şekilde celbini ister; eksik gelen dosyalar geri çevrilir. Aynı olayda birbirine aykırı iki kusur tespiti, bozma sebebi hâline gelebilir.

Bu durum işçi tarafı için de sonuç doğurur. İşçinin açtığı davada işverenin kusurunun düşük belirlenmesi, hem kendi tazminatını hem Kurumun rücu alacağını aşağı çeker. Tazminat miktarını belirleyen unsurları iş kazası davalarında ne kadar tazminat alınır yazımızda, davanın genel işleyişini ise iş kazası ve meslek hastalığı tazminat davası yazımızda ele aldık.

İşverenin Savunma Hattı Nasıl Kurulur?

Rücu davasında savunma tek bir itirazla kurulmaz; birbirinden bağımsız altı hat vardır ve her biri ayrı ayrı ileri sürülür. Bunlar sırasıyla şunlardır:

  • Sorumluluğun şartı: kast veya mevzuata aykırılık yoksa talebin tümü reddedilmelidir.
  • Kusur oranı: rapora itiraz, gerekirse yeni bilirkişi heyeti talebi.
  • Kaçınılmazlık payı: özellikle meslek hastalığı dosyalarında ayrıca irdelenmesi istenir.
  • Tavan hesabı: işçinin isteyebileceği maddi zarar hesaplanmadan hüküm kurulmamalıdır.
  • Zamanaşımı: her kalem için onay ve ödeme tarihleri üzerinden ayrı ayrı.
  • Faiz başlangıcı: gelirde onay, masrafta ödeme tarihi dışında bir tarih kabul edilmemelidir.

Dosyaya sunulacak belgeler de bu hatlara göre seçilir: risk değerlendirmesi, iş sağlığı ve güvenliği eğitim kayıtları, işe giriş ve periyodik muayene raporları, kişisel koruyucu donanım zimmet tutanakları, kaza tutanağı ve müfettiş raporu. Bu belgelerin varlığı kusur oranını doğrudan etkiler; yokluğu ise mevzuata aykırılık başlığını kendiliğinden doğurur.

Dosyanız Kurum tarafından açılmış bir rücu davası ya da icra takibine itiraz aşamasındaysa, kusur ve hesap raporlarının denetlenmesi için süreler kısadır. Bu tür dosyalarda yürütülen çalışmalar hakkında Ankara iş kazası avukatı sayfamızda bilgi verdik. Kanun metninin tamamına 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu üzerinden, kararların künyelerine ise Yargıtay Karar Arama sisteminden ulaşabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

SGK rücu davası nedir?

İş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle Kurumun sigortalıya ya da hak sahiplerine yaptığı ödemeleri, kusurlu işverenden veya olaya sebep olan üçüncü kişiden geri istediği davadır. Dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesidir ve iş mahkemesinde görülür.

SGK rücu davasında zamanaşımı kaç yıldır?

On yıldır. Süre 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesinin üçüncü fıkrasından gelir ve hem işverene hem üçüncü kişiye karşı açılan davaları kapsar. Kaza 1 Ekim 2008’den önceyse genel hükümler uygulanır.

Zamanaşımı kaza tarihinden mi başlar?

Hayır. Bağlanan gelirler bakımından süre Kurumun gelir bağlama onay tarihinden, masraf ve ödemeler bakımından ise masrafın yapıldığı veya ödemenin gerçekleştiği tarihten başlar. Kazadan on yıl geçmiş olması tek başına savunma oluşturmaz.

Kusuru olmayan işverene rücu edilir mi?

Kural olarak edilmez; 21. madde kast veya iş güvenliği mevzuatına aykırı hareket arar. Ancak işçi süresinde Kuruma bildirilmemişse, 23. madde gereği bu şartlar aranmaksızın işveren sorumlu tutulur.

Kurum ödediği tutarın tamamını alabilir mi?

Alamaz. Tutar önce işverenin kusur oranıyla sınırlanır, ardından sigortalının veya hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği maddi tazminat tutarını aşamaz. İki sınırdan düşük olanı esas alınır.

İlk peşin sermaye değeri ne demektir?

Kurumun sigortalıya veya hak sahiplerine ömür boyu ödeyeceği gelirin, gelirin başladığı tarih itibarıyla hesaplanan toplam karşılığıdır. Gelire sonradan yapılan artışlar bu değere eklenmez ve rücu davasında istenemez.

Üçüncü kişiye ne kadar rücu edilir?

İlk peşin sermaye değerinin yarısı esas alınır ve bu tutar üçüncü kişinin kusur oranıyla çarpılır. Üçüncü kişi tam kusurlu olsa bile yarıdan fazlası istenemez; sınır kanundan gelir.

Rücu davasında arabuluculuğa başvurmak zorunlu mu?

Zorunlu değildir. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrası, iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan rücu davalarını arabuluculuk dava şartının dışında tutar.

Rücu davası hangi mahkemede açılır?

İş mahkemesinde açılır; dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesidir. Yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri ya da işin yapıldığı yer mahkemesidir ve aksine yetki sözleşmeleri geçersizdir.

Faiz ne zamandan itibaren işler?

Bağlanan gelirler için gelir bağlama kararının Kurumun yetkili organınca onaylandığı tarihten, tedavi gideri ve ödenekler için ise ödeme tarihinden itibaren işler. Dava veya takip tarihi esas alınmaz.

İşveren hakkında ceza davası varsa rücu davası kesin kaybedilir mi?

Hayır. Yürürlükteki 21. madde sorumluluğu kast ve mevzuata aykırılığa bağlar; “suç sayılabilir hareket” ölçütü mülga 506 sayılı Kanun’a aittir. Ceza dosyası güçlü delildir ancak tek başına sorumluluğu kurmaz.

Ceza zamanaşımı rücu davasında uygulanır mı?

Uygulanmaz. Yargıtay, Kurumun ceza davasına müdahil olarak katılamaması nedeniyle uzamış ceza zamanaşımından yararlanamayacağını kabul etmektedir. İşçinin kendi tazminat davasında ise bu süre işleyebilir.

Kaçınılmazlık kabul edilirse ne olur?

Kaçınılmazlığa ayrılan pay kusur dağılımından düşülür ve rücu tutarı o oranda azalır. Kabulü için her türlü tedbir alınmış olmasına rağmen zararın nesnel olarak önlenemez olduğunun tespiti gerekir.

İş kazası üç gün içinde bildirilmezse ne olur?

Bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir. Bu sonuç işverenin kusurlu olup olmamasından bağımsızdır.

Ölen işçinin ailesinden ödeme geri istenir mi?

İstenmez. Kanun, ölümle sonuçlanan kazalarda kusurlu hak sahiplerine ve kusurlu sigortalının hak sahiplerine rücu edilmeyeceğini açıkça düzenler. Sigortalının kusuru yalnızca hesabı etkiler.

Kamu görevlisine rücu edilebilir mi?

Vazifeleri gereği yaptıkları fiiller sonucu meydana gelen olaylarda kural olarak edilemez. Tek istisna, o fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişilerdir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir dosyaya ilişkin hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Anılan mevzuat hükümleri ve içtihat değişebileceğinden, işlem yapmadan önce güncel durumu bir avukata danışarak değerlendirmenizi öneririz. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.