Hizmet Tespit Davası ve Şartları: Kime Karşı Açılır, Nasıl İspatlanır?
Hizmet tespit davası, sigortasız veya eksik bildirilmiş çalışma dönemlerinin mahkeme kararıyla Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına işlenmesini sağlayan davadır. Kazanılan şey para değil prim günü ve sigortalılık süresidir; bu da emeklilik tarihini ve bağlanacak aylığı doğrudan etkiler. Dava iş mahkemesinde ve kural olarak işverene karşı açılır; Kurum davaya taraf olarak değil, kendisine yapılan ihbar üzerine fer’î müdahil olarak katılır.
Bu alanda en çok tekrarlanan iki cümle birbirinin tersidir ve ikisi de yarım doğrudur: “SGK kaydım yok, hakkım da yok” ile “SGK kaydım var, dava kazanılmış demektir”. Yargı uygulaması bu iki cümleyi de kabul etmez. Belirleyici olan kayıt değil, eylemli (fiilî) çalışmanın ortaya konulmasıdır; kaydın yokluğu tespiti engellemediği gibi, işe giriş bildirgesinin varlığı da tek başına sigortalılığı kurmaz. Aşağıda davanın kime karşı ve hangi mahkemede açılacağı, beş yıllık sürenin ne anlama geldiği, ispatın hangi sırayla yürüdüğü ve tespit kazanıldığında işveren tarafında hangi sonuçların doğduğu, kanun maddeleri ve yargı ölçütleriyle birlikte ele alınıyor.
Bir bakışta
- Kime karşı: İşverene. Kurum davalı değil, davalı yanında fer’î müdahil (7036 s.K. m.4/2).
- Ön başvuru: Sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında Kuruma başvuru dava şartıdır; hizmet tespiti bu şartın istisnasıdır.
- Arabuluculuk: Zorunlu değil — dava şartı yalnız alacak, tazminat ve işe iade davalarında.
- Süre: Hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl. Bu, dava açma süresidir; kaç yıl geriye gidileceğinin sınırı değildir.
- İstisna: İşe giriş bildirgesi verilmişse ya da çalışma Kurumca tespit edilmişse süre hiç işlemez.
- İspat: Önce bordro tanığı, yoksa komşu işyeri tanığı — mahkeme bunları re’sen araştırır.
- İşverene: Mahkeme kararıyla sabit olan bildirge cezası iki katına çıkar ve indirimden yararlanamaz.
Davanın dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 86. maddesi ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu‘nun 4. maddesidir. Tespit edilen hizmetin emeklilik hesabına nasıl yansıdığı için 3600 gün emeklilik şartları, sigorta başlangıcının geriye çekilmesini ilgilendiren özel bir tespit türü için çıraklık sigortasının emeklilik başlangıcı sayılıp sayılmadığı, emeklilik nedeniyle fesihte doğan haklar için emeklilik sebebiyle kıdem tazminatı yazılarımız incelenebilir.
Hizmet Tespit Davası Nedir?
Hizmet tespit davası, sigortalı sayılması gereken bir çalışmanın Kuruma hiç bildirilmemesi ya da eksik bildirilmesi hâlinde, gerçek çalışmanın mahkeme kararıyla saptanmasını ve kayıtlara işlenmesini sağlayan tespit davasıdır. Uygulamada “sigortalılığın tespiti davası” adıyla da anılır. Bir alacak davası değildir: hüküm, işçiye ödenecek bir para tutarı belirlemez; belirli bir dönemde belirli bir işyerinde sigortalı çalışıldığını ve bu çalışmanın prim ödeme gün sayısına ekleneceğini saptar.
Kanuni çerçeve 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasında kurulmuştur: aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen “veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen” sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurarak “alacakları ilâm ile” ispatlayabilirlerse, mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. 2008 öncesi dönemlere ilişkin uyuşmazlıklarda mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2, 6 ve 79. maddeleri zaman bakımından uygulanmaya devam eder; bu yüzden eski tarihli çalışmalarda hem eski hem yeni kanun birlikte değerlendirilir.
Davanın niteliği, yargılamanın nasıl yürüyeceğini de belirler. Hizmet tespiti kamu düzenine ilişkin sayıldığı için hâkim taraflarla bağlı kalmaz, delilleri kendiliğinden araştırır; taraflar davayı sona erdiren tasarruflarda serbest değildir. Bu özellik, davayı klasik bir işçilik alacağı davasından ayıran temel çizgidir.
Hizmet tespiti ile işçilik alacağı davası arasındaki fark nedir?
İki dava aynı olaydan doğsa da farklı kişilere, farklı sonuçlar için açılır. Hizmet tespiti davasında talep, çalışmanın Kurum kayıtlarına geçmesidir; kazanılan şey prim günü ve sigortalılık süresidir. İşçilik alacağı davasında talep, işverenden para tahsilidir: kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti. Aynı çalışma dönemi her iki davada da tartışılabilir; ancak biri kamu düzenine ilişkindir ve arabuluculuk şartına tabi değildir, diğeri özel hukuk alacağıdır ve arabuluculuk dava şartına tabidir.
| Ölçüt | Hizmet tespiti davası | İşçilik alacağı davası |
|---|---|---|
| Talep | Çalışmanın kayda geçmesi | Para alacağı |
| Davalı | İşveren (Kurum fer’î müdahil) | İşveren |
| Arabuluculuk | Dava şartı değil | Dava şartı |
| Hâkimin rolü | Re’sen araştırma | Taraflarca getirilme ilkesi ağırlıklı |
| Feragat | Sonuç doğurmaz | Mümkün |
| Süre | Beş yıllık hak düşürücü süre | Zamanaşımı süreleri |
| Sonucun muhatabı | SGK kayıtları | İşverenin kasası |
Hizmet Tespit Davası Kime Karşı Açılır?
Hizmet tespit davası kural olarak işverene karşı açılır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrası bunu açık lafızla söyler: “Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir.” Yani davalı sıfatı işverendedir; Sosyal Güvenlik Kurumu davalı değildir. Bu ayrım pratik sonuç doğurur: dava dilekçesi işveren adına düzenlenir, husumet Kuruma yöneltilmez ve Kuruma karşı vekâlet ücretine hükmedilmesi gündeme gelmez.
Hizmet Tespit Davası Tarafları
Davada üç konum vardır ve üçü birbirinden farklıdır. Davacı, sigortası hiç yapılmayan veya eksik yapılan sigortalıdır; sigortalının ölümü hâlinde mirasçıları bu sıfatı alır. Davalı, çalışmanın geçtiği dönemde işveren sıfatını taşıyan gerçek veya tüzel kişidir. Fer’î müdahil ise Sosyal Güvenlik Kurumudur; davaya taraf olarak değil, mahkemece yapılan re’sen ihbar üzerine davalı yanında katılan üçüncü kişi olarak yer alır. Alt işveren ilişkisi bulunan işyerlerinde davalı sayısı birden fazla olabilir; bu durumda yetkili mahkeme bakımından davalılardan birinin yerleşim yeri de seçilebilir.
SGK neden davalı değil de fer’î müdahil?
Kurum davanın sonucundan doğrudan etkilenir; kararı uygulayacak, primi işverenden tahsil edecek ve kaydı düzeltecek olan odur. Bu yüzden kanun, davanın Kuruma re’sen ihbar edilmesini emreder ve Kurum “davalı yanında ferî müdahil olarak” katılır. Fer’î müdahillik, tarafın yanında yer alıp iddia ve savunmayı destekleme konumudur; müdahil taraf sıfatı kazanmaz, hüküm doğrudan onun aleyhine kurulmaz.
Ancak burada kanunun getirdiği ve uygulamada çoğu kez gözden kaçan bir güç vardır. Aynı fıkranın devamı şöyledir: “İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir.” Yani işveren kararı kabul etse, istinafa ve temyize gitmese bile Kurum kendi başına kanun yoluna gidebilir. Uygulamada hizmet tespiti dosyalarının önemli bölümü tam olarak bu yoldan Yargıtay’a taşınır. “İşverenle anlaştık, dosya kapandı” beklentisi bu nedenle yanlıştır.
İşyeri kapanmışsa ya da şirket tasfiye olmuşsa dava kime açılır?
İşyerinin faaliyetine son vermiş olması davayı engellemez; belirleyici olan çalışmanın geçtiği dönemde işveren sıfatını kimin taşıdığıdır. Gerçek kişi işverende sıfat kişiye bağlıdır ve işyerinin kapanması bu sıfatı ortadan kaldırmaz. Tüzel kişilerde ise tüzel kişiliğin sona ermiş olması hâlinde husumetin nasıl yöneltileceği, tasfiyenin tamamlanıp tamamlanmadığına ve ticaret sicilinden terkin edilip edilmediğine göre belirlenir; gerekirse tüzel kişiliğin ihyası yoluna gidilir. Bu tür dosyalarda dava dilekçesi verilmeden önce ticaret sicil kayıtlarının ve Kurumun işyeri sicil dosyasının incelenmesi, sonradan husumet düzeltmesiyle zaman kaybedilmesini önler.
İşveren ölmüşse mirasçılara dava açılabilir mi?
Gerçek kişi işverenin ölümü hâlinde dava, terekeyi temsilen mirasçılara yöneltilir. Mirasçıların işyeriyle fiilen ilgisi bulunmaması sonucu değiştirmez; onlar burada kendi fiillerinden değil, murisin işveren sıfatından doğan usuli konumdan sorumludur. Mirası reddeden mirasçı bakımından durum farklıdır ve bu husus dava açılmadan önce veraset ilamı ile birlikte değerlendirilmelidir.
Alt işveren (taşeron) varsa husumet kime yöneltilir?
Asıl işveren–alt işveren ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde işçinin kayden bağlı göründüğü işveren ile fiilen emrinde çalıştığı işveren farklı olabilir. Bu tür dosyalarda dava, kayıtlarda görünen işverenle sınırlı tutulmaz; işin yürütümünde kimin emir ve talimat verdiği, ücretin kim tarafından ödendiği ve denetimin kimde olduğu araştırılır. Hizmet alım sözleşmelerinin ve ihale dosyalarının getirtilmesi, çalışmanın gerçek muhatabını göstermesi bakımından belirleyici olur.
Sigorta başlangıcının tespitinde davalı kim olur?
Uygulamada, çalışmanın geçtiği işyeri artık mevcut değilse veya talep yalnızca sigortalılık başlangıç tarihinin saptanmasına yönelikse dava doğrudan Kuruma karşı açılabilmekte ve Kurum bu dosyalarda davalı sıfatını almaktadır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2026 tarihli bir kararında da uyuşmazlık “bir gün süre ile sigortalı çalışıldığının ve sigorta başlangıcının tespiti istemine ilişkin” olarak nitelenmiş, işveren dava dışı bırakılmış ve Kurum davalı olarak yargılamayı yürütmüştür. Bu nedenle “hizmet tespiti her hâlde işverene açılır” genellemesi eksiktir: talebin içeriği husumeti değiştirir.
Hizmet Tespit Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Hizmet tespit davasında görevli mahkeme iş mahkemesidir. 7036 sayılı Kanun’un 5. maddesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıkları iş mahkemelerine bırakır. İş mahkemesi kurulmamış yerlerde davaya, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar; bu, ayrı bir mahkeme türü değil, aynı yargılama rejiminin uygulandığı bir görevlendirmedir.
Hizmet tespit davası hangi yerde açılır?
Yetki kuralı 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesindedir: yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. İkisi arasında seçim davacıya aittir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Bu, işçi için pratik bir kolaylıktır: işveren merkezi başka ilde olsa bile dava, çalışmanın fiilen geçtiği yerde açılabilir.
İş sözleşmesindeki yetki maddesi bağlayıcı mıdır?
Bağlayıcı değildir. Aynı maddenin beşinci fıkrası tek cümledir ve tartışmaya yer bırakmaz: “Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.” İş sözleşmesine konulan “taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda X mahkemeleri yetkilidir” kaydı, işçiyi kanunun tanıdığı iki seçenekten yoksun bırakamaz. Karşı taraf bu kayda dayanarak yetki itirazında bulunsa dahi itiraz kanun gereği sonuçsuz kalır.
Yargılama hangi usulle yürür?
İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır (7036 s.K. m.7/1). Dilekçeler aşaması iki dilekçeyle sınırlıdır, deliller dilekçelerle birlikte bildirilir ve ön inceleme duruşmasından sonra iddia genişletme yasağı devreye girer. Aynı maddenin ikinci fıkrası, birden fazla talebin bir arada ileri sürüldüğü dosyalar için ayrıca şunu söyler: “Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.” Hizmet tespiti ile işçilik alacaklarının birlikte istendiği dosyalarda bu kural, bir talep için yeterli görülen delilin diğeri için kendiliğinden yeterli sayılmayacağı anlamına gelir.
Hizmet Tespit Davası Nasıl Açılır?
Hizmet tespit davası, iş mahkemesine verilecek bir dava dilekçesiyle açılır; öncesinde arabuluculuğa veya Kuruma başvuru gerekmez. Dilekçenin hazırlanmasından önce tamamlanması gereken hazırlık, yargılamanın hızını ve sonucunu belirler. Sıra şöyledir:
- Hizmet dökümü alınır. e-Devlet üzerinden alınan dökümde hangi işyerinden hangi tarihlerde kaç gün bildirim yapıldığı çıkarılır; eksik dönemler tarih tarih listelenir.
- İşyeri araştırılır. İşyerinin Kurum nezdindeki sicil numarası, tescil ve terkin tarihleri ile ticaret sicil kaydı çıkarılır; işverenin gerçek kişi mi tüzel kişi mi olduğu, faaliyetinin devam edip etmediği belirlenir.
- Deliller toplanır. Banka hesap hareketleri, ücret bordroları, giriş-çıkış kayıtları, iç yazışmalar ve özlük dosyası temin edilir.
- Tanıklar belirlenir. Aynı dönemde aynı işyerinden bildirilmiş kişiler (bordro tanıkları) ile çevredeki işyerlerinde çalışanların bilgileri toplanır.
- Dilekçe düzenlenir ve harç yatırılır. Dava, davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer iş mahkemesinde açılır.
Dava dilekçesinde neler yer almalı?
Dilekçede dört unsurun açıkça yazılması gerekir: hangi işyerinde, hangi tarihler arasında çalışıldığının tespiti, bu dönemin prim ödeme gün sayısına eklenmesi ve prime esas kazancın gerçek ücret üzerinden belirlenmesi. Talep sigortalılık başlangıcını da kapsıyorsa, başlangıç tarihinin tespiti ayrı bir talep olarak yazılmalıdır; hüküm fıkrasında yer almayan talep karara bağlanmış sayılmaz. Delil listesinde tanık deliline dayanıldığının belirtilmesi ve tanıkların hangi döneme ilişkin dinleneceğinin gösterilmesi, ön inceleme sonrası yaşanacak gecikmeleri önler.
Hizmet Tespit Davası Açma Koşulları Nelerdir?
Hizmet tespit davası açma koşulları üç başlıkta toplanır: çalışmanın sigortalı sayılan bir çalışma olması, bu çalışmanın Kuruma hiç veya eksik bildirilmiş olması ve davanın süresinde açılması. Bunların hiçbiri “SGK önceden tespit etmemiş olmalı” biçiminde bir şart içermez; aksine, çalışmanın Kurum kayıtlarına herhangi bir yoldan girmiş olması davacının lehinedir, çünkü beş yıllık hak düşürücü süreyi ortadan kaldırır.
Kimler hizmet tespit davası açabilir?
Dava, hizmet akdine tabi çalıştığı hâlde sigortası hiç yapılmayan veya eksik yapılan kişilerce açılabilir. Uygulamada en sık görülen dört tablo şudur:
- Çalışma süresi Kuruma hiç bildirilmemiş işçi.
- Kesintisiz çalıştığı hâlde yalnız giriş-çıkış yapılmış gösterilen işçi.
- İşe giriş tarihi Kuruma gerçekte olduğundan geç bildirilen işçi.
- Ay içinde tam çalıştığı hâlde eksik gün bildirilen işçi.
Sigortalının ölümü hâlinde dava hakkı düşmez; mirasçılar, murisin sigortalılık süresinin tespiti için dava açabilir. Bu davanın sonucu ölüm aylığı ve hak sahiplerinin durumu bakımından belirleyici olabilir.
Çalışmanın sigortalı çalışma sayılması ne demektir?
Tespit edilecek ilişkinin hizmet sözleşmesine dayanması gerekir. Vekâlet, eser veya ortaklık ilişkisi kapsamında görülen işler bu davanın konusu olmaz. Ayırt edici unsur bağımlılıktır: iş görenin, işverenin emir ve talimatı altında, onun belirlediği yer ve zamanda, denetimine tabi olarak çalışması. Ücretin nasıl adlandırıldığı ya da ödemenin elden yapılmış olması bu niteliği değiştirmez.
İşyerinin kanun kapsamında olması neden aranır?
Çalışmanın geçtiği işyerinin, ilgili dönemde sosyal sigorta mevzuatı kapsamında bulunması gerekir. Bu nedenle mahkeme yalnız işçinin durumunu değil, işyerinin Kurum nezdindeki tescil geçmişini de araştırır: işyeri sicil numarası, tescil ve terkin tarihleri, dönem bordroları. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2026 tarihli kararında da mahkemenin araştırdığı ilk unsurlardan biri, inşaat mahiyetli işyerinin dava konusu tarihte “kanun kapsamında” olup olmadığıdır. İşyeri o dönemde tescilli değilse bu, davanın reddi sonucunu doğurmaz; işyerinin de re’sen tescili gündeme gelir.
Dava Açmadan Önce SGK’ya Başvurmak Zorunlu mu?
Hizmet tespiti davasında Kuruma önceden başvurmak dava şartı değildir. 7036 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce Kuruma başvuruyu zorunlu tutar; ancak aynı cümlenin içine bir istisna yerleştirmiştir: “…hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur.”
Bu istisna, davayı düşünen kişi için doğrudan bir zaman kazancıdır. Genel kuralda başvuruya altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır ve ancak ondan sonra dava açılabilir; hizmet tespitinde bu bekleme yükümlülüğü yoktur. Kuruma başvurulmuş olması da bir kayıp değildir, çünkü aynı fıkranın son cümlesi “Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz” demektedir.
Şikâyet etmekle dava açmak aynı şey midir?
Değildir ve ikisi aynı sonucu vermez. Kuruma yapılan şikâyet idari bir denetim süreci başlatır; sonucunda işverene idari para cezası kesilebilir ve eksik bildirimler tamamlanabilir. Fakat Kurumun denetim yoluyla yapabileceği geriye dönük tespit sınırlıdır. Dava ise bu sınıra tabi değildir. Bu nedenle şikâyet, dava yerine geçen değil, davanın yanında yürüyen bir yoldur.
Hizmet Tespit Davasında Arabuluculuk Zorunlu mu?
Hizmet tespit davasında arabuluculuk dava şartı değildir; doğrudan iş mahkemesine başvurulabilir. Bunun gerekçesi “İş Kanunu’nda böyle bir hüküm bulunmaması” değil, dava şartını düzenleyen hükmün kendi kapsamıdır. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası şartı şu davalara bağlar: “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar.” Hizmet tespiti ne alacak ne tazminat ne de işe iade davasıdır; bir tespit davasıdır ve kapsamın dışında kalır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminatlar ile “bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları” hakkında da dava şartının uygulanmayacağını ayrıca söyler.
Hizmet Tespit Davasında Arabuluculuk Uygulanabilir Mi?
Zorunlu olmaması, tarafların isteğiyle arabuluculuğa gidilemeyeceği anlamına gelmez; ihtiyari arabuluculuk her uyuşmazlıkta mümkündür. Ancak hizmet tespitinde bu yolun sonuç doğurması sınırlıdır: taraflar sigortalılık süresi üzerinde anlaşsalar dahi, prim gününün kayda geçmesi Kurumun işlemine bağlıdır ve Kurum arabuluculuk anlaşmasının tarafı değildir. Sigortalılık kamu düzenine ilişkin olduğundan, üzerinde serbestçe pazarlık edilebilecek bir hak da değildir. Bu nedenle işverenle varılan “şu kadar gün gösterelim” türü bir uzlaşma, mahkeme kararının yerini tutmaz.
Alacaklarla birlikte açılan davada durum ne olur?
Aynı dilekçeyle hem hizmet tespiti hem kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya fazla çalışma ücreti isteniyorsa, arabuluculuk şartı alacak talepleri bakımından aranır. Tespit talebi için arabuluculuğa gidilmemiş olması sorun yaratmaz; alacak talepleri için son tutanağın dilekçeye eklenmemiş olması ise usulden ret sebebidir. Uygulamada bu iki talebin ayrı dosyalarda yürütülmesi, birinin diğerinin usulüne takılmasını önler. Alacak kalemlerinin hesabı için kıdem tazminatı ve ihbar süresi ve ihbar tazminatı yazılarımız yol gösterir. Zorunlu arabuluculuğun hangi davalarda uygulandığını iş kazasında arabuluculuk yazımızda ayrıca ele aldık.
Arabuluculuğa gidilmesi hizmet tespiti süresini etkiler mi?
Etkiler ve bu, çoğu kaynakta atlanan bir ayrıntıdır. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin on yedinci fıkrası şunu düzenler: “Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.” İşçilik alacakları için arabuluculuğa başvurulmuşsa, o süreç boyunca hizmet tespitindeki beş yıllık hak düşürücü süre de işlemez. Süresi dolmak üzere olan dosyalarda bu birkaç haftalık duraklama belirleyici olabilir.
Hizmet Tespitinde İspat: SGK Kaydı Tek Başına Belirleyici midir?
SGK kaydı hizmet tespitinde tek başına belirleyici değildir ve bu kural iki yönlü işler. Kayıt yoksa dava düşmez: kanun zaten “kaydı olmayanlar” için bu yolu açmıştır. Kayıt varsa da dava kendiliğinden kazanılmaz: işe giriş bildirgesinin verilmiş olması, o kişinin gerçekten çalıştığını göstermez. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2026 tarihli kararı bu ikinci yönü açıkça kurar: “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda o kimsenin Yasanın belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur.” O dosyada işe giriş bildirgesi vardı; buna rağmen eylemli çalışma yeterince araştırılmadığı için kabul kararı bozuldu.
Bu simetri, basında sıkça yer alan “SGK kaydı artık belirleyici olmayacak” biçimindeki tek yönlü aktarımı düzeltir. Kayıt bir başlangıç verisidir, sonuç değildir; hem işçi hem Kurum için aynı şekilde. Nitekim Kurum, sahte sigortalılık iddiasıyla açtığı dosyalarda tam da bu ilkeye dayanarak kayıtta görünen hizmetin iptalini ister.
Hizmet Tespit Davasında Delillerin ve İspat Yükünün Önemi Nedir?
İspat yükü kural olarak çalıştığını iddia eden sigortalıdadır; ancak bu yük, olağan hukuk davalarındaki gibi tek başına tarafın omzunda kalmaz. Davanın kamu düzenine ilişkin niteliği, hâkime delilleri kendiliğinden toplama görevi yükler. Bunun pratik anlamı şudur: davacının sunamadığı bir kayıt, mahkeme tarafından ilgili kurumdan istenebilir; gösterilmeyen bir tanık, kayıtlardan saptanıp dinlenebilir. Delil serbestisi de geçerlidir — yazılı belge yanında tanık beyanı, elektronik kayıt ve üçüncü kişi kayıtları birlikte değerlendirilir.
Buna karşılık ispat yükünün paylaşılıyor olması, hazırlıksız dava açmayı meşru kılmaz. Mahkemenin re’sen araştırması, davacının hangi işyerinde ve hangi tarihlerde çalıştığını göstermesiyle başlar; bu çerçeve verilmeden yapılacak bir araştırmanın yönü de olmaz.
Mahkeme delilleri hangi sırayla toplar?
Hizmet tespitinde delil toplama sırası keyfî değildir; yargı kararlarında adım adım tarif edilmiştir. Sıra şöyledir:
| Sıra | Delil kaynağı | Ne zaman devreye girer |
|---|---|---|
| 1 | İşyerinin dönem bordroları ve bordro tanıkları | Her hâlde ilk olarak |
| 2 | Komşu işyeri çalışanlarının tanıklığı | Bordro tanığı yoksa veya beyanları yetersizse |
| 3 | Çalışmayı bilebilecek diğer kişiler | Komşu işyeri saptanamazsa |
| 4 | Makbuz, fatura, defter, resmî kayıtlar | Her aşamada birlikte değerlendirilir |
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bu sırayı 2026 tarihli kararında şu cümlelerle kurmuştur: bordro tanıklarının beyanları alınmalı, “bordro tanıklarının bulunmaması ya da beyanlarının yetersiz kalması hâlinde, emniyet, vergi, belediye, SGK aracılığıyla yapılacak araştırmayla komşu işyerlerinde çalışan kişiler yöntemince saptanarak, çalışma ve vergi kayıtları da getirtilerek re’sen bilgi ve görgülerine başvurulmalı”, komşu işyeri de saptanamazsa “davacının çalışmasını bilebilecek kişiler” belirlenerek dinlenmelidir.
Bordro tanığı nedir, neden önceliklidir?
Bordro tanığı, dava konusu dönemde aynı işyerinden Kuruma bildirilmiş olan kişidir. Önceliğinin sebebi basittir: bu kişinin o işyerinde bulunduğu resmî kayıtla sabittir, dolayısıyla beyanı “orada olup olmadığı tartışmalı” bir tanığın beyanından daha güçlü bir zemine oturur. Bordro tanıklarının tamamının dinlenmemesi tek başına bozma sebebi olur; 2026 tarihli kararda da dört tanığın dinlenip iki tanığın dinlenmemiş olması eksik inceleme sayılmıştır.
Bordro tanığının davacıyı tanımadığını söylemesi de sonuca etkilidir; bu beyanlar davacı aleyhine değerlendirilebilir. Aynı kararda tanıklardan bir kısmının davacıyı tanımadığını beyan etmesi, kabul kararının dayanağını zayıflatan unsurlar arasında sayılmıştır.
Komşu işyeri tanığı kimdir ve nasıl bulunur?
Komşu işyeri tanığı, dava konusu dönemde aynı çevrede faaliyet gösteren başka işyerlerinde çalışmış kişidir. Bu tanıkların bulunması davacıya bırakılmış bir yük değildir: mahkeme, emniyet, vergi dairesi, belediye ve Kurum kayıtları üzerinden komşu işyerlerini ve oradaki sigortalıları kendiliğinden saptar. Bu, hizmet tespitinin kamu düzenine ilişkin niteliğinin en somut görünümüdür. Davacı adres, işyeri adı veya çevredeki dükkânlara ilişkin bilgileri verdiğinde bu araştırma hızlanır.
Tanığın akraba olması beyanını geçersiz kılar mı?
Kılmaz. Türk usul hukukunda tanıklık ehliyeti kural, yasak istisnadır; akrabalık, tanıklıktan çekinme hakkı doğurur ancak beyanı baştan geçersiz kılan bir sebep değildir. Akraba tanık dinlenir, beyanı diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilir ve dosyadaki nesnel verilerle doğrulanıp doğrulanmadığına bakılır. Uygulamada bu beyanın tek başına hükme esas alınmaması ile geçersiz sayılması birbirine karıştırılır; ikisi farklı şeydir. Dolayısıyla “tanığım kardeşim, o yüzden dinlenmez” endişesi yersizdir; buna karşılık dosyanın yalnızca yakın akraba beyanına dayandırılması da riskli bir strateji olur.
En az kaç tanık göstermek gerekir?
Mevzuatta hizmet tespiti için sayısal bir tanık şartı yoktur; “en az iki tanık gerekir” biçimindeki yaygın bilgi kanun metnine dayanmaz. Belirleyici olan tanık sayısı değil, tanığın çalışmayı bilebilecek konumda olup olmadığıdır. Bir dönem tek bir bordro tanığı bulunabiliyorsa dava onunla da yürür; buna karşılık işyeriyle ilgisi olmayan on tanık dinlenmesi sonuca etki etmez. Mahkeme, tanığın hangi tarihlerde nerede çalıştığını kendi sigortalılık kayıtlarından doğrular.
Hangi belgeler delil olarak kullanılır?
Hizmet tespitinde delil serbestisi geçerlidir; hukuka uygun elde edilen her belge dosyaya sunulabilir. Uygulamada en sık kullanılanlar şunlardır:
- Ücret bordroları, ücret hesap pusulaları, imzalı ödeme belgeleri.
- Banka hesap hareketleri — düzenli maaş yatışları çalışmanın en güçlü nesnel göstergelerindendir.
- İşyeri giriş-çıkış kayıtları, puantaj cetvelleri, kartlı geçiş dökümleri, nöbet ve vardiya çizelgeleri.
- İşyeri iç yazışmaları, e-posta trafiği, görevlendirme yazıları, kurumsal telefon kayıtları.
- Özlük dosyası, iş sağlığı ve güvenliği eğitim kayıtları, işe giriş sağlık raporu.
- Kamu kurumu veya noter tarafından düzenlenmiş belgeler; vergi ve belediye kayıtları.
Sigortasız çalışma nasıl ispat edilir?
Sigortasız çalışma, tek bir belgeyle değil birbirini doğrulayan delil kümesiyle ispat edilir. Uygulamada en güçlü dosyalar şu üç ayağı bir araya getirenlerdir: dönemde aynı işyerinden bildirilmiş bir bordro tanığının beyanı, çalışmanın nesnel bir izini taşıyan bir kayıt (banka hesabına düzenli ödeme, kartlı geçiş dökümü, işyeri yazışması) ve işyerinin o tarihte faal olduğunu gösteren resmî bilgi. Bu üçü çakıştığında mahkemenin aradığı “kuşkuya yer bırakmayan” kanaat oluşur.
Delil bulunamadığı düşünülen dosyalarda çoğu kez atlanan kaynak, üçüncü kişilerin elindeki kayıtlardır: vergi dairesi ve belediye kayıtları, ihale ve hizmet alım dosyaları, iş sağlığı ve güvenliği eğitim listeleri, meslek odası kayıtları. Mahkeme bunları taraf talebi olmadan da getirtebilir; davacıya düşen, hangi kurumda kayıt bulunabileceğini göstermektir.
Banka kayıtları neden ayrı bir öneme sahip?
Banka kayıtları yalnız mahkemede değil, Kurumun kendi işleminde de sonuç doğurur. 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin yedinci fıkrası, “kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara” ait belgelerin Kurumca re’sen düzenleneceğini söyler. Bu, aşağıda ele alınan bir yıllık geriye gidiş sınırından farklı bir yoldur: o sınır yalnızca “kayıt ve belgeye dayanmayan” fiilî tespitler içindir. Maaşı bankadan yatan bir işçinin dosyası bu yüzden bambaşka bir zeminde değerlendirilir.
İspat ölçüsü neden diğer davalardan ağır?
Hizmet tespitinde aranan ölçü, olağan hukuk davalarındaki “kuvvetle muhtemel” kanaatin ötesindedir. Yargıtay’ın yerleşik ifadesiyle çalışmanın varlığı “hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde” belirlenmelidir. Sebebi davanın sonucunun yalnız tarafları değil sosyal güvenlik sistemini etkilemesidir: tespit edilen her gün, Kurumun ileride ödeyeceği aylığı büyütür. Bu ağır ölçü, davacı için bir dezavantaj gibi görünse de karşılığında mahkemenin re’sen araştırma yükümlülüğünü getirir; deliller yalnızca tarafın sunduklarıyla sınırlı kalmaz.
Bilirkişi raporu neyi belirler?
Bilirkişi, çalışmanın var olup olmadığına karar vermez; bu bir hukuki nitelendirmedir ve hâkime aittir. Bilirkişinin işi, mahkemenin kabul ettiği çalışma dönemine göre prim gün sayısını, prime esas kazancı ve dönem bordrolarıyla uyumu hesaplamaktır. Rapora itiraz edilirken bu ayrımın gözetilmesi gerekir: “bilirkişi çalışmadığımı söylemiş” biçimindeki bir itiraz çoğu kez yanlış adrese yapılmış olur.
Hizmet Tespit Davasında Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları
Hizmet tespitinde beş yıllık süre, klasik anlamda bir zamanaşımı değil hak düşürücü süredir; mahkemece kendiliğinden dikkate alınır ve karşı tarafın ileri sürmesi gerekmez. Ancak bu sürenin hiç işlemediği hâller vardır ve dava kararı verilirken önce bu istisnalar araştırılmalıdır.
Kuralın kaynağı 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesidir. Madde, aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen “veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen” sigortalıların, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurabileceğini söyler. Cümledeki bu kayıt belirleyicidir: çalışma Kurum kayıtlarına herhangi bir şekilde girmişse, beş yıllık süre işlemez.
| Durum | Beş yıllık süre |
|---|---|
| Çalışma hiçbir şekilde Kuruma bildirilmemiş | İşler (yılın sonundan itibaren) |
| İşe giriş bildirgesi verilmiş ama primler yatırılmamış | İşlemez |
| Çalışma Kurum müfettişi raporuyla tespit edilmiş | İşlemez |
| Aynı dönemde bazı aylar bildirilmiş, bazıları eksik | İşlemez |
| Ücret bordrosu, SGK’ya intikal etmiş belgelerde görünüyor | İşlemez |
| Arabuluculuk süreci devam ediyor | Durur (7036 s.K. m.3/17) |
Tablodaki mantık şudur: hak düşürücü süre, sigortalının çalışmasından Kurumun hiç haberdar olmadığı durumlar için konulmuştur. Kurum bir şekilde haberdar olmuşsa — bildirge verilmiş, müfettiş tespit etmiş ya da dönemin bir kısmı bildirilmişse — sigortalının süreyi kaçırmış sayılması hakkaniyete aykırı olur. Bu nedenle uygulamada beş yıllık süre, sanıldığından çok daha dar bir alanda uygulanır.
Hizmet Tespit Davasında Zamanaşımı ve İstisnaları
Uygulamada bu süre için sıkça “zamanaşımı” denir, ancak nitelik farkı sonuçları değiştirir. Zamanaşımı bir def’idir: karşı tarafın ileri sürmesi gerekir, hâkim kendiliğinden dikkate alamaz, durup kesilebilir. Hak düşürücü süre ise hakkın kendisini sona erdirir; hâkim tarafından re’sen gözetilir, taraflar ileri sürmese bile uygulanır ve kural olarak durup kesilmez. Hizmet tespitindeki beş yıllık süre ikinci gruptadır. Tek istisnası kanunla getirilen duraklamadır: arabuluculuk sürecinde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
Hizmet Tespiti Davası Zamanaşımı İstisnaları
Sürenin hiç işlemediği hâllerin ortak noktası, çalışmanın Kurumun bilgisine bir şekilde ulaşmış olmasıdır. Bilgiye ulaşma yolları şunlardır: işe giriş bildirgesinin verilmesi, dönemin bir kısmına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi düzenlenmesi, Kurum denetim elemanının tespiti, diğer kamu idarelerinin denetim raporları ve bankalar ile kamu kurumlarından Kuruma intikal eden bilgi ve belgeler. Bunlardan herhangi biri varsa, sigortalının süreyi kaçırdığından söz edilemez. Bu nedenle “beş yıl geçti” gerekçesiyle davadan vazgeçmeden önce hizmet dökümünün ve Kurum işyeri dosyasının incelenmesi gerekir.
Beş yıllık süre ne zaman işlemeye başlar?
Hesap, çalışmanın bittiği günden değil hizmetin geçtiği yılın sonundan başlar. 2021 yılının Mart ayında sona eren bir çalışma için süre 31 Aralık 2021’den itibaren işlemeye başlar ve 31 Aralık 2026’da dolar. Birden çok yıla yayılan çalışmalarda her yıl kendi içinde değerlendirilir; bu da dosyanın bir bölümünün süresinde, bir bölümünün süre dışında kalmasına yol açabilir.
Sigortalı ölmüşse süre mirasçılar için nasıl işler?
Mirasçıların dava hakkı murisin hakkından doğar; dolayısıyla sürenin başlangıcı da murisin çalışmasının geçtiği yılın sonudur. Ölümün süreyi baştan başlatması söz konusu değildir. Buna karşılık yukarıdaki istisnalar mirasçılar için de aynen geçerlidir: muris adına bir bildirge verilmişse süre hiç işlememiş olur.
Sigortasız çalışma için dava açma süresi kaçırılırsa ne olur?
Hak düşürücü sürenin dolması hâlinde dava esasa girilmeden reddedilir; süre durdurulamaz, kesilemez ve eski hâle getirme yoluyla canlandırılamaz. Bu yüzden sürenin dolduğu izlenimi veren dosyalarda ilk yapılacak iş dava açmaktan vazgeçmek değil, istisnalardan birinin bulunup bulunmadığını ölçmektir: hizmet dökümünde o işyerinden tek bir gün bile bildirim varsa süre zaten işlememiştir.
Hizmet Tespit Davası Kaç Yıl Geriye Gider?
Hizmet tespit davasında geriye gidilebilecek dönem için kanunda bir üst sınır yoktur; ispat edilebildiği ölçüde yirmi yıl, otuz yıl öncesine ait çalışmalar da tespit edilebilir. Bu noktada en sık yapılan hata, 86. maddedeki beş yılın “geriye gidiş sınırı” sanılmasıdır. Beş yıl, davanın açılması gereken süredir; tespit edilecek dönemin uzunluğunu belirlemez. Nitekim 1989 yılına ait tek günlük bir çalışmanın tespiti istemiyle açılan davalar bugün de görülmekte ve Yargıtay incelemesinden geçmektedir.
Karışıklığı doğuran ikinci sınır, Kurumun kendi denetimiyle ilgilidir ve davayla ilgisi yoktur. 86. maddenin sekizinci fıkrasına göre, denetim memurlarının işyerinde fiilen yaptığı ve “kayıt ve belgelere dayanmaksızın” ulaştığı tespitlerde geriye yönelik olarak en fazla bir yıllık süre dikkate alınır. Bu, Kurumun re’sen işlem yapabileceği alanın sınırıdır; mahkeme yolunda böyle bir sınır bulunmaz.
| Yol | Geriye gidiş | Dayanak |
|---|---|---|
| Kurumun kayda dayanmayan fiilî tespiti | En fazla 1 yıl | 5510 m.86/8 |
| Kurumun belge/banka bilgisine dayalı re’sen düzenlemesi | Bir yıllık sınır uygulanmaz | 5510 m.86/7 |
| Hizmet tespiti davası | Sınır yok (ispatla) | 5510 m.86/9 |
Pratikte geriye gidişi sınırlayan şey hukuk değil ispat imkânıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası, işverenlerin işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından itibaren on yıl, kamu idarelerinin otuz yıl, tasfiye ve iflas idaresi memurlarının ise görevleri süresince saklamasını ve istenmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmesini zorunlu tutar. On yıldan eski dönemlerde işveren kayıtlarının bulunmaması bu yüzden olağandır; o dosyalarda ağırlık tanık beyanına, üçüncü kişi kayıtlarına ve Kurumun kendi arşivine kayar.
Geriye Dönük Sigorta Primi Nasıl Alınır Davası
Geriye dönük sigorta primi işçinin kendisine ödenmez; kazanılan şey prim günü ve sigortalılık süresidir. Mahkeme kararıyla tespit edilen dönemin primleri Kurum tarafından işverenden tahsil edilir ve sigortalının hizmet dökümüne işlenir. Bu ayrım, davadan beklentiyi doğru kurmak için önemlidir: dava bir alacak davası değil, tespit davasıdır.
Buna karşılık tespit edilen hizmet, doğrudan parasal sonuç doğurur: emeklilik tarihini öne çeker, aylık bağlama oranını yükseltir ve bazı dosyalarda emekliliğe hak kazanmayı tek başına sağlar. Kayıt dışı geçen dönemin uzunluğuna göre bu etki, ödenmeyen primlerin toplamından çok daha büyük olabilir. Aylığın nasıl hesaplandığını emekli maaşı hesaplama yazımızda ayrıntılı ele aldık.
Geriye dönük sigorta primini işçi kendisi ödeyebilir mi?
Hizmet tespitinde ödeme yükümlüsü işverendir; işçinin primi kendi cebinden yatırarak geçmiş dönemi kazanması söz konusu değildir. Prim ödeme yükümlülüğünün işverene ait olması emredici bir kuraldır ve aksine anlaşma yapılamaz. İşçinin kendi ödemesiyle süre kazandığı hâller ayrı kurumlardır ve tespit davasıyla karıştırılmamalıdır: askerlik borçlanması, doğum borçlanması, yurt dışı borçlanması gibi borçlanma yolları ile isteğe bağlı sigortalılık bunlardandır. Askerlik süresinin prim gününe eklenmesi için izlenecek yolu emeklilikte askerlik borçlanması yazımızda anlattık.
Hizmet Tespit Davasında Olası Sonuçlar
Dava üç sonuçtan biriyle biter. Kabul hâlinde belirtilen dönemde sigortalı çalışıldığı tespit edilir, süre prim ödeme gün sayısına eklenir ve karar kesinleştikten sonra Kurum kaydı düzeltir; primler gecikme cezası ve gecikme zammıyla işverenden tahsil edilir, ayrıca idari para cezası doğar. Kısmi kabul hâlinde dönemin ispatlanabilen bölümü tespit edilir; uygulamada en sık görülen sonuç budur, çünkü çok yıllı çalışmalarda her yıl için aynı güçte delil bulunamaz. Ret hâlinde ise sebep ya hak düşürücü sürenin dolmuş olması ya da eylemli çalışmanın kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konamamasıdır.
Kabul kararının işçi tarafındaki yansımaları yalnız prim günüyle sınırlı kalmaz: tespit edilen süre kıdem hesabını, yıllık izin hakkını ve emeklilik takvimini de etkiler. Sigortasının hiç yapılmadığını öğrenen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı da bu tabloya eklenir.
Geriye dönük sigorta boşluğu nasıl doldurulur?
Hizmet dökümündeki boşluğun nasıl doldurulacağı, boşluğun sebebine göre değişir. Boşluk fiilen çalışılmış ama bildirilmemiş bir döneme aitse yol hizmet tespiti davasıdır ve ödeme yükümlüsü işverendir. Boşluk gerçekten çalışılmamış bir döneme aitse tespit davası işe yaramaz; o dönem ancak kanunun saydığı borçlanma yollarıyla (askerlik, doğum, yurt dışı) veya isteğe bağlı sigortalılıkla değerlendirilebilir ve bedelini sigortalı öder. Bu ayrım dosyanın en başında yapılmalıdır: yanlış yola girmek hem zaman hem harç kaybıdır.
Kurumun tahsil edeceği tutar neye göre belirlenir?
Tespit hükmünde yalnız çalışma dönemi değil, prime esas kazanç da yer alır. Kurum, mahkemenin belirlediği kazanç üzerinden prim hesaplar; ödenmeyen primlere ayrıca gecikme cezası ve gecikme zammı işletir. Bu nedenle dava dilekçesinde yalnız “şu tarihler arasında çalıştığımın tespiti” değil, ücret düzeyinin de ortaya konması gerekir; aksi hâlde tespit asgari ücret üzerinden yapılabilir ve emeklilik aylığına yansıması beklenenden düşük kalır.
Şikâyet yolu ile dava yolu arasındaki fark nedir?
Davanın işleyişinde iki yol vardır ve karıştırılmamalıdır:
- Kurumun re’sen tespiti: Denetim memurlarınca işyerinde yapılan ve kayıt-belgeye dayanmayan tespitlerde geriye yönelik olarak en fazla bir yıllık süre dikkate alınır (5510 m.86/8).
- Hizmet tespiti davası: Mahkeme yolunda böyle bir sınır yoktur. İspat edilebildiği ölçüde çok daha uzun dönemler tespit edilebilir.
Bu fark, “SGK’ya şikâyet ettim, gerisini onlar halleder” beklentisinin neden çoğu zaman yetersiz kaldığını açıklar. Şikâyet yolu idari para cezası doğurur ve son bir yılı kurtarabilir; daha eski dönemler için dava açmak gerekir.
SGK Hizmet Dökümü Nasıl Alınır ve Nasıl Okunur?
SGK hizmet dökümü, e-Devlet Kapısı üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumu hizmetleri arasından alınır ve dava hazırlığının ilk belgesidir. Döküm, hangi işyerinden hangi tarihler arasında kaç gün bildirim yapıldığını, prime esas kazançları ve varsa eksik gün nedenlerini gösterir. Ekranda görüntülenebildiği gibi belge olarak da indirilebilir; dava dosyasına sunulacak nüshanın barkodlu/doğrulanabilir olması tercih edilir.
Dökümde hangi eksiklikler görülür?
Hizmet dökümü okunurken üç şey birlikte kontrol edilir: tarih aralıkları, gün sayıları ve kazanç tutarları. Sık rastlanan tablolar şunlardır:
- Fiilen çalışılan dönemin tamamı yerine yalnız birkaç ayın görünmesi.
- İşe giriş tarihinin gerçek başlangıçtan sonraya kaydırılmış olması.
- Her ay 30 gün yerine 10, 15, 20 gün bildirilmiş olması (eksik gün).
- Ücret gerçekte yüksekken kazancın asgari ücret düzeyinde görünmesi.
- Aralarda hiç çalışılmamış gibi görünen boşluklar bulunması.
Bu tablolardan hangisi varsa dava talebi ona göre kurulur: dönemin tamamının tespiti, işe giriş tarihinin düzeltilmesi, eksik günlerin tamamlanması veya prime esas kazancın gerçek ücret üzerinden belirlenmesi. Dökümün yılda bir kez kontrol edilmesi, hak kaybını önlemenin en ucuz yoludur; eksiklik çoğu kez emeklilik başvurusu sırasında fark edilir ve o noktada kaybedilen yıllar geri kazanılamaz hâle gelebilir.
Hizmet Tespit Davası ve Eksik Prim İlişkisi
Eksik prim, dökümde iki ayrı biçimde görünür ve ikisi farklı taleplere yol açar. Birincisi gün eksikliğidir: çalışılan ay tam olduğu hâlde daha az gün bildirilmiştir; talep, eksik günlerin tespiti ve prim gün sayısına eklenmesidir. İkincisi kazanç eksikliğidir: gün sayısı doğru ama prime esas kazanç gerçek ücretin altında bildirilmiştir; burada talep, kazancın gerçek ücret üzerinden tespitidir ve emeklilik aylığının hesabını doğrudan etkiler.
Her iki eksiklik de aynı davada birlikte ileri sürülebilir. Kazanç eksikliğinin ispatı gün eksikliğine göre daha zordur; banka ödemeleri, imzalı ücret pusulaları ve aynı işyerinde benzer işi yapan sigortalıların bildirilen kazançları bu noktada belirleyici olur.
Eksik gün bildirimi ne anlama gelir?
Eksik gün, ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmayan ve ücret ödenmeyen sigortalılar için işverenin yaptığı bir bildirimdir. 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin dördüncü fıkrası, eksik gün nedeni ile eksik gün sayısının işverence aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde beyan edilmesini zorunlu tutar. Beşinci fıkra ise denetimi düzenler: bu bilgi ve belgeler Kurumca istendiği hâlde ibraz edilmez veya “ibraz edilen bilgi ve belgelerin geçerli sayılmaması” hâlinde eksik bildirilen sürelere ait belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve primler tahsil olunur.
Bu, eksik gün bildiriminin işverenin serbest tasarrufunda olmadığını gösterir. Gerçekte tam çalışıldığı hâlde eksik gün gösterilmesi hem Kurumun re’sen işlemine hem de hizmet tespiti davasına konu olur.
Emeklilik İçin Eksik Gün: Hizmet Tespiti Ne İşe Yarar?
Emeklilik başvurusu üç ölçütün birlikte tutmasını gerektirir: sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve yaş. Bunlardan yalnız prim günü eksik kaldığında, kayıt dışı geçmiş bir çalışma dönemi varsa hizmet tespiti davası bu açığı kapatabilecek tek hukuki yoldur; çünkü tespit edilen günler doğrudan prim ödeme gün sayısına eklenir. Sigortalılık başlangıcının geriye çekildiği dosyalarda ise yalnız gün sayısı değil, sigortalılık süresi ölçütü de değişir. Kademeli emeklilik ve prim günü eşiklerinin nasıl işlediğini EYT ve kademeli emeklilik şartları ile 3600 gün emeklilik şartları yazılarımızda ele aldık.
Emeklilik eksik gün hesaplama nasıl yapılır?
Hesap iki sayının farkından ibarettir: tabi olunan rejimin aradığı prim gün sayısı ile hizmet dökümündeki toplam gün sayısı. Aradaki fark, tamamlanması gereken gündür. Ancak gün sayısı tek başına yeterli değildir; sigortalılık süresi ve yaş ölçütleri de aynı anda tutmalıdır. Bu yüzden dökümde görülen eksiklik hesaplanırken üç ölçüt birlikte değerlendirilir, aksi hâlde tamamlanan günler emekliliği yine de getirmez. Hesaplama araçlarımız sayfasındaki modüller ilk tahmin için kullanılabilir; kesin sonuç Kurumun kendi kaydına göre belirlenir.
Emeklilik eksik gün ödeme ne kadar tutar?
Tutar, hangi yolun kullanıldığına göre değişir ve sabit bir rakam verilemez. Borçlanma yollarında bedel, borçlanılacak gün sayısı ile beyan edilen prime esas günlük kazancın kanunda öngörülen oranı çarpılarak bulunur; kazanç beyanı alt ve üst sınırlar arasında serbesttir, dolayısıyla aynı gün sayısı için ödenecek tutar kişiye göre değişir. İsteğe bağlı sigortada ise ödeme aylık prim olarak, yine beyan edilen kazanç üzerinden yapılır. Hizmet tespitinde ise sigortalı hiçbir ödeme yapmaz; primi Kurum işverenden tahsil eder. Güncel oran ve sınırlar her yıl değiştiği için başvuru anında Kurumdan teyit edilmelidir.
Emeklilikte eksik gün nasıl tamamlanır?
Eksik günü tamamlamanın yolları birbirinden farklıdır ve hangisinin kullanılabileceği eksikliğin sebebine bağlıdır:
| Yol | Ne zaman kullanılır | Ödemeyi kim yapar |
|---|---|---|
| Hizmet tespiti davası | Fiilen çalışılmış ama bildirilmemişse | İşveren |
| Askerlik borçlanması | Askerlik süresi prim gününe eklenecekse | Sigortalı |
| Doğum borçlanması | Doğum sonrası çalışılmayan dönem için | Sigortalı |
| İsteğe bağlı sigorta | İleriye dönük eksik gün için | Sigortalı |
Aradaki fark yalnız ödeyende değil, sonuçtadır: borçlanma yolları geçmiş bir çalışmayı kayda geçirmez, kanunun saydığı belirli süreleri satın alma imkânı verir. Hizmet tespiti ise gerçekten çalışılmış bir dönemi kayda geçirir; bu yüzden hem gün sayısını hem prime esas kazancı etkiler.
Emeklilik yaşını sigortalılık başlangıcı nasıl değiştirir?
Sigortalılık başlangıç tarihi, hangi emeklilik rejimine tabi olunacağını belirleyen ölçütlerdendir. Başlangıcın birkaç ay öne alınması, kişiyi bir üst kademeden alt kademeye taşıyabilir ve emeklilik tarihini yıllarca öne çekebilir. Bir günlük hizmet tespiti davalarının yoğunluğu buradan gelir; talep bir günlük çalışma gibi görünse de sonucu bütün emeklilik takvimini değiştirir. Staj ve çıraklık dönemlerinin başlangıç sayılıp sayılmadığı ayrı bir tartışmadır ve staja takılanlar ile çıraklık sigortası ve emeklilik başlangıcı yazılarımızda ele alınmıştır.
Sigorta Başlangıcı Tespit Davası ve Bir Günlük Hizmet Tespiti
Sigorta başlangıcının tespiti, hizmet tespitinin özel bir türüdür ve çoğu kez tek günlük bir çalışmanın saptanmasını konu alır. Yargıtay bu davaları küçük bir talep olarak görmemek gerektiğini açıkça söyler: bu tür davalar “yalnızca bir günlük çalışmanın tespitinden ibaret olarak görülmemeli, bir günlük çalışmanın kabulü ile saptanacak sigortalılık başlangıcının sigortalıya sağlayacağı sigortalılık süresi ile birlikte kazandıracağı haklar dikkate alınmalı” ve giriş bildirgesiyle birlikte eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı özellikle belirlenmelidir.
Sigorta Başlangıç Süresine Göre 1 Günlük Hizmet Tespit Davası Nedir?
Bir günlük hizmet tespit davası, sigortalılık başlangıcını geriye çekmek amacıyla tek bir günün çalışma olarak saptanmasını isteyen davadır. Talep küçük görünür, sonucu büyüktür: emeklilik rejimi sigortalılık başlangıç tarihine göre belirlendiğinden, başlangıcın birkaç ay öne alınması kişiyi farklı bir yaş ve prim günü kademesine taşıyabilir. Bu nedenle mahkeme, bir günlük çalışmayı da tam bir hizmet tespiti gibi inceler; dönem bordroları getirtilir, bordro tanıkları dinlenir ve gerekirse komşu işyeri araştırması yapılır.
Sigorta başlangıcı nasıl olur?
Sigortalılık, kural olarak hizmet akdine tabi çalışmanın fiilen başladığı tarihte doğar; işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi bu doğumu kayda geçiren işlemdir, doğuran işlem değildir. Bu yüzden bildirgenin geç verilmesi sigortalılığın geç başlaması sonucunu doğurmaz — gerçek başlangıç ispatlanabildiği ölçüde tespit edilebilir. Kayıtta görünen başlangıç ile fiilî başlangıcın ayrışması, sigorta başlangıcının tespiti davasının varlık sebebidir.
Sadece işe giriş bildirgesi yeterli olur mu?
Yeterli olmaz. Bu davalarda Kurumun standart savunması, işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının kişinin iş görme edimini yüklendiğini ve bağımlılık unsurunun oluştuğunu gösteren kesin bir karine olmadığı yönündedir ve yargı bu savunmayı yerinde bulmaktadır. Bildirge, çalışmanın başladığına dair bir gösterge sayılır; ancak eylemli çalışma ayrıca ortaya konmalıdır. Bu nedenle bir günlük tespit davalarında da dönem bordroları getirtilir, bordro tanıkları dinlenir ve gerekirse komşu işyeri araştırması yapılır.
Sigorta başlangıcı nasıl öne çekilir?
Başlangıcın öne çekilmesinin tek hukuki yolu, daha erken bir tarihte fiilen çalışıldığının mahkemece tespitidir. Kuruma yapılan başvuruyla ya da işverenin sonradan vereceği bir bildirgeyle geçmiş tarihli başlangıç oluşturulamaz. Bu nedenle ilk iş, o erken dönemde çalışılan işyerinin belirlenmesi ve orada bir kayıt izi bulunup bulunmadığının araştırılmasıdır: adına verilmiş tek bir işe giriş bildirgesi, dönem bordrosunda bir satır ya da işyerinin o tarihte tescilli olduğunu gösteren bir kayıt, davanın omurgasını kurar.
Talep nasıl kurulmalı?
Bu davalarda hüküm fıkrasının kuruluşu başlı başına bir bozma sebebidir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2026 tarihli kararında ilk derece mahkemesi yalnız bir günlük çalışmanın tespitine ve bu sürenin prim gün sayısına eklenmesine hükmetmiş; sigortalılık başlangıcına ayrıca hükmedilmemesi isabetsiz bulunmuştur. Dolayısıyla dava dilekçesinde iki talep birlikte ve açıkça yazılmalıdır: belirli tarihte belirli işyerinde çalışıldığının tespiti ve sigortalılık başlangıcının o tarih olduğunun tespiti.
Sigorta Girişi Yapılıp Primi Ödenmeyen İşçiler
Sigorta girişi yapılmış ancak primleri yatırılmamış işçinin hukuki durumu, hiç bildirilmemiş işçiden daha güçlüdür. İşe giriş bildirgesinin verilmiş olması, çalışmanın Kurum kayıtlarına girdiği anlamına gelir; bu da beş yıllık hak düşürücü sürenin işlememesi sonucunu doğurur.
Primin ödenmemesi işçinin kusuru değildir ve sonuçları işçiye yüklenmez. Prim ödeme yükümlüsü işverendir; ödenmeyen primler gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte işverenden tahsil edilir. İşçi bakımından belirleyici olan, fiilen çalışılıp çalışılmadığıdır.
Sigorta girişim yapılmış ama primlerim yatmamış; hakkım düşer mi?
Düşmez. Bildirgenin verilmiş olması çalışmanın Kurum kayıtlarına girdiğini gösterir ve beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda işlemez. Primin ödenmemesi işverenin sorumluluğundadır; ödenmeyen primler gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte işverenden tahsil edilir. Sigortalının hizmet dökümünde o dönem, prim tahsil edildikçe değil, kesinleşen tespit ve Kurum işlemiyle birlikte tamamlanır.
Bu durumdaki işçinin yapması gerekenler sırasıyla şunlardır:
- e-Devlet üzerinden hizmet dökümü alınır; hangi ayların bildirildiği, hangilerinin eksik olduğu tespit edilir.
- Bildirilen ama primi yatmayan dönemler için Kuruma yazılı başvuru yapılır.
- Çalışmayı gösteren belgeler toplanır: ücret bordroları, banka hesap hareketleri, işyeri giriş kayıtları, tanık bilgileri.
- Eksiklik giderilmezse iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açılır.
Sigortasız Çalışma Nereye Şikâyet Edilir?
Sigortasız çalıştırma, Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir. Bildirim e-Devlet üzerinden Kurumun ilgili hizmetiyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının iletişim hattı üzerinden ya da işyerinin bağlı olduğu sosyal güvenlik merkezine yazılı başvuruyla yapılabilir. Başvuru üzerine işyeri denetime alınır; kayıtlar ve belgeler incelenir, gerekirse işyerinde fiilî tespit yapılır.
SGK’ya şikâyet etsem dava açmama gerek kalır mı?
Çoğu dosyada kalır. Kurumun denetim yoluyla yaptığı ve kayıt-belgeye dayanmayan tespitlerde geriye yönelik en fazla bir yıllık süre dikkate alınır; daha eski dönemlerin kayıtlara geçmesi için hizmet tespiti davası gerekir. Buna karşılık şikâyet yolunun bir yan faydası vardır: denetim sırasında Kurumun ulaştığı belgeler, sonradan açılacak davada çalışmanın Kuruma intikal ettiğini gösterir ve beş yıllık hak düşürücü sürenin işlememesi sonucunu doğurabilir.
Şikâyet sonucunda ne olur?
Denetim sonucunda eksik bildirim saptanırsa işverene idari para cezası uygulanır, eksik primler gecikme cezası ve gecikme zammıyla tahsil edilir. Ancak kayıt ve belgeye dayanmayan fiilî tespitlerde geriye dönük olarak en fazla bir yıllık dönem dikkate alınır. Bu yüzden şikâyet, uzun süreli kayıt dışı çalışmalarda tek başına çözüm olmaz; geçmişin tamamı için dava gerekir.
Hizmet tespiti davası açarsam işten çıkarılabilir miyim?
Yasal haklarını kullanan işçinin bu sebeple işten çıkarılması geçerli bir fesih sebebi sayılmaz; böyle bir fesihte kıdem ve ihbar tazminatı ile şartları varsa işe iade talebi gündeme gelir. Ayrıca sigortasının hiç yapılmadığını veya eksik yapıldığını öğrenen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme ve kıdem tazminatına hak kazanma imkânı bulunur. Dava açma hakkı, iş sözleşmesi devam ederken de kullanılabilir.
Sigortasız Çalıştırmanın İşverene Maliyeti
Sigortasız çalıştırmanın işverene maliyeti üç kalemden oluşur: idari para cezaları, ödenmeyen primler ve bunlara işleyen gecikme cezası ile gecikme zammı. İdari para cezaları 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde düzenlenmiştir ve brüt asgari ücrete endekslidir; 2026 yılı için brüt asgari ücret 33.030 TL‘dir.
SGK Eksik Prim Yatırma Cezası Nasıl Hesaplanır?
Hesap iki ayrı zeminde yürür ve karıştırılmamalıdır. İdari para cezası, bildirim yükümlülüğünün ihlaline karşılık gelir; brüt asgari ücrete endekslidir, sabit katsayılarla hesaplanır ve kaç sigortalı ile kaç belge söz konusuysa o kadar kez uygulanır. Gecikme cezası ve gecikme zammı ise primin geç ödenmesine karşılık gelir; primin ait olduğu ayı takip eden ödeme süresinin bitiminden itibaren işler ve eski dönem borçlarında asıl tutarı kat kat aşabilir. Bu iki kalem birbirinin alternatifi değildir, birlikte uygulanır. Aşağıdaki üç alt başlık, idari para cezasının kalemlerini ve itiraz yolunu ayrı ayrı gösteriyor.
Sigortasız çalışma cezası ne kadar?
İlk kalem, işe giriş bildirgesinin verilmemesine bağlanan cezadır. 102. maddenin (a) bendinde üç kademelidir ve her bir sigortalı için ayrı ayrı uygulanır:
| Durum | Ceza (sigortalı başına) | 2026 karşılığı |
|---|---|---|
| Bildirge süresinde verilmemiş | 1 asgari ücret | 33.030 TL |
| Verilmediği mahkeme kararı, denetim veya banka bilgisiyle anlaşılmış | 2 asgari ücret | 66.060 TL |
| Aynı işyerinde bir yıl içinde tekrar aynı durumun saptanması | 5 asgari ücret | 165.150 TL |
İkinci satır, hizmet tespiti davasının işveren açısından sonucunu gösterir: dava kazanıldığında ceza tek katına değil iki katına çıkar, çünkü bildirgenin verilmediği mahkeme kararıyla sabit olmuştur. Üçüncü satırdaki tekrar hâlinde bir yıllık süre, mahkemenin karar tarihinden veya denetim tespitinin yapıldığı tarihten başlar ve değerlendirme işyeri esas alınarak yapılır.
Tek ceza kalemi bu mudur?
Değildir ve çoğu kaynakta atlanan ikinci kalem genellikle daha ağırdır. İşe giriş bildirgesi ayrı, aylık prim ve hizmet belgesi ayrı bir yükümlülüktür. 102. maddenin (c) bendinin 4 numaralı alt bendi, belgenin mahkeme kararı, denetim tespitleri ya da bankalardan alınan bilgilerden hareketle hizmetleri bildirilmediği anlaşılan sigortalılarla ilgili olması hâlinde, “belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınmaksızın, aylık asgari ücretin iki katı“ tutarında ceza öngörür. Bu ceza her bir belge, yani her bir ay için ayrı hesaplanır. Uzun süreli kayıt dışı çalışmalarda toplam yükün büyük bölümü buradan doğar.
İşveren indirimden yararlanabilir mi?
Kural olarak iki indirim vardır, ancak biri hizmet tespiti dosyalarında kapalıdır. Birincisi, bildirge veya belgenin süresi geçtikten sonra kendiliğinden otuz gün içinde verilmesi ve cezanın tebliğden sonraki on beş gün içinde ödenmesi hâlinde cezanın dörtte bir oranına inmesidir. Fakat bu imkân, kanunun açık lafzıyla “mahkeme kararına … istinaden düzenlenenler hariç olmak üzere“ tanınmıştır; hizmet tespiti kararına dayanan cezada uygulanmaz. İkincisi genel peşin ödeme indirimidir: ceza, itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğden itibaren on beş gün içinde ödenirse dörtte üçü tahsil edilir ve peşin ödeme yargı yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz.
İdari para cezasına nereye itiraz edilir?
Burada sık yapılan bir yanlış vardır: SGK idari para cezasına itiraz iş mahkemesine yapılmaz. 7036 sayılı Kanun’un 5. maddesi iş mahkemelerini görevlendirirken “idari para cezalarına itirazlar … hariç olmak üzere” kaydını koymuştur. Yol şudur: ceza tebliğinden itibaren on beş gün içinde Kuruma itiraz edilir; itiraz takibi durdurur. Kurum itirazı reddederse, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurulur. Bu süre içinde başvurulmazsa ceza kesinleşir. Mahkemeye başvurmuş olmak, cezanın takip ve tahsilini kendiliğinden durdurmaz.
Eksik prim bildirimi işverene ne kadar cezaya mal olur?
Toplam yük, üç değişkenin çarpımıdır: sigortalı sayısı, eksik bildirilen ay sayısı ve fiilin hangi bentte karşılık bulduğu. Tek bir sigortalı için işe giriş bildirgesinin verilmediği mahkeme kararıyla sabit olduğunda iki asgari ücret tutarında ceza doğar; buna aynı dönemin her ayı için ayrı hesaplanan aylık prim ve hizmet belgesi cezası eklenir. Birkaç yıllık bir kayıt dışı çalışmada belge sayısı otuzu kırkı bulabildiği için asıl tutar bu kalemden çıkar. Üzerine ödenmeyen primlerin kendisi ve gecikme cezası ile gecikme zammı gelir.
İdari para cezalarında zamanaşımı var mı?
Vardır: idari para cezaları on yıllık zamanaşımına tabidir ve süre fiilin işlendiği tarihten başlar. Bu, geriye dönük çok eski dönemleri kapsayan hizmet tespiti kararlarında pratik sonuç doğurur; tespit edilen dönemin tamamı için ceza kesilmesi her hâlde mümkün olmayabilir. İşverene doğan yükümlülüklerin ayrıntısını sigortasız işçi çalıştırma cezası yazımızda, emekli çalışanlara özgü rejimi ise emekli olduktan sonra sigortasız çalışma cezası yazımızda ele aldık.
Kıdem Tazminatı ve Çalışma Süresi: Tespit Kararı Alacakları Nasıl Etkiler?
Kıdem tazminatı, çalışılan süre üzerinden hesaplandığı için hizmet tespiti kararı bu hesabı doğrudan büyütür. Kayıtlarda on üç yıl görünen bir çalışmanın gerçekte yirmi üç yıl olduğu mahkemece saptanırsa, kıdem tazminatı da ihbar süresi de bu yeni süreye göre belirlenir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir usul ayrımı vardır: tespit kararı, kıdem tazminatını kendiliğinden hükmetmez. Para alacağı için ayrı bir dava veya aynı dosyada ayrı bir talep gerekir.
Kıdem tazminatı için çalışma süresi nasıl belirlenir?
İşçilik alacağı davalarında çalışma süresi yalnız Kurum kayıtlarına göre belirlenmez. Kurum kayıtları, işveren ve işyeri kayıtları, işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, aynı ve komşu işyerlerinde çalışanların tanıklığı ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilir. Bu, hizmet tespitindeki ölçütün alacak davalarına yansımasıdır; iki dava türü farklı olsa da çalışmanın ispatı bakımından aynı mantık işler. Kıdem tazminatına esas ücretin nasıl belirlendiğini kıdem tazminatı hesaplanırken hangi ücret esas alınır yazımızda ayrıntılandırdık.
Kıdem tazminatı çalışma süresi hesaplama nasıl yapılır?
Kıdem, işe giriş ile fesih tarihi arasındaki sürenin tamamı üzerinden hesaplanır; her tam yıl için otuz günlük giydirilmiş brüt ücret, artan süreler için orantılı tutar esas alınır. Hizmet tespiti kararı bu hesabı iki noktadan büyütür: işe giriş tarihini geriye çeker ve arada kayıtta boşluk görünen dönemleri kıdeme dâhil eder. Aynı işverene ait işyerlerinde aralıklı çalışmalarda süreler kural olarak birleştirilir; bu birleştirmenin sınırları ise ayrı bir değerlendirme gerektirir. Hesabın ayrıntısı için kıdem tazminatı hesaplama aracımız kullanılabilir.
Fazla çalışma ve yıllık izin alacakları da etkilenir mi?
Etkilenir, çünkü her ikisinin de hesabı kıdeme bağlıdır. Yıllık izin süresi hizmet süresine göre kademelenir; kayıt dışı geçen yılların eklenmesi izin hakkını ve dolayısıyla ödenmemiş izin ücretini büyütür. Fazla çalışma ücretinde ise tespit edilen dönem, talep edilebilecek zaman aralığını genişletir; ancak fazla çalışmanın kendisi ayrıca ispatlanmalıdır. Hesap yöntemleri için fazla mesai ücreti hesaplama ve yıllık izin süresi hesaplama yazılarımıza bakılabilir.
Hizmet Tespit Davası Ne Kadar Sürede Sonuçlanır?
Hizmet tespit davası, ilk derece aşamasında çoğunlukla bir ilâ iki yıl arasında sonuçlanır; istinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte toplam süre üç ilâ beş yıla uzayabilir. Süreyi belirleyen etken mahkeme yoğunluğundan ibaret değildir: bu davalarda mahkeme delilleri re’sen araştırdığı için tanık saptama, kurum yazışmaları ve arşiv kayıtlarının getirtilmesi yargılamayı uzatır. Eski tarihli dönemlerde işyeri kayıtlarının bulunmaması, komşu işyeri araştırmasını zorunlu kılar ve bu araştırma tek başına birkaç celse alabilir.
Hizmet Tespit Davası Ne Kadar Sürede Tamamlanır?
Tamamlanma, ilk derece kararının verilmesiyle değil kararın kesinleşmesiyle olur; Kurum kaydı ancak o aşamada düzeltir. Süre bu nedenle iki katmanda okunur: ilk derece aşaması çoğunlukla bir ilâ iki yıl, kanun yolları da eklendiğinde toplam üç ilâ beş yıl. Kurumun fer’î müdahil olarak tek başına kanun yoluna gidebilmesi, bu ikinci katmanın çoğu dosyada fiilen işlediği anlamına gelir; işverenin karara itiraz etmemesi süreci kendiliğinden kısaltmaz.
Süreci kısaltmak için neler yapılabilir?
Yargılama süresini en çok kısaltan şey, dava açılmadan önce yapılan hazırlıktır:
- Hizmet dökümü alınıp eksik dönemler tarih tarih listelenir.
- İşyerinin sicil bilgileri, ticaret sicil kaydı ve varsa terkin tarihi önceden çıkarılır.
- Bordro tanığı olabilecek eski çalışma arkadaşlarının ad ve iletişim bilgileri toplanır.
- Çalışılan adres ve çevredeki işyerleri belirlenir; komşu işyeri araştırmasının yönü baştan gösterilir.
- Banka hesap dökümleri ilgili döneme ait olacak şekilde temin edilir.
Dava masrafı ne kadar olur?
Hizmet tespiti bir tespit davası olduğu için nispi harca değil maktu harca tabidir; dava açılışında başvurma harcı, peşin harç ve gider avansı yatırılır. Gider avansı; tebligat, tanık ve müzekkere giderlerini karşılar ve tanık sayısı arttıkça yenilenmesi istenebilir. Tutarlar her yıl güncellendiği için burada sayı verilmesi doğru olmaz; güncel harç ve avans miktarları dava açılacağı tarihte mahkeme veznesinden veya tarifelerden öğrenilmelidir. Davanın kazanılması hâlinde yargılama giderleri karşı tarafa yüklenir.
Karar Verildikten Sonra Ne Olur? Kanun Yolu ve Uygulanması
Hizmet tespiti davasında verilen karar, kesinleşmeden sonuç doğurmaz. 7036 sayılı Kanun’un 4. maddesi bunu açıkça söyler: “Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.” Bu nedenle “davayı kazandım, primlerim ertesi gün işlenir” beklentisi doğru değildir; ilk derece kararı elde edildikten sonra istinaf ve gerekirse temyiz aşamalarının tamamlanması gerekir.
İşveren kabul ederse dosya kapanır mı?
Kapanmaz. Fer’î müdahil olan Kurum, “yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir”. İşveren kararı kabul etse, hatta davayı hiç takip etmese bile Kurum tek başına istinafa ve temyize gidebilir. Uygulamada hizmet tespiti dosyalarının Yargıtay’a taşınma yollarından en yaygını budur. Bu yüzden dosya, işverenin tutumuna göre değil, Kurumun itiraz edebileceği noktalar gözetilerek hazırlanmalıdır.
Hizmet tespiti kararı temyiz edilebilir mi?
Edilebilir. 7036 sayılı Kanun’un 8. maddesi temyiz edilemeyecek kararları sınırlı sayıda sayar: 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz (işe iade) davaları, disiplin cezalarının iptali davaları ile 6356 ve 4688 sayılı kanunların maddede sayılan fıkraları kapsamındaki davalar. Hizmet tespiti bu listede yer almaz; dolayısıyla istinaf sonrası temyiz yolu açıktır. İşe iade davasıyla karıştırılan nokta tam olarak budur.
Hizmet Tespit Davasından Feragat Edilebilir mi?
Genel kural feragatin serbest olmasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307. maddesi feragati “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlar; 310. madde ise feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini söyler. Bu kurallar tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalar için geçerlidir.
Hizmet Tespit Davasından Feragat Etmek Mümkün Mü?
Hizmet tespiti davası bu serbestinin dışında kalır. Sigortalılık, kişinin vazgeçebileceği bireysel bir menfaat değil, sosyal güvenlik sisteminin bir parçasıdır; bu nedenle davadan feragat, sigortalılık hakkından vazgeçme sonucunu doğuracak şekilde hüküm ifade etmez. Uygulamada işverenle yapılan bir anlaşma karşılığında davadan vazgeçilmesi, sigortalının prim gününü geri getirmez ve ileride aynı dönem için tekrar dava açılmasına da çoğu kez engel oluşturmaz. İşçilik alacaklarından feragat ise mümkündür; bu iki talebin bir arada bulunduğu dosyalarda feragat beyanının kapsamı açıkça yazılmalıdır.
Sahte Sigortalılık Tespitinde Zamanaşımı
Sahte sigortalılık, gerçekte çalışma olmadığı hâlde prim ödenerek sigortalılık görüntüsü oluşturulmasıdır. Hizmet tespiti davasının tam tersi bir durumdur: burada Kurum, kayıtlarda görünen hizmeti iptal etmek için harekete geçer. Yargı uygulamasında belirleyici ölçüt aynıdır — kayıt değil, gerçek ve eylemli çalışma. Bu, yazının başında anlatılan simetrinin diğer ucudur: kaydın varlığı sigortalılığı kurmuyorsa, Kurum da kayda rağmen iptal isteyebilir.
Sahte sigortalılık tespit edildiğinde iki ayrı sonuç doğar ve bunların süreleri farklıdır:
- Hizmetin iptali: Gerçek çalışmaya dayanmayan süreler kayıtlardan silinir. Bu, hizmetin hiç doğmamış sayılması olduğundan bir süre sınırına bağlanmamıştır.
- Yapılan ödemelerin geri alınması: 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine tabidir ve burada süre sınırı vardır.
96. madde ikili bir ayrım yapar. Yersiz ödeme ilgilinin kasıtlı veya kusurlu davranışından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, ödeme tarihlerinden itibaren kanuni faiziyle geri istenir. Ödeme Kurumun kendi hatalı işleminden kaynaklanmışsa süre beş yıla iner ve tebliğden itibaren yirmi dört ay içinde ödenirse faiz işlemez.
| Yersiz ödemenin kaynağı | Geriye yönelik süre | Faiz |
|---|---|---|
| İlgilinin kasıtlı veya kusurlu davranışı | 10 yıl | Ödeme tarihlerinden itibaren kanuni faiz |
| Kurumun hatalı işlemi | 5 yıl | 24 ay içinde ödenirse faizsiz |
Sahte sigortalılıkta Kurum kaç yıl geriye gidebilir?
Sahte sigortalılık kural olarak birinci gruba girer ve on yıllık süre uygulanır; ölçüt, tespit tarihinden geriye doğru yapılan ödemelerdir. Hizmetin kayıtlardan silinmesi ise ayrı bir işlemdir ve bir süreye bağlanmamıştır: gerçek çalışmaya dayanmayan bir hizmet hiç doğmamış sayıldığından, iptal on yıllık sınırla kayıtlı değildir. Bu ayrımın pratik sonucu şudur — Kurum çok eski bir dönemi kayıttan düşürebilir, ancak o döneme dayanarak yapılmış ödemelerin tamamını geri isteyemez.
Yersiz ödeme borcu aylığımdan nasıl kesilir?
Aylık almakta olanlarda borç, gelir ve aylıktan %25 oranında kesilerek tahsil edilir; aylık tamamen kesilmez, ödeme bitene kadar azaltılarak devam eder. Kesintiye esas tutar, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faiziyle birlikte hesaplanır. Kurumdan başka bir alacağı bulunanlarda ise borç önce o alacaktan mahsup edilir; mahsup en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır.
Kurum işlemine karşı tebliğden itibaren süresi içinde itiraz edilebilir; itirazın reddi hâlinde iş mahkemesinde işlemin iptali istenir. Burada ispat yükü yön değiştirir: sigortalı, çalışmanın gerçek olduğunu ortaya koymak durumundadır. Bu nedenle sahte sigortalılık iddiasıyla karşılaşan kişinin, dosyasına ilişkin belgeleri ve tanık bilgilerini gecikmeden toplaması gerekir.
Hizmet Tespiti Dosyalarında Sık Yapılan Beş Hata
Aşağıdaki beş hata, dosyanın esastan değil usulden veya eksik hazırlıktan kaybedilmesine yol açar:
- Husumeti Kuruma yöneltmek. Zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti davası işveren aleyhine açılır; Kurum ihbar üzerine fer’î müdahil olur. Yanlış husumet, dosyanın baştan düzeltilmesini gerektirir.
- Beş yılı geriye gidiş sınırı sanmak. Beş yıl dava açma süresidir. Bu yanlış anlama yüzünden çok sayıda eski dönem çalışması, aslında dava edilebilir olduğu hâlde hiç dava konusu yapılmaz.
- Yalnız yakın tanık göstermek. Akraba tanık dinlenir, ancak dosyanın tamamı akraba beyanına dayandırılırsa nesnel doğrulama eksik kalır. Bordro tanığı araştırması ihmal edilmemelidir.
- Prime esas kazancı talep etmemek. Yalnız tarih aralığının tespitini istemek, kazancın asgari ücret üzerinden belirlenmesiyle sonuçlanabilir ve aylığa yansıma beklenenin altında kalır.
- Sigortalılık başlangıcını ayrıca talep etmemek. Bir günlük tespit davalarında çalışmanın tespiti ile sigortalılık başlangıcının tespiti iki ayrı taleptir; ikincisinin hüküm fıkrasında yer almaması bozma sebebi olur.
Hizmet Dökümünüzde Eksik Dönem Görüyorsanız
Eksikliğin türü izlenecek yolu değiştirir: hiç bildirilmemiş bir dönem ile eksik gün bildirilmiş bir ay aynı hazırlığı gerektirmez, işyeri kapanmış bir dosya ile faaliyetine devam eden işverene karşı açılacak dava aynı husumetle yürümez. Dönemin uzunluğu, işyerinin durumu ve elinizdeki belgeler değerlendirilerek hangi talebin hangi mahkemede ileri sürüleceğine karar verilmesi gerekir. Dosyanızı bu açıdan görüşmek isterseniz Ankara işçi avukatı sayfamızdan, iş hukuku alanındaki çalışmalarımız için Ankara iş hukuku avukatı sayfamızdan bize yazabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hizmet tespit davası kime açılır, husumet kime yöneltilir?
Zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti davası işveren aleyhine açılır. Sosyal Güvenlik Kurumu davalı değildir; dava Kuruma re’sen ihbar edilir ve Kurum davalı yanında fer’î müdahil olarak katılır. Kurum bu sıfatla, işveren başvurmasa dahi kanun yoluna gidebilir.
Hizmet tespit davasında görevli mahkeme hangisidir?
İş mahkemesi görevlidir. İş mahkemesi kurulmamış yerlerde davaya asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Yetkili yer ise davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yerdir; iş sözleşmesine konulan aksi yöndeki yetki kayıtları geçersizdir.
Hizmet tespiti davasında beş yıllık süre her zaman uygulanır mı?
Hayır. Beş yıllık hak düşürücü süre, çalışması Kuruma hiçbir şekilde bildirilmemiş sigortalılar için öngörülmüştür. İşe giriş bildirgesi verilmişse, dönemin bir kısmı bildirilmişse ya da çalışma Kurum denetimiyle tespit edilmişse süre işlemez.
Hizmet tespit davası kaç yıl geriye gider?
Kanunda geriye gidiş için üst sınır yoktur; ispat edilebildiği ölçüde çok eski dönemler de tespit edilebilir. Beş yıllık süre dava açma süresidir, tespit edilecek dönemin sınırı değildir. Bir yıllık sınır ise yalnızca Kurumun kayıt ve belgeye dayanmayan fiilî tespitleri içindir.
Sigortasız çalışma dava açma süresi ne kadardır?
Çalışmanın hiç bildirilmediği hâllerde dava, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Çalışmaya ilişkin herhangi bir belge Kuruma intikal etmişse bu süre işlemez ve dava daha sonra da açılabilir. Arabuluculuk süreci devam ederken hak düşürücü süre işlemez.
Hizmet tespit davasında arabuluculuk zorunlu mudur?
Zorunlu değildir. Arabuluculuk dava şartı, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar için öngörülmüştür; hizmet tespiti bir tespit davasıdır ve kapsam dışındadır. Aynı dilekçeyle kıdem veya ihbar tazminatı da isteniyorsa, şart yalnız o alacaklar bakımından aranır.
Dava açmadan önce SGK’ya başvurmak şart mı?
Hizmet tespiti bakımından şart değildir. Sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında Kuruma başvuru genel olarak dava şartıdır, ancak hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri bu şartın dışında tutulmuştur. Başvurulmuş olması da bir kayıp doğurmaz; başvuruda geçen süre hak düşürücü sürenin hesabında dikkate alınmaz.
SGK kaydı olmadan hizmet tespiti kazanılabilir mi?
Kazanılabilir; kanun zaten kaydı bulunmayanlar için bu yolu açmıştır. Belirleyici olan eylemli çalışmanın ortaya konmasıdır. Bunun tersi de doğrudur: işe giriş bildirgesinin bulunması tek başına yeterli sayılmaz, fiilen çalışıldığı ayrıca ispatlanmalıdır.
Tanığın akrabam olması sorun yaratır mı?
Akrabalık, tanık beyanını baştan geçersiz kılmaz; tanık dinlenir ve beyanı diğer delillerle birlikte değerlendirilir. Ancak dosyanın yalnızca yakın akraba beyanına dayandırılması nesnel doğrulamayı zayıflatır. Öncelik, aynı dönemde aynı işyerinden bildirilmiş bordro tanıklarındadır.
Hizmet tespiti davasını kazanırsam primleri bana mı öderler?
Hayır. Tespit edilen dönemin primleri Kurum tarafından işverenden tahsil edilir ve sizin hizmet dökümünüze işlenir. Kazandığınız şey para değil, prim günü ve sigortalılık süresidir; bunlar da emeklilik tarihinizi ve aylık tutarınızı etkiler. Kurum kararı ancak kesinleştikten sonra uygular.
Geriye dönük sigorta primini kendim yatırabilir miyim?
Hizmet tespitinde prim ödeme yükümlüsü işverendir; işçinin kendi ödemesiyle geçmiş dönemi kazanması söz konusu değildir. Sigortalının kendi ödemesiyle süre kazandığı yollar ayrıdır: askerlik, doğum ve yurt dışı borçlanmaları ile isteğe bağlı sigortalılık.
Sigorta başlangıcı nasıl öğrenilir?
e-Devlet üzerinden alınan SGK hizmet dökümünde ilk işe giriş tarihi ve bildirim yapılan bütün dönemler görünür. Dökümdeki başlangıç tarihi gerçek çalışmanızdan sonraysa, sigorta başlangıcının tespiti davasıyla düzeltilmesi istenebilir. Bu davada hem çalışmanın tespiti hem sigortalılık başlangıcının tespiti ayrı ayrı talep edilmelidir.
Hizmet tespit davası dilekçe örneği kullanmak doğru mu?
Hazır bir örnek, dosyanızın belirleyici unsurlarını taşımaz: husumetin kime yöneltileceği, hangi dönemin hangi delille ispatlanacağı, prime esas kazancın nasıl talep edileceği ve sigortalılık başlangıcının ayrıca istenip istenmeyeceği her dosyada değişir. Dilekçedeki bu tercihler yargılamanın sonucunu doğrudan etkilediğinden, örnek metin üzerinden değil kendi belgeleriniz üzerinden kurulması yerinde olur.
İşveren cezayı ödemezse hizmetim işlenmez mi?
Hizmetin kayda geçmesi işverenin ödeme yapmasına bağlı değildir. Kesinleşen mahkeme kararı üzerine Kurum hizmeti işler; primi işverenden gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte kendisi tahsil eder. Tahsilin gecikmesi sigortalının prim gününü etkilemez.
İşveren geriye dönük sigorta yapabilir mi?
Yapabilir; ancak bu, süresi geçmiş bir yükümlülüğün sonradan yerine getirilmesi olduğundan Kurum bildirimi kendiliğinden işleme almaz. Geriye dönük düzenlenen aylık prim ve hizmet belgeleri Kurumun kontrolüne tabidir ve çalışmanın gerçekliği aranır. Bildirim kabul edilse dahi geç bildirim, yukarıdaki tabloda gösterilen idari para cezalarını doğurur; bu nedenle uygulamada işverenler geriye dönük bildirimden kaçınır.
İşveren bildirimi yapmıyorsa işçinin yolu hizmet tespiti davasıdır. Mahkeme kararıyla tespit edilen hizmet, işverenin rızasına bağlı olmaksızın Kurum kayıtlarına işlenir; primler de işverenden tahsil edilir. Kısacası geriye dönük sigorta, işverenin isteğine bırakılmış bir imkân olmaktan çıkıp dava yoluyla sağlanabilen bir sonuçtur.
1 günlük hizmet tespit davası Yargıtay kararı ne yönde?
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında tek günlük çalışmanın tespiti mümkündür ve bu davanın amacı prim gününü artırmak değil, sigortalılık başlangıcını öne çekmektir. Başlangıç tarihi emeklilik rejimini belirlediği için tek bir günün tespiti, kişinin tabi olacağı kademeyi ve emeklilik yaşını değiştirebilir.
İçtihadın ikinci yönü ispat ölçüsündedir: yalnızca işe giriş bildirgesinin bulunması tek başına yeterli sayılmaz, o tarihte fiilen çalışıldığının ayrıca kanıtlanması aranır. Bordro tanığı bulunamıyorsa komşu işyeri tanıkları dinlenir ve mahkeme çalışmanın niteliğini resen araştırır. Talebin de doğru kurulması gerekir: dava sigortalılık başlangıcının belirli bir tarih olduğunun tespiti biçiminde açılır.
Sigortasız çalıştığım yerden paramı alamıyorum, ne yapabilirim?
Bu durumda iki ayrı talep vardır ve karıştırılmamalıdır. Ödenmeyen ücret, fazla mesai, yıllık izin ve tazminat alacakları işverene karşı işçilik alacağı davasının konusudur; bu davada arabuluculuk dava şartıdır. Sigortasız geçen sürenin Kurum kayıtlarına işlenmesi ise hizmet tespiti davasının konusudur ve husumet işverene yöneltilir, Kurum davaya fer’î müdahil olarak katılır.
İki dava birbirini destekler: hizmet tespiti kararıyla belirlenen çalışma süresi, kıdem tazminatı ve izin alacaklarının hesabında esas alınır. Kayıt dışı çalışmada ücretin ispatı için banka kayıtları, mesajlaşmalar, müşteri ve tedarikçi beyanları önem taşır. Alacak talepleri zamanaşımına tabi olduğundan, hizmet tespiti sürerken alacak davasının süresini de ayrıca gözetmek gerekir.
Buradaki açıklamalar genel bilgilendirme niteliğindedir ve somut bir dosyaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Hizmet tespitinde süreler, hangi belgelerin Kuruma intikal ettiğine göre dosyadan dosyaya değişir; mevzuat, tutarlar ve yargı uygulaması zaman içinde güncellenebilir. Dava açmadan önce avukata danışmanız ve hizmet dökümünüzü incelettirmeniz yerinde olur. Hazırlayan: Av. Handan Sayan Özgül.