Aile Hukuku, Hukuk, Tazminat Hukuku

Ayırt Etme Gücü Olmayan Çocuğun Verdiği Zarar Karşılıksız mı Kalır?

Ayırt Etme Gücü Olmayan Çocuğun Verdiği Zarar Karşılıksız mı Kalır

Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiğinde zarar kendiliğinden karşılıksız kalmaz: Türk Borçlar Kanunu’nun 65. maddesi, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkimin bu çocuğun verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar vereceğini söyler, Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi de çocukla birlikte yaşayan anne babayı ev başkanı olarak ayrıca sorumlu tutar. Çocuğun kusurlu sayılamaması tazminatın kapısını kapatmaz; yalnızca sorumluluğun dayanağını kusurdan hakkaniyete kaydırır.

Hakkaniyet sorumluluğu ise otomatik bir tam tazminat değildir. Yargıtay, çocuğun mal varlığı olmadığı ve zarar görenin güçlü bir kurum olduğu dosyalarda çocuğa tazminat yüklenmesini bozmuş, çocuğun düzenli geliri bulunan dosyalarda ise davanın tümden reddini bozmuştur. Bu yazı, ayırt etme gücünün nasıl belirlendiğini, hâkimin hakkaniyeti hangi ölçütlerle tarttığını ve zarar görenin hangi davalıyı hangi sırayla hedeflemesi gerektiğini Yargıtay kararlarının tam metinlerine dayanarak açıklıyor.

Özet

  • Zarar karşılıksız kalmaz: Ayırt etme gücü olmayan çocuk kusurlu sayılamaz, ama TBK m.65 uyarınca hakkaniyet gerektiriyorsa verdiği zararı tamamen veya kısmen gidermeye mahkûm edilebilir.
  • İkinci sorumlu: Çocukla birlikte yaşayan anne baba, çocuğun ayırt etme gücü olup olmamasından bağımsız olarak ev başkanı sıfatıyla sorumludur (TMK m.369).
  • Sabit yaş yok: Kanun ayırt etme gücü için yaş sınırı koymaz; çocuğun o eylemin anlamını ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamadığına bakılır (TMK m.13).
  • Hakkaniyetin ölçüsü: Tarafların ekonomik ve sosyal durumu, eylemin doğurduğu tehlike ve olayın koşulları birlikte tartılır; Yargıtay’a göre yalnız zenginlik yeterli ölçü değildir.
  • Ceza ayrı, tazminat ayrı: 12 yaşından küçük çocuğun ceza sorumluluğu yoktur, ama hukuk hâkimi ayırt etme gücü konusunda ceza kararıyla bağlı değildir (TCK m.31, TBK m.74).

Ayırt Etme Gücü Olmayan Çocuk Zarar Verirse Ne Olur?

Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verirse, zarar gören iki ayrı yoldan tazminat isteyebilir: çocuğun kendisinden hakkaniyet sorumluluğuna dayanarak ve çocukla birlikte yaşayan ev başkanından TMK 369’a dayanarak. Bu iki yol birbirinin alternatifi değildir, birlikte de kullanılabilir.

Çıkış noktası Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesidir: kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Bu kural tek başına okunduğunda çok küçük bir çocuğun kırdığı, yaktığı veya yaraladığı şey için kimseden hesap sorulamayacağı izlenimini verir. Oysa maddenin başındaki “ayrık durumlar saklı kalmak üzere” ifadesi kapıyı açık bırakır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2021 tarihli bir kararında açıkça söylendiği gibi, TMK 15’e getirilen sınırlamalardan biri TBK 65’tir (Yargıtay 3. HD, E.2020/6210, K.2021/6331).

Haksız fiil sorumluluğunun genel kuralı kusurdur (TBK m.49). Kusurdan söz edebilmek için de failin ne yaptığını kavrayabilmesi gerekir; ayırt etme gücü olmayan bir çocuğa bu anlamda kusur yüklenemez. Kanun koyucu bu boşluğu iki yönden kapatmıştır. Birincisi, çocuğun kendisi bakımından kusuru aramayan bir hakkaniyet sorumluluğu öngörmüştür. İkincisi, çocuğu gözetmekle yükümlü kişiyi, yani ev başkanını, kendi gözetim yükümlülüğü nedeniyle sorumlu tutmuştur.

Ev başkanının sorumluluğu çocuğun ayırt etme gücüne bağlı değildir. Ev başkanı, çocuğu alışılmış şekilde ve durumun gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu ya da bu özeni gösterseydi de zararı engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Bu ispatın hangi delillerle yapılabildiğini ve hangi savunmaların anne babayı kurtarmadığını anne baba çocuğun verdiği zarardan nasıl kurtulur yazımızda ayrıntılı olarak anlattık. Bu yazının odağı, ev başkanı kurtulsa da kurtulmasa da ayrıca işleyen ikinci yol, yani çocuğun kendi hakkaniyet sorumluluğudur.

Ayırt Etme Gücü Nedir, Kanunda Nasıl Tanımlanır?

Ayırt etme gücü, kişinin akla uygun biçimde davranabilme yeteneğidir. Türk Medeni Kanunu’nun 13. maddesi kavramı tersinden tanımlar: yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Maddenin güncel metni Türk Medeni Kanunu sayfasında yer alır.

Bu tanımın iki unsuru vardır. Birincisi bir neden: yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk veya benzeri bir durum. İkincisi bu nedenin doğurduğu sonuç: kişinin akla uygun davranma yeteneğinden yoksun kalması. Yalnız birinci unsurun bulunması yetmez. Küçük yaşta olmak tek başına ayırt etme gücünü ortadan kaldırmaz; o yaşın, somut eylem bakımından akla uygun davranmayı engelleyip engellemediğine bakılır.

Ayırt etme gücü fiil ehliyetinin bir parçasıdır. TMK 14’e göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Ancak haksız fiil bakımından küçükler ikiye ayrılır ve bu ayrım tazminat davasının bütün kurgusunu belirler.

Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçükler Kimlerdir?

Ayırt etme gücüne sahip küçükler, henüz on sekiz yaşını doldurmamış ama yaptığı eylemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilecek olgunluktaki çocuklardır. Kanun bu çocuklar için açık konuşur: ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludur (TMK m.16/2). Yani bu çocuk, bir yetişkin gibi kusur sorumluluğu esasına göre tazminat öder; ev başkanının ayrıca sorumlu olması onun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçükler ise kusur esasına göre sorumlu tutulamaz. Onlar için tek yol TBK 65’teki hakkaniyet sorumluluğudur. Bir tazminat davasında çocuğun hangi gruba girdiğinin tespiti, bu nedenle davanın kaderini değiştirir: aynı zarar için birinde kusur ve tam tazminat, diğerinde hakkaniyet ve hâkimin takdiri tartışılır.

Ayırt Etme Gücünü Ortadan Kaldıran Nedenler

Kanunun saydığı nedenler yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı ve sarhoşluktur; “bunlara benzer sebepler” ifadesi listeyi açık bırakır. Çocuklar bakımından en sık karşılaşılan neden yaş küçüklüğüdür, ama ağır zihinsel engel de aynı sonucu doğurabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015 tarihli kararına konu olayda, ormana bitişik tarlada çakmakla otları tutuşturarak yangına yol açan çocuk 9 yaşında ve yüzde 70 zihinsel engelliydi; Uyuşmazlık ev başkanı olan anne babanın sorumluluğu üzerinden çözüldü; Kurul’un direnme üzerine benimsediği daire kararında, çocuğun 9 yaşında ve yüzde 70 zihinsel engelli olmasının anne babadan daha özel bir özen beklenmesini gerektirdiği belirtildi (Yargıtay HGK, E.2013/3-1373, K.2015/787).

Sarhoşluk ise çocuklar bakımından ayrı bir kural taşır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur (TBK m.59). Alkol veya uyuşturucu etkisindeyken zarar veren bir genç, bu nedenle “o sırada ne yaptığımı bilmiyordum” savunmasıyla hakkaniyet sorumluluğunun daha yumuşak rejimine sığınamaz; bu durumu kendi davranışıyla yarattıysa kusur sorumluluğuna yakın bir sonuçla karşılaşır.

Ayırt Etme Gücü Kaç Yaşında Başlar?

Türk hukukunda ayırt etme gücünün başladığı sabit bir yaş yoktur. Kanun yaş küçüklüğünü bir neden olarak sayar, ama “şu yaşın altındaki çocuk ayırt etme gücünden yoksundur” diyen bir hüküm koymaz. Her olayda çocuğun o eylemin anlamını ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamadığı ayrıca değerlendirilir.

Bu durumun pratik sonucu, ayırt etme gücünün göreceli olmasıdır. Aynı çocuk, bir arkadaşının oyuncağını kırmanın yanlış olduğunu bilecek kadar olgun olabilir, ama kuru otları tutuşturmanın birkaç saat içinde hektarlarca ormanı yakabileceğini kavrayamayabilir. Bu yüzden doğru soru genel olarak “bu çocuk ayırt etme gücüne sahip mi” değil, “bu çocuk bu eylem bakımından ayırt etme gücüne sahip mi” sorusudur.

Yargıtay kararları da yaş sınırını sabitlemez. 4. Hukuk Dairesi’nin incelediği bir orman yangını dosyasında davalı olay tarihinde 14 yaşındaydı; arkadaşlarıyla yüzdükten sonra üşüdüğü için ateş yakmış, şiddetli rüzgârın etkisiyle yangın çıkmıştı. Daire, ceza dosyasının içeriğine göre davalının temyiz kudretini, yani bugünkü ifadeyle ayırt etme gücünü haiz olmadığını kabul etti (Yargıtay 4. HD, E.2013/15799, K.2013/18112). 3. Hukuk Dairesi’nin incelediği başka bir yangın dosyasında ise ilk derece mahkemesi, olay tarihinde 12 yaşını doldurmamış bir öğrencinin sorumluluğunu hakkaniyet sorumluluğu üzerinden değerlendirmişti; Yargıtay kararı başka bir nedenle bozdu (Yargıtay 3. HD, E.2014/15214, K.2015/9183). Özellikle 4. Hukuk Dairesi kararı, ergenlik çağındaki bir çocuğun da somut eylem bakımından ayırt etme gücünden yoksun kabul edilebildiğini gösteriyor.

Aile hukukunda çocuğun görüşünün alınması veya ceza hukukunda şikâyet hakkı için konuşulan yaş eşikleri bu soruya doğrudan uygulanmaz. Her biri farklı bir kanun hükmünün farklı amacına hizmet eder. Tazminat davasında belirleyici olan, TMK 13’teki ölçütün somut eyleme uygulanmasıdır.

Ayırt Etme Gücü Nasıl Tespit Edilir?

Ayırt etme gücü hâkim tarafından, dosyadaki bütün deliller değerlendirilerek tespit edilir. Bu tespit için çoğu dosyada bir uzman görüşüne ihtiyaç duyulur; çocuğun gelişim düzeyi, zihinsel durumu ve eylemin niteliği birlikte ele alınır.

Ceza dosyası bu noktada önemli bir kaynaktır. Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesine göre fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur. 12 yaşını doldurmuş ama 15 yaşını doldurmamış çocuklarda ise ceza sorumluluğu, işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığına ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediğine bağlıdır. Bu yaş grubundaki çocuk hakkında ceza soruşturmasında alınan rapor, tazminat davasında da ayırt etme gücü tartışmasının en güçlü delillerinden biri olur. 14 yaşındaki çocukla ilgili 4. Hukuk Dairesi kararında da ayırt etme gücü bulunmadığı sonucuna ceza dosyasının içeriğinden varılmıştı.

Ancak hukuk hâkimi ceza hâkiminin değerlendirmesiyle bağlı değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla bağlı değildir. Ceza dosyası bir delil olarak değerlendirilir, ama tazminat davasındaki sonucu kendiliğinden belirlemez.

12 yaşından küçük çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamadığı için bu yaş grubunda çoğu zaman elde ayrıntılı bir ceza raporu bulunmaz. Bu dosyalarda ayırt etme gücü; çocuğun yaşı, okul durumu, varsa sağlık ve gelişim raporları, olayın nasıl gerçekleştiği ve tanık anlatımları üzerinden değerlendirilir. Gerekirse mahkeme bilirkişiye başvurur.

Hakkaniyet Sorumluluğu Nedir?

Hakkaniyet sorumluluğu, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin kusuru olmaksızın, yalnızca hakkaniyet gerektirdiği için verdiği zarardan sorumlu tutulmasıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 65. maddesi şöyledir: “Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.” Kanunun güncel metni Türk Borçlar Kanunu sayfasındadır.

Hükmün kaynağı 1926 tarihli eski Borçlar Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrasıdır. O madde “hakkaniyet iktiza ediyorsa hâkim, temyiz kudretini haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın tamamen yahut kısmen tazminine mahkûm eder” diyordu. Yargıtay kararlarında iki madde birlikte anılır, çünkü 1 Temmuz 2012’den önceki olaylara eski kanun uygulanır ve iki düzenleme aynı mantığı taşır. Bu yüzden eski tarihli kararlarda “temyiz kudreti”, yeni kararlarda “ayırt etme gücü” ifadesiyle karşılaşırsınız; kastedilen aynı kavramdır.

Yargıtay bu sorumluluğun niteliğini şöyle açıklamıştır: hükmün amacı, sorumluluğu hakkaniyet düşüncesiyle kusur sorumluluğu hâli dışında genişletmek ve ayırt etme gücü olmayanın eyleminin hukuki sonuç doğurmayacağı hakkındaki genel kurala bir istisna koymaktır (Yargıtay 17. HD, E.2009/449, K.2009/739). Aynı kararda bu sorumluluk “sebebiyet sorumluluğu (objektif sorumluluk)” olarak nitelendirilmiştir. 4. Hukuk Dairesi de bunu “hakkaniyet gereğine dayalı objektif sorumluluk hali” olarak tanımlamıştır (Yargıtay 4. HD, E.2013/15799, K.2013/18112).

Hakkaniyet Sorumluluğu Hangi Kanunda Düzenlenir?

Hakkaniyet sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu’nun 65. maddesinde, haksız fiillerden doğan borçların “Kusursuz sorumluluk” bölümünde ve “Hakkaniyet sorumluluğu” kenar başlığıyla düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesi ise ayırt etme gücü bulunmayanın fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağını söylerken kanunda gösterilen ayrık durumları saklı tutar; TBK 65 bu ayrık durumlardan biridir. Bir dava dilekçesinde ikisinin birlikte gösterilmesi, hakkaniyet talebinin hangi dayanağa oturduğunu netleştirir. TMK 369 ise ayrı bir sorumlu kişiyi, ev başkanını hedefler; TBK 65 ile karıştırılmamalıdır.

Hakkaniyet sorumluluğunun dar bir alanı vardır. Kanunun ifadesi “ayırt etme gücü bulunmayan kişi”dir; yani bu madde yalnız ayırt etme gücünden yoksun kişiye uygulanır. Ayırt etme gücüne sahip bir çocuk için TBK 65’e başvurulmaz, çünkü o çocuk zaten kusur esasına göre sorumludur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, TBK 65’in yalnız haksız fiillerde değil, TBK 114/2 yollamasıyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanabileceğini belirtmiştir (Yargıtay 3. HD, E.2020/6210, K.2021/6331).

Hâkim Hakkaniyeti Neye Göre Ölçer?

Hâkim, hakkaniyetin tazminatı gerektirip gerektirmediğini tarafların ekonomik ve sosyal durumunu, eylemin doğurduğu tehlikeyi ve olayın bütün koşullarını birlikte değerlendirerek belirler. Kanun ölçüt saymaz; ölçütleri Yargıtay kararları geliştirmiştir.

  1. Hukuk Dairesi bu ölçütleri tek tek saymıştır: ayırt etme gücü bulunmayanın eyleminin doğurduğu özel tehlike; ayırt etme gücü bulunmamasına karşın objektif ölçüler içinde ona yüklenebilecek bir kusurun varlığı; eylem sırasındaki öznel durumu ve zarar görene yönelik tutumu; tarafların ekonomik varlıkları. Daire buna çok önemli bir eşik eklemiştir: sorumluluk, özellikle eylemde bulunan bakımından rahatlıkla katlanılabilir, zarar gören bakımından ise hissedilir ölçüde ekonomik sonuçlar doğuruyorsa benimsenebilir (Yargıtay 4. HD, E.2013/15799, K.2013/18112).
  1. Hukuk Dairesi ise ekonomik durumun önemini kabul etmekle birlikte tek başına yeterli olmadığını vurgulamıştır: hakkaniyetin sorumlu tutulmayı gerektirip gerektirmediğinde tarafların ekonomik durumu büyük önem taşır, ancak sadece zenginlik yeterli ölçü değildir; somut olaydaki hal ve şartlara göre karar verilmelidir (Yargıtay 17. HD, E.2009/449, K.2009/739).
Ölçüt Hâkimin baktığı soru Kararlarda nasıl işlendi
Ekonomik durum Zarar veren ödeme yapabilecek durumda mı, zarar gören ne kadar etkileniyor? Geliri ve malvarlığı olmayan 14 yaşındaki öğrenciye orman idaresinin zararı yüklenmedi (4. HD 2013/15799)
Sürekli gelir Zarar verenin düzenli bir geliri var mı? Sürekli geliri bulunan davalı için davanın tümden reddi bozuldu (4. HD 2020/3330)
Malvarlığı Taşınır veya taşınmaz malı var mı? Malvarlığı bulunan davalı için araştırma yapılmadan verilen ret kararı bozuldu (17. HD 2009/449)
Eylemin tehlikesi Eylem özel bir tehlike yaratıyor muydu? Kararlarda değerlendirme ölçütü olarak sayıldı (4. HD 2013/15799)
Objektif kusur Ayırt etme gücü olsaydı kusurlu sayılacak bir davranış var mı? Kararlarda değerlendirme ölçütü olarak sayıldı (4. HD 2013/15799)
Zarar görenin tutumu Zarar gören olayda nasıl davrandı? Kararlarda değerlendirme ölçütü olarak sayıldı (17. HD 2009/449)

Bu ölçütlerden çıkan pratik sonuç şudur: zarar görenin bir kamu kurumu veya güçlü bir şirket, zarar verenin ise geliri olmayan bir çocuk olduğu dosyalarda hakkaniyet çoğu zaman tazminatı gerektirmez. Zarar görenin sıradan bir aile, kaybın onun için ağır, zarar veren çocuğun ise mirasla veya başka yoldan edinilmiş bir malvarlığının bulunduğu dosyalarda tablo tersine döner.

Çocuğun Mal Varlığı Yoksa Tazminat Alınabilir mi?

Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiğinde çocuğun hiçbir geliri ve malvarlığı yoksa, hakkaniyet sorumluluğu yoluyla ondan tazminat alınması zorlaşır; bu durumda zarar görenin asıl güvencesi ev başkanıdır. Yargıtay’ın iki yangın kararı bu tabloyu açıkça gösterir.

  1. Hukuk Dairesi’nin incelediği dosyada 14 yaşındaki çocuğun yaktığı ateş rüzgârla ormana sıçramış ve orman idaresi tazminat davası açmıştı. İlk derece mahkemesi, davanın tümden reddinin hakkaniyete uymayacağı gerekçesiyle zararın bir kısmına hükmetti. Yargıtay bu kararı bozdu. Gerekçesi şuydu: davalı öğrenciydi, herhangi bir geliri ve malvarlığı yoktu; davacı ise orman idaresiydi ve ekonomik olarak davalıyla kıyaslanamayacak imkânlara sahipti. Daireye göre bu koşullarda hakkaniyet sorumluluğunu gerektiren bir durum yoktu ve davanın reddi gerekirdi (Yargıtay 4. HD, E.2013/15799, K.2013/18112).

Bu karar, “çocuğun malı yoksa zarar karşılıksız kalır” diye okunmamalıdır. Kararda çocuk aleyhine açılmış bir dava vardı ve o davada çocuğun kendi hakkaniyet sorumluluğu tartışıldı. Zarar görenin anne babaya ev başkanı sıfatıyla başvurma imkânı bu karardan etkilenmez.

  1. Hukuk Dairesi’nin kararı bu ayrımın önemini ortaya koyar. Bahçe Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dosyada 18 hektar orman alanı yanmış, idare 277.342,33 TL zararının tahsili için hem 12 yaşını doldurmamış çocuğa hem de anne babasına dava açmıştı; baba ayrıca ev başkanı sıfatıyla davalı gösterilmişti. İlk derece mahkemesi, çocuğun geliri ve malvarlığı olmadığı, idarenin ise kıyaslanamayacak imkânlara sahip olduğu gerekçesiyle hakkaniyet sorumluluğunu reddedip davanın tamamını reddetti. Yargıtay kararı bozdu: babaya TMK 369’a dayanılarak yöneltilen talep hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamıştı (Yargıtay 3. HD, E.2014/15214, K.2015/9183). Çocuğun hakkaniyet sorumluluğunun reddedilmesi, ev başkanına karşı talebi ortadan kaldırmamıştı.

Çocuğun malvarlığı da sanıldığından sık karşımıza çıkar. Mirasla geçen bir taşınmaz, çocuk adına açılmış bir banka hesabı veya yapılan bir bağış, hakkaniyet değerlendirmesini değiştirebilir. Mahkemenin bu konuyu araştırmadan karar vermesi de bozma nedenidir: Yargıtay, vesayet altındaki kişilerle ilgili dosyalarda tazminatı karşılayabilecek bir malvarlığının bulunup bulunmadığının araştırılmasını ve sorumluluğun denetime elverişli biçimde tartışılmasını aramıştır (Yargıtay 3. HD, E.2011/16776, K.2012/702; E.2010/21784, K.2011/2697).

Tazminat Tamamen mi Kısmen mi Ödenir?

Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiğinde hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde zararın tamamına veya bir kısmına hükmedebilir; kanun her iki ihtimali de açıkça tanır. Ne zararın otomatik olarak tamamına ne de otomatik olarak reddine karar verilebilir. Önce zararın kapsamı belirlenir, sonra hakkaniyet değerlendirmesi yapılır.

Bu sıranın ne kadar önemli olduğunu 4. Hukuk Dairesi’nin aynı dosyada iki kez verdiği bozma kararı gösterir. Bir kamu görevlisinin yaralanması nedeniyle tazminat ödeyen idare, ayırt etme gücü bulunmayan davalıya rücu davası açmıştı. İlk derece mahkemesi davayı reddetti. Daire, tazminat isteminin tümden reddini gerektiren bir durum olmadığını, önce ödenen miktarın kapsamının belirlenmesi, sonra davalının sosyal ve ekonomik durumunun araştırılması gerektiğini söyleyerek kararı bozdu (Yargıtay 4. HD, E.2016/3415, K.2017/8481). Mahkeme bozmaya uydu, aktüer raporu aldı, davalının ilkokul mezunu, asgari ücretli bir işçi olduğunu ve malvarlığının bulunmadığını tespit etti; ama “sosyal devlet prensipleri” gerekçesiyle davayı yine reddetti. Daire ikinci kez bozdu: davalının sürekli geliri vardı ve uygun miktarda tazminata hükmedilmesi gerekirdi (Yargıtay 4. HD, E.2020/3330, K.2021/126). Üçüncü kararda mahkeme talebin bir kısmını kabul ederek asıl davada 70.000 TL’ye, birleşen davada 3.000 TL’ye hükmetti ve Yargıtay bu kararı onadı (Yargıtay 4. HD, E.2022/460, K.2022/8677).

Tersi yönde de bozma kararları vardır. 4. Hukuk Dairesi, akıl hastası veya akıl zayıflığı tanısı konmuş davalılar hakkında tarafların sosyal ve ekonomik durumu araştırılmadan tazminata hükmedilmesini de doğru bulmamış ve TBK 65’in uygulama koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığının ayrıca değerlendirilmesini istemiştir (Yargıtay 4. HD, E.2016/366, K.2017/6254; E.2016/12702, K.2017/1200). Kısacası mahkeme ne zarar görenin talebini olduğu gibi kabul edebilir ne de “ayırt etme gücü yok” diyerek doğrudan reddedebilir.

Hakkaniyetin yalnız tazminat talebinde değil, savunma tarafında da işlediği olur. 2. Hukuk Dairesi bir boşanma davasında, ayırt etme gücü bulunmayan eşin diğer eşe uyguladığı şiddet nedeniyle bu eşe tazminat ödetilemeyeceğini belirtirken şu cümleyi kurmuştur: “ayırt etme gücü bulunmayan kişinin eşine verdiği zararın giderimsiz kalması da hakkaniyete aykırıdır” (Yargıtay 2. HD, E.2014/23134, K.2015/11501; tazminat yönünden oyçokluğuyla). Cümle, TBK 65’in arkasındaki düşünceyi özetler.

Ev Başkanı ve Çocuk Birlikte Sorumlu Olur mu?

Evet; çocuğun kendi sorumluluğu ile ev başkanının sorumluluğu farklı hukuki nedenlere dayanır ve zarar gören ikisine birlikte veya ayrı ayrı dava açabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bunu şöyle ifade etmiştir: fiil ehliyetine sahip bulunmayan küçükler tarafından haksız fiilin işlenmesi durumunda sorumluluk iki çeşittir; küçük, Borçlar Kanunu uyarınca haksız fiilin faili olarak, anne ve babası ise TMK 369 uyarınca ev başkanı olarak zarar görene karşı sorumludur ve aynı zarardan her ikisi de kendi malvarlıklarıyla ayrı ayrı sorumlu olur (Yargıtay 3. HD, E.2015/17987, K.2016/3921).

Bazı kaynaklarda TBK 65’in yalnız ev başkanı kurtuluş kanıtı getirdiğinde devreye giren “son güvence” olduğu yazılır. Kanunda böyle bir sıralama yoktur. TBK 65, ev başkanının sorumluluğunun şartı da değildir, sonucu da. İkisi aynı davada birlikte ileri sürülebilir ve mahkemenin her iki talep hakkında ayrı ayrı hüküm kurması gerekir; yukarıda andığımız 2015 tarihli 3. Hukuk Dairesi kararı tam da bu nedenle bozulmuştur. Hâkimin hakkaniyet değerlendirmesi olayın bütün koşullarını kapsadığından, zarar görenin zararını başka bir sorumludan karşılayıp karşılayamayacağı da bu takdirde gündeme gelebilir.

Ödemenin kimin cebinden çıkacağı sorusu ise ayrı bir sorudur. Zarar gören zararını bir kez tahsil eder; birden fazla sorumlu varsa aralarındaki iç ilişki ve rücu TBK 61 ve 62’ye göre çözülür. Çocuğun verdiği zararın ceza boyutuyla birlikte nasıl ele alındığını çocuğun suçundan ailenin sorumluluğu yazımızda, okul ve apartman gibi gündelik olaylardaki görünümünü ise çocuğumun kırdığı camı ben mi öderim yazımızda bulabilirsiniz. Anne baba boşanmışsa ev başkanının kim olduğu sorusu ayrıca önem kazanır; bunu velayet bende değilken çocuğun verdiği zarardan sorumlu muyum yazımızda ele aldık.

Ceza Almayan Çocuk Tazminattan da Kurtulur mu?

Hayır; ceza sorumluluğunun bulunmaması tazminat sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ceza hukuku ile tazminat hukuku farklı soruları cevaplar ve hukuk hâkimi ayırt etme gücü konusunda ceza kararıyla bağlı değildir (TBK m.74).

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararı bunun açık bir örneğidir. Bir polis memurunun ölümüne neden olan davalı hakkında ceza mahkemesi, olay sırasında cezai ehliyeti bulunmadığı için ceza verilmesine yer olmadığına karar vermişti. Hukuk mahkemesi de cezai sorumluluğu olmayan davalının maddi olarak da sorumlu olmayacağı gerekçesiyle tazminat davasını reddetti. Daire kararı bozdu ve haksız eylemlerden sorumluluğun kusura dayanmakla birlikte, ayırt etme gücü bulunmayanların da kanundaki ayrık durumlar çerçevesinde sorumlu tutulabileceğini, bunlardan birinin hakkaniyet sorumluluğu olduğunu hatırlattı (Yargıtay 3. HD, E.2023/1650, K.2023/2425).

Çocuklar bakımından aynı mantık geçerlidir. 12 yaşından küçük bir çocuk hakkında ceza kovuşturması yapılamaz, yalnız çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir (TCK m.31/1). Bu, çocuğun verdiği zarar için tazminat davası açılamayacağı anlamına gelmez. Ceza tarafında ne olduğunu yaş gruplarına göre 10, 11 veya 12 yaşındaki çocuk suç işlerse ne olur yazımızda anlattık.

Dava Kime, Hangi Mahkemede ve Ne Zamana Kadar Açılır?

Hakkaniyet sorumluluğuna dayanan dava çocuğun kendisine açılır ve çocuk davada yasal temsilcisi, çoğu zaman velayet sahibi anne babası tarafından temsil edilir. Ev başkanının sorumluluğuna da dayanılacaksa anne baba ayrıca kendi adlarına, ev başkanı sıfatıyla davalı gösterilir. 3. Hukuk Dairesi’nin incelediği yangın dosyasında dilekçe tam olarak böyle kurulmuştu: baba ev başkanı sıfatıyla kendi adına ve küçüğe velayeten, anne küçüğe velayeten, küçük de davalı olarak gösterilmişti.

Görevli mahkeme dilekçenin dayanağına göre değişir. Davada TMK 369’a dayanılıyorsa uyuşmazlık aile mahkemesinin görev alanına girer. Yalnız çocuğa velayeten açılan ve ev başkanının sorumluluğuna dayanılmayan davada ise Yargıtay, uyuşmazlığın aile mahkemelerinin görev alanı dışında kaldığına ve asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 17. HD, E.2014/13299, K.2014/18261). Bu yüzden dilekçede hangi davalıya hangi hukuki sebeple başvurulduğunun açıkça yazılması, görevsizlik kararıyla kaybedilecek zamanın önüne geçer.

Zamanaşımı bakımından genel kural uygulanır: tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m.72/1). Tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa o süre uygulanır; çocuğun ceza sorumluluğunun bulunmadığı dosyalarda bu istisnanın uygulanıp uygulanmayacağı ise her dosyada ayrıca değerlendirilmelidir. Güvenli yol, iki yıllık süreyi esas almaktır.

Zarar gören bir çocuksa, bu kez davayı kimin açacağı sorusu ortaya çıkar; bunu çocuk adına tazminat davası yazımız cevaplıyor.

Akıl Hastası veya Zihinsel Engelli Çocuğun Verdiği Zarar

Akıl hastalığı veya ağır zihinsel engeli nedeniyle ayırt etme gücünden yoksun olan çocuk için de aynı kurallar uygulanır: TBK 65’e göre hakkaniyet sorumluluğu, TMK 369’a göre ev başkanının sorumluluğu. TMK 369, ev başkanının sorumlu olduğu kişileri sayarken küçüğün yanında kısıtlıyı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişiyi de anar; bu nedenle çocuk ergin olduktan sonra da evde birlikte yaşanmaya devam ediliyorsa ev başkanının sorumluluğu sürebilir.

Yargıtay’a yansıyan hakkaniyet sorumluluğu kararlarının büyük bölümü zaten akıl hastası veya akıl zayıflığı bulunan yetişkinlerle ilgilidir ve çocuk dosyalarında da aynı ölçütler kullanılır. Bu kararlarda Yargıtay, vesayet altındaki davalının tazminatı karşılayabilecek bir malvarlığının bulunup bulunmadığının araştırılmasını ve hakkaniyet sorumluluğunun gerekip gerekmediğinin denetime elverişli biçimde tartışılmasını istemiştir (Yargıtay 3. HD, E.2010/21784, K.2011/2697).

Zihinsel engelli çocuğun ev başkanı bakımından ise Hukuk Genel Kurulu’na yansıyan orman yangını dosyası yol göstericidir: çocuğun durumu, anne babadan daha özel bir özen beklenmesini gerektirir. Kurul’un benimsediği daire kararına göre ailenin sosyal ve ekonomik koşulları ile eğitim düzeyi kurtuluş kanıtı değildir, ancak tazminattan indirim sebebi olabilir; Kurul görüşmelerinde ileri sürülen aksi görüş çoğunlukça benimsenmemiştir (Yargıtay HGK, E.2013/3-1373, K.2015/787). Çocuk ergin olduğunda vesayet ve kısıtlama süreci ayrıca gündeme gelir; bunun nasıl işlediğini vesayet davası süreci yazımızda bulabilirsiniz.

Zarar Gören İçin Adım Adım Yol Haritası

Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiyse ve tazminat isteyecekseniz, önce zararı ve zarar verenin kim olduğunu belgelemeli, sonra hangi davalıya hangi hukuki sebeple başvuracağınızı belirlemelisiniz. Bu dosyalarda en sık yapılan hata, “çocuk küçük, kimseden bir şey alamam” diyerek zamanaşımı süresini kaçırmaktır.

  • Zararı belgeleyin: Fotoğraf, tutanak, fatura ve onarım teklifi gibi belgeleri olay tarihine yakın bir zamanda toplayın. Zarar yaralanmaysa sağlık kayıtlarını saklayın.
  • Çocuğun kimliğini ve kiminle yaşadığını tespit edin: Ev başkanının kim olduğu, çocuğun olay tarihinde hangi evde ve kimin gözetiminde bulunduğuna göre belirlenir.
  • Ceza dosyası varsa izleyin: 12-15 yaş arasındaki çocuk hakkında alınan algılama yeteneği raporu, ayırt etme gücü tartışmasında güçlü bir delil olur.
  • Çocuğun malvarlığını araştırın: Miras, bağış veya hesap gibi bir varlık, hakkaniyet değerlendirmesini doğrudan etkiler.
  • Dilekçede iki dayanağı ayrı ayrı gösterin: Çocuğa karşı TBK 65, anne babaya karşı TMK 369. İkisinin birlikte ileri sürülmesi, bir yolun kapanması hâlinde diğerinin açık kalmasını sağlar.
  • Süreyi takip edin: Zararı ve sorumluyu öğrendiğiniz tarihten itibaren iki yıllık süre işlemeye başlar.

Çocuğunuzun verdiği bir zarar nedeniyle hakkınızda dava açıldıysa veya ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiği için kimden ne isteyebileceğinizi netleştirmek istiyorsanız, tazminat dosyalarında nasıl çalıştığımızı Ankara tazminat avukatı sayfamızda bulabilir, görüşme talebinizi iletişim sayfası üzerinden iletebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Ayırt etme gücü olmayan çocuğun verdiği zarar karşılıksız mı kalır?

Kalmaz. Ayırt etme gücü olmayan çocuk zarar verdiğinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim çocuğun verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir (TBK m.65). Ayrıca çocukla birlikte yaşayan anne baba, kurtuluş kanıtı getiremedikleri sürece ev başkanı sıfatıyla sorumludur (TMK m.369).

Ayırt etme gücü kaç yaşında başlar?

Kanunda sabit bir yaş yoktur. Çocuğun o eylemin anlamını ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamadığına bakılır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, ateş yakarak orman yangınına yol açan 14 yaşındaki bir çocuğun o eylem bakımından ayırt etme gücünden yoksun olduğunu kabul etmiştir.

Ayırt etme gücü nasıl tespit edilir?

Hâkim tarafından, çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, sağlık raporları, olayın nasıl gerçekleştiği ve gerekirse bilirkişi görüşü değerlendirilerek tespit edilir. Ceza dosyasındaki rapor güçlü bir delildir, ama hukuk hâkimini bağlamaz (TBK m.74).

Hakkaniyet sorumluluğu nedir?

Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin kusuru olmaksızın, yalnızca hakkaniyet gerektirdiği için verdiği zarardan sorumlu tutulmasıdır. Yargıtay bunu kusursuz, objektif bir sorumluluk hâli olarak nitelendirir.

Hakkaniyet sorumluluğu hangi kanunda düzenlenir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 65. maddesinde düzenlenir. Eski Borçlar Kanunu döneminde aynı kural 54. maddedeydi. Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesi, ayırt etme gücü bulunmayanın fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı kuralına kanundaki ayrık durumları istisna tutar; TBK 65 bunlardan biridir.

Hâkim tazminatın tamamına hükmetmek zorunda mı?

Hayır. Kanun hâkime zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar verme yetkisi tanır. Önce zararın kapsamı belirlenir, sonra tarafların ekonomik ve sosyal durumu ile olayın koşulları tartılarak oran belirlenir.

Çocuğun hiç malı yoksa tazminat alınabilir mi?

Çocuktan hakkaniyet sorumluluğu yoluyla tazminat alınması zorlaşır. Yargıtay, geliri ve malvarlığı olmayan bir öğrenciye orman idaresinin zararının yüklenmesini bozmuştur. Bu durumda anne babanın ev başkanı olarak sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.

Ayırt etme gücüne sahip küçükler kimlerdir?

On sekiz yaşını doldurmamış ama yaptığı eylemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilen çocuklardır. Bu çocuklar haksız fiillerinden kusur esasına göre sorumludur (TMK m.16/2); onlar için TBK 65’e başvurulmaz.

Ayırt etme gücünü ortadan kaldıran nedenler nelerdir?

TMK 13’e göre yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerdir. Bu nedenlerin kişiyi akla uygun davranma yeteneğinden yoksun bırakmış olması gerekir.

Sarhoşken zarar veren genç hakkaniyet sorumluluğundan yararlanır mı?

Kural olarak yararlanmaz. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararı gidermekle yükümlüdür; ancak bu durumun oluşmasında kusuru olmadığını ispat ederse kurtulur (TBK m.59).

Çocuk ceza almadıysa tazminat da ödemez mi?

Hayır. Ceza sorumluluğunun bulunmaması tazminat sorumluluğunu kaldırmaz. Yargıtay, cezai ehliyeti bulunmadığı için ceza verilmeyen davalı hakkındaki tazminat davasının bu gerekçeyle reddedilmesini bozmuştur.

Bu davaya hangi mahkeme bakar?

Ev başkanının sorumluluğuna (TMK m.369) dayanılıyorsa aile mahkemesi, yalnız çocuğa velayeten açılan ve ev başkanına dayanılmayan davada asliye hukuk mahkemesi görevlidir.


Bu yazı ne değildir? Bir dosya değerlendirmesi değildir; aktardığımız Yargıtay kararları tam metinlerinden özetlenmiştir, ama hakkaniyet sorumluluğu hâkimin olayın bütün koşullarına göre kullandığı geniş bir takdir alanıdır ve bir dosyada verilen sonuç benzer görünen başka bir dosyada tekrarlanmayabilir. Kendi olayınızda ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı, kimin davalı gösterileceği ve sürelerin nasıl işlediği için bir avukatla görüşmeniz yerinde olur.