
Araç sayısının artması, aşırı hız, alkol kullanımı, dikkatsizlik, araç bakımlarının ihmali, yetersiz sürüş bilgisi veya trafik kurallarına uyulmaması gibi faktörlere bağlı olarak ülkemizde ve dünyada gerçekleşen trafik kazası oranı bir hayli fazladır. Bu da sürücülerin, olası bir trafik kazası sonrası ne yapılması gerekliliği konusunu sıklıkla araştırmasına yol açmıştır.
Bu anlamda hem sürücü hem de yaya sebepli gerçekleşebilen kaçınılmaz trafik kazalarında, trafiğin akışını bozmamak ve varsa yaralılara müdahale etmek adına birtakım prosedürlerin uygulanması gerekmektedir.
Öte yandan, kaza anında ve sonrasında yapılması gerekenler ise ‘maddi hasarlı trafik kazaları’ ve ‘ölümle veya yaralanma ile sonuçlanan trafik kazaları’ olmak üzere iki temel başlık altında toplanabilir. Kazaya karışan herkesin bilgi ve uygulama anlamında sorumlu olduğu süreç boyunca her eksik bilgi ise kazazedelerin daha fazla mağdur olmasına yol açabilmektedir.
Bununla birlikte haksız fiiller arasında yer alan ve akabinde hukuki sorumlulukları da beraberinde getiren trafik kazaları, Karayolları Trafik Kanunu kapsamında bulunan kural ve yaptırımlar ışığında değerlendirilmektedir.
Trafik Kazası Gerçekleştiği Anda Ne Yapılmalıdır?
Trafik kazasında, kazaya karışan tüm tarafların soğukkanlı olması ve her durumda en sakin şekilde, en doğru kararı verebilmesi önemlidir. Kazanın gerçekleşmesinin hemen akabinde ilgili telefon numaraları aranarak polise ve ihtiyaç halinde de sağlık ekiplerine mutlaka haber verilmelidir. Hem trafik kazasının yarattığı şok ve strese hem de kusurlu olmanın yüklediği sorumluluğa bağlı olarak çoğu kez, kazaya karışan tarafların gerginlik yaşaması olasıdır.
Ancak, bu durum yalnızca olayın daha da büyümesine ve varsa yaralıların daha fazla zarar görmesine neden olmaktadır. Bu sebeple trafik kazası durumunda verilecek en doğru tepkinin sakin kalmak olduğu unutulmamalıdır.
Öncelikle herhangi bir ölüm veya önemli ciddi yaralanmanın olmadığı trafik kazalarının ardından neler yapmak gerektiğine göz atılabilir. İlk adımda, trafik kazası tespit tutanağı olarak da bilinen uygulamanın devreye sokulması ve kazaya karışan taraflarla ilgili tutanak tutulması gerekmektedir.
Tutanakta yer alacak kişilerin, araç ruhsat sahibi olması bir zorunluluk değildir. Geçmiş yıllarda, hasarlı trafik kazası sonrasında trafik polisi ekiplerinin beklenmesi ve olay yerini detaylıca incelemesi ile karara varılması bir kural olsa da gelişen teknoloji sayesinde buna alternatif çözümler de üretilmiştir.
Hem araç trafiğinin kesintiye uğramaması hem de kaza anının tam anlamıyla yetkililere aktarılabilmesi adına kazanın detaylı fotoğrafının çekilmesi kuralı, bu noktada çok daha pratik bir eylem olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sayede hem hasar tespiti yapılabilmekte hem de sürücülerin kusur oranları belirlenebilmektedir. Bu fotoğrafların daha sonra hasar tespit tutanağına eklenmesi ve bu sayede delil statüsü kazanması da önemlidir.
Kaza yerindeki delillerin korunması içinse, seyir halindeki diğer sürücülerin uyarılması ve bunun için de görünür bir işaret ile kaza varlığının bildirilmesi faydalı olacaktır. Delillerin korunması, olası tazminat davası veya hukuki süreç için ehemmiyet arz etmektedir. Bununla birlikte tutanaklardaki ifadelerde dürüst olunmalı ve kaza raporu doğru bir şekilde düzenlenmelidir.
Öyle ki adalet ararken kazaya ilişkin tutanakların tam ve eksiksiz olması gerektiğinin bilinmesi önemlidir. Ayrıca, ilk adımların yerine getirilmesinin ardından kaza mağdurunun sigorta şirketi ile iletişime geçmesi ve hakları konusunda detaylı bilgi alması da gerekmektedir. Ayrıca, araçların çekilmesinden önce sigorta ve ehliyet kontrollerinin yapılması da bu süreçteki kurallar arasındadır.
Kaza fotoğraflarının yanı sıra tutanağa, kazanın oluş şekli de yazılı olarak eklenmelidir. Buna ek olarak sürücüler, kazayı ve öne çıkması gereken detayları konu alan bir krokiyi de tutanağa resmedebilir. Tutanakta ayrıca, kazanın gerçekleştiği yer ve saat de doğru şekilde yer almalıdır. Kazadaki kusur oranının ise kazaya karışan sürücüler tarafından tutanağa işlenmesi söz konusu değildir.
Kazanın gerçekleşme sebepleri arasında sürücülerden birinin alkollü ya da uyuşturucu madde etkisinde olması veya ehliyetsiz araç kullanması varsa, böyle bir durumda muhakkak trafik polisine haber verilmeli ve gelmesi beklenmelidir. Buna göre tutanak tutulmaması ve derhal ilgili ekiplere haber verilmesi gereken durumlar aşağıdaki gibidir:
- Kazaya karışan sürücü veya sürücülerin ehliyetsiz olması,
- Kazaya karışan sürücü veya sürücülerin akış sağlığı şüphesi bulunması,
- Kazaya karışan araçların herhangi bir kamu kurumuna ait olması,
- Kazaya karışan araçlardan biri veya hepsinin trafik sigortasının bulunmuyor olması,
- Trafik kazası sonucunda ciddi yaralanma veya ölüm gerçekleşmiş olması.
Kaza Sonrası Acil Durum Ekipleri ile İletişim Kurmak Neden Önemlidir?
Bir trafik kazasının meydana gelmesi ile panikleyen ya da zarar gören taraflar için en etkili çözüm bulma yolu acil durum ekiplerine haber vermek ve onların desteğini almaktır. Özellikle yaralanmaların veya hayat kaybının olduğu durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi yardımı ile sağlık ekiplerine ulaşmak oldukça önemlidir. Arama esnasında olay yeri, kazaya karışan sürücü veya yolcuların durumu, yaralıların mevcut hali, yaralı sayısı, ölü sayısı, hasar durumu gibi birçok konuda hızlı ve detaylı bilgi verilmelidir. Bu, ekiplerin olay yerine ulaşma sürecinde daha kapsamlı bir müdahale planı yapmalarını da kolaylaştıracaktır.
Acil durum ekiplerine haber verdikten hemen sonra ise kazanın tanıkları ile iletişimde kalmak, olası bir dava süreci için fayda sağlayacaktır. Dahası, sigorta şirketi kaza hakkında bilgilendirilmeli ve kasko ile trafik sigortası kapsamındaki haklar yeniden değerlendirilmelidir. Hukuki sürecin başlaması söz konusu olduğunda ise alanında başarılı bir trafik kazası avukatından yardım almak doğru olacaktır.
Trafik Kazası Sonrası Kusur Nasıl Belirlenir?
Trafik kazalarında, kazaya sebebiyet verme oranı dahilinde kusur tespiti yapılmakta ve bu oranlar da %0, %25, %50, %75 ve %100 şeklinde belirlenmektedir. Kusur oranı temelde bir hesaplama işi olup, çeşitli kriterlere tabidir. Bu kriterler ise hasar dair sorumluluk oranlarını işaret etmektedir. Elbette ki bunun için öncelikle kazaya ağırlıklı olarak veya tamamen yol açan tarafın ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Bu süreçte ayrıca kazanın gerçekleştiği yerin durumu, yol durumu, hava durumu, kaza öncesi ve anında sürücülerin veya yolcuların durumu ve benzeri diğer etkenler de göz önünde bulundurulmaktadır. Bu sayede tarafların kusur oranları da daha objektif biçimde belirlenebilecektir. Öte yandan, her iki tarafın da eşit şekilde kazaya sebebiyet verme durumu söz konusu ise kusur oranı iki taraf için de %100 olarak kabul edilmekte ve buna göre işlem yapılmaktadır.
Bunun yanı sıra tarafların kusur oranları belirlenirken, asli kusur ve tali kusur olarak bilinen iki kavramdan da bahsedilebilmektedir. Buna göre, kazanın meydana gelmesinde asıl sorumlu olan taraf, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesine göre asli kusurlu kabul edilmektedir. İkinci dereceden kusurlu olan ve bu sebeple tali kusurlu şeklinde anılan taraf ise kazaya ikincil dereceden yol açan kişi olarak değerlendirilmektedir. Kusur dağılımı ise kaza sonrası olay yerine gelen görevli ekipler tarafından yapılmaktadır. Asli kusurlu olabilmek içinse aşağıdakiler de dahil olmak üzere bazı kuralların çiğnenmesi gerekmektedir:
- Hatalı şerit değiştirilmesi veya şerit ihlali,
- Hatalı park edilmesi veya kırmızı ışıkta geçilmesi,
- Hatalı sollama yapılması, hatalı manevra yapılması veya geçiş hakkı kuralına uyulmaması,
- Araca arkadan çarpmak veya park halindeki araca çarpmak,
- Alkollü olarak veya uyuşturucu madde etkisinde araç kullanmak,
- Taşıtların girmesi yasak olan yollarda ilerlemek.
Bunların yanı sıra akla gelen hız limitinin aşılması konusu ise sanılanın aksine tali kusur sayılmaktadır. Dolayısıyla, hız ihlali yapmak suretiyle kazaya karışan sürücü %25 kusurlu olarak ele alınır.
Belirlenen Kusura İtiraz Etmek Mümkün Müdür ve Süreç Nasıl İşler?
Gerçekleşen trafik kazasına dair kusur oranı belirlenirken, tutulan tutanak ve kaza fotoğraflarının ilgili sigorta firmasına iletilmesi gerekmektedir. Daha sonra oluşturulan TRAMER kaydı ile Trafik Sigortaları Merkezi tarafından kusur oranı tespiti yapılmaktadır. Poliçe sahipleri veya sigorta şirketleri TRAMER incelemesi sonucuna 5 iş günü içerisinde itiraz etme hakkına da sahiptir. Bu hakkın kullanılmaması sonucunda ise kusur oranı kabul edilmiş sayılmaktadır. Söz konusu kusur oranı, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, kısa adıyla SBM’nin web sitesinden öğrenilebilmekte veya hesaplanabilmektedir.
Taraflardan biri veya hepsi için geçerli olan üzere 5 iş günü içerisinde gerçekleştirilecek kaza kusur oranı itirazında ise yine ilk adım SBM’ye ait web sitesi üzerinden kaza tespit tutanağı itiraz formunu doldurmak olmalıdır. Bunun akabinde, ilgili sigorta şirketleri tarafından kusur oranı değerlendirilmesi yeniden yapılmakta ve kusurlar onaylanır ve anlaşma sağlanırsa taraflar detaylıca bilgilendirilmektedir.
Kazanın ardından hazırlanan tutanağa itiraz etmek içinse kazaya dair delillerle birlikte uzman bir avukat danışmanlığı ile bir dava dilekçesi oluşturulmalı ve Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurularak tespit davası açılmalıdır. Bir trafik kazası sonrası tutulan hatalı kaza tutanakları nedeniyle hak kaybına uğradığını düşünen kişiler bu yönteme başvurabilir. Delil tespitinde ise bilirkişilerden yararlanılabilir, tanık dinlemesi yapılabilir veya üçüncü kişi veya kuruluşlardan müzekkere yoluyla delil getirmesi talep edilebilir.
Kazaya Dair Delillerin Önemi
Trafik kazasına ait delillerin toplanmasının en önemli ve gerekli adımlarından biri fotoğraf çekmektir. Bu noktada, kazaya karışan tüm araçlar öncelikli olarak detaylıca fotoğraflanmalıdır. Bu sayede ayrıca, hasar boyutları da net bir şekilde görülebilir. Kazaya ait delillerin toplanması, olası bir hukuki süreçte de işe yarayacaktır.
Fotoğrafların yanı sıra tanık ifadelerini yazılı veya görsel olarak kayıt altına almak, olay yeri videolarını çekmek ve varsa trafik polisi raporunun bir kopyasını edinmek de kaza sonrası açılacak herhangi bir tazminat davasında kişinin lehine olacaktır. Bu deliller aynı zamanda uzman bir avukat tarafından hazırlanacak dava raporunda da kullanılacaktır. Kaza sonrasında kasko veya sigorta ödemesi almak için de yine bu delillerden yararlanılabilir.
Trafik Kazasına Sebep Olan Tarafın Olay Yerinden Kaçması Halinde (Vur-Kaç Kazalar) İzlenecek Yol Nedir?
Vur-kaç olarak adlandırılan ve kazayı gerçekleştiren sürücünün durmadan olay yerinden kaçması ile sonuçlanan trafik kazaları hem araçların seyir halinde olması sırasında hem de park eden bir araca çarpılması suretiyle gerçekleşebilmektedir. Bu her iki durumda da aynı yol izlenmelidir. Bu sayede mağdur olan tarafın hakkını araması mümkün olacaktır.
Netice itibarıyla söz konusu kazada zarar gören tarafın, olay yerini terk etmeden hemen polis ekiplerine haber vermesi ve kazaya dair detayları fotoğraflaması önemlidir. Eğer kazaya sebep olan sürücü veya kullandığı araç görüldüyse, eşkal bilgileri ya da araç plakası, rengi ve modeli mutlaka not edilmelidir.
Tüm bu unsurlar, polise verilecek bilgiler içerisinde yer almalıdır. Bu ilk aşamada ayrıca aracın hasar tespitinin tam yapılabilmesi adına çekilen fotoğrafların yanı sıra ilgili bilgiler de not edilmeli, gerekirse video çekimi yapılmalıdır.
Eğer mağdur tarafın aracına park halindeyken çarpıldıysa, olası görgü tanıklarının dinlenmesi ve bu kişilerden şahit olmalarının istenmesi de faydalı olacaktır. Öte yandan kazanın meydana geldiği lokasyonda yer alan her türlü kameranın kayıtlarını incelemek de sonuca ulaşmayı sağlayan bir diğer yöntemdir. Bunun için çevredeki dükkanlardan ricada bulunulabilir veya varsa MOBESE kayıtları delil olarak istenebilir.
Vur-kaç kazaların zorunlu trafik sigortası kapsamında yer almaması çoğu insan için hayal kırıklığı yaratan bir durumdur. Bu noktada yardım alınabilmesi içinse en önemli kriter kasko sahibi olmaktır. Böylece kişinin, sigorta şirketinden tazminat talep etme hakkı da doğacaktır. Süreçte, tutanak ve diğer tüm delillerin 5 gün içerisinde sigorta şirketine iletilmesi önemlidir.
Söz konusu sürenin aşılması durumunda ise tazminat talebi hakkı ortadan kalkacaktır. Delillerle birlikte tespit edilen ve yakalanan sürücü, 2024 yılı içinde geçerli olmak üzere 1506 TL’lik para cezasına çarptırılmaktadır. Buna ek olarak kazaya sebebiyet veren ve sonrasında kaza yerinden uzaklaşan bu sürücülere 20 ceza puanı da uygulanmaktadır.
Bu cezanın yanı sıra meydana gelen hasarın karşılanması da önemlidir. Öyle ki zorunlu trafik sigortası kapsamında bulunmayan bu kaza tipinde vurup kaçan sürücünün tespit edilememesi halinde, 5 gün içerisinde yapılan başvuru sonucu, maddi hasarın kasko sigortası kapsamında karşılanması söz konusudur.
Kazanın Akabinde Sağlık Durumu Tespiti Nasıl Yapılmalıdır?
Meydana gelen bir trafik kazasında sürücülerin önce kendilerini, varsa yanlarındaki diğer yolcuları ve ardından da karşı tarafın sürücü ve yolcularını kontrol etmesi önemlidir. Kazanın şoku ile hissedilmeyebilen ağrı, sızı, yaralanma, ezilme, kırık, kanama ve benzeri olumsuz sağlık durumlarını bu sayede tespit etmek daha kolay olacaktır.
Olay yerinde yaralılara hiçbir şekilde bilinçsiz müdahalede bulunulmamalı ve vakit kaybetmeden 112’yi arayarak sağlık ekiplerine haber verilmelidir. İyilik ve yardım adı altında yapılacak yanlış bir müdahale ile yaralı kişinin durumunun daha da ağırlaşması söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle müdahale etmek yerine hızla sağlık ekiplerinin aranması ve yaralı sayısı, varsa ölü sayısı, yaralıların durumu, yara şekli, varsa sıkışma veya uzuv kopması gibi tüm detayların verilmesi çok daha doğru ve etkilidir. Buna göre, ilk yardım eğitimi olmayan ve bunu uygulama yetkisi bulunmayan hiç kimse yaralılara dokunmamalıdır.
Kazanın gerçekleştiği yer bu süreçte ayrıntılı olarak tarif edilmelidir. Eğer açık adres bilinmiyorsa, çevreden yardım istenmeli ve yakın lokasyonlardan asıl varış noktası tarif edilmelidir.
Sağlık ekiplerinin gelmesiyle birlikte yaralılar hakkında doğru bilgilerin verilmesi, gelecekteki hak arayışları ve tazminat süreçleri açısından da mühimdir. Tedavi sürecinin ilgili sağlık kuruluşları bünyesinde başlatılmasıyla birlikte, kaza sebepli yaralanan kişilerin mevcut durumları, iyileşme süreçleri ve uygulanan tıbbi işlemler de en ince ayrıntılarına kadar takip edilmelidir.
Bu aşamada, tüm tedavi masraflarının kazazedenin sigortası veya kasko poliçesi tarafından karşılanıp karşılanmayacağı da netleştirilmelidir. Kaza mağduru ve ailesine alanında uzman bir avukatın danışmanlık yapması, sözü geçen tüm aşamalarda oldukça elzemdir. Bu sayede tedavi masraflarının karşılanması, maddi ve manevi tazminat alınması ve diğer tüm hakların korunması da çok daha kolay olacaktır.
Kaza Sonrası Yaralılara Müdahale Konusunda İpuçları
Trafik kazası sonrasında yaralılara müdahale etmenin belli başlı kriterleri vardır. Buna göre ilk olarak güvenlik sağlanmalı ve 112 Acil Servisi aranmalıdır. Yaralıların hiçbir şekilde hareket ettirilmemesi hayati önem taşımaktadır. Yalnızca aracın yanma, alev alma, patlama gibi riskleri varsa içeride bulunan yaralılar çıkarılmalı ve dikkatlice güvenli bir yere taşınmalıdır. Süreçte ayrıca 110 numaralı İtfaiye aranmalı ve araç kontağının kapatıldığından da emin olunmalıdır.
Bunun dışında özellikle vücuda saplanan parçalar çıkarılmamalı, kırık ve çıkıklara müdahale edilmemeli, yaralılar uzuvlarından çekilmemeli, gereksiz yere kımıldatılmamalıdır. Bununla birlikte yaralıların bilinci kontrol edilmeli, nefes alış biçimleri mutlaka sağlık personellerine iletilmelidir. Suni teneffüs veya kalp masajı gibi kritik uygulamalar asla bilinçsizce yapılmamalı, olası bir kanamada ise sadece temiz bir bezle yara bölgesine bası uygulanmalıdır. Batan cisimlerin rastgele çıkarılması ise daha ağır iç organ zedelenmelerine neden olabilmektedir.
Yaralıların sakinleştirilmesi açısından onlarla konuşmak, onları güvende hissettirici sözler söylemek de faydalı olabilir. Bu esnada şuuru yerinde olan yaralılardan kimlik bilgisi öğrenmek de sonrası için gereklidir. Eğer yaralıda şok belirtileri varsa bacakların yukarı kaldırılması gerekebilir. Bu belirtiler arasında terleme, hızlı nefes alıp verme, göz bebeklerinde büyüme ve solgun cilt rengi bulunmaktadır. Ancak bu durumda da yine bilinçli bir müdahale yapılması tavsiye edilmektedir.
Ölümlü Trafik Kazasında Haklar ve Cezalar
Ölümlü trafik kazasında tarafların ifade için karakola çağırılma ihtimalinden bahsetmek gereklidir. Açılacak olan soruşturma için bu süreçte delil toplanacak ve tarafların yanı sıra tanık ifadelerine de başvurulacaktır. Öte yandan ölen sürücü, yaya veya yolcular ile ilgili bilgiler trafik kazası tespit tutanağına da açıklamalı olarak işlenir. Bu tip bir trafik kazasında, kazanın yasal sorumlusu her ihtimalde araç sahibidir. Kazanın gerçekleşmesi ile meydana gelen can kaybı, hatalı tarafın ağır yükümlülükler altına girmesine de neden olacaktır.
Bu noktada kusurlu olan kişi veya kişiler, vefat eden kişinin yakınlarına maddi ve manevi tazminat ödemekle mükelleftir. Maddi tazminatın hesaplanmasında ise vefat eden kişinin kazadaki haklılık payı, yaşı, mesleği, geliri, bakmakla yükümlü kişiler olup olmadığı ve benzeri birçok etken göz önünde bulundurulmaktadır. Ayrıca hem hukuki süreç hem de trafik güvenliği açısından can kaybına yol açan aracın bilgileri de vakit kaybedilmeden yetkililere bildirilmelidir. Kazada ölen kişinin yakınının tazminat davası açabilmesi içinse kazaya dair haklılık payı bulunması şartı aranmaktadır.
Trafik kazası sonucu vefat eden kişinin aile yakınları, manevi tazminatın yanı sıra cenaze giderleri başta olmak üzere varsa tedavi giderleri, araç hasarı giderleri ve destek yoksun kalma tazminatı gibi zararların tazminini de isteyebilmektedir.
Öte yandan sigorta şirketleri de tazminat ödemesi öncesinde hayatını kaybeden kişiye dair birtakım belgeler istemektedir. Bunlar arasında ise veraset ilamı, ölüm muayene raporu, nüfus kayıt örneği, trafik kazası tespit tutanağı, gelir belgesi, varsa SGK belgesi ve kazaya dair diğer belge ve deliller yer almaktadır. Bununla birlikte trafik kazası yapan asli kusurlu ise Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde yer alan hükme göre taksirle bir insanın ölümüne yol açmışsa 3-6 yıl arası ve taksirle birden fazla insanın ölümüne yol açmışsa 3-15 yıl arası hapis cezasına çarptırılabilmektedir.
Kaza Sonrasında Trafik Sigortası Süreci Nasıl İşler?
Trafik kazasının meydana gelmesinin hemen ardında sigorta şirketini aramak ve konuyla ilgili bilgi vermek önemli bir husustur. Bununla birlikte aşağıdakiler de dahil olmak üzere toplanan belgeler ile 5 iş günü içerisinde sigorta şirketine resmi başvurunun yapılması gerekmektedir. Bu belgeler;
- Hasarlı aracın ruhsatı ve hasarın yer aldığı fotoğraflar,
- Trafik kazası tespit tutanağı,
- Hak sahibine ait banka dokümanları ve araç sahibine ait ikametgah belgesidir.
İlave olarak, trafik kazası yaralanmalı şekilde gerçekleştiyse tedavi masraflarını içeren faturalar, hastane raporu ve diğer sağlık kurulu raporları da sigorta şirketine sunulmalıdır. Yaralanmalı trafik kazalarındaki başvuru süresi ise diğerinden farklı olarak 15 iş günüdür. Bu başvurular noter aracılığı ile yapılabildiği gibi iadeli taahhütlü posta veya elektronik postayla da gerçekleştirilebilmektedir. Eğer sigorta şirketinin online başvuru sistemi varsa, işlemler buradan da kolaylıkla halledilebilir.
Bazı durumlarda sigorta şirketi tarafından ekspertiz gönderilmekte ve aracın hasar boyutu incelenmektedir. Buna göre tamir veya pert işlemi koşulları da değerlendirilir. Onarıma karar verildiği takdirde ise ara., anlaşmalı olunan servislere yönlendirilmektedir. Buradaki onarım masrafları da sigorta şirketi tarafından karşılanır.
Tüm bu belgelerin incelenmesinin ardından ise plice limitleri dahilinde zararlar sigorta şirketi tarafından karşılanmaktadır. Bu kapsamda zarar gören tarafların tedavi masrafları ile hayatını kaybeden kişilerin ailelerine yapılacak ödemeler de yer alabilmektedir. Bu karar tamamıyla sigorta poliçesinin sınırları çerçevesinde belirlenir.
Trafik Kazasına Sebep Olan Aracın Sigortasının Olmadığı Durumlarda Ne Yapılabilir?
Sürücüler için en ciddi tehlikelerden biri olan trafik kazalarında meydana gelebilecek maddi kayıpların giderilmesini sağlayan en akılcı yöntem zorunlu trafik sigortasına ek olarak kasko yaptırmaktır. Bunlar sayesinde olası kazaların ardından zorlayıcı maddi yükümlülüklerin altına girmekten kurtulabilen sürücüler ve araç sahipleri için farklı güvenceler ve teminatlar sunan çok çeşitli sigorta poliçeleri de mevcuttur.
Yasal bir zorunluluk olan trafik sigortası ise halihazırda trafiğe çıkan tüm araçlar için mecburidir. Bu sigortanın bulunmaması halinde, trafik kazası gerçekleşsin veya gerçekleşmesin birçok cezai işlem uygulanmaktadır. Bunlar arasında ise para cezasından başlayarak trafikten menedilmeye kadar gidebilen çeşitli yaptırımlardan söz etmek mümkündür.
Sigortası olmayan bir sürücünün trafik kazası yapması halinde ise hiçbir masrafın sigorta tarafından karşılanmayacağı elbette ki bilinmelidir. Bu noktada kişinin hasar masraflarının yanı sıra varsa yaralıların tedavi masraflarını da üstlenmesi gerekir. Kazaya karışan karşı tarafın sigortasının olması halinde, onun herhangi bir maddi kayıp yaşamaması adına şirketin devreye girmesi esastır. Bu noktada, trafik sigortası bulunmayan tarafın kusurlu olduğu anlaşılırsa, sigorta şirketinin diğer araca yaptığı ödemeyi tazmin etme hakkı da bulunmaktadır.
Bu durumda sigortasız kazaya karışan kişiler, kendi masraflarının yanı sıra karşı tarafın masraflarını da ödemek zorunda kalacaktır. Kazaya karışan tarafların hiçbirinde sigorta olmaması durumda ise her iki taraf da kendi masraflarını ödemekle yükümlüdür. Ancak bu durum, bilirkişi değerlendirmesi yapacak bir sigorta kurumunun bulunmaması nedeniyle çoğu zaman anlaşmazlıklara ve hukuki mücadelelere dönüşmektedir.
Her iki taraf da karşı tarafın uğradığı zararın tazmin edilmesini isterse, bu durum ciddi bir anlaşmazlığa yol açacaktır ve bu sorun sonucunda mahkeme sürecinin uzun sürme ihtimali son derece yüksektir. Bu aşamada ayrıca, davayı kaybeden tarafın karşı tarafın mahkeme masraflarını da üstlenmesi söz konusudur. Bu da maddi anlamda ağır bir yük demektir.
Özellikle yaralanma ile sonuçlanan trafik kazalarında kusurlu sürücünün sigortasının bulunmamasına ek olarak tedavi masraflarını karşılayacak durumunun olmaması veya buna yanaşmaması ile ciddi mağduriyetler yaşanabilmektedir. Bu noktada ise sorun çoğunlukla ‘Güvence Hesabı’ sayesinde çözülebilmektedir. Güvence Hesabı, temelde kendi kapsamı içerisinde yer alan zorunlu sigortaların sağladığı teminatlar dahilinde, yaralanma, sakatlık veya vefat yaşayan tarafların tazminatını ödeyen bir sistemdir.
Bu amaçla, Türkiye Sigorta Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği nezdinde faaliyete geçirilen Güvence Hesabı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesi gereğince, uygun koşulların ortaya çıkması halinde uygulanabilmektedir. Bu sayede kazaya sebep olan sigortasız tarafın, diğer yaya, sürücü veya yolcuları mağdur etmesinin önüne geçilebilmektedir. Söz konusu koşullar ve Güvence Hesabı sistemine başvuru şartları ise aşağıdaki gibidir:
- Kusurlu tarafın geçerli bir trafik sigortasının bulunmaması,
- Vur-kaç kazalar gibi kusurlu tarafın tespit edilemediği kaza tiplerinin gerçekleşmiş ve bunun da yaralanma veya vefatla sonuçlanmış olması,
- Kazanın çalıntı bir araçla veya izinsiz kullanılan bir araçla gerçekleştirilmiş olması,
- Trafik sigortası yapan sigorta şirketinin çeşitli nedenlerle kapanmış veya iflas etmiş olması.
Güvence Hesabı sadece bedensel hasarlar ve fiziksel yaralanmalar için geçerli olup, araçta meydana gelen hasarların karşılanmasını kapsamamaktadır. Kusurlu olmayan tarafın trafik kazası sonucunda sakat kalması durumu gündeme geldiğinde ise veya kişi iş göremez sayılıyorsa, Güvence Hesabı ile bu kişiye maluliyet tazminatı ödemesi yapılmaktadır. Kusurlu olmayan tarafın trafik kazası sonucunda vefat ettiği durumlarda ise kişinin ailesine veya bakmakla yükümlü olduğu yakınlarına ödenecek destekten yoksun kalma tazminatı da yine bu yolla karşılanmaktadır.
Kaza Sonrasında Tazminat İçin Nasıl Başvuru Yapılır?
Trafik kazasının ardından tarafların tazminat hakkı konusu da gündeme gelmektedir. Buna göre sigorta şirketinden tazminat istenebilir. Sözleşmeye taraf olan sigorta şirketi kaza riskini üstlenmekle ve belirlenen tutardaki zararı karşılamakla yükümlüdür. Sigortalının şirketin bu yükümlülüğüne karşılık prim borcunu düzenli ödemesi gerekmektedir.
Bu nedenle sigorta şirketi kaza sonrasında üzerine düşeni yaparak sigortalıya tazminat ödeyebilir. Ancak, kusur oranları göz önünde bulundurularak maddi ve manevi açıdan talep edilen bu tazminatlar, çeşitli kanuni şartlara tabi tutulmaktadır. Haksız fiilden kaynaklı borç kapsamında değerlendirilen bu süreçte, tazminatın alınabilmesi adına dava açılması gerekmektedir.
Mahkemelerin iş yükünü düşünerek söz konusu durumlar için arabuluculuk zorunluluğu da getirilmiştir. Buna göre tazminat davalarında sonra karar arabuluculuk sistemi dahilinde verilmektedir. Bu sayede de anlaşmaya varılamaması durumunda ise dava, Asliye Hukuk Mahkemelerine taşınacaktır.
Kaza Sonrası Hukuki Süreçte Avukat Desteği Almak Neden Önemlidir?
Mağdurun haklarının etkin bir şekilde korunabilmesi için trafik kazası sonucu oluşabilecek zararların giderilmesinde hukuki süreç kilit öneme sahiptir. Bu sebeple süreçte, deneyimli bir trafik kazası avukatından danışmanlık almak faydalı olacaktır. Bu sayede tarafların hakları doğru ve efektif biçimde planlanmış bir strateji ile gözetilebilir. İlgili avukat, aynı zamanda tazminat talebinin de hızlı ve etkili bir şekilde çözüme kavuşturulmasına büyük katkı sağlayacaktır.
Hukuk dilini, yasaları ve hukuka dair tüm karmaşık süreçleri anlayan ve bunları profesyonel şekilde yönetebilen bir avukat ile çalışmak, sigorta ve kasko hakları veya tazminat miktarı gibi birçok zorlu sürecin hakkaniyetli sonuçlanması ve kaza sonrasına dair delil toplama, rapor hazırlama ve benzeri konularda hata yapılmaması adına kritiktir.
Kazadan ziyadesiyle zarar gören tarafın daha fazla yıpranmaması ve hukuki süreci hem maddi ve somut açıdan hem de psikolojik açıdan daha rahat atlatması adına yol gösterici olan bir avukat, adil bir kararın verilmesinde de etkin görev üstlenmektedir. Bu sebeple trafik kazaları sonrası adalet arama sürecinde avukat desteği almak her anlamda akılcı bir karar olacaktır.




