Hukuk

Ceza Hukukunda Kefaletle Serbest Kalma (Güvence Bedeli Tedbiri)

Ceza Hukukunda Kefaletle Serbest Kalma (Güvence Bedeli Tedbiri)

Kefaletle serbest kalma, hukukumuzda bağımsız bir tahliye yolu değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinde sayılan adli kontrol yükümlülüklerinden biridir: hâkim, tutuklama sebepleri varken tutuklama yerine adli kontrole hükmeder ve bu kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülüklerden biri de belirli bir güvence miktarının yatırılmasıdır. Halk arasında kefaletle salıverilme veya kefaletle tahliye denen uygulamanın kanundaki karşılığı budur; bu yazıda güvence bedelinin kim tarafından, hangi ölçütlerle belirlendiğini, nereye yatırıldığını, hangi ödemelerin teminatı olduğunu ve hangi hâllerde geri verilip hangi hâllerde Hazineye gelir yazıldığını CMK’nın 109, 113, 114 ve 115. maddeleri üzerinden madde madde açıklıyoruz.

Makale İçeriği

Ana hatlarıyla

Güvence bedeli, tutuklamaya alternatif bir adli kontrol yükümlülüğüdür; parayı yatırmak tek başına serbest kalma hakkı vermez, kararı hâkim verir.

  • Kanunda “kefalet” diye bir kurum yoktur. CMK’nın terimi güvencedir (m.109/3-f); kefalet, Türk Borçlar Kanunu’nun 581 ve devamı maddelerindeki özel hukuk sözleşmesidir.
  • Tarife, taban ya da tavan yoktur. Miktarın tek kanuni ölçütü şüphelinin parasal durumudur; ödeme bir defada ya da taksitle yapılabilir.
  • Güvence yalnızca “duruşmaya gelme” teminatı değildir. CMK m.113/1-(b) üç sıralı ödemeyi de karşılar: önce mağdur/katılan alacakları ve nafaka, sonra kamusal giderler, en sonda para cezaları.
  • Beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararında bedel geri verilir; mahkûmiyette bile yükümlülüklere uyulmuşsa güvencenin bir kısmı iade edilir (m.115).
  • Karara itiraz edilebilir. Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol kararını asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler (m.268/3-b); ayrıca süreye bağlı olmayan kaldırma talebi yolu vardır (m.111/1).

Adli Kontrol Tedbiri Olarak Güvence Bedeli Nedir?

Güvence bedeli, şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verildiğinde, ona yüklenen yükümlülüklerden biri olarak yatırması istenen paradır. Dayanağı CMK m.109/3-(f)‘dir: “Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.” Bu bent, adli kontrolün on iki yükümlülüğünden yalnızca biridir; hâkim tek başına ya da başka yükümlülüklerle birlikte uygulayabilir.

Kurumun mantığını anlamak için önce sıralamayı doğru kurmak gerekir. CMK m.109/1, adli kontrolü “100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine” uygulanabilecek bir tedbir olarak tanımlar. Yani ortada tutuklama sebebi yoksa güvence bedeline de gerek yoktur; kişi zaten tutuksuz yargılanır. Tedbirin işlevi, tutuklamayı gerektirecek bir tablo varken kişiyi cezaevine koymadan yargılamanın selametini sağlamaktır.

Güvence bedeli bu yönüyle bir “ceza” değildir. Kişi hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet yoktur ve masumiyet karinesi işlemeye devam eder. Para, devletin kişiden aldığı bir bedel değil, yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak üzere emanete alınan bir teminattır. Yükümlülükler yerine getirildiğinde ve kanunun aradığı şartlar oluştuğunda geri verilir.

Uygulamada en çok yanlış anlaşılan nokta şudur: güvence bedelini yatırmak tek başına serbest kalma hakkı doğurmaz. Kanun, kişiye “parayı yatır, çık” demez. Önce hâkim veya mahkeme adli kontrol kararı verir, bu karar içinde güvence yükümlülüğüne yer verir ve miktarı belirler; ödeme bundan sonra gündeme gelir. Karar verilmemişse yatırılacak bir bedel de yoktur.

Adli kontrol tedbirlerinin tamamı gibi güvence bedeli de geçici bir koruma tedbiridir. Yargılama sürerken uygulanır, hüküm kesinleştiğinde son bulur ve yerini infaz hukukunun kurallarına bırakır. Kesinleşmiş cezanın nasıl çekileceği artık 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a tabidir; güvence bedeli o aşamanın kurumu değildir.

Adli Kontrol Tedbiri Olarak Kefaletle Serbest Kalma Nedir, Kefalet ile Güvence Aynı Şey mi?

Kefaletle serbest kalma, güvence bedeli yükümlülüğünün halk arasındaki adıdır; ikisi aynı uygulamayı anlatır ama kanun metninde “kefalet” kelimesi geçmez. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun adli kontrole ilişkin 109 ile 115. maddeleri arasındaki hükümlerin tamamında kullanılan terim güvencedir. Madde başlıkları da bunu gösterir: m.113 “Güvence”, m.114 “Önceden ödetme”, m.115 “Güvencenin geri verilmesi”.

Bu yalnızca bir terim tercihi değildir. Kefalet, hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 581 ve devamı maddelerinde düzenlenen, bir kişinin başkasının borcundan alacaklıya karşı kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği özel hukuk sözleşmesidir. Ceza muhakemesindeki güvence ise şüphelinin veya sanığın kendisinin yatırdığı bir teminattır. İkisi farklı hukuk dallarına, farklı kanunlara ve farklı sonuçlara bağlıdır.

Ayrımın pratik önemi, dilekçe ve talep aşamasında ortaya çıkar. Bir dosyada “kefalet” talebiyle yapılan başvuru, hâkimin dayanak arayacağı hükmü değiştirmez; karar yine CMK m.109/3-(f) ve m.113 uyarınca kurulur. Buna karşılık kanunun terimiyle konuşmak, talebin hangi bende dayandığını ve hangi ödemeleri kapsadığını açıkça göstermeyi kolaylaştırır.

Terim karışıklığı arama sonuçlarına da yansır. “Kefalet bedeli”, “kefalet parası”, “kefalet ücreti”, “kefaletle salıverilme” ifadelerinin hepsi aynı kurumu arayan kişiler tarafından kullanılır. Aşağıdaki tablo, birbirine karıştırılan ve aslında tamamen farklı olan kavramları ayırır.

Kavram Hangi hukuk alanı Dayanağı Ne işe yarar
Güvence bedeli (kefaletle serbest kalma) Ceza muhakemesi CMK m.109/3-f, m.113-115 Tutuklama yerine uygulanan adli kontrol yükümlülüğü
Kefalet sözleşmesi Özel hukuk TBK m.581 vd. Bir kişinin başkasının borcunu güvence altına alması
Kefalet sigortası Sigorta hukuku Sigorta mevzuatı ve genel şartlar Borçlunun yükümlülüğünü sigortacının teminat altına alması
Kefalet sandığı ve kefalet kesintisi İdare / memur hukuku 2489 sayılı Kefalet Kanunu Para ve mal işiyle uğraşan memurlardan yapılan kesinti
Abonelik güvence bedeli (doğalgaz, elektrik, su) Tüketici / abonelik Abonelik sözleşmeleri ve ilgili mevzuat Abonenin ödeme yükümlülüğüne karşı alınan depozito
Serbest kalma bedeli (futbolda) Spor hukuku / sözleşme Profesyonel futbolcu sözleşmeleri Sözleşmenin tek taraflı feshi için ödenen bedel

Görüldüğü gibi “güvence bedeli” ve “kefalet” kelimeleri en az altı ayrı bağlamda kullanılıyor. Bu yazının konusu yalnızca ilk satırdır: ceza muhakemesinde tutuklama yerine uygulanan adli kontrol yükümlülüğü.

Kefalet Parası Nedir, Kefalet Ne Demek?

Halk arasında “kefalet parası” denen tutar, kanundaki adıyla güvencedir ve şüpheli ya da sanığın kendisi tarafından yatırılan bir teminattır. “Kefalet” kelimesinin sözlük anlamı bir başkasının borcuna karşılık olma, kefil olmadır; hukukumuzda da kefalet, TBK m.581 vd. uyarınca üçüncü bir kişinin alacaklıya karşı sorumluluk üstlenmesini ifade eder.

Ceza muhakemesindeki güvence bunun tersidir: parayı üçüncü bir kişi değil, tedbire tabi tutulan kişinin kendisi yatırır ve tutar bir borcun değil, yargılama yükümlülüklerinin teminatıdır. Bu nedenle “kefalet parası” ifadesi yaygın olsa da kanuni karşılığı yoktur.

Kefaletle Serbest Kalmak Ne Demek, Kefaletle Serbest Bırakılma Aynı Mı?

Kefaletle serbest kalmak, hakkında tutuklama sebepleri bulunan kişinin tutuklanmak yerine, güvence yükümlülüğünü de içeren bir adli kontrol kararıyla dışarıda yargılanması demektir. “Kefaletle serbest bırakılma”, “kefaletle salıverilme” ve “kefaletle tahliye” ifadelerinin hepsi aynı sonucu anlatır; aralarında hukuki bir fark yoktur.

Fark, kişinin o an tutuklu olup olmamasındadır. Henüz tutuklanmamış kişi bakımından tedbir “tutuklama yerine” uygulanır (m.109/1); tutuklu kişi bakımından ise önce tutukluluğun kaldırılması, ardından adli kontrole hükmedilmesi gerekir. Sonuç aynı olsa da izlenecek usul farklıdır.

Kefalet ile Serbest Kalma Nasıl Gerçekleşir?

Süreç dört adımda işler ve ödeme bunlardan yalnızca üçüncüsüdür:

  1. Talep ya da istem: soruşturmada Cumhuriyet savcısı adli kontrol ister; şüpheli veya müdafi de tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasını talep edebilir.
  2. Karar: sulh ceza hâkimi (soruşturmada) ya da mahkeme (kovuşturmada) adli kontrole hükmeder, güvence miktarını, ödeme biçimini ve süresini belirler.
  3. Ödeme: kararda gösterilen hesaba, gösterilen süre içinde yatırılır; makbuz dosyaya sunulur.
  4. Salıverme ve denetim: kişi serbest bırakılır; yükümlülüğün devamı en geç dört aylık aralıklarla yeniden değerlendirilir (m.110/4).

Kefaletle Serbest Kalma CMK’da Nasıl Düzenlenmiştir?

Kurumun dağınık görünmesinin sebebi, tek bir maddede toplanmamış olmasıdır. Düzenleme dört maddeye yayılmıştır:

  • m.109/3-(f): güvence yükümlülüğünün kendisi, miktarın ölçütü, taksit imkânı ve karar mercii.
  • m.113: güvencenin neyi sağladığı — hazır bulunma ve üç sıralı ödeme düzeni; kararda kısımların ayrı gösterilmesi zorunluluğu.
  • m.114: güvencenin mağdura ya da nafaka alacaklısına yargılama bitmeden ödenmesi.
  • m.115: güvencenin geri verilmesi ve Hazineye gelir yazılması.

Bunlara adli kontrolün genel hükümleri eklenir: m.110 (karar mercii ve dönemsel denetim), m.110/A (azami süre), m.111 (kaldırma ve itiraz), m.112 (ihlal).

Adli Kontrol Tedbiri Olarak Kefaletle Salıverilme Nedir, Türkiye’de Kefalet Sistemi Var mı?

Kefaletle salıverilme, güvence bedelinin yatırılması üzerine kişinin tutuklanmadan yargılanmasını ifade eder; ancak Türkiye’de sinema filmlerinden bilinen anlamda, para yatırarak serbest kalmayı bir hak olarak tanıyan bir kefalet sistemi yoktur. Bu ayrım, kurumu doğru anlamanın anahtarıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bail uygulamasında, belirli suçlarda tutuklu için bir kefalet miktarı belirlenir ve bu miktar yatırıldığında kişi kural olarak salıverilir; bedeli üçüncü bir kişi ya da ticari bir kefalet şirketi de karşılayabilir. Türk ceza muhakemesinde bunların hiçbiri yoktur:

  • Bedelin yatırılması serbest kalmayı kendiliğinden sağlamaz. Önce hâkimin adli kontrol kararı gerekir; güvence, kararın içeriğini oluşturan yükümlülüklerden biridir.
  • Ticari kefalet şirketi kurumu yoktur. Meslekî olarak kefalet karşılığı tahliye sağlayan bir yapı Türk hukukunda düzenlenmemiştir.
  • Kişi lehine “kefil gösterme” yoluyla salıverilme yolu yoktur. CMK m.109/3-(h)’de geçen aynî veya kişisel güvence, mağdurun haklarını güvence altına almak üzere ayrıca öngörülmüş bir bent olup, şüphelinin kendisinin serbest kalması için başkasının kefil olması anlamına gelmez.
  • Suç türüne göre otomatik bir kefalet tarifesi yoktur. Miktar, her dosyada kişinin parasal durumuna göre ayrıca belirlenir.

Türk hukukundaki karşılığı, “kefaletle salıverilme” değil tutuklama yerine adli kontroltür. Kanun koyucu, özgürlükten yoksun bırakmanın son çare olması ilkesini, tutuklamanın yanına on iki yükümlülükten oluşan bir seçenekler listesi koyarak uygulamıştır. Güvence bedeli bu listedeki tek parasal yükümlülüktür; diğerleri yurt dışına çıkamamak, imza yükümlülüğü, konutu terk etmemek gibi kişisel yükümlülüklerdir.

Bu nedenle “kefaletle serbest kalma hakkım var mı” sorusunun kanuni cevabı, “tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasını talep etme hakkınız vardır” biçimindedir. Talebin kabulü hâkimin değerlendirmesine, ölçülülük ilkesine ve dosyadaki somut olgulara bağlıdır.

Adli kontrolün diğer yükümlülükleri ve bunların birbirinden farkları için adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar yazımızı, yurt dışına çıkamamak yükümlülüğü için yurt dışı çıkış yasağı nedir, uygulama ve kapsamı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Adli Kontrol Tedbiri Olarak Kefaletle Tahliye Nedir, Güvence Bedeli Nereye Yatırılır?

Kefaletle tahliye, hakkında tutuklama kararı verilmiş ya da tutuklama talep edilmiş kişinin, güvence yükümlülüğünü de içeren bir adli kontrol kararıyla serbest bırakılmasıdır. Sıralama şöyledir: hâkim veya mahkeme adli kontrol kararı verir, kararda güvence yükümlülüğüne yer verir, miktarı ve ödeme süresini gösterir; ödeme yapıldığında ve kararın diğer şartları oluştuğunda kişi salıverilir.

Ödeme yeri konusunda kanunda bir hüküm yoktur. CMK, güvencenin nereye yatırılacağını düzenlemez; bunu kararı veren merciye bırakır. Uygulamada ödeme, kararda gösterilen adliyenin emanet hesabına ya da veznesine yapılır ve makbuz dosyaya sunulur. Bu nedenle “maliye veznesine mi, mahkeme veznesine mi” tartışmasının kanuni bir cevabı yoktur; belirleyici olan kararda gösterilen hesap ve ödeme süresidir. Kararın kendisinde bu bilgi yer almıyorsa, kararı veren mahkeme kalemine başvurularak öğrenilir.

Ödeme biçimi konusunda kanun açıktır. m.109/3-(f), miktarın yanı sıra “bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri”nin de hâkim tarafından belirleneceğini söyler. Yani taksitle ödeme kanunen mümkündür; bu bir istisna değil, maddenin kendi lafzında yer alan bir seçenektir. Parasal durumu bir defada ödemeye elverişli olmayan kişi, taksitlendirme talebini kararı veren mercie iletebilir.

Ödeme süresi geçirilirse ne olur? Güvence yükümlülüğü, adli kontrolün bir parçasıdır; CMK m.112/1, adli kontrol hükümlerini “isteyerek” yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun tutuklama kararı verilebileceğini düzenler. Maddedeki “isteyerek” ifadesi önemlidir: ödeme gücünün gerçekten kalmaması, hastalık, afet gibi kişiye yüklenemeyecek bir engel varsa bu durum belgelenerek mercie bildirilir ve süre uzatımı ya da yükümlülüğün değiştirilmesi talep edilir.

Yatırılan bedel dosyada emanette bekler. Yargılama boyunca kişiye iade edilmez; iade, m.115’te sayılan hâller gerçekleştiğinde ve mahkeme kararıyla yapılır. Bu bekleme süresi boyunca paraya ne olacağı, güvencenin hangi ödemeleri karşılayacağıyla belirlenir.

CMK’da Güvence Bedeli Yükümlülükleri

CMK m.113, güvencenin neyi sağladığını iki ana başlıkta düzenler ve bu iki başlık birbirinden tamamen farklı işlevlere sahiptir. Maddenin lafzı şöyledir: “Şüpheli veya sanık tarafından gösterilecek güvence, aşağıda yazılı hususların yerine getirilmesini sağlar.” Ardından (a) ve (b) bentleri gelir.

(a) bendi — kişisel yükümlülüklerin teminatı: “Şüpheli veya sanığın bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunması.” Bu bent, güvencenin klasik işlevini tanımlar: kişinin yargılamada ve infazda hazır bulunmasını sağlamak.

(b) bendi — parasal yükümlülüklerin teminatı: Kanun burada üç sıralı bir ödeme düzeni kurar ve sıralamayı numaralandırarak yazar. Bu sıra, uygulamada iadenin ne kadar olacağını belirleyen asıl hükümdür.

Sıra Kanunun sözü Ne kapsar
1 Katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi ve eski hâle getirme; nafaka borçlarından kovuşturuluyorsa nafaka borçları Mağdur ve katılan tarafın alacakları önce gelir
2 Kamusal giderler Yargılama giderleri, devlete ait masraflar
3 Para cezaları Hükmedilen adli para cezası en sonda karşılanır

Sıralamanın yönü dikkat çekicidir: kanun mağduru devletin önüne koymuştur. Güvence bedelinden önce katılanın masrafları, suçun doğurduğu zararın giderilmesi ve nafaka borçları karşılanır; devletin alacağı olan kamusal giderler ikinci, para cezası üçüncü sıradadır.

m.113/2 — kararda kısımların ayrı ayrı gösterilmesi zorunludur: “Şüpheli veya sanığı güvence göstermeye zorunlu kılan kararda, güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı gösterilir.” Bu hüküm, iade aşamasının anahtarıdır. Kararda hangi tutarın (a) bendine, hangi tutarın (b) bendine ayrıldığı gösterilmemişse, ileride “hangi kısım geri verilecek” sorusu cevapsız kalır. Karar bu ayrımı içermiyorsa, eksiklik itiraz ve kaldırma talebinde somut bir gerekçe olarak ileri sürülebilir.

Güvence Bedelinin Kapsadığı Yükümlülükler

Kişisel yükümlülükler bakımından güvence, şüpheli ya da sanığın bütün usul işlemlerinde hazır bulunmasını kapsar. Bu, yalnızca duruşmalara katılmak değildir; ifade alma, sorgu, teşhis, keşif gibi çağrıldığı her usul işlemi bu kapsamdadır. Kanun ayrıca “hükmün infazında” hazır bulunmayı da sayar; yani mahkûmiyet hâlinde cezanın infazına başlanabilmesi de güvencenin teminatı altındadır.

Maddede geçen “altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek” ifadesi, güvencenin adli kontrolün diğer yükümlülükleriyle birlikte uygulandığı hâlleri kapsar. Kişiye hem güvence hem imza yükümlülüğü hem de yurt dışına çıkma yasağı konmuşsa, bunların ihlali de güvencenin işlevini doğrudan ilgilendirir.

Güvencenin Karşılayacağı Diğer Hususlar

Parasal ödemeler bakımından güvencenin kapsamı m.113/1-(b) ile sınırlıdır. Kanunun saymadığı bir ödeme kalemi güvenceden karşılanamaz. Örneğin sanığın kendi avukatına ödeyeceği ücret güvencenin konusu değildir; güvence, katılanın masraflarını ve suçtan doğan zararı kapsar.

Nafaka borçları bakımından kanun özel bir çerçeve çizer: nafaka borçları güvenceden ancak kişi nafaka borçlarını ödememesi nedeniyle kovuşturuluyorsa karşılanır. Yani her dosyada değil, konusu nafakanın ödenmemesi olan dosyalarda.

Hukuki Yaptırımlar ve Güvencenin İşlevi

Yükümlülüklere uyulmaması hâlinde iki ayrı sonuç doğabilir ve bunlar birbirinden bağımsızdır. Birincisi CMK m.112/1 uyarınca tutuklama kararı verilmesidir; ikincisi m.115/2 uyarınca güvencenin Hazineye gelir yazılmasıdır. Kanun ikisini otomatik biçimde birbirine bağlamaz; her biri kendi şartlarına tabidir.

m.115/2’nin lafzı burada belirleyicidir: güvencenin mağdura veya nafaka alacaklısına verilmemiş kısmı, kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararlarında geri verilir; “Aksi hâlde, geçerli mazereti dışında, güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır.” “Geçerli mazereti dışında” ifadesi, mazeretin varlığı hâlinde gelir kaydına gidilemeyeceğini gösterir. Hastalık, tebligatın ulaşmaması, mücbir sebep gibi durumlar belgelendiğinde bu istisna işletilir.

CMK Güvence Bedeli Düzenlemesi Hangi Maddelerdedir?

CMK güvence bedeli düzenlemesinin omurgasını dört madde oluşturur ve her biri farklı bir soruya cevap verir:

Madde Başlığı Neyi düzenler
m.109/3-(f) Adli kontrol Güvence yükümlülüğü, miktarın ölçütü, taksit, karar mercii
m.113 Güvence Güvencenin neyi sağladığı; hazır bulunma ve üç sıralı ödeme
m.114 Önceden ödetme Mağdura ve nafaka alacaklısına yargılama bitmeden ödeme
m.115 Güvencenin geri verilmesi İade ve Hazineye gelir kaydı rejimi

Bu dört maddenin dikkat çeken bir özelliği vardır: m.113, m.114 ve m.115, 2004 yılındaki kabulünden bu yana değişmemiştir. Buna karşılık çevrelerindeki adli kontrol rejimi köklü biçimde değişti: 2012’de yeni yükümlülükler eklendi, 2021’de azami süre (m.110/A) ve dört aylık denetim (m.110/4) getirildi, itiraz mercii değişti (m.268/3-b), 2024’te itiraz süresi rejimi yeniden düzenlendi. Yani güvenceye ilişkin hükümler aynı kalırken, o hükümlerin işlediği çerçeve değişmiştir.

Güvence Bedeli CMK 113’te Nasıl Tanımlanır?

Güvence bedeli CMK m.113’te bir tanım cümlesiyle değil, işlev listesiyle düzenlenmiştir. Madde “güvence şudur” demez; “güvence şunların yerine getirilmesini sağlar” der ve iki bent sayar. Bu yazım tekniği, kurumun niteliğini de gösterir: güvence bir bedel ya da ceza değil, belirli sonuçları güvence altına alan bir teminattır.

Maddede geçmeyen ifadelere de dikkat etmek gerekir. m.113’te “kefalet”, “kefil”, “teminat mektubu” ya da “tarife” kelimeleri yer almaz. Kanun yalnızca güvencenin neyi sağladığını ve kararda kısımların ayrı ayrı gösterileceğini söyler.

Serbest Kalma Maddesi Nedir?

Uygulamada “serbest kalma maddesi” diye anılan hüküm, CMK m.109‘dur. Adli kontrolü düzenleyen bu madde, tutuklama yerine uygulanabilecek on iki yükümlülüğü sayar ve güvence bedeli bunlardan (f) bendinde yer alır. Kişinin tutuklanmadan yargılanmasını sağlayan asıl dayanak m.109/1’dir: tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama yerine adli kontrole karar verilebilir.

Buna karşılık kanunda “serbest kalma” başlığını taşıyan bir madde bulunmaz. Bu ifade, m.109’un uygulamadaki sonucunu anlatan halk deyimidir.

Güvencenin Belirlenmesinde Esaslar

Kanun, miktarın belirlenmesinde tek bir ölçüt gösterir: şüphelinin parasal durumu. m.109/3-(f) bunu açıkça yazar. Buna ek olarak m.100/1’in genel ölçülülük kuralı işler: “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Adli kontrol tutuklamanın alternatifi olduğu için bu ölçülülük değerlendirmesi güvence bedeline de yansır.

Kararda gösterilmesi gerekenler ise m.113/2’de sayılmıştır: güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı. Miktarın nasıl hesaplandığına dair kanunda bir formül ya da katsayı yoktur; bu, kanunun bilinçli olarak hâkime bıraktığı bir takdir alanıdır.

Kefaletle Serbest Kalma Ücreti Ne Kadar, Güvence Bedeli Tarifesi Var mı?

Kefaletle serbest kalma için kanunda belirlenmiş bir ücret, tarife, taban ya da tavan yoktur. CMK m.109/3-(f), miktarın belirlenmesinde tek bir ölçüt gösterir: şüphelinin parasal durumu. Kanun ne bir alt sınır ne bir üst sınır koyar, ne de suç türüne göre bir çizelge öngörür. Bu nedenle “2025 kefalet bedeli”, “2026 kefaletle serbest kalma ücreti” biçiminde yıllık olarak güncellenen resmî bir liste aramak sonuçsuz kalır; böyle bir liste hiç var olmadı.

Miktarı belirleyen mekanizma şudur:

  1. Cumhuriyet savcısı ister. Soruşturma evresinde güvence yükümlülüğünün uygulanması ve miktarı, m.109/3-(f)’nin açık lafzı gereği savcının istemi üzerine gündeme gelir.
  2. Hâkim belirler. Miktarı ve ödemenin bir defada mı taksitle mi yapılacağını, ödeme sürelerini hâkim kararlaştırır.
  3. Ölçüt kişinin parasal durumudur. Gelir, malvarlığı ve ödeme kapasitesi değerlendirilir.
  4. Ölçülülük ilkesi işler. m.100/1’in ölçülülük kuralı, tutuklamanın alternatifi olan adli kontrole de yansır; kişinin ödeyemeyeceği bir miktar, tedbiri fiilen tutuklamaya çevirir.
  5. Kararda kısımlar ayrı ayrı gösterilir (m.113/2): hangi tutarın hazır bulunma teminatı, hangi tutarın ödemeler için ayrıldığı yazılır.

Bu yapının doğrudan sonucu şudur: aynı suçtan yargılanan iki kişi için farklı güvence miktarları belirlenebilir ve bu, kanunun kendi kurduğu düzenin gereğidir. Parasal durum ölçüt olduğu için miktarın kişiden kişiye değişmesi bir çelişki değil, maddenin amacıdır.

Miktarın yüksek bulunması hâlinde iki ayrı yol vardır ve karıştırılmamalıdır: kararın kendisine itiraz (m.111/2, m.268) ve yükümlülüğün kaldırılması ya da değiştirilmesi için talep (m.111/1). İkincisi süreye bağlı değildir ve tekrarlanabilir; ikisini de aşağıda ayrı başlıklarda ele alıyoruz.

Ödeme gücü konusunda somut belge sunmak, bu taleplerin en etkili dayanağıdır. Gelir belgesi, tapu ve araç kayıtları, banka hesap dökümleri, bakmakla yükümlü olunan kişilere ilişkin belgeler dosyaya konduğunda hâkimin değerlendireceği “parasal durum” soyut bir tahmin olmaktan çıkar.

Cezaevi Kefalet Ücreti Ne Kadar?

Cezaevinden çıkmak için ödenen sabit bir “cezaevi kefalet ücreti” yoktur. Ne 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ne de 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nda böyle bir kalem düzenlenmiştir. Tutuklu bir kişinin salıverilmesi, para ödemesine değil, tutukluluğun kaldırılarak yerine adli kontrol uygulanmasına karar verilmesine bağlıdır.

Karışıklığın kaynağı, cezaevindeki kişinin kişisel ihtiyaçları için yatırılan emanet parası ile güvence bedelinin birbirine karıştırılmasıdır. İkisi tamamen farklıdır: emanet parası hükümlü ya da tutuklunun kurum içindeki harcamaları içindir; güvence bedeli ise mahkeme kararıyla belirlenen ve adliye hesabına yatırılan bir teminattır.

Hapis Kefalet Ücreti Diye Bir Tarife Var mı?

Hayır. “Hapis kefalet ücreti” adı altında, ceza süresine ya da suç tipine göre belirlenmiş bir çizelge mevzuatımızda bulunmaz. Kanun, güvence miktarını cezanın süresine değil kişinin parasal durumuna bağlamıştır (m.109/3-f).

Beklenen cezanın ağırlığı, miktarı doğrudan belirlemez; yalnızca m.100/1’in ölçülülük değerlendirmesine dolaylı olarak girer. Aynı suçtan yargılanan iki kişi için farklı tutarlar belirlenmesi bu yüzden hukuka aykırılık değil, maddenin gereğidir.

Kefalet Bedeli Hesaplama Yöntemi Var mı?

Kanunda kefalet bedeli hesaplama için bir formül, katsayı ya da asgari ücrete endeksli bir oran yoktur. Miktar hesaplanmaz; somut olaya göre takdir edilir. Takdirde rol oynayan veriler şunlardır:

  • Kişinin geliri, malvarlığı ve borç yükü,
  • Bakmakla yükümlü olduğu kişiler,
  • Güvencenin karşılayacağı ödemelerin büyüklüğü (m.113/1-b): katılanın masrafları, suçun doğurduğu zarar, kamusal giderler, olası para cezası,
  • Tedbirin ölçülü kalması gereği (m.100/1).

Bu veriler dosyaya belgeyle konulduğunda takdir denetlenebilir hâle gelir; belge sunulmadığında hâkim yalnızca dosyadaki mevcut bilgiyle karar verir.

Cezaevinden Kefaletle Çıkmak İçin Ne Kadar Para Gerekir?

Tutuklu bir kişinin “kefaletle” çıkması için ödenmesi gereken sabit bir para yoktur; çünkü çıkışı sağlayan şey ödeme değil, tutukluluğun kaldırılarak yerine adli kontrol uygulanmasına karar verilmesidir. Karar verilmedikçe yatırılacak bir bedel de doğmaz. Bu, kurumun en sık yanlış anlaşılan yönüdür ve “cezaevi kefalet ücreti ne kadar” sorusunun kanuni cevabı budur.

Tutuklu bir kişi bakımından izlenecek yol şu sıradadır:

  • Tahliye talebi ya da tutuklamaya itiraz. Tutukluluk kararına karşı itiraz yolu açıktır; ayrıca dosyanın her aşamasında salıverilme talep edilebilir.
  • Tutuklama yerine adli kontrol talebi. Talepte, m.109/1’e dayanılarak tutuklamanın ölçülü olmadığı, aynı amacın adli kontrolle sağlanabileceği ileri sürülür ve hangi yükümlülüklerin kabul edildiği belirtilir.
  • Güvence yükümlülüğünün önerilmesi. Talepte, kişinin parasal durumuna uygun bir güvence yatırmaya hazır olduğu bildirilebilir; ödeme kapasitesini gösteren belgeler eklenir.
  • Karar ve ödeme. Merci adli kontrole hükmeder ve güvence miktarını belirlerse, ödeme kararda gösterilen süre içinde yapılır.

Burada bir noktanın altını çizmek gerekir: tutukluluk süreleri dolduğu için salıverilenler hakkında da adli kontrol uygulanabilir. CMK m.109/7 bunu açıkça düzenler. Ayrıca m.112/2 uyarınca, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz.

Tutukluluk kararına itiraz süreci ve dikkat edilecek noktalar için tutukluluk kararına itiraz hakkı yazımıza bakabilirsiniz.

Hangi Suçlarda Güvence Bedeli Yatırılması Kararı Verilebilir?

Kanunda, güvence bedelinin uygulanabileceği ya da uygulanamayacağı suçları sayan bir liste yoktur. CMK m.109, adli kontrolü suç türüne göre sınırlamaz; şartı olay bazında kurar. Bu nedenle “şu suçta kefalet olur, bu suçta olmaz” biçimindeki genellemelerin kanuni bir dayanağı bulunmaz.

Kanunun kurduğu şart üç unsurludur ve suçun adı bunlardan biri değildir:

  • Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunması (m.100/1’e yollama).
  • Bir tutuklama nedeninin bulunması: kaçma şüphesi uyandıran somut olgular ya da delilleri karartma girişimi (m.100/2).
  • Ölçülülük: tutuklamanın işin önemi ve beklenen ceza ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama verilemez; adli kontrol tam da bu boşlukta devreye girer.

Buna karşılık kanunda, adli kontrolün alanını genişleten bir hüküm vardır ve çoğu kaynakta atlanır: CMK m.109/2“Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.” Yani kişinin kanunen tutuklanamayacağı hafif işlerde bile adli kontrol yükümlülüğü konabilir.

Hangi Suçlar Kefaletle Serbest Kalır?

Kanunda, kefaletle serbest kalınabilecek suçları sayan bir liste bulunmaz. Bu nedenle sorunun kanuni cevabı suç adlarıyla değil, şartlarla verilir: kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil, m.100’de sayılan bir tutuklama nedeni ve tedbirin ölçülü olması varsa, suçun adı ne olursa olsun tutuklama yerine adli kontrole hükmedilebilir.

Kanunun bu konuda getirdiği tek genişletici hüküm m.109/2’dir: tutuklama yasağı öngörülen hâllerde bile adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. Daraltıcı bir hüküm ise yoktur; ne “şu suçlarda adli kontrol verilemez” diyen bir madde, ne de belirli suçlar için güvence yasağı getiren bir düzenleme bulunur.

Kefaletle Serbest Kalma Hangi Suçlarda Uygulanır?

Uygulamada tedbirin en sık gündeme geldiği dosyalar, güvencenin işleviyle örtüşen dosyalardır. m.113/1-(b) güvenceyi katılanın masraflarına, suçun doğurduğu zararın giderilmesine ve nafaka borçlarına bağladığı için, parayla ölçülebilir bir zararın bulunduğu dosyalarda güvencenin anlamı somutlaşır.

Bu bir kanuni kategori değil, kurumun işlevinden doğan pratik bir eğilimdir. Zararın parasal olmadığı bir dosyada hâkim güvence yerine imza, yurt dışına çıkmama ya da konutu terk etmeme gibi parasal olmayan yükümlülükleri tercih edebilir; kanun buna izin verir çünkü m.109/3 hâkime yükümlülükler arasında seçim yapma yetkisi tanır.

Kefaletle Serbest Kalmanın En Sık Uygulandığı Suçlar

Uygulamada güvence yükümlülüğü, tabiatı gereği parayla ölçülebilir bir zararın doğduğu dosyalarda daha sık gündeme gelir. Bunun sebebi suçun adı değil, m.113/1-(b)’nin kurduğu ödeme düzenidir: güvence, katılanın masraflarını, suçun neden olduğu zararın giderilmesini ve eski hâle getirmeyi karşılar. Zararın parasal olduğu bir dosyada güvencenin işlevi somutlaşır.

Bu çerçevede malvarlığına karşı işlenen suçlar, ekonomi ve ticarete ilişkin suçlar ile nafaka yükümlülüğünün ihlaline dayanan dosyalar öne çıkar. Ancak bu bir kanuni kategori değil, kurumun işlevinden doğan pratik bir eğilimdir; hâkim, aynı değerlendirmeyi başka bir suç tipinde de yapabilir.

Özel Durumlar

Kanun iki grup için tutuklama yerine adli kontrole ayrı bir vurgu yapar. CMK m.109/4, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli hakkında, tutuklama yerine adli kontrole karar verilebileceğini düzenler.

Aynı fıkranın son cümlesi bir başka özel durumu kurar: hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili istinaf veya temyiz yoluna başvurulmuşsa, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adli kontrol kararı verebilir. Dosya kanun yolunda olsa bile kararı verecek merci bulunmaktadır.

m.109/5 ise yükümlülüğün esnetilmesine örnek oluşturur: taşıt kullanmama yükümlülüğünde hâkim veya savcı, kişinin meslekî uğraşında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir. Bu esneklik mantığı m.110/2 ile bütün yükümlülükler için geçerlidir.

Uygulanamayacağı Durumlar

Güvence bedelinin uygulanamayacağı hâller, suç adına göre değil şartların eksikliğine göre belirlenir:

  • Tutuklama sebebi yoksa adli kontrole de gerek yoktur; kişi zaten tutuksuz yargılanır.
  • Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil yoksa tedbir kurulamaz.
  • Soruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi yoksa güvence yükümlülüğü m.109/3-(f) ve m.110/1’in lafzı gereği hâkim tarafından kendiliğinden konulamaz.
  • Kişinin parasal durumu elverişli değilse güvence yerine parasal olmayan yükümlülükler (imza, yurt dışına çıkmama, konutu terk etmeme) tercih edilir; ödenemeyecek bir güvence tedbiri amacından uzaklaştırır.
  • Hükümlü hakkında adli kontrol uygulanmaz. Kesinleşmiş cezanın infazı 5275 sayılı Kanun’a tabidir; güvence bedeli yargılama aşamasının kurumudur.
  • Şüpheli ve sanık dışındaki kişiler hakkında uygulanamaz: tanık, mağdur, katılan ya da bilirkişi hakkında adli kontrol kararı verilemez.

Kefaletin Amacı ve Kısıtlama Alanları

Güvencenin amacı, kişiyi cezaevine koymadan yargılamanın ve infazın güvence altına alınmasıdır. Kısıtlama alanı ise iki yönden çizilir. Birincisi süre yönünden: adli kontrol süresiz uygulanamaz. İkincisi denetim yönünden: yükümlülüğün devam edip etmeyeceği belirli aralıklarla yeniden değerlendirilir. İkisini de aşağıda ayrıca ele alıyoruz.

Üçüncü bir sınır, tedbirin niteliğinden gelir. Güvence bedeli bir güvenlik tedbiri ya da ceza değildir; adli sicile işlemez. Adli sicile yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri kaydedilir. Adli sicil ve arşiv kaydının hangi hâllerde silineceği için adli sicil arşiv kaydı ne zaman silinir yazımızı inceleyebilirsiniz.

Güvencenin Miktarı Nasıl Belirlenir?

Güvencenin miktarı, kanunun tek ölçütü olan şüphelinin parasal durumu esas alınarak, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından belirlenir. m.109/3-(f) bu üçlüyü tek cümlede toplar: miktar, ödemenin bir defada mı taksitle mi yapılacağı ve ödeme süreleri.

Değerlendirmede fiilen ağırlık taşıyan unsurlar şunlardır:

  1. Kişinin parasal durumu. Kanunun yazılı tek ölçütüdür: gelir, malvarlığı, borç yükü, bakmakla yükümlü olunan kişiler.
  2. Güvencenin karşılayacağı ödemelerin büyüklüğü. m.113/1-(b) uyarınca güvence, katılanın masraflarını, suçun doğurduğu zararı, kamusal giderleri ve para cezalarını karşılamaya yöneliktir; dosyadaki zararın büyüklüğü doğrudan bu kalemi etkiler.
  3. Ölçülülük. m.100/1’in ölçülülük kuralı, tedbirin kişiyi fiilen özgürlüğünden yoksun bırakacak ağırlığa ulaşmasını engeller.
  4. Hâkimin takdiri. Kanun formül vermediği için değerlendirme somut olaya göre yapılır; ancak takdir, kararda gerekçeyle gösterilir.

Kefalet tutarı ne şekilde ve nereye ödenir? Ödeme, kararda gösterilen adliye emanet hesabına ya da veznesine, kararda belirtilen süre içinde yapılır. Kanunda ödeme yerini gösteren bir hüküm yoktur; belirleyici olan kararın kendisidir. Taksitli ödeme kararlaştırılmışsa her taksit ayrı ayrı ve süresinde yatırılır.

Belirlenen tutar ödeme gücünün üzerindeyse ne yapılır? İki yol birlikte kullanılabilir. Karara itiraz edilir (m.111/2 yollamasıyla m.268) ve ayrıca m.111/1 uyarınca yükümlülüğün kaldırılması, değiştirilmesi veya geçici muafiyet talep edilir. İkinci yol süreye bağlı değildir; parasal durumdaki değişiklik her aşamada ileri sürülebilir. Dilekçede kademeli talep kurmanın kanuni dayanağı m.110/2’dir: hâkim yükümlülüğü kaldırabilir, değiştirebilir veya geçici olarak muaf tutabilir.

Miktar sonradan değişebilir mi? Evet. Adli kontrol, bir kez kurulduktan sonra donan bir tedbir değildir. m.110/2, hâkime kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle ya da kısmen kaldırma, değiştirme veya geçici muafiyet tanıma yetkisi verir. Buna ek olarak m.110/4, yükümlülüğün devamının gerekip gerekmediği hususunda en geç dört aylık aralıklarla karar verilmesini emreder. Yani miktarın ve yükümlülüğün gözden geçirilmesi, kanunun kendisi tarafından dönemsel bir yükümlülük hâline getirilmiştir.

Miktarı belirleyen unsurlar kararda nasıl görünür? Kararda üç bilginin bulunması beklenir: belirlenen tutar, ödemenin bir defada mı taksitle mi yapılacağı ve ödeme süreleri (m.109/3-f), ayrıca güvencenin karşıladığı kısımların ayrı ayrı gösterilmesi (m.113/2). Bu üç bilgiden biri eksikse, eksiklik hem itirazda hem kaldırma talebinde somut bir gerekçe oluşturur; özellikle m.113/2’deki ayrımın gösterilmemesi, ileride iade hesabını yapılamaz hâle getirir.

Değerlendirmede yer almayan unsurlara da değinmek gerekir. Kanun, güvence miktarının belirlenmesinde suçun adına, sabıka kaydına ya da kişinin toplumsal konumuna dayalı bir ölçüt getirmez. Bu unsurlar tutuklama nedeninin varlığı ve ölçülülük değerlendirmesinde dolaylı olarak rol oynayabilir; ancak miktarın kanuni ölçütü tek başına parasal durumdur.

Kefaletle Serbest Kalma Dilekçesi Nasıl Verilir, Nereye Sunulur?

Kefaletle serbest kalma talebi, ayrı bir dava ya da özel bir başvuru türü değildir; tutuklama yerine adli kontrol uygulanması talebi olarak, dosyanın bulunduğu mercie sunulur. Talebin hangi aşamada, kime verileceği dosyanın evresine göre değişir.

Aşama Talep kime verilir Kim karar verir Dayanak
Soruşturma Cumhuriyet başsavcılığı / sulh ceza hâkimliği Savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi m.110/1
Kovuşturma Davayı gören ceza mahkemesi Mahkeme (resen de karar verebilir) m.110/3
Yükümlülüğün kaldırılması Kararı veren hâkim ya da mahkeme Aynı merci, savcı görüşü alındıktan sonra beş gün içinde m.111/1
Karara itiraz Kararı veren merci İtirazı incelemeye yetkili merci m.268/1-2

Dilekçede yer alması gereken hususlar, kanunun aradığı ölçütlerden türer:

  • Dosya bilgileri: soruşturma veya esas numarası, talep sahibinin sıfatı (şüpheli, sanık, müdafi, kanuni temsilci ya da eş).
  • Talebin konusu: tutuklama yerine adli kontrol uygulanması ya da mevcut güvence yükümlülüğünün kaldırılması, değiştirilmesi veya taksitlendirilmesi.
  • Tutuklama sebeplerinin bulunmadığına ya da ölçülü olmadığına ilişkin somut gerekçeler: sabit ikametgâh, düzenli iş, aile bağları, dosyadaki delillerin toplanmış olması.
  • Parasal duruma ilişkin belgeler: gelir belgesi, tapu ve araç kayıtları, hesap dökümleri, bakmakla yükümlü olunan kişilere ilişkin belgeler.
  • Kademeli talep: m.110/2’ye dayanarak önce kaldırma, olmazsa değiştirme, olmazsa taksitlendirme ya da geçici muafiyet.
  • Hangi yükümlülüklerin kabul edildiği: imza, yurt dışına çıkmama gibi parasal olmayan yükümlülüklerin kabul edildiğinin bildirilmesi, talebin somutluğunu artırır.

Burada bir uyarı gerekir: internette dolaşan hazır dilekçe örnekleri, dosyanın kendi olgularını taşımadığı için çoğu zaman işlevsizdir. Kanunun aradığı şey bir form değil, somut gerekçedir. m.111/1 talebinde savcı görüşünün alınması zorunlu olduğu ve karar beş gün içinde verildiği için, dilekçenin dosyaya özgü verilerle desteklenmesi sonucu doğrudan etkiler.

Hangi Suçlarda Kefalet (Güvence) Bedeli Yatırılması Kararı Verilebilir?

Bu başlıkta sıkça karşılaşılan bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir: CMK m.100/3’te sayılan “katalog suçlar”, kefaletin uygulandığı ya da uygulanmadığı suçlar listesi değildir. Bu liste, adli kontrolle değil tutuklamayla ilgilidir ve şu işlevi görür: sayılan suçlarda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama nedeni var sayılabilir. Yani liste, tutuklama nedenini ispat yükünü hafifleten bir karinedir.

Bunun adli kontrole yansıması ters yöndedir. Katalog suçlarda tutuklama nedeni var sayılabildiği için m.109/1’in şartı daha kolay oluşur; oysa aynı maddenin kurduğu düzen, tutuklama yerine adli kontrolü mümkün kılan bir düzendir. Kanun, katalog suçlarda adli kontrolü yasaklayan bir hüküm içermez.

Kanun metninde adli kontrolün suç türüne göre kısıtlandığı tek yer, süre hükmüdür. m.110/A/2 uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde adli kontrol süresi en çok üç yıldır ve uzatma süresi toplam üç yılı; Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. Dikkat edilirse bu hüküm, terör suçlarında adli kontrolü yasaklamaz; aksine uygulanacağını varsayıp süresini düzenler.

Peki uygulamada suç türünün hiç etkisi yok mudur? Vardır, ama dolaylıdır ve üç kanaldan işler:

  • Tutuklama nedeninin ispatı kolaylaşır. Katalog suçlarda m.100/3 gereği tutuklama nedeni var sayılabildiği için, m.109/1’in aradığı şart daha kolay oluşur. Bu, adli kontrolün önünü kapatmaz; aksine tedbirin gündeme gelmesini sağlar.
  • Ölçülülük değerlendirmesi ağırlaşır. m.100/1, tutuklamanın işin önemi ve beklenen ceza ile ölçülü olmasını arar. Beklenen cezanın ağır olduğu bir dosyada, adli kontrolün yargılamanın selametini sağlamaya yeteceği daha ayrıntılı gerekçelendirilir.
  • Süre rejimi değişir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde m.110/A/2 farklı bir azami süre öngörür; belirli suçlarda uzatma sınırı dört yıla çıkar.

Katalog suçlarda tutuklamanın “zorunlu” olduğu yönündeki yaygın kanaat de kanuna uygun değildir. m.100/3’ün lafzı “tutuklama nedeni var sayılabilir biçimindedir; bu, zorunluluk değil bir karinedir ve aksi gösterilebilir. Nitekim aynı maddenin birinci fıkrasındaki ölçülülük şartı, katalog suçlar bakımından da geçerliliğini korur.

Özetle suç türü, güvence bedeline hükmedilip hükmedilmeyeceğini belirleyen değil, değerlendirmeye giren unsurlardan biridir. Belirleyici olanlar şunlardır:

  • Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunup bulunmadığı,
  • Kaçma ya da delil karartma yönünde somut olgu olup olmadığı,
  • Tedbirin işin önemi ve beklenen cezayla ölçülü olup olmadığı,
  • Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemde bulunup bulunmadığı,
  • Kişinin parasal durumunun güvence yükümlülüğüne elverişli olup olmadığı.

Ceza Hukukunda Güvence Türleri

Ceza muhakemesinde “güvence” tek bir kalıp değildir; CMK m.109/3, birbirinden farklı üç ayrı güvence bendi içerir ve bunlar sıklıkla birbirine karıştırılır. Ayrımı doğru kurmak, hangi ödemenin hangi bende dayandığını ve iadenin nasıl yapılacağını belirler.

Bent Kanunun sözü Kim için, ne amaçla
m.109/3-(f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak … bir güvence miktarını yatırmak Asıl güvence bedeli; yargılamanın ve infazın teminatı
m.109/3-(h) Hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak Yalnızca mağdurun hakları için; teminat aynî (rehin, ipotek) ya da kişisel olabilir
m.109/3-(i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve nafakayı düzenli ödeyeceğine dair güvence vermek Aile hukukundan doğan yükümlülükler için

Bu üçlü ayrımın yanında, m.113/1 güvencenin kapsamını ikiye böler ve bu ikili ayrım iade hesabının temelidir:

  • Şahsî yükümlülüklerin teminatı (m.113/1-a): usul işlemlerinde ve infazda hazır bulunma.
  • Parasal yükümlülüklerin teminatı (m.113/1-b): üç sıralı ödeme düzeni — mağdur/katılan alacakları ve nafaka, kamusal giderler, para cezaları.

Kararda bu iki kısmın ayrı ayrı gösterilmesi zorunludur (m.113/2). Bu zorunluluk, m.115’in üç ayrı iade rejimini işletebilmek için konmuştur: hazır bulunma yükümlülüğü yerine getirilmişse birinci kısım, beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişse ikinci kısım geri verilir.

Sık karşılaşılan bir yanlış bilgiyi burada düzeltmek gerekir: Türk ceza muhakemesinde, üçüncü bir kişinin kefil gösterilmesi yoluyla şüphelinin serbest kalmasını sağlayan bir “garantör” ya da kefalet şirketi kurumu yoktur. m.109/3-(h)’de geçen “kişisel güvence”, şüphelinin serbest kalması için değil, mağdurun haklarının teminatı için öngörülmüştür ve teminatın türünü ifade eder. Şüphelinin kendisinin yatırdığı güvence ile mağdur lehine bağlanan teminat, kanunda ayrı bentlerde düzenlenmiş ayrı kurumlardır.

Bir başka ayrım, güvencenin teminatın türü bakımından gösterdiği çeşitliliktir. m.109/3-(h), mağdurun hakları için öngörülen teminatın aynî veya kişisel olabileceğini söyler. Aynî güvence bir malvarlığı değeri üzerinde kurulan teminatı (rehin, ipotek gibi), kişisel güvence ise bir kişinin taahhüdüne dayanan teminatı ifade eder. Buna karşılık m.109/3-(f)’deki asıl güvence bedeli, kanunun lafzında para olarak düzenlenmiştir: “bir güvence miktarını yatırmak”.

Güvencenin adli kontrolün diğer yükümlülükleriyle ilişkisi de ayrı bir konudur. m.109/3’te sayılan on iki yükümlülük birbirinin alternatifi değildir; hâkim maddenin giriş cümlesi gereği kişiyi “bir veya birden fazla yükümlülüğe” tabi tutabilir. Uygulamada güvence yükümlülüğü çoğu zaman tek başına değil, yurt dışına çıkmama (a bendi) ya da düzenli başvuru/imza (b bendi) yükümlülükleriyle birlikte kurulur.

Yükümlülük Bent Parasal mı
Yurt dışına çıkamamak (a) Hayır
Belirlenen yerlere düzenli başvurmak (imza) (b) Hayır
Çağrılara ve kontrol tedbirlerine uymak (c) Hayır
Taşıt kullanamamak, sürücü belgesini teslim etmek (d) Hayır
Tedavi veya muayene tedbirine tabi olmak (e) Hayır
Güvence miktarını yatırmak (f) Evet
Silah bulunduramamak, teslim etmek (g) Hayır
Mağdurun haklarını aynî/kişisel güvenceye bağlamak (h) Evet
Aile yükümlülükleri ve nafaka için güvence vermek (i) Evet
Konutunu terk etmemek (ev hapsi) (j) Hayır
Belirli yerleşim bölgesini terk etmemek (k) Hayır
Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek (l) Hayır

Ceza Muhakemesinde Güvencenin Önemi

Güvence bedelinin taşıdığı asıl işlev, özgürlükten yoksun bırakmanın son çare olması ilkesini uygulanabilir kılmaktır. Kanun, tutuklamanın karşısına tek bir seçenek değil, on iki yükümlülükten oluşan bir liste koyar; hâkim bunlardan birini, birkaçını ya da tamamını uygulayabilir. Güvence, bu listedeki üç parasal yükümlülükten en çok başvurulanıdır.

İkinci işlevi, mağdurun korunmasıdır. m.113/1-(b)’nin ödeme sırasında mağdur ve katılan alacaklarının devletin alacağından önce gelmesi, ayrıca m.114’ün yargılama bitmeden ödeme yapılmasına imkân tanıması, kurumu yalnızca sanığa değil mağdura da hizmet eden bir düzenek hâline getirir.

Güvence (Kefalet) Bedeline Hangi Mahkeme Hükmeder?

Güvence bedeline hükmedecek merci, dosyanın hangi evrede olduğuna göre değişir ve kanun bunu iki fıkrada ayrı ayrı düzenler.

Soruşturma evresinde: CMK m.110/1 uyarınca şüpheli, “Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında” adli kontrol altına alınabilir. Yani karar mercii sulh ceza hâkimliğidir ve savcının istemi olmadan hâkim kendiliğinden adli kontrole hükmedemez. Güvence bakımından m.109/3-(f) de aynı şeyi söyler: miktar “Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce” belirlenir.

Kovuşturma evresinde: m.110/3, m.109 ile m.110’un birinci ve ikinci fıkra hükümlerinin “gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında” uygulanacağını düzenler. Bu evrede karar merci davayı gören ceza mahkemesidir ve mahkeme bu yetkisini kendiliğinden de kullanabilir.

Kanun yolu aşamasında: m.109/4’ün son cümlesi özel bir yetki kurar. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve istinaf ya da temyiz yoluna başvurulmuşsa, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adli kontrol kararı verebilir. Aynı yetki m.112/1’in ek cümlesiyle tutuklama için de tanınmıştır.

Evre Kim ister Kim karar verir Dayanak
Soruşturma Cumhuriyet savcısı (zorunlu) Sulh ceza hâkimi m.109/3-f, m.110/1
Kovuşturma Savcı ya da taraf; mahkeme resen de karar verebilir Davayı gören ceza mahkemesi m.110/3
Dosya istinaf/temyizde Hükmü veren ilk derece mahkemesi m.109/4 son cümle
Yükümlülüğün kaldırılması Şüpheli veya sanık Kararı veren hâkim/mahkeme (savcı görüşü alınır) m.111/1
İtiraz incelemesi İtiraz eden Sulh ceza hâkimliği kararında asliye ceza mahkemesi hâkimi m.268/3-b

Bu tabloda en sık yanlış yazılan satır sonuncusudur. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la değiştirilen ve 1/1/2022’de yürürlüğe giren m.268/3-(b) uyarınca, sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazları, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza hâkimliği işleri asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir. Değişiklikten önceki rejimde inceleme, numara olarak kendisini izleyen sulh ceza hâkimliğine aitti; bu eski bilgi hâlâ çok sayıda kaynakta yer alıyor.

Kefalet Bedeli (Güvence Bedeli) Yatırılmasına Karar Verme Şartları

Güvence bedeli yatırılmasına karar verilebilmesi için kanunun aradığı şartlar, m.109 ile m.100’ün birlikte okunmasından çıkar. Şartlar birbirinin yerine geçmez; hepsinin bir arada bulunması gerekir. CMK bu şartları tek bir maddede toplu olarak saymaz; m.109/1’in m.100’e yaptığı yollama ile m.109/3-(f)’nin güvenceye özgü ölçütü birleştiğinde ortaya çıkar.

Şartları iki gruba ayırmak, hangisinin hangi aşamada tartışılacağını gösterir. Birinci grup, adli kontrolün her yükümlülüğü için ortaktır: kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, bir tutuklama nedeni ve ölçülülük. İkinci grup ise güvence bedeline özgüdür: soruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi ve şüphelinin parasal durumunun bu yükümlülüğe elverişli olması. Birinci grup tartışılırken kişi “tedbir hiç uygulanmasın” der; ikinci grup tartışılırken “bu yükümlülük bana uygun değil, yerine başkası uygulansın” der. İki savunma birbirinden farklıdır ve dilekçede ayrı ayrı kurulur.

Kefaletle Serbest Kalma Şartları Nelerdir?

Kefaletle serbest kalma şartları, kanunda tek bir listede toplanmamış olsa da altı başlıkta özetlenebilir:

Şart Dayanak Hangi evrede aranır
Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller m.100/1 (m.109/1 yollamasıyla) Her evre
Bir tutuklama nedeninin bulunması m.100/2-3 Her evre
Ölçülülük m.100/1 Her evre
Cumhuriyet savcısının istemi m.109/3-f, m.110/1 Yalnız soruşturma
Şüphelinin parasal durumunun elverişli olması m.109/3-f Her evre
Kararda güvencenin karşıladığı kısımların ayrı gösterilmesi m.113/2 Karar aşaması

Bu şartlardan biri eksikse tedbir kurulamaz ya da kurulmuşsa itiraz konusu olur. Aşağıda her biri ayrı ayrı açıklanmaktadır.

1. Kuvvetli Suç Şüphesinin Varlığı

m.109/1, adli kontrolü m.100’deki tutuklama sebeplerine bağlar. m.100/1 ise tutuklama için “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin” bulunmasını arar. Buradaki ölçüt “şüphe” değil, somut delille desteklenmiş kuvvetli şüphedir; soyut iddia ya da tek başına ihbar bu ölçütü karşılamaz.

2. Tutuklama Sebebinin Bulunması

m.100/2, iki hâlde tutuklama nedeninin var sayılabileceğini düzenler: şüpheli ya da sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular bulunması; ya da davranışlarının delilleri yok etme, gizleme, değiştirme yahut tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişimi hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması. m.100/3 ise sayılan katalog suçlarda, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri varsa tutuklama nedeninin var sayılabileceğini düzenler.

3. Cumhuriyet Savcısının Talebi

Soruşturma evresinde savcının istemi zorunludur; hem m.109/3-(f) hem m.110/1 bunu açıkça yazar. Kovuşturma evresinde ise durum farklıdır: m.110/3, hükümlerin görevli ve yetkili yargı mercileri tarafından kovuşturmanın her aşamasında uygulanacağını söyler ve mahkemeye kendiliğinden karar verme imkânı tanır. İki evreyi birbirine karıştırmamak gerekir.

4. Şüpheli veya Sanığın Maddi Durumu

Güvence yükümlülüğüne özgü şart budur. m.109/3-(f), miktarın “şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak” belirleneceğini emreder. Bu, hem miktarın hem de ödemenin bir defada mı taksitle mi yapılacağının ölçütüdür. Ödeme kapasitesini aşan bir tutar, adli kontrolü fiilen tutuklamaya dönüştürdüğü için maddenin amacına aykırı düşer.

5. Yargılama Sürecinin Sağlıklı İşlemesi

Tedbir, yargılamanın ve infazın güvence altına alınması amacına hizmet etmelidir. m.113/1-(a), güvencenin kişinin bütün usul işlemlerinde ve hükmün infazında hazır bulunmasını sağladığını söyler. Bu amacı sağlamayan bir tedbir, ölçülülük değerlendirmesinde ayakta kalmaz.

6. Katalog Suçların Mevcudiyeti

Katalog suçlar (m.100/3) bir şart değil, tutuklama nedeninin varlığını kolaylaştıran bir karinedir. Bu suçlarda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunuyorsa tutuklama nedeni var sayılabilir; adli kontrol de tam bu noktada tutuklamanın alternatifi olarak gündeme gelir. Katalog suçların adli kontrolü yasakladığı yönündeki yaygın bilgi, kanunda karşılığı olmayan bir genellemedir.

Güvence (Kefalet) Bedeli Neyin Teminatıdır?

Güvence bedeli iki farklı şeyin teminatıdır ve bu ikisi CMK m.113/1’de ayrı bentlerde düzenlenmiştir.

Birincisi kişinin hazır bulunmasıdır (a bendi). Şüpheli veya sanık, bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında ve altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunacaktır. Bu bent, güvencenin klasik ve en bilinen işlevidir.

İkincisi belirli ödemelerin yapılmasıdır (b bendi). Kanun burada üç sıralı bir düzen kurar ve sırayı numaralandırır:

  1. Katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi ve eski hâle getirme; kişi nafaka borçlarını ödememesi nedeniyle kovuşturuluyorsa nafaka borçları,
  2. Kamusal giderler,
  3. Para cezaları.

Bu sıralamanın pratik sonucu şudur: güvence bedeli yalnızca “duruşmaya gel” teminatı değildir; aynı zamanda mağdurun zararının karşılanmasına ayrılmış bir fondur. Üstelik kanun mağduru devletin önüne koymuştur — katılanın masrafları ve suçun doğurduğu zarar, kamusal giderlerden ve para cezasından önce gelir.

Kararda hangi tutarın hangi kısma ayrıldığının ayrı ayrı gösterilmesi zorunludur (m.113/2). Bu zorunluluk yerine getirilmemişse, iade aşamasında hangi kısmın geri verileceği belirsizleşir; eksiklik itiraz ve kaldırma talebinde ileri sürülebilir.

Bu ikili yapının pratik sonuçlarını görmek için iade aşamasına bakmak yeterlidir. Kişi mahkûm olsa bile, duruşmalara katılmış ve usul yükümlülüklerini yerine getirmişse (a) bendine ayrılan kısım m.115/1 uyarınca kendisine geri verilir. Buna karşılık (b) bendine ayrılan kısım, mahkûmiyet hâlinde m.115/3 uyarınca kanundaki sıraya göre kullanılır ve yalnızca fazlası iade edilir. Karar bu ayrımı göstermemişse, iki fıkranın ayrı ayrı işletilmesi mümkün olmaz.

Güvencenin teminat altına almadığı hususları da belirtmek gerekir. Kanun (b) bendinde ödemeleri sınırlı olarak sayar; sayılmayan bir kalem güvenceden karşılanamaz. Sanığın kendi müdafiine ödeyeceği vekâlet ücreti, kişisel borçları ya da suçla ilgisi bulunmayan alacaklar bu kapsamda değildir. Nafaka borçları ise yalnızca kişi nafaka borçlarını ödememesi nedeniyle kovuşturuluyorsa güvenceden karşılanır; her dosyada değil.

Son olarak güvencenin bir ceza olmadığını yinelemek gerekir. Yatırılan tutar, mahkûmiyet hâlinde adli para cezasının yerine geçmez; m.113/1-(b)’nin üçüncü sırasında para cezalarının karşılanmasına ayrılmıştır. Yani güvence, para cezasını ortadan kaldırmaz; onun tahsilini güvence altına alır.

Güvence Bedeli Yargılama Bitmeden Mağdura Ödenebilir mi?

Evet, ödenebilir. Bu, kurumun en az bilinen ama en somut sonuç doğuran hükümlerinden biridir. CMK m.114 “Önceden ödetme” başlığını taşır ve iki ayrı hâli düzenler:

m.114/1 — rıza ile ödeme: Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı, şüpheli veya sanığın rızasıyla, güvencenin mağdurun haklarını karşılayan ya da nafaka borcuna ilişkin kısımlarının, isteklerine bağlı olarak mağdura veya nafaka alacaklılarına verilmesini emredebilir.

m.114/2 — rıza olmadan ödeme: Soruşturma ve kovuşturmanın konusunu oluşturan olaylar nedeniyle mağdur veya nafaka alacaklısı lehinde bir yargı kararı verilmişse, şüpheli veya sanığın rızası olmasa da ödemenin yapılması emredilebilir.

İkinci fıkra, güvencenin mağdur açısından işlevini tümüyle değiştirir. Mağdur lehine bir yargı kararı bulunduğunda, güvence bedelinin ilgili kısmı ceza yargılamasının sonucunu beklemeden ödenebilir. Nafaka alacaklısı bakımından da aynı imkân vardır; nafaka borcunu ödememe nedeniyle yürütülen bir kovuşturmada güvence, alacaklıya doğrudan intikal edebilir.

Bu hüküm, iade hesabını da doğrudan etkiler. Güvenceden m.114 uyarınca yapılan ödemeler, yargılama sonunda geri verilecek tutardan düşülür; m.115/2 de zaten “mağdura veya nafaka alacaklısına verilmemiş olan ikinci kısım”ndan söz eder.

Güvence (Kefalet) Bedeline İtiraz Edilebilir mi?

Evet. CMK m.111/2 bunu tek cümleyle kurar: “Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.” İtiraz, güvence yükümlülüğünün konulmasına, miktarına, ödeme biçimine veya süresine yönelik olabilir.

Dilekçe nereye verilir? m.268/1 gereği kararı veren mercie. İtiraz, dilekçeyle yapılabileceği gibi tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle de yapılabilir. Kararı veren merci itirazı yerinde görürse kararını kendisi düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde incelemeye yetkili mercie gönderir (m.268/2). Bu yüzden iyi gerekçelendirilmiş bir itiraz, ikinci mercie hiç gitmeden sonuç verebilir.

Kim inceler? m.268/3-(b) uyarınca sulh ceza hâkimliğinin adli kontrole ilişkin kararlarını asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Asliye ceza mahkemesi hâkiminin verdiği kararlara yapılan itirazları ise ağır ceza mahkemesi inceler (m.268/3-c).

Süre ne kadar? m.268/1’e göre süre, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki haftadır. Ancak burada gözden kaçan bir geçiş hükmü vardır: 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’la eklenen CMK Geçici Madde 6/1-(c) uyarınca, m.268’de yapılan değişiklikler 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır; bu tarihten önce verilen kararlar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.

Kararın tarihi Uygulanacak süre
1/6/2024 ve sonrası İki hafta
1/6/2024’ten önce Değişiklikten önceki hüküm (yedi gün)

Belirleyici olan tebliğ tarihi değil, kararın verildiği tarihtir. Ayrıca m.35/2 uyarınca koruma tedbirlerine ilişkin kararlar hazır bulunmayan kişiye tebliğ edilmeyebildiği için, sürenin başlangıcı çoğu kez öğrenme anıdır; öğrenme tarihinin belgelenmesi (UYAP görüntüleme kaydı, tebliğ tutanağı) bu nedenle önem taşır.

Kimler itiraz edebilir? Şüpheli veya sanık, müdafi (m.261 uyarınca açık arzuya aykırı olmamak koşuluyla), m.262 gereği kanuni temsilci ve eş ile Cumhuriyet savcısı. Kardeş ya da yasal temsilci olmayan anne-baba bu listede yer almaz.

İtiraz kararın uygulanmasını durdurur mu? Hayır. m.269/1: “İtiraz, kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz.” Geri bırakma m.269/2 uyarınca ayrıca talep edilmelidir ve bu talep dilekçede açıkça yer almalıdır.

Merciin kararı kesin midir? m.271/4 uyarınca merciin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir; tek istisna, ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarıdır. Ayrıca m.271/2 gereği merci, itirazı yerinde görürse aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir; bu nedenle dilekçede yalnızca kararın kaldırılması değil, yerine ne konulması istendiği de belirtilmelidir.

İtiraz sürecinin ayrıntıları ve mercilerin işleyişi için adli kontrol kararına itiraz süreci nasıl işler ve mahkeme kararına itiraz kaç günde sonuçlanır yazılarımıza bakabilirsiniz.

Güvence Yükümlülüğünün Kaldırılması Nasıl Talep Edilir?

İtirazın yanında, çoğu zaman gözden kaçan ikinci bir yol daha vardır: CMK m.111/1 uyarınca yükümlülüğün kaldırılması talebi. Bu iki yol birbirinin alternatifi değildir ve karıştırılmamalıdır.

İtiraz (m.111/2 → m.268) Kaldırma talebi (m.111/1)
Süre İki hafta (1/6/2024 öncesi kararlarda yedi gün) Süre yoktur; tekrarlanabilir
Dilekçe kime verilir Kararı veren merci Kararı veren hâkim ya da mahkeme
Kim karara bağlar Başka merci (m.268/3) Aynı merci
Cumhuriyet savcısının görüşü Merci bildirebilir (m.270/1) Zorunludur
Karar süresi “Mümkün olan en kısa süre” (m.271/3) Beş gün (m.111/1)

m.111/1, kararın m.110/2’ye göre verileceğini söyler. m.110/2 ise hâkime üç ayrı yetki tanır: yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırmak, değiştirmek veya şüpheliyi bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutmak. Dilekçede kademeli talep kurmanın kanuni dayanağı budur:

  • Öncelikle: güvence yükümlülüğünün kaldırılması,
  • Olmazsa: miktarın düşürülmesi ya da güvence yerine parasal olmayan bir yükümlülüğün (imza, yurt dışına çıkmama) uygulanması,
  • Olmazsa: ödemenin taksitlendirilmesi veya süre verilmesi,
  • Geçici olarak: m.110/2’ye dayalı geçici muafiyet.

Kaldırma talebinin reddi kararı da m.111/2 uyarınca itiraza tabidir. Yani iki yol birbirini kapatmaz, birbirini besler.

Talebin en güçlü dayanaklarından biri m.110/4‘tür. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la eklenen bu fıkra uyarınca, yükümlülüğün devam edip etmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla karar verilmesi gerekir: soruşturmada savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturmada resen mahkeme tarafından. Dosyada son dört ay içinde bu değerlendirme yapılmamışsa, bu durum talebin somut gerekçesi olarak yazılabilir.

Güvence Bedelinin İadesi

Güvence bedelinin iadesi CMK m.115‘te düzenlenmiştir ve madde, tek bir kural değil üç ayrı rejim kurar. Yaygın olan “beraat edersen alırsın, mahkûm olursan yanar” özeti, maddenin gerçek düzenini yansıtmaz.

Durum Kanunun kurduğu sonuç Dayanak
Hazır bulunma yükümlülükleri yerine getirilmiş Hükümlü olsa dahi, güvencenin (a) bendini karşılayan ve kararda gösterilen kısmı geri verilir m.115/1
Beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı Mağdura/nafaka alacaklısına verilmemiş ikinci kısım da geri verilir m.115/2
Aksi hâl (yükümlülük ihlali) Geçerli mazereti dışında güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır m.115/2
Mahkûmiyet Güvence (b) bendindeki sıraya göre kullanılır, fazlası geri verilir m.115/3

Maddenin en çok atlanan yönü birinci fıkradır. m.115/1 özne olarak “hükümlü” kelimesini kullanır: “Hükümlü, 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı bütün yükümlülükleri yerine getirmiş ise güvencenin … kısmı kendisine geri verilir.” Yani kişi mahkûm olmuş olsa bile, duruşmalara katılmış ve usul yükümlülüklerini yerine getirmişse güvencenin hazır bulunmaya ayrılan kısmı iade edilir.

Üçüncü fıkra ise mahkûmiyet hâlindeki ikinci kısmın akıbetini düzenler: güvence, m.113/1-(b)’deki sıraya göre kullanılır — önce katılanın masrafları ve zararın giderilmesi ve nafaka, sonra kamusal giderler, en sonda para cezaları — ve fazlası geri verilir. Ödemeler tükettikten sonra artan tutar Hazineye kalmaz; kişiye iade edilir.

Hangi Durumlarda Güvence Bedeli İade Edilir?

  • Beraat kararı verilmesi hâlinde: m.115/2 gereği, mağdura ya da nafaka alacaklısına verilmemiş ikinci kısım geri verilir; hazır bulunma yükümlülükleri yerine getirilmişse birinci kısım zaten m.115/1 uyarınca iade edilir.
  • Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi hâlinde: beraatle aynı sonuç doğar. Takipsizlik kararının ne anlama geldiği ve itiraz yolu için kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) nedir, takipsizlik kararı nedir yazımızı inceleyebilirsiniz.
  • Yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması hâlinde: m.115/1, mahkûmiyetten bağımsız olarak birinci kısmın iadesini emreder.
  • Mahkûmiyette ödemelerden artan kısım: m.115/3 gereği fazlası geri verilir.

Adli Kontrol Güvence Bedelinin İadesi Nasıl İstenir?

Adli kontrol güvence bedelinin iadesi kendiliğinden yapılmaz; talep ve karar gerekir. Talep, güvenceye hükmeden merciye — soruşturmada kararı veren sulh ceza hâkimliğine, kovuşturmada davayı gören mahkemeye — yazılı olarak sunulur.

Talebin dayanacağı hâl, m.115’in hangi fıkrasına girildiğine göre belirlenir:

  • m.115/1: hazır bulunma yükümlülükleri yerine getirilmiştir; kişi hükümlü olsa dahi (a) bendine ayrılan kısım istenir.
  • m.115/2: beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı vardır; mağdura veya nafaka alacaklısına verilmemiş ikinci kısım istenir.
  • m.115/3: mahkûmiyet vardır; kanundaki sıraya göre yapılan ödemelerden artan tutar istenir.

Dilekçeye ödeme makbuzu, güvenceye hükmeden kararın tarih ve numarası, iadenin dayandığı karar (beraat, KYOK ya da kesinleşme şerhi) ve ödeme yapılacak hesap bilgileri eklenir. Talebin reddi hâlinde koruma tedbirlerine ilişkin itiraz yolu işletilir.

Güvencenin İadesinde Dikkate Alınan Unsurlar Nelerdir?

İade hesabının çıkış noktası kararın kendisidir. m.113/2, güvenceye hükmeden kararda karşılanan kısımların ayrı ayrı gösterilmesini zorunlu kılar; m.115/1 de iade edilecek tutarı “aynı maddenin ikinci fıkrasına göre verilecek kararda belirtilen kısım” olarak tanımlar. Yani karar bu ayrımı içermiyorsa iade hesabı yapılamaz.

İkinci unsur, m.114 uyarınca önceden yapılmış ödemelerdir. Güvenceden mağdura ya da nafaka alacaklısına ödeme yapılmışsa, iade edilecek tutar bu ödemeler düşülerek hesaplanır.

Üçüncü unsur, hazır bulunma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğidir. Duruşmalara katılım, çağrılara uyum ve infaz aşamasındaki hazır bulunma, m.115/1’in aradığı şartı oluşturur.

Güvence Bedelinin İade Edilmemesi Durumları

Kanun, gelir kaydını koşula bağlamıştır. m.115/2’nin son cümlesi şöyledir: “Aksi hâlde, geçerli mazereti dışında, güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır.” Buradaki “geçerli mazereti dışında” ibaresi, mazeretin varlığı hâlinde gelir kaydına gidilemeyeceğini gösterir.

Bu nedenle duruşmaya katılamama, çağrıya uymama gibi durumlarda mazeretin belgelenerek ve zamanında dosyaya sunulması belirleyicidir: hastalık raporu, tebligatın ulaşmadığına ilişkin kayıt, mücbir sebep belgesi. Mazeret sunulmamış ya da kabul edilmemişse gelir kaydı kararı verilir; bu karara karşı da kanun yolları işletilebilir.

Yargıtay Kararlarının Önemi

Güvence bedelinin iadesine ilişkin uyuşmazlıklarda içtihat, kanun metnindeki ölçütlerin somut olaya nasıl uygulanacağını gösterir. Bu alanda başvurulacak ölçütler kanunda yazılıdır: kararda kısımların ayrı ayrı gösterilmesi (m.113/2), hazır bulunma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği (m.115/1), geçerli mazeretin varlığı (m.115/2) ve mahkûmiyette ödemelerden artan kısmın iadesi (m.115/3).

Bir kararın dayanağı olarak künye kullanılacaksa, esas ve karar numarasının Yargıtay Karar Arama sisteminden doğrulanması gerekir. Doğrulanmamış bir künyeye dayanan talep, dosyada karşılık bulmaz.

Kefaletin Geri Verilmesi (İadesi) Nasıl Talep Edilir?

İade kendiliğinden gerçekleşmez; karar gerektirir. Beraat, kovuşturmaya yer olmadığı ya da yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde, güvencenin iadesi kararı veren merciden talep edilir. Talep, dosyanın bulunduğu mahkemeye ya da soruşturma aşamasında kararı veren sulh ceza hâkimliğine yazılı olarak sunulur.

Talep dilekçesinde bulunması gerekenler şunlardır:

  • Dosya numarası ve güvenceye hükmeden kararın tarih ve numarası,
  • Ödeme makbuzu ve yatırılan tutar,
  • İadenin dayandığı hâl: beraat, kovuşturmaya yer olmadığı kararı ya da yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması,
  • m.113/2 uyarınca kararda gösterilen kısımların hangisinin iadesinin istendiği,
  • Varsa m.114 uyarınca mağdura ya da nafaka alacaklısına yapılan ödemelerin dosyadaki karşılığı,
  • Ödemenin yapılacağı banka hesap bilgileri.

Faiz talep edilebilir mi? CMK m.115’te iade edilecek tutara faiz işletileceğine ilişkin bir hüküm yoktur. Kanun yalnızca geri verilmeyi düzenler. Bu nedenle faiz istemi, kanunun doğrudan tanıdığı bir hak olarak değil, somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir talep olarak ileri sürülür. Kanun metninde karşılığı bulunmayan kesin ifadelerden kaçınmak, talebin reddedilmesini önler.

İade kararı verilmezse ne yapılır? İade talebinin reddine ilişkin karara karşı, koruma tedbirlerine ilişkin kararlar için öngörülen itiraz yolu işletilir (m.267 vd.). Dilekçe kararı veren mercie verilir, merci yerinde görürse kararını kendisi düzeltir.

Yükümlülük İhlal Edilirse Güvence Bedeli Yanar mı?

İhlalin iki ayrı sonucu vardır ve bunlar kendiliğinden birbirine bağlanmaz.

Birinci sonuç — tutuklama. CMK m.112/1: “Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.” Maddede iki nokta öne çıkar. Birincisi, cezanın süresine bakılmaz; hafif bir suçta bile tutuklama mümkündür. İkincisi, kanunda para cezası yaptırımı yoktur; ihlalin kanuni karşılığı tutuklamadır.

Maddede geçen “isteyerek” kelimesi ihlalin unsurudur. Kişiye yüklenemeyecek bir engel — hastane yatışı, afet, tebligatın ulaşmaması, ödeme gücünün tümüyle ortadan kalkması — belgelendiğinde ihlalin “isteyerek” gerçekleştiği tartışmalı hâle gelir.

İkinci sonuç — Hazineye gelir kaydı. m.115/2 uyarınca, beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı yoksa ve yükümlülükler yerine getirilmemişse, geçerli mazeret bulunmadığı takdirde güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır. Mazeretin varlığı bu sonucu engeller.

Ayrıca m.112/2, özel bir sınır getirir: azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz.

Elektronik izleme yoluyla denetlenen yükümlülüklerde ihlal iddiasının nasıl değerlendirildiğine ilişkin ayrıntılar için ceza hukukunda elektronik kelepçe uygulaması yazımıza bakabilirsiniz.

Adli Kontrolde Geçen Süre Cezadan Düşülür mü?

Hayır — ve bu, güvence bedeli tedbirinin en somut dezavantajıdır. CMK m.109/6 açıktır: “Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez.”

Kanun bu kurala yalnızca iki istisna tanır ve ikisi de m.109/3’ün belirli bentlerine bağlıdır:

  • (e) bendi: uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu madde ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak,
  • (j) bendi: konutunu terk etmemek. Bu bentte 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la eklenen cümle uyarınca her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.

Güvence bedeli (f) bendinde düzenlendiği için mahsup kapsamına girmez. Yani kişi güvence yatırıp yargılamayı dışarıda geçirse bile, bu süre mahkûmiyet hâlinde cezasından düşülmez. Tutuklulukta geçen süre mahsup edilirken adli kontrolde geçen sürenin edilmemesi, iki tedbir arasındaki en önemli farklardan biridir.

Ev hapsi ile adli kontrolün diğer yükümlülükleri arasındaki farklar ve mahsup rejiminin ayrıntıları için adli kontrol ve ev hapsi arasındaki farklar ile ev hapsi nedir, şartlar ve haklar yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

Güvence Bedeli Tedbiri En Fazla Ne Kadar Sürer?

Adli kontrolün süresiz uygulanabildiği yönündeki bilgi eskimiştir. 8/7/2021 tarihli 7331 sayılı Kanun’la eklenen ve 1/1/2022’de yürürlüğe giren CMK m.110/A, azami süreleri açıkça belirlemiştir.

Dosyanın niteliği Azami süre Uzatma
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler 2 yıl Zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek 1 yıl daha
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler 3 yıl Zorunlu hâllerde gerekçeli; uzatma toplamı 3 yılı geçemez
TCK 2. Kitap 4. Kısım 4, 5, 6 ve 7. Bölüm suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar 3 yıl Uzatma toplamı 4 yılı geçemez
Çocuklar Yukarıdaki sürelerin yarısı (m.110/A/3)

Süre sınırının yanında bir de dönemsel denetim yükümlülüğü vardır. m.110/4 uyarınca yükümlülüğün devamının gerekip gerekmediği hususunda en geç dört aylık aralıklarla karar verilir: soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde resen mahkeme tarafından.

Bu iki hüküm, kaldırma talebinin en somut dayanaklarını oluşturur. Azami süre dolmuşsa ya da uzatma gerekçesiz yapılmışsa, dosyada son dört ay içinde m.110/4 değerlendirmesi yapılmamışsa, bunlar dilekçede ayrı ayrı ileri sürülür.

Beraat Eden Kişi Güvence Bedeli İçin Tazminat İsteyebilir mi?

Güvence bedelinin iadesi ile tazminat isteme hakkı iki ayrı konudur. İade m.115’e, tazminat ise CMK’nın 141 ve devamı maddelerine dayanır.

CMK m.141/1-(k) şu hâli düzenler: “Yakalama, gözaltı veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan” kişiler maddi ve manevi zararlarının tazminini isteyebilir. Bu bent, adli kontrol kararına karşı itiraz hakkının kullandırılmaması gibi hâllerde gündeme gelebilir.

m.141/1-(l) ise 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’la eklenmiştir ve konutu terk etmemek ya da tedavi/muayene tedbirine tabi olmak yükümlülüğü uygulandıktan sonra kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenleri kapsar. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: bu bent belirli yükümlülüklere bağlıdır ve güvence bedeli (f bendi) bu sayımda yer almaz.

Süre — m.142/1: karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde. Kararın tebliği ile kesinleşme şerhinin tebliği ayrı işlemlerdir; üç aylık süre ikincisinden işler.

Merci farkı — m.142/2: 7499 sayılı Kanun’la eklenen cümleler uyarınca m.141/1’in (e), (f) ve (l) bentleri bakımından 6384 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; yani istem Tazminat Komisyonu‘na yapılır. Buna karşılık (k) bendi bu sayımda yoktur; (k) bendine dayalı istem, genel kurala göre kişinin oturduğu yer ağır ceza mahkemesine yapılır. Bu ayrım uygulamada sıkça karıştırılır.

Güvence Bedelini Başkası Ödeyebilir mi, Kime Ödenir?

Kanun, güvenceyi şüpheli veya sanık tarafından gösterilecek teminat olarak tanımlar (m.113/1). Yükümlülük kişiye aittir ve ödeme yükümlüsü odur. Ancak paranın fiilen kimin kaynağından geldiği kanunda düzenlenmemiştir; ödeme, kararda gösterilen hesaba yapıldığı ve makbuz dosyaya sunulduğu sürece yükümlülük yerine getirilmiş sayılır.

Bunun, kefalet sözleşmesiyle karıştırılmaması gerekir. Bir yakının parayı fiilen yatırması, o kişiyi hukuken kefil yapmaz; kefalet, TBK m.581 vd. uyarınca ayrı bir sözleşmenin konusudur ve ceza dosyasında bir sıfat doğurmaz. Aynı şekilde, üçüncü kişinin ödeme yapması ona dosyada taraf sıfatı ya da itiraz hakkı da kazandırmaz.

Peki para kime ödenir? Güvence, devlete ödenen bir harç ya da ceza değildir; kararda gösterilen adliye emanet hesabına yatırılır ve orada bekler. Yargılama sonunda kanunun öngördüğü sıraya göre kullanılır ya da geri verilir:

  • Bir kısmı m.114 uyarınca mağdura veya nafaka alacaklısına ödenebilir,
  • Mahkûmiyet hâlinde m.113/1-(b) sırasına göre katılan, devlet ve para cezası için kullanılır,
  • Kalan tutar ve şartları oluşan kısımlar kişinin kendisine iade edilir,
  • Yükümlülük ihlali varsa ve geçerli mazeret yoksa Devlet Hazinesine gelir yazılır (m.115/2).

İade talebinde bulunacak kişi, parayı fiilen yatıran yakını değil, güvence yükümlüsü olan şüpheli ya da sanıktır; iade de kural olarak ona yapılır.

Güvence Bedeli Kararıyla Karşılaşan Kişi Hangi Yolu İzlemeli?

Güvence bedeline ilişkin bir kararla karşılaşıldığında, kanunun tanıdığı yolların birden fazla ve birbirinden farklı olduğu görülür. Hangisinin işletileceği kararın tarihine ve dosyanın evresine göre değişir:

Sorun İşletilecek yol Dayanak
Yükümlülük hiç konulmamalıydı İtiraz m.111/2, m.268
Miktar ödeme gücünün üzerinde Kaldırma/değiştirme talebi (süresiz) m.111/1, m.110/2
Bir defada ödenemiyor Taksitlendirme talebi m.109/3-f
Dosyada son dört ayda denetim yok Kaldırma talebinde gerekçe m.110/4
Azami süre dolmuş ya da uzatma gerekçesiz Kaldırma talebi ve itiraz m.110/A
Beraat, KYOK ya da yükümlülükler tamamlandı İade talebi m.115
Karar mağdura önceden ödeme yapılmasını içeriyor Ödemenin dayanağının denetlenmesi m.114

Bu tablodaki yollar birbirini dışlamaz. İtiraz süresi geçmiş olsa dahi m.111/1 kaldırma talebi her aşamada yapılabilir; kaldırma talebinin reddi kararına karşı ise yeniden itiraz yolu açılır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir dosyada izlenecek yol, kararın tarihine, dosyanın evresine ve olayın özelliklerine göre değişir. Ceza soruşturması ve kovuşturmasında adli kontrol tedbirlerine ilişkin süreçlerin takibi için Ankara ceza avukatı sayfamız üzerinden büromuza ulaşabilir, kanun metninin tamamını Mevzuat Bilgi Sistemi üzerindeki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu sayfasından inceleyebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Kefaletle serbest kalma (güvence bedeli) nedir?

Kefaletle serbest kalma, CMK m.109/3-(f)’de düzenlenen güvence yükümlülüğünün halk arasındaki adıdır. Tutuklama sebepleri bulunan şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verildiğinde, kendisine yüklenen yükümlülüklerden biri olarak belirli bir güvence miktarını yatırmasıdır. Bağımsız bir tahliye kurumu değil, adli kontrolün bir yükümlülüğüdür.

Kefaletle serbest kalma kararını hangi mahkeme verir?

Soruşturma evresinde karar mercii sulh ceza hâkimliğidir ve Cumhuriyet savcısının istemi zorunludur (m.110/1). Kovuşturma evresinde davayı gören ceza mahkemesi karar verir ve m.110/3 uyarınca bu yetkiyi kendiliğinden de kullanabilir. Dosya istinaf ya da temyizdeyken hükmü veren ilk derece mahkemesi de karar verebilir (m.109/4).

Hangi durumlarda güvence bedeli kararı verilir?

Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ile CMK m.100’de sayılan bir tutuklama nedeninin bulunması ve tedbirin ölçülü olması hâlinde verilir. Soruşturma evresinde ayrıca Cumhuriyet savcısının istemi aranır. Kanunda güvence bedelinin uygulanabileceği suçları sayan bir liste yoktur.

Güvence bedeli iade edilir mi?

Evet. Beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararında, mağdura ya da nafaka alacaklısına verilmemiş kısım geri verilir (m.115/2). Hazır bulunma yükümlülükleri yerine getirilmişse, kişi hükümlü olsa dahi güvencenin ilgili kısmı iade edilir (m.115/1). Mahkûmiyette güvence kanundaki sıraya göre kullanılır ve fazlası geri verilir (m.115/3).

Kefaletle serbest kalma ücreti ne kadar, 2026 için bir tarife var mı?

Kanunda belirlenmiş bir ücret, tarife, taban ya da tavan yoktur ve hiç olmamıştır. m.109/3-(f) miktarın tek ölçütü olarak şüphelinin parasal durumunu gösterir; miktarı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim belirler. Bu nedenle yıllara göre güncellenen resmî bir kefalet çizelgesi aramak sonuçsuz kalır.

Güvence bedeli nereye yatırılır?

Kanunda ödeme yerini gösteren bir hüküm yoktur; ödeme yeri kararda gösterilir. Uygulamada ödeme, kararda belirtilen adliyenin emanet hesabına ya da veznesine yapılır ve makbuz dosyaya sunulur. Kararda bu bilgi yer almıyorsa kararı veren mahkemenin kaleminden öğrenilir.

Kefalet bedeli taksitle ödenebilir mi?

Evet. m.109/3-(f), miktarın yanı sıra ödemenin “bir defada veya birden çok taksitlerle” yapılabileceğini ve ödeme sürelerinin hâkim tarafından belirleneceğini açıkça düzenler. Taksitlendirme talebi, parasal duruma ilişkin belgelerle birlikte kararı veren mercie sunulur.

Türkiye’de kefalet var mı, kefaletle serbest kalma mümkün mü?

Türk hukukunda, para yatırarak serbest kalmayı bir hak olarak tanıyan bir kefalet sistemi yoktur; kanunda “kefalet” kelimesi de geçmez. Karşılığı, tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasıdır ve güvence bedeli bu kontrolün yükümlülüklerinden yalnızca biridir. Ticari kefalet şirketi ya da kefil göstererek tahliye kurumu mevzuatımızda düzenlenmemiştir.

Güvence bedeline itiraz süresi kaç gündür?

CMK m.268/1 uyarınca süre, kararın öğrenildiği günden itibaren iki haftadır. Ancak 7499 sayılı Kanun’la eklenen CMK Geçici m.6/1-(c) uyarınca bu değişiklik 1/6/2024 ve sonrasında verilen kararlara uygulanır; daha önce verilen kararlarda değişiklikten önceki hüküm olan yedi günlük süre işler. Belirleyici olan kararın tarihidir.

Güvence bedeline yapılan itirazı hangi merci inceler?

Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazı, m.268/3-(b) uyarınca asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Dilekçe her hâlde kararı veren mercie verilir; o merci itirazı yerinde görürse kararını kendisi düzeltir, görmezse en çok üç gün içinde inceleme merciine gönderir.

Kefaletle serbest kalan kişi yükümlülüğü ihlal ederse ne olur?

CMK m.112/1 uyarınca adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen kişi hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun tutuklama kararı verilebilir. Ayrıca m.115/2 uyarınca, geçerli bir mazeret bulunmadığı takdirde güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır. Mazeretin belgelenmesi bu sonucu engelleyebilir.

Adli kontrolde güvence yatırarak geçen süre cezadan düşülür mü?

Düşülmez. m.109/6 uyarınca adli kontrol altında geçen süre şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Kuralın iki istisnası vardır: tedavi/muayene tedbiri (e bendi) ve konutu terk etmemek (j bendi; her iki gün bir gün sayılır). Güvence bedeli (f) bendinde düzenlendiği için mahsup edilmez.

Güvence bedeli tedbiri ne kadar sürebilir?

CMK m.110/A uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıl, zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde en çok üç yıl olup uzatma toplamı üç yılı, belirli suçlarda dört yılı geçemez. Çocuklarda bu süreler yarı oranında uygulanır.

Güvence bedelinin kaldırılmasını istemek için süre var mı?

Kaldırma talebi için süre yoktur. m.111/1 uyarınca şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verir. Bu yol süresizdir ve tekrarlanabilir; iki haftalık itiraz süresini kaçıran kişi bu yolu kullanabilir.

Güvence bedeli mağdura yargılama bitmeden ödenebilir mi?

Evet. CMK m.114 “Önceden ödetme” başlığıyla bunu düzenler. Şüpheli veya sanığın rızasıyla güvencenin mağdur haklarını ya da nafakayı karşılayan kısmının ödenmesi emredilebilir. Mağdur veya nafaka alacaklısı lehine bir yargı kararı verilmişse, şüphelinin rızası olmasa dahi ödeme emredilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir